ADALETİN,ÖLÖMÖN ve SAVAşIN TAPINAğI(TANRI:OREN
theodorus lichin dediklerine biraz inanmıs gibiydi fakat lich e de pek inanmak istemiordu. yeminerin gözlerinde ki bosluga baktıkca ondan biraz biraz süphelenmeyi baslamıstı. ama yeminer in ona ne yapıcagını ona zaman gösterecekti. yeminer in dediklerini ve onun bilgeliginden faydalanmayı kabul etti. böylece eskisinden daha da cok bilge ve guclu olucaktı. fakat aniden aklına bir sey geldi ve bunu düsündükce korkuyordu. icinden "peki ya bunların bedeli. oo benden ne alıcaktı." theodorus aniden cewabını kendisi buldu fakat bunu söylemek istemiyordu. ama icindeki ses sürekli ona "RUHUNU" diyordu.
Elf kaotik büyücü kaosun savaşın ölümün tapınağının önünde durdu burada kendini çeken garip bir duygu vardı.Ağır kapıları açtı ve içeri girdi.Burada ardığı huzuru bulmuştu kendini evi gibi saydığı ormanlarda gibi hissetti.Gözleri baş rahibi aramaya başladı fakat bulamadı.Rahibi bulamadığında rahibi beklemye karar verdi
No one hears him cry so he turns to evil...
- Drizzt_Dourden
- Kullanıcı

- Posts: 259
- Joined: Tue Feb 10, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
ölüm sovalyesi kapıdan giren bu silülete dogru döndü...sınavsız iceri nasıl girdi bu diye düsündü...Lord Oren olmadan tapınaklarına öyle her isteyen girebilcekmiydi??
Lord Oren yanlarında olmasa bile müritleri olarak onun getirdigi inanci ve tapınagı her ne olursa olsun savunmak durumundaydılar...
ölüm sovalyesi elfe dogru etrafına yaydıgı sogukluk ve korkuyla yurudu...
"Kendinizi tanıtmanızı ve buraya neden geldiginizi sormak durumundayım elf beyi..."
Lord Oren yanlarında olmasa bile müritleri olarak onun getirdigi inanci ve tapınagı her ne olursa olsun savunmak durumundaydılar...
ölüm sovalyesi elfe dogru etrafına yaydıgı sogukluk ve korkuyla yurudu...
"Kendinizi tanıtmanızı ve buraya neden geldiginizi sormak durumundayım elf beyi..."
Caradoc The DeathKnight
"Lord oren diyarlardan gitti..." diye geldi başrahibin sesi, tapınağa yeni gelmiş calis ve orda bulunan ölüm şövalyesine doğru ilerlerken...
"Başrahip ve vekili olarak diyarlarda onun inanışını sürdürmekle yükümlü olan benim. Bu inanışa sadık bir büyücü olarak tapınağa hizmet etmek istiyor musun?..."
"Başrahip ve vekili olarak diyarlarda onun inanışını sürdürmekle yükümlü olan benim. Bu inanışa sadık bir büyücü olarak tapınağa hizmet etmek istiyor musun?..."
War, war never changes...
Yeminer ThoeDorus un yüzüne baktı... TheoDorus sanki düşünceleri okunuyor gibi hissetmişti. Yeminer çoğu insanda da olduğu gibi bu kişide de aynı korkunun ortaya çıktığını anlamıştı...
"Anlayışla büyücünün yüzüne baktı.... Ölümlü bir vücuda ihtiyacım yok büyücü" gerekirse onu yapacak kudretim de var ama buna hiç ihtiyaç duymadım o yüzden bu konuda korkmana gerek yok."
"Anlayışla büyücünün yüzüne baktı.... Ölümlü bir vücuda ihtiyacım yok büyücü" gerekirse onu yapacak kudretim de var ama buna hiç ihtiyaç duymadım o yüzden bu konuda korkmana gerek yok."
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Palisdan tapınakta geçirdiği zamanda biraz fazla uzun bir süre sessiz kaldığını düşündü ve lafa girmeye karar verdi: "Merhaba size yaklaşan On Kasaba savaşı ile ilgili bir öneri getirmeye geldim. Size On Kasaba'nın içinde kaos ve karmaşayı doruklara çıkartacak, ölümlerin peşisıra gelmesini sağlayacak ve savunmacı ordunun direnişini büyük oranda kıracak bir önerim var. Eğer ilgilenirseniz." dedi ve karşısındakine bu mantıklı öneriyi düşünmesi, cevap vermesi için zaman tanıdı.
Taşlar unutana dek...
başrahip, tapınağın korunması gerektiğinin farkındaydı. Lordunun yokluğunu fırsat bilen akbabalar tapınağa saldıracak kadar cüretkar olabilirlerdi. Bu yüzden, Palisdan ve calis'dan izin isteyerek hızlıca tapınağın giriş kapısına doğru ilerledi.
başrahip, lordunun diyardan çekilişinin ardından içine düştüğü boşluğa rağmen imanını kaybetmemeye and içmişti. Bu inanışı sürdürecek ve lordu döndüğünde en şanlı zaferleri onun önderliğinde elde edecekti. Hem ne demişti lordu?
şimdi bile, tanrısı bu diyarda değilken bile onunla bir bağ kurmayı başarabilmişti. Eskisi gibi kuvvetli bir bağ değildi bu. Aslında git-gel bir bağ demek daha doğruydu bu bağa. Bazen tanrısının varlığını sanki yanıbaşındaymışçasına hissediyor, bazen ise tanrısı kaos düzleminin en derin çukurlarındaymışçasına uzakta hissediyordu. Korktuğu başına gelmemişti başrahibin. Tanrısı bu diyarlarda değildi artık; ama imanlı başrahibe inancı koruması için hala güç veriyordu. Lord oren'in inancı korunmalıydı!
"GELİN! gelin ve Lord oren'in gücünün ufak bir yansımasına tanık olun."
Sözlerini bitirir bitirmez, başrahip, yüksek sesle bir dua okumaya başladı. Sesi giderek yükselirken, okumakta olduğu duanın sözleri kulakları sağır edecek bir kakofoniye dönüştü. Duasının sesi yükseldikçe, tapınağın
üstünde kalan alanda cehennemlerin en derin çukurlarındakinden de koyu bir karanlık toplanıyordu. Rahip duasını bitirdi ve giriş kapısının başında durdu. Yeniden bir duaya başlamıştı. Bu duanın topladığı negatif enerji o kadar güçlüydü ki yakında bulunan herhangi bir canlının tüylerini diken diken etmeye ve ölümün buz gibi nefesini hissetmesine yeter de artardı bile. Rahip duasını tamamladığında, kapının sol tarafında bu kapının, kaosun, ölümün ve savaşın tapınağının giriş kapısının yeni muhafızlarının ilki duruyordu. Geceden daha karanlık, hayaletimsi bir varlık, huzursuz bir ruh...yaşayan her şeye ve ışığa karşı sonsuz bir nefreti olan bir ölmeyen(undead). Ve mükemmel bir muhafız. burock her ne kadar ölmeyenlerden hoşlanmasa da, onların muhafızlık konusunda ne kadar iyi olduklarını biliyordu. Başrahip, aynı duayı tekrarlayarak tapınağın sağ tarafına da bir muhafız bıraktı. Kapının yeni muhafızlarını şöyle bir süzdü ve iyi bir iş çıkardığını düşündü.
"Lord oren'in dönüşüne kadar tapınağı korunacak ve içeri izinsiz girmeye çalışanlar kesin ölümü tadacaklar. Bu,böyle biline!"
Böylece iki ölmeyen muhafız, ebedi görevlerine atandılar. Başrahip arkasını dönüp tapınağın içine doğru ilerlemeye başladığında tapınağın gölgelerinin vücut bulup tehditkar bir şekilde devriye gezmekte olduğunu gördüğünde şaşırmadı. Ne de olsa lord oren ölümün tanrısıydı...
başrahip, lordunun diyardan çekilişinin ardından içine düştüğü boşluğa rağmen imanını kaybetmemeye and içmişti. Bu inanışı sürdürecek ve lordu döndüğünde en şanlı zaferleri onun önderliğinde elde edecekti. Hem ne demişti lordu?
Oren_Dautry wrote:GERİ DÃ?NECEğİM.......
şimdi bile, tanrısı bu diyarda değilken bile onunla bir bağ kurmayı başarabilmişti. Eskisi gibi kuvvetli bir bağ değildi bu. Aslında git-gel bir bağ demek daha doğruydu bu bağa. Bazen tanrısının varlığını sanki yanıbaşındaymışçasına hissediyor, bazen ise tanrısı kaos düzleminin en derin çukurlarındaymışçasına uzakta hissediyordu. Korktuğu başına gelmemişti başrahibin. Tanrısı bu diyarlarda değildi artık; ama imanlı başrahibe inancı koruması için hala güç veriyordu. Lord oren'in inancı korunmalıydı!
"GELİN! gelin ve Lord oren'in gücünün ufak bir yansımasına tanık olun."
Sözlerini bitirir bitirmez, başrahip, yüksek sesle bir dua okumaya başladı. Sesi giderek yükselirken, okumakta olduğu duanın sözleri kulakları sağır edecek bir kakofoniye dönüştü. Duasının sesi yükseldikçe, tapınağın
üstünde kalan alanda cehennemlerin en derin çukurlarındakinden de koyu bir karanlık toplanıyordu. Rahip duasını bitirdi ve giriş kapısının başında durdu. Yeniden bir duaya başlamıştı. Bu duanın topladığı negatif enerji o kadar güçlüydü ki yakında bulunan herhangi bir canlının tüylerini diken diken etmeye ve ölümün buz gibi nefesini hissetmesine yeter de artardı bile. Rahip duasını tamamladığında, kapının sol tarafında bu kapının, kaosun, ölümün ve savaşın tapınağının giriş kapısının yeni muhafızlarının ilki duruyordu. Geceden daha karanlık, hayaletimsi bir varlık, huzursuz bir ruh...yaşayan her şeye ve ışığa karşı sonsuz bir nefreti olan bir ölmeyen(undead). Ve mükemmel bir muhafız. burock her ne kadar ölmeyenlerden hoşlanmasa da, onların muhafızlık konusunda ne kadar iyi olduklarını biliyordu. Başrahip, aynı duayı tekrarlayarak tapınağın sağ tarafına da bir muhafız bıraktı. Kapının yeni muhafızlarını şöyle bir süzdü ve iyi bir iş çıkardığını düşündü.
"Lord oren'in dönüşüne kadar tapınağı korunacak ve içeri izinsiz girmeye çalışanlar kesin ölümü tadacaklar. Bu,böyle biline!"
Böylece iki ölmeyen muhafız, ebedi görevlerine atandılar. Başrahip arkasını dönüp tapınağın içine doğru ilerlemeye başladığında tapınağın gölgelerinin vücut bulup tehditkar bir şekilde devriye gezmekte olduğunu gördüğünde şaşırmadı. Ne de olsa lord oren ölümün tanrısıydı...
Last edited by burock on Mon Jun 07, 2004 10:21 pm, edited 1 time in total.
War, war never changes...
"Anlaştığımıza sevindim TheoDorus" dedi Yeminer, sesi her zamanki gibi buz gibi soğuktu...
"Labaratuvarımda çalışabilirsin.." ve Yeminer biraz daha düşündükten sonra ekledi...
"Hatta yaptığım deneylerde bile işime yarayabilirisin" dedi Yeminer.. Bu son sözünü söylerken deneylerin içeriği hakkında hiçbir imada bulunmamıştı ama bunların tamamen karanlığa hizmet eden büyüler olacağı ve en ufak bir hata bile kabul etmeyen kudretli büyülerden olacağı açıktı...
"Diyarlardaki büyü gücü artmalı TheoDorus" dedi Yeminer düşünceli bir şekilde.. Yeminer'in göz deliklerinin rengi bir anda deniz mavisinden çimen yeşiline daha sonra da Cehennem kızılına döndü. Göz çukurları kor gibi olmuş Yeminer'in azap çeken kudretli ruhunun binlerce yıldır sahip olduğu ihtirası dışa vuruyordu. TheoDorus bu görüntü karşısında kayıtsız kalamıyordu fakat kesinlikle yerinden hareket etmedi, öğrenmeliydi, bilmeliydi...
"Burada kalacaksın TheoDorus ve büyü gücünün kuvvetlenmesine yardım edeceksin..." dedi Yeminer, sesi her ölümlünün olduğu gibi TheoDorus'un da kanını donduruyordu, kadim lich şimdi sanki çok daha heybetli görünüyordu aynı zamanda amansızca ölüm vadediyordu...
"Ã?dülün aklının bile sınırlarını zorlayabilir ama bağlılığının ve azminin de en az bunun kadar büyük olması gerekir."
Ve işte bu söz TheoDorus'aydı. Direek olarak ona bakıyordu artık kırmızıdan gözlerini kör edecek kadar beyaza dönmüş iki alev parçası.. Bu alev parçaları ona ölümü ve aynı zamanda aklının alamayacağı kadar büyük bir kazancı müzdeliyordu adeta... TheoDorus istemeden gerşye doğru birkaç adım attı, benliğini kaçmama konusunda zorluyordu, kaçmamalı ve kazanmalıydı ama Lich'in bahsettiği şeyleri yapmazsa kendisine neler vadettiğini düşündü ve korktu...
Yeminer'in kafasında şekillenen olaylar artık yerine oturuyordu, TheoDorus aklına çok tehlikeli ve aynı zamanda ödülü gerçekten inanılmaz olabilecek fikirler getirmişti. Bir yandaşının başaramadığını o başaracaktı. O zamanlar bu kadar güçlü değildi ama şimdi kudreti çok daha fazlasını istemesine sebep oluyordu...
Yeminer'in ilüzyonu tapınakta TheoDorus'un karşısında dururken gerçek Yeminer diyarların merkezinin çok yakınındaki labaratuvarında ihtirastan kavruluyor, labaratuvarın duvarları yeminer'in acı çığlıkları ve kendinden geçmiş şekilde yaptığı büyülerle kavruluyordu. Yeminer neredeyse kendisini yok edebilecek bir güç patlamasının içerisindeydi ama buna değecekti... Sonunda işareti almıştı, Kaosun ve Ölümün tanrısını şimdi daha iyi anlıyordu... Belki de onun bile bilemeyeceği kadar iyi... Ve yeminer mesajını almıştı. Yeminer tekrar sakinleştiğinde labaratuvarı tamamen yerle bir olmuştu ama bu önemsiz meseleyi hemen aklından çıkardı.. Yaplıması gerekenler vardı...
Bu arada Yeminer'in kopyasının karşısında duran TheoDorus kendisinin orada kalmasının sebebini anlayamamış olsa da hala yerindeydi. Bunun sebebi acaba korkudan hareketsiz mi kaldığı içindi anlayamadı ama hala oradaydı... Yeminer'in asıl suretinin sadece yüde biri kadarını dahi görmüş olsa da TheoDorus dehşete kapılmıştı ama şimdi tekrar eski mavi göz çukurlarına bakıyordu...
"Büyü güçlenmeli TheoDorus" dedi yeminer ve kısa bir aradan sonra büyülü ses daha alçak bir şekilde kendisini yeniledi
"büyü güçlenmeli..." ve ekledi "ve sen bu konuda bana yardım mı etmek istiyorsun TheoDorus... sen ve başkaları... evet neden olmasın..." ve Lich sustu.. TheoDorus'a bakıyordu ölümden uzak ama ölümün ta kendisi olan gözler
"Labaratuvarımda çalışabilirsin.." ve Yeminer biraz daha düşündükten sonra ekledi...
"Hatta yaptığım deneylerde bile işime yarayabilirisin" dedi Yeminer.. Bu son sözünü söylerken deneylerin içeriği hakkında hiçbir imada bulunmamıştı ama bunların tamamen karanlığa hizmet eden büyüler olacağı ve en ufak bir hata bile kabul etmeyen kudretli büyülerden olacağı açıktı...
"Diyarlardaki büyü gücü artmalı TheoDorus" dedi Yeminer düşünceli bir şekilde.. Yeminer'in göz deliklerinin rengi bir anda deniz mavisinden çimen yeşiline daha sonra da Cehennem kızılına döndü. Göz çukurları kor gibi olmuş Yeminer'in azap çeken kudretli ruhunun binlerce yıldır sahip olduğu ihtirası dışa vuruyordu. TheoDorus bu görüntü karşısında kayıtsız kalamıyordu fakat kesinlikle yerinden hareket etmedi, öğrenmeliydi, bilmeliydi...
"Burada kalacaksın TheoDorus ve büyü gücünün kuvvetlenmesine yardım edeceksin..." dedi Yeminer, sesi her ölümlünün olduğu gibi TheoDorus'un da kanını donduruyordu, kadim lich şimdi sanki çok daha heybetli görünüyordu aynı zamanda amansızca ölüm vadediyordu...
"Ã?dülün aklının bile sınırlarını zorlayabilir ama bağlılığının ve azminin de en az bunun kadar büyük olması gerekir."
Ve işte bu söz TheoDorus'aydı. Direek olarak ona bakıyordu artık kırmızıdan gözlerini kör edecek kadar beyaza dönmüş iki alev parçası.. Bu alev parçaları ona ölümü ve aynı zamanda aklının alamayacağı kadar büyük bir kazancı müzdeliyordu adeta... TheoDorus istemeden gerşye doğru birkaç adım attı, benliğini kaçmama konusunda zorluyordu, kaçmamalı ve kazanmalıydı ama Lich'in bahsettiği şeyleri yapmazsa kendisine neler vadettiğini düşündü ve korktu...
Yeminer'in kafasında şekillenen olaylar artık yerine oturuyordu, TheoDorus aklına çok tehlikeli ve aynı zamanda ödülü gerçekten inanılmaz olabilecek fikirler getirmişti. Bir yandaşının başaramadığını o başaracaktı. O zamanlar bu kadar güçlü değildi ama şimdi kudreti çok daha fazlasını istemesine sebep oluyordu...
Yeminer'in ilüzyonu tapınakta TheoDorus'un karşısında dururken gerçek Yeminer diyarların merkezinin çok yakınındaki labaratuvarında ihtirastan kavruluyor, labaratuvarın duvarları yeminer'in acı çığlıkları ve kendinden geçmiş şekilde yaptığı büyülerle kavruluyordu. Yeminer neredeyse kendisini yok edebilecek bir güç patlamasının içerisindeydi ama buna değecekti... Sonunda işareti almıştı, Kaosun ve Ölümün tanrısını şimdi daha iyi anlıyordu... Belki de onun bile bilemeyeceği kadar iyi... Ve yeminer mesajını almıştı. Yeminer tekrar sakinleştiğinde labaratuvarı tamamen yerle bir olmuştu ama bu önemsiz meseleyi hemen aklından çıkardı.. Yaplıması gerekenler vardı...
Bu arada Yeminer'in kopyasının karşısında duran TheoDorus kendisinin orada kalmasının sebebini anlayamamış olsa da hala yerindeydi. Bunun sebebi acaba korkudan hareketsiz mi kaldığı içindi anlayamadı ama hala oradaydı... Yeminer'in asıl suretinin sadece yüde biri kadarını dahi görmüş olsa da TheoDorus dehşete kapılmıştı ama şimdi tekrar eski mavi göz çukurlarına bakıyordu...
"Büyü güçlenmeli TheoDorus" dedi yeminer ve kısa bir aradan sonra büyülü ses daha alçak bir şekilde kendisini yeniledi
"büyü güçlenmeli..." ve ekledi "ve sen bu konuda bana yardım mı etmek istiyorsun TheoDorus... sen ve başkaları... evet neden olmasın..." ve Lich sustu.. TheoDorus'a bakıyordu ölümden uzak ama ölümün ta kendisi olan gözler
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
- Drizzt_Dourden
- Kullanıcı

- Posts: 259
- Joined: Tue Feb 10, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest