Arkadaşlar bu sizin katılacağnız bir hikaye olmayacak...bunu söylüyorum çünkü öle gibi görünebilir...bu normal ocakbaşı hikayelerinden biri olacak ancak çift yazar devam edecek....Ghost Of A Rose ve Estel hikayesi olarak...iii okumlaar:)
TANRILARIN Ã?FKESİ
Sarayın mermer mimarisi beni hep ürkütürdü. Soğuk ve acımasız gelirdi. Annem ölmeden önce ne düşünürdü bilemem ama bu saray yapılar kadınlara göre değildi. Yani en azından bazı şeyleri kafasına çok takan benim gibileri için. Sarayın her bir mermeri bana annemi öldürüşümü hatırlatıyordu. Elbette bunu istememiştim ama doğumumun onun için ölüm olması bana hep suçluluk duygusu vermişti. Babam bu işe fazlasıyla kızardı ama onun bunu, beni kırmamak için dile getirmediğini düşündüm hep.
şu an sarayımın, şehri tam gören balkonundan aşağı bakıyorum. Yanımda sonsuz güvenimin olduğu saray koruyucum ve hatta danışmanı"hatta dostum. RAVEN"özendiğim bir güce ve iradeye sahip bir kadın. Güzel..ama bunu fazla ön planda tutmayan, tanıdığım ilk kadın. Herhalde ona güvendiğim ve inandığım kadar kimseye inanamam daha. Ve"onun bana inandığını bilmek, hissetmek daha da mükemmel. Ben TORLEEN prensesiyim ama asla bu makam için yaratıldığıma inanmadım. Geceleri, sarayın omuzlarınıza yüklediği zorunluluklardan sıkılan ilk prensesim belki de. Balolar, davetler, eğlenceler"ama asla ciddi toplantılarda yer alamazsınız. Ölke meseleleri prensesleri alakadar etmez. Neden? Ã?ünkü siz bir kadınsınız ve sadece eğlenmeyi bilirsiniz. Bunu bir çok kez abimle konuştum. Bana hep "Bunun düşündüklerinle alakası yok. Saray kuralları vardır ve sizin endişelenmeniz gereken şeyler fazlalaşmasın isteriz hep.". Neden? Prensesler de ülke yönetmek için saraydadırlar, barış için evlendirilme amaçlı değil! İsyanlarımı en iyi Raven bilirdi. Bana hak veririmiydi hiç bilmezdim ama dinlemekten hiç sıkılmazdı.
Balkonda, yanımda Raven varken aşağıyı seyre daldığımı sonradan fark ettim. Sanırım bağrışmalar başladığında. Abim aşağıdaydı. Baş şövalye"belki babama bile ona güvendiğim gibi güvenmezdim. Güvendiğim tek erkek. O kadar yakışıklıydı ki"en sinirli olduğum anlarda bile, nasıl bakması gerektiğini bilir beni sakinleştirirdi. Aşağıda atının üzerindeydi şimdi. Bağrışlar üzerine çıkmıştı. Dik durdum ve gözlerim onda ne olduğunu anlamaya çalıştım. Ve kesinlikle"onun kendinden emin hareketlerine hayrandım. Abim benim için bir aşk, bir ömürdü. Hep onurlu, hep dik, hep içten olmasını bilmişti çünkü!
""""""""".
Askerler sanki hiç eğitim görmemiş gibiydiler. Saçma sapan bir sebepten ötürü panikteydiler. Askerlerden birini yanıma çağırdım. Sesim otoriter ve sert çıkıyordu. Bu kendilerini dizginlemelerini sağlıyordu.
"Ne oldu?"
"şehrin en büyük hanı yanıyor efendim."
"Lanet olası bir yangın yüzünden mi tüm askerler dağıldı?"
Atımı şaha kaldırdım ve bağırabildiğim en yüksek sesle bağırdım. Bu sırada atımın hareketiyle de, tüm askerler dona kalmıştı. Atım yeniden toprağa ayaklarının dördü üzerinde basınca bağırmaya devam ettim.
"Hepiniz yerinize. Sadece söylediğim grup olay yerine gidecek ve kontrolü ele alacak. Hatırlatırım baylar"sizler saray askerisiniz ve bir yangın yüzünden dağılırsanız, savaş anında ne olacağını tahmin edemezsiniz. Herkes kendine çeki düzen versin"ve Marny?""
"Evet efendim?"
"Yanına dört adam al ve git öğren bakalım neymiş bu yangın işi."
"Emredersiniz efendim."
Marny"nin dört adamı alıp ilerlediğini gördüm"en iyi adamlarımdandı ve en sakin olanlarından"evet..kesinlikle sakin askere ihtiyacım vardı. Sakin ve cesur!
TANRILARIN ÖFKESİ
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
TANRILARIN ÖFKESİ
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
...
Damarlarımda azıcık bile soylu kanı olmamasına karşın doğduğum andan itibaren bu kudretli yapının içinde yaşamaya başladım.Nesillerdir bana ve ailemin diğer üyelerine hayatımıza burada başladığımız ve burası için son vereceğimiz öğretilmişti.Biz kral ve ailesinin güvenliğinden sorumlu bi aileydik,asil dedelerim ve onların kudretli eşleri ülke var oldu var olalı kraliyet ailesini korumuştu ,işte şimdi ben ve babamda bu görevdeydik bir kaç yıl öncesine kadar abim niles da bizimleydi ancak krala düzenlenen bi suikast girişiminde kendini çekinmeden kralın önüne atmış ve görevi için yirmibeş yıllık kısacık hayatını sonlandırmıştı...babam hep bir asker için fazlaca yaşadığını ve ülkesi için ölen her kahraman gibi onunda hak ettiği yerde bizi beklediğini söylerdi.Abimin ölümünden sonra babam kralın güvenliğini kendi eline aldı ve ordu komutanlığını prens lenes'e bıraktı, bana ise torleenin güzel prensesi zefrayı korumak düşmüştü, aslında bu benim için bi yükümlülük sayılmazdı zefrayla beraber büyümüştük o da neticede benim kardeşim gibiydi büyük bir aile gibiydik yani (babam her ne kadar böyle görmeme karşıçıksada saygıdeğer kralı böyle görmesemde ,zefra benim için böyleydi) Benim gibi Zefranında bi abisi vardı prens Lenes ama maalesef onu kaybettiğim abim gibi görmeyi hiçbir zaman başaramadım buna neden olan elbette o değildi sadece içimde onu gördüğüm zaman oluşan saçma bi takım duygular zorluyodu beni buna , ondan uzaklaşmamı ona sert davranmamı sağlayan duygular...ona da diğer erkeklere gösterdiğim simsiyah paslanmış zırhımı gösteriyor , bu zırh sayesinde zefrayı korumaya devam edebiliyordum..ama elimde olmadan zırhın düştüğü anlarda oluyordu ve işte bu gün yaşadığım böyle bişeydi...
zefra ile balkonda güzelim torleen'in her zamanki ışıltılı sokaklarına ve tanrıların öfkesinin ötesine dalıp giderken sarayın alt sokaklarından bağrışmların geldiğini duymuş ve ikimizde yerimizden doğrulup balkonun ucuna kadar hızlıca ilerlemiştik; aşağıda korkunç bi panik yaşanıyordu,balkondan duyduğum kadarıyla şehrin üst kısımlarında bir han yanıyordu ve askerler hala disipline edilememişti,biz tam bunları izlerken sarayın kapıları açıldı ve prens Lenes dışarı çıktı o kadar gururlu ve asil görünüyorduki emir vermesine bile gerek olmadan pek çok asker yatışmış ve belli bi düzene girmeye başlamıştı...işte tam ben ona bakarken balkona doğru döndü ve bi kaç dakikalığına göz göze kaldık belki sadece tesadüftü belki de ona baktığımı hissetmişti o an tek bildiğim zırhımın bi anda üstümden düşmüş olduğuydu ve bunu anlar anlamaz çok geç olduğunu fark ettim Zefra yanımdan hızla geçen bi okla omzundan vurulmuştu hemen onu yakaladım ve içeri taşıdım...o an yaptığım tek şey dikkatsizliğime lanet etmekti...
zefra ile balkonda güzelim torleen'in her zamanki ışıltılı sokaklarına ve tanrıların öfkesinin ötesine dalıp giderken sarayın alt sokaklarından bağrışmların geldiğini duymuş ve ikimizde yerimizden doğrulup balkonun ucuna kadar hızlıca ilerlemiştik; aşağıda korkunç bi panik yaşanıyordu,balkondan duyduğum kadarıyla şehrin üst kısımlarında bir han yanıyordu ve askerler hala disipline edilememişti,biz tam bunları izlerken sarayın kapıları açıldı ve prens Lenes dışarı çıktı o kadar gururlu ve asil görünüyorduki emir vermesine bile gerek olmadan pek çok asker yatışmış ve belli bi düzene girmeye başlamıştı...işte tam ben ona bakarken balkona doğru döndü ve bi kaç dakikalığına göz göze kaldık belki sadece tesadüftü belki de ona baktığımı hissetmişti o an tek bildiğim zırhımın bi anda üstümden düşmüş olduğuydu ve bunu anlar anlamaz çok geç olduğunu fark ettim Zefra yanımdan hızla geçen bi okla omzundan vurulmuştu hemen onu yakaladım ve içeri taşıdım...o an yaptığım tek şey dikkatsizliğime lanet etmekti...
Needed elsewhere
To remind us of the shortness of your time
Tears laid for them
Tears of love tears of fear
Bury my dreams dig up my sorrows
Oh Lord why
The angels fall first?
To remind us of the shortness of your time
Tears laid for them
Tears of love tears of fear
Bury my dreams dig up my sorrows
Oh Lord why
The angels fall first?
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
