YER ALTINDA BİR MABED(TANRI:APOCALYPSE)(KAOS, KATLİAM,
-
dreamshadow
- Kullanıcı

- Posts: 138
- Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
- Location: karÅ?ıyaka
- Contact:
Peygamber Thor'u hayal kırıklığına uğratan emri vermişti. Thor artık bu işkencenin bitip yerini kendinin ve aynı yolu paylaştığı kişilerin yarattığı Chaos'un alacağını düşünürken, ondan bu oyuna biraz daha devam etmesini emretmişti. Yeterince onursuz ama başarılı bir oyun oynuyordu nefretle baktığı küçük, iğrenç ve sefil insanlara. Hemen konsantre oldu yeni kimliğine ve merdivenlere yaklaştı soytarının ardından. Her adımda içine dolan karanlığı hissediyordu. Bu Chaos'un karanlığıydı artık ne anlama geldiğini biliyordu. Ve bir ses çınlıyordu kulaklarında her adımda. Biri ona "buraya gel oğlum" diyordu gaipten gelen bir sesle. Bir an için Thor onu babasının çağırdığını sanarak daha da hızlı ilerlemeye başladı merdivenlerin sonuna. Merdivenler biter bitmez gördüğü manzara karşısında gözleri kamaşmıştı adeta. Bu devasa yapı bir tapınağa benziyordu, etrafında herkese yetecek kadar barakalar vardı. Yoktan var olan bu yerde O* 'nun gücünü tekrar anlamıştı. O*'nun bahşettiği gücü hissediyordu adeta içinde. İçinde bir şeylerin sürekli yandığını hissediyordu adeta. Bu Chaos'un ateşiydi ve hiçbir zaman sönmeyecekti Thor için. Ve küçük bir duayla başladı.
"Ey yüce varlık, Bana içimdeki CHAOS alevinin sönmemesi için güç ver. Ve kanımın son damlasına kadar Chaos adına, Karanlık ve Katliam adına savaşmam için beni koru ve kutsa." Duası biter bitmez yine o dilsiz numarasının birkaç figürüyle yaklaştı insanlara. Onlara kalacakları yerleri gösterdi. Tam bu sırada kucağına aldığı küçük çocuk Thor'un bacağına sarıldı. Thor ne yapacağını bilmiyordu fakat bir cesaret onu tekrar kucağına aldı ve insanlarla ilgilenmeye devam etti. Ã?ocuk saçlarıyla oynuyordu ama umursamamalıydı bundan nefret etse bile. Bir süre kucağında gezdirdiği çocuğun yavaş yavaş uyuklaması işine gelmişti adeta. Barakalardan birindeki boş yatakları gördü. Ã?ocuğu hemen o yataklardan birine yatırdı. Ve uzaklaştı. İçindeki Chaos alevi onu daha çok sarıyor ve alev alev yanmasına sebep oluyordu. Kendini bırakıp bu zavallı insanları yok etmemek için kendiyle adeta bir savaş bir çelişki yaşıyordu. Ve sonunda kendini kontrol altına alan şeyin Chaos"un ta kendisi olduğunu fark etti. Emirleri yerine getirmeliydi yoksa amaçları da hep bir hayal olarak kalacaklardı. Kendini topladı ve görevine devam etti.
Rp Dışı : Özgünüm rahatsızlandığım için geçiktim. Sygılarımla...
"Ey yüce varlık, Bana içimdeki CHAOS alevinin sönmemesi için güç ver. Ve kanımın son damlasına kadar Chaos adına, Karanlık ve Katliam adına savaşmam için beni koru ve kutsa." Duası biter bitmez yine o dilsiz numarasının birkaç figürüyle yaklaştı insanlara. Onlara kalacakları yerleri gösterdi. Tam bu sırada kucağına aldığı küçük çocuk Thor'un bacağına sarıldı. Thor ne yapacağını bilmiyordu fakat bir cesaret onu tekrar kucağına aldı ve insanlarla ilgilenmeye devam etti. Ã?ocuk saçlarıyla oynuyordu ama umursamamalıydı bundan nefret etse bile. Bir süre kucağında gezdirdiği çocuğun yavaş yavaş uyuklaması işine gelmişti adeta. Barakalardan birindeki boş yatakları gördü. Ã?ocuğu hemen o yataklardan birine yatırdı. Ve uzaklaştı. İçindeki Chaos alevi onu daha çok sarıyor ve alev alev yanmasına sebep oluyordu. Kendini bırakıp bu zavallı insanları yok etmemek için kendiyle adeta bir savaş bir çelişki yaşıyordu. Ve sonunda kendini kontrol altına alan şeyin Chaos"un ta kendisi olduğunu fark etti. Emirleri yerine getirmeliydi yoksa amaçları da hep bir hayal olarak kalacaklardı. Kendini topladı ve görevine devam etti.
Rp Dışı : Özgünüm rahatsızlandığım için geçiktim. Sygılarımla...
...........................S.D.W...........................
Soytarı eli çenesinde bir kaç tel olan sakalını kaşıyordu. kendim keşfedeyim kendim keşfedeyim...uzaklara doğru baktı soytarı ama ileriyi göremiyordu hayır hayır bu şekilde değildir bu şekilde olamaz diye düşündü peki neydi...etrafına bakındı..devase bir piramid, etrafında barakalar ve insanlar...yere bağdaş kurdu soytarı ve çıkardığı şişi ile dişlerini karıştırmaya başladı.
O sırada yanına bir yumurcak geldi. Ondan onu eğlendirmesini istiyordu belli ki. soytarı yumurcağı iplememeye çalıştı ama velet sürekli etrafında dolaşıp bağırıp çağırıyordu. O sırada soytarı onu çarmıha gerilmiş olarak görmeyi o kadar çok isterdi ki!!!
İncecik bir çığlık geldi birden ve soytarı anında irkildi. Ã?ocuğun bileklerinden kanlar akıyordu oluk oluk aynı şekilde bileklerinden de...
Yumurcak çarmıha gerilmişti!!! şaşkın gözlerle baktı soytarı çocuğa ve hemen ağzını tuttu bağırıp çağırmasın diye ve etrafına bakındı neyseki annesi daha yokluğunu fark etmemişti...bunu düşüncesi ile yapmıştı belli ki ve yine düşüncesi ile yok edebilirdi herhalde...evet evet olmuştu çarmıh yok olmuştu ama çocuğun yaraları duruyordu. içinden onlarca küfür ediyordu soytarı...
şişlerinden birini hemen çıkartıp çocuğun boğazını kesti; ama onu saklaması gerekiyordu bir kutu bir kuıtu ne güzel olabilirdi...ve işte ordaydı kutucuk. ölü çocuğu hemen kutuya koydu soytarı ve ona yaslandı bir şey olmamış gibi.
işte o anda gözü kalabalığa takıldı bi kadın çocuğunu arıyordu...daha doğrusu kutudaki ölü çocuğu. Bir süre kadını izledi adam ve onun umutsuzca çocuğunu aramasını. Çok zevkliydi bunu izlemesi. Kadın bir süre sonra fenalık geçirmeye başladı. Evladını kendi kanından olan varlığı bulamıyordu. İnanılmaz gözyaşları döküyor ama onu bulamıyordu....
Soytarının eğlencesi birden yarım kesildi...kadının acısı onda inanılmaz bir fikir uyandırmıştı! Çok heyecanlanmıştı adam...inanılmaz bir fikirdi bu.
Hemen düşünmeye başladı evet evet güzel bir şeyler buluyordu.....
Hemde çok eğlenceli olacaktı bu!!!!!!
O sırada yanına bir yumurcak geldi. Ondan onu eğlendirmesini istiyordu belli ki. soytarı yumurcağı iplememeye çalıştı ama velet sürekli etrafında dolaşıp bağırıp çağırıyordu. O sırada soytarı onu çarmıha gerilmiş olarak görmeyi o kadar çok isterdi ki!!!
İncecik bir çığlık geldi birden ve soytarı anında irkildi. Ã?ocuğun bileklerinden kanlar akıyordu oluk oluk aynı şekilde bileklerinden de...
Yumurcak çarmıha gerilmişti!!! şaşkın gözlerle baktı soytarı çocuğa ve hemen ağzını tuttu bağırıp çağırmasın diye ve etrafına bakındı neyseki annesi daha yokluğunu fark etmemişti...bunu düşüncesi ile yapmıştı belli ki ve yine düşüncesi ile yok edebilirdi herhalde...evet evet olmuştu çarmıh yok olmuştu ama çocuğun yaraları duruyordu. içinden onlarca küfür ediyordu soytarı...
şişlerinden birini hemen çıkartıp çocuğun boğazını kesti; ama onu saklaması gerekiyordu bir kutu bir kuıtu ne güzel olabilirdi...ve işte ordaydı kutucuk. ölü çocuğu hemen kutuya koydu soytarı ve ona yaslandı bir şey olmamış gibi.
işte o anda gözü kalabalığa takıldı bi kadın çocuğunu arıyordu...daha doğrusu kutudaki ölü çocuğu. Bir süre kadını izledi adam ve onun umutsuzca çocuğunu aramasını. Çok zevkliydi bunu izlemesi. Kadın bir süre sonra fenalık geçirmeye başladı. Evladını kendi kanından olan varlığı bulamıyordu. İnanılmaz gözyaşları döküyor ama onu bulamıyordu....
Soytarının eğlencesi birden yarım kesildi...kadının acısı onda inanılmaz bir fikir uyandırmıştı! Çok heyecanlanmıştı adam...inanılmaz bir fikirdi bu.
Hemen düşünmeye başladı evet evet güzel bir şeyler buluyordu.....
Hemde çok eğlenceli olacaktı bu!!!!!!
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Karşısındaki adam gerçekten çok sabırsızdı ama bu durum Brenne için memnuniyet vericiydi.Brenne adama döndü.
-Sana vereceğim isim zamanla değişecek hizmetkar!Yaptıklarınla ve başarılarınla değişecek!Umarım başarısızlığın tapınaktaki anlamını biliyorsundur,vereceğim görevleri nasıl yerine getireceğin sana kalmış bir durumdur,sorgulanmaz.Ama şunu unutmaki bu nedenle başarısızlığın nedeni olarak gösterilebilecek bir şey yoktur.Umarım yeterince anladın.
şimdi senden ilk istediğim şudur hizmetkar!
(Görevin sana özel mesajla gönderilmiştir.)
Dharmon Brenne,sözlerini tamamladıktan sonra hizmetkara dikti gözlerini.
-Sana vereceğim isim zamanla değişecek hizmetkar!Yaptıklarınla ve başarılarınla değişecek!Umarım başarısızlığın tapınaktaki anlamını biliyorsundur,vereceğim görevleri nasıl yerine getireceğin sana kalmış bir durumdur,sorgulanmaz.Ama şunu unutmaki bu nedenle başarısızlığın nedeni olarak gösterilebilecek bir şey yoktur.Umarım yeterince anladın.
şimdi senden ilk istediğim şudur hizmetkar!
(Görevin sana özel mesajla gönderilmiştir.)
Dharmon Brenne,sözlerini tamamladıktan sonra hizmetkara dikti gözlerini.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
tabiki efendim. verdiğiniz görevi kabul ediyorum. görev benim için de çok eğlenceli olacak.
Lyrad bu sözlerden sonra efendiye selam verip odadan çıktı. cüce onu alıp başka bir odaya götürdü. Lyrad kapısını kapadı ve plan yapmaya başladı. verilen görev onun için eğlenceliydi bile. Lyrad çok eğlenecekti. eskiden böyle bir görevi asla yapmazdı. ama şimdi kanında kaos akıyordu. nefreti iyice su yüzüne çıkmıştı. ve bu görev ona bu nedenle zevk veriyordu. aklına bir fikir geldi. ilk başta gideceği yeri ve insanları gizlice inceleyecekti. sonra hedefine sessiz ama hızlı bir şekilde ulaşacaktı.
Lyrad bu sözlerden sonra efendiye selam verip odadan çıktı. cüce onu alıp başka bir odaya götürdü. Lyrad kapısını kapadı ve plan yapmaya başladı. verilen görev onun için eğlenceliydi bile. Lyrad çok eğlenecekti. eskiden böyle bir görevi asla yapmazdı. ama şimdi kanında kaos akıyordu. nefreti iyice su yüzüne çıkmıştı. ve bu görev ona bu nedenle zevk veriyordu. aklına bir fikir geldi. ilk başta gideceği yeri ve insanları gizlice inceleyecekti. sonra hedefine sessiz ama hızlı bir şekilde ulaşacaktı.
hırsızlık bir sanattır. hırsız is sanatçı. nasıl ki bir ressam her resmini güzel yapınca başarılı oluyorsa, hırsız da her işini iyi yaparsa başarılı olur... tek fark ise hırsızın yaptıkl
Kaosun Peygamberi cücenin geri dönüşünden sonra ona baktı.
-Sen hizmetkar ruhunda barındırdığın kaos ve damarlarında akan cüce kanı ile bundan sonra tapınakta hiç bitmeyecek olan işçilikle görevlisin!
Efendiye layık olacağın işler çıkaracağından eminim.şimdi git ve işine başla.
Cücenin ayrılışı ile birlikte mabedin içinde çekiç sesleri yankılanmaya başladı.
Kaosun peygamberi bir süre daha sunak odasında kalıp dinlendikten sonra yavaşça kaos boyutuna açılan kısma gitti,merdivenlerden aşağıya yöneldi.İçinde artan bir güç hissediyordu.Karanlık kapıya geldi ve yavaşça içeriye adımını attı.İşte yine o muhteşem gücü üzerinde hissediyordu.İçeriye bir göz attı,kişiler buraya alışmış gibilerdi.
Soytarı ve savaşçıya doğru yöneldi ve onların kendisini gördüğüne emin olduğunda yanına gelmelerini işaret etti.Artık biraz eğlencenin zamanı gelmişti.
-Sen hizmetkar ruhunda barındırdığın kaos ve damarlarında akan cüce kanı ile bundan sonra tapınakta hiç bitmeyecek olan işçilikle görevlisin!
Efendiye layık olacağın işler çıkaracağından eminim.şimdi git ve işine başla.
Cücenin ayrılışı ile birlikte mabedin içinde çekiç sesleri yankılanmaya başladı.
Kaosun peygamberi bir süre daha sunak odasında kalıp dinlendikten sonra yavaşça kaos boyutuna açılan kısma gitti,merdivenlerden aşağıya yöneldi.İçinde artan bir güç hissediyordu.Karanlık kapıya geldi ve yavaşça içeriye adımını attı.İşte yine o muhteşem gücü üzerinde hissediyordu.İçeriye bir göz attı,kişiler buraya alışmış gibilerdi.
Soytarı ve savaşçıya doğru yöneldi ve onların kendisini gördüğüne emin olduğunda yanına gelmelerini işaret etti.Artık biraz eğlencenin zamanı gelmişti.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Lyrad mabed deki odasında hazırlanmaya başladı. eşyaları toplayıp çantasına koydu. yanına birkaç küçük tuzak aldı. bir tane uzun kılıç aldı. ve tüm hırsızlık eşyalarını topladı. odasından çıktı. mabedin kapısına doğru yöneldi. mabedden çıkarken O*na seslendi. O*na kendisini koruması için yalvardı. ve tabi efendisinede. o nereye giderse gitsin onları yanında hissedecekti. çünkü lyrad inanıyordu.
ilk başta hızlı yolculuk etmesi için bir ata ihtiyacı vardı. Lyrad bir hırsız olduğuna göre tabiki gidip bir at almayacaktı. Lyrad bir hırsız olduğuna göre bir at çalabilirdi. biraz ötedeki köye, tüm hikayelerin başladığı yere gitti. bu köye gelince aklına bir anda bu köyden çaldığı yüzük geldi. çantasında yüzüğü aradı. evet yüzüğü bulmuştu. onu daha kolay bulabileceği bir yere koydu.
bir at satıcısının oraya gitti. at satıcısı içerdeydi. Lyrad onu öldürecekti. işi şansa bırakmayacaktı.
Lyrad aslında bir hırsızdı ama assasinlik eğitimi de almıştı. yani o yüzden gizlice adam öldürmeyide biliyordu. at satıcısının yanına gitti. hançerini satıcının göremiyeceği şekilde arkasında tuttu. satıcıya buradaki en iyi atı istediğini söyledi ve istediği fiyatı verebileceğini de ekledi. satıcı arkasını dönüp ata doğru ilerlemeye başladı. tam bu sırada Lyrad hançerini havaya kaldırdı ve satıcının ensesine sapladı. satıcı ne olduğunu anlamadan ve hiç çığlık atamadan yere yığıldı. Lyrad ceseti ortadan kaldırdıktan sonra oradaki en iyi atı alıp dışarıya çıktı.
yolculuğunun ilk gününde atıyla bayağı bir ilerlemiş ve bir kamp kurmuştu. ateş yakmamıştı. sonra aklına yine yüzük geldi. yüzüğü alıp incelemeye başladı. üstündeki taş çok değerliydi belliki. sonra daha iyi incelemek için küçük bir ateş yaktı. ateşin ışığıyla beraber yüzüğün üstünde bir şekil oluştu. Bu şekiller cehennemi anlatan rünlerdi. bu rünlerin aynısını Lyrad mabeddede görmüştü. Bu yüzük kaosla ilgili bir yüzüktü. acaba yüzüğü çaldığı insanlar bu yüzüğü nasıl bulmuştu. yüzüğün ne işe yaradığını efendiye sormak istedi ama efendi uzaktaydı. nasıl olsa kaosun yüzüğü şeklinde düşünerek Lyrad yüzüğü taktı. hiçbirşey olmadı. ama yüzük bir nedenle yapılmış olmalıydı. bunu bir şekilde öğrenmeliydi ama nasıl. ve bunu çabuk öğrenmeliydi çünkü yüzük parmağından çıkmıyordu. Yada Lyrad yüzüğün çıkmasını istemiyordu. O yüzüğü O* na ve efendisine olan inancının bir sembolu olarak takmak istiyordu.
birkaç saat sonra yüzük hakkında düşünmeyi bıraktı ve yarı uyur yarı etrafı gözetler şekilde dinlnmeye başladı...
ilk başta hızlı yolculuk etmesi için bir ata ihtiyacı vardı. Lyrad bir hırsız olduğuna göre tabiki gidip bir at almayacaktı. Lyrad bir hırsız olduğuna göre bir at çalabilirdi. biraz ötedeki köye, tüm hikayelerin başladığı yere gitti. bu köye gelince aklına bir anda bu köyden çaldığı yüzük geldi. çantasında yüzüğü aradı. evet yüzüğü bulmuştu. onu daha kolay bulabileceği bir yere koydu.
bir at satıcısının oraya gitti. at satıcısı içerdeydi. Lyrad onu öldürecekti. işi şansa bırakmayacaktı.
Lyrad aslında bir hırsızdı ama assasinlik eğitimi de almıştı. yani o yüzden gizlice adam öldürmeyide biliyordu. at satıcısının yanına gitti. hançerini satıcının göremiyeceği şekilde arkasında tuttu. satıcıya buradaki en iyi atı istediğini söyledi ve istediği fiyatı verebileceğini de ekledi. satıcı arkasını dönüp ata doğru ilerlemeye başladı. tam bu sırada Lyrad hançerini havaya kaldırdı ve satıcının ensesine sapladı. satıcı ne olduğunu anlamadan ve hiç çığlık atamadan yere yığıldı. Lyrad ceseti ortadan kaldırdıktan sonra oradaki en iyi atı alıp dışarıya çıktı.
yolculuğunun ilk gününde atıyla bayağı bir ilerlemiş ve bir kamp kurmuştu. ateş yakmamıştı. sonra aklına yine yüzük geldi. yüzüğü alıp incelemeye başladı. üstündeki taş çok değerliydi belliki. sonra daha iyi incelemek için küçük bir ateş yaktı. ateşin ışığıyla beraber yüzüğün üstünde bir şekil oluştu. Bu şekiller cehennemi anlatan rünlerdi. bu rünlerin aynısını Lyrad mabeddede görmüştü. Bu yüzük kaosla ilgili bir yüzüktü. acaba yüzüğü çaldığı insanlar bu yüzüğü nasıl bulmuştu. yüzüğün ne işe yaradığını efendiye sormak istedi ama efendi uzaktaydı. nasıl olsa kaosun yüzüğü şeklinde düşünerek Lyrad yüzüğü taktı. hiçbirşey olmadı. ama yüzük bir nedenle yapılmış olmalıydı. bunu bir şekilde öğrenmeliydi ama nasıl. ve bunu çabuk öğrenmeliydi çünkü yüzük parmağından çıkmıyordu. Yada Lyrad yüzüğün çıkmasını istemiyordu. O yüzüğü O* na ve efendisine olan inancının bir sembolu olarak takmak istiyordu.
birkaç saat sonra yüzük hakkında düşünmeyi bıraktı ve yarı uyur yarı etrafı gözetler şekilde dinlnmeye başladı...
hırsızlık bir sanattır. hırsız is sanatçı. nasıl ki bir ressam her resmini güzel yapınca başarılı oluyorsa, hırsız da her işini iyi yaparsa başarılı olur... tek fark ise hırsızın yaptıkl
-
Eldarin
Savaşçı ve Soytarıyı yanına çağırmıştı Dharmon.Peygamber in yüzünde nadir görülen kaotik bir gülümseme oluştu.Eğlencenin zamanı gelmişti evet...
İki kaos askeri ona doğru yaklaşırken görüntü aynı anda bulanıverdi.
Karşısındabirisi duruyordu evet...bu soytarı olmalıydı...
ama yanıldığını farketmesi uzun sürmedi.
Bu başka biriydi.bir albino...
Elinde bir katana vardı,hain bir sırıtışla Dhamon u izliyordu.
"Peygamberrrrrrrr...Yaklaş bana...ve sana hissettireyim gerçek acıyı ve nefreti...bu hisleri gerçekten özlüyor olmalısınnnn"
Katanayı yanlamasına tuttu yerde öldürmüş olduğu savaşçıdan çekip çıkardı.ağzına doğru götürdü.enfes kokuyu bir süreliğine burnunda hissettikten sonra kılıcı büyük bir zevkle yaladı.aldığı zevk muazzamdı.
Sesi duyuyordu Dharmon, evet ama olamazdı,olmamalıydı.bu albino da kimdi böyle.
Ve yanındaki savaşçı.hayır bir iblis...
Güçlü bir nara duyuldu duyanı titreten,halbuki sadece Dhamon duyabiliyordu.kaos tapınağında neler oluyordu böyle...
"Büyücü bozuntusu!!!seni istiyorum!!!Taht odasında seni bekliyor olacağımmmmm!!!"
Dharmon hiçbir ölümlünün kaldıramayacağı derecedeki bu görüntüyü zorlukla izliyordu.kaos tapınağının ,O* nun gücünü bir anlığına hissedemediği kalbinde bu sesler onu bulur olmuştu...
Kimdi bu albino?ve dev iblis kanı?...
İki kaos askeri ona doğru yaklaşırken görüntü aynı anda bulanıverdi.
Karşısındabirisi duruyordu evet...bu soytarı olmalıydı...
ama yanıldığını farketmesi uzun sürmedi.
Bu başka biriydi.bir albino...
Elinde bir katana vardı,hain bir sırıtışla Dhamon u izliyordu.
"Peygamberrrrrrrr...Yaklaş bana...ve sana hissettireyim gerçek acıyı ve nefreti...bu hisleri gerçekten özlüyor olmalısınnnn"
Katanayı yanlamasına tuttu yerde öldürmüş olduğu savaşçıdan çekip çıkardı.ağzına doğru götürdü.enfes kokuyu bir süreliğine burnunda hissettikten sonra kılıcı büyük bir zevkle yaladı.aldığı zevk muazzamdı.
Sesi duyuyordu Dharmon, evet ama olamazdı,olmamalıydı.bu albino da kimdi böyle.
Ve yanındaki savaşçı.hayır bir iblis...
Güçlü bir nara duyuldu duyanı titreten,halbuki sadece Dhamon duyabiliyordu.kaos tapınağında neler oluyordu böyle...
"Büyücü bozuntusu!!!seni istiyorum!!!Taht odasında seni bekliyor olacağımmmmm!!!"
Dharmon hiçbir ölümlünün kaldıramayacağı derecedeki bu görüntüyü zorlukla izliyordu.kaos tapınağının ,O* nun gücünü bir anlığına hissedemediği kalbinde bu sesler onu bulur olmuştu...
Kimdi bu albino?ve dev iblis kanı?...
Dharmon Brenne,kaosun peygamberi,kaosun evinde kendi evindeydi ama kendi kontrolü dışında birşeyler oluyordu.Bu albino adam!Kaosun boyutunda Brenne yi nasıl bulmuştu.Kim di bu adam?Brenne nin kafasında bu ve benzer durumdaki onlarca soru yanıt beklerken adamın yanında beliren bir de iblis vardı.Konuşmuyor ama Brenne ye diktiği kızıl gözlerin ardından nefretle bakıyordu.Efendi?Yok hayır bu efendi değildi,ama gerçekten dehşet vericiydi.Sonra görüntü kayboldu,geriye kalan tek tük kelimelerden taht odası aklına geldi.şaşkınlık içinde hala kara kapıdan girmediğini farketti.Bunlar yeterince kafa karıştırıcıydı.Hızla merdivenleri tırmandı,koridorlardan geçerken düşündü tek şey o albino adamdı.Üst kata tırmanan merdivenlere yöneldi,iki ölüm muhafızının yanından o kadar hızlı geçti ki muhafızlar selamlarını henüz tamamlayamadılar.Kan havuzu!Evet işte oradaydı.Hızla kan havuzunun yanıdan geçti ve taht odasına yaklaştı.Garip bir enerji hissediyordu ama burası onun eviydi.
-Sen ki katliamın efendisi,Kaosun yaratıcısısın.şimdi kutsamanı üzerimde tut ki sana hizmetimde bir an olsun tereddüt etmeyeyim.
Duasını bitiren Brenne,hızla taht odasına girdi ve etrafına bakındı.Aradığı bir şey vardı,alışılmadık buraya ait olmayan ama ne?
-Sen ki katliamın efendisi,Kaosun yaratıcısısın.şimdi kutsamanı üzerimde tut ki sana hizmetimde bir an olsun tereddüt etmeyeyim.
Duasını bitiren Brenne,hızla taht odasına girdi ve etrafına bakındı.Aradığı bir şey vardı,alışılmadık buraya ait olmayan ama ne?
Last edited by CHANGES on Tue Feb 15, 2005 1:51 am, edited 1 time in total.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Drimnahil saatlerdir tapınagın koridorlarında gezmekten bıkmıştı kan kokusu ve kemik gürültüsü istiyordu artık az önce izlediği bir anda meydana gelen merdivenlerden inerek insanların içine karışmak ve bir kaç kafa uçurmak istiyordu palalarına baktı ve az kaldı eminimki efendimiz size ve bana öldürme emrini verecek yakında çok yakında diye seslendi...
herkes yalnız ölür by donnie darko...
http://turkishengineering.blogspot.com/
http://turkishengineering.blogspot.com/
-
Eldarin
Dhamon taht odasındaydı.içeride peygamberin yoğun biçimde hissettiği ruhani bir hava vardı.dev salonun duvarlarına ölüm rünleri kazınmış kurukafalar insanı yutar derecede sonsuz biçimde bir baştan öbür başa kadar uzanmaktaydı.Etraftaki gotik hava oldukça korkutucuydu.
sessiz ,apansız ve şüphe uyandırıcı bir oda...
Ve taht...hemen ilerisinde durmaktaydı.şaşalı tahtın müthiş bir ustalıkla işlenmiş gibiydi.kenarlarında kurukafalar yığılmış aralarından bitmek tükenmek bilmezcesine kan akmaktaydı.ve kanın nereden geldiği belli değildi.
kubbe gibi duran tepe kısmında cehennem ordularından bir iblis oyulmuştu,dev kanatlarını germiş,ölümcül bir sırıtış takınmıştı. ve arkasındaki duvarda cehennemin o bitmek tükenmek bilmeyen savaşları duvara resmedilmişti.Dev bir cehennem lordunun yine güçlü bir meleğin göğsünün ortasını yardığı ve daha küçük iblislerinde meleğin kanından tattıkları bir oyma.
Dhamon bu odada olmaktan büyük zevk alırdı elbet.fakat bu zaman şimdi değildi...
Ã?ünkü tahtın üzerinde başka birisi vardı,Bir iblis.Demin onunla konuşan iblisin ta kendisi.şeytani bir sırıtış vardı üzerinde.nefretin ve acının o delip geçen bakışları vardı yüzünde.önünde dev baltası öylece durmaktaydı.
"Taht odasında seni bekleyeceğimi söylemiştim Peygamber!!!ve şimdi buradasın."
Elleri iki yana açılmış tahtın kollarını tutmaktaydı.ayağının altındaki kurukafaları büyük bir zevkle eziyordu,akan kan onun hunhar ruhunu daha da çıldırtıyordu...
"Taht odası benimdir peygamber!sen sadece bir oyuncaksın benim için.Adım Hellfire.
Ben ki tanrıların kanından tattım,
Ben ki en aydınlık günü karanlığa çevirdim,
Ben ki en kutsalları zehirledim,
şimdi ise ipimin ucunda sen varsın peygamber.
SENİ İSTİYORUMMMMMM!!!"
Dhamon u nefretle süzen Hellfire kenardaki dev silahına uzandı.ellerine aldı onu.
"Seni buldum şimdi Peygamber,sonunu getireceğim.cehennemin dokuz katında dokuz kere öldüreceğim seni peygamber.lanetim üzerinde olacak sonsuza dek.Cehennem lordu bunu emretti bana!!!"
Dhamon un yüzünde şimdiye kadar hiç olmayan bir nefret ifadesi görüldü.Karşısındaki iblis kanının gücü muazzamdı.bunu yaydığı güçten hissedebiliyordu.
Hellfire aniden yokoldu gözlerinin önünden.Ama yemin edebilirdi ki bu bir ilüzyon değildi!Ve şiddetle araştırma ihtiyacı hissetmekteydi...
NOT:taht odasının görünümünü tasvirleme ihtiyacı hissettim.yanlış birşey yazdıysam düzeltilebilir ya da o kısım tümden silinebilir.
sessiz ,apansız ve şüphe uyandırıcı bir oda...
Ve taht...hemen ilerisinde durmaktaydı.şaşalı tahtın müthiş bir ustalıkla işlenmiş gibiydi.kenarlarında kurukafalar yığılmış aralarından bitmek tükenmek bilmezcesine kan akmaktaydı.ve kanın nereden geldiği belli değildi.
kubbe gibi duran tepe kısmında cehennem ordularından bir iblis oyulmuştu,dev kanatlarını germiş,ölümcül bir sırıtış takınmıştı. ve arkasındaki duvarda cehennemin o bitmek tükenmek bilmeyen savaşları duvara resmedilmişti.Dev bir cehennem lordunun yine güçlü bir meleğin göğsünün ortasını yardığı ve daha küçük iblislerinde meleğin kanından tattıkları bir oyma.
Dhamon bu odada olmaktan büyük zevk alırdı elbet.fakat bu zaman şimdi değildi...
Ã?ünkü tahtın üzerinde başka birisi vardı,Bir iblis.Demin onunla konuşan iblisin ta kendisi.şeytani bir sırıtış vardı üzerinde.nefretin ve acının o delip geçen bakışları vardı yüzünde.önünde dev baltası öylece durmaktaydı.
"Taht odasında seni bekleyeceğimi söylemiştim Peygamber!!!ve şimdi buradasın."
Elleri iki yana açılmış tahtın kollarını tutmaktaydı.ayağının altındaki kurukafaları büyük bir zevkle eziyordu,akan kan onun hunhar ruhunu daha da çıldırtıyordu...
"Taht odası benimdir peygamber!sen sadece bir oyuncaksın benim için.Adım Hellfire.
Ben ki tanrıların kanından tattım,
Ben ki en aydınlık günü karanlığa çevirdim,
Ben ki en kutsalları zehirledim,
şimdi ise ipimin ucunda sen varsın peygamber.
SENİ İSTİYORUMMMMMM!!!"
Dhamon u nefretle süzen Hellfire kenardaki dev silahına uzandı.ellerine aldı onu.
"Seni buldum şimdi Peygamber,sonunu getireceğim.cehennemin dokuz katında dokuz kere öldüreceğim seni peygamber.lanetim üzerinde olacak sonsuza dek.Cehennem lordu bunu emretti bana!!!"
Dhamon un yüzünde şimdiye kadar hiç olmayan bir nefret ifadesi görüldü.Karşısındaki iblis kanının gücü muazzamdı.bunu yaydığı güçten hissedebiliyordu.
Hellfire aniden yokoldu gözlerinin önünden.Ama yemin edebilirdi ki bu bir ilüzyon değildi!Ve şiddetle araştırma ihtiyacı hissetmekteydi...
NOT:taht odasının görünümünü tasvirleme ihtiyacı hissettim.yanlış birşey yazdıysam düzeltilebilir ya da o kısım tümden silinebilir.
Katliamın eli canını vahşice aldığı iki şovalyeden sonra onu bozguna uğratan atlı adamı görmüştü. Düşmanının gözlerine dinmeyen bir öfkeyle bakmış ve elindeki dev baltasını onun narin ölümlü vücudunu parçalamak için insanüstü kuvvetiyle defalarca kez savurmuştu. Fakat vücudundaki karanlığın gücü zayıflamaya başladığında Andero yenileceini anlamıştı.
Gaddar dudaklarına cehennemin alevini savaştığı adama yollamak için gelen sözlerle hareket ettirmişti. Düşmanının gözlerinin kapandığını göremeden, kendi bölüğündeki herkesi de öldürmüş olduğunu fark etmişti. Karavan yağmalanıyordu fakat görevin başarılı olup olmadığını bilemeden ölümsüz zihni ölümlü bedeninden ayrıldı.
Toprağın altına doğru çekiliyordu. Taştan, ateşten ve lavdan geçti. Türlü yeraltı varlığıyla karşılaştı. Fakat ölümün onun gücünün bir kısmını yok ettiği açıktı. Kandırıldığını düşündü, belki de efendi ona yalan söylemişti ve ölümsüz değildi. Sonunda kendini cehennem boyutuna düşerken buldu. Sıcak hava kütleleri yüzünü yalayıp beyaz saçlarını çekiştirirken Andero bu düşüşün onu paramparça edeceğinden emindi. Fakat Katliamın eli'ni dehşete düşüren şey kendi sonu değil, efendinin yakan bakışlarıydı.
*O* nun korkunç gaddarlığının ve sonsuz öfkesinden cehennem boyutundaki tüm varlıkların kulaklarından kan sızıyor hepsi dehşetle çığlıklar atıyordu.
"Başaramadın Andero!"
yeri göğü inleten nefret Andero'nun gözlerini kör etmişti bir anda...
"Beni de başarısızlığa uğrattın!"
Cehennem Lordu Apocalypse'in her sözü Andero'yu tanımlanamaz bir acıyla cezalandırıyordu. Andero vücudunun acıyı umursamayan kutsamasının üzerinden kalktığını hissett ve aynı anda vücudundaki bütün iç organları dışarı çıkmış, vücut içinin sıvıları rüzgarla beraber havaya karışıyor. Sıcak alevlerle dağlanıyordu.
"Karanlığın gücü seni terk ediyor savaşçı!"
Katliamın eli acının dinmesini, bayılmayı ya da o anda ölmeyi diledi, fakat o artık bir ölümsüzdü. Onun için asla bir son yoktu. Efendi onu serbest bırakmadığı sürece... Düşeye devame derken eklemlerinin birbirinden ayrılmaya başladığını hissetti. Vücudundaki her bir sinir, her bir damar acıyla uyarılıyordu aynı anda. Normal bir insan zihni bu acı karşısında komaya girebilir ya da kalbi durabilirdi. Fakat Anderonunki durmadı...
"Lavların içinde yanacaksın ve asla ölmeyeceksin Andero!"
Kaos şovalyesi adeta gökyüzünden yere çakılan bir meteor gibi lavlara çarptı. Vücudu parçalara ayrılması gerekirken Cehennem Lordu'nun acımasızlığı onu hayatta tutuyordu. Andero merhamet dilemeyi istedi, fakat Apocalypse'te bundan hiç olmadığına emindi. Acı çeken zihni ve vücudu lavın sıcaklığıyla onu ayrı bir deliliğe sürüklemeden önce dökemediği gözyaşlarıyla düşünceleri yalvardı:
"Bir şans daha efendi..."
Katliam'ın Tanrısı başarısızlığa uğramış seçilmişe odaklanmayı kesti...
Bir sonsuzluk geçtikten sonra Andero parçalanmış zihni ve kırılmış bedeniyle lavların arasında yükseldi.
"Karanlık Tanrıların gücü seni terk ediyor ölümsüz... Ve bu kez görevin çok daha zor... Bu sana önerdiğim en iyi teklif. Görevini layığıyla yap ve olman gereken şey ol... Ölümsüzlüğünü geri kazan..."
"Başarısızlığından dolayı sana 3 emir veriyorum. Bunlara uymazsan yeni bir şansın olmayacak! şimdi yeni bir vücutta diril ve yapman gerekeni yap!"
Gaddar dudaklarına cehennemin alevini savaştığı adama yollamak için gelen sözlerle hareket ettirmişti. Düşmanının gözlerinin kapandığını göremeden, kendi bölüğündeki herkesi de öldürmüş olduğunu fark etmişti. Karavan yağmalanıyordu fakat görevin başarılı olup olmadığını bilemeden ölümsüz zihni ölümlü bedeninden ayrıldı.
Toprağın altına doğru çekiliyordu. Taştan, ateşten ve lavdan geçti. Türlü yeraltı varlığıyla karşılaştı. Fakat ölümün onun gücünün bir kısmını yok ettiği açıktı. Kandırıldığını düşündü, belki de efendi ona yalan söylemişti ve ölümsüz değildi. Sonunda kendini cehennem boyutuna düşerken buldu. Sıcak hava kütleleri yüzünü yalayıp beyaz saçlarını çekiştirirken Andero bu düşüşün onu paramparça edeceğinden emindi. Fakat Katliamın eli'ni dehşete düşüren şey kendi sonu değil, efendinin yakan bakışlarıydı.
*O* nun korkunç gaddarlığının ve sonsuz öfkesinden cehennem boyutundaki tüm varlıkların kulaklarından kan sızıyor hepsi dehşetle çığlıklar atıyordu.
"Başaramadın Andero!"
yeri göğü inleten nefret Andero'nun gözlerini kör etmişti bir anda...
"Beni de başarısızlığa uğrattın!"
Cehennem Lordu Apocalypse'in her sözü Andero'yu tanımlanamaz bir acıyla cezalandırıyordu. Andero vücudunun acıyı umursamayan kutsamasının üzerinden kalktığını hissett ve aynı anda vücudundaki bütün iç organları dışarı çıkmış, vücut içinin sıvıları rüzgarla beraber havaya karışıyor. Sıcak alevlerle dağlanıyordu.
"Karanlığın gücü seni terk ediyor savaşçı!"
Katliamın eli acının dinmesini, bayılmayı ya da o anda ölmeyi diledi, fakat o artık bir ölümsüzdü. Onun için asla bir son yoktu. Efendi onu serbest bırakmadığı sürece... Düşeye devame derken eklemlerinin birbirinden ayrılmaya başladığını hissetti. Vücudundaki her bir sinir, her bir damar acıyla uyarılıyordu aynı anda. Normal bir insan zihni bu acı karşısında komaya girebilir ya da kalbi durabilirdi. Fakat Anderonunki durmadı...
"Lavların içinde yanacaksın ve asla ölmeyeceksin Andero!"
Kaos şovalyesi adeta gökyüzünden yere çakılan bir meteor gibi lavlara çarptı. Vücudu parçalara ayrılması gerekirken Cehennem Lordu'nun acımasızlığı onu hayatta tutuyordu. Andero merhamet dilemeyi istedi, fakat Apocalypse'te bundan hiç olmadığına emindi. Acı çeken zihni ve vücudu lavın sıcaklığıyla onu ayrı bir deliliğe sürüklemeden önce dökemediği gözyaşlarıyla düşünceleri yalvardı:
"Bir şans daha efendi..."
Katliam'ın Tanrısı başarısızlığa uğramış seçilmişe odaklanmayı kesti...
Bir sonsuzluk geçtikten sonra Andero parçalanmış zihni ve kırılmış bedeniyle lavların arasında yükseldi.
"Karanlık Tanrıların gücü seni terk ediyor ölümsüz... Ve bu kez görevin çok daha zor... Bu sana önerdiğim en iyi teklif. Görevini layığıyla yap ve olman gereken şey ol... Ölümsüzlüğünü geri kazan..."
"Başarısızlığından dolayı sana 3 emir veriyorum. Bunlara uymazsan yeni bir şansın olmayacak! şimdi yeni bir vücutta diril ve yapman gerekeni yap!"
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
*O*nun sesini tüm nefretiyle birlikte tekrar zihninde duymak, ne kadar olduğunu bilmediği bir zamandır fiziksel acı harici hissettiği ilk şeydi. Efendiyi yenilgiye uğratmıştı. *O* da onlara vaat ettiği cezayı ona vermişti ve şimdi, şimdi katliam diyara onunla geri mi dönecekti? *O*, ona yeni bir şans mı veriyordu? *O*nun merhamete sahip olmadığını biliyordu. Parçalanmış, acılar içindeki zihninde, artık neye benzediğini bile bilmediği vücudunun kalan her bir köşesinde *O*nun nefretinin gücünü, ona olan kızgınlığını hissedebiliyordu ve bu Andero'nun canını kızgın lavlardan çok daha fazla yakıyordu.
Lavlara düşüşünden beri hissettiği tek şey acıydı. Korkunç, katıksız, saf bir acı... Düşünebilseydi hala bu acıyı çekmeye nasıl devam ettiğini kendi kendine sorabilirdi. Bayılmıyordu, ölmüyordu ama kızgın lavların ve ne olduğunu bile bilmediği daha bir çok şeyin vücuduna ve zihnine yaptığı işkenceleri rahatlıkla hissedebiliyordu. Bu, *O*nun iradesinin gücüydü.
Diyardaki kısa yürüyüşü boyunca *O*na onlarca zayıf sunmuş, onları hak ettikleri ölüme yollamıştı ama o son gelen şövalye ve birliğini durdurmayı başaramamıştı. Hatası neydi? Yeterince güçlü değil miydi? Kendini olduğundan güçlü mü zannetmişti? Hayır, hayır... Efendi ona yeter gücü vermişti. O sadece bunu kullanmayı becerememişti. Sahip olduğu o gücü efendiye hizmete layık bir şekilde kullanamamıştı ve efendi haklı olarak onu cezalandırmıştı. Hem acıyla, hem öfkesiyle, belki de en büyüğü... kaybolduğunu hissettiği gücüyle... Gücüne çok güvenmişti. Ã?yleki, bu güven, efendiye duyduğu inancı geçmeye başlamıştı.
Efendinin doğaüstü sesi zihninde vücut bulduğunda ve hayatını kendinden ibaret kıldığında artık düşünemez hale gelmiş zihni *O*nun anlattıklarını emmeye başlamıştı adeta... "Üç emir....."........"...şansın olmayacak.....".......yeni bir vücut....".....
-Sana layık olabilmek için bu sefer sana olan inancımı gücüme olan inancıma değişmeyeceğim güçlü olan, kutlu olan... Emirlerini yerine getirebilmek için kanımın ve sahip olduğum bu zayıf kuvvetin son damlalarına kadar savaşacağım. Sen ki kutlu olansın, yüce olansın, diyardaki herkes üzerinde kaosunla güç sahibi olansın ve bana bu şansı tanıyorsun. Seni ikinci kez hayal kırıklığına uğratmayacağım efendi....
Bedeni bu sözleri sarfedememişti zira henüz bir bedene sahip miydi yoksa salt düşünceden mi ibaretti bilmiyordu ama yapabildiği tek şey bunları düşünebilmek olmuştu ne halde olduğunu bilmeden ezilmiş zihniyle lavların korkunç sıcaklığının üzerinde gezinirken. Bu kez, efendiye *O*na layık olduğunu gösterecekti.
Lavlara düşüşünden beri hissettiği tek şey acıydı. Korkunç, katıksız, saf bir acı... Düşünebilseydi hala bu acıyı çekmeye nasıl devam ettiğini kendi kendine sorabilirdi. Bayılmıyordu, ölmüyordu ama kızgın lavların ve ne olduğunu bile bilmediği daha bir çok şeyin vücuduna ve zihnine yaptığı işkenceleri rahatlıkla hissedebiliyordu. Bu, *O*nun iradesinin gücüydü.
Diyardaki kısa yürüyüşü boyunca *O*na onlarca zayıf sunmuş, onları hak ettikleri ölüme yollamıştı ama o son gelen şövalye ve birliğini durdurmayı başaramamıştı. Hatası neydi? Yeterince güçlü değil miydi? Kendini olduğundan güçlü mü zannetmişti? Hayır, hayır... Efendi ona yeter gücü vermişti. O sadece bunu kullanmayı becerememişti. Sahip olduğu o gücü efendiye hizmete layık bir şekilde kullanamamıştı ve efendi haklı olarak onu cezalandırmıştı. Hem acıyla, hem öfkesiyle, belki de en büyüğü... kaybolduğunu hissettiği gücüyle... Gücüne çok güvenmişti. Ã?yleki, bu güven, efendiye duyduğu inancı geçmeye başlamıştı.
Efendinin doğaüstü sesi zihninde vücut bulduğunda ve hayatını kendinden ibaret kıldığında artık düşünemez hale gelmiş zihni *O*nun anlattıklarını emmeye başlamıştı adeta... "Üç emir....."........"...şansın olmayacak.....".......yeni bir vücut....".....
-Sana layık olabilmek için bu sefer sana olan inancımı gücüme olan inancıma değişmeyeceğim güçlü olan, kutlu olan... Emirlerini yerine getirebilmek için kanımın ve sahip olduğum bu zayıf kuvvetin son damlalarına kadar savaşacağım. Sen ki kutlu olansın, yüce olansın, diyardaki herkes üzerinde kaosunla güç sahibi olansın ve bana bu şansı tanıyorsun. Seni ikinci kez hayal kırıklığına uğratmayacağım efendi....
Bedeni bu sözleri sarfedememişti zira henüz bir bedene sahip miydi yoksa salt düşünceden mi ibaretti bilmiyordu ama yapabildiği tek şey bunları düşünebilmek olmuştu ne halde olduğunu bilmeden ezilmiş zihniyle lavların korkunç sıcaklığının üzerinde gezinirken. Bu kez, efendiye *O*na layık olduğunu gösterecekti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Brenne taht odasında hem de o tahtta oturanı gördü.Bu biraz önce albino adamın yanındaki iblisti.şimdi Kaosun Peygamberinin gözünün içine bakıyor ve onu açıkça tehdit ediyordu.Taht üzerinde hak iddia ediyordu.
Acaba O* nun hizmetkarlarından birisi olabilir miydi?Hayır,hayır o iblislerden hiçbirisi buna cesaret edemezdi.Peki ama o zaman kimdi ya da neydi?Aniden kaybolan iblis her an bir yerden çıkıp kendisine saldıracak diye bekledi Brenne ama hiçbirşey olmadı.
Brenne durmuş düşüncelere dalmıştı ama ayakları onu doğruca odasındaki kitaplığına götürüyordu.İlk önce efendinin boyutu ile ilgili kitapları karıştırdı ve sonrasında diğer iblisler boyutlarını.Dinler hakkındaki kitaplar ise önünde araştırılmayı bekleyen diğer kitaplar arasındaydı.
Acaba O* nun hizmetkarlarından birisi olabilir miydi?Hayır,hayır o iblislerden hiçbirisi buna cesaret edemezdi.Peki ama o zaman kimdi ya da neydi?Aniden kaybolan iblis her an bir yerden çıkıp kendisine saldıracak diye bekledi Brenne ama hiçbirşey olmadı.
Brenne durmuş düşüncelere dalmıştı ama ayakları onu doğruca odasındaki kitaplığına götürüyordu.İlk önce efendinin boyutu ile ilgili kitapları karıştırdı ve sonrasında diğer iblisler boyutlarını.Dinler hakkındaki kitaplar ise önünde araştırılmayı bekleyen diğer kitaplar arasındaydı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
Par-Salian
- Kullanıcı

- Posts: 184
- Joined: Tue May 04, 2004 10:00 am
- Location: Sanane taniyorsan beni zaten biliyorsundur...
- Contact:
Elénæsse Salian durdu tapınağın girişinde bir mağraydı burayı biliyordu daha öncedde gelmişti kötü bir anıyla sonuçlanan bir yerdi burası bilioyrdu yolları içeride ama girmeye çekiniyordu biraz çok tuhaftı bir katilin içinde hissettiği ilk defa bir duyguydu en azından kendisinin hissettiği bir duyguydu yavaşça ilerledi karanlık yollarda yürüyordu kolayca drow gözlerine ona yol göteriyordu yerin altında yaşamak ona yabancu değildi karanlıklar arasında yürümek dahada ilerledi önceden olduğu yere geldi şöyle bir zemine baktı soytarıyla kavga ettikleri yere şimdi kimse yoktu bomboştu ama artık bilioyrdu zamanı gelince saygı göstermeyi biliyordu sezsizce bekledi nasıl olsa gene gelip biri onu bulacaktı buda büyük bir ihtimalle gene istemediği soytarı olacaktı ama bu sefer saygı göstermeyi biliyordu bu arada efendisinin kendisini çağırma nedeni olan görevi merak ediyordu bu düşüncelerle bekleme devam etti iyice dalmıştı bu düşüncelere
-
DeS
- Kullanıcı

- Posts: 73
- Joined: Tue Feb 08, 2005 10:00 am
- Location: KurtarılmıÅ? Bölge
- Contact:
Deffas Sereveant son hedefini de ortadan kaldırdığında buralara geldiği zamandan beri her insan öldürüşünde içinde hissettiği o çağrı belki de takdir duygusunu hiç hissetmediği kadar yoğun hissetmişti.O gece parasını aldıktan sonra derme çatma kulübesine gitti ve kendine yine yine eski sarayını terk etme nedenlerini saydı.Orada fazla pisliğe bulaşmıştı.Yaptığı işler boyundan büyüktü ama o bunları çok geç öğrendi ve yerinden oldu.şimdi yavaş yavaş tekrar tırmanacaktı basamakları.
İçindeki nefret ve intikam duyguları uzun zamandan beridir orda olan ama kendisini belli etmek için hep en doğru zamanı kollayan o garip hissi yeniden canlandırdı.
Ã?ağrılıyordu bunu hissedebiliyordu hem de en derinde zihninin en karanlık köşelerinde.Onu çağıran şey aslında hep oradaydı.Eline o ekmek bıçağını alıp dayısının boğazını kestiğinde , küçük kardeşini çıplak elleriyle boğduğu sırada hep ordaydı ve kendisine yol gösteriyordu.
şimdi kalan tek şey onunla tanışmaktı.Deffas ona seslendi...
Ve cevabını aldı...
İşte burda bu mağara girişinde olmasının nedeni buydu.Aradığı şey burdaydı , içerdeydi.şimdi kendisine içindeki o muhteşem duygu hakkında açıklama yapacak birilerini arıyordu.Ve mağaraya girdi...
İçindeki nefret ve intikam duyguları uzun zamandan beridir orda olan ama kendisini belli etmek için hep en doğru zamanı kollayan o garip hissi yeniden canlandırdı.
Ã?ağrılıyordu bunu hissedebiliyordu hem de en derinde zihninin en karanlık köşelerinde.Onu çağıran şey aslında hep oradaydı.Eline o ekmek bıçağını alıp dayısının boğazını kestiğinde , küçük kardeşini çıplak elleriyle boğduğu sırada hep ordaydı ve kendisine yol gösteriyordu.
şimdi kalan tek şey onunla tanışmaktı.Deffas ona seslendi...
Ve cevabını aldı...
İşte burda bu mağara girişinde olmasının nedeni buydu.Aradığı şey burdaydı , içerdeydi.şimdi kendisine içindeki o muhteşem duygu hakkında açıklama yapacak birilerini arıyordu.Ve mağaraya girdi...
Gott weiss ich will kein Engel sein
Rammstein
Rammstein
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests