BILGELIK YOLU (TANRI:YEMİNER) (BİLGİ,KARANLIK,ÖLÃ
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Yükseklerde bir siyah nokta calis in dikkatini çeker ve giderek yaklaşmaktadır...
bir kuzgun süzülerek calis in hemen önünew iner ve ona seslenerek omzuna uçar kulağına eğilir...
"tapınağa grubunu geri götür kasaba artık yok bilgi tapınakta sende karargahına git ve savaş eğitimlerine devam et ordular savaşı geliyor efendi findor un kontrolü devam ediyor itaat bekliyor ve kimseye hesap vermen gerekmiyor " der ve yeniden havalanır calis aklı karışır ama geri dönmeleri gerektiğini anlar...
bir kuzgun süzülerek calis in hemen önünew iner ve ona seslenerek omzuna uçar kulağına eğilir...
"tapınağa grubunu geri götür kasaba artık yok bilgi tapınakta sende karargahına git ve savaş eğitimlerine devam et ordular savaşı geliyor efendi findor un kontrolü devam ediyor itaat bekliyor ve kimseye hesap vermen gerekmiyor " der ve yeniden havalanır calis aklı karışır ama geri dönmeleri gerektiğini anlar...
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
RP DIşI NOT :
Calis seninle konuşan yaratk kartal değil kuzgun du abicim
birde bu mesajı yanlış anladın başarısız olmadı sen abicim on kasaba oradan kayboldu buna işaretti bu grubun lideri olarak sana geldi kuzgun
sakın yanlış anlama
Calis seninle konuşan yaratk kartal değil kuzgun du abicim
birde bu mesajı yanlış anladın başarısız olmadı sen abicim on kasaba oradan kayboldu buna işaretti bu grubun lideri olarak sana geldi kuzgun
sakın yanlış anlama
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
Sensei kendinden emin adımlarla, Yeminer için verilen krubanların canlarının alındığı, Ruhlar Odası'na gitti. Yanında her zaman onu takip eden iki kara cüppeli rahip, yine arkasından sesiz adımlarla sanki havada süzülüyorlarmış gibi takip etti.Sensei tam kapının önünde durmuşken arkasını döndü ve içeriye yalnız gireceğini bildirdi.Adamlar eğilerek, sırtlarını sensei'ye dönemden sakin ve yavaş adımlarla karanlığa çelikdiler ve kısa bir süre sonra karanlık tarafından yutulmuşlardı.Sensei yavaşça kapıları açtı ve içeriye girdi. Ardından kapıları kapaartırken bile buraya girdiği anda kutsal gücü damarlarında tüm ehvetiyle hissetmeye başlamıştı.
Kurbanların canlarının alındığı yer siyah parlak bir taştan yapılmıştı. Üzerinde kurban edilenlerin kurumuş kanları bulunuyordu. Daha ileride ise kimsenin gitmeye bile cesaret edemediği karanlık vardı. Canlı bir karanlık...Sensei karataşlara doğru ilerledi. Kurbanların vücudlarından ruhlarının işkencelerle alındığı üzeri yassı ve düz olan taşın üstüne çıktı. Sırtındaki kılıcı çıkarıp yere yavaşça koydu. Vücudu yavaşka asılmaya başlıyor, yumruklarını sıkarken deri eldivenlerin çıkardığı ses iç ürpertici hale geliyordu. Dudakları yavaşça haereket ediyor, bir fısıltı halinde dua sözleri sensei'nin ağzında çıkıyordu.
Sensei ani bir hareketle kafasını karanlığa doğru kaldırdı. Yemyeşil parlayan gözleri karanlıkla bir uyum oluşturuyordu. Sensei brutal bir sesle karanlığa konuşmaya başladı...
--Efendi Yeminer . Sesimi duyun ve bana kulak verin.
Ellerini açmış avuçlarına bakmaktaydı.
--Bu ellerle, taze kana dokunmayalı, bir canın vücuttan ayrılışına tanık olmayalı, ölümü tattırmamalı çok uzun zaman oldu.
Yerdeki kılıc aldı. İki eliyle alnının hizasına kadar getirdi ve var gücüyle sıktı.
--Lodum, kılcım kana hasret kaldı.
Kılıcı sıkan elinden akan yeşilimsi kan kara taş üzerine düşüyor fakat bir iz bırakmadan kayboluyordu.
--Lordum(ses tüm odada büyük bir çılık gibi yankılandı). Emredin, kana susamış ruhumun kana doymasın için emredin...
Kurbanların canlarının alındığı yer siyah parlak bir taştan yapılmıştı. Üzerinde kurban edilenlerin kurumuş kanları bulunuyordu. Daha ileride ise kimsenin gitmeye bile cesaret edemediği karanlık vardı. Canlı bir karanlık...Sensei karataşlara doğru ilerledi. Kurbanların vücudlarından ruhlarının işkencelerle alındığı üzeri yassı ve düz olan taşın üstüne çıktı. Sırtındaki kılıcı çıkarıp yere yavaşça koydu. Vücudu yavaşka asılmaya başlıyor, yumruklarını sıkarken deri eldivenlerin çıkardığı ses iç ürpertici hale geliyordu. Dudakları yavaşça haereket ediyor, bir fısıltı halinde dua sözleri sensei'nin ağzında çıkıyordu.
Sensei ani bir hareketle kafasını karanlığa doğru kaldırdı. Yemyeşil parlayan gözleri karanlıkla bir uyum oluşturuyordu. Sensei brutal bir sesle karanlığa konuşmaya başladı...
--Efendi Yeminer . Sesimi duyun ve bana kulak verin.
Ellerini açmış avuçlarına bakmaktaydı.
--Bu ellerle, taze kana dokunmayalı, bir canın vücuttan ayrılışına tanık olmayalı, ölümü tattırmamalı çok uzun zaman oldu.
Yerdeki kılıc aldı. İki eliyle alnının hizasına kadar getirdi ve var gücüyle sıktı.
--Lodum, kılcım kana hasret kaldı.
Kılıcı sıkan elinden akan yeşilimsi kan kara taş üzerine düşüyor fakat bir iz bırakmadan kayboluyordu.
--Lordum(ses tüm odada büyük bir çılık gibi yankılandı). Emredin, kana susamış ruhumun kana doymasın için emredin...
Gitarım Aşkım... My Guitar My Soul...
Yeminer seçilmişinin arzusunu duydu..
"Kutsamam üzerinde seçilmiş olan.... kılıcını benim için kana bula ve asla unutulamayacak olanlardan olsun bu hareketin" diye bir ses duydu içinden Sensei. İsteğin ciddi olduğunu biliyordu ve bunu zevkle yapacaktı...
"Kutsamam üzerinde seçilmiş olan.... kılıcını benim için kana bula ve asla unutulamayacak olanlardan olsun bu hareketin" diye bir ses duydu içinden Sensei. İsteğin ciddi olduğunu biliyordu ve bunu zevkle yapacaktı...
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
-
Amras__Fefalas
- Kullanıcı

- Posts: 207
- Joined: Tue Jun 22, 2004 10:00 am
- Location: Ankara
- Contact:
Amras bu handa kötü birşeyler olacağını hissetti ve büyülerini tetikte bekletti.En küçük tehditkar harekette büyüsünü salmaya hazırdı...
Denizleri seviyorsan,dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan,önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan,düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan,yalnızca hayati seyredersin.
Ad: Arwil Deathbringer Irk:Elf Clas
Sevilmek istiyorsan,önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan,düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan,yalnızca hayati seyredersin.
Ad: Arwil Deathbringer Irk:Elf Clas
-
Dark_WizarD
- Kullanıcı

- Posts: 51
- Joined: Tue Oct 26, 2004 10:00 am
- Location: istanbul
- Contact:
D w buraları daha önce hiç görmemişti we etrafına bakınıyodu.Zihnini kaplamış olan kötülüğe güweniyodu sadece we biliyodu ki Yeminere olan inancı we sadakati,onu güçlü kılan şeylerdi o anlık.Herkes yawaşlamıştı hana gelince.Grubu uzaktan izleyenlerden biri olan we warlığını kimseye hissettirmeyen Dark,bu eski we iyi gözükmeyen,hatta terkedilmiş görünen handa bişeyler olacağını hissetmişti.Zihnini büyü yapmaya hazır tutarak ilerledi we diğerlereine yaklaştı:
-şimdi ne yapcaz peqi????....
-şimdi ne yapcaz peqi????....
Sensei efendisinin onun ruhuna hitap ederk ;onu kutsamasıyla, Taht odasına doğru ilerliyordu. Heyecanı en üst seviyeye çıkmış, koşar adımlarla hazırlıklarına başlamak için odasına gidiyordu. Taht odasının kapısına geldiğinde , iki karacüppeli rahip, kapının iki yanında durmuş onu bekliyorlardı.
--Yola çıkma zamanı geldi. Tapınakta haber salınsın ,seçilmiş yolculuğa çıkıyor; herkese bildirilsin.Dolunay havada gözüktüğünde buradan ayrılacağım o zamana kadar, kimsenin bu odanın yanında bile geçmesine izin vermeyin!!!
İki kara cüppeli surat kafalarını yavaşça onaylarcasına salladılar ve havada süzülürcesine, sensei'ye arkalarını dönemeden yavaşça karanlıklara karıştılar.
Odaya giren Sensei gitti, tahtına oturdu ve düşündü, yapılacak şeyler belirlenmişti. Yüzünde şeytani bir sırıtış belirmişti.Ani bir hareketle ayağa kalkıp, sert adımlarla taht odasından onun tarafından girmesi yasaklanmış olan kapıya doğru ilerledi.Kapının her hangi bir tutacağı veya kilid yoktu, sadece bulunduğu odayla tezat oluşturan kan kırmızısı renge sahip bir duvar parçasıydı.Sensei kapının önüne geldiğinde ağzından tıslamaya benzer bir sesle kelimeler döküldü.Kelimeleri söylemeyi bıraktıktan sonra, kapıya doğru hafif bir şekilde havayı üfledi. Ağzından çıkan hava zehiri andıran bir görünüme sahipti ve iğrenç bir edayla kapıya doğru ilerledi. Kapıya ulaştığında kapının kenarları yemyeşil parlamaya başladı.Bu parlama hafif hafif kapının tümüne yayıldı ve en sonunda kapı yemyeşil parlamaya başladı.sensei'nin
--Açıııııılllll!!!!
Diye verdiği emir tüm odada yankılandı. İlk başta sert ve brutal olan ses zaman geçtikçe çığlığı andırmaya başladı,en sonunda aniden durdu.Kapı kendi bulunduğu yerden yokolmaya başlarken , sensei kapının ardındaki oadaya doğru haif adımlarla ilerledi. Yeşil gözlerinde akılvari bir ifade yoktu, delirmiş gibi sadece arkadaki odaya bakıyordu ve oraya ilerliyordu. Kapıdan geçerken tüm vücudu titredi,kasları kasıldı, sensei çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Büyük bir acı çektiği ortadaydı. Dizlerinin üstüne çöktü ve acıya karşı direndi. Sırtındaki kılıcını kınından çıkardı ve yere doğru sertçe bastırdı, ondan destek almaya çalışıyordu.Üzerine büyük bir ağırlık çöktü , kılıç yere iyice saplanmıştı. Sensei tüm gücüyle feryat ediyor bağırıyordu. Tüm bu çığlıklar tapınağın her yerinde yankılandı. Uykularında uyumakta olan yarasalar bile uçuşmaya başladılar. Gecenin karanlığı bu çığlıkla bölündü. Sensei bütün gücünü kullanarak ilerlemeye çalışıyordu. Yeni doğmuş bir bebeğin dizlerinin üzerinde emeklemesi gibi yavaşça ilerliyordu. Tekrar ölümün gücünü tüm benliğinde hissetmeye başlamıştı, ama burada değil, burada ölmeyecekti...
Büyük bir gayretle odaya geçebilmeyi başarmıştı. Odaya geçtiği an tüm kasları iflas etmiş , tüm gücünü harcamış bir şekilde yere kapaklandı. Kafasını kaldıracak gücü kalmamıştı. Ölümün üfleyişini yine tüm bedeni hissetmişti. Daha da dayanamadı ve bayıldı.
Uyandığında, tüm vücudu kasılmış,kaslarını hareket ettirmekte zorlanıyordu. Ayağa kalkmak için büyük bir çaba sarfetti, kalkarken tüm kasları acıdan titriyordu. Gözleri daha tam olarak açılmamış, etrafa bakamıyordu. Sensei doğrulduğu zaman önce hafifçe bir silkelendi ve ardından gözlerini açtı. Duvarlara baktı , hepsi kanıyordu, kan dalgaları yukarıdan başlayıp aşağıya doğru iniyordu. Duvarlardan ölü ruhların elleri çıkıyor ve onu yakalamaya çalışıyordu. Bu tiksinti verici olaylar karşısında sensei onlardan kaçındı. Sadece bir duvar karanlıktı ve onunla bir bütün oluşturmuş dolaba doğru ilerledi. Dolabın çok eski zamanlardan kalmış bir hali vardı, sış yüzü rünlerle kaplanmıştı.Sensei dolabın büyük kapısını açmaya çalıştı. Kapının koluna dokunduğunu gibi kapının kolu onun eline yapıştı, Elini çekmeye çalıştı ama başaramadı. Kapının kolu git gide ısınmaya başlıyordu, şaşkınlığın verdiği ifadeyle sensei taş kesilmişti. Kapı kolu çok ısınmıştı , sensei'nin ellerinden dumanlar çıkmaya başlamıştı. Tüm gücünü kapıyı açmak için kullandı. Sensei kapıyı var gücüyle çekti ve kapı aniden açıldı.İçinden çığlığı andıran bir ses duyuldu. Ölmekta olan bir insanın çığlık sesini andırıyordu bu. Kapının kolları sensei'nin elini aniden itti. Sensei sırt üstü yere düştü. Ve olanlara bir anlam veremiyordu. Ayağa kalkarken dolabın içindeki karanlıkla bir şeylerin parladığını gördü. Sensei oraya doğru elini uzattı ve dokunduğunda metalin verdiği soğukluğu hissetti. Ama bu seferki tenini değil ruhunu soğutmuştu. Ruhu bu soğukluk karşısında geri çekilmiyor adeta onu istiyordu. Sensei tuttuğu metali yavaşa dışarıya doğru çekti. Gördüğü şey karşısında gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu bir zırhtı antik çağlardan kalma bir zırh. Çok hafif olmasına rağmen baya dayanıklı olduğu hissedilebiliyordu. Dış tarafı tamamen rünlerle kaplanmıştı. İçeride hala parlayan bazı şeyleri farketti sensei yavaşça onları da aldı bunlardan biri kılçtı. Diğerlerinden farklı olarak bu kılıç zümrütten yapılmış, dış tarafın rünlerle kaplanmıştı.Yeşil renk karanlıkta göz alıcı bir şekilde parlıyordu. Kılcın üzerinde en ufak bir çizik olmaması sensei'nin dikkatini çekmişti.Diğer eşya ise parlayan bir eldivendi. Parmak uçlarından uzun,sivri ve kesici uzantılar vardı. Sensei bunlara bakarken etrafındaki karanlığın daha da büyüdüğünü hissetti.Kanayan duvarlar ona doğru geliyor, ellerini çıkaran ruhlar onu yakalamaya çalışıyordu. Karanlık artık her yerdeydi. Sensei efendisinin gücünü hissetmeye başlamıştı...
--Yola çıkma zamanı geldi. Tapınakta haber salınsın ,seçilmiş yolculuğa çıkıyor; herkese bildirilsin.Dolunay havada gözüktüğünde buradan ayrılacağım o zamana kadar, kimsenin bu odanın yanında bile geçmesine izin vermeyin!!!
İki kara cüppeli surat kafalarını yavaşça onaylarcasına salladılar ve havada süzülürcesine, sensei'ye arkalarını dönemeden yavaşça karanlıklara karıştılar.
Odaya giren Sensei gitti, tahtına oturdu ve düşündü, yapılacak şeyler belirlenmişti. Yüzünde şeytani bir sırıtış belirmişti.Ani bir hareketle ayağa kalkıp, sert adımlarla taht odasından onun tarafından girmesi yasaklanmış olan kapıya doğru ilerledi.Kapının her hangi bir tutacağı veya kilid yoktu, sadece bulunduğu odayla tezat oluşturan kan kırmızısı renge sahip bir duvar parçasıydı.Sensei kapının önüne geldiğinde ağzından tıslamaya benzer bir sesle kelimeler döküldü.Kelimeleri söylemeyi bıraktıktan sonra, kapıya doğru hafif bir şekilde havayı üfledi. Ağzından çıkan hava zehiri andıran bir görünüme sahipti ve iğrenç bir edayla kapıya doğru ilerledi. Kapıya ulaştığında kapının kenarları yemyeşil parlamaya başladı.Bu parlama hafif hafif kapının tümüne yayıldı ve en sonunda kapı yemyeşil parlamaya başladı.sensei'nin
--Açıııııılllll!!!!
Diye verdiği emir tüm odada yankılandı. İlk başta sert ve brutal olan ses zaman geçtikçe çığlığı andırmaya başladı,en sonunda aniden durdu.Kapı kendi bulunduğu yerden yokolmaya başlarken , sensei kapının ardındaki oadaya doğru haif adımlarla ilerledi. Yeşil gözlerinde akılvari bir ifade yoktu, delirmiş gibi sadece arkadaki odaya bakıyordu ve oraya ilerliyordu. Kapıdan geçerken tüm vücudu titredi,kasları kasıldı, sensei çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Büyük bir acı çektiği ortadaydı. Dizlerinin üstüne çöktü ve acıya karşı direndi. Sırtındaki kılıcını kınından çıkardı ve yere doğru sertçe bastırdı, ondan destek almaya çalışıyordu.Üzerine büyük bir ağırlık çöktü , kılıç yere iyice saplanmıştı. Sensei tüm gücüyle feryat ediyor bağırıyordu. Tüm bu çığlıklar tapınağın her yerinde yankılandı. Uykularında uyumakta olan yarasalar bile uçuşmaya başladılar. Gecenin karanlığı bu çığlıkla bölündü. Sensei bütün gücünü kullanarak ilerlemeye çalışıyordu. Yeni doğmuş bir bebeğin dizlerinin üzerinde emeklemesi gibi yavaşça ilerliyordu. Tekrar ölümün gücünü tüm benliğinde hissetmeye başlamıştı, ama burada değil, burada ölmeyecekti...
Büyük bir gayretle odaya geçebilmeyi başarmıştı. Odaya geçtiği an tüm kasları iflas etmiş , tüm gücünü harcamış bir şekilde yere kapaklandı. Kafasını kaldıracak gücü kalmamıştı. Ölümün üfleyişini yine tüm bedeni hissetmişti. Daha da dayanamadı ve bayıldı.
Uyandığında, tüm vücudu kasılmış,kaslarını hareket ettirmekte zorlanıyordu. Ayağa kalkmak için büyük bir çaba sarfetti, kalkarken tüm kasları acıdan titriyordu. Gözleri daha tam olarak açılmamış, etrafa bakamıyordu. Sensei doğrulduğu zaman önce hafifçe bir silkelendi ve ardından gözlerini açtı. Duvarlara baktı , hepsi kanıyordu, kan dalgaları yukarıdan başlayıp aşağıya doğru iniyordu. Duvarlardan ölü ruhların elleri çıkıyor ve onu yakalamaya çalışıyordu. Bu tiksinti verici olaylar karşısında sensei onlardan kaçındı. Sadece bir duvar karanlıktı ve onunla bir bütün oluşturmuş dolaba doğru ilerledi. Dolabın çok eski zamanlardan kalmış bir hali vardı, sış yüzü rünlerle kaplanmıştı.Sensei dolabın büyük kapısını açmaya çalıştı. Kapının koluna dokunduğunu gibi kapının kolu onun eline yapıştı, Elini çekmeye çalıştı ama başaramadı. Kapının kolu git gide ısınmaya başlıyordu, şaşkınlığın verdiği ifadeyle sensei taş kesilmişti. Kapı kolu çok ısınmıştı , sensei'nin ellerinden dumanlar çıkmaya başlamıştı. Tüm gücünü kapıyı açmak için kullandı. Sensei kapıyı var gücüyle çekti ve kapı aniden açıldı.İçinden çığlığı andıran bir ses duyuldu. Ölmekta olan bir insanın çığlık sesini andırıyordu bu. Kapının kolları sensei'nin elini aniden itti. Sensei sırt üstü yere düştü. Ve olanlara bir anlam veremiyordu. Ayağa kalkarken dolabın içindeki karanlıkla bir şeylerin parladığını gördü. Sensei oraya doğru elini uzattı ve dokunduğunda metalin verdiği soğukluğu hissetti. Ama bu seferki tenini değil ruhunu soğutmuştu. Ruhu bu soğukluk karşısında geri çekilmiyor adeta onu istiyordu. Sensei tuttuğu metali yavaşa dışarıya doğru çekti. Gördüğü şey karşısında gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu bir zırhtı antik çağlardan kalma bir zırh. Çok hafif olmasına rağmen baya dayanıklı olduğu hissedilebiliyordu. Dış tarafı tamamen rünlerle kaplanmıştı. İçeride hala parlayan bazı şeyleri farketti sensei yavaşça onları da aldı bunlardan biri kılçtı. Diğerlerinden farklı olarak bu kılıç zümrütten yapılmış, dış tarafın rünlerle kaplanmıştı.Yeşil renk karanlıkta göz alıcı bir şekilde parlıyordu. Kılcın üzerinde en ufak bir çizik olmaması sensei'nin dikkatini çekmişti.Diğer eşya ise parlayan bir eldivendi. Parmak uçlarından uzun,sivri ve kesici uzantılar vardı. Sensei bunlara bakarken etrafındaki karanlığın daha da büyüdüğünü hissetti.Kanayan duvarlar ona doğru geliyor, ellerini çıkaran ruhlar onu yakalamaya çalışıyordu. Karanlık artık her yerdeydi. Sensei efendisinin gücünü hissetmeye başlamıştı...
Gitarım Aşkım... My Guitar My Soul...
"firblenin canı alınmıştır cüce nin ( chug luck ) yapılan anlaşmalar dahilinde ruhu yeminerde idi.... on kasabaya gitmeden önce ruhunu yeminer e bağışladı efendi yeminer onun ruhunu huzura kavuştur"
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
Sensei kendini birden odadan çıkmış buldu , üzerinde gördüğü zırh ve eldiven üstünde elinde ise zümrüt kılıcı vardı. Sensei üzerindeki zırhı sanki hissetmiyordu, zırh o kadar hafifti. Kılıcı yüzüyle aynı mesafeye getirerek, dikkatlice kılıcı inceledi.Yeşil gözleriyle tam bir bütünlük oluşuyordu. Kılıcı sırtında zırhının üzerinde zırhla bir bütün oluşturmakta olan kınına koydu. Yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi ve cama doğru hareket etti. Dolunay havada tüm ihtişamıyla parlıyordu. Sensei dışarıda ani bir hareketin olduğuna dikkat etti. Tüm cüppeliler sağa sola telaşla koşturuyorlardı. Sensei aşağıdaki bu düzensiz hareketlerin cezasız kalmayacağını düşünüyorken birden taht odasının kapısı çaldı. Daha önce kimse buna cüret dahi edemezdi. Ya kapı açık bırakılır , izin alınarak girilirdi. Ama eğer kapı kapalıysa , Sensei"nin önemli işlerle uğraştığı anlaşılırdı ve kapının yanından geçerken bile ses çıkarmamaya özen gösterilirdi. Ama bugünkü durum çok farklıydı tüm rahiplerde alışılmadık bir telaş vardı.Sensei kapıya doğru ilerledi. Dışarıdaki onun kapıya doğru ilerlediğinden habersiz kapıyı telaşlı bir şekilde çalıyordu.Sensei kapıyı açtığı anda kapıya vuran kara cüppelinin eli havada kalmış yüzünde büyük bir telaş korkulu gözlerle sensei"ye bakıyordu. Sensei rahibi cüppesinden tutarak kendine doğru çekti.
--Bu düzensizliğin nedeni nedir, emin ol eğer iyi bir mazeretin yoksa , hayatında yaşamadığın acıyı çekeceksin, bu düzensizliği yapanlarla birlikte...
Cüppeli boynunun sertçe sıkılmasına rağmen konuşmaya çalıştı"
--Efendim"Efendi Schyte tapınağımıza teşrif etmiş bulunmaktadırlar.
Sensei, Schyte adını duyduğu anda tüm kasları gerildi, cüppeliyi yere fırlatarak tapınapın girişine doğru yola koyuldu.
Aşağı indiğinde tüm rahiplerin aşağıda toplandığını gördü. Sensei"yi görenler topluluk arasından onun bakışlarının geçtiği doğrultuda , kenarlara çekilerek yol açtılar.Sensei açılan yoldan ilerlerken ilerde kan kırmızısı cüppesi içinde olan Schyte"yi atın üstündeyken hemen tanıdı. Koşar adımlarla oraya doğru yöneldi. Schyte attan indi ve ona doğru gelmekte olan Sensei gi görünce ona doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Karşı karşıya geldiklerinde birbilerinin gözlerine bakıyorlardı"
--Bu düzensizliğin nedeni nedir, emin ol eğer iyi bir mazeretin yoksa , hayatında yaşamadığın acıyı çekeceksin, bu düzensizliği yapanlarla birlikte...
Cüppeli boynunun sertçe sıkılmasına rağmen konuşmaya çalıştı"
--Efendim"Efendi Schyte tapınağımıza teşrif etmiş bulunmaktadırlar.
Sensei, Schyte adını duyduğu anda tüm kasları gerildi, cüppeliyi yere fırlatarak tapınapın girişine doğru yola koyuldu.
Aşağı indiğinde tüm rahiplerin aşağıda toplandığını gördü. Sensei"yi görenler topluluk arasından onun bakışlarının geçtiği doğrultuda , kenarlara çekilerek yol açtılar.Sensei açılan yoldan ilerlerken ilerde kan kırmızısı cüppesi içinde olan Schyte"yi atın üstündeyken hemen tanıdı. Koşar adımlarla oraya doğru yöneldi. Schyte attan indi ve ona doğru gelmekte olan Sensei gi görünce ona doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Karşı karşıya geldiklerinde birbilerinin gözlerine bakıyorlardı"
Gitarım Aşkım... My Guitar My Soul...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
