Ody prelude bitiyor...

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
User avatar
Tangrel
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 8
Joined: Tue Jul 29, 2003 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Ody prelude bitiyor...

Post by Tangrel »

Bölüm III


Kan denizinde yolculuk

Natirius, bir nöbetten daha çıktı. Gördüğü hangi anı bu kadar ter içinde bırakmıştı? Yukarı nasıl çıkmıştı. Üstüne yarım yamalak bir şekilde zırh giymişti. Elinde büyülü kılıcı "Ritzgerd" duruyordu. Ona dayanmış diğer elinde kalkan merdivenlerden aşağı doğru bakıyordu. Birden tam başının arkasında bir sancı bütün vücudunu ele geçirdi. Olduğu yere çöktü. İki eliyle başını patlayana kadar sıkmak istiyordu. Kalkanı merdivenlerden aşağı yuvalanırken her basamakta çarpışı kafasını bir topuzla vurulmuşçasına zonklatıyordu.
Sırtında derisinin altında sanki bir şey yürüyordu. Bir anda kusma dürtüsü geldi. İçindeki her şeyi dışarı bıraktı. Kafasındaki karanlık düşünceler, korkuları, nefreti, her şeyi ta ki umut kalana kadar. Ayağa kalktı. Elleri kustuğu yemyeşil bir sıvı ile kaplanmıştı.Eğildi Ritzgerd"i yerden alıp kınına taktı. Beline doladı. Her şey berraklaşmıştı. Etrafını net bir şekilde seçebiliyordu. Zehri kusmuştu.
Onlar kendisini ölü sanıyorlardı. Buradan gider kılıcıyla kendine yeni bir hayat kurardı. Yo! O, bunu yapmayacaktı. O, gidip rahipleri uyarmalıydı. Onun başına bir şey gelmemeliydi. Yedi basamak aşağıda kalkanını aldı. Hazır duruma getirdi. Aşağı indi. Kapıyı açtı. Yüzüne tipi vurdu. Her şey ona karşıydı. Ama o yine de şehre gidecekti. Atı ahırdaydı. Evinin önünde Holstran"ın arabası duruyordu. Arabanın üstüne çıktı. Arabanın arkasında yere kapaklanmış, siyah cüppeli biri yatıyordu. Başı bir şey ile ezilmişti. Boyu Holstran ile aynı idi. Elindeki yüzüğe bakılırsa, evet, bu Holstran"dı. Zavallı çocuk dedi içinden. Uzandı ve yüzünü görmek için kendine çevirdi. Yüzü kan içindeydi. Gözlerinden biri yerinde yoktu, diğeri de kapalıydı. Yanağının üstüne dev bir çizik vardı. Zavallı dedi. Gözü niye açılmıştı? Daha demin kapalıydı. Buna emindi. Eliyle gözlerini bir daha kapattı. Elini çekince bir daha baktı. Yüzüne sırıtıyordu. Elini kılıcına götürdü. Hızla doğruldu ceset. Natirius kendini hızla geriye doğru fırlattı. Rakibinin pençeleri kendisine bayağı yakın geçmişti. Fakat geriye doğru uçarken arabadan da düşmüştü. Sırtına bir taş kütle girmişti. Etrafının çevrilmiş olduğunu anladı. Bütün eski düşmanları etrafındaydı sanki. Ormandan bir şeyler çıkacak ve üstüne saldıracaktı. Hızla ayağa kalkıp saldırıya hazır duruma geldi. Holstran önünde arabada demin kımıldayan o değilmişçesine yatıyordu. Hayal olmalı dedi. Yorgunluktan zihnim bana oyunlar oynuyor her halde diye içinden geçirdi. Birden üşüdüğünü hissetti. Tipi başlamıştı ama ne zaman başlamıştı hatırlamıyordu. Beş adımdan daha fazlasını görmez olmuştu. İlerde eski büyük düşmanlarından birini duyar gibi oldu. Bu kükreme bu ola olsa o dev kaplana aittir dedi. Ama onu adamlarıyla birlikte yenmişti. O savaşta bir çok iyi adam kaybetmişti. Onu bulduklarında da böyle kar vardı. Tabi bu fırtına gibi değildi. Bu biraz aşırıydı. Bu akşamki diğer olaylar gibi. Tam önünden bir karaltının geçtiğini hissetti. Sağa doğru hızla atıldı. O anda karşısındaki yaratığın arka ayakları üstünde yükseldiğini gördü. Çok büyüktü. Bu kuzey barbarlarının "Bıçakdiş" dediği yaratıktı. Var olmuş en büyük kaplandı herhalde. Çok eskilerden kaldığı, bu efsanevi yaratığın yüzyıllardır varolduğu söyleniyordu. Buna tapan bir çok barbar kabilesi vardı. Bu şeytan, avcıları avlardı. Bıçakdiş"i görünce Natirius"un göğsündeki en derin yara birden ateşlendi. Sol omzun üstünden başlayan yara göğsü boyunca ilerleyip göbek deliğinin iki parmak sağında bitmekteydi. Bir çok barbar şaman iyileştirmeye çalışmış ama yaranın izi yine kalmıştı. Ayağa kalkmış canavar hızla Natirius"a doğru atıldı. Natirius sağ ayağını yere sağlamca bastı. Hızla sağ ayağının üstünde dönerek rakibinin ölümcül saldırısından kurtuldu. Ayrıca kılıcını savurarak, onun bacaklarını boydan boya kırdı. Kaplan sandığı at, kopan bacağıyla birlikte karların üstünde takla attı. Natirius"un atının başında durdu. Zavallı hayvan için yapılabilecek bir şey yoktu. Bütün bu zorlu yolculuk boyunca ona o eşlik etmişti. şimdi yapması gerekeni yapmasa gerekiyordu. Bu at sabahı kesinlikle göremeyecekti. Bu buzulların ortasında saplanmış ve sabaha kadar sağ çıkmalıydı. Barbar dostu Grumba"nın gösterdiği şekilde atı bir vuruşta öldürdü. Bunu olabildiğince hızlı bir şekilde yaptı. Atın karnını boydan boya yardı. Sıcak kanı akmaya başladı. Elini sıcacık kanın içine soktu. At burada onu rüzgara karşı koruyacaktı. Elleriyle beraber bütün kolu atın içine girdi. Bir şey onu içeri çekiyordu sanki. Kendini atın içine bıraktı. Bütün vücudu ile atın içideydi. Kandan nefes alamıyordu. Birden her tarafının kan olduğunu ve bir kan gölünün içinde boğulduğunu hissetti. Kanın içinde doğruldu. Ay ışığı vardı. Oysa bu gece yeni ay yokmuydu. Yoksa ona mı öyle gelmişti. Hafif bir rüzgar cesetlerin kokusunu getirdi burnuna. Kan gölünün ortasında etrafı cesetlerle çevrilmişti. Yanındaki cesetlerden birini çevirdi. Bunlar öldürdü insanların cesetleriydi. Hayır, bazıları dostlarının cesetleriydi. Etrafı gözünün gördüğü yere kadar ceset doluydu. Cesetlerin yüzlerinde dehşet ve acı ifadesi vardı. Kanın üstünde yüzüyorlardı. Kılıcı neredeydi. Suyun altında kalmıştı her halde. şu anda onu bulmak imkansızdı. İlerden bir bebeğin ağlama sesi geliyordu. O tarafa doğru ilerlemeye başladı. Cesetleri ite ite ilerliyordu. Hepsi ona sanki engel olmaya çalışıyorlardı. Bir anda dur diye bir ses etrafını doldurdu. Arkasında bir aydınlanma olur gibi oldu. Etraf bir anda alabildiğine ısındı ve bir patlama oldu. Her yanından kanlar akyordu. Ama arkasına bakmadan ilerlemeli ve o çocuğu kurtarmalıydı. Bir an durdu kan tükürdü ve hiç arkasına bakmadan ilerlemeye devam etti. Bir kol kendisini tuttu. Natirius hiç bakmadan döndü ve elindeki hançeri düşmanının gırtlağının olduğu yer diye tahmin ettiği yere sapladı. Karşısında zavallı dostu Lurilyre vardı. Gırtlak hançerden kurtuldu ve eski vefalı dostu suya gömüldü. Ne yapmıştı? Hayır, Lur ölüydü, bu gölde ne arasındı? Bebeğin ağlaması git gide güçlendi. Bebeğin gerisinde şimdi garip bir duanın sesleri geliyordu.
Natirius bütün gücünü kullanıyordu artık. Bir anda kendini gölün kıyısında ve bir çadırın önünde buldu. Kanlardan dışarı çıktı. Arkasıdan da karanlık bir gölge kanların içiden yükseldi. Zırhı ay ışığını yutuyordu. Simsiyah zırh yerde gölge bile bırakmıyordu. Çok sessizce Natirius'u takip ediyordu. Natirius onu biliyordu. Bu gururu, vicdanı ve hırslarıydı. şimdi ise bir seyirci idi. Ona yol gösteren şeyler artık onla yollarını ayırıyorlardı. Bir bütünün parçaları değillerdi. Öadırdan içeri girdiğinde ay ışığı tarafından aydınlanan kundakta bir bebek vardı. Onun yanına gitti. Onu havaya kaldırır kaldırmaz bebek ağlamayı kesti.
Natirius bütün sevgisiyle bebeği kucakladı. Ellerini bir sıcaklık kapladı. Gözünden iki yaş geldi. Ölümü kucaklamak bu kadar kolay ve güzel olabilir miydi? Onu tanıdıktan ve onla biraz zaman geçirdikten sonra onun gerçek yaşamı olduğuna karar veröişti. şimdi ise onu sanki ölümünün habercisi olarak görüyordu. İnsanın hayata bakışını değiştiren şey gerçekten de bir önceki hayatının ölümü oluyordu. Ama nedense, bu Natirius için yeni başlayan hayatının da ölüm habercisi olmuştu.
*************** *** ****************
Sabah olduğunda geç gelen leş yiyiciler arabanın içinde yatan Holstran'ı bulmuşlardı. Zavallının bu son teslimatı olmuştu. Erken gelenler ise arabaya bağlı karnı deşilmiş atı yiyorlardı. Hiç bir leş yiyici Natirius'a dokunmamıştı. Onun cesedi hiç bozulmamış bir şekilde Luna'nın battığı tarafa dönük bir şekilde çömelmiş göğsünü kucaklayarak duruyordu. Elinde tam kalbinin üstünde bir hançer vardı. Yüzünde ise saf bir çocuk gülücüğü vardı.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest