Puslu bir akşam üstünde, güneşi yolcu ederken dağların ardındaki evine yürüyorsun köhne bir sokağın yeni doğmuş gölgelerinde.gözlerinde korku asmışken kendini bakıyorsun her bir karanlığa.ürperiyorsun...
Gecenin sesleri hoplatırken yüreğini bir kabusa dönüyor adımların.nereye gittiğinden bile habersiz akıyorsun yollarda.
Hiç düşünmüyorsun bile, nereye kayboldu bu sokağın insanları?ya bu sis ne zaman sardı ayaklarını ?nerden geldin nereye gidiyorsun?umurun da mı ki?
Sanmıyorum...
Gecenin karanlık gözleri aydınlatırken seni korkmaya başlıyor titriyorsun.adımların saatlerle yaşlanmış gibi ağır , aksak.oysa daha on dakikayı geçmemişti.haklısın zaman seni unutmuş ve korkmalısın.bu sokak ,bu sisli karanlık yüz yılların lanetine örtünmüş üzerine uzanıyorken kendinden geçmiş sessiz bir çağrıya sürünüyorsun belki de.seni çeken ne bilmiyorum ama ilk değil son değilsin,biliyorum...
İlerliyor durmuyorsun,korkuyor anlamıyorsun .gölgeler boşlukları doldurup, geceyi örtünmüşken başlıyor üzerine karanlığın elleri damlamaya.yaklaşıyorsun sokağın çıkmazındaki eve.üzerindeki karanlık yoğunlaşırken etrafında, yavaşlıyorsun gittikçe.ellerin ayakların senin değil artık,kulakların duymuyor karanlıktan başka.lanet sinerken üzerine karabasan gibi, uyanıyorsun rüyalarından. bağırmaya çalışıyor kasılıyorsun.boş yere...vücudun senin değil artık .sesin çok uzaklardan bir yankı sadece.ruhunsa delirmiş kaçmak için parçalıyorken vücudunu kabulleniyorsun anlayamadığın ölümünü.vücudun şişip damarların patlıyor,her yerinden kanlar fışkırıyor.vücudunun içinde hapsettiğin ruhun çıldırmış duvarlarını yumruklarken derilerin yırtılıp etlerin dökülmeye başlıyor.zihnin ne kadar kabullense de ölümü vücudun hapsetmiş ruhunu.artık sen yoksun... zihnin ölüp ruhun çıkmak için çabalarken vücudundan,sisler yükseliyor taşların kalbinden,sokağın ruhundan.ruhun hapsedilmiş cesedinde ;haykırıyor duyulmuyorken.
Esen rüzgarla savrulmaz iken sislerin gölgeleri,şekilleniyor cesedinin başında .kadim bir lanetin yüzsüz gölgeleri üşüşmüş cesedine çığlıklar atarken görüyorum şekillenen gölgenin karanlıklarını bu uzak penceremden.karanlıklar perdeler gibi inerken ölümlülerin gözlerine kapıyorum bende penceremin perdelerini gözlerim gibi.sokağın başındaki evimin pencerelerinden süzüyordur beklide mumlarımın ışıkları kendi sıramı beklerken.hıh"
Dedim ya ilk değil son değildin sen ve kim bilir bu lanetli sokağın kaçıncı kurbanıydın aynı dizeleri döktürdüğüm.ve ben bu lanetin kaçıncı dirilişini izlemişimdir saymıyorum.düşünüyorum, acaba senin gibiler mi lanete kurban gidiyor bu sokakta yoksa ben miyim lanetin kurbanı ,lanetin tarihini tutmaya mecbur"
Lanet
Lanet
kaçacak yer yok, yaratılmışsın bir kere...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
