Page 2 of 5
iblislerin günü
Posted: Fri Jul 04, 2003 10:56 pm
by Nodaril
* Büyü laboratuarımın tepesinde ben içindeyken bir delik açan diğer yandan görünüşe göre iyi niyetli saf barbar ayrılalı kısa bir süre olmuştur. *
Barbarın sanki sıradan bir saman yığınıymış gibi fırlattığı o büyülü kılıcı inceleme amacıyla yanıma aldım. Yalnız barbarın bu kılıca ileride ihtiyacı olabilir, benimse olmaz. Kılıcı saran büyü dokusu ve bunun amaçlarını inceledikten sonra işime pek az yarar ve o zaman kılıcı barbara yeniden verebilirim. Kim bilir büyülü olduğu için almak istemeyebilir, ne de olsa barbar büyüye inanmıyordu değil mi? * Hafifçe güler *.
O zaman kılıcın büyüsüz olduğunu söylerim. Bu kılıcın hakkını veren birisi tarafından kullanıldığını görmek isterim. * Bir an duraklar *. Az önce laboratuarımı kafama yıkan bir barbar hakkında nasıl oluyordu da böyle düşünüyordum? * Hala elinde tuttuğu güllere bakar, kokularını yeniden içine çeker *. Suç barbarda olmasa gerekti. Tavan yıkılmıştı, eğer tavanı bugün barbar yıkmasaydı ileride başka birisi tarafından her an yıkılma ihtimali var demekti bu. Suç gene bu laboratuarı yapan o düzenbaz cücedeydi. Asamı yapmak için bu laboratuara ihtiyacım vardı ve burayı yapması için cüceye bir servet ödemiştim ve tabi güya sessizliği için de. Yapımı için yıllarımı harcadığım asamı yapmıştım. Cüce sağolsun, burada yapabildiği gerçekten hatrı sayılır bir tek o vardı desem de yeridir hani! Bir süre sonra hazine ve gizem peşindeki maceracılarla uğraşmak günlük bir uğraşı halini aldı! Daha yakında hırsızın teki kendi ilüzyonuna saldırıda bulunmamış mıydı?
* Bir daha düşündü *. Kendisi de bir zamanlar o maceracılardan bir tanesi değil miydi? şimdi bakınca o zaman çok gerilerdeymiş gibi geliyordu. Babam ve annemden tek hatırladıklarım bir kaçıştı. Devamlı bir şeylerden kaçıyorduk. Beni sonra küçük yaşımda aile dostu bir gnom ilüzyonistin yanına çırak olarak vermişlerdi. Yetişmiştim pek çok şey öğrenmiştim ve sonra aileme ne olduğunu bulmak için ben de maceraya atılmamış mıydım? Uzun süren maceralar sırasında bir süre gnom ilüzyonistin bana öğretemediği diğer büyü okulları hakkındaki bilgileri de çirkin ama iyi huylu bir insan cadının yanında öğrenmiştim. Orada ailemin başına gelenler hakkında kehanet büyüleri ile epey bilgi toplamıştım.
Kaçışlarının sebebini ve daha fazlasını bu topladığım bilgiler hakkındaki daha detaylı araştırmalarım ile ortaya çıkmıştı. Anneme güçlü bir ölümbüyücüsü aşık olmuştu ve annemi kendisine istediği için babamı öldürüp annemi kendisine bağlama peşinde koşuyordu. Babama aşık olan ve ayrıca kendisini de koruyacak güce sahip olmayan annem babam ile beraber kaçmaktaydı. Ben bu bilgileri öğrendiğimde hikaye son bulmuştu bile" Ölümbüyücüsü babamı öldürmek için yaptığı bir büyüde ikisini birden öldürmüştü"
Kehanet büyülerini kullanmamış olsaydım o noktada başka akrabam kalmadığını zannederdim. Ortaya çıkan şaşırtıcı bir şey vardı: anneannem bir nymphdi! Onu bulmak için yeniden yollara çıktığımda sonucu bir başka büyücüde bulabildim. Anneannem o büyücü tarafından öldürülmüş ve saçları giydiği cübbesinin yapımında kullanılmıştı" şu an benim giydiğim cübbenin yani. Büyücüden öcümü aldıktan sonra bunu bir yadigar olarak sakladım ve hep giydim.
Annemin ölümü ise bende bir istek uyandırdı. Onun gibi çaresiz kalmak istemiyordum! Böylesi bir durum benim de başıma gelirse kendimi rahatlıkla savunacak gücüm olsun istiyordum. Uzun yıllar boyunca hep daha fazla büyü öğrenip kendimi geliştirmeye çabaladım. Her gördüğüm büyüyü inceledim, incelediklerimden bir şeyler öğrendim.
Asamı da yapmayı önceden beri hayal ettim. Kafamdaki asayı yapabilmek için gereken bileşenlerin ne olduğunu inceledim. Bu bileşenlerin ne olduğunu bulduğum zaman onları elde etmenin kolay olmadığını da biliyordum: bir basiliskin gözü, medusanın yılan saçlarından bir tanesi, mimic kanı, ki-rin boynuzu, çok nadir bulunan bir kurbağanın ölümcül zehri sadece önemli bileşenlerden bazılarıydı. Çok zaman geçeceğini biliyordum ve bu nedenledir ki kendime bir büyü laboratuarı inşa ettirmeye karar verdim. Geri döndüğümde asa yapımına hemen başlayabilmek istiyordum. Düzenbaz bir cüceye şu anki büyü laboratuarımın olduğu yerde eskiden bulunan kayalık zeminin altını oyup odalar yapacaktı ve bunun için gereken paranın çoğunu sonradan uğrayamayacağım için peşinen verdim. Ne kadar salakmışım! 3-4 yıl sonra gerekli bileşenlerle döndüğümde laboratuar hazırdı ama başıma gelecek bu sürprizlerden bihaberdim.
Bunları yeniden düşününce laboratuarın yıkılmasına o kadar da üzülmediğimi fark ettim. Hazine biriktirmezdim, malvarlığımın büyük çoğunu yeni daha güçlü büyüler ve büyülü eşyalar için harcardım. Toprak altında kalanın çoğu büyü malzemelerinden ibaretti. En önemli birkaç eşyam ve nadir bulunan önemli büyü bileşenleri ise laboratuarın kalanından uzak ve en sağlam iç mağaralardan birindeydi. şu an o odanın yıkılmadığı kesindi.
* Nodaril açılan deliğin yanına gelmiş aşağı bakmaktadır. Aşağıda 500 kiloluk kaya kütlesinin arasında belki bir kedinin aradan sıyrılabileceği birkaç delik vardı. İçeride kendisi için aşırı değerli ve önemli olmasa da pek çoğunu hayatı boyunca idare edecek hazine vardı. Birisi onları bulup da kasabada bu konu üzerine böbürlenirse diğerlerinin geleceğine şüpe yoktu. Laboratuarın her ne kadar önemli bir kısmı çökmüş olsa da bir kısmı sağlamdı ve arada bir buraya uğrayacak olursa rahatsız edilmek istemiyordu. *
* Nodaril eline bir parça granit alıp gerekli el hareketlerini yapıp büyü sözlerini söyleyerek deliğin üstünün kendi çağırdığı 1 cm kalınlığındaki taştan bir duvarla kapanmasını sağladı. Sonra da ikinci bir büyüyle taş hareket ederse ortaya asidik bir gaz çıkmasını sağlayacak bir büyü tuzağı yerleştirdi. Bu bir maceracı grubunu engelleyebilirdi. Ancak Nodaril insanları öldürme peşinde koşmuyordu ve bu duvarın orman zeminindeki hafif bir yükselti olarak gözükmesini sağlayacak bir ilüzyonla dışarıdan bakıldığında çekilecek olan dikkatleri engelledi. Gözüne burası yeterince güvenli gözüktü. şimdi asıl işlerine dönebilirdi. Önce bu noktaya son bir ilüzyon koyacaktı, buna sonradan vakti olacağını sanmıyordu. Bir parça yün ile yaptığı bu ilüzyon en sevdiği büyülerden birinin hafif değiştirilmiş haliydi. Görsel, işitsel, kokusal ve ısısal faktörleri tamdı ve onu bu haliyle kimse kolay kolay gerçeğinden ayırt edemezdi. Kendi ilüzyonuydu ve deliğin başında bekliyordu. Önceden görevlendirdiği bu ilüzyon zamanı gelince barbarı karşılayacak ve kendi yanına getirecekti. şimdi gideceği yere" *
* Gerekli büyü ile laboratuarının içine açılan çift yönlü (giriş çıkış) bir portal açtı. Buradan laboratuarının sağlam kalan kısımlarına ulaşabilecekti. Ayrıca girişi sadece kendisi görebiliyordu. Barbar geldiğinde deliği göremeyecekti, portal girişini göremeyeceği gibi. Fakat yaptığı ilüzyon tam olarak da ona bu girişi göstermek için vardı. Barbarın tipinde birisi geldiği zaman onu doğru yere kendi yanına yönlendirecekti. Nodaril açılan portaldan içeri geçti. Burası bir kehanet ve dış dünyalardan varlıklar çağırma odasıydı. Mağaranın diğer taraflarından kilitli ve tuzaklı kapılarla ayrıldığı için güvenli ve şu an için daha önemlisi temizdi! Nodaril odaya girince koluna bir şahin gelip kondu. *
(şahine) Melisto güzelim niye portala bakıyorsun? Yoksa karnın mı acıktı? Özgünüm canım sana bir süredir yemek veremedim. Seni bıraksam kendin avlar mısın? Hadi o zaman git kendine yiyecek bir şeyler bul.
* şahini salar ve içeriden herkese görünür olan portal girişine aşina olan şahin zorlanmadan dışarı çıkar. *
* Nodaril içeride bir yer altı su kaynağından beslenen bir havuza gider. Hala güller elindedir, yapılan büyülerden sonra her seferinde nasılsa yeniden eline almıştır. Son bir kez koklar ve cüppesinin çok ufak gibi gözüken bir cebine bunları rahatça koyar. Üstünü çıkarıp yıkanırken büyü yaratımı görünmez bir hizmetçi Nodaril"in komutu üzerine aile yadigarı cübbenin üzerindeki lekeleri temizliyordur. *
Temizlenmenin yorgunluğu nasıl da üzerinden aldığını hissetmek müthiş bir duygu.
* Görünmez hizmetçinin getirdiği çileklerden bir tane alır. Görünmez hizmetçi çileği bıraktıktan sonra havuza dökmek üzere parfüm getirmeye gitmiştir, kısa bir süre sonra parfüm havuza dökülür. *
Ve tabii ki yorucu bir günden sonra en sevdiğim yiyecekten yiyebilmek de bir o kadar güzel. Fakat şimdi dinlenmekten daha önemli işlerim var.
* Havuzdan çıkıp saçlarındaki suyu silkeler ve sonra da üstünü giyer *
* İlerideki bir altar üzerine kılıcı büyüterek koyar. Önce bir detect magic yapar, yayılan büyü çok güçlüdür. Barbarın böyle bir eşyayı nasıl bir olay sırasında nerden aldığını merak eder. Unutmazsa bunu yeniden karşılaştıklarında sormak niyetindedir. Buluşmak için bir neden daha çıkmıştır. Ama asıl buluşmayı isteme nedenini merak eder. Aklına o an kendisine verilen güller ve barbarın ayrılırkenki görüntüsü ve sesi gelir. Bir anlık dalgınlıktan sonra kendisini yeniden üstünde çalıştığı işine verir. Daha fazla bilgi öğrenebilmek için bir identify büyüsü yapmasının uygun olacağına karar verir. Büyü malzemelerini getirir: şarap içinde bekletilmiş bir baykuş tüyü, bir inci ve bilgiyi daha rahat öğrenebilmek içn toz haline getirilmiş şanstaşı ve bazı özel tütsüler. Saatler boyunca büyünün aurasını bozabilecek etkilerine karşı büyü bileşenlerini arındırmakla uğraştı. Sonra da büyünün esas kısmına geçti. Uzun süren bir çaba sonunda kılıç üzerindeki büyünün doğası hakkında pek az şey öğrenebildi. Sadece büyünün kötücül bir yanı olduğunu sezebildi. *
Ne olduğunu öğreneceğim, bu ne kadar zamanımı alacak olsa da.
* Ne tip bir büyüyle bunu öğrenebileceğini düşünmeye başladı. Basit büyülere karşı doğasını ele vermiyordu. Güçlü bir tane kullanması gerekecekti. Bir an aklını danışması için dış düzlemlerdeki bir varlığa göndermeyi düşündü. Sonradan vazgeçti, bu yolla çok kısa cevaplar alırdı ve bu büyünün tam olarak doğasını bu kısa cevaptan öğrenemezdi. Biraz daha düşündükten sonra en sağlam çıkar yolun istediği kadar uzun cevaplar alabileceği başka bir büyü olduğuna karar verdi. Kendini dış düzlemlere göndermek yerine diğer düzlemlerden bir canlıyı buraya getirecek ve cevapları ondan burada alacaktı. şu an önünde durduğu altarın diğer tarafında yere çizilmiş olan halkaya gözünü dikti. Bu halka buraya gelecek olan bu tip yaratıkları içinde hapsedecek olan halkaydı. Bir süredir kullanmamıştı, bu yüzden önce ufak yaratıklar çağırıp halkanın gücünü test etmeyi düşündü. Sonra bu denemelerin kendisini yoracağına ve esas büyü sırasında güçsüz bırakacağına karar verdi. Yorgunluk deyince birden ne kadar yorgun olduğunu fark etti. şimdi yatacaktı ve büyüyü sabaha doğru dinlenmiş bir şekilde yapacaktı. Yarın ihtiyaç duyabileceği büyüleri seçti. Bu büyülerin arasında iblisi çağıracak olan büyü, gerekebilir diye dışarı açılan portalı kapatma büyüsünü ezberlemişti. İçeride odasına geçti ve iki dakika sonra kuş tüyü yatağında uyuyordu. *
* Sabaha karşı uyandığında geceliğini çıkarıp cübbesini giydi. Barbarın verdiği taşı cebinde hissetti. Büyü kitaplarını sığmayacak gibi görünen ceplerine zorlanmadan soktu. Çok değer verdiği asasını ufaltıp iç ceplerinden birisine koydu. Yanına odadaki değişik büyü bileşenlerinden koyabildiği kadar koydu. Birazdan yapacağı büyünün taşıdığı risklerin farkındaydı, o yüzden buraya yeniden dönemeyebilirmiş gibi hazırlık yapıyordu. İşleri bitince büyüyü gerçekleştireceği odaya geçti. *
Niye kendimi riske atıyorum? Bu kılıcın taşıdığı büyüyü öğrenmeyi o kadar merak ediyor muyum? O barbara herhangi başka bir kılıç versem? * Duraklar * Ama ya o kılıç benim cübbem gibi değerinin ötesinde bir önem taşıyorsa? Hem kılıç üzerindeki büyünün doğasının kötücül olduğundan o kadar emin değilim.Yapacağım, hem laboratarımı yıkan barbar! Bana çalışacak yeni bir mekan bulacak olan da o! Bana bu çalışma mekanını bulacağı zaman zarfında o kılıca ihtiyacı olacak!
* Düşünür, acaba barbar olmadan da kendisi yeni bir laboratuar olabilecek mekan bulamaz mıydı? Bu düşünce hoşuna gitmez. Daha sonra barbarla zaman geçirmek için bahane arayıp aramadığını merak eder bir an. Bir anlık kafasından geçen düşüncenin sonrasında birazdan bir iblisle karşılacağını kendisine hatırlatır ve çağırma odasındaki altarın önüne gider. Kılıç hala orda durmaktadır. Öağırma büyüsünü yaparken halkanın içindeki mazgalın üstündeki alevler oynamaya başlar, büyümeye ve şekil almaya başlar. On dakika kadar sonra Nodaril"in karşısında Baatezuların en güçlülerinden biri, bir Pit Fiend durmaktadır. Kırmızı, pullu derisinin yanı sıra kanatlı bir insansı yaratığı andırabilir. Dişlerinden iğrenç görünüşlü yeşil bir sıvı damlamaktadır. Vücudundan ateş çıkmaktadır ki bu onun sinirli veya heyecanlı olduğunun bir göstergesidir.Nodaril bir tereddüt anı yaşamaktadır. *
Bu kadar güçlü bir şeyin gelmesini beklemiyordum. Acaba halka onu tutabilecek kadar güçlü mü? Ben bu yaratıkla başa çıkabilecek miyim? Kendimden emin gözükmem lazım, yoksa bu yaratıktan cevap alamayacağım kesin. O yaratığın iğrenç yüzünde gördüğüm şey bir sırıtma mı? Nasıl? Çok vakit harcadım dikkatimi bu kadar dağıtmamam lazım.
* Tam bu sıralarda barbar deliğin bulunduğunu hatırladığı yere gelmektedir. Uzaktan Nodaril"in ilüzyonunu beklerken görür. Biraz daha yaklaşınca deliğin yerinde ufak bir yükselti görür. Yükseltinin üzeri çimlerle kaplıdır. Barbar Nodaril"in yanına gelince ilüzyon barbarın elini tutar ve ileride bir yere doğru yürür. Barbar Nodaril"in eline dokunduğunu sanmaktadır. Bir şeyler konuşuyordur ama bunu ne ilüzyon ne de Nodaril"in kendisi duyabilmektedir. Barbar ilüzyon tarafından elinden tutulup götürülürken birdenbire mekanın değişmekte olduğunu fark eder. Bu arada Nodaril"in yarattığı portaldan barbarın geçmekte olduğunu hisseder ve konsantrasyonunu bu durumda elinden geldiği kadar bozmamaya uğraşarak barbarın portaldan geçişine izin verir. Barbar da geldiğine göre hiç vakti kalmamıştır. Öabucacık gereken cevabı almak için hamle eder. Nodaril konuşur: "Söyle bana"Ne!" . Bu sırada pit fiend halkanın dışına bir adım atmıştır. *
Pit fiend serbest. Lanet! Bu yaptığım son hata olabilir. Beni öldürmek için elinden geleni yapacağı kesin ve itiraf edeyim bu konuda baya avantajlı sayılır. Bunun olabileceğini kestiriyordum" Gene de önceden düşünmekle başına gelmesi arasında büyük fark var.
* Barbar içeri girmiştir. Gördüğü manzarada Nodaril bir altarın önünde durmakta, altarın üstünde kılıcı yatmakta ve bir iblis Nodaril"e doğru yönelmektedir. Portaldan geçerken ilüzyon kaybolmuştu ve barbar şu an sadece gerçek Nodaril"i görmekteydi. Portal arkada hala açık duruyordu ve arkasına bakarsa bunu barbar da görebilirdi. *
ironinin yolu ve zeka
Posted: Sat Jul 05, 2003 6:36 am
by Estebin
Sabah olmuştu ve Estebin hala dün gece o han odasında başına gelenleri düşünüyordu. MASK, kendisine Corax denen o çok kaslı barbar gibi bir kişisel sorununa yardım etmişti. "Dur" dedi kendi kendine, "MASK kimsenin kişisel sorununa yardım etmez.". Biraz daha düşündü ve kendi kendini düzeltti: "MASK kimseye hiçbir konuda yardım etmez. Bu önemli bir konu olmalı ve kendisi bu iş için seçilmişti.". Sesi fısıldayarak çıkıyordu:"Seçildim" MASK beni bir teste tabi tutuyor. Tüm bu karmaşayı ve bulmacanın parçalarını bir anlama kavuşturup doğru olanı yapmam lazım.". MASK ironiyi severdi ve bu sefer ironinin nasıl bir şekilde ortaya çıkacağını merak ediyordum. Daha önemlisi MASK affetmezdi, en ufak hatasında fazlası ile cezalandırılacağını biliyordu. Bu bir yaşam göreviydi. Tüm diğer şeylerden üstün tutması gereken bir görev. Ölen çocuk için hissettiğim duyguları sonraya bırakmalıydım. Bir hırsız her zaman duygularını disipline oturtabilmeliydi. Hissettiğim duyguları hiç direk açığa vurmamıştım ve yaptığım içeri sızmalarda bu başlı başına bir zorunluluktu. Kimse kimliğim hakkında tam bir bilgiye sahip değildi. Estebin"in gözünde hafif bir parlama belirdi.Lonca başkanı hala kendisini erkek sanıyordu. Irkım, boyum, ağırlığım, yaşım, saç, göz rengim ve soyadım kimse tarafından bilinmiyordu. Sadece rivayetler" Sokaklarda Estebin isminden daha fazlası anılmazdı, ve o ismin yaptığı işler de gene rivayetlerden oluşurdu. Kimisi gerçek, çoğu uydurma hikayeler. O çocuğun ilgisini çekme sebebi de bu değil miydi zaten, kendisinin yanına yaklaşıp Estebin olduğunu söyleyebilmişti. Bu kadarını pek çok gerçek usta hırsız yapamamıştı, yapabilenler ise tehdit oluşturduğu için ortadan kalkmışlardı. Tabii ki başlarına gelen kazalarla"
Estebin ayağa kalktı ve aynadan kıyafetinde bir hata olup olmadığını kontrol etti. Her şey tamamdı. Sokakta kendisini sıradan karısına ekmek götürme peşinde orta halli bir tüccar sanarlardı. Buraya girerken sandıkları gibi"
Aynada arkada yatağının altına sıkıştırılmış siyah deri bir zırhın ucunu gördü. Bu zırhı MaNiak"tan almıştı. MaNiak müttefikliğini kabul etmesi üzerine zırhı kararlaştırılan saatte kararlaştırılan han odasına bırakmıştı. Estebin bu olayda kimliğinin ortaya çıkmasını istemiyordu. MaNiak ise oldukça hazırlıklı görünüyordu. Han odası içeride ve dışarıda bekleyen "gözlerle" doluydu. Ancak MaNiak Estebin"in metotlarını tam olarak bilmiyordu. En azından Estebin"in büyü kullanabildiğini bildiğini sanmıyordu. Önce kendini bir Non-detection ileolası kehanet büyülerine karşı koruduktan sonra Estebin içeri kendisini büyüsel yollarla gönderdiğinde dışarıdaki gözlerden hiçbiri olayın farkına varamamıştı. İçeride bekleyen zavallı hırsız ise odaya girdiğinde görünmez durumda olan Estebin"in zehirli bıçağını omurilik soğanına yeyip "uslu bir çocuk gibi" öldü. Zırhı yanında getirdiği bir ufak ve büyülü çantaya girmeyecek gibi gözükmesine rağmen soktuktan sonra nasıl dışarı çıkacağını düşündü. İçerideki hırsızın kılığına girip dışarıya rahatça çıkmayı bir an düşündü. Vazgeçti, onun yerine büyüyle kendini odadaki hırsıza benzetip sırtında kanat çıkardıktan sonra kendini yeniden görünmez yaptı ve sessizce bacaya yöneldi. Yukarıya önce büyüyle görünmez bir göz gönderdi. Bacanın hemen tepesinde kimse yoktu. Bacaya sessizce tırmandı. Öatıya vardıktan sonra ise görünmez vücudunu kanatlarıyla taşıyarak olay yerinden uzaklaştı. Temiz işti.
Estebin"e işin kendisi açısından ironik gelen yanı ise Estebin"in hiç zırh giymiyor olmasıydı. Zırhlar ona fazlasıyla hantal geliyorlardı. Bu gölge zırh bile yeterince iyi değildi, büyülüyken belki ama büyüsü yokken onun da sıradan hantal bir deri zırhtan farkı yoktu. Sadece siyah göze batıcı rengi kendisini herkesin dikkatini çeker bir hedef haline getirirdi.
Zırhı satmak amacıyla almıştı. Ancak bu iş için zırhın kullanım kelimelerini bilmesi lazımdı. şu an bu kelimeleri öğrenme işiyle uğraşmaktan çok daha önemli meseleleri vardı. MASK"ın bu konuya özel bir önem gösterdiğini gördükten sonra artık bu konuya verdiği önem kat be kat artmıştı.
Yatağının yanındaki bir sandığa gitti. Sandığı açtı, içinde pek çok değişik malzeme vardı. Estebin bunları içinde bulunduğu han odasını baştan aşağıya tuzaklarla kaplamak için kullanacaktı. İşe başladı. Önce sandığın içindeki malzemeleri özenle yatağın üzerine koyduktan sonra zırhı sandığın içine koydu ve sandığın kilitine ve kapağına iki farklı tuzak yerleştirdi. Sandığı yatağın altına itti ve sandığın yerinden oynaması halinde çalışacak ayrıca bir tuzak daha koydu. Yatağın çarşafındaki herhangi bir oynamada çalışacak bir tuzak daha koyduktan sonra yatağın altına sürünmek isteyecekler için birkaç tuzak daha yerleştirdi. Geriye cam baca gibi giriş çıkışlar kalmıştı, onları da halletti. En son kapıya da tuzak yerleştirdikten sonra odadan çıktı.
Hanın alt katında hancı bir içki tezgahının arkasında duruyordu. Civardaki masalarda daha kimse yoktu. Belli ki insanlar bu saati içki için biraz erken bulmuşlardı. Estebin hancıya yöneldi, belinden ağırca bir kese çıkardıktan sonra bunu hancıya fırlattı. Hancı bu keseyi gözlerini Estebin"den ayırmadan yakaladı. Estebin buna pek aldırmadı ve konuştu: "Odamın üç aylık parası. Bu üç ay süresince odama kimse girmeyecek. Sonra olacakların sorumlusu ben olmam.". Hancı tehdite pek aldırmış gözükmedi, keseyi içindeki altınları saymadan kemerine rahatça taktı.
Estebin hancıda garipliği fark etti. Bu adam sabah geldiğinde verdiği parayı son bakırına kadar sayan kişiyle aynı kişi olabilir miydi? Estebin yüz ifadesinde hiçbir şeyi ele vermeden düşünmeye başladı. Masalardan birine yönelirken arkası dönük hancıya "bir bira" diye seslendi. Hancı "Tabii bayan" diye cevap verdi. Estebin o an arkası dönük olmasaydı şaşkınlığını hancı da fark edecekti. Estebin durumu bozuntuya vermemek için bilmezliğe geldi: "Bayandan önce birayı ben istedim.". Hancı "Nasıl isterseniz." diye cevap verdi. Son derece doğal bir ses tonuydu ama Estebin bu adamın içinde bulunduğu durumdan oldukça eğlendiğini sezebiliyordu.
Masada düşünmeye başladı. Bu loncanın içinden şekil değiştirici bir doppelganger mıydı yoksa bir ilüzyon numarası mıydı? Ve dokuz cehennem adına kendisinin erkek kılığını ayırt edecek hiçbir eksik yoktu, nasıl kendisi hakkında bu kadar şey bilebiliyordu? Konuşması, görüntüsü, kıyafeti, yürüyüşü, ter kokusuna kadar hiçbir eksiği yoktu. Hancı, Estebin"in kafasını karıştırmıştı. Estebin adam birayı hazırlarken onun yüzey düşüncelerini dinlemesini sağlayacak bir büyünün sözlerini fısıldadı. Girişimi rahatlıkla engellendi, bir taştan bu yöntemle daha fazla bilgi edinebilirdi! Neyin nesiydi bu? Estebin bira önüne getirilene kadar bekledi. Bira geldikten sonra hancı arkasını döner dönmez güçlü bir zehir tozunu fark ettirmeden biranın içine attı.Hafifçe çalkaladıktan sonra cebinden bir elektum çıkarıp bira kupasına hancının dikkatini çekeceğini umduğu şekilde vurdu. Hancı Estebin"e döndü. Estebin: "Düşündüm de şimdi bira içmeyeceğim. Bu birayı sana ısmarlıyorum, parası masanın üzerinde. Üstü sende kalsın." Elektum parayı masanın üstüne bırakıp handan dışarı çıktı. Bu adam her kimse işinde usta olmalıydı ve zehir numarasını yutacağını sanmıyordu. Gene de handa fazla durmanın kendisine de yarar getirmeyeceği açıktı. Dışarıda kendisi hakkında bu kadar çok şey bilen birisinin yaşıyor olması rahatsızlık vericiydi.
Tenha bir köşeye gidip kılığını değiştirdikten sonra büyüyle kendisini bir buçukluğa çevirdi. Arka sokaklara sapıp kırık dökük bir ahşap evin içine girdi. Girdiği odada kendilerini eski püskü örtülerin altına çekip bir köşeye çekilmiş dilenci görünümlü kişiler vardı. Bu dilenci görünümlü kişilerle arasında geçen birkaç dakikalık garip şifreli konuşmalardan sonra Estebin aralarından bir tanesine ödeme olarak cebinden bir yüzük çıkarıp verdi. Artık bu kiralık katillerin hancıya "hoş anlar" yaşatacağını umuyordu. Daha önemli konulara kendini verebilirdi.
Civar halkla günlük lakırdı şeklinde yaptığı konuşmalardan elde ettiği dedikodulardan edindiği bilgilere göre barbar ormanın içine gitmişti.
Gece karanlığında, görünüşü erkek bir elften ayırtedilemeyecek birisi ormana gözlerden uzak bir şekilde gölgelerin içinde sessizce girmekteydi. Yanında MASK"ın verdiği zehirler de vardı.
Posted: Sat Jul 05, 2003 11:50 am
by Raistlin
Barbar ormanın içinde yeniden koşmaya başlar. Koşmak çok hoşuna gitmektedir. Bir adamı 3 kez öldürecek kadar efor sarfeden bir insanın yürümesi bile mümkün değilken, Corax yeni ısınmakta olan bir kaplan gibi ormanda koşarak vücudunun her bölgesine ufak darbeler vuran ağaç dallarını ve dikenli çalıları hiç umursamaz. Yollar kullanılacak kadar güvenli değildir fakat ormanın her bölgesini keskin hafızasına yerleştirmiş olan barbar için istediği yeri ağaçların arasından giderek bulmak çocuk oyuncağıdır. Her zamanki gibi Khoralia dağlarıyla ormanın kesiştiği noktadaki, önü ağaçlar tarafından muhteşem bişr şekilde doğal olarak kamufle olmuş evine gitmektedir. Evine girmeden bir kaç saniye önce hafifçe duraklar ve etrafını dinlemeye başlar. Yerde ayak izi olup olmadığını kontrol eder ve eğilip yeri dinler. Etrafındaki ağaçlardan birine tırmanıp yaprakların arasına saklanarak etrafı süzer. Kendisinden başka hiç bir insan izine rastlayamayan, işitemeyen ve sezmeyen barbar, tatmin olmuş bir şekilde ağaçlardan oluşan labirentin içine girer ve kolaylıkla mağarasının girişini bulur.
Mağaranın içi zifiri karanlıktır. Yalnızca 3-4 yaprak büyüklüğündeki bir delikten ışık sızmaktadır. İçeri giren barbar birkaç saniye gözlerinin karanlığa alışması için bekler. Rahatça etrafını sezebildiği zaman koridorun tuzaksız bölümlerinden geçerek ilerlemeye devam eder. Koridorun solundaki kafesin içinden vahşice hırlamalar ve sinirli hırıltılar gelmektedir. Corax biraz daha ilerlediğinde kafes yukarı doğru kalkmak suretiyle açılır ve dışarıya ok gibi 4 tane kurt fırlar. Dev boyutlardaki kurtlar Corax'ın üzerine en yüksek hızlarında koşarlar ve üzerine atlarlar. Kendini bir anda 100 kiloluk üçü gri biri beyaz dev kurdun salyaları ve ağlamaklı sesler çıkartarak yaralarını yalamaları arasında bulan Corax, sırt üstü yere düşer ve kurtlarını şiddetli bir kuvvetle kucaklayarak sever. Kurtlar sanki yaralarını temizliyormuş gibi Corax'ın bütün yaralarını yalarlar ve kendilerini yere atıp oyunlar oynayarak barbarın kendileriyle diğerlerinden daha çok ilgilenmesi için yalvarır gibi kocaman patilerini sallayarak değişik acıklı sesler çıkartırlar.
Barbar bu sevgi seli arasında diğerlerinin annesi olan dev beyaz kurdun açlıkla çantasını karıştırmakta olduğunu sezinler. Barbar kendi kendine küfrederek çantanın içinden kesilmiş et parçaları çıkarıp bunları kurtlara atar. Kardeş olan gri kurtlar aralarında etler için kavgaya tutuşarak birbirlerini paralamaya başladıklarında barbar müdehale edip başka bir parçayı da kavga edenlerden birine verir. Kurtlar zevkle ve vahşice insan etinin muhteşem tadını çıkartırken barbar da onları biraz daha okşayıp kurtların yemek yerken bile ona kuyruk sallamaya devam ettiğini bir kez daha fark ettiğinde sağdık dostlarına verdiği emeklerin boşa gitmediğini defalarca kez ödüllendirilmiş olduğunu düşünür.
Yüzüne tekrar neşe gelen ve kurtların salyalarının yaralarındaki sızlamayı biraz daha azalttığını hisseden Corax, yüksek tavanlı ve sarkıtlı mağarasının derinliklerine doğru ilerlemeye devam eder. Bu mağarayı bir macerasında keşfetmiş ve içinde kabuslarında bile göremeyeceği, hayal edilemeyecek derecede korkunç yaratıklarla savaştığını hatırlar. Daha 3-4 seneye kadar beraber gezdiği arkadaşlarını hatırlar. Mağaranın Corax'a ve Corax'ın "enteresan zevklerine" hitap ettiğinde hemfikir olan arkadaşları mağaranın kurulmasında ona yardımcı olmuştur.
Cüce savaşçı Tordin, mimar bir kuzenini çağırmış ve mağaraların içerisinde odaların dizaynını ve madenciliğini yaptırmış, korkunç güçlere hükmeden dark elf ölümbüyücüsü Nerak ve hobbit hırsız Tingle mağaranın girişindeki ölümcül tuzağın yapılmasına katkıda bulunmuşlardı. Savaşta defalarca kez kendini kanıtlamış olan ve onların hayatını birçok kez kurtaran "Kaplan Corax" için bu yaptıkları azdı bile. Mağarasından büyük haz duyan Corax ateş yakabildiği tek yer olan ve tavanın dağın en üst noktasına kadar yükselen bir hava boşluğuna sahip ana mağarada ateş yakmaya başladı. Nerak'ın ona verdiği ve parmağından bir ateş çıkmasını sağlayan büyülü bir nesnesi vardı fakat barbar bunu kullanmayı hiç sevmezdi. Büyüden hoşlanmaması bir yana, kuru odunlardan ateş yakmak onun yeteneklerini daha zinde tutuyordu ve bu yeteneğini gerçekten çok iyi geliştirmişti.
Öantasındaki et parçalarından bir kaçını demir bir şişten geçirerek ateşin üzerinde pişmelerini sağlayan düzeneğin üzerine koydu. Etler muhteşem kokular çıkarıp pişiyor, etten sızan yağlar ateşin üzerine düşüp ateşin harlanmasına ve cız sesleri çıkarmasını sağlıyordu. Barbar düşüncelere dalmışken bir iki çiğ et parçasını çiğneyerek doymak bilmeyecek gibi görünen açlığını yatıştırmaya çalışıyordu. Deneyimleri bir şeyler çiğnemenin insanı açlık duygusundan biraz arındırdığını göstermişti ve çiğ et normal bir etten 5-10 kez daha fazla çiğnenmek zorunda olunduğu için bu tür açlık durumlarında çok faydalı olduğunu da kanıtlamıştı. Barbar çiğ eti refleks olarak yuttuğunda boğazını zorlayarak geçen sert parça midesine oturduğunda yüzünü biraz buruşturarak tükürdü. Pişen eti sabırsızlıkla eline alan barbar, deri eldivenlerinden yavaşça ellerine sızan sıcaklıktan ayrı bir zevk alarak pişmiş eti çiğnemeden yutmaya çalışıyordu.
Çok fazla da susamış olduğunu fark eden barbar elindeki kaval kemiğini çiğneyerek kilerine girdi ve oradan kan rengindeki baharatlı elf şarabı dolu olan ufak fıçıya bir kase daldırdı ve bütün kaseyi anında mideye indirdi. 2 kase daha şarap için barbar son bir kase daha alıp tekrar ateşin yanına gitti ve etinin kalan parçalarını da yerken yukarı doğru 150 metre yükselen ve dev dağın en tepesindeki bir boşluktan sızdığını bildiği silik dumanı izledi. Kimsenin yükselen dumanları görmesi mümkün değildi çünkü dumanlar dağın tepe noktasındaki bir noktadan sızıyor ve genellikle karlı olan doruklar boşluğu gizliyordu. Zaten oraya çıkmak isteyecek kişi de ancak bir deli olabilirdi ve her zaman sisli olan dağın tepesinde karlar arasında boşluğu bulması da mümkün değildi.
İninin (Barbar kendini bir kaplan gibi görür ama kurtları da sadakatlerinden dolayı çok severdi) muhteşemliği ve görkemiyle bir kez daha gururlanıp ayı ve kurt postlarının üst üste yığılmasıyla oluşmuş yatağına uzandı. Üstündeki babasının vermiş olduğu siyah deri zırhı çıkartırken büyülü aurasının elini kaşındırdığını farketti. Bu muhteşem armağanın anılarından dolayı ellerinin kaşındığını zanneden barbar babasını bir kez daha andı ve soyunmaya devam ederken emektar kılıcının olmadığını fark etti.
Elf kadını kılıcın büyülü olduğunu söylediği için kılıcı atmıştı. İyi de etmişti ama şimdi başka bir kılıç bulmalıydı. Hırsızlarla olan tek kişilik savaşı kızışmaktaydı ve muhteşem kullandığına inandığı çift elle kullanılan greatsworduna ihtiyacı vardı. Ölümbüyücüsü Nerak'ın çok ilgi gösterdiği ve barbar'a verdiği bir sandık vardı. Corax şimdiye kadar sandığı hiç açmamıştı fakat Nerak'ın sandık hakkındaki sözlerini hatırladı:
"En muhteşem silahı bulucaksın içinde. Ama kullanmalısın onu ancak en zorlu zamanda. Güç elde etmek isteyen vazgeçmelidir bir şeylerden. Ama sen benden sana yalnızca zaferi kazandıracak bir kılıç istiyorsan sana sunuyorum bunu, kullanmaya cüret edebilirsen; fakat en zorlu anında da onu kullanmamaya cüret edemezsin kesin."
Büyücünün bu garip uyarılarını ve karmaşık sözleri ve cümlelerini hatırlayan barbar ekipmanlarının durduğu odaya girdi. Odada bir çok sandık ve barbarın çalışırken kullandığı dev kılıçlar, savaş baltaları, savaş çekiçleri ve bir dolu kocaman silah vardı. En ağır savaş zırhı bile olan barbar bu tür zırhları hareketlerini kısıtladığı için kullanmıyordu. Sonunda Ölümbüyücüsü Nerak'ın ona vermiş olduğu sandığı buldu. Sandık 2 metre boyunda ve uzun inceydi. Nerak barbar'ın silah zevkini bildiği için ona dev bir kılıç bırakmış olmalıydı. Yeni kılıcını ilk kez görmek için sabırsızca kilitleri arayan barbar Nerak'ın kılıç hakkındaki uyarılarını tekrar düşündü. Hayır ona zafer kazandırdığı sürece umrunda bile değildi.
Sandık açılacak gibi görünmüyordu. Ne bir kilidi ne bir açma yeri ne de ayrım yeri vardı. Barbar kutuyu açamayacağını düşünüp vazgeçecekti ki bir anda kutunun içindeki silahı görmek için çok kuvvetli bir istek hissetti. Sanki kutu ona kendine doğru çekiyor onu açması için barbarı zorluyordu. Barbar başının biraz döndüğünü hissetti; fakat bu şaraptandır herhalde diye aklından geçirdi. Sonra biranda karar verdi, bu sandığı açmalıydı. şiddetli bir şehvetle sandığı açmanın bir yolunu arayan barbar kendini kaybedip sandığı yerlere vurmaya ve tüm kuvvetiyle yumruklamaya başladı. Defalarca kez taş kadar sert kutuyu yumrukladı ve elleri kan içinde kaldı.
Acıyla bir anda aklı başına gelen barbar sıyrılmış ellerine baktı ve neden kendine böyle gereksiz bir zarar verdiğini şaşkınlık içinde düşündü. Kutu da kan içinde kalmıştı fakat hiç bir zarar görmemiş gibi gözüküyordu. O anda sandığın üzerindeki kurukafa resimlerinin gözlerinin sandığın üzerindeki kanın emildiğini fark etti. Sandık saniyeler içerisinde ellerinden sızan kanı emmiş ve kutu tekrar tertemiz bir hal almıştı. Barbar bunu pek önemsemedi, büyük ihtimalle Nerak'ın yapmış olduğu kutunun temiz kalmasını sağlayan bir sistem filandır diye kafasından geçirdi. Kutuya tekrar ellediğinde kafataslarının gözleri kızıl bir aura ile ışıldadı. Kutu yavaşça açılarak içerisindeki silahı gözler önüne serdi. Siyah bir metalden yapılmış dev bir kılıçtı bu. Kabzası kafatası sembolleriyle süslüydü. Kılıcın tutacağı parmakların tam oturmasına izin verecek şekilde dizayn edilmişti. Vahşi çıkıntılarla süslü kılıç en az 1,5 metre boyundaydı ve üzeri kan renginde draconic dilinde değişik semboller ve harflerle süslüydü. Tutacağın hemen üstündeki kurukafalı başka korkunç bir sembolün yakut gözleri parlıyor, sivri dişlerinin arasında gri bir duman tütüyordu. Baştan aşağı siyah-mavi bir aura ile parlayan kılıç, onu görenlerde dehşet uyandıran korkunç bir izlenim bırakıyordu. Dünya üzerindeki çok az insan ona dokunmaya cüret edebilirdi. Ya da "Kılıcın kendisi" çok az insanın ona dokunmasına izin verirdi de denebilir. Barbar'ın gözleri zevkle parladı. Kılıcın muhteşemliği karşısında gözleri kamaşan ve dili tutulan barbar, kanlı elleriyle kılıcı tuttu.
O anda kalbine ve beynine korkunç bir acı saplandı. Çok güçlü yakışıklı dev bir savaşçı ona doğru bakıyordu. Yüzünde üzgün bir ifade vardı ve barbarın önünde 20 metre boyunda duruyordu işte. Bir anda sırtını ona döndü ve bulutların arasında gözden kayboldu. Corax hemen bunun Kord olduğunu anladı. Tanrısı ona sırt çevirmişti ve artık onun gücünü içinde hissedemiyordu. O anda karşısında kara bulutlar belirdi ve içinden dev bir kurukafa ortaya çıktı, korkunç kurukafa oynamayan ağzından kahkahalar atıyor, tiz çığlıkları barbarın beynini öldürüyordu. Barbarın dayanılmaz acıya karşı yapabilceği hiç bir şey yoktu.
Kafatasının kapaksız sonsuz açık ateşten gözleri önünde diz üstü eğildi ve kafatasının gücüne teslim oldu. Bir anda sinirle hiç bir canlının, varlığın, hatta tanrının gücüne teslim olmayacağını beyninden kendine bağıran barbar vahşi bir böğürtüyle ayağa kalkmaya başladı. Sanki sırtında binlerce kaya taşıyor, yüzlerce dağ sıtına düşüp onu eğilmeye zorluyordu. Korkunç çığlığıyla kafatasına doğru bağıran barbar sağ kolunun koptuğunu ve kayaların omuzlarını kırdığını hissetti. Yakında tüm vücudu bu görünmeyen kayaların altında kalacak ve yokolacaktı. Karşısındaki kafatasına vahşice böğürtülerle bağırıyor, onun önünde eğilmeyeceğini beyninde kendine tekrarlıyordu. Kafatasının ateş gözlerinin içine daha kararlı bir şekilde baktı ve bir anda gözleri kanamaya başladı. Kafatası gücünü sonuna kadar kullanıyor barbar'ı yenmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Gözlerinden fışkıran alevler barbarın yüzünü yaktı ve gözlerini oyup kör etti. Görmeyen gözleriyle alevlere meydan okuyan barbar, bu sonsuz işkenceye daha ne kadar dayanabileceğini düşünürken bu büyüsel varlığın olmadığını kafasında tekrarlıyordu.
Sonsuz acısı içinde kafatası yüzünden farklı şekillerde defalarca kez ölümü ve her türlü acıyı tadan barbar sonsuz deliliği içinde kayboldu fakat tek bildiği ne olursa olsun bu yaratığın önünde diz çökmeyeceğiydi. Ciğerleri sökülüp, kalbi patlarken ve bağırsakları karnından çekilirken barbar kısılmış boğuk sesiyle cehenneme gitmesi için varlığa binlerce küfür etti. Varlığın sabrı taşarken barbar'ın korkunç inadını ve deliliğini yenemeyeceğini anlayan ve gücü tükenen kurukafa son bir tiz çığlıkla barbarın kulak zarlarını parçaladı ve sonsuz karanlığına geri dönerek kayboldu. Corax kırık omzundan sarkan tek kolu olan sol koluyla kılıcı daha şiddetli sıkarak kesilmiş dilinden çıkan anlamsız sözler böğürdü ve bir zafer ve savaş narası bağırdı. Sonra karanlık onu aldı ve kendini kaybetti.
Corax uyandığında kendini yere düşmüş olarak buldu. Kurtları etrafına toplanmış yüzünü yalıyor, yüzlerini sürtüyor, acıklı bir şekilde ağlıyor onu uyandırmaya çalışıyorlardı. Barbar uyandığında kafası o kadar ağrıyordu ki kafatasının parçalanmış olduğunu zannetti. Kurtları hareket eden sahiplerini görünce bacaklarının arasına kıstırdıkları kuyruklarını serbest bırakıp hızlıca sallamaya başladılar. Barbar onları teselli edercesine sertçe sevdikten sonra (Büyük hayvanları sevmek için şiddetlice sevmek gerekirdi) vücudunun hissettiği her yeri için Kord'a dua etti. Bir daha elf şarabını çok hızlı içmeyeceğim, hiç de eğelenceli rüyalar görmüyorum diye kendi kendine mırıldandı. Fakat Kord'un onu dinlemediği gibi bir hisse de kapıldığını itiraf etmeliydi. Hep içkiden diye düşündü ve muhteşem kılıcının olduğu yere baktı.
Kılıç sıradan bir görünüme sahipti, eski şatafatını kaybetmişti. Mükemmel bir işçilikle yaratılmış siyah metalden bir kılıçtı bu. Gerçekten içki ona bu kılıcı ne kadar da farklı göstermişti. Kurtları üzüntülü iç geçirmelerle uzaklaşırken barbar neden bir anda böyle korktuklarını merak etti. Barbar kılıcı yeniden eline aldı ve soğuk metali okşadı. Elinde ağırlığını hissetti ve bir kaç kez savurarak dengesinin mükemmel olduğunu farketti. Kılıç havada sanki kayıyor, hem havayı hem zamanı yarıyordu. Ne kadar hızlı sallarsa sallasın kılıç hiç bir ses çıkarmıyor, yıllardır kapalı kalmasına rağmen tozların ve zamanın bile yıpratamadığı muhteşem metal sanki vücudunun bir uzvuymuş gibi tam istediği hareketi yapıyordu. Kılıçta siyah deri zırhına benzer bir karıncalanma ve kaşınmanın bu silahta onlarca hatta yüzlerce kez daha şiddetli olduğunu farketti. Bu karıncalanma onu bir derece rahatsız ediyor aynı zamanda korkunç bir şekilde heyecanlandırıyor ve mutlu ediyordu.
Barbar yeni kılıcının keskin kısmını parmak uçlarıyla nazikçe okşadı. Eli derince kesilmişti. Kılıç yıllardır kullanılmamış olmasına rağmen en sert zırhı hatta taşı bile kesecek kadar keskindi. Barbarın okşayan parmaklarını tereyağı gibi kesmişti, kim bilir bir düşmanın kemiklerini nasıl keserdi? Barbarın kesilen parmaklarının yarasının derin olduğunu fark etti. Bu arada kılıcın üzerindeki kan rengindeki harflerden bir kısmı kanı emerek parlamaya başladı. Barbar bu görüntü karşısında biraz irkildi. Kılıç kan için ona yalvarıyordu. Barbar kanayan parmaklarını diğer harfler üzerinde de gezdirdi ve diğer harflerinde ateş gibi yanmaya ve kaynamaya başladığını farketti. Sanki kanı parmağından akmıyor, kılıç tarafından emiliyordu. Kılıç tekrar ilk gördüğü haline geri dönmüştü mavi-siyah aura ile parlayan kılıç ve kan rengindeki muhteşem draconic harflerle etrafı yakarak bakan yakut gözler.
Barbar kılıçtan bir enerji dalgası yayıldığını farketti ve parmağındaki yara tatlı bir zevkle karışık olarak iyileşti. Aynı hissi bacaklarındaki sıyrıklarda kaslarındaki yorgunluğu, ezilmeleri ve gerginliği de aldığını farketti. Kendini mükemmel hissediyordu. Yeni doğmuş kadar sağlıklıydı ve kılıç elindeyken kendini dağları yıkacak kadar güçlü hissediyordu. Bir anda tıslayan bir ses duydu: "Ssssssaaaaahip..."
Barbar irkilerek etrafına bakındı, kim onun mağarasını bulmuş olabilirdi? Kim olursa olsun barbarın yeni kılıcıyla tanıştıktan sonra bu bilgiyi ancak cehennemin en derin noktasına kadar götürebilecekti. Savaş pozisyonunda gezerek mağaranın karanlıklarını, konuşan hırsızı bulup onu bacaklarından kurtarmak için dikkatle incelerken ses bir kez daha geldi: "Ssssssaaaaahip... Benim."
Barbar çileden çıkmış bir şekilde etrafına fıldır fıldır dönen gözleriyle bakarken sesin ensesinden geldiğine yemin edebilirdi. Kahretsin karanlıkların içini görebilseydim diye düşündü. O anda etrafındaki bütün karanlıklar aydınlandı. şaşırıp kalan barbar sonsuz karanlığa gömülü olan mağarasının apaydınlık olmasından dolayı şaşkına dönmüştü. Panik içinde etrafına bakınan barbar sinirle bağırdı: "Her kimsen geç karşıma ve öyle konuş benimle!" diye bağırdı. Bir anda kılıç elinden nazikçe kaydı ve barbarın önünde havada durdu. Barbar sıkı sıkı kılıcı kavrıyor olması gereken ellerine baktı sonra da önünde havda uçan ve ateşler saçan gözleri olan kılıca baktı. Bir kılıç konuşabilir miydi? Tabii ki hayır diye düşündü barbar bunun bir büyücü numarası olması ihtimaline karşı ne yapabileceğini düşündü:
"Emredersin sssssaahip!" dedi tıslayan ses. Artık barbar emindi. Konuşan kesinlikle kılıçtı. Böyle büyülü bir kılıcı ona verdiği için Nerak'a binlerce bela okudu. "Hayırr ssssaaahip ben büyülü değilim. Ben zaferin kılıcıyım. Ben seni rüyalarına götürecek ve seni yenilmez yapacak olan kılıcım. Beni taşıdığın sürece ben seninim ve zafer de bizim. Beni taşıdığın sürece ben senin gözünüm, kulağınım, gücünüm, kalbinim ve senin istediğin herşeyim. Ben senin yoldaşınım, savaşta güvenebileceğin tek kişiyim. Sen ve ben sonsuza kadar beraberiz ve sonsuza kadar yaşayabiliriz." Barbar kılıcın söylediği kulağına tıslayan sesiyle fısıldadığı muhteşem zaferleri, sonsuz gücü, ölümsüz yaşamı ve daha bir çok inanılmaz şeyi dinledi. Yüzü karanlık bir gülümsemeyle kapladı. İtiraf etmek istemese de bu kılıç gerçekten bir daha ayrılmak istemeyeceği bir kılıç olabilirdi. Hem kılıç ben büyülü değilim demişti. BU durumda onu almamak için bir nedeni de yoktu. Yalnızca tıslayan sesine katlanmak zorunda kalcaktı fakat kılıcın söylediklerinin çok hoşuna gittiğini de düşünmeden edemedi. Sonunda kılıcı elinde tuttu ve tüm kuvvetiyle sıktı. Ölümbüyücüsünün söyledikleri hatırlayarak sordu: "Peki karşılığında ne istiyorsun?" Kılıç hiç bir şey söylemedi ve sessizleşti.
Barbar sonraki gün kalktı ve kahvaltı etmek için ava çıkmaya karar verdi. Hem bu gün o muhteşem elf büyücüsünü belki de bir kez daha görecekti. Onu düşününce bir kez daha kanı ısındı ve kalbi hızlandı. Barbar hevesle zırhını kuşandı ve yeni kılıcını sandığından alıp sırtındaki kınına soktu. "Ben arkanı kollarım ssssahip" diye fısıldadı kılıç. Barbar buna ihtiyacı olmadığını biliyordu ve tam kılıca bir şey söyleyecektiki: "Aaah evet sen çok güçlü bir savaşçısın sahip senin hızına ve hislerine yakalanmayacak hiç bir rakip tanımıyorum ben gene de sırtını bana dayadığında güvende olacağını söylemek isssstedim" der. Barbar zihninin okunmasından rahatsız olup kızar ve kılıç daha fazla konuşursa onu yanına almayacağına kendi kendine söz verir. Kılıç bir söz daha etmez.
Barbar sessizlikten memnun mağarasının çıkışına ilerlerken yanına kalın çift kirişli dev yayını da almıştır.
Ormanda avlanırken hızlı bir şeyler avlamak istediğinde yayını kullanmaktadır fakat kılıçla savaşmanın verdiği zevki okçuluktan alamamaktadır. Kurtlarının yanından geçerken onların ormandan avlayıp inlerine getirdikleri hayvanları kemirdiklerini farkeder. Corax geçerken kurtlar hırlamaya ve ulumaya başlar. Bu arada arada ağlamaklı ve acıklı sesler çıkarıp kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırırlar. Bu ilginç tavır karşısında kurtların hasta olup olmadığını kontrol etmek isteyen Corax kurtların kendisinden köşe bucak kaçtıklarını farkeder. Corax bu durumu çözümlemeyi geceye ertelemek için kafasına yerleştirir ve mağara çıkışına yönelir. Gizli labirentinden dışarı çıkan barbar sabah güneşinin derisindeki yakıcı fakat hoş etkisinden ayrı bir haz duyar ve orman havasını ciğerlerine çekerek vücudunun mükemmel sağlığına hayret eder.
Ormanda biraz dolanır ve vahşi dut ve çileklerden toplayıp yer bir kısmını da çantasına doldurur. Sonra çantasının dünkü etlerin kurumuş kanıyla dolu olduğunu hatırlar ve dün çantasını temizlememiş olduğu için kendi kendine küfreder. Öantasının içine baktığında içinin muhteşem bir temizlikte olduğunu farkeder. Aynı zamanda üstü başı da yıkanmış gibi tertemizdir. Buna bir anlam veremeyen ve pislikle yaşamaya alışık olan barbar bu değişik durum karşısında ava çıkar. Av çok kolay olmuştur. Bulduğu 3 tavşan da kendisini hiç görmemiş ya da hiç hareket etmemişlerdir. Bunu kendi muhteşem avcılık yeteneğine baylayan barbar yemeğini pişirir ve yedikten sonra Nodaril'i en son görmüş olduğu topraktaki göçüğe doğru yola çıkar. Tavşan avlamak için mağarasından çok uzaktaki bir koruda bulunan Corax, iyi tanımadığı bu ormanı da bilgi hazinesinin içine katmak için etrafını iyice incelemeye başlar.
Yerdeki işaretleri ve değişik şekillerde büyümüş olan ağaçları kafasına kazıyan Barbar bir anda bir sesle irkilir. "Ziyaretçilerimiz var sssaahip..." Barbar anında kılıcını çeker ve bir ağacın arkasına saklanır. Uyarıyı dikkate alarak etrafı dinlemeye konsantre olur. Bir anda duyma yeteneğinin inanılmaz arttığını farkeder. Yuvasında yumurtasını kırmaya başlayan bir kuşun sesinden, yerde yaprakları sürüyen karıncalara kadar her sesi net bir şekilde duyabilmekte uzaklıklarını da mükemmel bir şekilde tahmin edebilmektedir. Sonunda aradığını bulur.
10 tane adamın nefes alış seslerini ve giydikleri deri montları zeminde hafifçe sürüdüklerini duyar. Sessiz olmaya çalıştıklarını anlar. Kimler acaba diye düşünür. O anda onları gördüğünü farkeder. Bakışları ağaçları delip geçerek 10 adamın yerlerini apaçık ortaya sermektedir. Simsiyah giyinmiş pelerinli ve ağızlarına kadar örtülü 10 kişilik bir assasin timi en sessiz hallerinde ormanı araştırmaktadır. Corax beni arıyorlar diye düşünür, şimdi ormanda arkamdan gelme cüretini gösterenlere neler yapacağımı göstermenin zamanı diye düşünür.
Sessiz olmaya ve görünmemeye çalışarak assissin timine doğru ilerler. Nasıl olursa hiçkimse onu farketmez ve hiç bir şey yokmuş gibi ilerlemeye devam ederler. Barbar sonunda ortaya çıkar ve tam önlerinde dikilir. Onlara seslenir: "Oooo kimler gelmiş, ne yapıyosunuz bakalım burda?" Assasinler şimşek hızında oklarını ve hançerlerini çeker. Bazıları kollarındaki repeater hand crossbowlarını hazırlar ve bir anda yokluğun ortasından ortaya çıkan "kara şovalyeye" doğrulturlar silahlarını. Yüzüne kuru kafa'dan bir maske giyen şovalyenin gözleri ateş gibi yanmaktadır. Sonsuzluktan daha siyah olan zırhının üzerinde yüzlerce kuru kafa deseni ve şekli bir çok parlayan yakut göze çarpmaktadır. 2.2 metrelik savaşçının elindeki dev kılıç göz alıcıdır, üzerindeki korkunç aura sayılmazsa inanılmaz rakamlarla el altından piyasa değerine sahip olduğu açıktır. Assasinler birbirlerine bakıp çarpık ve sessiz bir gülümseme atarlar.
Tek gözü olmayan liderleri olan gözüyle diğerlerine bir göz kırpar ve kara şovalyeye döner: "Aaaa selam büyük savaşçı, biz ormanda dev bir barbar savaşçı arıyoruz belki onu görmüş olma ihtimalin vardır. Eğer bize bu bilgiyi verirsen seni çok cömert bir şekilde ödüllendireceğimizi bizzat ben garanti ediyorum" der. Assasinler nasıl olsa bu tek başıan şovalyeyi öldürecektir. Sahip olma ihtimali olan herhangi bir bilgiyi de ağzından kapmaya çalışmak için adama yalan vaatlerde bulunmakta hiç bir sakınca görmezler. Eninde sonunda o muhteşem büyülü kılıç ve zırh onların olacaktır.
Barbar bariton bir kahkaha atar. Üzerindeki deri zırhın kollarından gözüken pazularını şişirerek kılıcını sıkıca tutar ve bağırır. "O halde aradığınızı buldunuz köpekler, sizi kuşbaşı yapıp böceklere yediricem!"...
Kara şovalye kılıcını kaldırır ve iki elinin arasına yerleştirir. "O barbarı öldürmek için önce benim cesedimi çiğnemek zorundasınız!" diye bağırarak bir anda saldırır...
Barbar üzerine yağan crossbowların seslerini duyar. Bir anda yerde takla atıp crossbow oklarından kaçarken ilk rakibinin önüne geldiği anda ayağa sıçrayıp korkunç kılıcını inanılmaz bir hızla yukarı doğru savurur. Önündeki rakibi hiç bir şey yapamadan donakalmıştır. Barbar bir kaç salise sonra üzerine yağan kanla yıkanır ve kılıcın rakibine çarptığını bile hissetmediği için bir an duraksar. Kılıç gerçekten çok keskindir. Adamın zırhını kağıt gibi kesmiş iç organlarının içinden geçerken de yavaşlamamıştır bile.
şimşek gibi hareket eden kara şovalye göz açıp kapayana kadar adamlarının yanına gelmiştir. Assasin lideri savaşçıyı başı dönerek izler ve tek yapabilceği geri adımlar atmaktır. Saniyeler içerisinde şovalyenin üzerine atlayan iki adamı da daha henüz havadayken parçalara ayırdığını farkeder. Bu rakip biraz dişli çıkmıştır. Daha fazla adam kaybetmemek için adamlarına seslenir.
Barbar havada kestiği rakiplerinden sonra kendisine ufak bir crossbowla ateş eden bir diğer assasin'e doğru koşar. Zırhının özelliğini kullanarak 2 katı hızında koşmaya başlamıştır ve buradaki işi bittiğinde biraz yorulacak olmasına rağmen elinden adam kaçırmak istememektedir. Kılıcını, kendini katana ile savunmaya kalkışan asssasin'in tam kalbine sokar. Tek gözlü liderin sesi duyulur: "Geri çekilin! Kaçın!" O anda kılıcı korkunç bir güçle rakibinin tüm kanını vücudundan emer ve kurumuş vücudu kılıcın ucunda sallanmaktadır. Barbar öldürdüğü adamın bir kaç saliseye sığdırmış olduğu korkunç ölüm çığlığı karşısında irkilir. Aynı çığlığı kendisinin de attığını hatırlar ve tüyleri ürperir. Fakat şimdi düşünmek için zaman değildir. O anda sırtında bir ağrı hisseder. Bir bolt sırtından zincirine doğru batmıştır.
Kara şovalyenin bir anlık dalgınlığından yararlanan hırsız en ölümcül zehirlerden biri olan Black Lotus sürdüğü boltu fırlatır. şovalye tam sırtından akciğerine yakın bir yerden vurulmuştur. Fakat boltun şovalyenin zırhına çarpıp alev aldığını görünce morali çok bozulur ve liderinin geri çekil emrine uymaya karar verir. Assasin kafasını geri çevirip koşmaya başlayacakken beyninin tam ortasına girecek olan daggerı insanüstü bir hızla fırlatan kara şovalyeyi hiç görmez.
Barbar sırtındaki hafif ağrıya sebep olan kişiyi görmek için arkasını döndüğünde daggerını çeker ve boltu attığını bildiği hırsıza doğru fırlatır. Ayağı taşlı zeminde kayan ve başarısız bir atış yapan barbar daggerın rakibinin tam kafatasının arkasına saplandığını fakettiğinde bir kez daha şaşırır ve yeteneğine hayret eder.
Kılıç barbarın kafasına sürekli fısıldamaktadır: "Sağında 2 tane kaçmaya çalışıyor. Soldaki saklandı onu geri dönüp öldürürüz. Hadi daha hızlı koş liderlerini de öldürelim." Barbar bir anda neden kılıcı dinlediğini merak eder. Hiç bir efor sarfetmeden 5 kişiyi öldürmüştür ve savaştan artık zevk alıp almadığından bile şüphe duyar. Sanki kılıç onun zevkini Corax'tan çalmaktadır. Corax bir kez daha bunları düşünmenin zamnı olmadığını düşünüp diğer rakiplerine doğru en hızlı şekilde saldırır. Geriye kalan 3 hırsızı da yüksek hızı sayesinde yakalar ve acımasızca tek vuruşta katleder. Üstü başı kana bulanan barbar kılıcının kansız olmasına hiç şaşmaz. Zırhının büyüsü bitip bacakları yorulduğunda barbar nefes nefese durur ve uzaklaşmakta olan lideri seyreder. "Kahretsin onu da öldürmek zorundaydık der" Bir anda kılıç müthiş bir güçle mavi bir aura ile parlar. Buz gibi soğuyan kılıç barbarın ellerine kenetlenir. Uzakta koşmakta olan lider bir anda durur. Bacakları sanki yerden kalkmıyormuş gibi bacaklarını elleriyle çeken tek gözlü assasin sinirle arkasına bakar ve daha kuvvetli bir şekilde bacaklarına asılır. Barbar ayaklarını sürüye sürüye yorgunluk içinde hızlı tempoda yürümeye devam eder.
Kahretsin kara şovalye onu büyülemiştir. Bacakları beyninin verdiği emirleri dinlemiyor onun hareket etmesini imkansız kılıyordur. şovalye yanına geldiğinde kılıcından yayılan korkunç soğuk aura onu dondurur. Öleceğini anlayan lider, gözyaşları içerisinde korkunun geçmesi için tanrısına yalvarır. Hayatı boyunca hiç bir şeyden korkmamış olan fakat şimdi salya sümük korku içinde ağlayan lider kafasını kara şovalyeye doğru kesmesi için uzatır. Fakat şovalye kılıcı tam kalbinin üzerine dayar ve vahşice kalbinden sokup sırtından çıkarır.
Barbar bir kez daha kılıcın başka bir düşmanını daha emip kurutmasını izler. Kılıç kulağına fısıldar: "Bir tanesi kaçıyor ssssaahip, doğuya doğru 150 metre ileride ola....".
"Kes! Daha fazla konuşmanı istemiyorum. Senin yüzünden artık hayatımın tek amacı olan savaştan bile zevk alamıyorum." Kılıcın aurası korkunç bir güçlü parlamaktadır. Barbar elinde tuttuğu kılıcın gücünün inanılmazlığını henüz tam olarak idrak edememiştir. Kılıç konuşur:
"Yakında sssaahip. Senin bile tek başına çıkamayacağın bir rakiple karşılaacaksın ve eğer ben yanında olmazsam cehennemin en derininde korkunç bir şekilde yanacaksın." Barbar hemen kararını alır. Kılıç bundan sonra mağaradaki kutusunda güzel güzel duracaktır. Bir yolculuğa çıkmak için fazla geveze bir kılıçtır bu. Gereksiz itirazlardan ve uyarılardan hoşlanmayan barbar, kendisini heyecan ve sürprizden mahrum bırakan kılıcı içten içe sevmemeye başlamıştır. Bacaklarındaki yorgunluk geçen barbar Nodaril'i bulmak için tekrardan yola koyulur.
Acaba kadın kendisini orada bekleyecek midir? Süratini arttıran barbar nefes nefese ağaçları adeta parçalayarak ormanda ilerler. Tanıdığı patikada biraz daha koştuktan sonra istediği yere ulaşır. İşte Nodaril orada duruyordur. Daha dün içerisine dev bir taş yuvarladığı delikse doludur ve diğer arazi ile aynı bitki dokusuna sahitir. Barbar bunun nasıl olabileceğini düşünmeye çalışırken, kadının güzelliği karşısında bir kez daha iç geçirir ve düşünmeyi tamamen bırakır. Corax nefesini biraz düzene sokmaya çalışır ve Nodaril'e doğru ilerler. Nodaril anında onu farkeder ve yüzünde hoş bir gülümseme olduğunu görünce, barbar mutlulukla ona doğru yaklaşır. "Selam Nodaril, seni fazla beklettim mi?"
"Gel seninle konuşmak istediğim bir kaç konu var". Nodaril barbarın elinden tutar ve yürümeye başlar.
Barbar teninin Nodaril'inkiyle buluşmasından büyük bir haz duyar ve onun yanından yürümeye başlar. Nodaril'in arada bir yüzüne bakıp ifadesiz olduğunu farkeder, sadece ufak bir gülümsemesi vardır. "Sana verdiğim çiçekleri ve taş parçasını beğendin mi?" diye sorar. Kadın cevap vermez ve yürümeye devam eder. Barbar sıkıntıyla gittikleri yöne bakar. Ormanın bir bölümüne doğru gitmektedirler. Barbar gittikleri yerde yalnızca orman ve onların olacağını düşünüp kendi kendine gülümser. Heralde elfler böyle egzantirik ve gizemli yolları seviyorlardır diye düşünür kendi kendine. Bir kaç saniye daha ilerledikten sonra barbar bir anda kendini başka bir boyuta geçerken bulur. Elini tutan Nodaril'in eli yokolmuş kendisi de devasa yükseklikteki tavanlı bir mağarada dev bir pentagram sembolü ve bol bol meşale ve mumun olduğu bir yerde bulur kendini. Hemen kılıcını çeker ve elinde titreşen ve kaşındıran metali hissedince kendini daha güçlü hisseder.
Pentagramın ortasında kuyruğundan başına 20 metre boyundaki derisinden alevler saçan boynuzlu bir iblis gördü. Yüzlerce sivri dişinin arasından dili dışarı çıkmış ağzındaki korkunç zehri etrafa saçıyordu. Yalnızca mağaradaki varlığı bile ısıyı dayanılmaz derece arttırmıştı. Barbarın ilk şoku atlatması kısa sürdü. Kılıcının elinde olmasından ve yokedici derecede korkunç olan vahşetine çok güvenen barbar cesaretini hemen kazanmıştı. Kılıcıyla bu iblisi parçalara bölecek derisinden kendine zırh yapacak, gözlerini oyup alkole koyacak, boynuzlarından evine mobilya yapacaktı. Bir anda korkunç yaratık pentagramdan bir adım ileri attı ve yer sallandı. Mağara adımın boğuk sesiyle inledi. İşte o anda barbar Nodaril'i gördü. Dev iblisin tam önünde hava akımında dalgalanan saçlarıyla 20 metrelik deve bakıyordu. Baatezu'nun ilerlemeye devam ettiğini ve Nodaril'in geri geri gittiğini fark eden barbar durumun kontrolden çıktığını anladı ve sevdiği kadını kurtarmak için vahşice bağırdı ve koşmaya başladı. Ciğerleri patlayana kadar bağıran barbar bir rahip dışında hiç bir insanın koşamayacağı kadar hızlı bir şekilde böğürerek pit fiend'a doğru koştu. Gözü dönen ve korku bilmeyen deliliğine teslim olan barbar tüm kuvvetiyle bağırdı: "Buraya gel iblis! O kadına dokunursan sana öyle bir acı tattıracağımki beni cehenneme yolla diye yalvaracaksın!".
Pit Fiend dev pençeleri ve kılıç kadar keskin dişleri arasında parçalarına ayıracağı ve cehennemde çektiği acıların öcünü alıp hıncını çıkaracağı bu zavallı ölümlüye yavaşça yaklaştı. Üstün kuvveti ve korkunç varlığı altında ezilen ve onu çağıracak kadar münasebetsiz olan elf yaratığının ruhunu emip cehennemde sonsuz acı çektirecekti. Yer yüzündeki diğer ölümlülerden de cehennemin öcünü alacak ve bir sonsuzluk boyunca çektiği işkencelerin ve ateşin acısını çıkarmak için defalarca kez cinayet işleyecekti. Bir an boğuk bir bağırtı duydu kafasını o yöne çevirdi. Üzerine müthiş bir hızda kara bir şovalye geliyordu. Elindeki çöp kadar kılıcını kaldırmış basit insan dilinde haddini aşan sözler ediyordu. Önce bu ufak tehditi ortadan kaldırmak için onunla yüzleşen iblis, en korkunç kükremesiyle kara şovalyeye doğru bağırdı ve kendi komutası altındaki iki iblisin adını söyledi.
Infernal dilinde söylediği sözler insanlara böğürtüden başka bir şey ifade etmemesine rağmen görünmez bir portaldan 2 baatezu daha ortaya çıkar. Ellerinde longswordlarıyla korkunç çığlıklar atan 2 metrelik cehennemin kendisi gibi yanan iblisler, komutanlarının böğürtü şeklindeki öldür emriyle kara şovalyeye doğru koştular.
Nodaril Pit Fiend'in korkunç gözlerinin ve bakışlarının üzerinden alması üzerine omuzlarındaki bir dağın kalkmış olduğunu hissetti. Artık rahatça konsantre olabilir ve büyülerini yapabilirdi. Barbar tam zamanında gelmişti. şimdi Nodaril'in düşünmesi gereken mağarayı yıkmadan ve barbarı da öldürmeden bu iblisi nasıl yokedeceğiydi ve bu gerçekten de çok zor bir durumdu.
Barbar önünde bir anda beliren alevler içindeki suretleri görünce hiç hızını yavaşlatmadı amacı ikisini de hemen parçalayıp asıl amacı olan Dev iblise ulaşmak ve Nodarili kurtarmaktı. Korkunç böğürtüler çıkaran iblisler barbara doğru saldırdılar ve uçarak üzerinden geçerek mızraklarıyla ona saldırdılar. Mızraklar yerde savaşmaya alışkın olan barbarı gafil avladı ve biri omzunu biri de bacağını sıyırarak barbarın ayaklarını yerden kesti. Sırtüstü yere yapışan barbar tüm iblisleri cehenneme yollayacağına yemin etti. O anda beyninde bir ses duydu:
"Hayatını bana ver ölümlü. Seni inanılmaz kuvvetli yapabilirim. Seni dünyanın gelmiş geçmiş en büyük savaşçıcı sayapabilirim. Ruhunu savaşın sonsuz olduğu cehennemde kanla besleyebilirsin. Tek yapman gereken s...".
"Onu dinleme ssssaahip. O seni öldürüp ruhuna sonsuza kadar işkence çektiricek. Bense onun söylediklerini sana dünyadayken tattıracağım, hem de sen canlıyken"
Barbar Pit Fiend'ın komuta edici gücünden kılıcı sayesinde sıyrıldı ve atik bir şekilde ayağa kalktı. Bu arada üstündeki 2 baatezu da mızraklarıyla yeni bir saldırıya hazırlanıyorlardı. Kafasını tepeye kaldıran barbar, pit fiend'ın attığı devasa ateş topunu görmedi bile. Tam üzerine mızraklarla atlayan iblislere karşılık verecekti ki, barbar içgüdüleri onu uyardı. Bir anda kendini kuvvetle geriye fırlatan barbar Pit Fiend'ın üzerine fırlattığı ateş topundan son anda kurtuldu. Mağaranın tabanını da kurutup karartan korkunç alevler barbarın yüzünü yalayıp geçti. Kılıç artık yerinde durmak istemiyor, kan kan diye uluyordu.
Barbar da aynı durumdaydı. Rakipleriyle kılıçlarıyla savaşmaktan sonsuz haz alan barbar bu tür büylü yaratıklarla savaşmaktan nefret ederdi. O anda tepesinde bir şimşek çaktığını duydu. Tepesindeki 2 iblis çarpılarak yere taş gibi düştüler. Barbar hemen rakipleirnin üzerine atlayıp kafalarını kolayca kopardı. Üstünü başını kana bulayan barbar savaşın vahşetini tekrar içinde hissetti ve böğürerek pir fienda koşmaya başladı.
Nodaril havada mızraklarıyla barbarı oyalayan 2 iblisi şimşekleriyle bayıltmıştı. Fakat bu hareketi Pit Fiend'ın hiç de hoşuna gitmedi ve dikkatini onun üzerine çevirmesine neden oldu. Nodaril contingency büyüsünün içine yerleştirmiş olduğu koruma büyülerini yaptı ve kendisine zaman kazandıracak başka bir hareeti hızla düşündü. Tam büyüsünü yapmaya başlamıştı ki iblis onu avucunun içine aldı. İblisin avuçlarındaki korkunç gücünden kurtulmaya çalışan Nodaril sonunun geldiğini biliyordu. Pit Fiend onu parçalarına ayırıp sindirmek için ağzına götürürken acıyla bir çığlık attı.
Barbar tüm hızıyla koşmuş ve İblis Nodarili eline aldığı anda kendinden geçip deliliğin ve adrenalinin gücünün damarlarını patlatacak akdar zorladığını hissetti. Artık yer yoktu artık zaman yoktu, artık düşünmek de yoktu. Tüm hızıyla Pit Fiend'ın bacaklarının altına girdi. İblis'in karnını deşen barbar hiç durmadan ayaklarına darbeler indirmeye başladı. Uluyan kılıcı iblisin kemiklerini tereyağı gibi kesiyor etini deliyordu. Yaratığın kanını sürekli emen ve gittikçe güçlenen kılıç yaydığı soğuk aura ile de yaratığın kestiği kısımlar
Posted: Sun Jul 06, 2003 6:01 pm
by MASK
* bayağı bir olay olduğu için aradabiraz geriden başlıyorum*
O akşam hancı diğer tüm işler karısına bırakarak durmadan pencereden bakıyordu... Karısı onun için endişeli idi. Aile ile dost olan müşteriler bu akşamki olaydandır hepimiz sarsıldık diyerek onu avutmaya çalışıyorlardı... Sonra bir anda benim çıkmam lazım dedi kadın itiraz etmeye hazırlanıyordu ama o kapıyı çarpıp çıkmıştı bile... Karısı arkasından koşup baktığında ise adam yoktu... MASK sokaklardan hızla ilerleyip ormanda Gölge dansçısı ile malowanın karşı karşıya geldikleri yere geldi.. Gölge dansçıları... Pek çok kişi hatta kendileri bile bu kişilerin MASKla bağlantıları yok zannederdi.. Ama vardı... Evet Gölge dansı okulunun sayılı birkaç yöneticisi bunu bilirdi... Ve son gün gerçekleştirilen bir ayinle bu savaşçılarla MASK arasında zihinsel bağ kurulurdu.. Onların amacını anlayamadıkları bir ayinle.. Ve MASK onlara birşey emrettiğinde genelde reddedemezlerdi MASKtan nefret etseler bile.. (hatta bu onların MASK a yardım etmesinin beklenmemesini sağlayıp işe bile yarardı...) Ama bazı hatalar oluyordu (ve bunlar gerektiği gibi cezalandırılmıştı...) şimdi de malowanın önünde bir gölge dansçısı vardı... Ama ona izin veremezdi... Öünkü bu savaşçıların mask la bağlantısı biliniyordu.. Malowanın ölümüne doğrudan karışmamalı idi... Gölge dançısına emir verdi... Dur saldırma o düşmanın değil.. Gölge dansçısı bir an durakladı.. Hayır budan fazlası olmalı idi ... Tekrar hayır saldırma dedi...Adam silahını doğrultmaya devam ediyordu...Malowan dalmış yanındaki cüce ise dikkatsizdi... İnanması gerçekten güç dedi MASK düşmanımı kurtarıyorum... O anda O anda gölge dansçısı silahını kullandı çok kısa bir süre MASK okların yönünü değiştirdi ve oklar dansçının bacağına saplandı.. İki barbarda kısa bir şaşkınlık sonrasında seni öldüreceğiz aşağılık herif diye saldırdılar Gölge dansçısı hafifi gülümsedi... Ve ortadan kayboldu.. MASK onun yaraları iyileşmeden barbarların önüne çıkmayacağını umuyordu... Tabii bu hatanın da cezası verilecekti ama şimdi daha önemli işler vardı..iki barbar şehre doğru yol aldılar... Mask ayrılmak üzere iken coraxın geldiğini gördü... Bu bana meydan okuyan barbar değil mi izleyelim dedi.. Ve merakla izlemeye başladı... Barbarı aşağı adım adım takip etti tüm o dövüşleri sonra da kaçışı izledi.. Ve Sonra barbarın kılıcı fırlatışını... O anda içi öfke ile doldu.. Barbar onun hilesini altetmişti... MASK kılıca büyüyü saklamaya yarayan başka bir büyüyü yapmadığı için kendini suçladı... Sonra iki seçeneği vardı barbarı izlemek veya büyücüyü takip etmek.. Ancak ikili arasındaki diyaloğu görünce duygusal bir ilişkinin başladığını anlamak zor olmadı... Barbar dönecekti... Öyle ise kızı izlemek daha mantıklı idi... Barbarın uzaklaşmasını Büyücünün yaptığı ilüzyonları izledi.. Yetenekli bir büyücü idi.. İçeri girdi.. Büyüyü keşfetme niyetini görünce hafifçe gülümse de hadi bakalım sayın bayan sanırım ufak bir sorununuz olacak dedi... Onun rünleri çizmesini izledi.. Sonra o orda yokken çembere gidip rünleri değiştirdi ve değişikliği ilüzyonla gizledi bu gelecek yaratığı tutacak kadar güçlü bir ilüzyondu ama... Ben istedikçe dedi MASK içinden ilüzyonu ne zaman istersem yok edebilirim.. Sonra kızın ayinlerini izledi.. Yartığın gelişini ve kızın baka bir şeyle uğraşmak ister gibi arkasını dönmesini anlamıştı barbar gelmişti tam zamanı idi.. Basit bir iki hareket ilüzyonu yok etti artık yaratık serbestti. Sonra MASK dövüşü gülümseyerek izledi.. Coraxın elindeki kılıcı görene kadar... Üzerindeki kurukafayı... Deliliğin kalbi.. Kılıcı cyric rahipleri böyle anarlardı.. Bir defasında gizlice girdiği cyic tapınağında bir çok ayrıntıyı öğrenmişti (cyric bunları tanrılardan bile gizli tutardı) Kılcıç ilk başta kullananları bir teste tabi tutardı.. Bunu geçemeenlerin sonu ölümdü... (barbar bunu kılıçtaki kötülüğü altetme olarak algılamış olabilirdi) Sonra elindeki adama muhteşem bir güç verirdi tanrıların avatarlarını bile alt edebilecek bir güç (tabii görebildiğinde) Ama kullanıcısının da gücünü emerdi... Onu cyricin istediği hedeflere yönlendirirdi.. Tapınaklara kulelere saraylar (ve tabii loncalara ) cyric herkese düşmendı ama en fazla düşman olduğu kişilerin arasında MASK vardı.. Eski tanrısı.. MASK onun kendisine yaptıklarını taktir ederdi alelade bir hırsız tüm müttefiklerini yok etmiş ve gücünün de büyük bölümünü elinden almıştı.. Ama sonunu getiremeyecek derdi MASK ve gücüm de geri alacağım.. Öünkü artık cyric çıldırdı ve tüm tanrılardan üstün olduğunu zannediyor ve onları yok etmek istiyor er geç bir kualsiyon oluşacaktır diyordu.. Ama o zamana kadar kendini savunmalı idi... Gücünü alan o olayın ardından müridleri ile cyric i zayıflatmak istemişti gölge dansçıları da öyle kuruldu.. Ve cyric e büyük darbeler indirdiler.. ama sonra cyric tapınaklarındaki güvenlik arttı ve cyric karşı silahlar üretti.. Bu kılıç da onlardan biri ve en güçlü üç silahtan biri idi.. topuz kılıç ve ok.. Üçü hep farklı yerlerde olurdu ve farklı hedeflere (farklı tanrılara karşı mücadele ederlerdi..,) cyric onu kullananları bağlamasına o kadar güvenirdi ki onları daha güçlü bağlayacak olan kitabını okutmazdı bile.. Ama kılıçtan kurtulan birini görmüştü sadece bir kişi (onun karşısına hep klıç çıkmıştı) Aşık olduğu hırsızı öldüremeyen bir eski latender paladini Kılıç çok kısa bir süre savunmasızdı Ama MASK onu ulaşana kadar (oradan uzakta idi) bir saat içinde yeri saptanmış ve cyric rahiplerince tapınağa getirilmişti.. Evet onun dışında kullanıcılarının çoğunu günler bir kısmını aylar en çok bir yıl içinde tüketirdi.. ruh güçlerini emer ve hepsine kendini ölmeden cyric tapınağına getirtmeyi başarırdı... Evet şimdi kılıç coraxın elinde idi.. Korkunç diye düşündü MASK Belki artık tehtidini ciddiye almalıyım Corax dedi.. Dövüşü ve sonunda coraxın bayılmasını izledi... kılıç orada duruyordu saldırabilirdi... Hayır dedi kılıcın oyunlarından haberdardı.. Onun yerine önce kılıcın etrafına hiçbir şeyi değişmemiş gösterecek bir ilüzyon büyüsü yaptı sonra öbür kılıcı aldı en azından bu estebine şans verir dedi.. büyülü sözleri söyleyince kılıç oka dönüşmüştü coraxın oku ise bir kılıç şeklinde idi yeni oka bir büyüyü gizleme büyüsü yaptı.. Artık büyüyü nodaril farkedemezdi hatta kılıç bile (kılıç nodarili en usta büyücüleri bile aşan bir büyü yeteneğine sahipti bazı büyüleri ile MASK bile başedemezdi..) sonra okla kılcın yerini değiştirdi artık coraxın üzerinde eskisi gibi bir ok vardı.. öteki kılıca da sahibini havada yükseltme tılsımı veren bir büyü yaptı bunu güçlü bir büyü olarak gösteren tılsımları ekledi ve son olarak büyünün keşfedilmesini zorlaştıran bir takım ritelleri de tamamladı.. Burda yeteri kadar kaldım dedi.. kasabaya dönme zamanı.
Posted: Sun Jul 06, 2003 7:39 pm
by MASK
MASK yol boyunca Cyric ile olan mücadelesi düşündü.. En baştan itibaren hep beni altedebilirse öğrencilerimden biri alteder demişti MASK Cyricin kendisine karşı attığı her adımı da taktir etmişti.. Gölge dansçılarının ortaya çıkışından hemen sonra Barbar paladin büyücü hırsız gibi insanlara kitabını okutarak müridi yapmıştı.. MASK o kitabı hatırladı.. Neredeyse beni de yapıyordu diye düşündü.. Gücünün çok büyük bir bölümünü bununla mücadele etmek için harcamıştı.. Ve şimdi ne kadar hala bir ölümlü ile kıyaslanamayacak kadar güçlü olsa bile gücü eskisinden çok daha azdı.. Cyric bununla da kalmamış ve çok değişik ırktan çocukları kaçırıp paladin yapmıştı.. Hobbit bile vardı duyduğuna göre dışarıdan baktığında güçsüz görünen bu nedenle paladin olmaya en müsait olan ırk.. Ve sonra da silahlar özellikle üçü Dersini iyi öğrenmiş dedi MASK... Gülümsedi corax ı öldürmesi Tempusu (veya barbarın verdiği adla kordu ) kızdırmayacaktı... Hana dödü ama arka kapıdan ve hissettirmeen estebinin cebine bir kağıt koydu ilüzyonla kağıdı yok etti ertesi gün güneş tepede iken ilüzyon yok olacaktı kağıt ısınacak ve kendini belli edecekti kağıtta beni bul en beklemediğin yerdeyim yazıyordu... Sonra hancı aşağı indi karısının endişeli şikayetlerini susturdu ve gidip yattı... Ertesi sabah aşağıda estebini gördü.. Evet o da bir şeyler olduğunu anlamıştı ama ne diyor olmalıydı.. İçinden güldü.. Estebin gittikten sonra onun odasına çıktı.. Tuzakları tek tek çözdü .. aşağıda saklı bir şeyin olduğunu anlayınca oraya baktı tabii yine tuzakları çözerek.. gölge zırhı..Demek elinde böyl bir şey var iyi bir hırsız elindeki herşeyi kullanmayı bilir hadi bakalım dedi... Sonr oraya da bir kağıt koydu karanlığı izle.. Estebin bu kağıdı okuduğunda bir geçid açılacak ve oradan geçerse estebini kentin altındaki tapınağına götürecekti.. Sandığı kapattı ancak her tuzakta ufak bir değişiklik yaptı ve en son kapıaçılırken kesilince ok mekanizmasını çalıştıran telin mekinizmadan sökülmesi halinde zehirli bir iğneyi devreye sokan bir tuzak kurdu.. Basit bir zehirdi yaklaşık on dakika tüm vucüdu felç ediyor ama bu etki çoğu insana sonsuza kadar sürecek gibi geliyor ve onları epey korkutuyordu.. Artık tapınağa gitmeliyim dedi.. Sonra üzerine baktı ama bu bedende değil. Gitti yatağa yttı hancının bedeninden çıktı ve sonra ona en az on saat sürecek bir uyuma büyüsü yaptı.. Sonra da kalp atışına bir değişiklik olursa (uyanırsa olacaktı) hissetmesini sağlayacak bir büyü daha yaptı.. Ve ordan tapınağa gitti... Bir saat sonra tapınakta girmiş (ölen assasinleri de duymuştu ve durumun ciddiyetini daha da iyi anlamıştı..) olduğu yüksek rahibin bedeninde beklerken değişikliği hissetti.. Estebinin de yakında gelebileceğini bildiğinden hızla hana gitti.. Hancı ölmüştü.. Ve henüz kimse farkında değildi.. Assasin işi dedi.. Ve yüzü öfke ile kasıldı ama sonra tekrar gülümse di belki bu işime yarar dedi.. Kentteki mielika ve latender tapınağı rahipleri hanın müşterileri idi ikisi de büyük tapınaklardı yok olmaları tanrılarını savaşa sokacak kadar büyük ve iki tapınağın rahipleri de hancıyı çok seviyordu bunu handaki bir gün içinde anlamıştı.. Kılıcı gölge fısıltısını çıkarttı boyutunu büyütüp bir barbar kılıcı haline getirdi ve yaraları barbarın yaratacağı yaraların şekline soktu sonra hancının bacağını kesti yakarak yok etti ve en son hancını alnına kurukafa sembolü koydu.. Barbar şehre gelince (gelecekti kılıç onu getirecekti) ciddi sorunu olacak dedi.. Belki sadece kenara çekilip izlemem bile yeterli olabilir dedi.. Ve tapınağı altederse daha da büyük sorunu olacaktı.. Yine d eişler ters gidebilirdi.. Estebin hala gerekli idi bu nedenle tapınağa geri dödü ve beklemeye devam etti.
Posted: Sun Jul 06, 2003 10:02 pm
by legacy_user_150
Hava en sıcağın soğuk denilebileceği kadar sıcaktı. Burada lavlar ve akkorlar alışılageldik görüntülerden daha fazlası değildi. Uzaktan bir yerlerden inanılmaz acı çığlıkları ve vahşete tüm ölümlülerden daha fazla susamış haykırışlar geliyordu.
Bu sırada içeride uzakları izleyen bazı gözler vardı"
Pullu elini görüntünün önünden geçirdi, ölmüş pit fiend"in ve civarda olanların görüntüsü siliniverdi.
Yandan bir ses konuştu: "Niye MASK"ın gördüklerini yanlış algılamasına neden oldunuz lordum?"
" MASK" İlerideki gelecek olan savaşı bilen ve onun önemini kısmen kavrayabilen tek kişi o. Üst katmanlara girişte bulundu ve bir şeyler öğrendi. Fakat öğrendikleri tüm gerçeğin ufak bir parçası. şimdi varlığını sürdürme peşinde. Olan her şeyi Cyric"in planı olarak görüyor. Bu iyi çünkü bu bize zaman kazandıracak. O kılıcı MASKın Deliliğin Kalbi sanmasını sağladım. Bu asla nedensiz değildi. Bu sayede MASK bildiği bilgi kırıntıları ile yanlış yorumlara gidecek ve kafasındaki Cyric paranoyası sayesinde asıl tehlikeye gözü kapalı kalacaktı. Barbara gelince" Önünde iki yol var: birisi kaosa gidiyor diğeri ise kaosun tam kalbine. Hangisini seçeceği yakında vereceği bir karara bağlı. Bu kararı verene kadar daha fazla karışmamız gereksiz olur.
Tatrassrikarammarotarak "lejyonun kumandanlarından biri- sadece asıl madde düzleminden sürgün edilmedi. Başka bir kılıç olsa durum bundan ibaret olacaktı. Ancak o kılıcın içindeki lich Tatrassrikarammarotarak"ın ruhunu emdi ve eminim bu ona önemli bir şekilde güç kazandırmıştır.
Fakat MASK"a oynanan oyunun sürmesi lazım. Ve kılıç hakkında daha fazla şey öğrenmem. Bunun için Corax"ı kasabaya çekecek birkaç numara fena olmazdı. Belki birkaç iblisi bu amaçla yollayabilirim. Kılıcın gücünü daha iyi öğrenmem için iyi bir deney de olabilir.
Ve sen artık çok fazla şey biliyorsun!"
Pullu el soruyu soran sesin kaynağını saniyeler içinde yok eder.
Posted: Sun Jul 06, 2003 11:23 pm
by Overseer
Atmosfer en sıcağın soğuk denilebileceği kadar sıcaktı. Burada lavlar ve akkorlar alışılageldik görüntülerden daha fazlası değildi. Uzaktan bir yerlerden inanılmaz acı çığlıkları ve vahşete tüm ölümlülerden daha fazla susamış haykırışlar geliyordu.
Bu sırada içeride uzakları izleyen bazı gözler vardı"
Pullu elini görüntünün önünden geçirdi, ölmüş pit fiend"in ve civarda olanların görüntüsü siliniverdi.
Yandan bir ses konuştu: "Niye MASK"ın gördüklerini yanlış algılamasına neden oldunuz lordum?"
" MASK" İlerideki gelecek olan savaşı bilen ve onun önemini kısmen kavrayabilen tek kişi o. Üst katmanlara girişte bulundu ve bir şeyler öğrendi. Fakat öğrendikleri tüm gerçeğin ufak bir parçası. şimdi varlığını sürdürme peşinde. Olan her şeyi Cyric"in planı olarak görüyor. Bu iyi çünkü bu bize zaman kazandıracak. O kılıcı MASKın Deliliğin Kalbi sanmasını sağladım. Bu asla nedensiz değildi. Bu sayede MASK bildiği bilgi kırıntıları ile yanlış yorumlara gidecek ve kafasındaki Cyric paranoyası sayesinde asıl tehlikeye gözü kapalı kalacaktı. Barbara gelince" Önünde iki yol var: birisi kaosa gidiyor diğeri ise kaosun tam kalbine. Hangisini seçeceği yakında vereceği bir karara bağlı. Bu kararı verene kadar daha fazla karışmamız gereksiz olur.
Tatrassrikarammarotarak "lejyonun kumandanlarından biri- sadece asıl madde düzleminden sürgün edilmedi. Başka bir kılıç olsa durum bundan ibaret olacaktı. Ancak o kılıcın içindeki lich Tatrassrikarammarotarak"ın ruhunu emdi ve eminim bu ona önemli bir şekilde güç kazandırmıştır.
Fakat MASK"a oynanan oyunun sürmesi lazım. Ve kılıç hakkında daha fazla şey öğrenmem. Bunun için Corax"ı kasabaya çekecek birkaç numara fena olmazdı. Belki birkaç iblisi bu amaçla yollayabilirim. Kılıcın gücünü daha iyi öğrenmem için iyi bir deney de olabilir. Bu olayda hiç kimsenin tarafını tutmuyorum ve tutmam için sebep yok.
Ve sen artık çok fazla şey biliyorsun!"
Pullu el soruyu soran sesin kaynağını saniyeler içinde yok eder.
Posted: Mon Jul 07, 2003 10:19 am
by Raistlin
Barbar'ın ciğerleri nefes almakta zorlanıyordu kalbi artık atmaktan vazgeçecekmiş gibi tekliyor vücudundaki hiç bir kası en ufak bir hareket dahi yapmak istemiyordu. Barbar soğuyarak ölümün sınırına çok yaklaştı. Önünde bembeyaz göz alıcı bir ışık vardı. Burnuna menekşe, gül ve papatya kokuları vuruyor onu mest ediyordu. Sürekli uçuyordu sonsuz ışığın içinde uçuyordu. Gözleriyle ışığı seyretmek ona acı değil mutluluk veriyordu. Bir anda gözlerini aşağıya çevirdi. Dev volkanların patladığını lavların yollar yaparak ilerlediğini gördü. Volkanlardan sülfürlü zehirli gaz kokuları yükseliyor ısısı bakanların gözlerini yakıyordu. Akkor haldeki yer birbirini parçalayan cehennem yaratıklarıyla kaynıyordu. Her saniye bir iblis bir insanın yokedilemez ruhunu işkencelere tabii tutuyor gözlerini oyuyor, bileklerini, parmak aralarını, boğazını kesiyordu. Korkunç böğürtüler ve ölüm çığlıkları her taraftaydı. Vücutları korkunç bir şekilde parçalanan ruhlar asitten yeşil-mavi bir havuza atılıyor ve vücutları bu havuzda eriyip yokolurken kıyıdan yeni vücutlarıyla çıkan ruhlar daha fazla işkence görmek için kırbaçlanarak başka bölümlere götürülüyorlardı. Yalnızca cehennemin görmek bile bir insanı delirtmeye yetebilir, korkudan kalbinin patlamasına, kendi çığlığından kulaklarının kanamasına yol açabilirdi. Barbar işte o anda anladı. Corax aşağı doğru düşüyordu.
Nodaril sağ bacağındaki ve kolundaki ağrıyla uyandı. Yanında Corax'ın dudakları morarmış, göz altları kararmış, kan içindeki beyaz bedenini gördü. Bayıldığını anlayan Nodaril barbar'ın parçalamış olduğu büzülmüş pit fiend cesedini farketti ve barbar'ın yatan vücudunu bu kez dehşetle karışık bir şekilde farketti. Barbar kadını kurtarmıştı ama ne pahasına? Corax'ın elinde kılıcı hala sıkı sıkıya duruyordu ve kılıcın draconic dilinde yazılmış olan kan rengindeki harflerinden bir aura barbar'ın eline doğru kayıyordu. Kılıcın korkunç görüntüsünden ve yaşamla dalgageçer gibi bakan kurukafa işlemelerine, yaydığı siyah buğuya ve mavi-siyah aurasına en korkunç kabuslarında bile göremeyeceği kadar korkunç kılıca bakakaldı. Barbar'ı öldürmekte olan bu kılıç olmalıydı. Nodaril Corax'ın kılıcı tutan eline doğru uzandı ve ellerini açamadığını farketti. Dikkatsizlikle kılıcın kabzasına dokunan elf elinde korkunç bir acı hissetti. Refleks olarak şimşek çarpan elini anında çeken elfin dudakları acıyla burkuldu. O anda kafasında bir söz duydu: "Beni sahibimden ayıramazsın" Tüm tanrılar adına kılıç konuşuyordu! Ve kılıcı barbar'ın elinden almanın da hiç bir yolu yoktu.
Corax dehşet içerisinde bir kaya gibi cehenneme düşmekteydi. Cennet ve cehennemin arasında savaşan muhteşem ve korkunç güzellikleriyle Arch angelların, celestialların karanlığın güçleri olan iblislerin saldırısını durdurmaya çalışmasını gördü. Bu kadar çok doğa üstü yaratığı izlemek bir insanı bir kaç saniye içinde yüzyıl yaşlandırıp öldürebilirdi. İnanılmaz güzellikteki ve vahşetteki savaşı izlemeye kalkan bir ölümlü kısa sürede beynini kaybedip ölürdü. Barbar aşağı düşmeye devam ederken cehennemin içinde aynı zamanda kendi aralarında savaşan binlerce iblis gördü. Corax'ın düştüğünü farkeden baatezular kafalarını barbara çevirdiler ve telepatiyle beynine yüzlerce mesaj yolladılar. "Öleceksin.. her gün.. acıyla... sonsuza dek... son yok.. özel olarak ilgilenicem... komutanımız için öc... her gün diriliceksin... yeniden öleceksin... acı içinde... ölceksin... son yok..."
Barbar şimdiden onu parçalamak için ona saldırmaya başlayan iblisleri farketti. Demek sonu böyle olacaktı, demek son gerçekten bu kadar korkunçtu. Havada düşerken üzerine saldıran binlerce iblis barbar'ı parçaladı kanını emdi onu zehirledi, etlerini kopardı. Pençelerini iç organlarının içinde çevirdi. Barbar böyle bir acının varolabilmesinin mümkün olmadığını düşünüyordu. Acı o kadar yoğunduki bağıramıyordu. İblisler hırslarını çıkardıkları barbarı lavların üzerine attılar. Lavlar barbarın ölümsüz ruhunun vücudunu paralayıp yok ederken, vücudunda açılan deliklerden içeriye erimiş kayalar doldu. Corax bir anda o tanıdık sesi duydu. "Ssssaaahip! Seni aldılar sssaahip. Daha senin zamanın gelmedi. Benim sana ihtiyacım var sssaahip!". Barbar bir anda acının azaldığını farketti ve kendini bir boşlukta buldu. Sonsuz bir karanlığın içinde yüzüyordu.
Nodaril barbarın dilinin mavi olduğunu ve kollarıyla bacaklarının titremekte olduğunu farketti. Kesinlikle zehirlenmiş olmalıydı. Üstündeki kana bakılırsa büyük ihtimalle iblisin kanı barbarı zehirlemişti. Nodaril hemen zehirin etkisini yokedecek en azından azaltacak bir büyü için zihnini araştırdı. Kahretsin bütün büyülerini yaratığın üzerinde kullanmıştı. İşine yarayacak hiç bir büyü olmadığını farkeden Nodaril zorlukla asasına dayanarak ayağa kalktı ve tek ayağı topallayarak çalışma odasına doğru aceleyle ilerledi. Kitaplığındaki yüzlerce parşomeni hızlıca karıştırmaya başladı. Aradığı şeyi kısa zamanda buldu. Hızlıca barbarın yanına koştururken büyünün kudreti karşısında gözleri kamaşır. Bu elindeki tek parşomendir fakat Barbar yaşayacaksa bunu feda etmeye hazırdır. Büyünün örümcekimsi karışık sözlerini söylemeye başlar ve büyünün içinde yandığını hisseder, bu kadar yorgunluğun üzerine bu büyüyü yapmasının delilik olduğunu düşünür. Ama hiç şansı yoktur barbarı ya şimdi kurtaracaktır, ya da sonsuza kadar kaybedecektir...
Barbar karanlıkta uçarken bir anda kendini ayakta dururken bulur. Binlerce mumun aydınlattığı loş ışıklı dev bir holdedir. Kurukafa sembolleri her mobilyanın üzerinde ustaca işlenmiş, her kurutafanın gözlerine dev yakutlar oyulup yerleştirilmiştir. Odanın ortasında pentagram şeklinde dev bir havuz durmaktadır. Havuzun çok az kısmı kanla doludur. Siyah bir metalden yapılmış olan görkemli ve bir o kadar da korkutucu olan tahtı farkeder. Tahtın üzerinde bir suret tek eli çenesinde diğer eli dev kılıcında oturmaktadır. Gözleri alev olan yüz onu izlemektedir. Delip geçen gözlerindeki ateşler barbarın etini ve kemiklerini yakmakta sanki bütün bir sonsuzluğu görür gibi bakmaktadır. Barbar refleks olarak elini silahının olması gereken yere atar, ve olmadığını görünce kara suretin elindeki kılıcın kendi kılıcı olması gerektiğini düşünür. Ağır zırhla donanmış dev şovalye ayağa kalkar ve yavaşça tahtın merdivenlerini inmeye başlar. Barbarın gözleri fıldır fıldır dönerek bu güçlü savaşçı karşısında kullanabileceği bir silah arar. Duvarda çapraz asılı duran dev savaş baltaları tam aradığı şeydir. şovalye barbar'ın baktığı duvara sanki ne düşündüğünü biliyormuş gibi bakar. Sonra da Barbar'a tekrar bakar ve tıslayan sesiyle konuşur:
"Benim sssaahip, seni cehennemden kurtardım." Barbar bi an tanımaz bir şekilde ona bakar sonra mükemmel ses hafızası ona bu sesin kılıcın sesi olduğunu söyler. "Kahretsin, o savaşçı da kim peki?"
"Ben savaşçının ta kendisiyim ve bu kılıç da senin kullandığın kılıç. Yani sen beni kullanıyordun."
Barbar bir an idrak etmek için düşünür. "Nerdeyiz şimdi? Cehennemden nasıl buraya geldik?"
"Ben seni buraya getirdim. Burası kılıcın içi, yani benim evim. Seninle buradan konuşuyordum."
Barbar gözlerini kısıp biraz daha bakar. İşler gittikçe daha da karışmaktadır. Barbar nasıl olurda elinde tuttuğu kılıcın içindeki şovalyenin tuttuğu kılıcın içinde olabilir? Güvenmez ve tedirgin bir şekilde savaşçıyı izleyen barbar. Savaşçının havuza doğru ilerlediğini farkeder. Savaşçı pentagram şeklindeki havuzun yanında durur ve kana bakar. Barbar sonunda konuşur: "Kimsin... nesin sen?"
"Ben büyük savaşçı ve gelmiş geçmiş en büyük büyücü Neghkul'tar'ım. Lich Neghkul'tar". Barbar lich'in ne olduğunu gayet iyi biliyordu. Geçmiş hayatında 1-2 tanesiyle savaşmış ve bu undeadlere karşı korkunç bir nefret duymuştu. Neghkul'tar devam etti:
"Çok kudretli ve başarılı bir komutandım. Generalim bile benden nefret ediyor, yükselip onun yerini almamdan korkuyordu. Yeteneğim sayesinde 1-2 sene de çavuşluktan komutanlığa terfi etmiştim. Gözler benim üzerimdeyken general beni umutsuz bir göreve yolladı. Emirleri kesindi ve karşı çıkarsam beni tek söz söylemeden asacağını biliyordum. Generalin cehennemde yanmasını dileyerek ölüme sonuma doğru ordumla gittim. Korkunç tanrı Vecna'nın ordularıyla savaştım. Parçalamış cesetlerden oluşan ordusuna çok büyük kayıplar verdik fakat savaşın üçüncü ayında işler bir anda değişti. 10.000 kişilik ordumdan 3.000ini kaybetmiştim. Düşman saflarında şimşekler çakmaya başladı ve hava binlerce geceden daha karanlık oldu. Savaş alanında kaybettiğim askerler topraklarından mezarlarından kalktılar ve vahşice adamlarıma saldırdılar. Öoğu vahşice katledildi fakat kampı elimizde tutmayı başardık. Üzerimize en son gelen undead dalgası ise büyücülerden ve vampirlerden oluşan çok güçlü bir orduydu. Yıpranmış fakat inançlı ordularımla undeadlere öleceğimizi bilerek saldırdık. Yıllar süren ömürleri sayesinde muhteşem savaşçılara dönüşmüş olan vampirler gözleri kızıl kızıl yanan kara atlarıyla ve armorlarıyla askerlerimi acımazsıca katlettiler. Fakat ordumdaki her adam 10 asker gibi dövüşüyordu ve undead ordusu da kısa zamanda savaş alanında eridi. Savaş 10 saat sürdü ve sonunda bütün adamları katledilen iki komutan karşı karşıya geldi. Undead ordusunun komutanı da en az ordusu kadar güçlüydü. Atı bile 3 metre boyundaydı. Yaratık istese benim savaş atımı tek çifteyle öldürebilirdi. şartları eşitlemek için atımdan indim ve vampirinde aynı şeyi yaptığını farkedince hiç şaşırmadım. Bu iki silahşörün onurlu savaşı olacaktı. Vampir morarmış göz altları ve dudaklarıyla bembeyaz suratındaki ifadesiz bakışlarıyla beni süzüyordu. Öatışmamız çok şiddetli oldu fakat saatlerce belki de günlerce sürdü. Sonsuz karanlık olan gökyüzünden dolayı zaman kavramını kaybetmiştim. Sürekli kılıçlarımız çarpıştı. İLk hatayı yapan kaybedecekti fakat ikimizde hata yapamayacak ustaydık. Sonunda kendimi savunmayıp kalan son gücümle vampirin kalbine doğru kılıcımı soktum. Vampir kalbine giren kılıçtan dolayı hareketsiz yere düşerken göğsümde bir sıcaklık hissettim. Vampir ölmeden önce son kılıç dabesiyle boğazımı kesmişti ve kanım çeşmeden akar gibi yere akıyordu, hayatım akıyordu." şovalye tıslayarak iç geçirdi... Sanki aynı acıyı yeniden yaşıyor gibiydi.
"İşte o bir kaç saniye içinde kararımı verdim. Neden yaptım bilmiyorum ama vampirin boğazını kesip kanını içtim. İçtiğim kara kanın çoğu boğazımdan geri dökülüyordu fakat bir kısmı mideme iniyor bana korkunç bir zevk tattırıyordu. Vampiri kuruttuktan sonra gözlerim bulanmaya başladı ve kan kaybından öldüm. Yeniden ayağa kalktığımda boğazımdaki yarık yoktu ve tırnaklarım taş kadar sertleşmiş ellerimi pençeye dönüşmüş, dişetlerim çekilmiş ve köpek dişlerimi orataya çıkmıştı. Uğursuz kan damarlarımda dolaşıyordu. Sonsuz karanlık içindeki savaş alanından ülkeme geri dönemedim çünkü ne zaman kara bulutlar arasından güneş kendini gösterir gibi olsa etlerim tutuşuyor korkunç acılar çekiyordum. Bu yüzden Vecna'nın ülkesine doğru gittim ve karanlıklar benim hapishanem oldu. Vecna'nın kulesinde komutan olarak yer alsam da sürekli bu sonsuz lanetten kurtulmak için sanatla uğraştım. 300 yıl boyunca insanların hayvanların kanlarını emerek korkunç bir hayat yaşadım. Sonunda Vecna'nın en güçlü büyücülerinden biri haline geldim. Yüzlerce yıl boyunca bin bir çeşit büyüyle güçlendirdiğim dev kılıcıma yaşam enerjimi aktardım. Böylece ölsem bile ruhum asla ölmeyecekti. Sonunda bu korkunç hayattan kurtulmak için tanrılara meydan okudum. Fakat Vecna bu asiliğimi çok acı cezalandırdı. Vücudumu o kadar korkunç bir şekilde parçaladı ki vampir vücudumun kendini yeniden oluşturması sonsuzluk sürebilirdi. Bunun üzerine kılıcımın içindeki ölmeyen ruhumla yaptığım büyüler beni bir lich'e dönüştürdü. Vecna kılıcı yokedip acıma bir son vermek yerine beni sonsuza dek bu kılıcın içine hapsetti. Bunun üzerinden bir milenyum geçti ve ben tahtıma dokunanların kanlarını emip ruhlarını esir alarak büyü gücü elde ettim ve bu korkunç sonsuz hapishaneden çıkmanın yollarını aradım. Sonunda seni buldum, Corax Tigerheart. Bin yıldır hiç bir ogre, hiç bir elf, hiç bir iblis benim karşımda ayakta duramadı. Sadece sen başardın, bir insan... bir barbar... Ne kadar ironik bir son."
"Yeter artık, çıkar beni burdan daha fazla bu saçmalıkları dinlemek istemiyorum."
Kara şovalye barbar'a döner: "Öıkartacağım ssssaahip yalnız bir anlaşma yapmadan hiç bir yere gitmiyorsun". Barbar kaşlarını çatarak kara şovalyeye bakar: "Beni tehdit mi ediyorsun?". "Uyarıyorum diyelim. şu havuzu görüyor musun? Bu havuzu dolduracak kadar kana ihtiyacım var, seni yeniden hayata döndüreceğim ve sen de bana kan sağlayacaksın". barbar şüpheyle bakar: "Burası kan dolunca sen ne kazanacaksın peki?"
"Evet Sssaahip doğru tahmin ettin, yeniden yaşayacağım ve dünyayı bir kez daha göreceğim." Barbar bu kadar güçlü bir büyücünün dünyada dolaşması fikrinden hiç hoşlanmamıştı. O anda kara şovalye kılıcını kaldırıp barbar'a saldırdı...
Nodaril büyüsünün son sözlerini de bitirdi. Büyüyü yapmak enerjisini sonuna kadar tüketmişti. Bir anda ortaya çıkan kırmızı tozbulutları arasından dikenli derisi ve boynuzlarıyla bir cin belirdi:
"Dile benden ne dilersen..."
Nodaril çok yorgundu fakat bir cin ile uğraşırken kelimelerin çok dikkatli seçilmesi gerektiğini ve cinlerin insanların isteklerini tamamen doğru olarak yerine getirmeme gibi bir alışkanlıkları olduğunu da biliyordu. Bu yüzden yavaş ve dikkatlice kelimeleri seçiyordu. "Bu yerde yatan adamı... bütün eski özelliklerini koruyarak... sağlıklı ve canlı bir biçimde... yeniden hayata döndürmeni diliyorum."
Cin gülümseyen bir suratla bakar: "Fakat bu adam ölü değil, görmüyor musun? Yalnızca çok kuvvetli büyüsel bir zehirin etkisi altında ve komaya girmiş. Adam hala hayatta bu yüzden bu dileğini yerine getiremem. Başka bir isteğin var mı?"
Nodaril ister istemez barbar'ın oynamayan göğsüne mosmor dudaklarına bakar. Corax'ı kurtarmanın başka ne yolu olabilir?
"O halde onu bütün zehirlerden, büyüsel olsun doğal olsun koruyacak... ve ona bir zarar vermeyecek... ve onu bu durumdan zarar almadan kurtaracak... bir yüzük vermeni istiyorum."
İfrit sinirli sinirli düşünür. Aklına yapabileceği hiç bir düzenbazlık gelmemektedir. Sonunda yenilgiyi kabullenir: "Emredersiniz kuvvetli efendi, dilekleriniz benim için emirdir." der ve binlerce büyülü ve doğal zehirinin esansı bir anda havada dönmeye başlarken büyüsel bir dalga bu sıvıları ve gazları biraraya toplamaya başlar. Bir top şekline gelen kütle dönmeye devam ederek kızıllaşır ve sonunda göz açıp kapayana kadar soğuyarak dönüp duran bir siyah-yeşil yüzüğe dönüşür. Yüzüğün üzerinde bir akrep, yılan ve ejderha oyması dikkat çekmektedir. Havada yavaşça dönmeye devam eden yüzüğü Nodaril hemen alır ve Barbar'ın parmağına yerleştirir. Bu arada ifrit morali bozuk eğlencesinden mahrum edilmiş bir halde büyülü alemine geri döner ve ölümlülerin gereksiz ve önemsiz işlerini halletmekten duyduğu tatminsizlikle yokolur...
Kara şovalye amacına hizmet etmeyeceğini anladığı barbara saldırır. Barbar koşarak duvardaki dev savaş baltalarından birini kapar ve son anda koluna doğru inmekte olan dev kara kılıcı durdurur. Savaş çok çetin yaşanır. Saatlerce dövüşen barbar ve kara şovalye nefes almadan kılıçlarını sallamaktadırlar. Barbar'ın yapacağı her hareketi beynini okuyarak önceden anlayabilen kara şovalye bariz avantajlı bir durumda olmasına rağmen barbar savaş refleksleriyle düşünmeden yaptığı bloklarla kendini zar zor savunmaktadır. Kara şovalyeye vurmak ise imkansızdır. Her atağını önceden bilerek ona göre hareket eden kara şovalyeyi yenmek imkansızdır. Barbar gücünün ve dayanma sınırının sonlarına doğru yaklaşmaktayken Kara şovalye hala yeni ısınmış gibi kılıcını aynı kuvvetle sallamaya devam etmektedir. Bu arada barbar'a fısıldamaktadır: "Burdan hiç bir çıkışın yok. Ya bana hizmet et ya da öl. Seni kurtaracak kimse yok. Sonsuza dek benim kölemsin. şimdiye kadar hiç kimse beni evimde yenemedi. Senin ruhunu emip sonsuza kadar enerji kaynağı olarak kullanabilirim. Teslim ol ve önümde diz çök!"
Barbar daha önce Lichin büyülü güçleriyle savaşmış ve hayatta kalmayı başarmıştır; fakat bu yorulmak ve durmak bilmeyen savaşçıyı yenmek imkansızdır. Barbar tükenmenin son noktasına varana kadar savaşır ve baltası sonunda elinden düşer. Kara şovalye kılıcını sonuna kadar kaldırır ve barbara tıslayarak bağırır: "Teslim ol yoksa seni bekleyen kadere Tanrılar bile acıyacak!"
Barbar şovalyenin alevli gözlerine baktı: "Senin kölen olacağıma sonsuza kadar cehennemde acı çekmeyi tercih ederim".
"Sana yapacaklarımın yanında cehennemde göreceğin işkenceler bir hiç kalacak barbar" ve kılıcını tüm kuvvetiyle barbarın üzerine indirir. Kılıcı son süratle ve korkunç bir kuvvetle aşağı doğru iner. Obsidyenden yapılmış yerde büyük bir çatlar oluşur, barbar ortalarda yoktur...
Nodaril, yüzüğün etkisini gösterdiğini farkeder. Saniyeler içerisinde barbarın yüzüne renk gelmekte, morarmış dudakları ve göz altlarına oturmuş kan çekilmeye başlamıştır. Nabzı bir anda şiddetle atmaya başlar ve cildinden soğuk soğuk terler akar. Vücudu korkunç bir şekilde titreyen barbara bakan Nodaril onun ölümün ta kendisiyle savaştığını anlamıştır. En yakın yerden bir battaniye kapan Nodaril, barbarı iyice sarmalar ve normal vücut sıcaklığına dönmesine yardım etmeye çalışır. Beş dakika geçer fakat barbar titremeye devam etmektedir. Vücudu birazcık ısınmış olsa bile hala ölümle burun burunadır. Nodaril battaniyenin içine girer ve barbarın dev vücudunu sarar. Kollarına ve yüzünü elleriyle ovalayıp ısıtmaya çalışırken vucüdunun sıcaklığıyla barbarın ısınmasını ummaktadır. Birkaç dakika içinde barbarın ısısı artmaya başlar ve titremesi de yavaşlayıp sonunda durur. Barbar sonunda gözlerini korkuyla açar ve kendisine sarılmış olan Nodaril'i görür. Nodaril barbarın irkilmesiyle onun yüzüne bakar ve uyanmış olduğunu farkeder. Sevgiyle ona sarılır ve tanrısına dualar söyler. Barbar donmuş elindeki ölümcül kavrayışla hala kılıcın soğuk metalini hissettiğini farkeder. Kılıç barbarın elleri koparılırsa ancak o zaman alınabilirdi.
Zaten barbar kendinden geçmişken Tanrı Mask'in kılıcı aldığını zannettiren de kılıcın kendi büyüsü olmuştu. Buna rağmen lich Neghkul'tar kendisine yardım eden çok daha güçlü başka bir varlığın da olduğunu farketmişti. Barbarı kılıcın kavrayışından kurtulamayacak buz gibi üşüyen elini, Nodaril'in vücuduna sarar. Nodaril barbarın soğuk elini tutar ve onu da ovuşturarak ısıtmaya çalışır. Bu birbirinden çok farklı iki insan, barbar ve büyücü birbirlerinin varlıklarından güç almışlardır ve birbirlerine sarılmayı bırakırlarsa ikisinin de öleceğini düşünmektedirler. Barbar ve Nodaril bütün gün ve gece boyunca aynı şekilde aynı yerde yatarlar.
Ertesi gün erken kalkmaya alışık olan barbar mağarada olmalarına rağmen uyanır. Saatlece aynı şekilde uyumaktan dolayı tüm kasları ağrımaktadır ve ister istemez biraz gerinme ihtiycaı duyar. Elinin hala kılıcında olduğunu farkeder. Kılıcın sesi onu şaşırıtır: "Günaydın sssaahip"
Barbar sinirle kılıcı kaldırır ve ona bakar. Gözünde kurukafanın yakut gözlerinin içerisindeki taht odasında kılıcıyla bekleyen kara şovalyenin bir görüntüsünü canlandırır ve kara şovalyenin onu öldürmek ve ruhunu sonsuza dek hapsetmek için yapmış olduğu son acımasız hamleyi hatırlar. "Evet sssaahip, tekrar yenildim. Binüçyüz yıldan beri ilk kez bir ölümlü hem büyüsel gücümü hem de silah sanatında beni yenebildi. Ne acı... ". Barbar kılıçtaki kavrayışını gevşetebildiğini farketti. Kılıcı yere bıraktı ve yavaşça elfin onu saran elinden sıyrıldı. O anda elindeki yüzüğü farketti. Yeşil-siyah bir taştan yapılma, yüzük parmağında ilginç bir kaşınmaya yol açan üzerinde ejderha, akrep ve yılan oymaları ve süsleri olan bir yzüktü bu. Yüzüğün tarzını çok beğenen barbar, bu yüzüğün nerden geldiğini daha sonra düşünmek için kafasının bir kenarına yazdı. Kılıcını tekrar eline alıp kınına soktu ve kılıçla bundan sonra ne yapacağını ve Neghkul'tar'ın ona bundan sonra nasıl yaklaşacağını da şimdilik düşünmemeye fakat daha sonra üzerine iyice kafa yormak için hafızasına yerleştirmeye karar verdi.
O an tek istediği yemekti ve yapabileceği tek şey bu garip mağaraları araştırıp yiyecek bir şeyler olup olmadığını kontrol etmekti. Onu mağaraya getiren Nodarili uyandıracaktı fakat yüzünde müthiş bir huzur ifadesiyle yerde yatan kadının muhteşem güzelliği karşısında onu uyandırmaya kıyamadı. Elf büyük ihtimalle bütün gece uyumayıp barbarı izlemiş sabaha doğru da uyuyakalmıştı. Barbarın ritmik olarak kalkıp inen kaslı göğsünü ve geniş omuzlarına kadar uzanan kırmızı saçlarına kadar tüm ayrıntıları beynine iyice kazıyan Nodaril, sessizliği bozan barbarın sessiz nefes alış sesleri eşliğinde sonunda uykuya teslim olmuştu. şimdi barbar gerçekten güçlü bir büyücünün laboratuvarında yemek aramak için gezmeye başlamıştı ve büyük ihtimalle yemekten çok daha fazla dert bulacaktı...
Posted: Tue Jul 08, 2003 10:44 pm
by raini
Raini mayos tavernadaki yatağından ürpererek kalktı.. Bir şeyler vardı hissediyordu.. Aşağı baktığında ince yapılı bir kadının ona benzeyen başka bir takım insanlarla konuştuğunu gördü ve bir süre kararsız kaldı naapmalı idi??? Bir an tavenada kalmayı düsündü.. Ama şehir ona hep felaket getirmişti... Ne kadar daha ürkütücü de olsa ormana gitmeye karar verdi sonunda... Ve olabildiğince gizlenerek aşağı indi.. On dakika kadar sonra şehirden çıkmıştı bile... Ormanda hızlı adımlarla yürüdü.... Nereye gittiğini bilmiyor.. Bir bakıma sürükleniyordu.. Bu ne kadar sürdü bilmiyordu.. Ama sonunda yotulmuştu.. Kayalığa yaslandı.. Birden kendini boşlukta hissetti sürükleniyordu.. Uyandığında ise bir mağranın içinde idi ve karşısında bayan bir büyücü vardı... Bir an naapacağını bilemedi sonra hızla saklanacak bir yer aradı.... Sandık benzeri bir nesne farketti ve arkasına saklandı....
Posted: Wed Jul 09, 2003 7:59 am
by Hükümlü
Dolfar kayanın arkasında beklemekteydi ve artık canı sıkılmaya başlamıştı. Sahi neler olmuştu? Sakin sakin arkadaşlarıyla oturuyordu ardında gürültü, patırtı ve çığlıklar! Hana gittiğinde vahşi şeylerle karşı karşıya gelmişti. Hatırladıkça midesi bulanıyordu. şimdi takip ettiği adamları unutmuştu. Yaptığı şeyler çok anlamsız gelmişti. Bu onun davası değildi ki! Ne işi vardı onca abuk sabuk adamın yanında. Kayanın arkasından çıktığında etraflarda kimseler yoktu. Cüce bunu gördüğüne sevinmişti. Artık o abuk sabuk adamları görmek zorunda değildi. Dolfar ciğerlerini şişire şişire şarkı söylemeye başlamıştı. Birden keyiflenmişti. Fakat bunun nedenini bilmiyordu! Herhalde herkesin gitmiş olduğuna sevinmişti. Normalde savaştan kaçan birisi değildi Dolfar o şerefli biriydi. Sadece bir kere...hayır hayır geçmiş geçmişte kaldı hatırlamaya değmezdi. Hatırlamak ona sadece acı verirdi o kadar. Cücenin bütün neşesi kaçmıştı. Aklında o an vardı. Babasının yere düşüşü ve baltanın ona saplanışı. Hem de kendi baltasının. Bütün bu düşünceleri kafasından kovmaya çalıştı Dolfar; ama beceremedi. Balta yavaş yavaş iniyordu babasının yerde yatan bedenine. Hemde kendi ellerindeki balta.
HAYIR!!
Dolfar bunu kafasından atmak istiyordu! Silmek! Yok etmek! Bu olay yıllardır aklına gelmemişti! Neden sanki! Dolfar ağlamaya başlamıştı. Tam bir dengesiz gibi davrandığını düşünüyordu. Ağlıyordu; çünkü babasını öldürmüştü. Ağlıyordu; çünkü gümüş aşkının öne geçmesine izin vermişti! Evet Dolfar haklıydı geçmişi hatırlamak ona sadece acı veriyordu....sadece acı.
Bir sonraki dakika Dolfar kafasındaki düşünceleri atmak için kafasını deli gibi çevirmeye başlamıştı ve koşuyordu. Nefes nefese kalmıştı fakat koşuyordu.artık nereye gittiğini de bilmiyordu. Sadece gidiyordu.
Aynı anda onu buralara getiren her şeye, herkese lanet ederken buldu kendini. Bağıra bağıra. Koşmaya devam ediyor, ağlıyor ve bağırıyordu. Adeta bir sinir krizi geçiriyordu. şu anda nerede olduğuna dair hiçbir şey bilmiyordu. Bir anda her şey yarıda kesilmişti! Neler olduğunu anlayamamıştı fakat, anladığı kadarıyla bir delikten aşağıya düşmüştü. Başı dönüyordu. Gidebildiği kadar gitti körcesine. Artık her şey kararıyordu. Karşısında bir silüet gördü ve bayıldı. Bu bir kadın silüetiydi ve galiba onun arkasında bir şey daha vardı...
Bayıldığında rüyasında defalarca babasını gördü ve bu ona acı verdi.
Artık tamamen savunmasızdı. Fakat bu onun fazla umrunda değildi. Zaten ölmek onun için bir kurtuluş bile olabilirdi...
Gizli Asa'nın Büyücüleri
Posted: Wed Jul 09, 2003 11:59 pm
by Overseer
Yüzlerce metre uzunluğunda tamamı tek parça siyah granitten yapılmış muazzam büyüklükteki kule tepenin üstünde yerden bitmiş gibi çıkmaktadır. Kulenin girişi gibi gözüken yerin hemen üstünde bir sembol vardır; bir göz ve gözün önünde son derece ince işlenmiş siyah bir hançer. Hançerin bıçağı bu gözün gözbebeğini gözükmeyecek şekilde önünden kapatıyordur ve bıçak taze kana bulanmış bir şekilde durmaktadır.
Bu kulenin üst odalarından birinde...
Cüppeli 80inden fazla gösteren yaşlı adam adamantitten yapılmış simsiyah ve üstünde kompleks rünler kazılı bir aynanın önünde asasına dayanmış bir yandan öksürürken diğer yandan aynanın üstüne bir örtüyü çekmeye çabalamaktadır. Yaşlı adamın asasının tepesine yakın bir kısmında kulenin üstündeki sembolün aynısı, gözün önünü kapatmış hançer vardır. Odaya 30lu yaşlarında olmasına rağmen son derece bakımlı ve güzel gözüken bir kadın girer.
Kadının sesi şefkat doludur: "Konuştuğun gene O muydu?". Cevap gelmesini beklemez yaşlı adamı aynanın örtüsünü tam kapatamadan kolundan tutup ilerideki bir yatağa doğru götürürken konuşmaya devam eder: "Aşkım böyle devam edersen bu kadar ani yaşlanmayı bedenin kaldırmayacak.". Adamın asasını elinden alıp duvara dayar, sonra yavaşça ve özenle siyah ipek nevresimleri olan yatağa adamı yatırır. "İlacını getiriyorum canım, biraz burada bekle." Kadın gider, ilerideki bir kapıyı açıp içeri girer, birkaç dakika sonra döner. Elinde ufak şeffaf bir kristal şişede durmakta olan eflatun renkli bir iksir vardır. "Bu sana iyi gelecektir." Adama eliyle iksiri içirir, yaşlı adamın öksürmesi durulur. Adam hala zorlukla ve yavaş nefes almaktadır, dudakları beyazlamış soğumuş vücudu titremektedir. Kadın yavaş ve en sevgi dolu sesiyle yeniden konuşur: "Aşkım biliyorsun bu senin yaşlanmanı engellemiyor. Bir gün yaşlılıktan öleceğinden endişeleniyorum. O"nla konuştukça durumun kötüleşiyor." Kısa bir süre duraklayıp yaşlı adama o ana kadar söylediklerini sindirmesi için şans tanır: "O"nla konuşmayı kes."
Yaşlı adam fısıltıya benzeyen çatallaşmış sesiyle zorlukla konuşur: "Zo...runda...yım"
Kadın bu cevabı bekliyormuş gibidir. Kafasını hayır manasında sallar: "Hayır aşkım değilsin. Sayende Gizli Asa"nın Büyücüleri güçlerine güç kattılar. Önce Rheyneld"i istila edip başa bize ve Cyric rahiplerine karşı gelmeyecek Kral Gonam"ı geçirdik, sonrasında Thorsos Kral"ı tahta bizim kuklamızı geçirmesi için büyülendi, kadın Kral"ı büyüyle etkilemeyi çok da iyi becerdi doğrusu. Barbarları ve orkları öne sürerek kıtanın geri kalan yarısını da fethedebiliriz. Onun vereceği herhangi bir güce ihtiyacımız yok. Sense sanki bu Gizli Asa"nın Büyücüleri"nin hayati göreviymiş gibi olası ölümün durumunda bile işlerin rayında devam etmesi için önlemler alıyorsun. Sen O"nla konuşmadığın zaman zaten yaşayacaksın ve bu önlemlerin hiç birisine gerek kalmayacak. Senle ben kıtanın tamamına hükmedip gücün zevkini tadacağız. O"nun gücü olmadan."
Yaşlı adamın gözlerinde kaygı ve hayal kırıklığı okunmaktadır, kendisini konuşmak için yeniden zorlar: "Nasıl"bunu"". Vücudu soğumakta ve titremeleri azalmaktadır.
Kadın lafı keserek konuşur: "Nasıl bunu düşünebilirim öyle mi aşkım? Sana güvendiğim için, senin gücüne tanık olduğum için, senin her şeyi yapabileceğini bildiğim için düşünebilirim. Birkaç sene önce buraya gelen 20 yaşında yetenekli ve kararlı gencin gözlerinde " senin gözlerinde " bunu gördüm. Yeter ki sen iste. O buraya varlığını aktarabilmek için Gizli Asa"nın Büyücüleri"nin büyüsüne muhtaç. O"na karşı sen avantaja sahipsin. Korkman gereksiz. Sana ordan bir şey yapabilmesi mümkün değil. O"nun çağrılarına kulak verme. O"nu defet. Güç bize kalsın. Yalnızca bize aşkım."
Yaşlı adam son nefeslerini de konuşmaya harcamaktadır: "Ke" keha""
Kadın ses tonundaki sakinliği kaybederek bir anda sinirle bağırır: "Kehanet bir çocuk masalı! Daha fazlası değil. Çok uzun zaman önce ölmüş ve ölümünde hapsedilmiş olanın geri dönüp söylenenleri yapabilmesi imkansız!" Ses tonu yeniden eski sakin şefkat dolu haline döner: "Ordular kalkmayacak aşkım. Bunun farkındayız değil mi aşkım? Neden O"nun önereceği orduyu buraya sokalım? İhtiyacımız yok. Bizi riske atar bu aşkım. Bizi""
Yaşlı adamın vücudundaki hareketlilik son bulmak üzeredir. Gözleri yavaşça arkadaki aynaya kayar. Başını kadına doğru çevirir, yavaşça başını sağa sola sallarken gözlerinde yalvarmakta olan birisinin ifadesi vardır.
Kadın yeniden konuşur sesindeki bıkkınlık hissedilmektedir: "Aşkım ölümün soğuk dokunuşu seni bu kadar kavramışken bile O"ndan korkuyorsun. Senin gücü kendinin alamayacağını önceden beri biliyordum. İşini iyi gördün gitmen gereken zamanda da gitmen çok anlayışlı bir hareket."
Adamın donuk bakan ölü gözlerini kapar ve yatakta adamın yanıbaşına oturduğu yerde konuşmasını kesmeden sürdürür: "İksirdeki zehrin etkisinden önce yaşlılıktan öleceksin diye düşünmeye başlamıştım. Gücü hak etmiyordun. Güç yalnızca, YALNIZCA BENİM OLACAK!". Kadın ayağa kalkar gözlerini adamdan ayırmamıştır. Odayı kadının kahkahaları kaplar: "Senden sonra burayı ben yöneteceğim. Senin yapamadığını yapacağım. Evet, O"nu buradan defedeceğim korkak şey. Karşımda kim durabilir. Ben en güçlüyüm.
İki elini yukarı kaldırır ve odanın penceresinden önünde serili duran sınırsız bozkır denizine bakarak bağırır: "KARşIMDA KİM DURABİLİR?!?".
Kadın gözünün ucuyla arkasındaki aynanın örtüsünün yere düşmüş olduğunu görür. Yutkunur, aynaya bakmak için döner. Aynada gördükleri ile yüzünde sonsuz dehşet ifadesi belirir. Alev saçan gözler karşısında çekildiğini hisseder.
Yüzlerce metre yüksekliğindeki kulenin her bir odasında kulak patlatıcı tiz bir ölüm çığlığı yankılanır. Öığlığın kaynağını takip edip gelecek olanlar odanın ortasındaki küllerin neye ait olduğunu asla anlayamayacaklardır.
Posted: Thu Jul 10, 2003 2:17 am
by MASK
MASK estebini epey uzun bir süre boyunca beklemişti artık bir şeyler olduğunu hissediyordu.. Anlayamadığı bir şeyler... İçinde bir yerlerde olan onca olayı hissetti acele etmeli idi... Estebin yakın bir zaman içinde gelmezse onun oyuna dahil olması için geç olacaktı... Ve MASKın bu durumda naapcağı belirsizdi...On dakika daha dedi içinden..
Posted: Fri Jul 11, 2003 4:04 am
by raini
Raini bir süre büyücü kadını izledi saçları dağılmış gibi idi sanki bi dövüşten çıkmış gibi.... Tekrar tekrar acaba buraya nasıl geldim diye düşündü cevabı bulamıyordu... Bir türlü bulamıyordu... Kadın önünde bir şeyler hazırlıyordu sanki iksir gib.. Birden kadının kendisine doğru gelmeye başladığını hissetti yaklaşıyordu... Geriledi.. Bu aptalca bir hareketti böylece saklandığı yerden çıkmış oldu.. Kadın bir anda onu farketti kimsin buraya nasıl geldin dedi.. Raini cevap veremedi.. Kadın cevap vermiyormusun öyleyese şimdi anlarız dedi.. Raini titriyordu.. Gerilemeye başladı ayağı bir şeye takıldı düştü.. Elini uzattığında bir kılıç vardı.. Büyük bir kılıç kaldıramayacağı kadar ama o anda Raini bunu algılayamazdı kılıcı kaldırmayı denedi.. Kadın büyü yapmaya başlamıştı..Ve şaşırtıcı bir şekilde başardı.. Kadın bir anda donakaldı.. Kılıç sahip diye seslendi.. Raini afallamıştı yanında konuşan bir hançeri vardı ama bu bu çok farklı idi.. Beni kullan sahip dedi kılıç buradan çıkmak için .... Raini bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti ama yapmalıydı.. Nasıl dedi büyücüyü öldür dedi.. Böylece büyüsü yok olur Raini kılıca ve büyücüye baktı yapamam dedi hayır olmaz yapamam.. Yapmalısın dedi kılıç hayır olmaz dedi raini...Onu daha fazla tutamam .. O anda odaya giren barbarı gördü.. Barbar Rainiyi görür görmez çıldırmıştı.. Hırsız dedi bir hırsız demek buraya kadar gelmişler... Elinde büyücünün incelemekte olduğu başka bir uzun kılıcı almıştı... Raini kılıcı kaldırdı.. şaşırtıcı derecede iyi dövüşüyordu.. Sanki bir şeyler kendini yönlendiriyor gibi idi... Ama yeterince iyi değil barbarın tek bir hamlede kendisini öldürebileceğini biliyordu.. Bir anda barbar dondu... Hareket etmiyordu.. Raininin hamleye karşılamak için kalkan kolu ilerlede barbarın kolunda derin bir kesik açtı.. Raini kılıcın çıkan kanı adeta emdiğini farketti...Dehşet içinde kılcı çekti... Kılıç öldür onu diye seslendi... Raini hayır yapmayacağım dedi... Öyle ise kaç dedi klıç onları daha fazla tutamayacağım Raini geriye doğru koşmaya başladı.. Bir anda kendini mağranın dışında buldu.. Büyü diye düşündü.. Elindeki kılıca bakmaya başladı... Gözleri karardı yardım edin dedi.. Sonra herşey bulanıktı sadece kurukafa sembolünü hatırlıyordu... Kalktığında kucağında bıçağı duruyordu.. Kılıç yoktu..Zihnin de düşünce hissetti.. yine başını belaya soktun o kılıç çok tehlikeli idi.. Naapayım dedi Raini orman hep güvenli olmuştu hep... O bile bu hale geldi ise.... Sen aptal oldukça her yer güvensizdir dedi kılıç.. Parmaklarını tek tek açmak zornda kaldım biliyormusun biraz parmakların da kesildi tabii.. Çok güçlü bir büyü idi...Raini ellerine baktı kan içindelerdi.. Yine de bıçağına bir defa daha minnet duyuyordu.. Sağol dedi gümüş tozunu hakettin.. O anda bir haykırış duydular başardım seni yenmeyi başardım artık benimsin... Bıçak Raininin zihnine kılıç başkasının eline geçti dedi seni saklayacağım...Sonra raini eline baktığında artık eli orada yoktu... Görünmez olmuştu..
MASKın huzurunda
Posted: Fri Jul 11, 2003 7:07 am
by Estebin
Sabahın ilk ışıkları ağaçların yaprakları arasından orman yüzeyine vururken kafasını yere eğmiş yürümekte olan Estebin bir elf kılığındaydı. Zeminde izleri ararken yüzünde iş sırasında yalnız olduğu zamanlar taktığı ciddi ifade vardı. Ne zaman iş sırası olmamıştı ki onun için? Küçük yaşlarında bile bilgi toplayıp onları kullanmak onun için refleksti. Kasabanın en güzel kızına aşık olan budalalara kız hakkında bilgiler toplayıp sattığını hatırlıyordu; en sevdiği çiçek, hayalleri, zaafları, ne zaman nerede yalnız kalacağı ve budalaların karşılığını verdikleri her şey. Verilen karşılık bilginin kaynağı ile (eğer bizzat alınmamışsa) cömertçe paylaşılırdı. İş konusunda kendisine yardım edenlere karşı cömert olmuştu. Bu yaşamda bir şekilde olabildiğince az düşman edinmenin önemli olduğunu anlamıştı. Zaten düşmanları ve ondan nefret edenler oluyordu, bunlardan daha fazla sadık müttefik edinmek lazımdı. Sadık müttefiklerse hakkı ödenmiş mutlu müttefiklerdi.
Artık büyümüştü. Vücudu pek göstermiyordu ancak orta yaşlarına yaklaşıyordu. Müttefikleri ile olan ilişkisi ise değişmemişti. Yalnız işverenleri daha nüfuzlu kişiler olmaya başlamıştı. Bu konuda bir ünü vardı. Kontrat şartlarını karşı taraf bozmadığı sürece kendi de bozmazdı. İş yapılıp bitene kadar iz peşinde devam ederdi. Görevleri genelde bilgi toplamak, evrak çalmak ve bazen de önemli kişilerin ortadan kaldırılmasıydı. Lonca ile olan ilişkilerini sağlam tutmuştu. En büyük müttefiğini karşıya almayı zorunlu kalmadıkça istemezdi.
Crinn ile ilk karşılaşmasından bu yana ne kadar çok zaman geçmişti. Buradan çok uzaktaki bir kasabaya gelip kendisine beraber çalışmayı teklif ettiğinde ben, Estebin Morhawk 20 yaşlarında günlük yaşantısında kılık değiştirmeye ihtiyaç duymayan bir insan kızıydım. Elfin iki kılıcını birden kullanmakta gösterdiği hüner, cesareti, inceliği, yakışıklılığı ve gizemi işi kabul etmemde önemli etken olmuştu. Bu gizemli elf hakkında her şeyi bilmek istiyordum. 10 güzel yıl boyunca Crinn ile türlü maceralara atılmış ve beraber hayatımın en önemli tek aşkını yaşamıştım. Crinn"den bir kızım bile olmuştu:bekleneceği gibi bir yarımelf, Ha"el Des"apes Morhawk. O da babası gibi cesur bir savaşçıydı ve gene babası gibi burnunun dikine giderdi. Beni o da babası gibi terk etti. Hiç yoktan Ha"el giderken yeteneklerimin "kirası" olarak yatağımın başucuna altın kesesi bırakmadı. Hala Crinn"in hiçbir şey yokken, hiçbir açıklama yapmaksızın ve kendisine böyle ağır hakaret ederek ayrıldığı günü unutamıyordum.
Crinn"i bir gün bulacağım diye içinden geçirdi Estebin. 8 sene boyunca aramış, iş yapmakta olduğum her yerde "kıtanın her bir yakasında- kulaklarımı Crinn adlı elf için açık tuttum. Gittiği yerde ondan bahsedileceğinden şüphem yok ama ona dair izi bulma ümitlerimi yitireli 1.5 seneye yakın zaman oluyor. Dürüst ve tantanasız bir hayata başlamak yaşadığım yerlerden uzakta bu sakin kasabayı seçmiştim. Yanılmışım, bu hayata giren labirentin çıkışı yokmuş. Lonca benim kasabaya geldiğim haberini alınca benle temasa geçmeye uğraştı. Avantaj bendeydi. Crinn beni terk ettiğinden bu yana kılığımı devamlı değiştirip türlü kimliklere girmek benim için artık bir refleksti. Eski kimliğimi hatırlayan çok az kişi kalmıştı ve onlar da buradan uzaktaydı. Loncaya kimliğimi belli etmeden yaklaştım, başarılı oldum. Hala benim hakkında ellerinde bir bilgi yok.
Müşterileri burada daha zengin kişiler halini almıştı, işlerin de daha riskli olduğunu söylemek gereksiz. Ama bu kadar hiç bu kadar önemli bir işverenim olmamıştı. Buna kontratlı bir iş demek bile olası değildi. MASK ile yaptığı sözlü kontrattan da önceden hiç yapmadığı gibi sapmayacaktı. Başardığımda eminim ki mükafatım büyük olacak, şimdiden görevimi kolaylaştırmak için kimi büyülerin yardımı emrime verildi ve zehirler tabi. Hiçbir işveren de aynı şekilde görevi kolaylaştırmak için kendisine bu kadar yardım sunmamıştı. Fakat bu yardımların tümüne ihtiyacım olacaktı. Normalde işlerimi yavaş planlayıp başarıdan kesin emin olduğumda hamlemi yapmaya alışkındım ama bu sefer işverenim aceleciydi. Zamanımın tükendiğini hissediyordum.
Bu şekilde bir avcı tazı köpeği gibi koşmam da bu yüzden olsa gerek diye iç geçirdi. Orman yüzeyindeki ayak izlerini takip ediyordu. Civarda bulabildiği tek izler bunlardı ve kalabalıkça bir gruba ait gibilerdi. Zemini fazla ezmemişlerdi, hafif yürüyen bu kişilerin meslektaşım olduğunu kolayca kestirebilmek bir yana bu civarda ne aradıklarını anlamak da loncanın benim kadar içinden birisi için bir iş sayılmazdı. Lonca MASKın yeniden gözüne girebilmeye çabalıyordu besbelli. Ben onlar gibi değildim, acınacak çabalara ihtiyacım yoktu. Yolculuğuma hunharca katledilmiş çırağım için çıkmıştım. (Estebin yürürken içinde hissettiği aleve rağmen suratında değişmeyen katı iş ifadesi vardır.). Fakat MASK görevi verince işler çok değişti. Kendi hesabıma barbarı öldürmeyi planlarken Corax denene acı çektirirken kendimin eğleneceği kısımlar da dahil etmiştim. Başkasının hesabına iş yaparken her şey değişirdi. Görev duygulardan önce gelirdi. şimdi yapacağım barbarı bulmak, onun zayıf bir yönünü saptayana kadar bilgiler toplamak ve işi temiz bir şekilde bitirip işverenime durumu bildirmekti. Estebin kendi kendini düzeltti; bu sefer işin bittiğini söylemem gerekmeyecekti, bir Tanrı böyle bir şeyi kendisinden bile önce fark edecekti. Belki mükafatlandırılırken işin bittiğini onaylardım o kadar. Ah bir de zamanım olsaydı! Bana kalsa onu canlı tutup savaş sırasında tadılan acıların ne kadar hafif şeyler olduğunu ona öğretirdim. Beyinde yaşanan işkence en ağır olanıydı. Onun gibi mantıksal düşünceden çok dürtüleriyle yaşayan bir "şey" içinse bu acılar daha ağır geçecekti mutlak. Değer verdiği bir yakınının bacağını (bunu düşünürken Estebin"in gözlerinde soğuk bir nefret ifadesi belirdi.) yemesini sağlayabilmeyi isterdim. Maalesef bu "şey"e kim değer verebilirdi ki? Bir boz ayı mı? (Kafasında bu düşünce ile eğlenirken yerdeki izlerin tazeleşmeye başladığını fark etti. En fazla bir saat uzaktalar diye düşündü ve yaprakların üstünde ses çıkartmadan adımlarını hızlandırabileceği kadar hızlandırdı.) Onu savaşta öldürmek onun istediği gibi bir son olacaktı. Ona bu zevki tattırmamayı isterdi. Durumun ne getireceği belli olmazdı ama MASKın ona sunduğu plan bu barbar için oldukça "onurlu" bir sonmuş gibi geliyordu. Her halükarda işin gerektiklerini yapacak ve öfkesini başka bir şekilde almaya bakacaktı. (Uzaklardan bir ayak sesi duyar, toprak zemine sert basmamaktadır ama hızlı adımlarının tıpırtıları duyulmaktadır.)
Estebin bir ağacın ilk dallarına bir kedi zerafetiyle tırmanır ve yapraklar arasında gizlendiği yerden geleni gözetlemeye koyulur. Tahmin ettiğim gibi bir sonuç vardır; kaçmakta olan loncanın yü karası bir korkak elimde huzur bulmaya gelmektedir. Kontratlarını korkuları nedeniyle bozan bu rezillerin fazla yaşamaları gerçekten mide bulandırıcı. İğrendiği yaratığa bakarken mantığı duygularını geri plana iter. Önce bildiklerini öğrenmem mantıklı olur. Yeterince yakınına geldiğince asasinin kol ve bacaklarındaki zerafetten mahrum dengesiz hareketleri ve sallanmayı fark eder. Lonca bu kadar yeteneksiz birisini gönderemez diye düşünür. Başka bir iş olmalıydı işin içinde. Beyninden verdiği bir komutla elinde hançeri belirir; büyüsüyle kırılmaz ve bükülmez olan bu gümüş hançer üstüne vuran ışığı yansıtmamaktadır.
Asasin ağacın altından tam geçtiği sıra aşağı atlar ve asasinin bir iki metre gerisinden buyurgan bir şekilde bağırır: "Dur! Ben Estebin.". Loncadan olan bu adamın ismini duymuş olduğunu bilmektedir. Asasin arkasını döner korkmuş titrek sesiyle cevap verir: "Siyahtı! Simsiyah!"Herkesi" Hepsini"KURUDULAR!" Son bağırışından sonra sanki bir şeyin duymasını istemiyormuş gibi fısıldayarak konuşmaya başladı "Biliyordu"Her şeyi bildi. İzledi. Hepsi kurudu. Beni takip ediyor. HAAAAYIR!". Asasin arkasına bakmadan koşmaya başladı. Estebin elinde hazır olan bıçağı sol dizinin tendonlarını arkadan kesmek için hedefleyip fırlattı. Bıçağın saplanmasıyla asasin yere düştü, hala sürünerek kaçmaya çalışıyordu. Estebin yaklaşır bıçağı sapından tutup diz bağlarını tamamen kesmek için çevirir. Adamdan acı bir haykırış yükselirken sol kolu arkaya doğru bir dart fırlatma girişiminde bulunur. Estebin adamın çok yakından yaptığı bu hamlesini sol bileğini tutup kendinden uzaklaştırarak karşılar. Dart sol omzundan geriye zararsızca gitmiştir. Sonra Estebin ayağa kalkarken sol bileğini bırakmaz ve adamı yüz üstü gelecek şekilde çevirir. Adam görünmeyen tarafta kalan sağ elinde bir bıçakla gene Estebin"e hamle eder. Estebin vücudunu geri çekerek hançerin mesafesinden kurtulur ve çevik bir hamle sağ elini yakalar ve asasinin boğazına kendi bıçağını dayar. Bu sırada sağ dizinin arkasında Estebin"in hançeri durmaktadır ve şu an dizinin altında kaldığı için asasinin kendini tutamadığı zamanlarda bağırmasına neden olmaktadır. Asasin delirmiş yarı bilinçsizliğinde kendisini yakalayana korku içinde bakmaktadır.
Estebin asasindeki paniklemeye yatkın havaya tezat bir şekilde aşırı sakin bir sesle konuşur: "Gördün mü ne kadar delirmiş olsan da senden istediğim bilgileri alacağım. Bu işi zor yoldan mı yapalım yoksa hemen işime yarayacak bilgileri söylemeye başlayacak mısın?" Bu sırada Estebin sağ bacağıyla asasinin dizine doğru bastırdı, bağırışından yeterince tatmin olunca durdu. Soğuk ses tonu ile yeniden konuştu: "Eski sahibi bu bıçağı bana bir seferinde saplamıştı. Ne kadar acı verebileceğini iyi bilirim." Sesine yapmacık bir alaycılık verdi: "Hadi akıllı çocuk söyle kim nasıl kurudu?"
Asasinin sesinde telaş vardı: "Kara şövalye. Her şeyi biliyordu. Nereye sıçrayacağımızı nereye ok atacağımızı nereye koştuğumuzu nereye kaçtığımızı"" Durakladı, sesinde bir şeyi yeni fark etmiş gibi bir tavrı vardı kelimeleri tek tek yavaşça söyledi: "Nerede olduğumuzu!". Estebin"in kavrayışından kurtulmak için çırpındı, tek becerebildiği dizini daha harap hale getirmek oldu. Estebin"e sanki durumun farkında olmayan bir çocukmuş gibi hararetle bağırmaya başladı: "Tüm grup öldü! Herkes kurudu! Hepsi kurudu! Hemen kurudular! Siyah Kılıç! Emdi onların kanını!... şövalye! Hepsini! KURUDULAR!". Estebin adamın oyunundan sıkılmaya başlamıştı, hala işine yarayacak bilgiyi vermemişti. Sesi ufak bir çocuğu azarlayan bir annenin sesini aynen taklit eder şekildeydi: "Kötü çocuk! Barbarı öldürmek için gidip hiç iz bulamadın mı! Çok kötü! Öabuk barbarın yerini söyle!". Asasin hala aynı telaşını sürdürüyordu: "Biz barbar arıyoruz dedik, sonra sonra" Her yerde kan vardı. Onlar hariç. Onlar kurudu." sözcükleri karşındaki anlama özürlü bir spastikmiş gibi hüzünlü bir tonda heceleyerek söylüyordu: "Ku-ru-du-lar.". Estebin karşısındakinin bu hakaretvari hareketini görmezden geldi, iş duygulardan önce gelirdi. Konuştururken eğlenmeye bakardı kendince ama eğlencesi kaçan sorgulamaları da bırakmazdı: alınabilecek tüm bilgileri alana dek"
Estebin"in şansına eğlencesi kaçan bu sorgulama sırasında alınabilecek tüm bilgilerin bittiğine inanmaktadır. Artık kendi istediği şekilde sürdürebilecektir.
Sesinde yapmacık bir hüzün vardır: "Aa, demek kurudular! Çok üzüldüm. Gerçekten. Senin de bağırsaklarını söküp burada kurutmak zorunda kalırsam üzülürüm. Sen de üzülmez misin? Sen de kurumak istemezsin değil mi? Bak seninle bir oyun oynayalım. Çok basit: kazanırsan seni bırakacağım ve istediğin yere gideceksin. Ben kazanırsam iç organlarını sökerken mızıkçılık yapıp bağırmak yok ama!" oltayı yemesini kolaylaştırmak için bir kez daha ve özendirici bir şekilde tekrarladı: "Kazanırsan gideceksin.". Adam yüzünde salak bir ifadeyle kafa sallar. Estebin konuşmasına devam eder, az önce adamın takındığı ses tonunu kusursuz bir şekilde tekrar eder, ama hüzünlü bir vurgulama yerine neşeli söyler: "An-la-ma-man im-kan-sız." Cebinden bir platin para çıkarır: "Bu parayı havaya atıcam yere düştüğünde resimli kısım üstte kalırsa ben kazanırım. Yoksa sen. Tamam mı?" Asasin başıyla onaylar. Estebin asasinin ellerini yavaşça bırakır. Asasin bu sefer bir hamlede bulunmaz. Estebin asasinden 3 metre kadar uzağa gider, bozuk parayı asasinin yanına doğru döndürerek fırlatır. Para yere düşer, üstte resimli kısım üsttedir. Asasin paraya bakar kafasını Estebin"e çevirir. Bileğinden çıkardığı bir bıçağı Estebin"in kalbine doğru fırlatır. Estebin vücudunun solunu geriye doğru kaçırırken havada kendisine gelmekte olan bıçağı yakalar ve bıçağın hız kaybetmesine mahal vermeden kendi etrafında bir tur atarak gözünün ucuyla hedefleyebildiği asasine doğru hançeri fırlatır. Hançer adamın elini vücuduna mıhlar.
Estebin uykulu bir şekilde konuşur: "Bugün yorucu bir gün oldu. Bu kadar ısrar etmene rağmen seni öldürmezsem kusuruma bakmazsın umarım. Verdiğin bilgiler için ödüllendirildiğini düşün." "Sana bir ödülüm daha var" der gidip yerden platin parayı alır sonra da asasinin giysisinin önündeki bir göğüs cebine platin parayı koyar, sonra da cebin üstüne iki kez hafifçe vurur.
"Bıçağımı sana bırakamayacağımı anladığını umuyorum. Merak etme canını yakmayacağım."
Estebin eğilir dizin içine artık iyice gömülmüş olan hançerin sapından tutar, beyninden verdiği bir komutla hançerden geriye kalan tek iz Estebin"in avcunun içindeki yarım santim büyüklüğündeki ufak siyah bir hançer resmidir. Yakından detaylı bir şekilde incelenmezse muhtemelen ben ya da doğum lekesi sanılacak bir iz.
"Hiç acımadı değil mi canım?" der ve asasinin ayak izlerinin geldiği yöne doğru yürümeye başlar. Cebine parayı koyduktan sonra hafifçe vururken zehirli iğneyi saplamıştır. Yavaş bir etki gösterecek olan zehiri asasin fark ettiğinde antidot kullanmak için geç kalmış olacaktır. Yalnız ilk saatin sonunda kendinden geçecek olan asasin, 2 saatlik uykusu sırasınca bir hayvan tarafından yenilmezse zehrin etkisinden dolayı ölecektir. "Asasine oynu kazanırsa onu öldüreceğimi söylemiştim ama değil mi?" der Estebin kendi kendine, iki tarafı da resimli bir parayla nasıl kaybedilirse. Estebin kendisine kısa bir gülümseme için izin verir. "Risk almayı hiç sevmiyorum. Hiç." diye fısıldar kendine ve yola koyulur.
Yarım saatlik hızlı yürüyüşün sonunda ortalıktaki cesetlerden savaşın yaşandığı yer olduğunu çıkarttığı yere varır. Cesetleri ve yara izlerini inceler. Yara genişliğine bakılırsa bir çift elli kılıç tarafından yapılmıştır, barbar da bunu kullanıyordu. Acaba o deli adam siyah deri zırhlı bir barbara kara şövalye benzetmesinde bulunmuş olabilir miydi? Kesilen uzuvlardaki pürüzsüzlük kılıcın çok keskin olduğunu göstermektedir. Fazla keskin, muhtemelen büyülü. Kuruyan cesetleri inceler kalplerinde bir delik olmasına rağmen hiç kan lekesi yoktur. Kılıcın vücuttan kan emdiğini kestirebilir. Öevredeki asasin cesetlerinin bir birine ne kadar yakın olduklarına, vücutlarının duruş şekline ve ellerindeki silahların durumuna bakarak bunu her kim yaptıysa çok hızlı davranmış olmalı diye içinden geçirir. Arbaleti olanların ok çantalarına bakar, nerdeyse tamamen doludur. Barbar " eğer bunu o yaptıysa- çok yakından saldırmış olmalıdır. Nasıl fark edilmeden ve saldırılmadan bu kadar yaklaştı diye düşünür Estebin. Deli asasinin sözleri aklına gelir: "Kara şövalye. Her şeyi biliyordu. Nereye sıçrayacağımızı nereye ok atacağımızı nereye koştuğumuzu nereye kaçtığımızı"". Düşünür ama aklına gelen şey çok mantıklı gelmemektedir. Yüzey düşüncelerini okumayı kendi de yapıyordu ama bir barbar bunu yapabilir miydi? Bir büyülü eşya yardımı ile evet diye karar verdi Estebin. Buna karşı bir önlem düşünmeliydi.
Bu sırada Estebin arka cebinde bir sıcaklık hissetti. Elini attı, küçük bir kağıt vardı, sıcaklığı elle tutulabilirdi. Eline aldı ve okudu: "Beni bul en beklemediğin yerdeyim.". Düşündü, böyle bir ilüzyonu kim yapmış ve kendisine fark ettirmeden cebine koymuş ve kendisini bulmasını istiyor olabilirdi. Birkaç saniyelik düşünceden sonra aklına işvereni MASK geldi. O olmalıydı. Ama neredeydi şimdi? Dünya üzerine inmiş olmalıydı? Ne zaman inmişti acaba? Aklına hancı gelir ve davranışındaki gariplikler: "Tabi ya, nasıl bunu anlayamadım! Beni beliyorsa acele etsem iyi olur.". Neredeyse koşar bir tempoda yürüyerek şehre yönelir. Deli asasinin yanında durur, adam kendinden geçmek üzeredir. Daha kanın kokusunu alıp saldıran bir hayvan olmamıştır. Estebin cebinden bir çelik tel çıkarır, asasinin boynuna dolar ve sıkmaya başlar. Adam bilincinin kıyısındadır, ağzı hareket eder fakat ses çıkmaz. Söylediklerini anlamak için Estebin"in sese ihtiyacı yoktur, dudaklarını okur: "Öleceksin.". "Önce sen." diye cevap verir Estebin, gerçekten de önce adam ölür. Cebinden platin parayı geri alır, "Özgünüm yanımda bunlardan başka yok. şimdi yenisini bulmakla uğraşamayacak kadar acil bir işim var." güldü, konuşmaya devam etti: "Görüşürüz.".
şehre bir sorun yaşamadan aynı hızlı yürüyüş temposunda varır, şehrin biraz dışında tedbiren yeniden kılık değiştirip kendi normal boyunda bir erkek insan kılığına"hana girerken kullandığı kılığa- girer.
şehirde devamlı kulaklarını dikmiş çevredeki sesleri dinliyordu. Hancı MASK ise ben hancıyı halletmeleri için asasin kiraladığıma göre neler olmuş olabilirdi acaba? Bir şeyler olduysa bunu civarda bir yerden duymalıydı. İnsanlar dedikodu yaparlardı bunu biliyordu. Dedikodular her zaman iyi bilgi kaynakları idi. Hana varınca bir kalabalık fark etti. İçeri girdi, konuşmalardan kulağına kimi kelimeler çarpar: hancı, cinayet, kurukafa sembolü, barbar, kızıl saçlı, bacağı yokmuş, çift elli kılıç. Duyduklarına inanmakta zorluk çeker; kiraladığı asasinler nasıl MASK bedeninde iken hancıyı halledebilmişlerdi? Niye cesedin bacağı yoktu? Duydukları ona bu işin barbarla alakalı olduğunu söylüyordu ama Estebin kafasında buna bir açıklama getiremiyordu.
şimdi bir daha kılık değiştirme isteği duyuyordu. MASKın ölmediği kesindi ve onu bulmaya uğraşması gerekiyordu. Ormanda öğrendiği bilgileri ona sunarsa belki görevin daha bitmemiş olmasından dolayı çekeceği ceza hafiflerdi. Belki MASKı beyin okumaya karşı kendisini koruyarak yardım bile ederdi. Hele bir kılığımı değiştirebilsem, MASKı bulabilmek için çabalardım.
Bu civarda kılık değiştirmek için en güvenli neresi var diye düşündü. Tabii ki 3 aylığına kiraladığı odası vardı yukarda. Hemen oraya yöneldi. Odasını rahatlıkla buldu. Kapıdaki ok mekanizmasını çalıştıran teli sol eliyle rahatlıkla çıkartırken sağ eliyle de kapının kolunu çevirdi. Nereden geldiğini anlamadığı hızlı bir şey gelip boynuna saplandı. Hafif bir acı çekti, sonrasında hareket edemediğini fark etti. Kapı önünde açıktı ve her an aşağıdan biri gelebilirdi. Kendisi ise bu durumda odasına bakmaktan daha fazla bir şey yapamıyordu. İlk dakika çevreden son hamleyi yapıp işini bitirecek birisinin çıkacağını sandı. Gözleri fıldır fıldır görebildiği yerde saklanan birilerini aradı. Bu kadar süre çıkmayan hırsız artık çıkmaz diyerek biraz rahatladı. Kim bu kadar tuzakla koruduğu odasına girip kendisine bu nahoş sürprizi yapmıştı? Eski düşmanlarının hepsini kafasından tek tek geçirdi. Bunları düşünürken sanki her an birisi bir köşeden çıkacakmış gibi geliyordu. Hiç biri bu odada kaldığını bulamaz gibi geliyordu. Acaba MaNiak"tan gölge zırhı aldığı sıra izlendiğini fark etmemiş olabilir miydi? Böyle bir şeyin olası olma ihtimali var mıydı? Görünmez bir şekilde uçarken?.. Odasına bir cevap ararcasına baktı, defalarca her santimetrekaresini ezberleyene kadar. En sonunda gözüne ufak bir ipucu çarptı. Yatak örtüsünün kenarı hafifçe kıvrılmıştı. Bıraktığı gibi değildi. Öarşafa bağlı olan tuzağın mekanizmasını gözleriyle kontrol etti. Tuzağı defalarca gözden geçiriyor ancak bir fark bulamıyordu. Sadece bu sonsuz felç ızdırabına katlanabilmek için vazgeçmiyor tüm tuzakları inceliyordu. En sonunda bir iki ufak fark görebiliyordu. Birileri sandığı ele geçirmeye uğraşmış olmalıydı. Ömrünü kurtaracak kadar altın değerindeki zırhı çalma girişimleri başarılı olabilmiş miydi acaba? Kontrol edemiyordu. "Lanet" diye geçirdi içinden. Aşağıdan gelen sesler gitgide ona daha yakınlaşıyormuş gibi geliyordu. Sanki her an birisi kendisini bu çaresiz durumunda yakalayacak ve yakalayınca affetmeyecekti. Dayanmak için kendini limitlerine kadar zorladı. MASK ile acele işi olduğu halde bir haftadır burada duruyor olmalıydı. Neden bir haftadır güneşin konumu değişmiyordu? Hayır çok az zaman geçiyordu, zihni yanılıyordu. Dayanabilirdi, dayanacaktı.
En sonunda çıldırmasına yakın bir zamanda elinin ağırlığını yeniden hissetmeye başlayınca sevinçten uçacaktı. şimdi tuzakları çözüp ne olduğunu incelemeliydi. Öarşaf üzerindeki asit gazı veren tuzağı çözmeyi denerken gene çuvalladı ve yüzüne doğru püskürecek olan asitten son anda ters takla atarak kurtuldu. Yüzünü elbisesini yukarı çekerek korumaya çabaladı. Pencereyi açıp odanın dışına çıktı. Bir süre sonra yeniden havanın solunabilir bir hal aldığını görünce işine kaldığı yerden devam etti. Yatağın yanındaki tuzağın mekanizmasındaki değişikliği kapının önündeyken baktığında fark etmişti. Bu tuzağı çözebildi. şimdi sandığın yeri oynayınca çalışan tuzak vardı. Bunu çözerken hata yaparsa kendini kazığa geçmiş bulabilirdi. Tuzağı uzaktan çalıştırmaya karar verdi. Sandığın kilidine yatağın altından ince ama sağlam bir ip ucuna takılmış kancayı atarak tutturmayı becerdi. Kendini güvenli bir mesafe uzaklaştırdı. İpe asıldı sandığın yerden ufak bir oynaması ile yatağın altından çıkan kazıklar hızla döşemenin tahtalarına doğru gitti. Döşemeye saplanıp ses çıkarmadılar, sadece birkaç milim fark kala durdular ve sonra geri yuvalarına döndüler. Tuzağa yakalansaydım sonumu getireceği muhakkaktı. Sandığı iple çekmeye devam ettim. Sandık yataktan yeterince uzaklaşınca kilit üzerindeki son tuzak üzerinde çalıştı. Tuzak mekanizmasındaki dartın nereye fırlayacağını anladığı zaman sağlam bir yere geçip kapağı hızlı bir hareketle açtı. İkinci bir dartın varlığını fark etmemişti. Dart gelip koluna saplandı. Sandık içindeki bir not dışında boştu. Esnerken notu eline alıp ayağa kalktı ve odadan çıkmaya uğraşırken okumaya başladı: "Karanlığı izle.". Önünde saf karanlıktan yapılmış gibi duran bir geçit açıldı. Geçidin içinde gölgeler dönüyor garip girdaplar oluşturuyorlardı. Estebin geçidi incelemeye vakit bulamadı, vücudu bir patates çuvalı gibi ileriye, geçidin içine doğru yıkıldı. Yıkılmadan önce okuduğu nottan son anında MASK"ın bir oyununda olduğunu fark edebildi. Hiç beklemediği bir oyunun içinde...
Posted: Sat Jul 12, 2003 3:49 am
by MASK
MASK bir süre önünde yatan hırsıza baktı... Estebin... Sınavımı geçemedin... Yine de..... Hala değerli yanları var.. Bir süre onu canlanmayacağına karar veremedi Sonra elini üzerine koydu.. Estebinin hazırladığı zehir basit bir zehir sayılırdı... Halledilmesi uzun sürmedi.. Estebin uyandığında karşısında bir MASK rahibini buldu yüzü maske ile kapanmış... Sınavımı geçemedin bayan diye seslendi ona fısıldarcasına.. Estebin titriyordu yine de kendine hakim olmaya çalıştı.. Bir tanrı ile karşı karşıya idi.. Özgünüm diyebildi. Tüm oyunların onun değerini sınayan bir sınav olduğunu şimdi anlıyordu ve böyle bir sınavı o da defalarca başkalarına yapmıştı ve başarısızları o da affetmezdi... Elinden geldiğince düzgün konuşmaya çalışarak ama sesinin titremesine engel olamadan bana ne olacak dedi... MASK hala değerlisin dedi.. Yapmak istediğin şeyin yapılması her zamankinden fazla gerekiyor dedi .. Estebin kendisine ikinci bir şans verileceğini hissetti.. Yüzünde bir rahatlama vardı.. MASKın sesi yükseldi ama bu defa sınavda yaptığından daha iyi iş çıkart Estebin.. Estebin tabii lordum diye cevap verdi... Düşmanının elinde çok güçlü bir silah var cyricin kılıcı deliliğin kalbi.. Estebin doğrulup MASKın yüzüne bakmaya cesaret etti.. O insan gözlerinin altındaki gölgeyi görür gibi oldu.. İnsanın zihnini okuyabilir ve durdurabilir.. Ve kanını da emiyor dedi estebin kendisi ile konuşur gibi .. Hayır dedi MASK kanını emiyor olamaz hayır... Cyric in kılıcını gördüm ben hatta bir defa dövüştüm.. Öyle dediler dedi Estebin ... Barbarla dövüşten kurtulan assasin... Bir süre sessizlik oldu öyle ki MASK yanlış bir şey ırıp canlandırmayacğına karar veremedi... çok mi söyledim diye düşünmeye başladı.. Sonra MASK konuştu.. Gideceğin görev zorlu olacak o nedenle sana başka hediyelerim var dedi...İlk olarak bunu al dedi elini uzattı elinde bir maske vardı... Bu kılıcın tüm sihirlerinden kurtulmanı sağlar aslında çok üst düzey büyüler dışında (NPC BİLGİLERİ oyunu oynayan diğer arkadaşlar için 16. level büyücülerin altındaki büyücü büyüleri diyelim) hepsini engeller ama özellikle charm büyüsü beyin okuma yerini saptama ve kehanet büyülerini üst düzey büyücüler bile sana yapamaz (NPC BİLGİLERİ ama söz gelimi 15. level ölümbüyücüsü ona büyü yaptımı etkilemez de 20. yaptımı etkiler) Ve şu hançer hançeri uzattı.. Bu hançerle backstab yaparken seni farkedemezler en usta insanlar bile ses ve gölgeyi neredeyse yok ediyor denebilir.. Ama yüzlerine karşı yapma seni bir defa görünce takip edebilirler... Alelade bir insana normal backstab hasarının iki katını verebilirsin.. Normal şartlarda en usta hırsızların backstabini farkedenlerse normal insanlar kadar hasar alırlar bunla.. Bu kadar mı dedi estebin bir şey daha dedi MASK barbarın kılıcı artık eski kılıç değil .. Onedenle eski kılıcı şu anda ilüzyonla ok haline gelmiş şeklinde belinde... Estebin bunu duyunca ayağa kalktı.. Maskbir defa daha konuştu.. Sana gitmeni söylemedim!!!!!! Estebin titreyerek tekrar oturdu..... Barbarın yanında bir büyücü var.. O nedenle senin de yanına bir yol arkadaşı verceğim.. Estebin ne kadar belli etmemeye çalışsa da öfkesi okunabiliyordu.. Bu güne kadar yalnız çalıştın değil mi Estebin dedi MASK ama hayır bu defa bu seni aşacak bir görev işin içinde tanrıları bile korkutabilecek güçler var... Estebin farkında olmadan ürperdi... İsmi utrik Tabii hırsızlık özellikleri de var ve rahip.. Ama senin dışında kimse ne rahibi olduğunu bilmeyecek sadece iyileştirme özelliği var... Seninle iletişimimi onun ile kuracağım ve gerektiğinde ona ihtiyacın olacak şimdi git.. Estebin kalktı zehrin soğukluğu hala üzerinde idi.. MASK ona başarısızlık durumunda ne olacağını hatırlatmak istemişti.. Onu nerde... bulucam diyecekti ki MASK o cümlesini tamamlayamadan konuştu.. Hana döneceksin başladığın yere o sana gelecek ve seni izleyecek... şimdi karanlığı izle Estebin... Estebin ağır ağır önünde beliren karanlığa yaklaştı.. Bir an tereddüt etti ve atladı.. Hiçbir şey yoktu renk bile hiçbir şey orada dönüp dururken cehennem bile daha iyi olmalı diye düşündü.. Maskın sesini duydu sonra sakın ona zarar verme.. Ne yaparsa yapsın zarar verme .. Onu cezalandırma hakkına sadece ben sahibim.. Sonra kendini birden yatağının üzerinde buldu...Mask hala odanın ortasında idi.. Evet dedi Estebin sonunda karanlığın ne kadar derin olduğunu biraz olsun farkedebildi.. Ama şimdi halledilmesi gereken başka işler vardı.. Cyric değilse ne dedi.. İçinde bir şeyler çok daha büyük bir savaş olduğunu söylüyordu bunun... İşe yaramayacaklar diye düşündü ama yapmalıyım.. yüz kilometre kadar uzakta... Gölge dansçıları klanından iki arkadaş dövüş eğitimi alıyorlardı.. Birisi kaslı öteki cılızdı.. Dövüş sonucu belli gibi idi... Hocaları yine de garip bir şekilde bu iki arkadaşı dövüştürmeye karar vermişti... Ve kaslı olan huzursuzdu.. Yine de hocaya karşı gelinmezdi... Dövüş başlamadan hocaya don bir defa yalvarırcasına baktı.. Arkadaşını yenmek istemiyordu.... Geçmişte yaşadığı o deneyimden sonra... Ve yenilmeyecekti bunu da biliyordu.. Ama hoca sırıtarak başlayın dedi... Arkadaşına baktı ve üzgünüm dedi arkadaşı garip bir şekilde kendin için üzül dedi ve yokoldu.. Birden sanki büyü gibi idi.. Adam bir anda korku içinde etrafına bakındı.. Birden dayanılmaz bir acı hissetti kendini kastı ve onu öldürmek için daha fazlası lazımdı... Kılıcı çevresinde görmediği düşmanını öldürmek için sallamaya başladı... Darbe yukardan geldi.. Bu defa acı öncekinin en az on katı idi ama bundan da kurtulmayı başardı... AArtık gözü kararmıştı sağa sola dönüyor saldırıyordu.. Bir anda arkadaşını farketti gözünün önünde idi....Haykırarak ileri atıldı... ve belinden son bir kılıç darbesi yedi.. Can çekişerek yere düştü.. Sonra arkasında yavaşça bir silüet belirdi gölge dançısı... Afferim dedi hocası dersi öğrenmişsin.. Öğrenci gülerek baktı.. Artık görevine hazırsın dedi.. Öğrencinin gözü hevesle parladı.. MANİAK dedi Maniak bu adamın adını duymuştu tarikati terkeden onurlarını paramparça eden insan.. Çok iyi dövüştüğünü duymuştu kimsenin onu aramaya cesaret edemediğini ve bir de her önüne geleni öldüren bir çelgın olduğunu... Onu yakalayacaksın dedi hocası.. NE yani bu görev ona mı verilmişti tarikatın en iyi öğrencisi idi.. Garip bir şekilde büyüye bağışıklığı vardı ve farkedilmeden yapılan saldırılarda çok iyi idi... Zehir yapımında da mucizeler yaratıyordu.. papatya su ve süt kulanarak bir damlası insanı günlerce uyutan zehir yapmıştı... Ve gölgeler onlarla adeta dans ediyordu şu ana kadar onu saklanırken gören olmamıştı.. Yine de... böyle büyük bir görev.. Onun olduğu yer bir anda adamın yüzü beyazlaştı.. hocam diyebildi çocuk hocası için endişelenmekten çok böyle bir görevi kaçırmaktan korkarak... Hoca bir saniye sonra normaldi yok bir şey dedi.. O lomburg da oraya gidebileceğin kadar çabuk git.... ve ordaki lonca ile bağlantı kur sana onlar aracılığı ile emir vereceği üzerinde gölge olan bir kağıt bizim mesajımızdır.. Sen anlayacaksın.. dedi (npc bilgisi oyunun geçtiği şehrin ismini attım bildiğim kadarı ile hiçbir yerde yok değiştirilebilir...) Öocuk tamam dedi... Hoca ise git hadi git artık dedi... Ve çocuk odayı terketti hocanın yığıldığını görmeden.. Binada iki dakika bile durmadı insanlar onun görevini duymuşlardı.. Hey longi iyi şanslar dedi bir arkadaşı arkasından ölecek dediklerini duydu duyma yeteneğini bilmiyorlarmış gibi konuşuyorlardı.. Sonra görürüz onu dedi içinden ahıra vardığında beklemedi bile evet sonunda dedi sonunda ahır görevlisine dayanamayıp çabuk ol dedi görevli tama efendi longus dedi ve kapıyı ardına kadar açtı sonra gitti ardına bile bakmadan.... (npc BİLGİLERİ MANİAK bu adam senin peşine düşmeyecek senin kararın ama onu mümkünse rahat bırak) MASK yazık dedi yetenekli ama... içini çekti maniakın nasıl göründüğünü bile sormadı.. Sonra güldü böylesi daha iyi... Çok işime yarayacak buraya gelmesi üç dört gün alır gibi (sonra güldü hevesini düşünürsek üç olacakgibi idi bu) ama onu yanlız bırakmayıp hemen iletişim kurmalı idi yoksa... Hata yapmaya çok müsaitti... Bu arada gülümsedi.. Maniak senin o olduğunu biliyordum ne güzel kasabada bana meydan okuyan iki kişi var.... Sonra doğruldu acele etmeliyim.. Ardarda tekrarlanan güçlü kelimelerin ardından odada sadece oraya nasıl geldiğini anlamaya çalışan bir rahibin vucüdu vardı..
Estebin yatakta yavaşça doğruldu tüm yaşadıklarını tekrar tekrar düşündü... odada yaratılmış tüm karmaşadan hiçbir şey yoktu.. Sonra elne baktı ipek maskeyi gördü.. Refleks benzeri bir hareketle maskeyi yüzüne geçirdi maske yok oldu.. Ama varlığını hissediyordu Hepsi geçekti dedi... Sonra elindeki hançere baktı denemek için sabırsızlanıyordu.. O anda aklına geldi MASKın yanıma verdiği gnom onu bulmalıyım.. O anda kapı çaldı estebin titreyerek kimsin dedi..