ADALETİN,ÖLÖMÖN ve SAVAşIN TAPINAğI(TANRI:OREN
Karşısındakinin elinde tuttuğu eski kahverengi cüppesine baktığını görünce hafif bir gülümseme geldi yüzüne.. Neden hala bu cüppeyi atmadım ki, diye sordu kendi kendine, cevabı ardından geldi, çünkü bu cüppe benim geçmişimi temsil ediyor, onu korunaklı bir yerde saklıyacağım ömrümün sonuna kadar..
"Selam, ben de Lord Oren'in sözcüsü Vilthas Eralinder.. Tapınağa hoş geldiniz.. Nasıl buldunuz tapınağımızı??" diye selamladı yeni geleni.. Feoranın cevabının ne olacağını kestiriyordu şimdiden.. Tapınağı boş buldum diyecekti büyük ihtimalle..........
"Selam, ben de Lord Oren'in sözcüsü Vilthas Eralinder.. Tapınağa hoş geldiniz.. Nasıl buldunuz tapınağımızı??" diye selamladı yeni geleni.. Feoranın cevabının ne olacağını kestiriyordu şimdiden.. Tapınağı boş buldum diyecekti büyük ihtimalle..........
Karşımdaki elfin önemli biri olduğunu önceden anlamıştım. Ancak Oren'nin sözcüsü olduğunu anladığımda biraz heycanlandım.
"Tapınağa geldiğimden beri bir kişiyle karşılaşmıştım o da benimle konuşmadı. İçeri girdiğimden beri konuştuğum ilk kişi sizsiniz efendim." Bir an önce Horcoel hakkında soru sormak istiyordum ancak bunu sonraya saklamakdaha iyi olurdu.
"Tapınağa geldiğimden beri bir kişiyle karşılaşmıştım o da benimle konuşmadı. İçeri girdiğimden beri konuştuğum ilk kişi sizsiniz efendim." Bir an önce Horcoel hakkında soru sormak istiyordum ancak bunu sonraya saklamakdaha iyi olurdu.
İlyamain koridorda yürüyordu ve gözleri önünde geğil uzaklardaydı. Sürekli uzaklara bakıyordu. Logan, Vilthas... İki dostuda gitmişti. İki dostuda ölümüne gitmişti. O Lorduna ve onun tapınağına bu denli bağlı olmasa onların peşinden giderdi. Ama yemini onu buraya bağlıyordu.
Bir anda sanki gözlerinin önünden boşluk geçti ve bir tepenin üzerinde olduğunu gördü. Aşağı buzdan bir duvar gördü ve buzdan duvarın arkasında duvarı kırmaya çabalayan bir şövalye, Cervantes'i gördü. Bu nasıl olmuştu bilmiyordu ama bir an sonra gözlerinin önünden bir kervan geçti. Sonrasında ise devasa, zırhı kara alevler içinde yanan bir adam ve kervandan o tarafa doğru atını son hızla bu adama doğru süren bir paladin... Logan!
"Hayır! Logaaaaaaaaaaaaannnnnnnn!" Logan atını ölümüne sürüyordu. Ã?ığlıkları dimdik durarak hayallerde sürüklendiği kordiroda yankılandı. Gölzerinin önünden gene o boşluk geçti ve hemen ardından nerede olduğunu gördü. Dizlerinin üzerine çöktü ve başı öne düşerek ağlamaya başladı. Uzun saçları yüzünün önünü kaplamıştı ve gözlerindeki yaşlar saçlarından süzülerek aşağıya, tapınağın önüne dökülüyordu. Loganla ilgili gördüğü bir hayalden başka bir şey değildi ama onu nasılda bu kadar çok etkilemişti böyle?
Zorlukla ayağa kalktı ve gözlerindeki yaşları silrek koridor boyunca ilerlemeye başladı. Bir an sonra bir ses duydu ama bununda bir hayal olduğunu düşünerek aldırmadı.
Bir anda avluda olduğunu fark etti ve gözlerinin önünde duran adamın görüntüsü ile sarsıldı. Hayaller, şimdi de hayaller görmeye başlamıştı. Yeniden göz yaşları gözlerinden boşalırken yerinden kımıldamadı. Sadece baktı. Tapınağın içinde nerede olduğunu bir türlü bulamadığı adamla Vilthas konuşmaya başladı bir süre sonra ve o anda İlyamain adamında bir hayalden başka bir şey olmadığını düşündü. Tüm tapınağı dolaşmıştı ama adamı hiç bir yerde bulamamıştı. Günlerdir uyumuyordu ve şimdi ayakta uyumaya başlamıştı anlaşılan.
Zorlukla yutkundu ve gözlerindeki yaşları sildi. Ama sildiği yaşların yerini anında yenisi alıyordu. Yanaklarından aşağıya süzülüyordu. Dudakları sadece bir kelimeyi şekilendirdi: "Vilthas!"
İki elinin parmakları birbirinin içine geçmiş bir şeklde adama bakmaya başladı. Adam yok olmuyordu. Lânet olsun ki adam hayal olmasına rağmen bir gerçek gibiydi.
Bir anda sanki gözlerinin önünden boşluk geçti ve bir tepenin üzerinde olduğunu gördü. Aşağı buzdan bir duvar gördü ve buzdan duvarın arkasında duvarı kırmaya çabalayan bir şövalye, Cervantes'i gördü. Bu nasıl olmuştu bilmiyordu ama bir an sonra gözlerinin önünden bir kervan geçti. Sonrasında ise devasa, zırhı kara alevler içinde yanan bir adam ve kervandan o tarafa doğru atını son hızla bu adama doğru süren bir paladin... Logan!
"Hayır! Logaaaaaaaaaaaaannnnnnnn!" Logan atını ölümüne sürüyordu. Ã?ığlıkları dimdik durarak hayallerde sürüklendiği kordiroda yankılandı. Gölzerinin önünden gene o boşluk geçti ve hemen ardından nerede olduğunu gördü. Dizlerinin üzerine çöktü ve başı öne düşerek ağlamaya başladı. Uzun saçları yüzünün önünü kaplamıştı ve gözlerindeki yaşlar saçlarından süzülerek aşağıya, tapınağın önüne dökülüyordu. Loganla ilgili gördüğü bir hayalden başka bir şey değildi ama onu nasılda bu kadar çok etkilemişti böyle?
Zorlukla ayağa kalktı ve gözlerindeki yaşları silrek koridor boyunca ilerlemeye başladı. Bir an sonra bir ses duydu ama bununda bir hayal olduğunu düşünerek aldırmadı.
Yavaş adımlarla gözlerindeki yaşlarla tapınağın kapısına doğru ilerlemeye başladı. Midesinden garip bir ses geldi. Günlerdir yemek yemiyordu. Etrafında garip değişimler olurken o sadece bekliyordu. Fırtınanın sonucunu bekliyor gibiydi. Ã?mitsizce fırtınanın artık bitmesi için camdan dışarıya bakıyordu ama fırtına daha yeni başlamıştı.Vilthas wrote:"İlyamain, burada mısın? Kimse var mı tapınakta?"
Bir anda avluda olduğunu fark etti ve gözlerinin önünde duran adamın görüntüsü ile sarsıldı. Hayaller, şimdi de hayaller görmeye başlamıştı. Yeniden göz yaşları gözlerinden boşalırken yerinden kımıldamadı. Sadece baktı. Tapınağın içinde nerede olduğunu bir türlü bulamadığı adamla Vilthas konuşmaya başladı bir süre sonra ve o anda İlyamain adamında bir hayalden başka bir şey olmadığını düşündü. Tüm tapınağı dolaşmıştı ama adamı hiç bir yerde bulamamıştı. Günlerdir uyumuyordu ve şimdi ayakta uyumaya başlamıştı anlaşılan.
Zorlukla yutkundu ve gözlerindeki yaşları sildi. Ama sildiği yaşların yerini anında yenisi alıyordu. Yanaklarından aşağıya süzülüyordu. Dudakları sadece bir kelimeyi şekilendirdi: "Vilthas!"
İki elinin parmakları birbirinin içine geçmiş bir şeklde adama bakmaya başladı. Adam yok olmuyordu. Lânet olsun ki adam hayal olmasına rağmen bir gerçek gibiydi.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Vilthas feorana cevap vermek için ağzını araladığında avluda yeni birini gördü.. Adam, hayır kadın.. Evet, bu İlyamain'di.. Olduğu yere sabitlenmiş gibi duruyor, hafifçe sağa sola sallanıyordu.. Vilthas vakit kaybetmeden yanına yaklaştı, kızın yüzünün bir hayalet görmüşcesine bembeyaz olduğunu gördü.. Gözleri de faltaşı gibi açılmıştı.. Vilthas kötü bir şey oldup olmadığı hakkında tedirginlik duymaya başladı..
"Ne oldu İlyamain? Kendine gel. Ben burada olmayalı baya değişmişsin.."
"Ne oldu İlyamain? Kendine gel. Ben burada olmayalı baya değişmişsin.."
İlyamain Vilthas'a baktı ve "Gerçek misin?" diye sordu. Vücudunda bir titreme vardı. Sanki soğumuştu hava. Ama gözleri bulanıklaşıyordu. Neler olduğunu anlayamıyordu. Düşündüğü gibi Vilthas bir hayal miydi? Bulanıklaşan Vilthas'a tutunmak için ileriye doğru yürümeye çalıştı ve nedense terler içinde olan başının öne doğru düşmekte olduğunu hissetti bir anda. Sonrasında ise büyük bir düşme hissediyordu. Sanki gökyüzünde süzülüyordu ama her şeyden öte bir şey vardı! Ã?şüyordu.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Vilthas, İlyamain yer düşecekken son anda kollarını uzatarak onu yakaladı.. Eliyle alnını kontrol edince İlyamain'in çok feci ateşi olduğunu, eğer birşeyler yapılmazsa... İlerisini düşünmek bile Vilthasa acı veriyordu.. Birkaç kez İlyamaine seslense de İlyamain duyduğuna hiçbir belirti göstermedi, belli ki bayılmıştı. Yavaşça yere yatırdı ve demin konuştuğu adama (feorana) seslenerek kendisine yardım etmesini buyurdu.. Birlikte İlyamaini ana binanın içine taşıdılar.. Vilthas ne yapacağını düşünürken aklına griffin geldi.. Mutlaka o bu durumda ne yapılacağını biliyordur dedi kendi kendine.. Sonra feorana dönerek "Balkona kadar taşıyalım ondan sonra ne yapacağımızı biliyorum"
Balkona vardıklarında griffinin uyuyor olduğunu gördüler.. Vilthas feoranın griffin karşısında afalladığını görse de bunu başka zaman halledeceğine söz verdi kendine ve asıl soruna yoğunlaştırdı zihnini..
"Sayın Albentula, dostum, seni rahatsız etmek istemezdim fakat burada çok büyük bir sorunumuz var.. İlyamainn çok hasta, ve ben tam olarak ne yapılacağını bilmiyorum.. Sizin bize bu konuda yardım edeceğinizden hiç şüphem yok.." diye seslendi griffine o yavaş yavaş uyanırken.
Balkona vardıklarında griffinin uyuyor olduğunu gördüler.. Vilthas feoranın griffin karşısında afalladığını görse de bunu başka zaman halledeceğine söz verdi kendine ve asıl soruna yoğunlaştırdı zihnini..
"Sayın Albentula, dostum, seni rahatsız etmek istemezdim fakat burada çok büyük bir sorunumuz var.. İlyamainn çok hasta, ve ben tam olarak ne yapılacağını bilmiyorum.. Sizin bize bu konuda yardım edeceğinizden hiç şüphem yok.." diye seslendi griffine o yavaş yavaş uyanırken.
Albentuna yerde yatmakta olan İlyamain'e baktı ve ne olduğunu o anda anlarmış gibi ayakları üzerinde doğruldu. "Ona ne oldu?" dedi.
Cevabı beklemeden yeni bir soru sordu Vilthas'a kaşlarını çatıp bakarak. "Sen ne zaman geriye döndün sözcü?" diye sordu. "Ben fark etmedim. Ah..." Bakışları cüppede gezindi ve "Tebrikler!" dedi. "Sende artık bir topluluğa mensupsun."
Bakışları yeniden İlyamain'e döndü ve "İnsan hastalıkları!" diye mırıldandı iç çekerek. "Onu yatağına götür ve sıcak tut ki daha fazla üşümesin. Etrafta bir rahip filan ya da onu iyileştirebilecek birisi olsaydı iyi olurdu ama yok sanırım. Onu sadece odasına götür sözcü ki dinlenebilsin. Oldukça yorgun düşmüş. Günlerdir uyumadığı ve doğru düzgün yemek yemediği belli." Yeniden yere yatmak üzereyken "Ona iyi bak Vilthas!" dedi. "şu anda hassas bir dönem de ve hastalığı ancak dinlenerek geçer. Beni de bilgilendirirsen sevinirim."
Cevabı beklemeden yeni bir soru sordu Vilthas'a kaşlarını çatıp bakarak. "Sen ne zaman geriye döndün sözcü?" diye sordu. "Ben fark etmedim. Ah..." Bakışları cüppede gezindi ve "Tebrikler!" dedi. "Sende artık bir topluluğa mensupsun."
Bakışları yeniden İlyamain'e döndü ve "İnsan hastalıkları!" diye mırıldandı iç çekerek. "Onu yatağına götür ve sıcak tut ki daha fazla üşümesin. Etrafta bir rahip filan ya da onu iyileştirebilecek birisi olsaydı iyi olurdu ama yok sanırım. Onu sadece odasına götür sözcü ki dinlenebilsin. Oldukça yorgun düşmüş. Günlerdir uyumadığı ve doğru düzgün yemek yemediği belli." Yeniden yere yatmak üzereyken "Ona iyi bak Vilthas!" dedi. "şu anda hassas bir dönem de ve hastalığı ancak dinlenerek geçer. Beni de bilgilendirirsen sevinirim."
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Vilthas'la beni tapınağın dışında karşılayan zarif bayanı dikkatlice taşırken Horcoel'i düşünüyordum. Yaralılarla ya da hasta insanlarla ilgilenmesini iyi bilirdi. Eğer buradaysa onunla ilgilenebilirdi. Eğer burdaysa onu hemen bulmalıydım. Bayanın durumu ciddi sayılmazdı ancak Vilthas endişeli görünüyordu.
Vilthas'a sormak istediğim şeyi sordum:"Efendim... Daha önce de bu tapınakta bulunduğunuza göre belki bilirsiniz. Bu tapınağa Horcoel adında bir yarı-elf geldi mi? Horcoel Baator."
Vilthas'a sormak istediğim şeyi sordum:"Efendim... Daha önce de bu tapınakta bulunduğunuza göre belki bilirsiniz. Bu tapınağa Horcoel adında bir yarı-elf geldi mi? Horcoel Baator."
"Sağol, gerçi zaten büyücü konseyine üyeydim, ama gene de teşekkürler iltifatın için. İlyamaini o zaman hemen odasına götüreyim. Seni durumu hakkında saat saat bilgilendireceğim.." diye cevap verdi Vilthas Albentulaya ve ardından İlyamaini yavaşça yakın bir odaya taşımaya başladı.. İlyamaini dikkatlice yatağa yatırdı ve üzerini sıkıca örttü.. Ardından uyanması halinde birşeyler yemesi için yatağının yanına bir masa üzerinde birkaç et parçası, ekmek ve şarap bıraktı.. Sonra tekrar balkona geri döndü..
"Horcoel.. Hımm.. Bir düşüneyim..." dedi ciddi bir tavırla ve bir kaç saniye boyunca sessizliğini korudu.. Ardından içten gelen bir kahkaha ile konuşmaya başladı.. "Horcoel tabiki buraya uğradı, hatta onu bu tapınağa bizzat ben kabul ettim.. Tapınaktaki en yakın dostumdur o. Ama şu anda bir görev için on kasabada bulunmaktadır. Yoksa onun arkadaşı mısın?" diye sordu Feoran'a balkona geri döndüğünde.
"Bu arada tanıştırayım.. Feoran, bu Albentula, İlyamain'in manevi babası. Sevgili Albentula, bu da Feoran, Lord Oren'in bir inananı.." diye seslendi ikisine.. Griffini delercesine Feoranı süzdüğünü sezebiliyordu.
"Horcoel.. Hımm.. Bir düşüneyim..." dedi ciddi bir tavırla ve bir kaç saniye boyunca sessizliğini korudu.. Ardından içten gelen bir kahkaha ile konuşmaya başladı.. "Horcoel tabiki buraya uğradı, hatta onu bu tapınağa bizzat ben kabul ettim.. Tapınaktaki en yakın dostumdur o. Ama şu anda bir görev için on kasabada bulunmaktadır. Yoksa onun arkadaşı mısın?" diye sordu Feoran'a balkona geri döndüğünde.
"Bu arada tanıştırayım.. Feoran, bu Albentula, İlyamain'in manevi babası. Sevgili Albentula, bu da Feoran, Lord Oren'in bir inananı.." diye seslendi ikisine.. Griffini delercesine Feoranı süzdüğünü sezebiliyordu.
Griffine başımı eğerek saygılı bir selam verdikten sonra tekrar Vilthas'a döndüm ve "Evet. Horcoel yakın bir dostumdur. İki yıl önce tanışmıştık. Burada olmamasına üzüldüm. Umarım geri döner." dedim. Sonra balkondan tapınağın avlusunu kısa bir süreliğine seyrettim. Sonra tapınağın dışına, uzaklara baktım. Acaba On Kasaba ne tarafta?
-
Eldarin
Dikkat:10 Kasabaya giden yol üzerine...
Logan ; üzeri rünlerin eşsiz simgelemeleriyle işlenmiş borusunu çıkartarak kuvvetli bir nefesle öttürdü.
10 Kasabadaki tüm şövalyelerin hissedebileceği bir büyü kutsanmıştı üzerine öne doğru kıvrılan borunun.....
Ses kızgın güneşin hissedildiği yerlerin ötesine geçti...
Tüm Oren inananlarının kalbine işledi...
Ve duydular sesini güçlü borunun diyarlarda yankı bulan,
Liderlerinin ona yaptıkları çağrıyı hissettiler.
Buyrun bakalım...
Logan ; üzeri rünlerin eşsiz simgelemeleriyle işlenmiş borusunu çıkartarak kuvvetli bir nefesle öttürdü.
10 Kasabadaki tüm şövalyelerin hissedebileceği bir büyü kutsanmıştı üzerine öne doğru kıvrılan borunun.....
Ses kızgın güneşin hissedildiği yerlerin ötesine geçti...
Tüm Oren inananlarının kalbine işledi...
Ve duydular sesini güçlü borunun diyarlarda yankı bulan,
Liderlerinin ona yaptıkları çağrıyı hissettiler.
Buyrun bakalım...
İlyamain yatakta acılar içerisinde inledi. Gözlerini açmakta zorlanıyordu ama Logan'ın borusunun o kudretli gücünüde kalbinde hissediyordu. Boğazı yeniden kurumuştu işte. Ne oluyordu. Hastaydı ve iyileşemiyordu. Zorlukla gölerini açtı ve yataktan odasına şöyle bir bakmayı başardı. "Logan!" diye mırıldandı. "Kendine dikkat et sevgilim! Sen ölürsen bende yaşayamam..."Tüm Oren inananlarının kalbine işledi...
İlyamain'in gözleri yeniden kapandı ve derin rüyalar onu sardı. Rüyalarda tapınağın balkonunda oturmuş gökyüzünde uçan Albentunayı izliyordu ve biraz sonra yanına Logan gelerek ona sarılıyordu. İkisi birlikte uçsuz bucaksız gökyüzüne bakıyorlardı...
Bakıyorlardı...
Bakıyorlardı...
O sonsuz sahne belki yüz kez tekrarlanıyordu ve en sonunda artık gökyüzü kararıyordu. Ama İlyamain hâla Loganla brlikte olduğunu bilerek huzurluydu. Derken ayaklarının boşlukta kaldığını hissediyordu ve birden onu olduğu yerde tutmaya çalışan Logan'ın kollarından kayarak aşağıya düşüyordu. Arkasından ise sadece haykırışlar kalıyordu...
"Logan..." dedi acılar içerisinde. "Seni seviyorum."
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Vilthas, balkonda Feoranla yanyana duruyordu, griffini inceliyor, kafasındaki düşünceleri toplamaya çalışıyordu.. Sınavını vermişti ve artık beyaz cüppeliydi, her ne kadar daha buna alışamasada.. O eski cüppesini özlemiyor değildi.. Logan ve horcoel ne yapıyor acaba diye düşünmeden edemiyordu, başlarına kötü bir şey gelmesinden korkuyordu.. Gerçi kendi başlarının çaresine bakabileceklerini biliyordu Vilthas ama içinde hala bir tedirginlik vardı.. Bir de İlyamain çıkmıştı şimdi sorun olarak. Onun sorunu fiziksel değil, bütün problem beyninde bitiyor..
Feorana dönerek "Kalbinde hissettiğin çağrıyı dinle Feoran.. Bu logan, tapınak şövalyelerinin başı, zor durumda.. Senin tapınakta kalıp İlyamain'e bakmanı istiyorum.. Eğer bir daha dönemezsem.." yavaşça tapınak mührünü feorana uzatır, "Oren seninle olsun.."
Ardından hızla tapınağın ahırına yöneldi.. Orda bembeyaz bir at buldu, ve tüm süratiyle boru sesinin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı..
Düşünceleri arasından bir boru sesi duydu Vilthas.. Başta zayıftı ses, çok uzaktan geldiği belliydi.. Sonra ses gürleşmeye başladı ve Vilthas sesin kaynağının sanki dibinde olduğunu hissetti.. Bu Logan'dı.. Bu boruyu sadece gerekli olduğunda kullanırdı, ve bu gerekli durumlar da genelde tehlike olduğu zamandı.. Başı dertte, ona yardım etmem gerekli.. Ama nasıl.. Eğer değerimi kanıtlamam gerekiyorsa, bu sana fırsat Vİlthas..Tüm Oren inananlarının kalbine işledi...
Ve duydular sesini güçlü borunun diyarlarda yankı bulan,
Liderlerinin ona yaptıkları çağrıyı hissettiler
Feorana dönerek "Kalbinde hissettiğin çağrıyı dinle Feoran.. Bu logan, tapınak şövalyelerinin başı, zor durumda.. Senin tapınakta kalıp İlyamain'e bakmanı istiyorum.. Eğer bir daha dönemezsem.." yavaşça tapınak mührünü feorana uzatır, "Oren seninle olsun.."
Ardından hızla tapınağın ahırına yöneldi.. Orda bembeyaz bir at buldu, ve tüm süratiyle boru sesinin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı..
Çok fazla ilerlememişti ki Vilthasın aklına bir fikir geldi.. Seri bir şekilde tapınağa döndü ve griffinle ile feoranın bulunduğu balkona koştu.. Feoranın şaşkın bakışlarına karşılık olarak selam verdi ve griffine seslendi.
"Sevgili Albentula, senin yardımına ihtiyacım var.. Eğer beni loganın olduğu yöne taşımayı kabul edersen çok minnettar olurum.. Eğer zamanında yetişemezsem logan, belki de on kasaba yok olacak.." dedi Albentula'ya saygılı bir şekilde..
"Sevgili Albentula, senin yardımına ihtiyacım var.. Eğer beni loganın olduğu yöne taşımayı kabul edersen çok minnettar olurum.. Eğer zamanında yetişemezsem logan, belki de on kasaba yok olacak.." dedi Albentula'ya saygılı bir şekilde..
-
Eldarin
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
