10 kasabanın eskiden olduğu yerde.
-Evet sayın şovalye biz buraya Lord Oren tarafından burdaki halka yardım için gönderildik.
Bunu söylememde bir sorun yoktu.
- Herkezin bildiği bir şeyi size söylememde bir sakınca yok burası tehlike altında. Birizleri aldığımız duyumlara göre bu kasabaya saldıracakmış. Peki siz nerden geliyorsunuz sayın şovalye yada amacıma daha iyi bir soruyla kasabaya gelen bir grup gördünüz mü?
Bunu söylememde bir sorun yoktu.
- Herkezin bildiği bir şeyi size söylememde bir sakınca yok burası tehlike altında. Birizleri aldığımız duyumlara göre bu kasabaya saldıracakmış. Peki siz nerden geliyorsunuz sayın şovalye yada amacıma daha iyi bir soruyla kasabaya gelen bir grup gördünüz mü?
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
''Joseeeeeph..Joseeeeeeeeeph..''
Horcoel ve Joseph isimli genç duyulan tiz sesten dolayı arkalarına döndüler aynı anda..Bu sırada sesin sahibi genç adam koşarak onlara doğru ilerliyordu...
''Hahh..Off... Puff...''Soluk soluga kalmıştı yeni gelen..Horcoel merhametli bakışlarla yeni gelen genci süzdü..Horcoel in üzerine yıkılırcasına kapandı ve ayakta kalmaya gücü yetmediginden yere yıkıldı..Horcoel adamın yanına eğildi ve kalkması için kollarından tutarak ayağa kalkmasını sağladı..
''S..Sagolun bayım..''Hah..Bayım..Lütfen kardeşime bir zarar vermeyinn..''dedi bir eli ile Joseph isimli genci göstererek..''Ne yaptıysa bizim iyiligimiz için yaptı..Lütfen bayım..canını bağışlayın..''
Joseph isimli genç hırıldamayla ileri atıldı..
''Kes sesini gerizekalı..Beni savunmana ihtiyacım oldugu zaman kargalar leşimi yiyecegi zamandır..''
Horcoel bu durum karşısında gülümseterek kardeşler oldugu anlaşılan bu ikisini izledi..Kendi aralarında didişmeye öyle bir dalmışlardıki sanki unutmuşlardı Horcoel in varlıgını..
''Jorex..Sana son kez söylüyorum..Ben izin vermeden birdaha benim hakkında başkaları ile konuşmayacaksın..BENİ DUYDUNMU??''
''Ama.. a..ma ben düşündümki..O elf.. seni..şey..''diye cevap verdi genç olan..
''Kes sesini ve dinle..Ve ben izin vermeden daha fazla konuşma...''
Genç adam abisinin tehtikar bakışları ardında sustu ve başını eğip tuaf bakışlarla Horcoeli süzmeye başladı..Bu sırada Joseph isimli oldugunu anladıgı büyük olan sözlerine devam etti..
''Sözlerin kulaga mantıklı geliyor şovalye..Ancak diğer köylülere anlatmalısın bunları..Benim kararımla olacak birşey değil..''Ayriyetten'' diye devam etti Joseph..''Babam nerede..Neden gelmedi hala..''
Gencin sözleri kafasında yankılanmaya başladı Horcoel in zihninde..Gözleri kamaştı ve zihninin bulanıklıgı içerisinde kayboldu..''
''Babaa...Babaa.. kalk babaa''
''Baban yaradılışın en güzel yerinde evlat...''
Lord Thornan ın sözleri...Her nedense hatırladıgı gibi değildi herşey..Sadece bu sözleri hatırlayabildi..
Horcoel gence doğru döndü..Teselli edercesine omuzlarını sıvazladı ve eğilerek tam karşısına aldı adamı..Bilgece ve hüzünlü bir şekilde gence doğru baktı..
''Baban her nerede ise eminimki oda doğru olanı yapmanızı isterdi genç adam..Ve doğru olana karar verecek olanda sizsiniz..Ancak burada durarak''Etrafındaki harabeleri işaret etti..''Sağ kalamassınız..Babanızın gitme nedenide buydu..Sizin sağlıgınız..Canınız..Belkide kendini bu ugurda feda etti..Doğan güneşi bir daha görebilmeniz için..Doganın ve dünyanın güzelliklerini..Genç yaşamlarınızın umut ve mutlulukla dolu olması için gitti..Onun da en çok isteyecegi şey sizin yaşamanızdır...Ve busefer yaşamınız binlerce insanın kaderine bağlı..Burada her durdugumuz vakit Onkasabadan bir çocuk bir genç bir kadın bir erkek..bir yaşlı..Açlıktan ölüyorlar..Yemeğe ihtiyaçları var''
Gençlerin iksinininde hüzün dolu bakışlarla etrafa boş boş baktıklarını farkedince sözlerine devam etti..
''Kimbilir belki de babanız aradıgı yardım bulup geri gelecek..Bunu ancak tanrılar bilebilir..Ve döndügünde sizi Onkasabada sağ salim bir şekilde bulucak.. yaptıklarınızla gurur duyacak..Fedakarlıgınız diğerlerine örnek olacak ve binlerce insan yaşamları için size şükranlarını ve hayır dualarını sunacak...''
''Joseph..Jorex...Karar sizin..Ben taşıyabildigim kadar yiyecegi onkasabaya götürmeye çalısacagım..Tabii izin verirseniz..''
şovalyenin sözleri üzerine birbirlerine baktılar kardeşler..Küçük olan gözyaşlarını tutamayarak abisine sarıldı..
''Ah.. Joseph..''dedi ağlayarak..''Acaba babamız iyimidir..Hem..ben bilmiyorum biz sadece iki kişiyiz..Be..Ben.. Yardım etmek isterim..Ancak elimden ne gelir..Ben sadece 16 yaşında bir çocugum..Elimden ne gelir...''
Joseph kardeşinin saçlarını okşadı onu yatıştırırcasına..''Haklı.''.Dedi fısıltıyla..''Ne yardım edebilecegimizi bilmiyorum Jorex..Ancak elimizden geleni yapalım bari..Babamıza layık olalım..şu ana kadar dünyada hep birine yük olarak yaşadık..Bari bu sefer bir işe yarayalım..''
Sonra Horcoele döndü ve..
''Ne yapmamızı istiyorsun şovalye..''
Horcoel bir an duraksadı..Gençleri inceledi bir süre..Kalplerinde gerçekten yoğun bir ışık taşıyorlardı..Ancak onlar savaşçı değillerdi..En azından birisi..Ve onlara emir vermeye hakkı yoktu..
''Sağ kalan insanları buraya çağırın..''dedi..''Onlara bu durumu anlatmam gerekiyor..''
Tam gideceklerken Horcoel küçük olan kardeşi yanına çağırdı..
''Jorex..Sende yiyecekleri taşıyabilecegimiz bir araba..Yada onun gibir birşey varmı ona bak..''Tam giderken kolundan bir kez daha tuttu..
''Kalbinden umudu ve ışıgı eksik etme..Seni herzaman o koruyacaktır'' dedi..Adamın hüznünü yatıştırırcasına...
Rp dışı:ikinci bölüm..Yarın son bölümü atacak ve devam edecegim..
Horcoel ve Joseph isimli genç duyulan tiz sesten dolayı arkalarına döndüler aynı anda..Bu sırada sesin sahibi genç adam koşarak onlara doğru ilerliyordu...
''Hahh..Off... Puff...''Soluk soluga kalmıştı yeni gelen..Horcoel merhametli bakışlarla yeni gelen genci süzdü..Horcoel in üzerine yıkılırcasına kapandı ve ayakta kalmaya gücü yetmediginden yere yıkıldı..Horcoel adamın yanına eğildi ve kalkması için kollarından tutarak ayağa kalkmasını sağladı..
''S..Sagolun bayım..''Hah..Bayım..Lütfen kardeşime bir zarar vermeyinn..''dedi bir eli ile Joseph isimli genci göstererek..''Ne yaptıysa bizim iyiligimiz için yaptı..Lütfen bayım..canını bağışlayın..''
Joseph isimli genç hırıldamayla ileri atıldı..
''Kes sesini gerizekalı..Beni savunmana ihtiyacım oldugu zaman kargalar leşimi yiyecegi zamandır..''
Horcoel bu durum karşısında gülümseterek kardeşler oldugu anlaşılan bu ikisini izledi..Kendi aralarında didişmeye öyle bir dalmışlardıki sanki unutmuşlardı Horcoel in varlıgını..
''Jorex..Sana son kez söylüyorum..Ben izin vermeden birdaha benim hakkında başkaları ile konuşmayacaksın..BENİ DUYDUNMU??''
''Ama.. a..ma ben düşündümki..O elf.. seni..şey..''diye cevap verdi genç olan..
''Kes sesini ve dinle..Ve ben izin vermeden daha fazla konuşma...''
Genç adam abisinin tehtikar bakışları ardında sustu ve başını eğip tuaf bakışlarla Horcoeli süzmeye başladı..Bu sırada Joseph isimli oldugunu anladıgı büyük olan sözlerine devam etti..
''Sözlerin kulaga mantıklı geliyor şovalye..Ancak diğer köylülere anlatmalısın bunları..Benim kararımla olacak birşey değil..''Ayriyetten'' diye devam etti Joseph..''Babam nerede..Neden gelmedi hala..''
Gencin sözleri kafasında yankılanmaya başladı Horcoel in zihninde..Gözleri kamaştı ve zihninin bulanıklıgı içerisinde kayboldu..''
''Babaa...Babaa.. kalk babaa''
''Baban yaradılışın en güzel yerinde evlat...''
Lord Thornan ın sözleri...Her nedense hatırladıgı gibi değildi herşey..Sadece bu sözleri hatırlayabildi..
Horcoel gence doğru döndü..Teselli edercesine omuzlarını sıvazladı ve eğilerek tam karşısına aldı adamı..Bilgece ve hüzünlü bir şekilde gence doğru baktı..
''Baban her nerede ise eminimki oda doğru olanı yapmanızı isterdi genç adam..Ve doğru olana karar verecek olanda sizsiniz..Ancak burada durarak''Etrafındaki harabeleri işaret etti..''Sağ kalamassınız..Babanızın gitme nedenide buydu..Sizin sağlıgınız..Canınız..Belkide kendini bu ugurda feda etti..Doğan güneşi bir daha görebilmeniz için..Doganın ve dünyanın güzelliklerini..Genç yaşamlarınızın umut ve mutlulukla dolu olması için gitti..Onun da en çok isteyecegi şey sizin yaşamanızdır...Ve busefer yaşamınız binlerce insanın kaderine bağlı..Burada her durdugumuz vakit Onkasabadan bir çocuk bir genç bir kadın bir erkek..bir yaşlı..Açlıktan ölüyorlar..Yemeğe ihtiyaçları var''
Gençlerin iksinininde hüzün dolu bakışlarla etrafa boş boş baktıklarını farkedince sözlerine devam etti..
''Kimbilir belki de babanız aradıgı yardım bulup geri gelecek..Bunu ancak tanrılar bilebilir..Ve döndügünde sizi Onkasabada sağ salim bir şekilde bulucak.. yaptıklarınızla gurur duyacak..Fedakarlıgınız diğerlerine örnek olacak ve binlerce insan yaşamları için size şükranlarını ve hayır dualarını sunacak...''
''Joseph..Jorex...Karar sizin..Ben taşıyabildigim kadar yiyecegi onkasabaya götürmeye çalısacagım..Tabii izin verirseniz..''
şovalyenin sözleri üzerine birbirlerine baktılar kardeşler..Küçük olan gözyaşlarını tutamayarak abisine sarıldı..
''Ah.. Joseph..''dedi ağlayarak..''Acaba babamız iyimidir..Hem..ben bilmiyorum biz sadece iki kişiyiz..Be..Ben.. Yardım etmek isterim..Ancak elimden ne gelir..Ben sadece 16 yaşında bir çocugum..Elimden ne gelir...''
Joseph kardeşinin saçlarını okşadı onu yatıştırırcasına..''Haklı.''.Dedi fısıltıyla..''Ne yardım edebilecegimizi bilmiyorum Jorex..Ancak elimizden geleni yapalım bari..Babamıza layık olalım..şu ana kadar dünyada hep birine yük olarak yaşadık..Bari bu sefer bir işe yarayalım..''
Sonra Horcoele döndü ve..
''Ne yapmamızı istiyorsun şovalye..''
Horcoel bir an duraksadı..Gençleri inceledi bir süre..Kalplerinde gerçekten yoğun bir ışık taşıyorlardı..Ancak onlar savaşçı değillerdi..En azından birisi..Ve onlara emir vermeye hakkı yoktu..
''Sağ kalan insanları buraya çağırın..''dedi..''Onlara bu durumu anlatmam gerekiyor..''
Tam gideceklerken Horcoel küçük olan kardeşi yanına çağırdı..
''Jorex..Sende yiyecekleri taşıyabilecegimiz bir araba..Yada onun gibir birşey varmı ona bak..''Tam giderken kolundan bir kez daha tuttu..
''Kalbinden umudu ve ışıgı eksik etme..Seni herzaman o koruyacaktır'' dedi..Adamın hüznünü yatıştırırcasına...
Rp dışı:ikinci bölüm..Yarın son bölümü atacak ve devam edecegim..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Cervantes etrafındaki sözcülere görevlerini anlatıp uyarılarda bulunurken saat iyice ilerlemiş ve hava kararmıştı. şovalye yaklaşan sarışın adamı farkettiyse de yanına gelen rahibin sorularını dinledi.
Bu sırada bir anda görüşü bozulmaya başladı. Kafasında oluşan imgelemler ve Squan ve Logan'ın başına gelen trajediyi gördüğünde dizlerinin bağı çözüldü. Anlamsızca boşluğa bakan şovalyenin yanından ayrılan rahip adamın dizlerinin üstüne çöktüğünü farketmedi. Karanlık sesi hafifçe fısıldadı:
"Yüce Oren aşkına... Ben ne yaptım..."
Daha sonra gözleri sarışın adama takıldı ve onun yardım teklifini işitti. Artık ona kimler yardım edebilirdi. Bir anda hırsla ayağa kalktı ve Rahip Alfred ve başka bir şovalyenin konuşmasını keserek, rahibin omzuna elini koydu.
"Rahip Alfred. Hemen konuşmalıyız!"
Rahibi yanına alarak kalabalıktan biraz uzaklaştı:
"Alfred acil bir şekilde yola çıkmam gerekiyor. Görünüşe bakılırsa şovalye Logan ve Zaman Tanrısı'nın şovalyesinin hayatları tehlikede..." bir an sessizce boşluğa baktı. "Ve tabii erzak ve karavanların da... Durumun ciddiyetini anlıyor musunuz rahip Alfred! Hemen hızlı atlı bir birlikle yola çıkıyorum. Kasabanın organizasyonunu size emanet ediyorum. Karanlık her yerden yaklaşıyor, "Yüce Oren" adına insanları güneydeki ormanlardan uzak tutun... Karanlığa Tanrının öfkesini göstermek için geri döneceğim, içiniz rahat olsun..."
Cervantes başka bir zaman olsa rahibin itirazlarını ya da cevabını dinlemek için beklerdi... Fakat içindeki öfke ve savaş tutkusu gözlerini adeta döndürürken, diğer bütün duyularını ve nezaket anlayışını yok etmişti. Kasabanın nöbetçi atlı birliklerinden büyük bir grubu almak kasabanın savunmasını da azaltmak olurdu. Bu yüzden mantıklı büyüklükte ve hızlı bir grupla yola çıkmalıydı.
"Askerler!" emredici bir ses tonuyla bağırdı. İçindeki savaş yaratığı yeniden canlanıyordu. "En hızlı at süren 4 gönüllü istiyorum! Görevimiz şehrimizin düşmanlarını ezmek ve ülkemizi korumak! Doğduğumuz toprakları ve atalarımızın kemiklerinin serpildiği bu ovaları savunmak! Kötülüğün kara çizmesini Tanrılarımızın bu kutsal topraklarından atmak! Var mı 9 tane gönüllü!"
Askerlerin ilk başta heyecansız ve umursamaz bakışları. Sözlerin devamıyla hırslı ve kararlı bakışlara dönüştü. Nöbetçilerin ileri hareketlenmelerini, "Ben varım!", "Beni de sayın!", "Canım feda olsun bu topraklara!" diye bağırışlar izledi. Cervantes hızlıca güçlü ve deneyimli görünen nöbetçileri aldığı sırada diğerlerinden daha kısa ve zayıf biri daha gözüne çarptı. Adam neredeyse gözlerinden ateş püskürüyordu. Cervantes'in kolunu sıkıca tuttu ve gerilmiş çenesi ve sıkılmış dişleri arasından konuştu: "Komutanım... Bırakın vatanım için öleyim."
Cervantes adamın içindeki müthiş arzuyu gördü... Amacı uğruna canını feda eden onlarca Paladin, Rahip ve askeri gözlerinin önünden geçti.
"Gel bakalım... Ama ölmeyi düşünmek için daha çok erken savaşçı. Ã?nce ülkemizin düşmanlarının cansız bedenleri yere düşmeden öldüğünü görmek istemiyorum! Tamam mı!"
Adamın gözlerinin içine kendi mavi kararlı bakışlarını dikti ve ufak adamın yüzünde ciddi fakat tatmin olmuş bir gülümseme yayıldı.
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!"
Diğer askerler de Cervantes'i aynı şekilde selamlardıktan sonra Din Savaşçısı hayatta kalmış atlardan birine bindi ve askerlerine baktı.
"İlerleyin... Rüzgardan daha hızlı gitmeliyiz!"
Ve kötülüğe mahşer gününü yaşatmak için 10 atlı kasabadan ayrıldı...
Bu sırada bir anda görüşü bozulmaya başladı. Kafasında oluşan imgelemler ve Squan ve Logan'ın başına gelen trajediyi gördüğünde dizlerinin bağı çözüldü. Anlamsızca boşluğa bakan şovalyenin yanından ayrılan rahip adamın dizlerinin üstüne çöktüğünü farketmedi. Karanlık sesi hafifçe fısıldadı:
"Yüce Oren aşkına... Ben ne yaptım..."
Daha sonra gözleri sarışın adama takıldı ve onun yardım teklifini işitti. Artık ona kimler yardım edebilirdi. Bir anda hırsla ayağa kalktı ve Rahip Alfred ve başka bir şovalyenin konuşmasını keserek, rahibin omzuna elini koydu.
"Rahip Alfred. Hemen konuşmalıyız!"
Rahibi yanına alarak kalabalıktan biraz uzaklaştı:
"Alfred acil bir şekilde yola çıkmam gerekiyor. Görünüşe bakılırsa şovalye Logan ve Zaman Tanrısı'nın şovalyesinin hayatları tehlikede..." bir an sessizce boşluğa baktı. "Ve tabii erzak ve karavanların da... Durumun ciddiyetini anlıyor musunuz rahip Alfred! Hemen hızlı atlı bir birlikle yola çıkıyorum. Kasabanın organizasyonunu size emanet ediyorum. Karanlık her yerden yaklaşıyor, "Yüce Oren" adına insanları güneydeki ormanlardan uzak tutun... Karanlığa Tanrının öfkesini göstermek için geri döneceğim, içiniz rahat olsun..."
Cervantes başka bir zaman olsa rahibin itirazlarını ya da cevabını dinlemek için beklerdi... Fakat içindeki öfke ve savaş tutkusu gözlerini adeta döndürürken, diğer bütün duyularını ve nezaket anlayışını yok etmişti. Kasabanın nöbetçi atlı birliklerinden büyük bir grubu almak kasabanın savunmasını da azaltmak olurdu. Bu yüzden mantıklı büyüklükte ve hızlı bir grupla yola çıkmalıydı.
"Askerler!" emredici bir ses tonuyla bağırdı. İçindeki savaş yaratığı yeniden canlanıyordu. "En hızlı at süren 4 gönüllü istiyorum! Görevimiz şehrimizin düşmanlarını ezmek ve ülkemizi korumak! Doğduğumuz toprakları ve atalarımızın kemiklerinin serpildiği bu ovaları savunmak! Kötülüğün kara çizmesini Tanrılarımızın bu kutsal topraklarından atmak! Var mı 9 tane gönüllü!"
Askerlerin ilk başta heyecansız ve umursamaz bakışları. Sözlerin devamıyla hırslı ve kararlı bakışlara dönüştü. Nöbetçilerin ileri hareketlenmelerini, "Ben varım!", "Beni de sayın!", "Canım feda olsun bu topraklara!" diye bağırışlar izledi. Cervantes hızlıca güçlü ve deneyimli görünen nöbetçileri aldığı sırada diğerlerinden daha kısa ve zayıf biri daha gözüne çarptı. Adam neredeyse gözlerinden ateş püskürüyordu. Cervantes'in kolunu sıkıca tuttu ve gerilmiş çenesi ve sıkılmış dişleri arasından konuştu: "Komutanım... Bırakın vatanım için öleyim."
Cervantes adamın içindeki müthiş arzuyu gördü... Amacı uğruna canını feda eden onlarca Paladin, Rahip ve askeri gözlerinin önünden geçti.
"Gel bakalım... Ama ölmeyi düşünmek için daha çok erken savaşçı. Ã?nce ülkemizin düşmanlarının cansız bedenleri yere düşmeden öldüğünü görmek istemiyorum! Tamam mı!"
Adamın gözlerinin içine kendi mavi kararlı bakışlarını dikti ve ufak adamın yüzünde ciddi fakat tatmin olmuş bir gülümseme yayıldı.
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!"
Diğer askerler de Cervantes'i aynı şekilde selamlardıktan sonra Din Savaşçısı hayatta kalmış atlardan birine bindi ve askerlerine baktı.
"İlerleyin... Rüzgardan daha hızlı gitmeliyiz!"
Ve kötülüğe mahşer gününü yaşatmak için 10 atlı kasabadan ayrıldı...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Kaosun Peygamberi ayağa kalkıp hızla yürüyen seçilmişin peşinden gitti. Ruhban giyimli birisi ile konuşmaya başladığını gördü sonra gözleri ruhbanın yanındakine kaydı ve yüzüne yayılan gülümsemeye engel olamadı.Ã?ünkü ruhbanın yanındakinin Kaosun kalbi olduğunu gözgöze gelir gelmez hissetti.Sonra Oren seçilmişinin saldırıdan bahsettiğini duydu ve hızla adam toplayıp uzaklaşmasını izledi.Ruhbana yaklaştı kaosun peygamberi,
-Sayın rahip,şövalye...
Kafası ile selamını verir kaosun peygamberi.
-Görüyorum ki on kasabaya saldırılar başlamış durumda,ama böylesine savunmasız bir yerde toplanmış insanlara saldırıların olması kadar doğal bir şey olamaz.Oren seçilmişi ile konuşmaya çalıştım ancak görülen o ki halkın can güvenliğini sağlamak için at sürüyor.Sanırım şu anda buradaki en yetkili kişiler sizlersiniz.
Bu kısımda kaosun kalbini tanımadığını ima ediyordu.
-Lütfen beni dinleyin rahip.Buradaki insanlar tehlikede ve onların can güvenliğini sağlayabileceğimiz bir yer biliyorum.En azından bir kısmının!
-Sayın rahip,şövalye...
Kafası ile selamını verir kaosun peygamberi.
-Görüyorum ki on kasabaya saldırılar başlamış durumda,ama böylesine savunmasız bir yerde toplanmış insanlara saldırıların olması kadar doğal bir şey olamaz.Oren seçilmişi ile konuşmaya çalıştım ancak görülen o ki halkın can güvenliğini sağlamak için at sürüyor.Sanırım şu anda buradaki en yetkili kişiler sizlersiniz.
Bu kısımda kaosun kalbini tanımadığını ima ediyordu.
-Lütfen beni dinleyin rahip.Buradaki insanlar tehlikede ve onların can güvenliğini sağlayabileceğimiz bir yer biliyorum.En azından bir kısmının!
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Yeni gelen şovalyeyle konuşmamız bitmemişti. Soruma cevap vermemişti. Sorumun cevabını beklerken arkadan cervantesin bana seslendiğini duydum."Rahip Alfred. Hemen konuşmalıyız!" demişti yüzündeki ciddiyete bakılırsa önemli bir haver verecekti bana. Beni kalbalıktan uzaklaştırdı. şimdi heyecanım daha da artmıştı ve sözler ağzından döküldü.
''Alfred acil bir şekilde yola çıkmam gerekiyor. Görünüşe bakılırsa şovalye Logan ve Zaman Tanrısı'nın şovalyesinin hayatları tehlikede''. biraz duraksadı.''ve tabii erzak ve karavanların da... Durumun ciddiyetini anlıyor musunuz rahip Alfred! Hemen hızlı atlı bir birlikle yola çıkıyorum. Kasabanın organizasyonunu size emanet ediyorum. Karanlık her yerden yaklaşıyor, "Yüce Oren" adına insanları güneydeki ormanlardan uzak tutun... Karanlığa Tanrının öfkesini göstermek için geri döneceğim, içiniz rahat olsun''
şimdi resmen kasabanın kişiyi ben olarak ilan temişti. seçilmiş kasabaya döndü bense şaşkınlıktan yerime çakılı kalmıştım. Bir kaç dakika sonra kendime geldim. Bende şehire doğru koştum. Seçilmiş bir kaç paladin ve birkaç rahip ona katılmıştı.Daha biraz önce Rahiplerin birkaçı savaşmak için seçilmişle yola cıkmışlardı.
Gidişlerini izledim. Kasabaya insanların arasına dönecektim derken rahip görünümlü bir adam yaklaştı. Rahip görünümlüydü fakat seçilmişin çağrısına uyup yanıma gelmemişti.
Bana birkaç kasaba için tavsiye verdi tıpkı bir danışman gibi.Tavsiyeleri bana göre değildi. Ben adaletin bir şovalyesiyim kasabanın bir kısmını kurtarıp diğer kısmını bırakmak bana göre değil.Bu teklifi kibarca reddetmeliydim.
- Sayın rahip. Rahipsiniz değil mi?
Cevabını bekledim.
-Burda insanları ayırmamız pek doğru olmaz iki grubu kontrol edecek kadar savaşabilecek insanımız yok ki parçalanırsak daha kolay lokma oluruz .
Usatamben daha çocukken göstermişti bu kuralı . Bir tane ince sopa vermişti. '' kır'' demişti. kırmak benim için çok kolay oldmuştu. Ama birkaç sopayı bir arada verdiğinde kırmak zor olmıştu ama kırmıştım. Ustamın o andaki yüzü hala aklımda.
- ''şimdi ayrılmam gerek cüce ve.... '' biraz duraksadım. yaşayan ölü olduğunu söylemem gerkiyordu. '' bir arkadaşımı bulmam gerek. Afedersiniz.
Ã?nce benle konuşan adama sonrada yeni gelen şovalyeye selam vererek ordan ayrıldım.şİmdi cüce ve yaşayan ölüyü bulmalıyım ama daha önce Lord Orenle bağlantı kurup tapınaktan yardım istemeliyim. Paladinler saldırraya uğradığına göre seçilmiş cesetlerini bularak geri dönebilir. Kendi kendime söylediğim cesetler lafı bile tüylerimi diken diken etmeye yetti. Bu yüzden acele edip Orenden yardım istemeliyim.Oren 'in simgesini olduğu kolyeyi ellerimin arasaına aldım sözcükleri içimden ama yüksek sesle söylemeye başladım.
Duam bittikten sonra cüceyi bulmak için inşa edilen yerlere doğru yöneldim.
Rp Dışı:
Duaya http://frpworld.com/modules.php?name=Fo ... 750f#76336 sayfasından ulaşabilirsiniz.
''Alfred acil bir şekilde yola çıkmam gerekiyor. Görünüşe bakılırsa şovalye Logan ve Zaman Tanrısı'nın şovalyesinin hayatları tehlikede''. biraz duraksadı.''ve tabii erzak ve karavanların da... Durumun ciddiyetini anlıyor musunuz rahip Alfred! Hemen hızlı atlı bir birlikle yola çıkıyorum. Kasabanın organizasyonunu size emanet ediyorum. Karanlık her yerden yaklaşıyor, "Yüce Oren" adına insanları güneydeki ormanlardan uzak tutun... Karanlığa Tanrının öfkesini göstermek için geri döneceğim, içiniz rahat olsun''
şimdi resmen kasabanın kişiyi ben olarak ilan temişti. seçilmiş kasabaya döndü bense şaşkınlıktan yerime çakılı kalmıştım. Bir kaç dakika sonra kendime geldim. Bende şehire doğru koştum. Seçilmiş bir kaç paladin ve birkaç rahip ona katılmıştı.Daha biraz önce Rahiplerin birkaçı savaşmak için seçilmişle yola cıkmışlardı.
Gidişlerini izledim. Kasabaya insanların arasına dönecektim derken rahip görünümlü bir adam yaklaştı. Rahip görünümlüydü fakat seçilmişin çağrısına uyup yanıma gelmemişti.
Bana birkaç kasaba için tavsiye verdi tıpkı bir danışman gibi.Tavsiyeleri bana göre değildi. Ben adaletin bir şovalyesiyim kasabanın bir kısmını kurtarıp diğer kısmını bırakmak bana göre değil.Bu teklifi kibarca reddetmeliydim.
- Sayın rahip. Rahipsiniz değil mi?
Cevabını bekledim.
-Burda insanları ayırmamız pek doğru olmaz iki grubu kontrol edecek kadar savaşabilecek insanımız yok ki parçalanırsak daha kolay lokma oluruz .
Usatamben daha çocukken göstermişti bu kuralı . Bir tane ince sopa vermişti. '' kır'' demişti. kırmak benim için çok kolay oldmuştu. Ama birkaç sopayı bir arada verdiğinde kırmak zor olmıştu ama kırmıştım. Ustamın o andaki yüzü hala aklımda.
- ''şimdi ayrılmam gerek cüce ve.... '' biraz duraksadım. yaşayan ölü olduğunu söylemem gerkiyordu. '' bir arkadaşımı bulmam gerek. Afedersiniz.
Ã?nce benle konuşan adama sonrada yeni gelen şovalyeye selam vererek ordan ayrıldım.şİmdi cüce ve yaşayan ölüyü bulmalıyım ama daha önce Lord Orenle bağlantı kurup tapınaktan yardım istemeliyim. Paladinler saldırraya uğradığına göre seçilmiş cesetlerini bularak geri dönebilir. Kendi kendime söylediğim cesetler lafı bile tüylerimi diken diken etmeye yetti. Bu yüzden acele edip Orenden yardım istemeliyim.Oren 'in simgesini olduğu kolyeyi ellerimin arasaına aldım sözcükleri içimden ama yüksek sesle söylemeye başladım.
Duam bittikten sonra cüceyi bulmak için inşa edilen yerlere doğru yöneldim.
Rp Dışı:
Duaya http://frpworld.com/modules.php?name=Fo ... 750f#76336 sayfasından ulaşabilirsiniz.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Kaos'un Peygamberi olanlardan sonra kızgınlığını gizleyemedi Kaos'un kalbine baktı ve gözlerindeki alev parıldadı.
-Sanki buraya her gün yardım geliyormuş gibi davranıyorlar
dedi.Henüz rahip 20 adım kadar uzaklaşmıştı ki Kaosun Peygamberi bağırarak konuşmaya başladı.
-Savaşmaktan bahsediyorsun rahip!Seçilmişin buradan on atlıyla uzaklaşması da boşuna değildi değil mi?Yani savaş geliyor!
Sözlerinin kalabalıkta yarattığı uğultuyu duyabiliyordu.
-Ben sana en azından çocukları ve kadınları güvenle barındırabileceğimiz bir yerden bahsediyorum ama sen dinlemiyorsun bile!Bu kadar az savaşçıyla halkı nasıl koruyacaksınız!
Kalabalıktan yayılan uğultu artmıştı.Halka doğru döndü ve seslendi.
-Bazı nedenlerden dolayı evlerinizi kaybettiniz!Kasabanızı kaybettiniz!
Hepsi geriye gelebilir! Peki ya sevdikleriniz!
Bir süre sessizliğini korudu.
-İsteyen herkes benimle gelebilir.Yeteri kadar kalacak yer ve yemek var!
Kasabanız burada inşa edilirken kalabileceğiniz çocuklarınızı ve karılarınızı çapulculardan koruyabileceğiniz bir yer vaadediyorum!Buraya uzakta olmayan bir yer!
Kaosun peygamberi sustu ve halkı izlemeye başladı.Kendi aralarında tartışıyorlar konuşuyorlardı.
-Benimle gelmek isteyenler buraya toplansın!Kafasında kuşku olanlar varsa sadece gelip görsün!
-Sanki buraya her gün yardım geliyormuş gibi davranıyorlar
dedi.Henüz rahip 20 adım kadar uzaklaşmıştı ki Kaosun Peygamberi bağırarak konuşmaya başladı.
-Savaşmaktan bahsediyorsun rahip!Seçilmişin buradan on atlıyla uzaklaşması da boşuna değildi değil mi?Yani savaş geliyor!
Sözlerinin kalabalıkta yarattığı uğultuyu duyabiliyordu.
-Ben sana en azından çocukları ve kadınları güvenle barındırabileceğimiz bir yerden bahsediyorum ama sen dinlemiyorsun bile!Bu kadar az savaşçıyla halkı nasıl koruyacaksınız!
Kalabalıktan yayılan uğultu artmıştı.Halka doğru döndü ve seslendi.
-Bazı nedenlerden dolayı evlerinizi kaybettiniz!Kasabanızı kaybettiniz!
Hepsi geriye gelebilir! Peki ya sevdikleriniz!
Bir süre sessizliğini korudu.
-İsteyen herkes benimle gelebilir.Yeteri kadar kalacak yer ve yemek var!
Kasabanız burada inşa edilirken kalabileceğiniz çocuklarınızı ve karılarınızı çapulculardan koruyabileceğiniz bir yer vaadediyorum!Buraya uzakta olmayan bir yer!
Kaosun peygamberi sustu ve halkı izlemeye başladı.Kendi aralarında tartışıyorlar konuşuyorlardı.
-Benimle gelmek isteyenler buraya toplansın!Kafasında kuşku olanlar varsa sadece gelip görsün!
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Dua ederken arkadan birinin bağıra bağıra birşeyler söylediğini duydum konsantre olduğumdan hiçbir şey duyamadım ama sesini tınısı bana daha biraz önce konuştuğum admın sesini anımsattı. Duamı bitirdiğimde cüce arkadaşımı bulmaya giderken Benimle konuşan adamın çevresine toplanan insanlara heyecanlı heyecanlı birşey anlatıyordu ne anlattığını merek ettim ve kalabalığa doğru ilerledim. Yolun üzerinde atım duruyordu. Bu sefer bir daha ıslık denedim bu sefer birkaç adım attı fakat orda kaldı. '' üfff yine gelmedi ya'' dedim. Ata bindim atın arkasında Baneda duruyordu.
'' Baneda bana Oren'in tapınağından gelenleri bulurmusun?'' Baneda '' Tabiki ama birkaç kişi biraz önce kasabadan ayrıldı.'' dedi. '' Fark ettim ama birkaç kişi hala buralarda onları bul ve benim yanıma getir tamam mı?'' Baneda koşa koşa ordan uzaklaştı ve aramaya başladı.
Adamın yanına bu sefer atımla hıza gittim. Duyduğum kadarıyla insanaları onunla gelmeleri için vaatlerde bulunuyordu. İnsanlar kendi aralarında tartışmaya başladıklarında.ortaya çıktım.
'' Ey Onkasaba insanları. Burada kalın yakın bir zaman da yemekleriniz gelecek bu kişi sizi doğduğunuz topraklardan ayırıcak belki çok uzak yerlere götürecek belkide daha kötüsü. Oren size yeni bir yaşam sunuyor sizleri rahata kavuşturmak için bizleri yani seçilmişide dahil olmak üzere TAPINAK şOVALYELERİNİ sizlere gönderdi. Doğduğunuz topraklardan ayrılmayın burası sizin yuvanız. Evet tehlike altındayız ama en azından yaşadığımız doğduğumuz topraklarda kanımızın son damlasına kadar omuz omuza sevdiklerimizle birlikte savaşarak ölelim. Kadınlarımız ve çocuklarımız kocalarınız oğullarınız burda ölmek için savaşırken sizler bu adamın vaat ettiği yerlerde rahat içinde kalabilecekmisiniz''
Kılıcımı çektim ve havaya kaldırdım. '' BU TOPRAKLAR BİZİM BİZ ANCA BURDA Ã?LÃ?RÖZ.'' Sözlerimi bitirine çevreyi izleyecektim. Bir çevreye birde o adma baktım. Banedanın cüceyi ve yaşayan ölüyü buraya getirmesini bekledim.
'' Baneda bana Oren'in tapınağından gelenleri bulurmusun?'' Baneda '' Tabiki ama birkaç kişi biraz önce kasabadan ayrıldı.'' dedi. '' Fark ettim ama birkaç kişi hala buralarda onları bul ve benim yanıma getir tamam mı?'' Baneda koşa koşa ordan uzaklaştı ve aramaya başladı.
Adamın yanına bu sefer atımla hıza gittim. Duyduğum kadarıyla insanaları onunla gelmeleri için vaatlerde bulunuyordu. İnsanlar kendi aralarında tartışmaya başladıklarında.ortaya çıktım.
'' Ey Onkasaba insanları. Burada kalın yakın bir zaman da yemekleriniz gelecek bu kişi sizi doğduğunuz topraklardan ayırıcak belki çok uzak yerlere götürecek belkide daha kötüsü. Oren size yeni bir yaşam sunuyor sizleri rahata kavuşturmak için bizleri yani seçilmişide dahil olmak üzere TAPINAK şOVALYELERİNİ sizlere gönderdi. Doğduğunuz topraklardan ayrılmayın burası sizin yuvanız. Evet tehlike altındayız ama en azından yaşadığımız doğduğumuz topraklarda kanımızın son damlasına kadar omuz omuza sevdiklerimizle birlikte savaşarak ölelim. Kadınlarımız ve çocuklarımız kocalarınız oğullarınız burda ölmek için savaşırken sizler bu adamın vaat ettiği yerlerde rahat içinde kalabilecekmisiniz''
Kılıcımı çektim ve havaya kaldırdım. '' BU TOPRAKLAR BİZİM BİZ ANCA BURDA Ã?LÃ?RÖZ.'' Sözlerimi bitirine çevreyi izleyecektim. Bir çevreye birde o adma baktım. Banedanın cüceyi ve yaşayan ölüyü buraya getirmesini bekledim.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Horcoel kardeşlerin ayrılışını izledi..Kararsızdı..Onkasaba ve bu zavallı insanlar için tek çözümdü buradan ayrılmaları..Acaba diye düşündü..İnsanları ikna edebilecekmiydi..Ya ikna ettikten sonrası..Etrafına baktı garip duygular içerisinde..Bu kadar yiyeceği taşımaları gerekiyordu..
Paladin havanın tamamen kararmasını izledi..iç çekti ve beklemeye koyuldu...
--------------------------------------------------------------------------------------
Jorex elf şovalyenin arzusu üzerine etrafı araştırmaya başlamıştı..Aradıgını bulmalıydı..Bulacaktı..şovalye ona güvenmişti ve bu güveni boşa çıkarmamaya niyetliydi..Uzun süredir bir sorumluluk almak istemişti..Abisinin gölgesinde yaşamaktan bıkmıştı Jorex..Yararlı olmak istiyordu...Ve şovalye ona bu şansı vermişti..
Bir an titredikten sonra iç çekti..Havanın kararışı beraberinde soğuguda getirmişti..Ã?şüyerek etrafına baktı..Üzerindeki yamalı tunik akşamları o kadar iyi koruyamıyordu..Babası gittiğinden beri akşamları dışarı çıkmıyordu gerçi..Dışarı sadece Joseph çıkardı hep...Sadece Joseph..
Derin bir nefes aldı ciğerlerine soğuk havayı doldurarak...şovalyenin ona verdigi göreve bakmalıydı..Erzakları taşıyabilecekleri bir araba yada onun gibi birşey bulmasını istemişti şovalye ondan..Kollarını göğsünde bitiştirdi ve düşünmeye başladı..Araba...Düşün..Düşün..Arabayı nerede bulabilirsin Jorex..Hadi düşün..
''Buldumm..''diye çığrındı kendi kendisine sevinerek..''Ã?iftçi Lenard ın avlusunda arabalar olacaktı..''Yaşlı Lenard ekinlerini şehire satmaya götürürken kullanırdı..Ve hatırladıgım kadarı ile felaketten de kurtulmuş olması lazımdı..''Hadi Jorex'' dedi kendi kendisine ''İş başına..''
Genç adam adımlarını hızlandırarak köyün avlusuna doğru ilerledi..Tarlaları geçti..Aradığı yere doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı..Enkazlara baktı iç çekerek bu sırada..Köy neredeyse tamamen yok olmuştu..Burada geçirdiği anıları düşündü bir anlıgına..Küçükken Yaşlı Lenard ın bahçesinden elma çalmayı ne kadarda çok severdi..Bir yandan yürürken diğer yandanda düşünüyordu..''Küçükken..''dedi kendi kendisine..Küçükken demeye hakkı varmıydı acaba..Bahsettigi zaman dilimi 3 5 sene öncesiydi..Ama 16 yaşındaki birine göre büyük bir zaman dilimiydi bu seneler..
''Sonunda''diye mırıldandı genç adam..Aradığı yere ulaşmıştı..
Kafasını kaldırdı ve önünde durmakta olan alana baktı..Geniş bir tahıl tarlası..Arkasındaki geniş harabe..Ve avlusunda duran beş tane erzak arabası..
Genç adam gülümseyerek arabalara baktı yavaşça..''Sanırım''diye düşündü..şovalye arabaları gördügünden memnun olacak..''
Bir iki saniye görevini tamamlamış olmanın sevinciyle gülümsesede acı gerçeğin farkına vararak somurtmaya başladı...
''Peki ben bunları buradan nasıl çıkaracağım...''
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Horcoel karanlığın bastırması üzerine kafasını yukarıya doğrulttu..''Hayır'' diye düşündü..''Yağmur yağmıyacak..''..Ancak hava oldukça soğuyor..Biran önce toplanmaları lazım..
Arkasını döndü ve başlarını Joseph in çektiği bir gurubun ona doğru geldigini görünce gülümsedi..Köylülerin mırıltıları ve mızmızlanmaları oradan bile duyulabiliyordu..Onları suçlayamazdı Horcoel..Akşamın bu soğuğunda ''felaket'' in vurdugu kasabalarına gelen yabancı yüzünden sığınaklarından dışarı çıkmışlardı..Bir yabancı..diye düşündü Horcoel..Kayıp ve kötü durumdaki köye gelen bir yabancı..şovalye oldugunu söyleyen bir yabancı...Onlara yardımı getirdigini söyleyen bir yabancı..
Yavaşça köylülerin önünde sıralanmasını izledi..Joseph köylülere her ne anlatmış ve demişse köylüler şovalyeye saygıyla bakıyor ve seslerini çıkarmıyorlardı..Joseph ise köylülerle tek tek konuşuyor ve ''onkasaba ve yardım'' hakkında birşeyler söylüyordu..Köylüler Horcoel in önünde toplandıktan sonra sabırsız bakışlarla şovalyeyi süzmeye başladılar..
Horcoel insanlara bakmaya başladı..Bakışlarıyla hepsini teker teker saydı..Ve sayının sonunda kendi gözlerine kendisi de inanamamıştı..
''Sadece yirmi kişi mi..''
Sağ kurtulan sadece yirmi kişimi olmuştu bu felaketten..Horcoel gerçekten gözlerine inanamamıştı..Kardeşlerin anlattığı kadar kötüydü demek durum..Sonra tekrar kasabalılara baktı..Ã?ksürüyor aksırıyor ve soğuktan etkilendiklerini belirtecek tuaf sesler çıkarıyorlardı...Zavallı insanlar daha fazla beklememeliydi..Ve tabiki Onkasaba halkı daha fazla beklememeliydi.. Horcoel asil bir duruş belledi kendisine..Tam konuşmak için ağzını açacaktıki bir ses yankılanmaya başladı tüm bu sessizliğin arasından..
''Sir şovalyeeeeeeee..Sir şovalyeeee..''
Tüm kalabalık bir anda kendi aralarında konuşmaya dalarak sesin geldigi yere doğru bakmaya başladı..
Genç bir çocuk ellerini kollarını sağa sola sallaya sallaya şovalyeye doğru koşuyordu..Horcoel bu manzarayı görünce gülümsemekten kendisini alamadı..Gelen Jorex ti..Araba bulmasını söyledigi genç adam..
''Hıh..şir şovalye..''dedi nefes nefese...''İstediginiz arabaları buldum Lordum''dedi gülümseyerek..''
Horcoel genç adamın omzunu sıvazladı gülümseyerek ve arkasında toplanan gruba döndü..
Rp dışı:
Bir sonraki mesaja bitiriceğim :)Zaten hızlı ve acele yazdıgımdan pek güzel olmadı ama herkezin anlayıslarını bekliyorum..
Paladin havanın tamamen kararmasını izledi..iç çekti ve beklemeye koyuldu...
--------------------------------------------------------------------------------------
Jorex elf şovalyenin arzusu üzerine etrafı araştırmaya başlamıştı..Aradıgını bulmalıydı..Bulacaktı..şovalye ona güvenmişti ve bu güveni boşa çıkarmamaya niyetliydi..Uzun süredir bir sorumluluk almak istemişti..Abisinin gölgesinde yaşamaktan bıkmıştı Jorex..Yararlı olmak istiyordu...Ve şovalye ona bu şansı vermişti..
Bir an titredikten sonra iç çekti..Havanın kararışı beraberinde soğuguda getirmişti..Ã?şüyerek etrafına baktı..Üzerindeki yamalı tunik akşamları o kadar iyi koruyamıyordu..Babası gittiğinden beri akşamları dışarı çıkmıyordu gerçi..Dışarı sadece Joseph çıkardı hep...Sadece Joseph..
Derin bir nefes aldı ciğerlerine soğuk havayı doldurarak...şovalyenin ona verdigi göreve bakmalıydı..Erzakları taşıyabilecekleri bir araba yada onun gibi birşey bulmasını istemişti şovalye ondan..Kollarını göğsünde bitiştirdi ve düşünmeye başladı..Araba...Düşün..Düşün..Arabayı nerede bulabilirsin Jorex..Hadi düşün..
''Buldumm..''diye çığrındı kendi kendisine sevinerek..''Ã?iftçi Lenard ın avlusunda arabalar olacaktı..''Yaşlı Lenard ekinlerini şehire satmaya götürürken kullanırdı..Ve hatırladıgım kadarı ile felaketten de kurtulmuş olması lazımdı..''Hadi Jorex'' dedi kendi kendisine ''İş başına..''
Genç adam adımlarını hızlandırarak köyün avlusuna doğru ilerledi..Tarlaları geçti..Aradığı yere doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı..Enkazlara baktı iç çekerek bu sırada..Köy neredeyse tamamen yok olmuştu..Burada geçirdiği anıları düşündü bir anlıgına..Küçükken Yaşlı Lenard ın bahçesinden elma çalmayı ne kadarda çok severdi..Bir yandan yürürken diğer yandanda düşünüyordu..''Küçükken..''dedi kendi kendisine..Küçükken demeye hakkı varmıydı acaba..Bahsettigi zaman dilimi 3 5 sene öncesiydi..Ama 16 yaşındaki birine göre büyük bir zaman dilimiydi bu seneler..
''Sonunda''diye mırıldandı genç adam..Aradığı yere ulaşmıştı..
Kafasını kaldırdı ve önünde durmakta olan alana baktı..Geniş bir tahıl tarlası..Arkasındaki geniş harabe..Ve avlusunda duran beş tane erzak arabası..
Genç adam gülümseyerek arabalara baktı yavaşça..''Sanırım''diye düşündü..şovalye arabaları gördügünden memnun olacak..''
Bir iki saniye görevini tamamlamış olmanın sevinciyle gülümsesede acı gerçeğin farkına vararak somurtmaya başladı...
''Peki ben bunları buradan nasıl çıkaracağım...''
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Horcoel karanlığın bastırması üzerine kafasını yukarıya doğrulttu..''Hayır'' diye düşündü..''Yağmur yağmıyacak..''..Ancak hava oldukça soğuyor..Biran önce toplanmaları lazım..
Arkasını döndü ve başlarını Joseph in çektiği bir gurubun ona doğru geldigini görünce gülümsedi..Köylülerin mırıltıları ve mızmızlanmaları oradan bile duyulabiliyordu..Onları suçlayamazdı Horcoel..Akşamın bu soğuğunda ''felaket'' in vurdugu kasabalarına gelen yabancı yüzünden sığınaklarından dışarı çıkmışlardı..Bir yabancı..diye düşündü Horcoel..Kayıp ve kötü durumdaki köye gelen bir yabancı..şovalye oldugunu söyleyen bir yabancı...Onlara yardımı getirdigini söyleyen bir yabancı..
Yavaşça köylülerin önünde sıralanmasını izledi..Joseph köylülere her ne anlatmış ve demişse köylüler şovalyeye saygıyla bakıyor ve seslerini çıkarmıyorlardı..Joseph ise köylülerle tek tek konuşuyor ve ''onkasaba ve yardım'' hakkında birşeyler söylüyordu..Köylüler Horcoel in önünde toplandıktan sonra sabırsız bakışlarla şovalyeyi süzmeye başladılar..
Horcoel insanlara bakmaya başladı..Bakışlarıyla hepsini teker teker saydı..Ve sayının sonunda kendi gözlerine kendisi de inanamamıştı..
''Sadece yirmi kişi mi..''
Sağ kurtulan sadece yirmi kişimi olmuştu bu felaketten..Horcoel gerçekten gözlerine inanamamıştı..Kardeşlerin anlattığı kadar kötüydü demek durum..Sonra tekrar kasabalılara baktı..Ã?ksürüyor aksırıyor ve soğuktan etkilendiklerini belirtecek tuaf sesler çıkarıyorlardı...Zavallı insanlar daha fazla beklememeliydi..Ve tabiki Onkasaba halkı daha fazla beklememeliydi.. Horcoel asil bir duruş belledi kendisine..Tam konuşmak için ağzını açacaktıki bir ses yankılanmaya başladı tüm bu sessizliğin arasından..
''Sir şovalyeeeeeeee..Sir şovalyeeee..''
Tüm kalabalık bir anda kendi aralarında konuşmaya dalarak sesin geldigi yere doğru bakmaya başladı..
Genç bir çocuk ellerini kollarını sağa sola sallaya sallaya şovalyeye doğru koşuyordu..Horcoel bu manzarayı görünce gülümsemekten kendisini alamadı..Gelen Jorex ti..Araba bulmasını söyledigi genç adam..
''Hıh..şir şovalye..''dedi nefes nefese...''İstediginiz arabaları buldum Lordum''dedi gülümseyerek..''
Horcoel genç adamın omzunu sıvazladı gülümseyerek ve arkasında toplanan gruba döndü..
Rp dışı:
Bir sonraki mesaja bitiriceğim :)Zaten hızlı ve acele yazdıgımdan pek güzel olmadı ama herkezin anlayıslarını bekliyorum..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Böcayı, topluluğun görebileceğinden çok uzaktan kalabalığı izliyordu. şu an onun için dümdüz ovada üç bin kadar noktadan daha farklı şeyler değildi bu insanlar... İleride işine yarayacak noktalar...
İki kalabalık ahmak sürüsü çarpışacaktı ve bu, ya arada olanların zararına olacaktı, ya da -eğer zekice hamleler yaparlarsa- yararına...
Atlıların kendilerinin olduğu tarafa doğru yöneldiğini gördüğünde, ortada kalmış gibi görünen bu dağınık topluluğun hiç de sandığı gibi sahipsiz olmadığını anladı. Bir an önce yiyeceklerini ve malzemelerini topladı ve kendisinden kalan izleri yok etti.
Böcayı, atlılar gelmeden çoktan, geldiği deliklerden birinde kaybolmuştu... Elbette şartlar zamanla olgunlaşacaktı. O zamana kadar küçük avlarla idare edebilirlerdi...
Türklider...
Harbormm bir sert darbe daha vurdu ve 10. ağaç kulak tırmalayıcı bir ses çıkarttı dwarf kenara çekildi ve ağaç büyük bir sesle yere çakılarak ayaklarının dibine düştü..Baltasını yere attı.Sonra ellerini beline koydu ve yerdeki kesmiş olduğu ağaçlara baktı.Yüzünde damla damla terler birikmişti.Cebinden çıkardığı bir mendille yüzünü sildi mendili yere atarak yerdeki çentiklenmiş baltasını kaldırarak işine devam etmeye başladı...
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Rp Dışı Baneda nın görevi
Uzaktan cüceyi gördüm. Rahip Alfredin verdiğin görevi yerine getirmeliyim. Kasabada kalan tapınak şovalyerini bulmalıyım. Gidip bir arkadaşıma sorsam iyi olur. Kimsesizlerin olduğu yere gittim. '' Hey arkadaşlar burada bir şovalye gördünüz mü ? '' Biri Alfredin bana verdiği battaniyenin altından çıktı. ''Cüce savaşçı şurda...'' Parmağıyla ormanın kıyısını gösterdi. '' orada olması lazım. En son orada ağaçları biçmek ile meşkuldu.'' Ardından birkaç kişi daha battaniyenin altından çıktı ve güldü. Gülmelerine çok sinirlendim. '' Sizler çok değersizsiniz bu savaşçılar bizim için evler yapıyorlar kasabamızı tekrar kuruyorlar. Siz ise sadece burda durmuş onlara gülüyorsunuz. İçitiğiniz suyu o altına girdiğinz battaniyeyi onlar verdiler. '' Ardından hızla gösterdikleri yere gittim.
Cüce savaşçı orda durmuş kasaba için odun kesiyordu. Yanına koşarak gittim '' Sayın şovalye. şovalye Alfred sizi çağırıyor. Sanırım söylemek istediği birşey önemli birşey var. gelin sizi onun yanına götüreyim. Arkamdan bir kaç ayak sesi duydum. Battaniyenin altında gülen çocuklar ellerinde biçimsiz bir şeyle geldiler. Cüceye konuşmak için yaklaştılar. '' Buyrunm sayın şovaye size su getirdik susamış olmalısınız.'' Ellerinde tuttukları biçimsiz şeyin içinde biraz su vardı. '' Efendim bir şeyy bulamadık bununla getirmek zorunda kaldık.Afedersiniz.Ã?ocuklardan biri kulağıma eğildi'' Sen haklıydın kendimizden çok utandık buraya şovalyeye yardıma geldik.''dedi.
Uzaktan cüceyi gördüm. Rahip Alfredin verdiğin görevi yerine getirmeliyim. Kasabada kalan tapınak şovalyerini bulmalıyım. Gidip bir arkadaşıma sorsam iyi olur. Kimsesizlerin olduğu yere gittim. '' Hey arkadaşlar burada bir şovalye gördünüz mü ? '' Biri Alfredin bana verdiği battaniyenin altından çıktı. ''Cüce savaşçı şurda...'' Parmağıyla ormanın kıyısını gösterdi. '' orada olması lazım. En son orada ağaçları biçmek ile meşkuldu.'' Ardından birkaç kişi daha battaniyenin altından çıktı ve güldü. Gülmelerine çok sinirlendim. '' Sizler çok değersizsiniz bu savaşçılar bizim için evler yapıyorlar kasabamızı tekrar kuruyorlar. Siz ise sadece burda durmuş onlara gülüyorsunuz. İçitiğiniz suyu o altına girdiğinz battaniyeyi onlar verdiler. '' Ardından hızla gösterdikleri yere gittim.
Cüce savaşçı orda durmuş kasaba için odun kesiyordu. Yanına koşarak gittim '' Sayın şovalye. şovalye Alfred sizi çağırıyor. Sanırım söylemek istediği birşey önemli birşey var. gelin sizi onun yanına götüreyim. Arkamdan bir kaç ayak sesi duydum. Battaniyenin altında gülen çocuklar ellerinde biçimsiz bir şeyle geldiler. Cüceye konuşmak için yaklaştılar. '' Buyrunm sayın şovaye size su getirdik susamış olmalısınız.'' Ellerinde tuttukları biçimsiz şeyin içinde biraz su vardı. '' Efendim bir şeyy bulamadık bununla getirmek zorunda kaldık.Afedersiniz.Ã?ocuklardan biri kulağıma eğildi'' Sen haklıydın kendimizden çok utandık buraya şovalyeye yardıma geldik.''dedi.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Rahibin konuşması sadece savaşmayı öğütlüyordu bu Kaosun Peygamberi için kullanılabilecek bir açıktı.
-Yani savaşın yaklaştığını söylüyorsun öylemi rahip!Bu insanları,kadınları ve gelecekleri olan çocukları göz göre göre silahsız olarak ölüme atacaksın öyle mi?
-Ama öyle tabi Lord Oren ne de olsa savaşın tanrısı ve sen de onun rahibi olarak savaşı destekliyorsun.
Halka döndü Kaosun Peygamberi...
-Dostlarım göz göre göre savunmanız gereken bir kasabanız bile yokken savaşa sürüklenmeyin!Savaş sadece kan ve gözyaşıdır tabii eğer savunmanız gereken şeyler yoksa.
Rahibe döndü...
-Ben onları doğdukları topraktan ayırmıyorum rahip!Ben onlara bir gecelik yürüyüş mesafesinde bir yerden bahsediyorum.Buradaki kasabaları inşa edilince geri dönebilecekleri bir yerden.Korunabilecekleri bir yerden.
-Karar sizindir dostlarım!İster bu savunmasız,açık yerde kalıp nedensiz bir şekilde savaşın isterseniz kasabanız inşa edilene kadar en azından geleceğiniz olan çocukları ve kadınları güvenli bir yere götürün!Tabii isteyen herkes gelebilir sadece kadınlar ve çocuklar değil*burada rahibe döner* ve hatta isterseniz siz bile rahip!
-Yani savaşın yaklaştığını söylüyorsun öylemi rahip!Bu insanları,kadınları ve gelecekleri olan çocukları göz göre göre silahsız olarak ölüme atacaksın öyle mi?
-Ama öyle tabi Lord Oren ne de olsa savaşın tanrısı ve sen de onun rahibi olarak savaşı destekliyorsun.
Halka döndü Kaosun Peygamberi...
-Dostlarım göz göre göre savunmanız gereken bir kasabanız bile yokken savaşa sürüklenmeyin!Savaş sadece kan ve gözyaşıdır tabii eğer savunmanız gereken şeyler yoksa.
Rahibe döndü...
-Ben onları doğdukları topraktan ayırmıyorum rahip!Ben onlara bir gecelik yürüyüş mesafesinde bir yerden bahsediyorum.Buradaki kasabaları inşa edilince geri dönebilecekleri bir yerden.Korunabilecekleri bir yerden.
-Karar sizindir dostlarım!İster bu savunmasız,açık yerde kalıp nedensiz bir şekilde savaşın isterseniz kasabanız inşa edilene kadar en azından geleceğiniz olan çocukları ve kadınları güvenli bir yere götürün!Tabii isteyen herkes gelebilir sadece kadınlar ve çocuklar değil*burada rahibe döner* ve hatta isterseniz siz bile rahip!
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Harbormm birden ayak sesleri duydu..Sesin geldiği yöne baktı ve birinin ona doğru yaklaşmakta olduğunu gördü.
Adam yaklaştı ve '' Sayın şovalye. şovalye Alfred sizi çağırıyor. Sanırım söylemek istediği birşey önemli birşey var. gelin sizi onun yanına götüreyim.''dedi. Dwarf bu çağırış nedenini merak etmişti.''Ã?yleyse gidelim bakalım''dedi ve baltalarını kınına geri yerleştirirken onlara yaklaşan çocukları gördü.Ellerinde garip bir cisim vardı ve dwarf'ın yanına gelip '' Buyrunm sayın şovalye size su getirdik susamış olmalısınız. '' dediler ve dwarf çocukların elindeki biçimsiz maddeyi aldı ve içinde su olduğunu gördü.Ã?ocuklara teşekkür ettikten sonra elindeki suyu bir dikişte bitirdi ve bardağı geri verdi.Sonra çocuklardan biri fısıltı halinde adama birşeyler dedikten sonra dwarf adama döndü ''Hadi o zaman gidelim''dedi ve önden hızlı adımlarla ilerlemeye başladı...
Adam yaklaştı ve '' Sayın şovalye. şovalye Alfred sizi çağırıyor. Sanırım söylemek istediği birşey önemli birşey var. gelin sizi onun yanına götüreyim.''dedi. Dwarf bu çağırış nedenini merak etmişti.''Ã?yleyse gidelim bakalım''dedi ve baltalarını kınına geri yerleştirirken onlara yaklaşan çocukları gördü.Ellerinde garip bir cisim vardı ve dwarf'ın yanına gelip '' Buyrunm sayın şovalye size su getirdik susamış olmalısınız. '' dediler ve dwarf çocukların elindeki biçimsiz maddeyi aldı ve içinde su olduğunu gördü.Ã?ocuklara teşekkür ettikten sonra elindeki suyu bir dikişte bitirdi ve bardağı geri verdi.Sonra çocuklardan biri fısıltı halinde adama birşeyler dedikten sonra dwarf adama döndü ''Hadi o zaman gidelim''dedi ve önden hızlı adımlarla ilerlemeye başladı...
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
-Savaşı desteklerim ama sadece savaşçılar ve askerler için.
Sesimde bir sinir duygusu vardı ama olabildiğimce rahatlamaya çalıştım.
-ve şahsıma hakaret ettiniz sayın rahip. Ben burayı korumakla görevlendirildim acı çekerek öleceğimi bilsem bile burada kalacağım. Ayrıca ben ölümü değil yaşamı, Savaşı değil barışı, birlik bozmayı değil birlikte olmayı tercih ederim. Siz sayın rahip biri zaten savaşa geldi mi bir günlük değil 10 günlük yol bile olsa bulur ve buradaki insanları yok eder. Etmese bile insanların ömrü yollarda çürür buna izin veremem ayrıca kasabalıları tanımadığım doğal olarak güvenmediğim biri ile ne kadar güvenli oldunu bilmediğim bir yerede gitmesine asla izin vermem. Ayrıca kasabayı şu anlık ben yönetiyor olabilirim fakat böyle bir kararı ben yanlız başıma veremem. Yüce Orenin Seçilmişini beklemem gerek. Bu konuda karar verebilecek kimse varsa o da seçilmiş kişidir.
Bakışlarımı çevirdim biraz atla uzaklaşacaktım ki bunu yapmamak en iyisi bu insanların beyinlerini yıkayabilir. İnsanlar genelde şüphecidir fakat durumları şüphecilik için pek uygun değil kim onlara birşey söylerlerse inanacaktırlar. Yavaş yavaş sinirim geçti. Sanırım bu adama direk ona güvenmediğimi söyleyince oldu. Birden fark ettim ki. İçimi anlaşılmaz bir rahatlık kapladı.Tapınaktan gelecek yardımı ve şovalyeleri beklemeliyim. Tehlikede olan paladinler ve seçilmiş için bir dua etmeliyim. Her zaman ki gibi madalyonumu çıkardım.Ellerimi madalyonumun üzerinde birleştirdim . Sözleri içimden söylemeye başladım.
YÃ?CE OREN SENİN ADINLA SENİN İÃ?İN BU İNSANLARA YARDI EDEN BÃ?TÃ?N HERKEZE GÃ?Ã? VER İYİ şANSINI VE ADALETİNİ ONLAR ÖZERİNDE KULLAN, Ã?LÃ?MÃ?N NEFESİNİ ONLARDAN UZAK TUT ....
Baneda ismindeki çocuk geç kaldı acaba şovalyeleri bulamadımı.
Rp Dışı
Changes Rahipsin değil mi? Sormuştum ama cevap vermedin.
Sesimde bir sinir duygusu vardı ama olabildiğimce rahatlamaya çalıştım.
-ve şahsıma hakaret ettiniz sayın rahip. Ben burayı korumakla görevlendirildim acı çekerek öleceğimi bilsem bile burada kalacağım. Ayrıca ben ölümü değil yaşamı, Savaşı değil barışı, birlik bozmayı değil birlikte olmayı tercih ederim. Siz sayın rahip biri zaten savaşa geldi mi bir günlük değil 10 günlük yol bile olsa bulur ve buradaki insanları yok eder. Etmese bile insanların ömrü yollarda çürür buna izin veremem ayrıca kasabalıları tanımadığım doğal olarak güvenmediğim biri ile ne kadar güvenli oldunu bilmediğim bir yerede gitmesine asla izin vermem. Ayrıca kasabayı şu anlık ben yönetiyor olabilirim fakat böyle bir kararı ben yanlız başıma veremem. Yüce Orenin Seçilmişini beklemem gerek. Bu konuda karar verebilecek kimse varsa o da seçilmiş kişidir.
Bakışlarımı çevirdim biraz atla uzaklaşacaktım ki bunu yapmamak en iyisi bu insanların beyinlerini yıkayabilir. İnsanlar genelde şüphecidir fakat durumları şüphecilik için pek uygun değil kim onlara birşey söylerlerse inanacaktırlar. Yavaş yavaş sinirim geçti. Sanırım bu adama direk ona güvenmediğimi söyleyince oldu. Birden fark ettim ki. İçimi anlaşılmaz bir rahatlık kapladı.Tapınaktan gelecek yardımı ve şovalyeleri beklemeliyim. Tehlikede olan paladinler ve seçilmiş için bir dua etmeliyim. Her zaman ki gibi madalyonumu çıkardım.Ellerimi madalyonumun üzerinde birleştirdim . Sözleri içimden söylemeye başladım.
YÃ?CE OREN SENİN ADINLA SENİN İÃ?İN BU İNSANLARA YARDI EDEN BÃ?TÃ?N HERKEZE GÃ?Ã? VER İYİ şANSINI VE ADALETİNİ ONLAR ÖZERİNDE KULLAN, Ã?LÃ?MÃ?N NEFESİNİ ONLARDAN UZAK TUT ....
Baneda ismindeki çocuk geç kaldı acaba şovalyeleri bulamadımı.
Rp Dışı
Changes Rahipsin değil mi? Sormuştum ama cevap vermedin.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
