Selamlar millet... Okumayi sevenler belki hoslanabilirler diye dusunerek site de rp e girecek karakterimin arka planini buraya da yazmaya karar verdim. Esasinda oyuna girmeyi bir türlü beceremedim cünkü hikayem uzadikca uzadi. bitirebilirsem o kabus yaratiginin yanina gidebilirim. Ã?ünkü kabuslar beni korkutuyor!
Iyi eglenceler...
(BASLIKTA CIDDIYIM ASIRI SIDDET ICERDIGI ICIN GENC ARKADASLARA TAVSIYE ETMIYORUM)
Furiond (16 yas ve üstü icin olup asiri siddet icerir)
-
Shevarash
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1310
- Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
- Location: İzmir
- Contact:
Dogdugum kucuk kasabada babam ben cok ufakken terkedip gitmis bizi.
Annem de o sirada kasabanin asayisinden sorumlu olan kasarlanmis bir askerle evlendi. Bu lanet olasica adam beni surekli kasabanin kanunlarina uymak konusunda uyarirdi. "Hey sen, sakin digerleri ile Bay Wilcomb un bahcesinde birseyler calmaya gitme, emin ol seni yakalarim ve o zaman neler olacagini dusunmek bile istemezsin"
Böyle bir adamdi iste, annem ise (lanet olasica kadin) galiba ona cekmisim. Ufak tefek, kendi halinde birisiydi. Fazla konusmaz ama iyi bir dinleyici ve izleyici idi. Koca göbekli üvey babam beni o günkü suclarimdan dolayi dövüp yataga yolladiginda hep annemden gizlice bana yemekler getirmesini beklerdim. Pis kaltak o sirada ancak hiriltili seslerle sevismeyi becerirdi. Bir kac sefer gizlice izledim onlari. Garip bir istek uyandi icimde onlari hem dogramak hemde aralarinda olmak istiyordum. Ama ufak tefek ve gücsüzseniz bu kolay degildir, insanlari dogramak yani. O zamandan sonra bazi fikirler olustu kafamda, belkide insanlara fazla yaklasmamak gerekirdi.
Avcilardan bir ok calmayi aklima koymustum ve emin olun kasabadaki kimse bir picle yakindan ilgilenmiyor. Calmak kolay olmustu saklamak ise daha zor. Okumu agaclarda saklamaya basladim, kus yuvalarinda. Tabii bunun icin kuslari yakalayip oldurmem gerekti hahahahah aptal hayvanlar kafalari koptugunda attiklari cigliklari duymaliydiniz. Oklarimi ve yayimi agac dallarinda saklamaya basladim. Ne yazikki bunun icin pek cok kus oldurmem gerekti. Heyhat bazilari yuvalarini bana birakmaya pek niyetli gibilerdi ama ben yinede geri gelip oklarimi calmalarini istemedim ve onlari daha ileride konduklari dallarda okla vurarak garantiye aldim. Okla vurduklarimdan o kadar güzel sesler çikmadi ama ne yapalim buda birseydir.
Yayi kullanmayi gelistirirken sürekli hedefler aramam lazimdi. Ceylanlar gibi... Biliyormusunuz ayaklarindan vurdugunuz bir ceylani iyice yaklasarak kalin bir spoayla dövmek çok kolay hahahahaha. Kafasina her vurdugumda akan kirmizi sivinin otlara ve parlak kürküne dökülmesini izlemek inanilmaz heyecanli.
Ama bazen vücutlarindan vurduklarim da oluyordu onlar da hic yoktan iyiydiler tabii ki. Bu ölü hayvan cesetlerini alir, parcalara böler ve ormanin iclerine atardim. Tabii üzerlerine iserdim ve iclerini tas doldururdum, lanet hayvani baska hayvanlar yemesinler diye...
Yine de sans sonsuza kadar gülmüyor. Bir sefer tam hayvani parcalarken (bu seferki bir yaban domuzuydu) avcilardan Myrtam sessizce yanima sokuldu. O kadar korktugumu hic hatirlamiyorum o güne kadar, her ne kadar sonraki günlerde korku kelimesinin ötesinde kavramlarla karsi karsiya kalmis olsam da...
Avci Myrtam yanima sokuldu ve gülerek bana bakti "Evlat o da ne ailene yemek mi götürüyorsun ha?" dedi. Donakalmistim ya yaptiklarimi biliyorsa, ya beni döver hatta hatta ne yaptigimi üvey babama söylerse! Ses cikarmadan öylese durdum. Ama o yanima geldi ve kendi parlak hancerini cikardi. "Bak simdi derisini iste suradan yüzmeye baslayacaksin..." diyerek anlatmaya basladi. Zamanla o anlattikca gevsedim, bu adam kötü birşey yapmayacakti bana o halde onu kullanabilirdim. Anlattiklarini iyice dinledim. Yanindan ayrilirken bana sans diledi "Avin bol olsun evlat" diye seslenmeyi de ihmal etmedi. Evet yeterince avim vardi ve bunlari pisletip gömebilirdim artik...
Bu hadiseden sonra bir zaman hayvan vurmaya cesaret edemedim, ormanda gizlenip Myrtam i ariyordum. Bir kaç sefer çok uzaktan gördüm ama ne zaman yaklassam beni farketti ve yanina cagirdi. "Gel bakalim" dedi en son seferinde "Birseyler ogrenmek istedigin kesin o halde ogretelim" diyerek beni sasirtti. Demekki korktugumu anlamamisti. Lanet uvey babam 1 milden korkumun kokusunu alir ve beni daha cok doverdi. O gün Myrtam bana cok sey ogretti. O gun ve diger gunler... Oku tutmayi, ormanin etrafin seslerini hareketlerini izlemeyi, sessizce ilerlemeyi, saklanmayi ve daha fazlasini... Zamanla birseyler ogrendimi hissediyordum ama onunla gecirdigim zamanda hic birsey öldüremiyordum lanet olasica adam. Hep cansiz agac gövdelerine atıs yaptiriyordu. Ceylanlari ve köpekleri sevmem icin yakinima getiriyordu. Onlari öldürmeden asla dokunmayacagimi hatta yanlarinda bile durmayacagimi bilmiyordu tabii ki. Bende en sonunda oyle olsun dedim. Birak biraz daha ogretsin ne zaman ki ogrenecegim birsey kalmayacak o zaman bilecegim. Her köpegin günü gelir derler. Bekleyecektim.
Kabuslar basladi sonra. O gunlere iliskin anilarim bölük börcük durumdalar. Kabuslarin ilk basladigi gunlerde kafami toparlayamiyordum. Surekli o kirmizi gozleri goruyordum. Tum yuce gucler adina, ondan o kadar cok korkuyordum ki! Kurtulmak icin herseyi yapardim. Bazen gecenin bir yarisi uyandigimda burnum kanamis olup ustum basim kan icinde olurdu. Bunu ilk farkettigim gunu hatirliyorum. Farketmek mi? Ah lanet olsun bunu farkeden tabii ki uvey babam olmustu. Aksam ustu eve gelmeden diger genclerle kavga ettigimi saniyordu ahmak herif. Onlarin gece oldugunu hissetmemis oldugu belliydi. Biliyordum, biliyordum ki eger hissedebilse aklini yitirirdi. O zaman dövmedi beni, eger dovseydi ilk gercek cinayetim olabilecekti belki de. Evin içinde, annemin önünde onu öldürmek fikri cazip gelmisti baslangicta ama zor olurdu herhalde. Yayimi alip gelene kadar dayagi yemis olurdum, cizmemde sakladigim hancerin bu öküz herife karsi ise yaramasi zordu. Ã?yle olsa bile yüzyüze karsilasmak olmayacak seydi benim icin. Onunda zamani vardi, bekleyecektim.
Kabuslar bu sekilde gelip giderken ben de kafami toplamaya calisiyordum. Myrtam in yoklugu da boylesi bir durumda dez avantajdi tabii. Myrtam in yoklugundan soz etmistim degil mi? Lanet olasica herif ayda yilda bir canli hedeflere atis yapmama izin verirdi ve onda da istedigi hemen oldurecek kritik noktalara atis yapmamdi. Hayvanlarin aci cekmemesi icin gerekliymis. Poh ahmak oglu ahmak aci cektirmedikten sonra hayvani vurmanin ne anlami var ki? Onun izni ile vurdugum ceylani hatirliyorum , dedigi gibi yapmistim ve küüüüt hayvan yere yigilivermisti. Ne bir ses ne inleme. Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun! Bu hic eglenceli degil ki! O hayvanin derisini yuzdukten sonra bana eve goturmem icin koca bir but vermisti. Ben de eve gitmeden once uzun sureler hırsımdan ormanda agaclari tekmeledigim icin eve gec kalmis butu da yiyecegim dayagin (eve gec gelmek her zaman kotu sonlanirdi) diyeti olarak goturmustum. Annem eti pisirdiginde kemilerini oyle bir dislemistim ki 3 disimi birden kaybettim ama isirmaya devam ettim. Isirdim, isirdim... Taa ki etler paramparca olup bulamaca donusunceye kadar. Daha sonra hepsini vahsi bir istahla mideye indirdim ve ertesi sabah hemen Myrtam i aramaya gittim.
Yayimi aldim ve ormanda sessiz sessiz ilerlemeye basladim. Bir süre sonra onu gordum epey uzagimdaydi tam sevdigim gibi (cunku o ahmak herifin gerektiginde iyi kilic kullanabildigine sahit olmustum) Ama acik alan yoktu ve bir iki atista isini bitirmezsem fazla sansim olmayabilirdi. Sessizce sokuldum, bir kütüge oturmus tuttugu baliklari temizliyordu. Yayim sirtimda ona iyice yaklastim cunku zaman zaman ses cikarmamak icin yuksekteki dallardan bir maymun gibi ilerliyordum. Iyice sokuldum, artik aramizda engel yoktu. Tam sessizce yayimi cikaracaktim ki dönüp bana bakti "Ceylanlar bu kadar yakinina gelmeni beklemezler" diyerek siritti. Ilk basta oyun oynadigimi sanmisti herhalde. Ahmak herif. Dona kalmistim ama yapmak istedigim seyi yapacaktim, bir seylere aci verme arzum dayanilmaz olmustu artik. Bir oncei gunku istegimi elimden calan bu adam tam aradigim seydi. Belki anlatigi gibi daha onceki savas egitimleri, belki gozlerimde gordugu birsey belki de sadece aptal hayvanlardaki gibi bir icgudu ile ne yapmak istedigimi anlayiverdi ve yerde olan yayina dogru hamle yapti!
Ama ben hizliydim, hep daha hizliydim ne kadar cabuk tepki verebildigimi o da biliyordu ama sitrimdaki yayi elime bu kadar kolay gecirebildimi elbette bilmiyordu. Bu gunun gelebilecegini biliyordum, ben asla dayanikli guclu degildim. Ilk hareketi yapan olmaliydim hep ve gizlice oku elime gecirebilme konusunda pratikler yapmisti. Kasabadaki handa bazen dans eden Reastilda gibi omuzlarimin kucuk bir silkinmesi ile ya sag elime gelirken, digeri ile bir ok cekmis ve yerlestirmistim bile. Ardindan ustuste oklar yollamaya basladim, oklarin hepsini uzandigi yayi le kollarina dogru yollladim. 1 tanesi sag omzuna dogru saplanirken digerlerinden birisi sadakini yere civilemisti. Aciyla kivranarak yon degistirdi ve kendini az once oturmakta oldugu kutugun arkasina dogru atti. Ben ise hemen yeni oklar cekerek nisan almaya calisiyordum. Hahahahaha kutugun arkasindan sinsice yayina uzanmaya calisan ellerini goruyordum, tum guzel seyler adina ne kadar da zevkliydi! Iyice nisan aldim ve okumu yolladim, muthisti. Bana kadar gelen bir sesle, sol eli bileginden kutuge civilenmisti. Sag omzundaki yaranin ne kadar kotu oldugunu bilmiyordum ama hareketlerini yavaslatacagini tahmin ediyordum, en azindan diger kolunu kurtarmasi imkansiz olacakti. Sinsice hareket etme sirasi yine bendeydi. Ona dogru ilerlemey basladim, tam o sirada yuzunde o an hayran kaldigim bir istirap ifadesiyle kutugun arkasiindan cikti ve oku suratina dogru yoneltince hemen arkaya atti. Bunu yapar yapmaz ilk ciglini koyuverdi. Acitmis olmaliydi, ne kadar da hos bir duyguydu bu boyle! Ardinda iki oku daha koluna dogru yolladim. Birisi isabetliydi ve kolunu hemen dirseginin az altindan ikinci bir yerden kutuge cakmisti. Dans etmemek icin kendimi zor tutarak ilerledim. Ve etrafindan dolanarak ahmak adamin her yerini gorebilecegim açiya geldim.
Artik yari yatar pozisyonda kutuge kolundan cakili bir haldeydi ve gozlerini yummustu. Elimdeydi iste. Daha once herhangi bir hayvani bile bu kadar caresiz bir pozisyonda birakmamistim, ahmak herifin ogrettigi hersey isime yaramisti. Bu yuzden onu opmek istedim ama bu biraz bekleyebilirdi sanirim hahahahahahaaaaa... Gozlerini acti ve bana bakti. Birseyler soylemek uzere agzini acar acmaz yayi gozlerini ortasina dogrulttum. "Ben konusacagim Myrtam efendi sende uslu cocuk olup dinleyeceksin" dedim. Sesim ne kadar da kendinden emin cikmisti oyle. Kendimle gurur duyuyordum, kendimi lanet olasica uvey babam gibi hissediyordum. "Demekki boyleymis" diye dusundum "insanlar ustunde guc sahibi olmak böylesi birseymis".
"Simdi elimdesin" dedim sevinçten neredeyse titremekte olan sesimle. "Seninle ben biraz eglenicez". Daha sonra en kocaman gülümsememi takinip devam ettim "Sen kacicaksin ben de seni vurmaya calisicam tamam mi?"
Ahmak Myrtam basina gelecekleri anlamis gibi görünüyordu. Ama önce kolunu kütüge çivileyen oklardan kurtulmasi gerekliydi ve yapabilecek gibi görünmüyordu. Tabii ki bunu da ben yapmak zorunda kaldim. Oklarin saplarini kirip, kolunu geriye dogru cikartirken hep yüzüne baktim ama niyetimi anlamis olsa gerek hic bagirmadi. Yine de bu kadar güzel bir günü bozacak degildim dogrusu. Bunun için ondan ayrica nitikam almaya kendi kendime söz verdim.
Kolunu zar zor kendine dogru çekerken ben 5 adim kadar uzaklastim ve ayaga kalkmasini soyledim. O ses çikarmamaya calisip güclükle yerden kalkarken artik heyecanim dayanilmaz boyutlardaydi. Oklari gövdesine doldurmamak icin kendimi zor tutuyordum ama kendi kendime sabirli olmami ogutledim. Ilk defa bu kadar sabirsizlaniyordum hayatimda. Ayaga kaltiktan sonra bir kac saniye sendeledi ve diger eliyle yaralarinin üstüne yakin bir yerden sikica bastirmaya basladi. Ona bir kaç saniye daha verdim ve daha once gormedigi bir hizla yayimi dogrultup sol baldirina iki ok gonderdim. Ne kadar zevkliydi böyle. Zevkten resmen titriyordum. Oku omzuma geri asip biraz daha geriye açildim. Ahmak Myrtam o sirada dizini üzerine çöküp kalmisti. Bana saldiramayacagindan emin oldugum bir uzakliktaydim. Karnimin icinde garip bir duygu vardi. Sanki orada bir gidiklanma hissi olusmustu. Hos bir duyguydu bu benim icin ama hosuma gitmisti. Bunun o sirada artacagindan da emindim dogrusu.
Daha sonra titreyen sesimle O`na seslendim "Simdi kacmaya basla ama ne kadar cok bagirir inlersen seni o kadar cabuk öldürürüm tamam mi dostum?"
Aptalca bir ifadeyle yüzüme bakti. Kastettigimin ne oldugunu anladigindan emin olmasam da bir siritisla karsilik verdim. "Zamanin basladi kos ahmak Myrtam kos!" diyerek yavasça yayimi çekmeye basladim. Topallayan bacagi ile arkasini donup ilerlemeye basladi. Daha 10 adim bile uzaklasmamisti ki uzerine dogru oklari atmaya basladim. Dayanamiyordum artik daha fazla aci cekmesini bagirmasini istiyordum. Ama yinede attigim oklarda onu vurmamayi becerebildim. Bir 10 daha gitmisti ki dayanamayip tek bir ok gönderdim. Bu sefer diger bacaginin yukarisindaki kaba etine. Sendeledi ama düsmedi, ses te cikarmadi. Lanet olsun ondan nasil da nefret ediyordum nicin bagirmiyordu, nicin cigliklar atmiyordu sanki! Bir anda gözümü kan bürüdü ve inanilmaz bir hizda oklari attim ve bu sefer bekledigim gibi bir ciglik atti ve bacaklarina üsüsmüs bir sürü okla yüz üstü yere kapaklandi.
Hemen yanina kostum. Eglencem bitmis gibi gorunuyordu ama hala birseyler cikarabilirdim. Ona gittim ve deliler gibi bagirmaya basladim "Yüzünü bana dön seni pickurusu herif, ölmeden önce hemen bana dön" diye bagirarak onu tekmeledim. Bana döndügü zaman gördügüm sey cok güzeldi. Yere düstügünde parcalanan burnundan akan kanlar, gözlerinden akan yaslarla karismisti. Ilk kafasini kopardigim kuslar gelmisti aklima aniden. Onlarda guzeldi ama bu kadar degillerdi. Bir eksiklik vardi onlarda sanki, insanlarda olmayan. Belki de yasami cok daha basit yasadiklarindan ölümleri de basit oluyordu kimbilir. Ama Myrtam in ölüme yaklastigi bu anlar coskulu ve cok renkliydi. Hayranlikla suradina baktim, artik heyecanim azalmis yerini vecd duygusuna birakmisti. Bu duyguyu tam yasamak ve mümkün oldugunca uzatmak istiyordum. Bu yüzden yayimi yavasça kaldirdim ve okumu saliverdim. Bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha... Simdi kollari ve bacaklari oklarla doluydu bazilarindan kan siziyordu bazilarindan sizmiyordu. Bu sekilde bir kac saat daha yasayabililecegi belliydi ama o kadar da sabredebilecegimden emin degildim. Bir süre eserimi inceledikten sonra ürkerek te olsa ona yaklastim. Kenidini kaybetmis gibi görünüyordu. Matarasini bulup yüzüne biraz su dökünce kendine geldi.
Hizli düsünmeliydim, insan vücudu ile ilgili cok fazla sey bildigim soylenemezdi ben de dogaclama yapmaya karar verdim. Hemen botlarini cikardim ve hançerimle ayak tabanlarini yoklamaya basladim. Evet, bu olabilirdi. Tekrar yüzüne bakipta istirabini görünce kendinde oldugundan emin oldum ve hancerimle yavas yavas ayak tabanlarini kesmeye basladim. Ondan sonrasini ise bu gün pek hatirlayamiyorum bile. Essizdi ve önümde yeni kapilar acilmisti. Tek yapacagim elimi uzatip iceri girmekti. Iceri girmek..........
(devami gelecek)
Annem de o sirada kasabanin asayisinden sorumlu olan kasarlanmis bir askerle evlendi. Bu lanet olasica adam beni surekli kasabanin kanunlarina uymak konusunda uyarirdi. "Hey sen, sakin digerleri ile Bay Wilcomb un bahcesinde birseyler calmaya gitme, emin ol seni yakalarim ve o zaman neler olacagini dusunmek bile istemezsin"
Böyle bir adamdi iste, annem ise (lanet olasica kadin) galiba ona cekmisim. Ufak tefek, kendi halinde birisiydi. Fazla konusmaz ama iyi bir dinleyici ve izleyici idi. Koca göbekli üvey babam beni o günkü suclarimdan dolayi dövüp yataga yolladiginda hep annemden gizlice bana yemekler getirmesini beklerdim. Pis kaltak o sirada ancak hiriltili seslerle sevismeyi becerirdi. Bir kac sefer gizlice izledim onlari. Garip bir istek uyandi icimde onlari hem dogramak hemde aralarinda olmak istiyordum. Ama ufak tefek ve gücsüzseniz bu kolay degildir, insanlari dogramak yani. O zamandan sonra bazi fikirler olustu kafamda, belkide insanlara fazla yaklasmamak gerekirdi.
Avcilardan bir ok calmayi aklima koymustum ve emin olun kasabadaki kimse bir picle yakindan ilgilenmiyor. Calmak kolay olmustu saklamak ise daha zor. Okumu agaclarda saklamaya basladim, kus yuvalarinda. Tabii bunun icin kuslari yakalayip oldurmem gerekti hahahahah aptal hayvanlar kafalari koptugunda attiklari cigliklari duymaliydiniz. Oklarimi ve yayimi agac dallarinda saklamaya basladim. Ne yazikki bunun icin pek cok kus oldurmem gerekti. Heyhat bazilari yuvalarini bana birakmaya pek niyetli gibilerdi ama ben yinede geri gelip oklarimi calmalarini istemedim ve onlari daha ileride konduklari dallarda okla vurarak garantiye aldim. Okla vurduklarimdan o kadar güzel sesler çikmadi ama ne yapalim buda birseydir.
Yayi kullanmayi gelistirirken sürekli hedefler aramam lazimdi. Ceylanlar gibi... Biliyormusunuz ayaklarindan vurdugunuz bir ceylani iyice yaklasarak kalin bir spoayla dövmek çok kolay hahahahaha. Kafasina her vurdugumda akan kirmizi sivinin otlara ve parlak kürküne dökülmesini izlemek inanilmaz heyecanli.
Ama bazen vücutlarindan vurduklarim da oluyordu onlar da hic yoktan iyiydiler tabii ki. Bu ölü hayvan cesetlerini alir, parcalara böler ve ormanin iclerine atardim. Tabii üzerlerine iserdim ve iclerini tas doldururdum, lanet hayvani baska hayvanlar yemesinler diye...
Yine de sans sonsuza kadar gülmüyor. Bir sefer tam hayvani parcalarken (bu seferki bir yaban domuzuydu) avcilardan Myrtam sessizce yanima sokuldu. O kadar korktugumu hic hatirlamiyorum o güne kadar, her ne kadar sonraki günlerde korku kelimesinin ötesinde kavramlarla karsi karsiya kalmis olsam da...
Avci Myrtam yanima sokuldu ve gülerek bana bakti "Evlat o da ne ailene yemek mi götürüyorsun ha?" dedi. Donakalmistim ya yaptiklarimi biliyorsa, ya beni döver hatta hatta ne yaptigimi üvey babama söylerse! Ses cikarmadan öylese durdum. Ama o yanima geldi ve kendi parlak hancerini cikardi. "Bak simdi derisini iste suradan yüzmeye baslayacaksin..." diyerek anlatmaya basladi. Zamanla o anlattikca gevsedim, bu adam kötü birşey yapmayacakti bana o halde onu kullanabilirdim. Anlattiklarini iyice dinledim. Yanindan ayrilirken bana sans diledi "Avin bol olsun evlat" diye seslenmeyi de ihmal etmedi. Evet yeterince avim vardi ve bunlari pisletip gömebilirdim artik...
Bu hadiseden sonra bir zaman hayvan vurmaya cesaret edemedim, ormanda gizlenip Myrtam i ariyordum. Bir kaç sefer çok uzaktan gördüm ama ne zaman yaklassam beni farketti ve yanina cagirdi. "Gel bakalim" dedi en son seferinde "Birseyler ogrenmek istedigin kesin o halde ogretelim" diyerek beni sasirtti. Demekki korktugumu anlamamisti. Lanet uvey babam 1 milden korkumun kokusunu alir ve beni daha cok doverdi. O gün Myrtam bana cok sey ogretti. O gun ve diger gunler... Oku tutmayi, ormanin etrafin seslerini hareketlerini izlemeyi, sessizce ilerlemeyi, saklanmayi ve daha fazlasini... Zamanla birseyler ogrendimi hissediyordum ama onunla gecirdigim zamanda hic birsey öldüremiyordum lanet olasica adam. Hep cansiz agac gövdelerine atıs yaptiriyordu. Ceylanlari ve köpekleri sevmem icin yakinima getiriyordu. Onlari öldürmeden asla dokunmayacagimi hatta yanlarinda bile durmayacagimi bilmiyordu tabii ki. Bende en sonunda oyle olsun dedim. Birak biraz daha ogretsin ne zaman ki ogrenecegim birsey kalmayacak o zaman bilecegim. Her köpegin günü gelir derler. Bekleyecektim.
Kabuslar basladi sonra. O gunlere iliskin anilarim bölük börcük durumdalar. Kabuslarin ilk basladigi gunlerde kafami toparlayamiyordum. Surekli o kirmizi gozleri goruyordum. Tum yuce gucler adina, ondan o kadar cok korkuyordum ki! Kurtulmak icin herseyi yapardim. Bazen gecenin bir yarisi uyandigimda burnum kanamis olup ustum basim kan icinde olurdu. Bunu ilk farkettigim gunu hatirliyorum. Farketmek mi? Ah lanet olsun bunu farkeden tabii ki uvey babam olmustu. Aksam ustu eve gelmeden diger genclerle kavga ettigimi saniyordu ahmak herif. Onlarin gece oldugunu hissetmemis oldugu belliydi. Biliyordum, biliyordum ki eger hissedebilse aklini yitirirdi. O zaman dövmedi beni, eger dovseydi ilk gercek cinayetim olabilecekti belki de. Evin içinde, annemin önünde onu öldürmek fikri cazip gelmisti baslangicta ama zor olurdu herhalde. Yayimi alip gelene kadar dayagi yemis olurdum, cizmemde sakladigim hancerin bu öküz herife karsi ise yaramasi zordu. Ã?yle olsa bile yüzyüze karsilasmak olmayacak seydi benim icin. Onunda zamani vardi, bekleyecektim.
Kabuslar bu sekilde gelip giderken ben de kafami toplamaya calisiyordum. Myrtam in yoklugu da boylesi bir durumda dez avantajdi tabii. Myrtam in yoklugundan soz etmistim degil mi? Lanet olasica herif ayda yilda bir canli hedeflere atis yapmama izin verirdi ve onda da istedigi hemen oldurecek kritik noktalara atis yapmamdi. Hayvanlarin aci cekmemesi icin gerekliymis. Poh ahmak oglu ahmak aci cektirmedikten sonra hayvani vurmanin ne anlami var ki? Onun izni ile vurdugum ceylani hatirliyorum , dedigi gibi yapmistim ve küüüüt hayvan yere yigilivermisti. Ne bir ses ne inleme. Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun! Bu hic eglenceli degil ki! O hayvanin derisini yuzdukten sonra bana eve goturmem icin koca bir but vermisti. Ben de eve gitmeden once uzun sureler hırsımdan ormanda agaclari tekmeledigim icin eve gec kalmis butu da yiyecegim dayagin (eve gec gelmek her zaman kotu sonlanirdi) diyeti olarak goturmustum. Annem eti pisirdiginde kemilerini oyle bir dislemistim ki 3 disimi birden kaybettim ama isirmaya devam ettim. Isirdim, isirdim... Taa ki etler paramparca olup bulamaca donusunceye kadar. Daha sonra hepsini vahsi bir istahla mideye indirdim ve ertesi sabah hemen Myrtam i aramaya gittim.
Yayimi aldim ve ormanda sessiz sessiz ilerlemeye basladim. Bir süre sonra onu gordum epey uzagimdaydi tam sevdigim gibi (cunku o ahmak herifin gerektiginde iyi kilic kullanabildigine sahit olmustum) Ama acik alan yoktu ve bir iki atista isini bitirmezsem fazla sansim olmayabilirdi. Sessizce sokuldum, bir kütüge oturmus tuttugu baliklari temizliyordu. Yayim sirtimda ona iyice yaklastim cunku zaman zaman ses cikarmamak icin yuksekteki dallardan bir maymun gibi ilerliyordum. Iyice sokuldum, artik aramizda engel yoktu. Tam sessizce yayimi cikaracaktim ki dönüp bana bakti "Ceylanlar bu kadar yakinina gelmeni beklemezler" diyerek siritti. Ilk basta oyun oynadigimi sanmisti herhalde. Ahmak herif. Dona kalmistim ama yapmak istedigim seyi yapacaktim, bir seylere aci verme arzum dayanilmaz olmustu artik. Bir oncei gunku istegimi elimden calan bu adam tam aradigim seydi. Belki anlatigi gibi daha onceki savas egitimleri, belki gozlerimde gordugu birsey belki de sadece aptal hayvanlardaki gibi bir icgudu ile ne yapmak istedigimi anlayiverdi ve yerde olan yayina dogru hamle yapti!
Ama ben hizliydim, hep daha hizliydim ne kadar cabuk tepki verebildigimi o da biliyordu ama sitrimdaki yayi elime bu kadar kolay gecirebildimi elbette bilmiyordu. Bu gunun gelebilecegini biliyordum, ben asla dayanikli guclu degildim. Ilk hareketi yapan olmaliydim hep ve gizlice oku elime gecirebilme konusunda pratikler yapmisti. Kasabadaki handa bazen dans eden Reastilda gibi omuzlarimin kucuk bir silkinmesi ile ya sag elime gelirken, digeri ile bir ok cekmis ve yerlestirmistim bile. Ardindan ustuste oklar yollamaya basladim, oklarin hepsini uzandigi yayi le kollarina dogru yollladim. 1 tanesi sag omzuna dogru saplanirken digerlerinden birisi sadakini yere civilemisti. Aciyla kivranarak yon degistirdi ve kendini az once oturmakta oldugu kutugun arkasina dogru atti. Ben ise hemen yeni oklar cekerek nisan almaya calisiyordum. Hahahahaha kutugun arkasindan sinsice yayina uzanmaya calisan ellerini goruyordum, tum guzel seyler adina ne kadar da zevkliydi! Iyice nisan aldim ve okumu yolladim, muthisti. Bana kadar gelen bir sesle, sol eli bileginden kutuge civilenmisti. Sag omzundaki yaranin ne kadar kotu oldugunu bilmiyordum ama hareketlerini yavaslatacagini tahmin ediyordum, en azindan diger kolunu kurtarmasi imkansiz olacakti. Sinsice hareket etme sirasi yine bendeydi. Ona dogru ilerlemey basladim, tam o sirada yuzunde o an hayran kaldigim bir istirap ifadesiyle kutugun arkasiindan cikti ve oku suratina dogru yoneltince hemen arkaya atti. Bunu yapar yapmaz ilk ciglini koyuverdi. Acitmis olmaliydi, ne kadar da hos bir duyguydu bu boyle! Ardinda iki oku daha koluna dogru yolladim. Birisi isabetliydi ve kolunu hemen dirseginin az altindan ikinci bir yerden kutuge cakmisti. Dans etmemek icin kendimi zor tutarak ilerledim. Ve etrafindan dolanarak ahmak adamin her yerini gorebilecegim açiya geldim.
Artik yari yatar pozisyonda kutuge kolundan cakili bir haldeydi ve gozlerini yummustu. Elimdeydi iste. Daha once herhangi bir hayvani bile bu kadar caresiz bir pozisyonda birakmamistim, ahmak herifin ogrettigi hersey isime yaramisti. Bu yuzden onu opmek istedim ama bu biraz bekleyebilirdi sanirim hahahahahahaaaaa... Gozlerini acti ve bana bakti. Birseyler soylemek uzere agzini acar acmaz yayi gozlerini ortasina dogrulttum. "Ben konusacagim Myrtam efendi sende uslu cocuk olup dinleyeceksin" dedim. Sesim ne kadar da kendinden emin cikmisti oyle. Kendimle gurur duyuyordum, kendimi lanet olasica uvey babam gibi hissediyordum. "Demekki boyleymis" diye dusundum "insanlar ustunde guc sahibi olmak böylesi birseymis".
"Simdi elimdesin" dedim sevinçten neredeyse titremekte olan sesimle. "Seninle ben biraz eglenicez". Daha sonra en kocaman gülümsememi takinip devam ettim "Sen kacicaksin ben de seni vurmaya calisicam tamam mi?"
Ahmak Myrtam basina gelecekleri anlamis gibi görünüyordu. Ama önce kolunu kütüge çivileyen oklardan kurtulmasi gerekliydi ve yapabilecek gibi görünmüyordu. Tabii ki bunu da ben yapmak zorunda kaldim. Oklarin saplarini kirip, kolunu geriye dogru cikartirken hep yüzüne baktim ama niyetimi anlamis olsa gerek hic bagirmadi. Yine de bu kadar güzel bir günü bozacak degildim dogrusu. Bunun için ondan ayrica nitikam almaya kendi kendime söz verdim.
Kolunu zar zor kendine dogru çekerken ben 5 adim kadar uzaklastim ve ayaga kalkmasini soyledim. O ses çikarmamaya calisip güclükle yerden kalkarken artik heyecanim dayanilmaz boyutlardaydi. Oklari gövdesine doldurmamak icin kendimi zor tutuyordum ama kendi kendime sabirli olmami ogutledim. Ilk defa bu kadar sabirsizlaniyordum hayatimda. Ayaga kaltiktan sonra bir kac saniye sendeledi ve diger eliyle yaralarinin üstüne yakin bir yerden sikica bastirmaya basladi. Ona bir kaç saniye daha verdim ve daha once gormedigi bir hizla yayimi dogrultup sol baldirina iki ok gonderdim. Ne kadar zevkliydi böyle. Zevkten resmen titriyordum. Oku omzuma geri asip biraz daha geriye açildim. Ahmak Myrtam o sirada dizini üzerine çöküp kalmisti. Bana saldiramayacagindan emin oldugum bir uzakliktaydim. Karnimin icinde garip bir duygu vardi. Sanki orada bir gidiklanma hissi olusmustu. Hos bir duyguydu bu benim icin ama hosuma gitmisti. Bunun o sirada artacagindan da emindim dogrusu.
Daha sonra titreyen sesimle O`na seslendim "Simdi kacmaya basla ama ne kadar cok bagirir inlersen seni o kadar cabuk öldürürüm tamam mi dostum?"
Aptalca bir ifadeyle yüzüme bakti. Kastettigimin ne oldugunu anladigindan emin olmasam da bir siritisla karsilik verdim. "Zamanin basladi kos ahmak Myrtam kos!" diyerek yavasça yayimi çekmeye basladim. Topallayan bacagi ile arkasini donup ilerlemeye basladi. Daha 10 adim bile uzaklasmamisti ki uzerine dogru oklari atmaya basladim. Dayanamiyordum artik daha fazla aci cekmesini bagirmasini istiyordum. Ama yinede attigim oklarda onu vurmamayi becerebildim. Bir 10 daha gitmisti ki dayanamayip tek bir ok gönderdim. Bu sefer diger bacaginin yukarisindaki kaba etine. Sendeledi ama düsmedi, ses te cikarmadi. Lanet olsun ondan nasil da nefret ediyordum nicin bagirmiyordu, nicin cigliklar atmiyordu sanki! Bir anda gözümü kan bürüdü ve inanilmaz bir hizda oklari attim ve bu sefer bekledigim gibi bir ciglik atti ve bacaklarina üsüsmüs bir sürü okla yüz üstü yere kapaklandi.
Hemen yanina kostum. Eglencem bitmis gibi gorunuyordu ama hala birseyler cikarabilirdim. Ona gittim ve deliler gibi bagirmaya basladim "Yüzünü bana dön seni pickurusu herif, ölmeden önce hemen bana dön" diye bagirarak onu tekmeledim. Bana döndügü zaman gördügüm sey cok güzeldi. Yere düstügünde parcalanan burnundan akan kanlar, gözlerinden akan yaslarla karismisti. Ilk kafasini kopardigim kuslar gelmisti aklima aniden. Onlarda guzeldi ama bu kadar degillerdi. Bir eksiklik vardi onlarda sanki, insanlarda olmayan. Belki de yasami cok daha basit yasadiklarindan ölümleri de basit oluyordu kimbilir. Ama Myrtam in ölüme yaklastigi bu anlar coskulu ve cok renkliydi. Hayranlikla suradina baktim, artik heyecanim azalmis yerini vecd duygusuna birakmisti. Bu duyguyu tam yasamak ve mümkün oldugunca uzatmak istiyordum. Bu yüzden yayimi yavasça kaldirdim ve okumu saliverdim. Bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha... Simdi kollari ve bacaklari oklarla doluydu bazilarindan kan siziyordu bazilarindan sizmiyordu. Bu sekilde bir kac saat daha yasayabililecegi belliydi ama o kadar da sabredebilecegimden emin degildim. Bir süre eserimi inceledikten sonra ürkerek te olsa ona yaklastim. Kenidini kaybetmis gibi görünüyordu. Matarasini bulup yüzüne biraz su dökünce kendine geldi.
Hizli düsünmeliydim, insan vücudu ile ilgili cok fazla sey bildigim soylenemezdi ben de dogaclama yapmaya karar verdim. Hemen botlarini cikardim ve hançerimle ayak tabanlarini yoklamaya basladim. Evet, bu olabilirdi. Tekrar yüzüne bakipta istirabini görünce kendinde oldugundan emin oldum ve hancerimle yavas yavas ayak tabanlarini kesmeye basladim. Ondan sonrasini ise bu gün pek hatirlayamiyorum bile. Essizdi ve önümde yeni kapilar acilmisti. Tek yapacagim elimi uzatip iceri girmekti. Iceri girmek..........
(devami gelecek)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests