Page 2 of 2

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:06 pm
by Palisdan
Courley zeminde çevresine bakındı. Boştu ve tek ışık birkaç mumdan geliyordu. Odaya birkaç sıcak kaynak dökülüyordu. Doğal bir mağaraydı, kale üstüne sonradan kurulmuştu. Az sayıdaki soğuk kaynaklardan birinden gelmişlerdi, muhtemelen de nerdeyse hiç kullanılmayan bir tanesinden, diğerlerine kıyasla biraz fazla kenarda köşede kalıyordu.
Sonra peşinden soğuk kaynaktan birisi daha geldi. Bu Liz"di. Elbisesi şimdi sırılsıklamdı ve üstünde ikinci bir deri gibi duruyordu.
"Seksi." Courley sırıttı ve Liz de bir an için sırıttı.
"Birisi var mı?" diye sordu.
"Yok. Sadece biz."
Randon da Liz"in ardı sıra geldi. En fazla giysi giyen de oydu; tünik, pantolon, bot.
"Yalnızız." dedi Courley sormaya fırsat bırakmadan.
Randon çevresine bakındı ama sonra gözleri Liz"in elbisesinde takılı kaldı. Liz sudan çıkıp Courley"in arkasına geçti, onun tüniği önünde ölü bir karga gibi duruyordu. Bir süre sonra gözlerini ayırmayı başardı ve kaynaktan dışarı çıktı.
"Ã?yleyse" Gidelim mi?" diye sordu Courley ve mağara boyunca kaleye çıkan aydınlatılmış merdivenlere doğru yürümeye başladılar.
Merdivenden çıktıklarında kendilerini uzun bir koridorda buldular. Hiç kimse yoktu, onlar da koridor boyunca yürümeye başladılar.
"Taht odası nerde?" Randon"un fısıltısı duyuldu.
"Bu koridorun sonunda." Liz cevapladı.
"Siz de bu işin fazla kolay olduğunu düşünmüyor musunuz?" kısa bir süre sonra Courley sordu.
"Niye?"
"İmparator Zen geleceğimizi biliyordu, fakat koridorlarda hiç koruma yok." dedi Courley.
"Muhtemelen yatak odasındadır." dedi Liz, "Sonuçta gecenin bir yarısındayız."
"Evet. Fakat gene de"" dedi Courley, "Bu kadar boş olmamalıydı! Hala fazla kolay olduğunu düşünüyorum."
"Son derece haklı." dedi ansızın karanlık bir ses ve koridordaki tüm kapılar açıldı ve her birinin içlerinde birkaç koruma vardı. İmparator Zen taht odasından çıktı ve onlara baktı, "Ziyaret etmeniz ne kadar güzel." dedi ve onlara gülümsedi.
"Hiç dert değil." Courley mırıldandı.
"Ah, Courley." dedi İmparator Zen karanlık gözlerini üstünden ayırmadan, "Beni yeniden ziyaret etmeni bekliyordum. En son seferi hatırlatan yara izine hala sahibim."
"Boğazını kaçırdım." dedi Courley ve omuz silkti, "Bana bir şans verirsen yeniden deneyebilirim. Ve bu sefer kaçırmam."
"Ne kadar memnuniyet verici"" diye sessizce söylendi ve bir korumaya döndü, "Onları taht odasına götürün."
"Tamam Sahip!"
Kısa bir vakit sonra korumalarla sarılmış bir şekilde taht odasında duruyorlardı. Korumaların bazıları dinlenmeye veya devriyelerine dönmüşlerdi. İmparator Zen onlara bakarak tahtta oturuyordu, "Birkaç dakika içinde istediğim herkes burada olmuş olur." dedi.
Gerçekten de söz konusu dakikalar bitmeden Yosh iki prensesle gelmişti. Nicone sakin duruyordu, ne de olsa olacaklardan haberdardı. Hatta güzel beyaz bir giysi bile giyiyordu. Leyrie beyaz bir gecelik içindeydi ve uzun saçları omzundan taranmamış şekilde sallanıyordu. Esirleri görünce Liz"e baktı.
"Liz!" diye bağırıp ona koştu, ikisi de birbirini kucakladı.
İmparator Zen siyah gözleriyle onlara bakıyordu, "Ne kadar şirin." dedi.
Leyrie ona ters bir bakış attı, "Birisinin öyle olması iyi, sence de öyle değil mi?"
İmparator Zen onu yok saydı ve Nicone"a gülümsedi.
"Gel buraya canım." dedi ve prenses de öyle yaptı. Leyrie onlara dik dik bakmaktan fazlasını yapmadı.
"Onu tamamen elinde tutuyor." dedi Liz"e, "Ve neden olduğunu anlamıyorum."
Liz"in yüzünde bir süre konsantrasyon belirdi, sonra iç çekti, "Bir büyü altında. O nedenle. O kendisi değil."
Leyrie endişeli yeşil gözlerle baktı, "Kırabilir miyiz?"
"Maalesef hayır. İmparator Zen"in gücü benimkinden çok fazla."
"Siz ne planlar fısıldaşıyorsunuz orda?" İmparator Zen onlara aniden sordu kendine güven dolu gülümsemesiyle.
"Boşver." Leyrie mırıldandı.
"Eveeet" şimdi ne yapmayı planlıyorsun?" dedi Courley.
İmparator Zen gülümsedi ve çıplak bacaklarıyla ıslak tüniğine baktı, "Güzel"" dedi sözcükleri uzatarak, "Sanırım sizi öldüreceğim""
"Oh, yihuu."
"Eminim seni ölürken görmenin güzel bir yolunu bulabilirim canım." dedi İmparator Zen karanlık parlayan gözlerle, "Uzun bir süre alan çok acı verici bir ölüm. Belki de her seferinde ufak bir parçanı kestiririm?"
"Müthiş. Fakat yalnızca ben de sana aynısını yapabilirsem."
"Belki başka bir hayatta. Fakat önce evlenmek istiyorum."
Ufak grupta şaşkınlık nidaları yükseldi, "Yapamazsın!" diye bağırdı Leyrie, "Eğer Nicone"un kendi iradesi olsaydı hayır derdi!"
"Fakat kendi iradesi yok, değil mi?" İmparator Zen gülümsedi, "Ve bu benim için iyi, çünkü bu bana taht üzerinde mutlak hak veriyor."
"Sende zaten ondan olduğunu sanıyordum." dedi Courley.
"Hmm" Hiçbir zaman kesin bilemezsin, değil mi?" İmparator Zen kendi kendine mırıldanır gibiydi ve yüzünden bir acı geçti fakat onlara baktığında kayboldu, "Sizler benim şahitlerim olacaksınız. Yosh, rahip nerde?" sesi sinirliydi.
"Hmm" Yolda Sahip." dedi Yosh, "Gecenin bir yarısındayız ve hazırlanması biraz zaman alıyor."
"Gecenin bir yarısında olduğumuzu biliyorum!" İmparator Zen"in sesinden insanın kanını donduran bir nefret akıyordu.
"Bu gece biraz huysuzuz ha." Courley sırıttı.

Devam edecek...

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:14 pm
by Palisdan
Courley zeminde çevresine bakındı. Boştu ve tek ışık birkaç mumdan geliyordu. Odaya birkaç sıcak kaynak dökülüyordu. Doğal bir mağaraydı, kale üstüne sonradan kurulmuştu. Az sayıdaki soğuk kaynaklardan birinden gelmişlerdi, muhtemelen de nerdeyse hiç kullanılmayan bir tanesinden, diğerlerine kıyasla biraz fazla kenarda köşede kalıyordu.
Sonra peşinden soğuk kaynaktan birisi daha geldi. Bu Liz"di. Elbisesi şimdi sırılsıklamdı ve üstünde ikinci bir deri gibi duruyordu.
"Seksi." Courley sırıttı ve Liz de bir an için sırıttı.
"Birisi var mı?" diye sordu.
"Yok. Sadece biz."
Randon da Liz"in ardı sıra geldi. En fazla giysi giyen de oydu; tünik, pantolon, bot.
"Yalnızız." dedi Courley sormaya fırsat bırakmadan.
Randon çevresine bakındı ama sonra gözleri Liz"in elbisesinde takılı kaldı. Liz sudan çıkıp Courley"in arkasına geçti, onun tüniği önünde ölü bir karga gibi duruyordu. Bir süre sonra gözlerini ayırmayı başardı ve kaynaktan dışarı çıktı.
"Ã?yleyse" Gidelim mi?" diye sordu Courley ve mağara boyunca kaleye çıkan aydınlatılmış merdivenlere doğru yürümeye başladılar.
Merdivenden çıktıklarında kendilerini uzun bir koridorda buldular. Hiç kimse yoktu, onlar da koridor boyunca yürümeye başladılar.
"Taht odası nerde?" Randon"un fısıltısı duyuldu.
"Bu koridorun sonunda." Liz cevapladı.
"Siz de bu işin fazla kolay olduğunu düşünmüyor musunuz?" kısa bir süre sonra Courley sordu.
"Niye?"
"İmparator Zen geleceğimizi biliyordu, fakat koridorlarda hiç koruma yok." dedi Courley.
"Muhtemelen yatak odasındadır." dedi Liz, "Sonuçta gecenin bir yarısındayız."
"Evet. Fakat gene de"" dedi Courley, "Bu kadar boş olmamalıydı! Hala fazla kolay olduğunu düşünüyorum."
"Son derece haklı." dedi ansızın karanlık bir ses ve koridordaki tüm kapılar açıldı ve her birinin içlerinde birkaç koruma vardı. İmparator Zen taht odasından çıktı ve onlara baktı, "Ziyaret etmeniz ne kadar güzel." dedi ve onlara gülümsedi.
"Hiç dert değil." Courley mırıldandı.
"Ah, Courley." dedi İmparator Zen karanlık gözlerini üstünden ayırmadan, "Beni yeniden ziyaret etmeni bekliyordum. En son seferi hatırlatan yara izine hala sahibim."
"Boğazını kaçırdım." dedi Courley ve omuz silkti, "Bana bir şans verirsen yeniden deneyebilirim. Ve bu sefer kaçırmam."
"Ne kadar memnuniyet verici"" diye sessizce söylendi ve bir korumaya döndü, "Onları taht odasına götürün."
"Tamam Sahip!"
Kısa bir vakit sonra korumalarla sarılmış bir şekilde taht odasında duruyorlardı. Korumaların bazıları dinlenmeye veya devriyelerine dönmüşlerdi. İmparator Zen onlara bakarak tahtta oturuyordu, "Birkaç dakika içinde istediğim herkes burada olmuş olur." dedi.
Gerçekten de söz konusu dakikalar bitmeden Yosh iki prensesle gelmişti. Nicone sakin duruyordu, ne de olsa olacaklardan haberdardı. Hatta güzel beyaz bir giysi bile giyiyordu. Leyrie beyaz bir gecelik içindeydi ve uzun saçları omzundan taranmamış şekilde sallanıyordu. Esirleri görünce Liz"e baktı.
"Liz!" diye bağırıp ona koştu, ikisi de birbirini kucakladı.
İmparator Zen siyah gözleriyle onlara bakıyordu, "Ne kadar şirin." dedi.
Leyrie ona ters bir bakış attı, "Birisinin öyle olması iyi, sence de öyle değil mi?"
İmparator Zen onu yok saydı ve Nicone"a gülümsedi.
"Gel buraya canım." dedi ve prenses de öyle yaptı. Leyrie onlara dik dik bakmaktan fazlasını yapmadı.
"Onu tamamen elinde tutuyor." dedi Liz"e, "Ve neden olduğunu anlamıyorum."
Liz"in yüzünde bir süre konsantrasyon belirdi, sonra iç çekti, "Bir büyü altında. O nedenle. O kendisi değil."
Leyrie endişeli yeşil gözlerle baktı, "Kırabilir miyiz?"
"Maalesef hayır. İmparator Zen"in gücü benimkinden çok fazla."
"Siz ne planlar fısıldaşıyorsunuz orda?" İmparator Zen onlara aniden sordu kendine güven dolu gülümsemesiyle.
"Boşver." Leyrie mırıldandı.
"Eveeet" şimdi ne yapmayı planlıyorsun?" dedi Courley.
İmparator Zen gülümsedi ve çıplak bacaklarıyla ıslak tüniğine baktı, "Güzel"" dedi sözcükleri uzatarak, "Sanırım sizi öldüreceğim""
"Oh, yihuu."
"Eminim seni ölürken görmenin güzel bir yolunu bulabilirim canım." dedi İmparator Zen karanlık parlayan gözlerle, "Uzun bir süre alan çok acı verici bir ölüm. Belki de her seferinde ufak bir parçanı kestiririm?"
"Müthiş. Fakat yalnızca ben de sana aynısını yapabilirsem."
"Belki başka bir hayatta. Fakat önce evlenmek istiyorum."
Ufak grupta şaşkınlık nidaları yükseldi, "Yapamazsın!" diye bağırdı Leyrie, "Eğer Nicone"un kendi iradesi olsaydı hayır derdi!"
"Fakat kendi iradesi yok, değil mi?" İmparator Zen gülümsedi, "Ve bu benim için iyi, çünkü bu bana taht üzerinde mutlak hak veriyor."
"Sende zaten ondan olduğunu sanıyordum." dedi Courley.
"Hmm" Hiçbir zaman kesin bilemezsin, değil mi?" İmparator Zen kendi kendine mırıldanır gibiydi ve yüzünden bir acı geçti fakat onlara baktığında kayboldu, "Sizler benim şahitlerim olacaksınız. Yosh, rahip nerde?" sesi sinirliydi.
"Hmm" Yolda Sahip." dedi Yosh, "Gecenin bir yarısındayız ve hazırlanması biraz zaman alıyor."
"Gecenin bir yarısında olduğumuzu biliyorum!" İmparator Zen"in sesinden insanın kanını donduran bir nefret akıyordu.
"Bu gece biraz huysuzuz ha." Courley sırıttı.

Devam edecek...

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:15 pm
by Palisdan
Ormanda Makere doğru yapıp yapmadığından emin olamıyordu. Belki de diğerleriyle gitmeliydi. Hem Courley"i de özlemişti. Belki onu bir daha hiç göremeyecekti. Belki ölecekti! Bu düşünce onun içinde bir yerleri acıttı, özellikle bunu engellemek için hiçbir şey yapmadığını düşününce.
"Sence diğerleri ile gitmeli miydim?" diye sordu orman kedisinin yanında yürüyen Hayley"e.
"Bu senin seçimin." dedi basitçe buçukluk.
"Tamam ama sen ne düşünüyorsun?"
"Bence onlarla gitmeliydin."
"Evet." dedi kedi, "O kısssı ssseviyorssssun, niye bırakassssın?"
Makere omuz silkti, "Yapılacak en iyi şey olduğunu düşündüm. Bana ihtiyacı yok."
"Birisinsin yardıma çok açıdan ihtiyacı varrrrdır. Ssssadece dövüşte değil. Belki de o dövüşmeyen birissssine ihtiyaç duyuyordur. Eğer dövüşen birisssiyle beraber olssssaydı başka hiçbir şey yapmassslardı."
Makere bunun üstünde düşündü. Kedinin haklı olduğu bir nokta vardı. Her ne kadar bunu farklı bir yoldan ifade etmiş olsa da. "Hayley!" dedi, "Beni kaleye geri götür!"
Buçukluk iç çekti, "Biliyordum."
Kaleye geri yürümeye başladılar, "Tanrım, yüzmekten nefret ederim." Makere mırıldandı.
"İçeri başka bir yol daha varrr." dedi orman kedisi.
"Var mı? Nerde?"
"Sssssindanlara giden bir delik var. Ordan inebilirsssin."
"Neden daha önce söylemedin?" diye sordu Makere biraz rahatsız bir şekilde.
"Hiç kimssse sssormadı." dedi büyük yaratık yüzünde sırıtmaya benzer bir ifadeyle.
Bir süre sonra yeniden kaledeydiler. Orman kedisi deliğin olduğu yeri Makere"e gösterdi ve Makere Hayley ve kediyle vedalaştı. Hayley ona gümüş bir hançer verdi. Sonra Makere zindanlara indi. Karanlık bir koridordaydı, her iki yanda kilitli kapılar vardı. Doğru yolda gittiğini umarak koridor boyu yürümeye başladı. İİerde koridor bir başkasıyla kesişti ve önünde seçmek için üç yol belirdi. Sağ tarafı seçti. Sonra bir kesişmeye daha denk geldi, bu sefer dümdüz ileri gitmeyi seçti. Yavaş yavaş kalenin zindanlarının bir labirenti andıran pek çok yönü olduğunu fark etmeye başladı.
Zindanlarda kendisine on yıllarca gibi gelen yürümenin sonunda ansızın bir ses duydu. Sanki duvara vuran birisinin sesi gibi. Ses yönünde yürümeye başladı. Orman kedisinin Liz"e bahsettiği esiri duymuştu ve yapabilirse zavallı adamı kurtaracaktı. İsmi "Ral" mıyd yoksa kedi başka bir şey mi demişti?
Kısa bir süre sonra diğerlerinden daha fazla kullanıldığı belli olan bir kapının önüne geldi. Açmayı denedi ama kilitli olduğunu gördü. "İçerde birisi var mı?" diye fısıldadı.
"Evet." dedi bir ses, "Sen kimsin?"
"Makere. Bir ozanım."
"Bir ozan?" adam şaşırmış gibiydi, "Bir ozanın zindanlarda ne işi var?"
"Kaleye çıkmaya gidiyorum, birkaç arkadaşı görmeye."
"Oh."
"Ordan çıkmak ister misin?" diye sordu Makere.
"Bu konuda bahse girebilirsin!"
"Kapı kilitli ama. Ve bende anahtar yok" Ve hatta kilidi açmak için kullanabileceğim ufak bir şey bile yok."
"Bir parça tel işini görür mü?"
"Evet, çok iyi olur."
"Bir dakika bekle o zaman ve Mitzi senin için getirir."
"Tamam""
"Bir süre bekledikten sonra ufak pembe kanatlı bir şeyin ağzında bir telle kendisine doğru uçtuğunu gördü.
"Mitzi?" diye sordu ve ufak şey başıyla onayladı, "Sen bir peri misin?"
Ufak şey başıyla yeniden onayladı, omzuna oturdu ve ona teli verdi. Makere kilitle uğraşmaya başladı. Bir klik sesi duyuldu ve kapı açıldı. Makere içeri bir adım attı ve üstünde uyumak için konmuş sade bir tahta sıra ile dekore edilmiş ufak bir oda buldu. Sırada uzun beyaz saç ve sakallı yaşlıca bir adam oturuyordu. Yeşil gözleri Makere"e merakla bakıyordu.
"Selamlar, Makere." deyip gülümsedi.
"Selamlar lordum." dedi Makere ve geri gülümsedi.
"Maalesef, beni yalnızca yarı yarıya serbest bırakabildin." dedi yaşlı adam, "Bir büyü kafesindeyim, göremesen de, ama yaklaşırsan ona çarparsın."
Makere de denedi ve kendini görünmez bir duvarla savaşırken buldu, "Anlıyorum. Bunu nasıl kaldırabiliriz?"
"Kim bilir?" adam iç çekti ve Makere"e sıcak bir bakış attı, "Fakat lütfen bana bir şarkı çalın. En son güzel bir şeyler duyalı çok uzun zaman geçti."
"Tabi." Makere gülümsedi ve udunu çıkardı.

Devam edecek"

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:18 pm
by Palisdan
Saray soytarısı Tysen taht odasına girdi, yanında İmparator Zen ile Nicone"u evlendirmesi söylenmiş olan rahip vardı. Evlenecek olan çift rahibin önüne yürüdü ve İmparator Zen korumalara gitmelerini emretti. Yalnız Tysen, Yosh ve üç tane daha koruma kaldı. Rahip konuşmaya başladığında Courley fırsatı gördü. Daha kimse gözünü kırpamadan bıçağını çekip oda boyunca koştu. İmparator Zen"in üstüne atladı ve ikisi de yere düştü.
Randon üç korumaya kılıcıyla saldırdı. Tysen sadece olan bitene bakmakla yetindi. Liz de aynısını yaptı. Sonra Yosh"un hançer elinde Randon"a arkasından yaklaştığını gördü. Liz çığlık atıp Randon"u korumak üzere koştu. Yosh ani öfkesi ile küfretti. Liz"i itmeye çalıştı ama kız yerinde kalmakta ısrarcıydı. Yosh kollarını sertçe kavradı ve kızı uzağa fırlattı, Liz de yere düştü. Ã?abucak ayağa kalktı ve Yosh"un Randon"a savurduğu hançeri yemek için tam zamanında araya girdi. Hançer karnına gömüldü ve yoğun acıyla kızın nefesi kesildi.
Randon bunu gördü ve yüksek sesle bağırdı, hızlıca son korumayı da öldürdü ve solgun, beyaz bir yüzle yerde yatan Liz"e bakan Yosh"a döndü. Yosh Randon"u fark etti ve aniden Leyrie"yi yakalayıp kanlı hançeri boğazına dayadı.
"Bana dokunursan o da ölür." dedi.
Ama şövalye dinlemedi. Dizleri üstüne çöktü ve Liz"in yaşamsız bedenini kollarına aldı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
İmparator Zen Courley"i fırlattı ve o da duvara toslayıp yere yığıldı. Ayağa kalkıp kıza baktı ve Randon ile Liz"e son olarak Leyrie"ye, Yosh"un hala tuttuğu her ne kadar hançeri boğazından çekmiş olsa da. "Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı Leyrie İmparator Zen"e.
"Ne kadar dokunaklı." diye sessizce konuştu, "Görünüşe göre sen, Yosh ve Randon benim tek şahitlerim olacaksınız. Gel Nicone."
Yeniden rahibin önünde durdular ve rahip konuşmaya başladığında Leyrie onlara bakıyordu.
"Nicone." diye çıktı ağlamaklı sesi gözyaşları yanaklarından akarken, "Yapma bunu! Onu sevmiyorsun!" Ama kardeşi söylenenleri pek de duyuyor gibi gözükmüyordu.
Rahip seremoniye devam etti ve sonunda "Bu çiftin evlenmesine itirazı olan var mı?" dedi. Leyrie bir şey diyemedi, Yosh hançeri gene boğazına dayamıştı.
"Benim var." dedi ansızın karanlık talepkar bir ses.
Herkes kapıya döndü ve orda beyaz sakal ve saçlı yaşlı bir adam vardı. Arkasında Leyrie"nin Makere olarak tanıdığı sarışın adam duruyordu. Fakat zihni o an için onu pek umursamıyordu. Hatta Courley"in ağzının yattığı yerden sessizce "Makere" ismini telaffuz etmesini bile önemsemedi.
"Baba." Leyrie fısıldarken gözlerine yaşlar dolmuştu.
İmparator Zen de Leyrie"nin gördüğünü görmüştü ve seslice küfretti, "Hala yaşıyor musun? şimdiye kadar çoktan açlıktan ölmüş olman lazımdı. Ve dokuz cehennem adına nasıl o kafesten çıktın?"
"Görünüşe göre bu genç adamın udu onu zayıflattı." dedi Kral Derk.
"Nasıl oldu da açlıktan ölmedin peki?"
"Ufak bir peri kurtardı beni. Bana yiyecek verdi. Ormandan meyveler, kökler""
Makere"in omzundaki ufak şey cıvıldadı ve gururla kabardı. Makere onu biraz okşadı, sonra da susturdu.
"İyi" Neyse o zaman şimdi öleceksin." diye tısladı İmparator Zen ve hiçlikten var ettiği bir ateş topunu fırlattı.
Kral Derk eliyle bir hareket yaptı ve ateş topu duvara gitti. "Daha iyisini yapamıyor musun?" diye sordu.
İmparator Zen öfkeliydi. Makere iki büyücünün yolundan uzaklaşmanın en mantıklısı olacağına karar verdi ve odanın diğer ucundaki Courley"nin yanına gitti. İki büyücü ışıklar, şimşek ve ateşler saçarak savaşırken Courley"in önünde diz çöktü.
"Tatlım?" diye fısıldadı endişeli bir sesle, "Yaşıyor musun?"
"Evet aptal, tabi ki yaşıyorum." dedi Courley ve ela gözlerini açıp ona baktı.
Makere ona gülümsedi, "İyi. şimdi ne yapıyoruz?"
"En iyisinin olmasını umuyoruz." dedi Courley ve odanın diğer tarafında savaşan iki adama baktı, "Onu nerde buldun? Ve niye geri döndün?" Yeniden Makere"e baktı.
"Dönmesem seni yeniden göremeyebileceğimden korktum""
Courley"in bakışı yumuşadı ve ona gülümsedi, "Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Orman kedisi bana zindanlara inen bir delik gösterdi, Kral Derk"i bulduğum yer orasıydı. Peri dilimiz konusunda pek iyi değil, ismini "Ral" sanmış."
"Kral"" Courley mırıldandı ve periye baktı, "Çok şirin."
Peri yeniden cıvıldadı.
"Sonra Kral Derk"e udumla bir şarkı çaldım ve garip bir şekilde bu onu serbest bıraktı." dedi Makere.
Courley başını salladı, "Kafesi açmaya uğraşırken birisinin aklına gelecek son şey olduğunu düşündüğünden olabilir."
İmparator Zen ve Kral Derk"e baktılar. İkisi de yoruluyordu.
"Liz ve Randon nerede?" diye sordu Makere aniden.
Courley odanın köşesini işaret etti ve Makere onları gördü, "Oh hayır." diye fısıldadı.
"Ã?nceden hiç bu kadar güçlü değildin." dedi Kral Derk İmparator Zen"e. Çok az egzersiz ve az yiyecekle geçen yıllardan sonra yaşlı kral zayıftı ve bol bol terlemekteydi.
"şimdi buna sahibim." dedi İmparator Zen ve tüniğini açtı. Orda göğsünde büyülü kolye sallanıyordu, "şimdi, öl!"
Büyük mavi bir ateş topu fırlattı ve Kral Derk onunla başa çıkmak için fazla zayıftı, yüksek bir hızla duvara çarptı ve kendinden geçmiş şekilde yere yığıldı. Diğerlerine baktı. Leyrie ve Yosh"a baktı. Sonra rahibe döndü, "Hadi bizi evlendir."
Nikah yeniden başladı. Courley ayağa kalktı ve oda boyunca koşup hançer elinde sırtına atladı. O sırada Randon da Liz"in vücudunu bırakmış sessizce Yosh"a ilerlemekteydi.
"Liz"i öldürdün." diye tısladı ve adamın boğazını kesti. Yosh"un gırtlağından lıkırtı sesleri çıktı, Leyrie elinden kurtuldu ve biraz ilerde onlara bakmak için durdu. Yosh yere düştü ve ufak bir kan nehri zemin boyunca ilerledi.
Randon Lizin vücudu yanına geri döndü ve Leyrie de zorlukla soluk almakta olan babasının yanına koştu.
İmparator Zen ve Courley yerde boğuşuyorlardı. Sonunda Zen üste çıktı ve hançeri düşürene kadar Courley"in elini yere vurdu, bu sırada Courley kırılan parmaklarının acısıyla çığlık attı. İmparator Zen sırıttı ve kendi hançerini çıkardı.
"Eveeet" şimdi sen de yüzünde kendine ait bir yara izi ister misin?" diye sordu soğuk bir sesle.
Courley ağlıyordu, "Senden nefret ediyorum." Burnunu çekti, "Ailemi öldürdün" Onlar müthişti, ölmeyi hak etmiyorlardı!"
"Belki de etmiyorlardı." İmparator Zen itiraf etti, "Ama sen ediyorsun""
Elini son ölümcül vuruş için kaldırdı fakat aniden gözleri şaşkınlıkla açıldı ve hareketsizleşti. Sonra yere çuval gibi düştü ve Courley sırtına saplanmış olan hançeri gördü. Ã?abucak gövdeyi üstünden kaldırdı ve eline korkan gözlerle bakan Makere"i gördü. Yanına koştu ve yakınında tuttu.
"Teşekkürler." diye fısıldadı.
"Bunu" bunu yapabileceğimi bilmiyordum. Dart atmada her zaman iyi olmuşumdur ama sanmazdım ki"Sanmazdım ki birine hançer atabilirim""
"Gene de teşekkürler." diye fısıldadı Courley ve onu öptü, "Hayatımı kurtardın."
Makere omuz silkti, "Başka bir şey yapabilir miydim ki?"
"Evet. Bir tavuk gibi bekleyebilirdin."
İmparator Zen"in cesedi yanına gidip çevirdiler, sonra Makere büyülü kolyeyi aldı, "Bunu asıl hak sahibi olan kişiye vermeliyiz." dedi ve Courley başıyla onayladı.
Courley rahibe baktı, "Artık gidebilirsin." dedi ve rahip de başıyla onaylayıp gidebildiği kadar hızlı gitti. Prenses Nicone hareketsiz bir şekilde duruyordu, sanki orda değilmiş gibiydi. Vücudu ordaydı ama ruhu değil.
"Onun ne sorunu var?" diye sordu Makere.
"Hiçbir fikrim yok. Liz onun bir büyü altında olduğunu söylemişti. şimdi büyüyü yapmış olan İmparator Zen öldüğüne göre sanki ruhu da yanında götürmüş gibi duruyor." dedi Courley.
Babasının yanında duran Leyrie"ye doğru gittiler. Kral şimdi kendindeydi, her ne kadar zayıf olsa da. Makere"a baktı, "Tekrar teşekkürler ozan. Bugün çok iyilik yaptın."
"Bir şey değil." dedi Makere, "Görünüşe göre bazı hayatları kaybettik ama."
"Hiç kimse İmparator Zen"in ölümü için yas tutmaz." dedi Leyrie.
"Hayır." Courley kabul etti, "Fakat kızkardeşin iyi değil ve Liz öldü. Onun dışında sadece birkaç koruma ve Yosh."
Sessizleşti ve hepsi uzun süredir unuttukları birisini hatırladı. Tysen, saray soytarısı. O nerdeydi? Sonra bir öksürük sesi duydular ve kafalarını yukarı kaldırdılar. Orda, tavandaki büyük bir avizede Tysen oturuyordu.
"Ordan aşağı in." dedi Leyrie ve o da aşağı atladı.
"Ben" şimdi beni öldürecek misiniz?" dedi ve onlara korkmuş gözlerle baktı.
"Hayır." dedi Kral Derk, "Hala saray soytarısı olabilirsin."
Tysen rahatlamış şekilde gülümsedi ve mutluluktan sıçradı, "Oh teşekkürler efendim, teşekkürler!"
Makere kolyeyi Kral Derk"e verdi, "Bu sizin." dedi.
"Teşekkürler." dedi Kral Derk ve gülümsedi. Sonra giydi ve diğerlerinin gözüne eskisi kadar yorgun değilmiş gibi geldi, hatta eskisi kadar yaşlı bile değildi sanki. Ayağa kalkıp Prenses Nicone"a doğru yürüdü. Diğerleri onu takip etti.
En büyük kızına hüzünlü gözlerle baktı, sonra elini yüzü önünden geçirdi ve kız göz kırpıştırdı. Gözlerini bir daha kırpıştırdı. Birden güç duyulur bir fısıltıyla "Baba?" dedi.
Kral gülümsedi, "Kızım!". Kucaklaştılar. Nicone güçsüz düşmüştü, kral da Tysen"i kendi zamanından beridir kalede olan birkaç koruma bulması ve Nicone"un güvenle yatağına gittiğinden emin olması için yolladı.
"Eski zamandan beridir olan korumalara hayatta ve yeniden yönetimde olduğum haberini yaydıracağım. Hoşlanmayan gidebilir." dedi Kral Derk.
Sonra hepsi Liz"in cansız bedenini tutan Randon"un yanına gittiler. Hala ağlıyordu. Geldiklerinde onlara gözyaşı dolu gözler ve ıslak yanaklarla baktı, "Onu seviyorum." diye fısıldadı, "Fakat çok geç olmadan bunu fark edemedim...şimdi ölü. Ve ona söyleyemiyorum."
"Hala kan akıyor." dedi Courley sessizce, "Kan akıyorsa kalbi de atıyor demektir."
Kral Derk eğildi ve Liz"in yarasına dokundu. Kanama durdu. "Çok zayıf." dedi, "Fakat canlı. Onu bir odaya götürün ve bir şifacının da baktığından emin olun."
Randon"un gözleri umutla ışıldadı, "Hayatta mı?"
"Evet evlat öyle" Kral Derk başıyla da onayladı, "Ama geceyi kurtaracak kadar dahi gücü olduğundan emin değilim. Bekleyip görmek zorundayız."

Devam edecek"

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:19 pm
by Palisdan
Bir hafta kadar sonra taht odasında bir toplanma vardı. Kral Derk tahtta oturuyordu, artık tüm krallıkta geri geldiği biliniyordu. Korumalar onu yeniden gördüklerine oldukça mutlu olmuşlardı. İmparator Zen zamanında tutulanlar bile, kimse ayrılmadı. Kral Derk"in saçı ve sakalı da kesilince en az on yaş daha genç gösteriyordu. İki yanında prensesler oturuyordu. Nicone birkaç gün sonra tamamen kendine gelmişti ama İmparator Zen"in büyüsünün altında olanların hiçbirini hatırlamıyordu.
Courley, Makere ve Randon orda kralın takdirini almak üzere bulunuyorlardı. Başka insanlar da vardı, kale korumaları, kraliyet ailesinin dostları. Kral onlara baktı.
"Hepinize teşekkür ediyorum." dedi, "Çok cesurdunuz ve minnetimin bir ifadesi olarak hepiniz yaptıklarınız karşısında az da olsa belli bir miktar para alacaksınız. Ve seni burada tutmak istiyorum Makere, saray ozanı olarak. Bunu sen de ister misin?"
Makere başını salladı, "Özülerek söylüyorum hayır lordum. Ben bir gezginim. Bir yerde uzun süre kalamam. Gezmeyi seviyorum. Eğer kusuruma bakmazsanız hayır diyeceğim."
Kral gülümsedi, "Neredeyse kabul edeceğini düşünmeye başlamıştım. Fakat gelip bizi ziyaret edeceksin değil mi?"
"Tabi ki lordum!" Makere sırıttı.
"Wizam"dan Leydi Courley" kral devam etti, "Ailen öldükten ve sen kaybolduktan sonra Zen köşkünüzü kendisine aldı. Onu kullanmamış olsa da. şimdi yeniden senin."
"Size teşekkür ediyorum lordum" dedi Courley ve eğilerek selam verdi. Üstünde müthiş duran kırmızı bir elbise giymişti, en azından Makere müthiş olduğunu düşünüyordu. Her ne kadar deri pantolonunu da sevse de, "Kasabaya gittiğim zaman onu kullanacağım. Makere"le gidip gezmeyi planlıyor olsam da."
"Ben de öyle tahmin etmiştim." diye sessizce konuştu kral yüzünde bir sırıtma ifadesiyle, "Güzel.. Tabi senin de kalede bizi ziyaret ettiğini görmekten oldukça hoşnut olacağız."
"Teşekkürler lordum." Courley gülümsedi ve bir daha reveransla eğildi.
"Benimle mi geliyorsun?" Makere ona fısıldadı.
"Evet" geriye gülümsedi, "Fakat yalnızca benimle evlenirsen."
"Bunun üstünde düşüneceğim." Makere sırıttı ve karnına hafif bir yumruk yedi.
"Randon Tria" kral gülümsedi, "En azından sen benim en güvenilir şövalyem olacak mısın? Yoksa sen de mi reddedeceksin?"
Randon da gülümsedi, "Sizin şövalyeniz olmaktan onur duyarım lordum."
"Ah, müthiş!" kralın ağzı kulaklarına vardı, "Sonunda isteklerimi kabul eden birisi."
"Liz de burada kalacak." dedi Prenses Leyrie ve gülümsedi, "Siz ikinizin burada olması çok güzel olacak."
"Evet" diye kabul etti Randon, "Özellikle de bu sabah karım olmayı kabul ettiği için."
"Etti mi?" Leyrie mutlu gözüküyordu, "Bu müthiş!"
Liz"in Yosh"un hançerinden aldığı yarası iyileşmişti, fakat hala yataktan çıkamayacak kadar güçsüzdü, bu nedenle taht odasındaki toplanmaya katılamamıştı.
"Hepinize yeniden teşekkürler dostlarım, bana ve aileme yaptığınız her şey için."

Devam edecek"

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:20 pm
by Palisdan
Toplanma bittikten kısa bir süre sonra arkadaşlarıyla vedalaşıp yeni maceralar için yola koyuldular. Ufak peri Makere"in omzundaki yerini beğenmişti, o yüzden o da onlarla gitti.
"Evet tatlım" dedi Courley kasabanın dışındaki bir yolda yürürlerken, "Benimle evlenip evlenmeyeceğine karar verdin mi?"
Makere bir süre düşündü, "Sanırsam hayır""
Courley ani bir hareketle ona baktı ama parlayan mavi gözlerini görünce yumuşakça vurdu, "Oh, sen""
"Ne?" Makere gülümsedi ve kendini korudu.
"Seni" Aptal, kendini beğenmiş"" Makere onu öpünce devamını getiremedi ve sessizleşti.
"Seninle evleneceğim." dudaklarının arasından söyledi.

Son