Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)
Kapıdan giren kişi görmüş geçirmiş birisiydi. Essonya bu yarğıya adamın endişe, keder ve bunun yanında özlem çekiyormuş gibi bakan masmavi gözlerinden anlamıştı. Siyah saçlarının arasında bol bol beyaz göze çarpıyordu. Gözlerinin altında mor halkalar belirmişti. Sakalsız, temiz yüzünde yorgunluğun çizgileri belirmişti. İri yapılı ve sağlam bir vücudu vardı. Basit bir rahip cüppesi giyiyordu. Cüppesine sıkı sıkı sarılmıştı Adam kapıdan içeri girer girmez amcası George doğru yürümüş ve sarılmıştı. Uzun süredir birbirlerini görmemiş iki dostun karşılaşması hiç bu kadar dramatik gelmemişti Essonyaya. Gelen kişi bekledikleri kişiden başkası değildi ama Essonyanın varlığını fark etmemişti bile. Bir an sonra amcası onu Lord Hederickle tanıştırdı.
***********************************
Duydukları gerçekten doğru olabilirmiydi. Tanrı Oren artık yoktu! Gerçekte tanrılara körü körüne bağlı olmamıştı ama amcası Orenin varlığını Kabul edenlerden sayılırdı. Hatta bir kez anne babası için Orene dua ettiğini görmüştü. Essonya pek aldırış etmemişti ama Lord Hederick'in anlattıkları hiç iç açıcı sayılmazdı. Üstelik amcasından yardım istediğine göre işler sandığından da karmaşık ve tehlikeli olabilirdi. Lordu korumak sorun olmayabilirdi ama öbür kişiyi ne amcası nede Essonya tanıyordu, merak içerisinde iki adamın konuşmaları dinlemeye devam etti. Bir sure sonra Hederick kapıya doğru yöneldi.
- şimdi izninizle size korunması gereken diğer kişiyi getireceğim.
Hederick odadan çıkıp kapıyı arkasından kapattı. George oldukça düşünceli görünüyordu. Bir dakika kadar dalgınca durduktan sonra Essonya'ya döndü.
- Tüm bu olanlara sen ne diyorsun kızım?
- Buraya gelirken böyle bir görev alacağımızı bilseydim kendimi daha iyi hissedebilirdim amca. Essonya bir an durdu ve konuşmaya devam etti.
- Açıkcası iş iki kişiyi korumak kadar basit bir görev değil, hele Lord Hederick'in anlattıklarını duyduktan sonra epey dikkatli olmamız gerekecek. Birde korunması gereken şu ikinci kişi umarım bizi uğraştıracak birisi değildir.
- Essonya bir süre amcasının yüzüne baktı George'un canını sıkan bir şeyler var gibiydi ama bunu şimdi konuşmak istemediği belliydi yoksa şimdiye kadar çoktan düşüncelerini dile getirirdi... Bir süre sonra kapı tekrardan çalındı ve Lord Hederick önden içeri girdi...
***********************************
Duydukları gerçekten doğru olabilirmiydi. Tanrı Oren artık yoktu! Gerçekte tanrılara körü körüne bağlı olmamıştı ama amcası Orenin varlığını Kabul edenlerden sayılırdı. Hatta bir kez anne babası için Orene dua ettiğini görmüştü. Essonya pek aldırış etmemişti ama Lord Hederick'in anlattıkları hiç iç açıcı sayılmazdı. Üstelik amcasından yardım istediğine göre işler sandığından da karmaşık ve tehlikeli olabilirdi. Lordu korumak sorun olmayabilirdi ama öbür kişiyi ne amcası nede Essonya tanıyordu, merak içerisinde iki adamın konuşmaları dinlemeye devam etti. Bir sure sonra Hederick kapıya doğru yöneldi.
- şimdi izninizle size korunması gereken diğer kişiyi getireceğim.
Hederick odadan çıkıp kapıyı arkasından kapattı. George oldukça düşünceli görünüyordu. Bir dakika kadar dalgınca durduktan sonra Essonya'ya döndü.
- Tüm bu olanlara sen ne diyorsun kızım?
- Buraya gelirken böyle bir görev alacağımızı bilseydim kendimi daha iyi hissedebilirdim amca. Essonya bir an durdu ve konuşmaya devam etti.
- Açıkcası iş iki kişiyi korumak kadar basit bir görev değil, hele Lord Hederick'in anlattıklarını duyduktan sonra epey dikkatli olmamız gerekecek. Birde korunması gereken şu ikinci kişi umarım bizi uğraştıracak birisi değildir.
- Essonya bir süre amcasının yüzüne baktı George'un canını sıkan bir şeyler var gibiydi ama bunu şimdi konuşmak istemediği belliydi yoksa şimdiye kadar çoktan düşüncelerini dile getirirdi... Bir süre sonra kapı tekrardan çalındı ve Lord Hederick önden içeri girdi...
Evlerin önünde bulunan çöp torbalarından bir kaçını iğrenerek eline aldı.Acaba bu elften iki kelime koparmak için elini kirletmeye değermiydi.Ã?öp torbalarını elifn önüne koydu.Bir yandan da cübbesinin içinde bulunan bir cepten bez çıkararak elini sildi vede bezi çöp torbalarının üstüne attı.Sağ elini avuç içi çöpün üstünde durcak şekilde hizaladı.Kısa emir sözcüklerini fısıldadıktan sonra avuç içinden ufak alev demeti çöpün üstünü sardı...
No one hears him cry so he turns to evil...
Lord Necros wrote:Adam Elrach’ın hamlesinden habersizce, gözlerinde zevk dolu bir parıltıyla elfin boğazına doğru eğiliyordu. Sonra tek duyduğu şey tok bir gürültü oldu ve gerisi karanlıktı.
Adam yere yapışırken diğer üçü geriye birer adım attılar. Gözlerinden şaşkınlık okunuyordu. Sonra şaşkınlık, öfkeye dönüştü. İri yarı olanı bir el baltası kaparken, ince ve küçük olanı bir çift kukri çıkarttı. Sonuncusu ise kısa bir kılıçla Elrach’ın karşısına dikildi.
Ne yaparsa yapsın çevresi sarılacaktı. Elrach’ın bundan şüphesi yoktu. Sağına iri olanı geçerken, küçük olanı arkasına süzüldü. Diğeri ise solundaydı. İlk hamle iri olandan geldi ve baltasını Elrach’ın yüzüne karşı savurdu ama Elrach bunu kılıcıyla engelledi. Aynı anda soldaki de kısa kılıcını saplamaya yeltendi ama tam zamanında bir adım geriye atan Elrach, kılıcın önünden geçmesine sebep oldu. Hemen ardından baldırlarında iki keskin acı hissetti barbar. Arkadaki ince olanı kukrilerini baldırlarına saplamıştı. Muhtemelen damarlardan birini kesmişti veya sinirlerden birini zedelemişti zira önce bacakları titreyen Elrach, bir saniye sonra dizlerinin üzerine düştü. (Elrach--> 11 damage)
Elrach, darbesinin başarılı olmasıyla birlikte diğer adamları karşılamak için döndü. İlk ik darbeyi kıl payıyla karşılamasına rağmen arkasındaki kısa adamın bacaklarına yaptığı darbeyi önleyememişti. Lanet olası herif bacaklarını yaralamıştı. Yakıcı bir acıyla dizüstü düştü ama o acıyla başetmesini de öğrenmişti yerden kalkarak hemen dönecek o kısa olanı halledecek sonra diğerlerine dönecekti. Yerden kalkar kalkmaz kılıcını sola doğru hamle yapar gibi göstererek alttan yukarı doğru bir hamle yapacak, bu adamı yıktıktan sonra diğerlerini halledecekti. Bir yandan da Estebin'in bu eğlenceyi kaçıracak olmasına içerliyordu.
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Erober adamın bağırışını duyunca kedi gibi firladı yerinden. Düşünmeye fırsatı yoktu, ama düşünmeliydi. Mantığıyla reflekslerinin arasında bir an tereddüt yaşayan genç ikisini birden yaptı: Elindeki sıradan fırlatma bıçağını bıraktı ve şövalyeye doğru şaşırtmacalı adımlarla ilerledi.
"Peşimde bir sürü Oren şövalyesi var ve az önce buradaki bağırdı. Kısa süre sonra başkaları da gelecek. Ã?yleyse bir an önce izimi kaybettirmeliyim. Bununla fazla uğraşırsam diğerleri beni yakalar. Onu sakatlayıp arkamda bırakmalıyım, sonra da acele olarak kaçmalıyım."
Erober elleriyle dengesini sağlayarak, dizlerini hafifçe kırarak, omurgasını kamburlaştırarak ve parmaklarının ucunda hafifçe yaylanarak adama doğru ilerledi. Adamın yanına varınca belinin arkasındaki özel dövüş hançerini şövalye hiç beklemezken çekerek sol hamstring tendonunu kesecekti. Erober iyi biliyordu ki ön-dizde bulunan bir çapraz bağ olan bu tendonu keserse, kaba deyişle adamın dizlerinin bağı çözülecekti. Bacağının kontrolü düşeceği için Erober'i kovalaması imkânsız hâle gelecekti. Ve ne olursa olsun -en ufak bir terslikte bile- bu a.... k...... sokağından kaçacaktı. Eğer adam solunu korumaya almışsa, hamlesini sağa göre değiştirecekti.
"Peşimde bir sürü Oren şövalyesi var ve az önce buradaki bağırdı. Kısa süre sonra başkaları da gelecek. Ã?yleyse bir an önce izimi kaybettirmeliyim. Bununla fazla uğraşırsam diğerleri beni yakalar. Onu sakatlayıp arkamda bırakmalıyım, sonra da acele olarak kaçmalıyım."
Erober elleriyle dengesini sağlayarak, dizlerini hafifçe kırarak, omurgasını kamburlaştırarak ve parmaklarının ucunda hafifçe yaylanarak adama doğru ilerledi. Adamın yanına varınca belinin arkasındaki özel dövüş hançerini şövalye hiç beklemezken çekerek sol hamstring tendonunu kesecekti. Erober iyi biliyordu ki ön-dizde bulunan bir çapraz bağ olan bu tendonu keserse, kaba deyişle adamın dizlerinin bağı çözülecekti. Bacağının kontrolü düşeceği için Erober'i kovalaması imkânsız hâle gelecekti. Ve ne olursa olsun -en ufak bir terslikte bile- bu a.... k...... sokağından kaçacaktı. Eğer adam solunu korumaya almışsa, hamlesini sağa göre değiştirecekti.
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
“Neden tekrar giyiniyorsun ‘elan’ ?” dedi adam. Irkına yaptığı vurgu, Juiblex’in dikkatinden kaçmamıştı. “Adamı bu gece öldüreceğini nereden çıkardın? O, yarın gece öldürülecek.”
Bir şıngırtı ile birlikte Jubilex yatakta yanına bir şeyin düştüğünü hissetti.
“İşte geldiğinde sana vermeyi vaadettiğimiz bin altın. İster hazırlanmak için harca, ister keyfine sakla. Yine de dikkatli ol. Bu diğer, basit suikastlerine benzemez. Bu ciddi bir iş.”
Bir şıngırtı ile birlikte Jubilex yatakta yanına bir şeyin düştüğünü hissetti.
“İşte geldiğinde sana vermeyi vaadettiğimiz bin altın. İster hazırlanmak için harca, ister keyfine sakla. Yine de dikkatli ol. Bu diğer, basit suikastlerine benzemez. Bu ciddi bir iş.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Evet, bir grup zırhlı adamı atlatabilirdi. Peki ya bir grup zırhlı ve atlı adamı?
Celdar ilk sokağa dalıp karanlıkta kaybolurken keyifliydi, çünkü adamlar ona yetişemezlerdi. Ama sonra at nallarını duydu ve o kadar da emin olamadı.
Sokağın sonuna gelirken sokağın başından at nalları yankılandı. Atlar ona hızla yetişiyorlardı.
Celdar ilk sokağa dalıp karanlıkta kaybolurken keyifliydi, çünkü adamlar ona yetişemezlerdi. Ama sonra at nallarını duydu ve o kadar da emin olamadı.
Sokağın sonuna gelirken sokağın başından at nalları yankılandı. Atlar ona hızla yetişiyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Kılıç havayı yararak indi ve etle buluştu. Eti keserken çıkan iğrenç ses sokakta yankılandı ve karanlıkta görülmeyen, fışkıran kan Mathan’ın yüzünü kırmızıya boyadı. şövalyenin zafer dolu, kısa bir çığlığı duyuldu. Sonra şövalye kılıcını geri çekti ve bir daha savurdu. Sonra arkadaki şövalyelerden birisinin de kılıcının ıslığı duyuldu. Her darbe ete gömülürken kan fışkırtıyor, ve iğrenç sesler çıkartıyordu. Mathan’ın üstü başı kana bulanmıştı bile.
Sonra havada dönerek uçan bıçakların ıslakları duyuldu. şövalyelerin zırhlarına çarpıp sektiler. Ardında da uzaklaşan pek çok ayak sesi.
Birkaç saniye sessizlik hüküm sürdü. Bu sırada Mathan, sımsıkı kapadığı gözlerini araladı ve hiçbir şey göremedi. Ama acı da hissetmiyordu. Ölmüş müydü?
“Bayım, iyi misiniz?” diye şövalyenin sesi duyuldu. “Lanet itler! Tüm ara sokakları sardılar. Her geçeni öldürüp paralarını alabileceklerini sanıyorlar.”
Sonra havada dönerek uçan bıçakların ıslakları duyuldu. şövalyelerin zırhlarına çarpıp sektiler. Ardında da uzaklaşan pek çok ayak sesi.
Birkaç saniye sessizlik hüküm sürdü. Bu sırada Mathan, sımsıkı kapadığı gözlerini araladı ve hiçbir şey göremedi. Ama acı da hissetmiyordu. Ölmüş müydü?
“Bayım, iyi misiniz?” diye şövalyenin sesi duyuldu. “Lanet itler! Tüm ara sokakları sardılar. Her geçeni öldürüp paralarını alabileceklerini sanıyorlar.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Earl başını salladı ve diğerlerinin yanına gitti. Birkaç kişinin sorgulaması halen devam etmekteydi. Onlar da kısa süre içinde biterdi muhtemelen.
Ensiferum çevresinde olan bitene göz gezdirdi. Bir grup yaşlı kimse bir köşede toplanmış, ateşli bir tartışma yaşıyorlardı. Bir başka tarafta evli bir çift bağırarak tartışırken minik kızları ağlıyor, gürültüleri herkesçe duyuluyordu. Görünen o ki kadın, adamın ona getirmesini iyice tembihlediği bazı şeyleri getirmemişti ve kocası da onu azarlıyordu. Bir başka tarafta ise kısa boylu, incecik, saçları kısa kesilmiş bir kız, haşin gözlerle insanları izliyordu. Kahverengi saçlı ve yeşil gözlü, bir insana göre çok güzel olan genç bir kız, bir köşede oturmuş dalgın gözlerle kendi kendine konuşuyordu. Sarışın, dalgalı saçlı ve mavi gözlü, oldukça yakışıklı olan ve parlak, pahalı cüppelere bürünmüş bir adam ise ilgiyle topluluktaki kadınları süzüyordu. Cüppesiyle rahibe benzeyen bir adam, boynundaki madalyonu kavrayarak bir grup insana vaaz veriyordu. Orta yaşlı, top sakallı, kısa boylu bir adam ise Ensiferum’a doğru yaklaşıyordu. Ensiferum bu adamın, kendisini iyileştiren otacı olduğunu hatırladı.
“Görüyorum ki hastamız ayağa kalkmış. Nasıl oldun evlat? Yaran iyileşti mi?”
Ensiferum çevresinde olan bitene göz gezdirdi. Bir grup yaşlı kimse bir köşede toplanmış, ateşli bir tartışma yaşıyorlardı. Bir başka tarafta evli bir çift bağırarak tartışırken minik kızları ağlıyor, gürültüleri herkesçe duyuluyordu. Görünen o ki kadın, adamın ona getirmesini iyice tembihlediği bazı şeyleri getirmemişti ve kocası da onu azarlıyordu. Bir başka tarafta ise kısa boylu, incecik, saçları kısa kesilmiş bir kız, haşin gözlerle insanları izliyordu. Kahverengi saçlı ve yeşil gözlü, bir insana göre çok güzel olan genç bir kız, bir köşede oturmuş dalgın gözlerle kendi kendine konuşuyordu. Sarışın, dalgalı saçlı ve mavi gözlü, oldukça yakışıklı olan ve parlak, pahalı cüppelere bürünmüş bir adam ise ilgiyle topluluktaki kadınları süzüyordu. Cüppesiyle rahibe benzeyen bir adam, boynundaki madalyonu kavrayarak bir grup insana vaaz veriyordu. Orta yaşlı, top sakallı, kısa boylu bir adam ise Ensiferum’a doğru yaklaşıyordu. Ensiferum bu adamın, kendisini iyileştiren otacı olduğunu hatırladı.
“Görüyorum ki hastamız ayağa kalkmış. Nasıl oldun evlat? Yaran iyileşti mi?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Hederick ikisine gülümseyerek başını salladı ve selam verdi. Sonra kapıdan dışarı uzanarak eliyle birisine gelmesini işaret etti. Görünüşe göre o kişi gelmek istemiyordu ki Hederick’in yüzünde bir sıkıntı oluştu ve tekrar dışarı çıktı. Az sonra içeri, önüne kattığı pijamalı genç bir çocuğu itekleyerek tekrar girmişti.
Oldukça yakışıklı bir gençti. 16-17 yaşlarındaydı. Sarışın ve yeşil gözlüydü. Pijamasının üzerine aceleyle bir sabahlık geçirilmişti. Ayağında ise sadece sandaletler vardı.
Genç, tuhaf bir şekilde başı yere eğik duruyordu. Yanakları kızarmıştı ve ne George’a, ne de Essonya’ya bakamıyordu. Hederick ise gururlu gözüküyordu.
“George, Essonya, bu oğlum Theodorus. Theo, konuklarımıza merhaba de.”
Ama Theodorus’tan hiç yanıt gelmedi. Sadece daha da kızardı e başını iyice öne eğdi. Hederick arkasından sırıtıyordu. Sessizce, ama dudaklarıyla harfleri iyice belirginleştirerek tek bir kelime söyledi George ve Essonya’ya doğru: “Utangaç.”
“Bak Theo, Bu George. Ã?ocukluk arkadaşlarımdan birisi. En yakınlarından. Bu da Essonya, George’un kardeşi ve yine benim en yakınlarımdan birisi olan Thomas’ın kızı Essonya.”
Theodorus birkaç saniye daha durdu, sonra sandaletleri şapırdatarak odadan dışarı kaçtı. Hederick arkasından birkaç saniye bakakaldı.
“şey, çok utangaçtır da. Onu ilk gördüğümden beri böyle. Hele hele onu evlat edinirkenki halini görmeliydiniz. Her neyse, sanırım siz yol yorgunusunuzdur ve dinlenmek istersiniz. Sabah ne yapmayı planlıyorsunuz?”
Oldukça yakışıklı bir gençti. 16-17 yaşlarındaydı. Sarışın ve yeşil gözlüydü. Pijamasının üzerine aceleyle bir sabahlık geçirilmişti. Ayağında ise sadece sandaletler vardı.
Genç, tuhaf bir şekilde başı yere eğik duruyordu. Yanakları kızarmıştı ve ne George’a, ne de Essonya’ya bakamıyordu. Hederick ise gururlu gözüküyordu.
“George, Essonya, bu oğlum Theodorus. Theo, konuklarımıza merhaba de.”
Ama Theodorus’tan hiç yanıt gelmedi. Sadece daha da kızardı e başını iyice öne eğdi. Hederick arkasından sırıtıyordu. Sessizce, ama dudaklarıyla harfleri iyice belirginleştirerek tek bir kelime söyledi George ve Essonya’ya doğru: “Utangaç.”
“Bak Theo, Bu George. Ã?ocukluk arkadaşlarımdan birisi. En yakınlarından. Bu da Essonya, George’un kardeşi ve yine benim en yakınlarımdan birisi olan Thomas’ın kızı Essonya.”
Theodorus birkaç saniye daha durdu, sonra sandaletleri şapırdatarak odadan dışarı kaçtı. Hederick arkasından birkaç saniye bakakaldı.
“şey, çok utangaçtır da. Onu ilk gördüğümden beri böyle. Hele hele onu evlat edinirkenki halini görmeliydiniz. Her neyse, sanırım siz yol yorgunusunuzdur ve dinlenmek istersiniz. Sabah ne yapmayı planlıyorsunuz?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Alevler torbayı yakarak içindeki ıslak, yarı yenmiş yemekleri yakmaya çalışıp kırık tahta parçalarını kavururken, elften bir inilti çıktı. Dakikalar geçmiş, torba, içindekilerle birlikte bir kül yığınına dönüşmüştü. Ama elf hâlâ titriyordu. Görünüşe göre bu yetmemişti. Calis’in elfi ısıtmak için daha alternatif çözümlere başvurması gerekiyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Elrach’ın savurduğu kılıcı kısa olanın belinin sağından göğsüne doğru derin bir yarık açmıştı. Adam, kan kusarak geriledi. Ölmemişti, ama durumu gerçekten çok ağırdı. Gerideki bir masaya çarpıp dizlerinin üzerine düştü. Bu sırada kukrilerini de yere düşürmüştü.
Savaşın heyecanı bir anda Elrach’ı sarmıştı ve baldırlarındaki yaraları hissetmiyordu bile. Bu sırada gerisinden saldıran iri olanı, el baltasını Elrach’ın sol omzuna gömdü. (Elrach--> 10 damage) Elrach bir an acıyla sendelerken, diğeri de Elrach’ın tam kalbini hedefleyerek kılıcını sapladı ama kılıç zincir zırhı geçemedi.
Savaşın heyecanı bir anda Elrach’ı sarmıştı ve baldırlarındaki yaraları hissetmiyordu bile. Bu sırada gerisinden saldıran iri olanı, el baltasını Elrach’ın sol omzuna gömdü. (Elrach--> 10 damage) Elrach bir an acıyla sendelerken, diğeri de Elrach’ın tam kalbini hedefleyerek kılıcını sapladı ama kılıç zincir zırhı geçemedi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Savunmada bekleyen şövalye bunu bekliyor gibiydi, ama kesinlikle bu kadar hızlı olmasını değil. Aniden dizine doğru ilerleyen bıçağı, kılıcıyla son anda engellemeyi başaran şövalye beş adım kadar geri çekildi ve tekrar savunma pozisyonunda kaldı. Gözleri, Erober’in gözlerine kenetlenmişti. Sanki bir dahaki hamlesini Erober’in gözlerinden okumaya çalışıyor gibiydi.
“Son kez söylüyorum.” dedi “Eğer teslim olursan adil bir şekilde yargılanırsın. Eğer olmazsan adaleti burada yerine getiririm.”
Ve bu dediğini de yapardı. Erober bunu onun gözlerinden okuyabiliyordu.
“Son kez söylüyorum.” dedi “Eğer teslim olursan adil bir şekilde yargılanırsın. Eğer olmazsan adaleti burada yerine getiririm.”
Ve bu dediğini de yapardı. Erober bunu onun gözlerinden okuyabiliyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Erober gözlerini aptal şövalyenin gözlerinden çekti. Adalet onun küçük beyninin sandığı gibi bir şey değildi. Kurallar mutlak sonuca... Hayır, bunu düşünmenini sırası değildi. Hançerini belindeki kına koydu tekrar. Onu kullanmayacaktı.
Yarı eğilmiş bir pozisyonda sağ kolunu denge için yana uzatmış şekilde şövalyenin yanna kadar gidecekti hızlı ve şaşırtmacalı adımlarla. Yanına varmadan hemen önce şövalyenin sağına, sol omzunun üzerine atlayarak bir takla atacak ve arkasından sağ diz çukuruna dirseğiyle vurup düşürecekti. Sağ elini yumruk yapıp sol eliyle tutarak dirseğiyle vurduğu darbeyi kuvvetlendirecekti.
Başarılı olmazsa bir kez daha deneyecekti, olursa da sokağın başında birer kez sağına ve soluna bakıp birini seçerek kaçacaktı.
Yarı eğilmiş bir pozisyonda sağ kolunu denge için yana uzatmış şekilde şövalyenin yanna kadar gidecekti hızlı ve şaşırtmacalı adımlarla. Yanına varmadan hemen önce şövalyenin sağına, sol omzunun üzerine atlayarak bir takla atacak ve arkasından sağ diz çukuruna dirseğiyle vurup düşürecekti. Sağ elini yumruk yapıp sol eliyle tutarak dirseğiyle vurduğu darbeyi kuvvetlendirecekti.
Başarılı olmazsa bir kez daha deneyecekti, olursa da sokağın başında birer kez sağına ve soluna bakıp birini seçerek kaçacaktı.
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Evet,teşekkür ederim,bayım yaptığınız herşey için.Yaram da küçük sızlamaların dışında iyi sayılır.Lord Necros wrote:
“Görüyorum ki hastamız ayağa kalkmış. Nasıl oldun evlat? Yaran iyileşti mi?”
Adamı cevapladıktan sonra sustu.şimdi ne yapacaktı ki.Evet macera hevesiyle evinden uzaklaşmıştı,ama dışardaki hayatın hite içerden görüldüğü şekilde olmadığını yavaş yavaş anlamaya başlıyordu.Ama işin zevki de burdaydı zaten.Ã?nce gidip raibin verdiği vaazı dinledi.Sonra tekrar kendini iyileştiren otacıya döndü.
şimdi ne yapacaksınız?Yolculuk burda bitti mi?
Daha kendisinin ne yapacağına karar verememişti.Acaba burda mı kalmalıydı,Sorgipol de;yoksa kuzeye doğru devam mı etmeliydi.
Bir süre düşündükten sonra dudaklarını ısırdı ve şehirde bir süre kalmaya karar kıldı Ensiferum.
-
demarch
- Kullanıcı

- Posts: 63
- Joined: Fri Oct 07, 2005 10:00 am
- Location: kimsenin bulamayacağı cennetimden
- Contact:
"Lanet olsun!" Atlılar aradaki mesafeyi hızla kapatırdı düz sokaklarda.şu an tek avantajı bir sokak boyu mesafeydi.. Bir an arkasına göz atarak kaç atlı olduğuna baktı bir de takip eden zırhlı adam var mı diye. Hızla köşeyi döndü ve sağda solda üstüne çıkıp atlıların hizasına gelebileceği bir yükselti aradı.Gerekirse atlılara oradan kılıçlarını savurabileceği bir yükselti. Eğer atlılar az kişiyse ve onlar farketmeden kılıçlarını onlara savurabileceği bir yer varsa oraya çıkıp kılıçlarını çekecekti Celdar. Ancak atlılar kalabalıksa koşmaya devam edecek ve olabildiğince sık yön değiştirecekti...Lord Necros wrote:Evet, bir grup zırhlı adamı atlatabilirdi. Peki ya bir grup zırhlı ve atlı adamı?
Celdar ilk sokağa dalıp karanlıkta kaybolurken keyifliydi, çünkü adamlar ona yetişemezlerdi. Ama sonra at nallarını duydu ve o kadar da emin olamadı.
Sokağın sonuna gelirken sokağın başından at nalları yankılandı. Atlar ona hızla yetişiyorlardı.
quidquid latine dictum sit, altum videtur
(anything said in latin sounds profound.)
(anything said in latin sounds profound.)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests