Saygılarımla...Bütün bu olanlar geçmişin bir açıklaması mıydı, yoksa geleceğin göstergesi mi? Kafası karışmıştı ve imgelemden sonra bunu düşünecek kadar ayık değildi...
Emrahab'ın dediklerini dinledikten sonra böcayının yüzü neredeyse tehditkar bir ifade almıştı. Emrahab'ın eli bir süre havada kaldı, belki de vazgeçmek gerekir, diye düşünmeye başladığı sırada sarı tüylü bir et yığını elini kavradı. "Ben Ezakiel. Birazdan nehirin içine girip karanlığın içine yürüyeceğim. Eğer sen bana güvenip gerçekleri söylüyorsan, ben de sana gerçekleri söyleyeceğim..."
"Buraya keyfimden ya da bu her ne ise bunu keşfetmek için gelmedim. Ã?atlak kazan'ın önündeyken eski bir arkadaşım olan elf rahibenin tekinsiz zibidilerle beraber buraya geldiklerini gördüm... Ben tekinsiz zibidileri hiç sevmem..."
Böcayı sırıtarak konuşurken adamın elini hala bırakmıyordu. " Tam olarak buralarda neler olduğunu bilmiyorum. Onu araştıracağım fakat şimdiye kadar keskin bir KADER kokusu aldığımı söyleyebilirim... Bunu hissetmemek için aptal olmak gerek..." kendi kendine mırıldanır gibi devam etti; "okçu elfle karşılaşmam, handakilerin dışarı fırlaması, senin karşıma çıkman... Bunlar tesadüf değil..."
Tekrar adamın burada olduğunu hatırlamış gibi silkinerek sırıttı; " Heh, kendini gizlemeye çalışma... Ben senin deli olduğunu biliyorum... Bir de dürüst olacağım diyorsun... Hahahahaha!
Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Türklider...
Han tamamen yıkılmış bir vaziyetteydi, içeride ne olduğu artık kimsenin ilgi alanına girmiyor olacakki yavaş yavaş ayrılmaya başlamışlardı. Bir an ne yapması gerektiğini düşündü ve olduğu yerden yavaş adımlarla han kapısından geriye ne kaldıysa oradan dışarı çıktı. Bakışları siyah cübbelinin gittiği yöne kaymıştı, artık tamamen biliyordu , bir şekilde büyücüğle yola çıkanlara yardım edecekti . Rüyasındaki beyaz ayı bunu kastetmiş olmalıydı. Aklına yarı ork Kharon geldi. Artık ölmeyendi ve tamamen yer değiştirmiş olarak geri dönmüştü. Omzunda hala bir yara vardı ama şimdi bu sorunla uğraşacak durumda değildi. Elindeki değneğine ağırlığını vererekte olsa handan çıkan siyah cübbeli büyücüğü takip etmeye başladı...
Kharon konuşmasını bitirdikten sonra, elflerin böyle bir tepki vermesini garipsemişti. Ama onlara eskisi gibi bakamıyordu. şu an tek umursadığı şey Büyücüydü, ortak kaderi Kharonu ona götürüyordu...
Dışarı çıkıp Brenne'nin yanına giderek:
"Seninle gelmek istiyorum büyücü, bu lanetten kurtulmam lazım, sana yardım edebilmek için ne gerekiyorsa yaparım..." bu sözleri adeta gürleyerek yayıldı. Ama kimseyi korkutmaya ne niyeti nede ihtiyacı vardı. Görüntüsü bunu fazlasıyla karşılıyordu.
Büyücünün cevabını beklerken arkasına dönerek barbar kadına bir bakış attı. Sanki onu korumakla görevli gibi hissetti kendini, başına birşey gelmesini istemiyordu....
Sonra büyücünün kulağına eğilerek fısıldadı:
"KÃ?TÃ?LÃ?K VE KARANLIK HEP BİZİM YANIMIZDA!..."
Dışarı çıkıp Brenne'nin yanına giderek:
"Seninle gelmek istiyorum büyücü, bu lanetten kurtulmam lazım, sana yardım edebilmek için ne gerekiyorsa yaparım..." bu sözleri adeta gürleyerek yayıldı. Ama kimseyi korkutmaya ne niyeti nede ihtiyacı vardı. Görüntüsü bunu fazlasıyla karşılıyordu.
Büyücünün cevabını beklerken arkasına dönerek barbar kadına bir bakış attı. Sanki onu korumakla görevli gibi hissetti kendini, başına birşey gelmesini istemiyordu....
Sonra büyücünün kulağına eğilerek fısıldadı:
"KÃ?TÃ?LÃ?K VE KARANLIK HEP BİZİM YANIMIZDA!..."
Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ölmeyen olduktan sonra Kharon kendini herzamankinden farklı hissediyordu. Sanki hiç yaşamamış, bir hayatı olmamış gibiydi. Düşünceleri zaman geçtikçe dahada değişiyordu....
Karnlık ve kötülük sanki onu çağırıyordu. Bu lanet!... Kötü mü oldu iyimi ayıramıyordu fakat kendini eskisinden çok daha iyi hissediyordu.
Bu ise onu Brenneye daha çok bağlıyordu. Melkortr'a ise her geçen saniye daha çok öfkeleniyordu.
Onu korumadığı yani verdiği sözü tutmadığı için...
Karnlık ve kötülük sanki onu çağırıyordu. Bu lanet!... Kötü mü oldu iyimi ayıramıyordu fakat kendini eskisinden çok daha iyi hissediyordu.
Bu ise onu Brenneye daha çok bağlıyordu. Melkortr'a ise her geçen saniye daha çok öfkeleniyordu.
Onu korumadığı yani verdiği sözü tutmadığı için...
Ölümle başlar yeni hayatın,
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Ve elbet 2 sikke verip binersin kayığıma,
seni cennete yada cehenneme götürecek,
sadece benim unutma....
Brenne nin bu yolculukta isteyeceği en son şey bir orktu.Hele bir de ölemeyen bir ork tamamiyle dayanılmaz olurdu.Andero dan izin istedi ve hafifçe gruptan ayrıldı.Ölemeyene döndü.
-Sen artık bir yaşayan değilsin,yakında acılar içindeki bu ruhun sonsuz bir huzur bulacak.Sana olanlar bir lanet değil bir hediyedir.Uzaklara değil kendi içine bak,orada bulacağın o siyah çiçek senin hediyendir.O intikam duygusu yaşayanlara karşı olan nefretindir.Yakında pek yakında efendi bu diyara gelince hüküm bizde olacak o zaman hepimiz hakettiğimizi alacağız.şimdi içindeki yaşayanlara karşı olan nefreti takip et ve seni bu duruma düşürenleri düşün.
Brenne bu sırada yavaşça kafasını kaldırdı,buz mavisi gözlerinde hiç bir canlılık belirtisi yoktu,artık vücudu bu hediyenin son günlerini yaşamıştı.Hatta nefes bile almıyordu.Ölemeyen bunu gördüğünde yüzünde bir şaşkınlık belirdi.Artık ortak kaderi paylaştıklarını biliyordu.Daha doğrusu ork bunun ortak bir kader olduğunu sanıyordu.
Brenne yavaşça döndü ve hanı gösterdi sadece o tarafa bakarak.
-Baban şu anda hepimiz için çok tehlikeli.İstersen sana bahşedilen bu hediyeyi onunla da paylaşabilirsin.Böylece o da artık bizimle olur sonsuza kadar.Yapman gerekeni biliyorsun!şimdi git ve ona hediyesini ver.
-Sen artık bir yaşayan değilsin,yakında acılar içindeki bu ruhun sonsuz bir huzur bulacak.Sana olanlar bir lanet değil bir hediyedir.Uzaklara değil kendi içine bak,orada bulacağın o siyah çiçek senin hediyendir.O intikam duygusu yaşayanlara karşı olan nefretindir.Yakında pek yakında efendi bu diyara gelince hüküm bizde olacak o zaman hepimiz hakettiğimizi alacağız.şimdi içindeki yaşayanlara karşı olan nefreti takip et ve seni bu duruma düşürenleri düşün.
Brenne bu sırada yavaşça kafasını kaldırdı,buz mavisi gözlerinde hiç bir canlılık belirtisi yoktu,artık vücudu bu hediyenin son günlerini yaşamıştı.Hatta nefes bile almıyordu.Ölemeyen bunu gördüğünde yüzünde bir şaşkınlık belirdi.Artık ortak kaderi paylaştıklarını biliyordu.Daha doğrusu ork bunun ortak bir kader olduğunu sanıyordu.
Brenne yavaşça döndü ve hanı gösterdi sadece o tarafa bakarak.
-Baban şu anda hepimiz için çok tehlikeli.İstersen sana bahşedilen bu hediyeyi onunla da paylaşabilirsin.Böylece o da artık bizimle olur sonsuza kadar.Yapman gerekeni biliyorsun!şimdi git ve ona hediyesini ver.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
"Hmm...demek deli olduğuma iyice ikna oldun Ezakiel." Hafifçe tebessüm etti. "O senin bileceğin iş açıkcası ben seni ikna etmek için fazlaca çaba göstermeyeceğim. Bütün bu karşılaşmaların demek KADER olduğuna inanıyorsun. Ben ise sadece bir tesadüften ibaret olduğunu düşünüyorum."
Elini ayının elinden kurtardı.
"Amma da güçlüsün be! Elimi ezdin vallahi! Peki...şimdi ne yapacağız?"
Elini ayının elinden kurtardı.
"Amma da güçlüsün be! Elimi ezdin vallahi! Peki...şimdi ne yapacağız?"
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Thlyrotel, artık yarı ork'un bir sorun çıkarmayacağından emindi, içinde kalan son endişeyide verdiği derin nefesle attı, herkes hanı terk etmeye başlamıştı, sonunda şu yolculuk başlayacaktı anlaşılan, başını hafifçe öne eğen elfin yüzünden kısa bir gülümseme geçti,
"sona doğru atılan ilk adım.." dedi içinden, sonra bakışlarını Talon'a çevirdi, elf ona iyi bir dost olabilirdi belki..
"hadi dostum, gidelim artık burdan.." diye seslendi. sonra arkasını döndüğü gibi, kesinlikle doğal olmayan biriyle karşılaştı... o kadar uzun ve inceydiki, elf kendini onun yanında cüce gibi hissetti.. bakışları Thlyrotel'i deliyor, sanki onun arkasında bir yere bakıyordu.. elf zihninde bir baskı hissetti ve bu baskı onu çok rahatsız etmişti, yüzünü buruşturarak hızla kadının yanından geçti, ve uzaklaşırken belli belirsin şu sözleri söylemişti..
"Özgünüm bayan gitmem gerek..."
ve kısa bir yürüyüşün ardından elf diğerlerini buldu...
"sona doğru atılan ilk adım.." dedi içinden, sonra bakışlarını Talon'a çevirdi, elf ona iyi bir dost olabilirdi belki..
"hadi dostum, gidelim artık burdan.." diye seslendi. sonra arkasını döndüğü gibi, kesinlikle doğal olmayan biriyle karşılaştı... o kadar uzun ve inceydiki, elf kendini onun yanında cüce gibi hissetti.. bakışları Thlyrotel'i deliyor, sanki onun arkasında bir yere bakıyordu.. elf zihninde bir baskı hissetti ve bu baskı onu çok rahatsız etmişti, yüzünü buruşturarak hızla kadının yanından geçti, ve uzaklaşırken belli belirsin şu sözleri söylemişti..
"Özgünüm bayan gitmem gerek..."
ve kısa bir yürüyüşün ardından elf diğerlerini buldu...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Sırıtarak adamın elini bıraktı; "Sıkmamıştım bile... şakadan da anlamıyorsun... Seninle ne yapacağım bilmiyorum heheh..."
Garip imgelem aklına geldikçe sıkıntı basıyordu. "Yalanlar!" diye seslice haykırdı. Bağırdığını fark edince sırıttı, bozuntuya vermeden.
Görüş alanındaki köyün sınırında hareketlenmeler vardı. "Bizi görsünler istemiyorum... Eğer nehri geçersek bu tarafa gelmelerinden önce oralarda saklanabiliriz... Hem bu siyah su üzerimize bulaşırsa belki kararmış toprak sayesinde kamufle olabiliriz...
"Vezir d4'e... Karşı tarafın piyonunu file karşı koruma alırsın. Böylece çaprazdan kaleyi yemek için fırsatın olur..." Belki de iradesi zayıftı ama, zekasının getireceği mantığı yerinde idi ve zekasına güvenerek bir şeyler yapabilirdi. Hem iradesi de tamami ile erimemişti...
Sırıtarak kara nehirin içine yürüdü...
Türklider...
Karanlıkta bir fısıltı handaki kimsenin duymadığı üst odalarda titreşiyordu:
"Bir zamanlar Majenta diye anılan... Aptallığından dolayı sana sonsuz ölüm bahşediyorum. Arkadaşına güvenmen bir hataydı ve arkadaşının sana yaptıklarının hiç bir Tanrı'nın gözünde affı yoktur.
şimdi git ve onu rüyalarında avla... Avla ki ruhunu tamamen karanlığa vermeden asla acısının dinmeyeceğini idrak edebilsin. Ã?ünkü ruhundaki bir parça karanlık bile onu sonsuza kadar lanetlemeye yeter. Onun tek kurtuluşu karanlığın kalbine gelmek ve kendi kalbini de karanlığa hediye etmek..."
Majenta'nın ölmeyen vücudu bir anda müthiş bir sesle patladı ve et, kemik parçaları odanın dört bir tarafına yayıldı. Kara kan ve çürümüş etle dolan odaya iğrenç bir korku yayıldı.
Bir anda hanın üst katından bir patlama sesi geldi, hortuma dönük camdan ceset parçaları etrafa uçuştu.
"Bir zamanlar Majenta diye anılan... Aptallığından dolayı sana sonsuz ölüm bahşediyorum. Arkadaşına güvenmen bir hataydı ve arkadaşının sana yaptıklarının hiç bir Tanrı'nın gözünde affı yoktur.
şimdi git ve onu rüyalarında avla... Avla ki ruhunu tamamen karanlığa vermeden asla acısının dinmeyeceğini idrak edebilsin. Ã?ünkü ruhundaki bir parça karanlık bile onu sonsuza kadar lanetlemeye yeter. Onun tek kurtuluşu karanlığın kalbine gelmek ve kendi kalbini de karanlığa hediye etmek..."
Majenta'nın ölmeyen vücudu bir anda müthiş bir sesle patladı ve et, kemik parçaları odanın dört bir tarafına yayıldı. Kara kan ve çürümüş etle dolan odaya iğrenç bir korku yayıldı.
Bir anda hanın üst katından bir patlama sesi geldi, hortuma dönük camdan ceset parçaları etrafa uçuştu.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne ölemeyenle olan konuşmasını bitirdi ve yavaşça onu kendi iç kaosuyla başbaşa bıraktı.Bu kaos ölemeyenlerin yaşama özleminden kaynaklanırdı.Tüm ölemeyenler dönüştükleri ilk zamanlarda varlıklarını yaşıyormuş gibi sürdürmeye çalışırlar ancak artık yaşamıyorlardır ve içlerinde yaşayanlara karşı bir nefret oluşur yavaş yavaş.Bu nefret sadece intikamla beslenir ve bu intikam onları gitgide daha da yaratık yapar ve sonunda hepsi kaçınılmaz kaderleri ile yüzleşirler.İşte Brenne şimdi bu yeni ölemeyeni kendi kaosunu yaşaması için yalnız bıraktı ve tekrar Andero ile dostlarının yanına geldi.Tam söze başlayacaktı ki handan müthiş bir patlama sesi geldi camlar sokağa fırladı ve bir çok vücud uzvu.Brenne bu fırsatı kaçırmadı.
-Lanet büyüyor acele edilmeli çabuk olun yola çıkmalıyız!
Sözlerini bitiren Brenne yavaşça hortuma doğru döndü ve baktı.Asası önde cüppe arkada ilerlemeye başladı.Yavaşça fısıldadı.
"Geliyorum efendi geliyorum"
-Lanet büyüyor acele edilmeli çabuk olun yola çıkmalıyız!
Sözlerini bitiren Brenne yavaşça hortuma doğru döndü ve baktı.Asası önde cüppe arkada ilerlemeye başladı.Yavaşça fısıldadı.
"Geliyorum efendi geliyorum"
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Nehire adimi attigi anda kendini korkunç bir kan havuzuna düserken buldu. Bir anda cigerlerine igrenç tatli eksimis kan doldugunda havasizliktan ve mide bulantisindan ögürmeye basladi. Fakat yüzmek imkansiz gibiydi. Üzerindeki zirhi ve giysileri çikardi ve hizla yüzeye dogru yüzmeye basladi. Suyun yüzeyinde parlak bir isik ona yol gösteriyordu.Turkleader wrote: Siritarak kara nehirin içine yürüdü...
Cigerlerindeki nefes bitmek üzereydi... Tüm gücüyle yüzeye ulasmak için çirpiniyordu. Her saniye ona korkunç bir aci veriyordu. Vücudundaki tüm kaslar kasilmis, cigerleri midesine yapismisti. Isiga artik çok yakindi...
Biraz daha, sadece biraz daha dayanmaliydi...
Hayir, bu onun müthis gücünün bile sinirlarini asiyordu, korku ve heyecan bogazini dügümlemisti, delirmiscesine yukari çikmaya çalisti ve yüzeye ulasti...
Parmaklarinin ucu sicak havayla bulustugu anda tüm gücüyle kendini kanin üstüne çekti... Fakat yüzeye ulasamadi.
Kulaginda korkunç kahkaha yankilandi:
"Hahahahaha!"
Ezakiel dehset içerisinde umutla yüzeye ulasmaya çalisti fakat bir el onu ayagindan kavrayip kanin dibine çekmeye basladi, eli tekmelemesi nafileydi. Vücudundaki her igne ucu kadar nokta aciyla kivranip ölene kadar bogulmaya devam etti ve zihni de sonuna kadar açikti...
Karanlik onu aldiginda Ezakiel hala korkunç acisi içerisindeydi. Yanan bir çift alev seklindeki göz ona yaklasti.
Dehşet aklını başından aldı ve terör kalbini patlatacak gibiydi.
"Beni bul... Eger bana hizmet etmeye layiksan..."
Dhamon aci içerisinde, iskencenin ortasinda "Seni öldürecegim!" diye düsündü. Karanlik varlik böcayinin boğularak daha fazla aci çekmesi için uzunca güldü. Ezakiel'in bilinci acidan dolayi kaybolmak üzereyken, son sözleri isitti:
"Gölü kanla besle... Yolu takip et... BANA GEL..." ve Ezakiel hayati boyunca hiç yasamadigi bir aciyla zihni kararirken sadece kahkahalar vardi... Normal bir ölümlüyü korkudan öldürebilecek kahkahalar...
Ezakiel kendine geldi, günlerce süren bir yolculuğun ya da savaşların yorgunlugu su anda hissettiginin yaninda bir hiçti... Vücudundan kanın nehir tarafından emildiğini hissett. Ezakiel elinin derisinin mavi-beyaz bir hal aldığını ve bir ölününkine benzemeye başladığını gördü. Farketmeden kara nehire beline kadar girmişti ve nehirin dibinin daha daha da derine gittiğini anlamak çok da zor değildi.
Ezakiel zihninin içerisinde müthiş bir öfke ve nefretin açığa çıkmaya başladığını farketti. Kara sıvı vücudunun değdiği her yerine bulaşmıştı ve bir daha "asla" çıkmayacaktı, aynı ruhundan asla çıkmayacak olan kara leke gibi...
(RP dışı: Emrahab +1 Karma almıştır)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Miria tüm bu koşuşturmaların nedenini anlamamıştı ve merak da ediyordu.Böyle bir durumla ilk defa karşı karşıya geliyordu.Biran duraksadı ne yapacağına karar veremedi kaskatı kesilmişti.Sonra, bakışlarını hanın içerisine çevirdi ve zihninde şimşekler çakmaya başladı.Karşısında duran bir orc muydu yoksa ona mı öyle geliyordu.?Eğer öyleyse neden savaşmaktan kaçtılar kaç kişi aceleyle geçiverdi önümden diye düşünüyordu.Bu halde tek başına hana girmenin anlamsız bir davranış olacağını anladı ve az önce yanından geçen elflerin yanına gitmeye karar verdi.Belki neler olduğunu öğrenebilirdi, belki onların yanında can güvenliği daha iyi olurdu.
Elf, bakışlarını az ileride duran kalabalığa çevirdi ve oraya doğru yürümeye başladı.Konuşulanları duyuyordu ve bunlar hararetli konuşmalardı.Biran tereddüt etti yanlarına gitmekten sonra zihninden kovdu bu düşüncesini.Yaklaştı yanlarına "birileri bana neler olduğunu anlatabilir mi" deyiverdi.Biran önce öğrenmek istiyordu olup bitenleri daha fazla tahammülü kalmamıştı. "Lütfen anlatın belki benim de bir yardımım olabilir" dedi.
Elf, bakışlarını az ileride duran kalabalığa çevirdi ve oraya doğru yürümeye başladı.Konuşulanları duyuyordu ve bunlar hararetli konuşmalardı.Biran tereddüt etti yanlarına gitmekten sonra zihninden kovdu bu düşüncesini.Yaklaştı yanlarına "birileri bana neler olduğunu anlatabilir mi" deyiverdi.Biran önce öğrenmek istiyordu olup bitenleri daha fazla tahammülü kalmamıştı. "Lütfen anlatın belki benim de bir yardımım olabilir" dedi.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Nafile yere cevabı bekledi. Geçen sadece dakikalar olmasına karşın, heyecanlı bekleyşinden mi, merakından yahut artan öfkesinden mi bilinmez ona saatler kadar uzun gelmişti. Tenthor bir süre öylece bekledikten sonra ani bir kararla doğruldu. Sorularının cevabını bulacağı yeri biliyordu... Eşyalarını alma yahut saklama zahmetinde dahi bulunmadan kılıcını kınına yerleştirip yola koyuldu. Güneş iyice yükseldiğinde koruluk arkasında kalmıştı. Artık görüş alanında olan köye bakmadan, kararlı adımlarla yoluna devam etti: Kara Nehre..
Herkez tek tek gelmişti sonunda,gidiyoruz ama nereye ? gittiğimiz yerde bizleri ne bekliyor tanrılar bilir diye içinden geçirdi.Andero hala sorusunu cevaplamamıştı bu yüzden içini bir korku dalgası kapladı..Yavaş adımlara Brenne yi takip etmeye başladı, arada bir arkasına dönüp bakıyordu,kimler geliyor diye Evet biri eksikti,Thlyrotel'in yanına yaklaşarak konuştu "Talon nerde? handan en son çıkan sendin onu gördünmü?" Thlyrotel bu grupta güvendiği tek tük kişilerden biriydi.Onunda burda olmasına hem minnetardı hemde değildi,çünkü başlarına neler gelcekti bilmiyordu. Ama iyi şeyler olmayacağı kesindi...
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
