Page 11 of 29

Posted: Sat Jul 01, 2006 8:20 am
by Rhonin
Gredix gözlerini bir kaç saniyeliğine kapadı ve bütün siniriyle gözlerini açtı..Sanki alev alev yanıyormuşcasına gözleri iki saniye içinde kinle parladı..Biri ona yalan söylüyordu..Katlanamadığı şeylerden biriydi bu ve tuttuğu adama doğru baktı.

Bütün siniriyle adamın gözlerinin içine bakarak " Bana doğru söyle bu doğru mu?. " dedi ve bekledi..Karşısındaki Oren şovalyesi bile olsa umrunda değildi bu iki kişiden biri yalan söylüyordu..Oren şovalyesine güvenebilirdi ama böyle çarpık bir şehirde kime güvenceği pek bir belirsizdi..

Oren şovalyesine baktı sakin olmaya çalışarak adama baktı..Cüppesinin başlığını çıkarmıştı ve bütün yüzü boynundaki yara dahil herşey görünüyordu..Oren şovalyesine garip içten gelen sanki bu dünyadan değilmişcesine bir sesle konuşmaya başladı..

" Bu adamın suçunu söylermisiniz şovalye.. " dedi ve elinin altındaki adamın tuttuğu yakasını biraz daha sıktı..Eğer burda bir yalan dönüyorsa o kişi için büyük ihtimal kötü olacaktı..Sinirler etrafa baktı..Gözlerini bir kaç saniye kapattı ve kendince bir şeyler mırıldandı..

Gözlerini açtı " kılıcınızı indirebilirsiniz benden zarar gelmez .. " dedi yine o garip donuk sesiyle adama inanılmaz bir ciddiyet ve bir o kadar da değişik bakıyordu...

Posted: Sat Jul 01, 2006 2:57 pm
by Ensiferum
Ensiferum Otacının yüzüne hayretle baktı.Sahte tanrılar mı?Gerçekten şaşırmıştı şimdi.Acaba kimin tanrıları gerçek diye de düşünmeden edemedi.Sadece mırıldandı.

Nasıl emin olabiliyorsun ki sahte oldukluklarından...
Kendisi hiç bir tanrıya inanmamıştı şu ana kadar,inanma gereği hissetmemişti.Belki de hata yapıyordu.Babası "İnançlarımız sayesinde yaşarız" demişki bi keresinde.Ailesinin Dragonfire adlı bir tanrının yolunu izlediğini biliyordu.Tanrıları sonraya bıraktı Ensiferum.
Güneydeki felaketler mi?şimdi gerçekten ne kadar bilgisiz olduğu konusunda hayret etti.Adeta kendisini evine bir suçlu gibi hapsetmişti ve dış dünyayı reddetmişti.Gerçi birkaç şey duymuştu ama çokta önemsemişti.şimdi ne kadar büyük bir aptal olduğunun farkına varıyordu.
Ben de şimdilik Sorgipol de kalmaya karar verdim Otacı.Bu arada senin adın ne?Benimki Ensiferum.Eğer burda kalacaksak belki bana biraz güneydeki felaketleri anlatabilirsin...
Bu sefer mırıldanmamıştı...

Posted: Mon Jul 03, 2006 5:32 pm
by Yılmax
Lord Necros wrote:Elrach’ın havayı yararak ilerleyen kılıcı, iç gıdıklayıcı bir sesle adamın kellesini gövdesinden ayırdı. Kesilen kelle havada takla atarak yandaki duvara çarpıp ve sert bir tokurtuyla yere düştü.

Aynı anda Elrach bir kez dah sırtından kalbinin olduğu yerde bir dürtükleme hisseti. Kahrolası herif! Adam ikinci kez bunu deniyordu ama ikinci kez Elrach’ın zırhını geçmeyi başaramıyordu. Elrach’ın ona dönmesiyle beraber, bu adam da birkaç adım geriye çekildi ve kılıcını önünde tutarak savunma pozisyonunda bekledi.
Elrach, kılıcını savruşuyla adamın kafasının gövdesinden ayrılışı bir olmuştu savaşın verdiği haz git gide büyüyordu gözlerini adeta kan bürümüştü devasa savaşçının. Ama kendini kontrol etmesi gerekirdi ki tam bu anda yine sırtından bir hamleyi hissetti lanet olası adam 2.kez bunu deniyordu. Hemen arkasını dönerek adamın kılıcına doğru sert bir hamle yaptı amacı; kılıcı adamın ellerinden koparıp alarak adamı öldürmeden zararsız hale getirmekti...

Posted: Mon Jul 03, 2006 7:35 pm
by celebnor
Sonunda hana varmışlardı Mahtan hana alıcı gözle bir baktı ve beğendi..."Parlak Mücevher Hanı demek" dedi düşünceli bir edaya yularından tutmakta oldugu atının başını yavaşça okşadı"bakalım başımıza daha neledr gelecek dostum" diye hafifce atına seslendi...

"Böyle bir ortamda kendinizi koruyabilecek misiniz bayım?"
Diye seslendi sovalye...acıkcası basına ne gelecegini bilmiyordu...ve kendini ne kadar koruyacagını da ...ama kendisinin cok iyi bilip sovalyelerin bilmedigi bir sey vardı...

Mahtan bir büyü kullanıcısıydı...Bunu sovalyelere soylememisti zira bazı sovalye tarikatlarının büyüye bakısını biliyordu ve temkinli olmak büyücülükte temel kuraldı...

"Doğruyu söylemek gerekirse bayım " dedi "bundan bende emin değilim ve sizin de beni kollamaktan baska yapılacak daha önemli isleriniz olduguna göre kendimi korumak isi dogal olarak bana kalıyor"dedi sıcak bir gülümseme ile."beni kurtardıgınız icin minnettarım umarım tekrar görüsürüz" diyerek basını egerek selam verdi ve hana dogru yavasca ilerlemeye koyuldu...dikkat cekmeden hana girmek ve bu hareketli gecenin stresini uyuyarak atlatmak istiyordu ama sozettikleri handa gecelemek de hic de kolay olmayacak gibi geliyordu...yan gözlerle tartısan iri adama ve yasından oldukca büyük davranan kücük serseri gorunuslu cocuga baktı...coucugun yıkılan lonca ile bir baglantısı olabilecegi gibi bir dusunce belirdi birden ...bu lonca herneyse artık dusuncelerini mesgul etmeye baslamıstı

sovalyeler arkalarını donmuslerdi ki"baylar" dedi "Eminim ki Lordunuz Oren sizinle gurur duyuyordur" tekrar selam vererek hana dogru yürümeye koyuldu

Posted: Mon Jul 03, 2006 8:42 pm
by Horcoel_Baator
Maeglan bir an başını geriye çevirerek etrafına bakındı..Gnollerin dehşet dolu bakışlarının altında ne gibi bir gizem yattığını bilmiyordu..Ancak kendisi gibi tarlaya basmamaya dikkat ettiklerinden bu işin içinde bir iş oldugunu düşünüyordu..

Süzülerek Sağ kalan Gnollerin sağ tarafına doğru ilerledi (Bu sırada Combat Expertise kapatıldı)


(Kafamda planladıgım ilistrasyon ama aslı dme kalır tabi sadece bakış açımı yazayım dedim)

G
G
G
M

Ve elindeki devasa tırpanını önünde bulunan Gnoll un silahına doğru tüm gücüyle geçirdi
(Improved Sunder)

Silahı kırmayı başarırsa tırpanı gırtlagına tutup ''Oldugun yerde kal savaşçı onursuzlugunu bir kez bana kanıtladın,eğer haraket etmeyi denersen bir sonraki hamlem kelleni uçurur..'' diyecek

Posted: Mon Jul 03, 2006 9:10 pm
by FrontsideAir
Yara! Yaranın ne anlama geldiği Erber'in zihninde, vücuduna açılan kesikten fışkıran kan gibi ortaya çıkmıştı. Yara kan demekti, kan da izlenmek. Kaçmalıydı, ama kaçmak bir anlam ifade etmezdi. Saklanamazdı da, şövalye hemen oradaydı. Düşünceleri acının etkisiyle bulanıklaşmaya başlamıştı.

Düşünecek zaman yoktu. Erober doğal yeteneği ve loncadaki çalışmalarının faydasını görüyordu şimdi. Yatmakta olduğu yerden geriye doğru takla atarak tek hamlede kalktı ve bir adım geri attı. Bu sırada sancıyan yarasını çok da umursamamaya çalışıyordu. Erober'in bedeni yaralara pek alışık değildi, bu durumda babasına çekmiş olmasına şükretmeliydi.

Yarasına sol koluyla tampon yapıp düşüncelerini toparlamaya çalıştı Erober. Bu sırada iki büklüm olmuştu. "Çok zaman kaybettim. Başka şövalyeler de gelebilir buraya savaşmaya devam edersem. Bu yaralarla da kaçmam çok zor ve kolayca izlenebilirim. İkisini birden yapmaya çalışmak da çok saçma olur. Birinci işim izimi kaybettirmek olmalı. En iyisi kaçmak ve ulaşılamayacağım bir yere gitmek."

Erober şövalyeye doğru koşarken hamlesini ölçerek ona göre taklalar atacak ve darbelerinden kaçarak şövalyeyi geçecekti. Yol ayrımına çıkabilirse iki tarafa da bakıp kafasına en çok yatan yöne doğru koşacak ve mümkün olduğunda engebeli yollara girecekti. Belki şövalyeyi böyle atlatabilirdi.

Posted: Tue Jul 04, 2006 9:36 pm
by calis
Bu durumdan sıkılan estalus elf i kendi başına ölüme terketmenin en iyi fikir olduğunu düşündü.Onun ölceğini düşünmesi yüzünde hafif bir tebessüme neden oldu.Burda yeterince zaman kaybetmişti.Vede karşılığında hiç bir şey almamıştı.O anda sinirden sıktı yumruğunu elfin yüzüne geçirmek gelmişti ama sinirine hakim oldu.

Estalus elfe arkasını dönerek karanlık sokaklarda bir han bulma ümidi ile yürümeye başladı.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:16 am
by Lord Necros
“Oren adına, DUR!”

Süvarilerden birisinin ikazı, boş caddelerin sessizliğini bölen toynak seslerini bastırarak yankılandı.

Buna rağmen atlılar son sürat Celdar’a doğru koşturuyorlardı. Arkasına bakmaya fırsat bile bulamayan Celdar, nal seslerinin git gide yaklaştığını duyuyordu.

Yaklaşıyorlardı...

Yaklaşıyorlardı...

Yaklaştılar...

Ve...Celdar o anda kendisini sol tarafında duvara doğru takla attı. Tam zamanında! Mızraklar bir saniyeden de kısa süre önce durduğu yerdeki havayı yararken, atlarını durduramadan ilerlemeye devam eden süvarilerden küfürlü homurdanmalar yükseldi.

Celdar yattığı yerde doğrulup ilerideki süvarilere gözlerini dikti. Son hızlarıyla hücuma geçtiklerinden atlarını durduramamışlardı ve şimdi metrelerce ötede ancak yavaşlayabiliyorlardı. İkisi de dönene kadar Celdar belki...İkisi?

şüphesine yanıt olarak arkasından nal sesleri duydu. Diğer iki süvari sokaktan çıkmış, yerde yatan Celdar’a doğru hücuma geçmişlerdi. Diğer ikisinin başına gelenleri gördükten sonra hazırlıklı gibi görünüyorlardı. En azından aralarını açmışlardı ve ne yöne kaçarsa kaçsın Celdar’ı durdurmaya niyetli gibilerdi.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:19 am
by Lord Necros
Estabin, bir anda kolunda, ilerlemesini engelleyen küçük bir dokunuş hissetti. “Heeey, dur bir dakika!” Estabin yavaşça arkasına döndü ve çocuğun onu tutmakta olduğunu gördü. Kaşları çatılmıştı. “Bana buraya gelince paramı alacağımı söyledim, sökül paraları o halde!” Ã?ocuk, Estabin’i şaşırtan bir hızla bir bıçak çekiverdi. “Hem içeri girince beni sıkıştırıp parama konmayacağınızı nereden bileyim ha?!”

Estabin kontrol dışı olarak iç geçirdi. Bu çocuğu nereden bulmuştu böyle? Halbuki düzgün birisine bakınmıştı sokakta. Bir dahaki sefere daha dikkatli olmalıydı.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:21 am
by Lord Necros
Gredix’in duvara dayadığı adam, faltaşı gibi açılmış gözleriyle dehşet içinde başını iki yana sallayıp durdu. Gredix’in kolları altında nöbet geçirirmiş gibi tir tir titriyordu. Gredix, adamın buz kestiğini fark etti. Kel alnından çıkan bir damla ter, şakağından süzülerek adamın yanağına ulaştı. Hızlı ve kesik kesik soluyordu.

“Bu adam, Theodorus Atticus, pek çok fakir ve işsiz aileyi, onlara iş bulacağı vaadiyle dolandırarak ellerindeki son paraları da aldı. Onlara dediğine göre onlardan aldığı paranın üzerine kendi parasını koyarak bir tarım şirketi açacak ve onlara tarlalarda iş verecekti. Ama sözleşme imzalamayı akıl edemeyen bu insanların paralarını alıp, cebine attı. şimdi bu dolandırıcıyı adalete teslim etmekle yükümlüyüm.”

Gredix’in gözleri şövalyeye gitti. şövalye, Gredix’in biraz güvenilir olduğuna kanaat getirmiş olmalıydı ki kılıcını biraz indirmişti. Muhtemelen tecrübeli bir savaşçıydı. Yüzünün sağında boydan boya bir yara izi vardı. Gözleri minik, içine gömülmüş ve masmaviydi.Yüzünde üç günlük bir sakal vardı. Fırça gibi, kara, keçeleşmiş, kısa saçları vardı.

“Ye-yemin ederim ben bir şey yapmadım. Ben bu şehrin asilzadelerinden biriyim. Bu adam peşimde beni öldürmeye çalışıyor! Yalvarırım koru beni!” diye ağlayarak yalvarmaya başladı Gredix’in kolları arasındaki adam.

“Üç gündür bu adamın peşindeyim. En sonunda onu yakaladım. Onu bana ver ki, adalete teslim edebileyim.” dedi şövalye, buyurgan bir ses tonuyla, kılıcının kabzasını daha da kavrayarak.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:23 am
by Lord Necros
“Fordsenshale.” diye mırıldandı otacı ismini. “Kendini gerçekten de evine kapatmış olmalısın evlat.” diye ekledi ardından da gülerek. “Yoksa olanları şüphesiz duyardın.”

Otacının yüzündeki çizgiler derinleşirken yüzünü güneye çevirdi ve gözlerini kıstı. Sanki onca binanın arasından, millerce mesafe ötesini görebiliyor gibi uzunca güneye baktı. Yüzü, acı dolu bir ifade adı ve sonra da bir ah çekti.

“EVET, HERKES BİZİ İZLESİN LÃ?TFEN!” diyen tapınak şövalyelerinden bir tanesinin gür sesi, otacıyı düşüncelerinden kopardı. Fordsenshale irkilerek bugüne döndü. Ensiferum’a acı dolu bir gülümsemeyle baktı.

“Bunlar...böyle orta yerde konuşulacak konular değiller evlat. Sorpigol’de tanıdığın birileri var mı? Yani kalacak bir yerin? Eğer yoksa, sana, bana tahsis edilecek olan aciz konağımın acınası konforunu sunuyorum. Sanırım orada uzun uzun konuşabiliriz. Ah, tabi sen gençsin. şehirde yapmak isteyeceğin başka şeyler olabilir, ya da şehri keşfetmek isteyebilirsin. Seni zorlamıyorum evlat, senin kararın.”

Fordsenshale, gülümseyerek Ensiferum’u baştan aşağı süzdü, sonra yavaş yavaş, şehrin içine ilerleyen kafileye katıldı.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:27 am
by Lord Necros
şövalye bunun üzerine gülümsedi. “Tek amacımız, ona layığıyla hizmet etmek bayım. Bunu da şehirdeki asayişi sağlayarak yapmaya çalışıyoruz. Maalesef ki...elimizden başka bir şey gelmiyor.”

şövalye yolun iki yanına baktıktan sonra tekrar Mathan’a döndü. “Burası, şehrin merkez bölümü ve en huzurlu kısmı olan Fhaerz’in girişlerinden birisidir bayım. Bu civarda biraz daha rahat olabilirsiniz. Az önceki gibi...” şövalye arkasını gösterirken, zırhının göğüslüğüne bulamış birkaç damla kanı, aceleyle cebinden çıkarttığı bir mendile sildi. “Birkaç tanesi dışında, buralar huzurludur. şövalyelerin hakimiyetinin en kuvvetli olduğu bölgelerdir. şimdi, izin verin de sizi yerleştirelim. Görev saatimiz dolmak üzere. Buradan da tapınağa döneriz.”

şövalyenin at sürmeye alışık olduğu belliydi. Ã?ne birkaç adım atıp Mathan’ın yanına geldi ve atın dizginlerini elinden aldı. Hayvanın boynunu yavaşça okşarken bir yandan ıslık çalıyordu. İlk anda irkilen at, ıslıkla birlikte sakinleşti. “Aferin koca oğlan. Hadi bakalım.” dedi ve dördü birden hana doğru ilerlemeye başladılar. Daha onlar yaklaşırken, hanın sağında, Mathan’ın ise solunda kalan, hana bitişik kocaman bir kapıdan uykulu gözlerle genç bir delikanlı çıktı. Saatin ne kadar geç olduğu düşünülürse bu halde olması doğaldı. şövalye, atı delikanlıya teslim etti. Delikanlı, kapıları açıp atı ahıra sürerken, şövalye de eliyle Mathan’ı hana buyur etti ve kapıyı açtı.

Korkutucu bir görüntüydü. Birkaç masa ve sandalye kırılmıştı. Geride kanlar içinde bir adam yatıyordu. Ã?n tarafta ise yine kan gölü içinde, kafası kopmuş bir başkası. Handa, gözlerinden ateş saçan, çok iri bir adam ve onun önünde yere düşmüş, bir elini kaldırarak ona yalvaran bir adamdan başka kimse yoktu. şövalyenin kaşları çatıldı ve arkasındakilerle birlikte içeri girdi.

***

Elrach, karşısındaki sokak serserisinin kılıcına vurmaya çalıştığı anda serserinin yüzünden pis bir sırıtış oluştu ve Elrach’ın koluna doğru kılıcını savurdu. Elrach’ın kolunda boydan boya, kanlı bir yara açılırken (Elrach--> 6 damage), ikisinin kılıçları çarpıştı ve serserinin kılıcı havada daireler çizerek şöminenin üzerinde duvara saplandı.

Serserinin yüzündeki dehşet ifadesi inanılmazdı. Adam birkaç adım gerilemeye çalışırken, dövüş sırasında yere düşen bir sandalyeye takıldı ve yere düştü. Geri geri sürünürken sol elini yukarı kaldırdı. “Lütfen... Lütfen beni öldürme!” diye yalvarmaya başladı.

“Öldürmeyecek!” diyen, buyurgan ve güçlü bir ses odada yankılandı ve Elrach’ı kendisine getirdi. İri kıyım barbar, hızlı bir şekilde çevresine göz attığında daha önce yemek yiyen tüccar ile hancının dostlarının ortadan kaybolduklarını fark etti. Muhtemelen üst kata kaçmışlardı. Hancı da aynı şekilde ortada yoktu. Muhtemelen o yaşlı elfle ilgileniyordu.

Bunun dışında sandalyeler ve masaların bir kısmı paramparçaydı. Pek çok yere kan bulaşmıştı ve Elrach’ın iki kurbanının ölü bedenlerinden de kan çıkmaya devam ediyordu.

Sesin sahibi ise, hanın kapısında duran, üçü zırhlı, dört kişinin önde olanıydı.

“Lord Oren’in iradesiyle şehrin yönetiminde bulunan Lord Hederick adına, seni cinayet suçuyla tutukluyorum! Eğer sorun çıkartmadan teslim olursan, adalete teslim edilirsin ve hukuka uygun bir şekilde, adil olarak yargılanırsın.”

Adamın sözlerini bitirmesiyle birlikte, diğer iki zırhlı adam kılıçlarını çekerek odaya sağlı ve sollu olarak yayılarak Elrach’ın iki yanına geçtiler.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:28 am
by Lord Necros
Maeglan’ın tırpanı, gnoll liderinin halberdini ikiye ayırdı. Halberdin ağır sapı, sertçe yere düşerken tok bir ses çıkarttı.

Maeglan ve gnoll liderinin gözleri kesişti. İkisi de birbirini süzüyordu. Ama ırkından beklenenin aksine, gnoll liderinin gözlerinde korkudan eser yoktu. Tam aksine, yenilgiyi kabullenmişlik, ama buna rağmen süregelen bir meydan okuma vardı.

“Beni öldür ama sen canlı çıkamazsın buradan.” dedi sakince gnoll.

Alevler tarlada yayılmaya devam ederken, bir kadının korku, öfke ve şaşkınlık dolu çığlığı gökte çınladı, ve hemen ardından Maeglan, tam arkasından ateşlenen arbaletlerin çıtırtılarını duydu. Okların birkaçı yanından geçerken bazıları zırhına saplandı, lakin birisi, Maeglan’ın kanadının deri bölümünü delip geçti.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:29 am
by Lord Necros
Erober, takla atıp ayağa kalkarken şövalye de hazırlıklıydı. Bir adım geri çekildi ve kılıcıyla savunma pozisyonuna geçti. Sokağın tek girişini-ve çıkışını-kapatıyordu.

Erober, yarasının acısını hiçe sayarak şövalyeye doğru koşarak ilerlerken, şövalyenin hamlesini tahmin etmeye çalışıyordu. Aynı şekilde şövalye de Erober’in kendisine koşarak ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu.

şövalye kılıcını sağ yanına kaldırdı ve sola doğru yaylamasına kılıcını savurdu. Kılıcı sağa kaldırdığını gören Erober, hamleyi doğru tahmin etti, ama koştuğu için kendisini durdurup, kılıç şövalyenin soluna geçtiğinde sağından kaçması imkânsızdı. O halde tek çıkışı, kılıç o tarafa ulaşmadan önce sol yandan kaçmaktı.

Erober kendisini yere atıp sola doğru takla attı.

Kılıç, havayı yararak hızla şövalyenin soluna doğru ilerliyordu.

Kılıç, büyük bir çınlamayla duvara çarpıp kıvılcımla çıkarttı...ama Erober geçmeden önce değil.

Erober en sonunda şövalyeyi geçmeyi başarmıştı ve şimdi hemen arkasındaydı. şövalye, bir hayret nidasıyla arkasına hızla arkasına dönüyordu.

Posted: Thu Jul 06, 2006 2:29 am
by Lord Necros
Elf muhtemelen onun gittiğini fark etmemişti bile. Estalus, rasgele bir şekilde yollarda ilerliyordu. Yollar ıssızdı ve genellikle loştu. Sokak lambalarının çoğu yanmıyordu, yananlar ise birbirlerinden epey uzaktaydı. Estalus’un elf gözleri sağ olsun, bunu dert etmiyordu; ama bir insan için yollar çok daha fazla tehlikeli olabilirdi.

Estalus en sonunda saate göre kalabalık bir yola geldi. Cadde oldukça tenhaydı, evet; ama saatin ne kadar geç olduğu düşünülürse kalabalıktı da. Estalus, bir tabelanın solu işaret ettiğini gördü. Üzerinde Fhaerz yazıyordu. Sol tarafta, caddenin ucunda ışıklar çok daha sık ve parlaktı. Evlerin yapı malzemeleri ve katları artmış, kaliteleri yükselmişti. şehrin seçkin bir kesimi olmalıydı.