Page 10 of 29
Posted: Tue Jun 20, 2006 1:52 am
by Squan
Lord Necros wrote:Ã?ocuk aldırmaz bir şekilde Estabin’e karşılık verdi. Bir dakika kadar öylece süzdü onu. Sonra da gülerek cevapladı. “Burası Sorpigol. Bana, seni oraya götürdükten sonra parayı vereceğini nereden bileyim? Sana neden güveneyim ki?”
Estabin sinirlerinin gerildiğini hissetmeye başladı. Ã?ocuk çalmış olmalıydı. Ama bundan emin değildi.
"Sana söz veriyorum verecem paranı"
Sesini elinden geldiğince sakin çıkarmaya çalıştı. Ama bunda pek başarılı olamamıştı. Sesi bir kurbağa yutmuş gibi çıkmıştı.
"Eğer götürmeyeceksen bana tarif eder misin?"
Posted: Thu Jun 22, 2006 12:00 am
by celebnor
“Bayım, iyi misiniz?......
Gözlerini yavaşça araladı Mahtan...ölmemişti...şovalyeler ona saldırmamıştı ...aklında tuttuğu büyüler de onu terk etmişti...Saldırganların şovalyeler olmaması onu memnun etti...iyi dövüşüyolardı doğrusu....
"Beyler" dedi "şimdi size gerçekten iii bir şarap borçluyum....nerede kalmıştık hana gidiyorduk sanırım"
Mahtan korkusunu gizlemeye çalışıyordu ama bu gerçekten güçtü...suratındaki insan kanını temizleyerek şovalyelerin yanında doğruldu.
Posted: Fri Jun 23, 2006 9:36 am
by Rhonin
Gredix nasıl bir belanın peşinde olduğunu bilmeden bir kaç saniye boyunca düşündü..Bu adamı burada bırakıp gidebilirdi hiç bir şey ve hiç kimseyle uğraşmadan uzaklaşabilirdi ama bunu yapmayı pek planlamıyordu..şu an bu adama yardım edebilirdi..
Gredix kafasını kaldırarak adama baktı ''nasıl bir belayla uğraştığını veya ne yaptığını bilmiyorum ama eğer sesini çıkarmayıp burada beklersen sana yardım edebilirim..'' dedi ve adamı da tutarak gölgelerin içinden ayrılmadı..
Herhangi bir anlaşmazlık sonucu ortaya çıkabilecek sorunları kafasında epeyce tartmıştı ama bunu yapmalıydı..Aslında gerekmiyordu ama bu içinden geliyordu o suikastçilere bırakmayacaktı en azından bunun için uğraşacaktı..
Eğer adamlar sorun çıkarırsa onlar ile dövüşmek zorunda kalacaktı ama bu sorun değildi...Halledebileceği bir şey olduğunu umuyordu .. Ama ne olursa olsun şu an için saklanmayı tercih ederdi...
Posted: Mon Jun 26, 2006 11:47 pm
by Yılmax
Lord Necros wrote:Elrach’ın savurduğu kılıcı kısa olanın belinin sağından göğsüne doğru derin bir yarık açmıştı. Adam, kan kusarak geriledi. Ölmemişti, ama durumu gerçekten çok ağırdı. Gerideki bir masaya çarpıp dizlerinin üzerine düştü. Bu sırada kukrilerini de yere düşürmüştü.
Savaşın heyecanı bir anda Elrach’ı sarmıştı ve baldırlarındaki yaraları hissetmiyordu bile. Bu sırada gerisinden saldıran iri olanı, el baltasını Elrach’ın sol omzuna gömdü. (Elrach--> 10 damage) Elrach bir an acıyla sendelerken, diğeri de Elrach’ın tam kalbini hedefleyerek kılıcını sapladı ama kılıç zincir zırhı geçemedi.
Elrach yaptığı darbeyle birlikte düşmanının elindeki kukrileri düşürüşünü izledi şu anda adam çok savunmasızdı ve öldürmesi çok kolay olurdu, bunları düşünürken sol omuzunda yakıcı bir acıyla kendine geldi lanet olası adamlar arkasındaydılar nasıl unuturdu. Omuzunu adeta dağlayan acıyı hiçe sayarak hızla arkasını dönerek omuzuna balta savuran adamın başına doğru hızla savurdu kılıcını eğer başını tutturamazsa göğsüne doğru ikinci bir hamle yaparak son adama dönecekti...
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:04 am
by esen
Lord Hederick'in oğlu Theodorus pek arkadaş canlısı sayılmazdı ama onu korumak sorun yaratacak gibi gözükmedi Essonya ya. Kafasından geçen düşünceleri savuştururken Lordun "Her neyse, sanırım siz yol yorgunusunuzdur ve dinlenmek istersiniz. Sabah ne yapmayı planlıyorsunuz?" diyen sözlerini algılayabildi. Essonya amcasının yüzüne bakıyordu, George'un düşünceli bir hali vardı.
- Sabahın ne getireceğine bakalım eski dostum , uzun bir yolculuktu ama seninle yarın tekrardan konuşmak isterim... demişti amcası
Essonya'nın anlamadığı bir ruh hali içinde konuşmuştu amcası ve bu Essonyanın hiç hoşuna gitmedi. Sesini çıkarmadan sabırla bekledi, Lord Hederick olumlu bir baş hareketi yaptı ve her ikisinede iyi geceler diledikten sonra odadan çıkıp ikisini yalnız bıraktı. Essonya daha fazla dayanamıyordu , George'un ona bir kaç cevap vermesi gerekecekti ve bu cevapları bu akşam almaya kararlıydı. Ama George'un yüzündeki yorgun ve bezgin ifade bu isteğini bastırmıştı. Alacağı cevapları bir gün daha erteleyerek iyi geceler dileyerek yatağına gidip yattı. Uyuyacağını hiç sanmıyordu öyleki bir müddet sonra uykunun o sıcak gölgesi tüm bedenini sardığında hiç tereddüt etmeden ona teslim oldu...
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:50 am
by Lord Necros
Erober yarı eğilerek şövalyeye doğru ilerlemeye başlarken son kez onunla göz göze geldi. Kaşları çatılmış gözlerde, sabit bir kararlılık ve inandığı ilkelere sımsıkı bir bağlılık görülüyordu.
Tıpkı harekete geçme vaktinin geldiğinin anlaşılmışlığı gibi.
Erober, şövalyeye doğru yaklaşırken, şövalye beklenmedik bir şekilde öne iki adım atıp sol ayağını öne koydu ve gerideki sağ ayağı ile kendisini dengeledi. Elindeki kılıcı iki eliyle kavrayıp, Erober’in kafasını bedeninden ayırmak için sağdan sola bir yay çizerek savurdu.
Havayı yararak savrulan kılıç, Erober’in son anda kendisini sola atmasıyla birlikte hedeflenen bölgeye ulaşamadı, ama Erober’in sol göğsünden sağ karnına kadar ciddi bir kesik açtı. (Erober--> 11 damage)
Yaralara pek alışık olmayan vücudu bu kılıçla yarılırken, Erober acıyla dişlerini sıktı ve kor ateş gibi yanan yara sebebiyle hafifçe inledi. Kendisini sola atmıştı, ama bu yaranın acısının verdiği dikkatsizlik sebebiyle dengesini sağlayamayıp yere düştü.
şövalye şimdi başında dikiliyordu.
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:54 am
by Lord Necros
“Ã?ektiğiniz bu ızdırap yüzünden kendinizi koyuvermeyin. Size daha önce anlattıklarımı hatırlayın. Ilmater’in öğretileri der ki, acı sayesinde gerçekleri görürüz. Bu çektiğiniz acılar sayesinde dünyayı daha iyi anlayacaksınız. Kötülükleri daha doğru göreceksiniz. Bunlar size Ilmater’in bir lütfudur!”
Ensiferum, yanındaki otacının
“Gerizekalılar. Bunların sahte tanrıları yüzünden gerçek tanrıların gazabını üzerimize çektik.” diye mırıldandığını duydu. Bunun ardından Ensiferum, rahibi dinlemeyi bırakıp otacıya döndü.
Ensiferum wrote:şimdi ne yapacaksınız? Yolculuk burada bitti mi?
Otacı gözlerini kapayıp, derin bir iç çekerken, yüzüne bir yorgunluk ifadesi hakim oldu. Huzuru bozulmuş, yaşlı bir adamı anımsatıyordu.
“Güneydeki felaketlerden ancak kaçabildik evlat. şimdilik ortalığın sakin olduğu Sorpigol’de kalacağız. Eğer burada da tuhaf şeyler gerçekleşirse... O zaman ne yapacağız bilemiyorum. Umarım burası da diğer yerler gibi yaşanmaz hale gelmez.” Bir an duraksadı ve Ensiferum’u baştan aşağı süzdü.
“Yolculuk yapabilecek kadar iyileşmişsin. Sen ne yapacaksın peki?”
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:55 am
by Lord Necros
Celdar sokağın sonuna varmayı başarmıştı, ama daha yorulmamıştı. Onun gibi bir savaşçı kolay kolay yorulmazdı. Arkasına hızlı bir bakış attığında iki atlının sokağın ortasında olduğunu gördü. Gülümseyerek birkaç adım daha atarak sokaktan çıktığı anda sadece birkaç metre aşağısında iki atlının daha koşarak yaklaştığını gördü. Dört atlının da mızrakları Celdar’a çevriliydi. Herhangi bir ihtar bile yapmıyorlardı. Sadece Celdar’a doğru at sürüyorlardı.
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:56 am
by Lord Necros
Oğlan bir eliyle kızıl saçlarını karıştırdı ve üstündeki yıpranmış giysileri çekiştirdi. Yaşına yakışmayacak bir şekilde boğazını guruldattı ve yere tükürdü. Sonra ağzında bir şeyler-muhtemelen dişlerinin arasında kalan bir parça yemek-çiğneyerek sıkkın bir şekilde Estabin’e baktı.
“Tamam, tamam.. Ama eğer oraya gittiğimizde parayı vermezsen, bu şehirde sonun hiç iyi olmaz ona göre.”
Oğlan arkasını döndü ve gecenin karanlığında hızlı hızlı yürümeye başladı. Estabin de onu takip ediyordu. Gecenin bu saati olmasına rağmen cadde işlek sayılırdı. Tenhaydı elbette, ama bu saate göre işlekti.
Caddeden sadece yüz metre kadar aşağı indiler ve oğlan durup ilerideki tabelayı işaret etti: Parlak Mücevher Hanı.
Oğlan sırıtarak Estabin’e döndü ve avucunu açtı. “Evet, sökül paraları.”
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:57 am
by Lord Necros
Adam yerdeki cesedi tekmeledi. “Her zaman böyle değildi. Loncayı yıktığımız zaman şehirde muhteşem bir sakinlik yaşanmıştı; ama son bir haftadır tekrar azdılar. Anlayamadım bu işi.”
Hepsi beraber ara sokaktan çıkıp diğer caddeye vardılar. Tam karşılarında bir han duruyordu. Gayet nezih bir yere benziyordu. Üç katlıydı. Alt katı taştan, üstteki iki katı ahşaptı. Kapısının üzerindeki tabela, hafif bir gece meltemiyle yavaşça sallanıyordu. Mathan, tabelada yazabilenleri rahatlıkla görebiliyordu: Parlak Mücevher Hanı. Az ileride kızıl saçlı bir çocukla iri yarı bir adam, tartışıyora benziyorlardı. Bunun dışında caddede az sayıda insan, rahat adımlarla yürüyorlardı.
“Böyle bir ortamda kendinizi koruyabilecek misiniz bayım?” diye sordu adam.
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:58 am
by Lord Necros
Kesik kesik soluyan adam, korku dolu gözlerle Gredix’e bakarak hızlı hızlı başını salladı ve geriye çekilip duvara iyice yaslandı. Sırf aldığı nefeslerin gürültüsünden bile duyulabilirlerdi; ama adamın uzun koşusu ve korkusu söz konusu olduğunda bu durum yadırganamazdı. Yine de askeri bir eğitimden geçen ve bunun verdiği profesyonelliğe sahip olan Gredix için bu çekilmez bir şeydi. Belki de eliyle adamın ağzını hızlıca kapatmasının sebebi buydu.
Uzaktan zırh sesleri geliyordu. Tecrübelerinden, bunun tek kişi olduğunu çıkardı. Koşar adım yaklaşıyordu ama daha en az on metre vardı.
Gredix, adamı duvara yapıştırmış, eliyle ağzını kapamış bir vaziyette sokağın içinde bekliyordu. Az sonra sokağın girişinde birisi belirdi. Hızla sokağın içine baktı ve sonra yoluna devam etmek için bir adım daha atıyordu ki durdu, tekrar sokağa baktı. Sonra kılıcını çekti.
“Lord Oren adına o dolandırıcıyı teslim et!” diye haykırıverdi.
Bu bir tapınak şövalyesiydi ve görünüşe göre Gredix’in koruduğu adamı istiyordu. şövalyeyle göz göze gelen Gredix, adamın oldukça ciddi olduğunu fark etti.
Posted: Tue Jun 27, 2006 12:59 am
by Lord Necros
Elrach’ın havayı yararak ilerleyen kılıcı, iç gıdıklayıcı bir sesle adamın kellesini gövdesinden ayırdı. Kesilen kelle havada takla atarak yandaki duvara çarpıp ve sert bir tokurtuyla yere düştü.
Aynı anda Elrach bir kez dah sırtından kalbinin olduğu yerde bir dürtükleme hisseti. Kahrolası herif! Adam ikinci kez bunu deniyordu ama ikinci kez Elrach’ın zırhını geçmeyi başaramıyordu. Elrach’ın ona dönmesiyle beraber, bu adam da birkaç adım geriye çekildi ve kılıcını önünde tutarak savunma pozisyonunda bekledi.
Posted: Tue Jun 27, 2006 1:23 am
by demarch
"Lanet olsun!!" Hızla kafasında durumu tarttı. Bu ikisini bir şekilde atlatabilse.. Onlarla uğraşsa bu sefer de arkadakiler yetişecekti. Mızrakları tehlikeliydi ancak eğer birini alaşağı edebilirse mızraklar bu sefer de atlılar için tehlikeli olacaktı. En kötü ihtimalle atlılardan birini indirip atı kullanarak kaçabilirdi. Ancak öncelikle saldırılarını karşılayabileceği bir yere geçmeliydi ve bunu hızla yapmalıydı. Mızraklarla delik deşik olmaya niyeti yoktu. Ancak durduklarında onları yere almak çok da zor olmazdı. Atlılarda kılıç var mıydı merak etti bir an.
Sonunda harekete geçmeye karar verdi. Ã?evredeki ona kalkan olabilecek bir yığın veya benzeri birşeylerin arkasına sığınacak, atlılar onu geçerken de birini alaşağı etmeye çalışacaktı. Eğer onu koruyacak kadar büyük bir şey yoksa zamanlamayı tutturacağını umarak sağına doğru takla atarak darbeden kaçınacaktı.
(rp dışı: duvar hangi tarafıma geliyorsa o tarafa doğru takla atacağım)
Posted: Tue Jun 27, 2006 1:46 am
by calis
Ã?öpleri yakıp elfi ısıtmakta bir işe yaramamıştı.Ağzından bir kaç kelime söz almak için onu ısıtması gerekiyordu.Bir an aklından üstündeki cübbeyi ona vermek geçti.Fakat bunu yapmak yerine kendi derisinin yüzülmesini tercih ederdi.Bu cübbeyi kazanman için başına neler gelmişti boynundaki kolyesine uzanarak.
Oflyarak başını kaşımaya başladı.Bu elfi nasıl ısıtabilirdi...
Posted: Tue Jun 27, 2006 6:44 pm
by Squan
Lord Necros wrote:Oğlan bir eliyle kızıl saçlarını karıştırdı ve üstündeki yıpranmış giysileri çekiştirdi. Yaşına yakışmayacak bir şekilde boğazını guruldattı ve yere tükürdü. Sonra ağzında bir şeyler-muhtemelen dişlerinin arasında kalan bir parça yemek-çiğneyerek sıkkın bir şekilde Estabin’e baktı.
“Tamam, tamam.. Ama eğer oraya gittiğimizde parayı vermezsen, bu şehirde sonun hiç iyi olmaz ona göre.”
Oğlan arkasını döndü ve gecenin karanlığında hızlı hızlı yürümeye başladı. Estabin de onu takip ediyordu. Gecenin bu saati olmasına rağmen cadde işlek sayılırdı. Tenhaydı elbette, ama bu saate göre işlekti.
Caddeden sadece yüz metre kadar aşağı indiler ve oğlan durup ilerideki tabelayı işaret etti: Parlak Mücevher Hanı.
Oğlan sırıtarak Estabin’e döndü ve avucunu açtı. “Evet, sökül paraları.”
Estebin derin bir nefes koyuverdi. Yanında hiç para yoktu. Elrach’ın handa olamsını bekliyordu. En azından orada olmalıydı. Bu p.ç kurusunun ne yapacağı belli olmazdı. Ondan hiçbir şekilde tehdit gelebileceğini sanmıyordu. Ama etrafta bir ton insan vardı. Hepsiyle uğraşmak istemiyordu gecenin bu vaktinde.
Ã?ocuğa dönerek
"Tamam arkadaşım handa beni bekliyor. Parayı ondan alacağız."
çocuğa takip etmesi için işaret etti. Hana doğru ilerlemeye başladı...