Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)
Bu saate göre kalabalık cadde vede ışıklar Estalus un rahatlamasına neden olmuştu.Bir han bulma ümidi ile daha hızlı vede büyük adımlar atarak sol daki caddeye girdi.Evler dahademin geçtiği sokaklar daki evlerden daha lüks görünüyordu.Anlaşılan o ki Estalus sorpigol ün seçkin bir yerine gelmişti.
Estalus sokak boyunca ilerliyor bir yandanda gözleri bir han arıyordu.
Estalus sokak boyunca ilerliyor bir yandanda gözleri bir han arıyordu.
No one hears him cry so he turns to evil...
-
demarch
- Kullanıcı

- Posts: 63
- Joined: Fri Oct 07, 2005 10:00 am
- Location: kimsenin bulamayacağı cennetimden
- Contact:
Celdar geçen atlıları indirebilir miyim diye düşündü yattığı yerden. Hızla koşsa ve ..
Düşüncelerine cevaben diğer atlıları gördü. Kısık sesle bir küfür salladı ve ayağa kalktı hemen. Bu atlılara teslim olsa bile pek birşey değişmeyecekti. O zaman bunlardan kurtulmak için zor kullanma zamanı gelmişti.
Kılıçlarını çekti Celdar. Ã?nünde tutarak ilk gelen atlıyı bekledi. Aklındaki plan basit, etkili ve hızlıydı. Gelen atlının mızraklı tarafında duracak ve birkaç saniye kala diğer tarafa geçecekti. O zaman atlının mızrağı kullanma şansı olmayacaktı ve açık hedef konumuna gelecekti. Ancak bu Celdar'ı kurtaracak olan kargaşayı çıkarmaz tersine atlıların daha dikkatli olmasına neden olurdu. Bunun yerine atın bacaklarını ve göğsünü hedef alacaktı. Kılıçları atın bacaklarında kesikler ve yarıklar açınca atın ayakta durma şansı oldukça azdı. Dursa bile yaralı olacaktı ve bu Celdar'ın kaçışı için avantajlı bir durumdu. O atlı geçtiğinde diğer atlıyla yüzyüze gelme süresi çok olmayacaktı bu nedenle de hızlı hareket edip bir sonraki atlıyı karşılamaya hazırlanmalıydı..
"Bir engerek gibi hızlı ve ölümcül ol" dedi hatıraları.. Ustasının sesiydi..
Düşüncelerine cevaben diğer atlıları gördü. Kısık sesle bir küfür salladı ve ayağa kalktı hemen. Bu atlılara teslim olsa bile pek birşey değişmeyecekti. O zaman bunlardan kurtulmak için zor kullanma zamanı gelmişti.
Kılıçlarını çekti Celdar. Ã?nünde tutarak ilk gelen atlıyı bekledi. Aklındaki plan basit, etkili ve hızlıydı. Gelen atlının mızraklı tarafında duracak ve birkaç saniye kala diğer tarafa geçecekti. O zaman atlının mızrağı kullanma şansı olmayacaktı ve açık hedef konumuna gelecekti. Ancak bu Celdar'ı kurtaracak olan kargaşayı çıkarmaz tersine atlıların daha dikkatli olmasına neden olurdu. Bunun yerine atın bacaklarını ve göğsünü hedef alacaktı. Kılıçları atın bacaklarında kesikler ve yarıklar açınca atın ayakta durma şansı oldukça azdı. Dursa bile yaralı olacaktı ve bu Celdar'ın kaçışı için avantajlı bir durumdu. O atlı geçtiğinde diğer atlıyla yüzyüze gelme süresi çok olmayacaktı bu nedenle de hızlı hareket edip bir sonraki atlıyı karşılamaya hazırlanmalıydı..
"Bir engerek gibi hızlı ve ölümcül ol" dedi hatıraları.. Ustasının sesiydi..
quidquid latine dictum sit, altum videtur
(anything said in latin sounds profound.)
(anything said in latin sounds profound.)
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Erober taklasını atıp ayaklarının üzerine yaylanarak kalktığında şövalyenin arkasındaydı. Yüzünde yaranın acısının, uykunun ve zaferin sarhoşluğunun oluşturduğu garip bir sırıtış vardı. Bunun farkına varıp suratına yine o somurtkan ifadeyi oturttu ve ciddileşti. Henüz her şey bitmemişti.
"Kaçmalıyım. Ama onu yaralama şansına da sahibim. Eğer yaralamazsam peşimden gelir. Ama ben ondan daha hızlıyım. Ama eğer beni takip ederse başkaları da peşime düşebilir, mesela atlılar. Ama eğer dolambaçlı yollara girersem.. Fazla sürmez, sadece birkaç saniye.. Ve sonra kaçarım.."
Kararını vermişti. Hiç zaman kaybetmeden baldırından bir hançeri çekip adamın sol hamstring tendonunun olduğunu düşündüğü yeri kesecek ve arkasına bile bakmadan kaçacaktı. Erober çevrenin haritasını aklına getirmeye çalıştı, acaba hangi yön daha dolambaçlı ve engebeliydi; sağ mı, sol mu?
"Kaçmalıyım. Ama onu yaralama şansına da sahibim. Eğer yaralamazsam peşimden gelir. Ama ben ondan daha hızlıyım. Ama eğer beni takip ederse başkaları da peşime düşebilir, mesela atlılar. Ama eğer dolambaçlı yollara girersem.. Fazla sürmez, sadece birkaç saniye.. Ve sonra kaçarım.."
Kararını vermişti. Hiç zaman kaybetmeden baldırından bir hançeri çekip adamın sol hamstring tendonunun olduğunu düşündüğü yeri kesecek ve arkasına bile bakmadan kaçacaktı. Erober çevrenin haritasını aklına getirmeye çalıştı, acaba hangi yön daha dolambaçlı ve engebeliydi; sağ mı, sol mu?
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Ensiferum Otacının sözlerini dikkatle dinlerken şövalyenin gürleyen sesi onu yerinden hoplattı.şövalyeye kısılmış gözleriyle bakarak mırıldandı.
Bu kadar bağırmak zorunda mı bu?
Hemen ardından kendi sorusunu cevapladı gene kendisi.
Evet çünkü sesini herkese duyurmak zorunda.
Ensiferum şimdi çok fazla meraklamıştı güneydeki yaşananlar hakkında.Üstelik Otacıyı da sevmeye başlamıştı neydi adı hah Fordenshale.
Başını biraz utanmiş bir şekilde öne eğerek Sorgipol de kimsem yok Garip hissetmişti kendini.Bugüne kadar hiç yalnız kalmamıştı.Kafasını sallayarak oluşan bir sürü düşünceyi kovmaya çalıştı.
Tabiki seninle geliyorum Fordenshale.Beni konuk ettiğin için ne kadar teşekkür etsem azdır heralde.Aciz konağının acınası konforunun zavallı bir misafiri olmak isterim. Dedi ve yüzünde beliren sırıtşa engel olamadı.
Ve ayrıca geçmişi dinlemek için sabırsızlık duyuyorum Fordenshale...
Fordenshale ardından kafileyi izlemeye başladı...
Bu kadar bağırmak zorunda mı bu?
Hemen ardından kendi sorusunu cevapladı gene kendisi.
Evet çünkü sesini herkese duyurmak zorunda.
Ensiferum şimdi çok fazla meraklamıştı güneydeki yaşananlar hakkında.Üstelik Otacıyı da sevmeye başlamıştı neydi adı hah Fordenshale.
Başını biraz utanmiş bir şekilde öne eğerek Sorgipol de kimsem yok Garip hissetmişti kendini.Bugüne kadar hiç yalnız kalmamıştı.Kafasını sallayarak oluşan bir sürü düşünceyi kovmaya çalıştı.
Tabiki seninle geliyorum Fordenshale.Beni konuk ettiğin için ne kadar teşekkür etsem azdır heralde.Aciz konağının acınası konforunun zavallı bir misafiri olmak isterim. Dedi ve yüzünde beliren sırıtşa engel olamadı.
Ve ayrıca geçmişi dinlemek için sabırsızlık duyuyorum Fordenshale...
Fordenshale ardından kafileyi izlemeye başladı...
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
şehri gördüğünde gözlerini kırpıştırdı. En sonunda bir yere varabilmiş miydi? İşte bu gerçekten mutlu bir haberdi. Son birkaç gündür sevinebileceği çok çok az sayıdaki şeylerden birisiydi.
İlk önce orklar gelmişti. Manastırdaki keşişler, işlerine o kadar dalmışlardı ki ordunun geldiğini çok geç olana kadar fark etmemişlerdi bile. Toparlanıp savunma yapmak için yarım saatten az zamanları olmuştu, lakin sayıları çok çok fazla olan orklar, beklendiği gibi manastırı talan etmişler, ve tüm keşişleri öldürmüşlerdi.
Biri dışında...
Murdoc, mücadele sırasında bir böcayıdan aldığı darbeyle bayılmış, ve bir grup ölü keşişin yanına düşmüştü. Cesetlerden üzerine bulaşan kan sayesinde baygın olan Murdoc’u ölü zanneden orklar, yürüyüşlerine devam ederek uzaklaşmışlardı.
Murdoc bundan birkaç saat sonra uyanmıştı. Karanlık çökmüştü. Manastırın yıkıntılarından işine yarayabilecek şeyleri toparlamış, yakındaki bir derede yıkanıp kana bulanmış kıyafetlerini değiştirmiş ve yola koyulmuştu.
O günden beri, yani dört gündür yoldaydı. Çok az uyumuştu ve genellikle hareket halindeydi. Yolculuğu nispeten hareketsiz geçmişti. Sadece bir ara üç haydut tarafından kıstırılmıştı ama onların da icabına kolaylıkla bakmıştı.
Ve hepsinin sonunda, yol onu buraya getirmişti.
Burayı daha önce hiç görmemişti. Zaten manastır dışına çok nadiren çıkmıştı. Bu yüzden şehre birkaç dakika mesafe uzaklıkta, ağaçlar ve çalılarla çevrili bir yolda kalakalmıştı.
Birkaç dakika ileride yükselen binaları inceledi. Gecenin ilerleyen saatleriydi ve gökte dolunay vardı. Dolunayın ışığı, yolu yeterince aydınlatıyordu, lâkin Murdoc’u ilerlemekten alıkoyan şey şimdi ne yapacağına karar verememiş olmasıydı.
Arkadan gelen nal sesleri, dikkatini dağıttı. Birisi, tek bir at, yavaş yavaş yaklaşıyordu. Nal seslerinin ritmik gürültüsü gecenin sessizliğinde cırcır böceklerinin seslerini kolaylıkla bastırıyordu.
İlk önce orklar gelmişti. Manastırdaki keşişler, işlerine o kadar dalmışlardı ki ordunun geldiğini çok geç olana kadar fark etmemişlerdi bile. Toparlanıp savunma yapmak için yarım saatten az zamanları olmuştu, lakin sayıları çok çok fazla olan orklar, beklendiği gibi manastırı talan etmişler, ve tüm keşişleri öldürmüşlerdi.
Biri dışında...
Murdoc, mücadele sırasında bir böcayıdan aldığı darbeyle bayılmış, ve bir grup ölü keşişin yanına düşmüştü. Cesetlerden üzerine bulaşan kan sayesinde baygın olan Murdoc’u ölü zanneden orklar, yürüyüşlerine devam ederek uzaklaşmışlardı.
Murdoc bundan birkaç saat sonra uyanmıştı. Karanlık çökmüştü. Manastırın yıkıntılarından işine yarayabilecek şeyleri toparlamış, yakındaki bir derede yıkanıp kana bulanmış kıyafetlerini değiştirmiş ve yola koyulmuştu.
O günden beri, yani dört gündür yoldaydı. Çok az uyumuştu ve genellikle hareket halindeydi. Yolculuğu nispeten hareketsiz geçmişti. Sadece bir ara üç haydut tarafından kıstırılmıştı ama onların da icabına kolaylıkla bakmıştı.
Ve hepsinin sonunda, yol onu buraya getirmişti.
Burayı daha önce hiç görmemişti. Zaten manastır dışına çok nadiren çıkmıştı. Bu yüzden şehre birkaç dakika mesafe uzaklıkta, ağaçlar ve çalılarla çevrili bir yolda kalakalmıştı.
Birkaç dakika ileride yükselen binaları inceledi. Gecenin ilerleyen saatleriydi ve gökte dolunay vardı. Dolunayın ışığı, yolu yeterince aydınlatıyordu, lâkin Murdoc’u ilerlemekten alıkoyan şey şimdi ne yapacağına karar verememiş olmasıydı.
Arkadan gelen nal sesleri, dikkatini dağıttı. Birisi, tek bir at, yavaş yavaş yaklaşıyordu. Nal seslerinin ritmik gürültüsü gecenin sessizliğinde cırcır böceklerinin seslerini kolaylıkla bastırıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Edmond sıçrayarak uyandı ve telaşla çevresine bakındı. Alnından soğuk terler akıyordu. Tüyleri diken diken olmuştu ve gözleri faltaşı gibi açıktı.
Lâkin hiçbir tehdit yoktu. Son birkaç gündür olduğu gibi, kampın çevresindeydi ve bir ağaca sırtını yaslamıştı. Görünen o ki nöbet sırasında uyuyakalmıştı.
Edmond kendi kendine kızarak doğruldu. Kamp ateşi hâlâ tüm canlılığıyla yanıyordu. Kafiledeki diğer herkes şu sırada uyuyordu. şimdi Edmond’un nöbet sırasıydı, ama o da uyuyakalmıştı. Ya birileri bu sırada saldırsaydı? O zaman ne olacaktı?
Kabuslar... Kabuslar uzun zamandır Edmond’un yakasını bırakmıyorlardı. Ama belki de ilk kez bu kabuslara minnettardı zira onlar olmasa hâlâ uyuyor olurdu.
Edmond belindeki matarasını aldı ve tıpasını çıkardıktan sonra başına dikti. Çok az su kalmıştı, ama bu, Edmond’un kendisine gelmesine yetmişti. Zaten pek önemli değildi. Çok yakında minik bir dere vardı ve matarayı oradan tekrar doldurabilirdi.
Oturduğu ağaç kütüğünden yavaşça kalkıp kamptan ayrılan Edmond, dereye doğru yola koyulurken, ne kadar yol gittiklerini hesaplamaya çalışıyordu.
Kafileyle Fırtınayaratan’da karşılaşmıştı. Yolu oraya düşen Edmond, ikinci gününde Makval’a yola çıkan bir kafilenin lideri ile karşılaşmıştı. Kafilenin rotası onları Gargula’nın-orkların bol bol bulunduğu bir bölgenin-güneyinden geçiriyordu ve korumaya ihtiyaçları vardı. Sonuç olarak Edmond, yirmi beş altın karşılığında onlara muhafızlık etmeyi kabul etmişti ve yola koyulmuşlardı. Dulbırakan’ı aşıp Venien’in kuzeyinden dolandıktan sonra tehlikeli bölgeye gelmişlerdi. İşte orada korkulan olmuş ve orkların saldırısına uğramışlardı; lâkin muhafızlar başarılı bir şekilde, kayıp vermeden orkları püskürtmeyi başarmışlardı. şimdiki durakları Sorpigol’dü. Burada konakladıktan sonra Cthol Murgos’a geçecek, ve oradan da hedefleri olan Makval’a yürüyeceklerdi.
Edmond, yolculukları sırasında kafilede birkaç soylunun yanısıra rahiplerin de bulunduğunu fark etti. Kafile önemli insanları barındırıyordu. Bunun yanında inanılmaz bir özenle korudukları, yarım metrelik bir sandık da taşıyorlardı.
Edmond en sonunda dereye vardı. Matarasını çıkartıp derenin buz gibi, berrak sularına daldırdı. Dolunayın ışığı, derenin çevresindeki ağaçların yapraklarını aşarak sulara ulaşıyor, ve orada parlak yansımalar yapıyordu.
Edmond en sonunda matarasını doldurunca tekrar tıpayı yerine taktı ve kemerine astı. Daha ayağa kalkamamıştı ki tam yanındaki ağaca, başından sadece birkaç santim uzağa bir ok saplanıverdi.
Lâkin hiçbir tehdit yoktu. Son birkaç gündür olduğu gibi, kampın çevresindeydi ve bir ağaca sırtını yaslamıştı. Görünen o ki nöbet sırasında uyuyakalmıştı.
Edmond kendi kendine kızarak doğruldu. Kamp ateşi hâlâ tüm canlılığıyla yanıyordu. Kafiledeki diğer herkes şu sırada uyuyordu. şimdi Edmond’un nöbet sırasıydı, ama o da uyuyakalmıştı. Ya birileri bu sırada saldırsaydı? O zaman ne olacaktı?
Kabuslar... Kabuslar uzun zamandır Edmond’un yakasını bırakmıyorlardı. Ama belki de ilk kez bu kabuslara minnettardı zira onlar olmasa hâlâ uyuyor olurdu.
Edmond belindeki matarasını aldı ve tıpasını çıkardıktan sonra başına dikti. Çok az su kalmıştı, ama bu, Edmond’un kendisine gelmesine yetmişti. Zaten pek önemli değildi. Çok yakında minik bir dere vardı ve matarayı oradan tekrar doldurabilirdi.
Oturduğu ağaç kütüğünden yavaşça kalkıp kamptan ayrılan Edmond, dereye doğru yola koyulurken, ne kadar yol gittiklerini hesaplamaya çalışıyordu.
Kafileyle Fırtınayaratan’da karşılaşmıştı. Yolu oraya düşen Edmond, ikinci gününde Makval’a yola çıkan bir kafilenin lideri ile karşılaşmıştı. Kafilenin rotası onları Gargula’nın-orkların bol bol bulunduğu bir bölgenin-güneyinden geçiriyordu ve korumaya ihtiyaçları vardı. Sonuç olarak Edmond, yirmi beş altın karşılığında onlara muhafızlık etmeyi kabul etmişti ve yola koyulmuşlardı. Dulbırakan’ı aşıp Venien’in kuzeyinden dolandıktan sonra tehlikeli bölgeye gelmişlerdi. İşte orada korkulan olmuş ve orkların saldırısına uğramışlardı; lâkin muhafızlar başarılı bir şekilde, kayıp vermeden orkları püskürtmeyi başarmışlardı. şimdiki durakları Sorpigol’dü. Burada konakladıktan sonra Cthol Murgos’a geçecek, ve oradan da hedefleri olan Makval’a yürüyeceklerdi.
Edmond, yolculukları sırasında kafilede birkaç soylunun yanısıra rahiplerin de bulunduğunu fark etti. Kafile önemli insanları barındırıyordu. Bunun yanında inanılmaz bir özenle korudukları, yarım metrelik bir sandık da taşıyorlardı.
Edmond en sonunda dereye vardı. Matarasını çıkartıp derenin buz gibi, berrak sularına daldırdı. Dolunayın ışığı, derenin çevresindeki ağaçların yapraklarını aşarak sulara ulaşıyor, ve orada parlak yansımalar yapıyordu.
Edmond en sonunda matarasını doldurunca tekrar tıpayı yerine taktı ve kemerine astı. Daha ayağa kalkamamıştı ki tam yanındaki ağaca, başından sadece birkaç santim uzağa bir ok saplanıverdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Averius, aniden yerden çıkıveren, tuhaf, hastalıklı bir sarı renge sahip olan sarmaşıkların üzerinden atladı ve birkaç metre daha koştuktan sonra kendisini bir ağacın arkasında attı. Sırtını ağaca yasladıktan sonra derin derin nefes alarak dinlenmek için kendisine birkaç dakika verdi.
Ama görünen o ki, ağaç ona bu lüksü vermeyecekti. Bir piton yılanını andıran koca bir dal, Averius’a sağ taraftan vurdu ve elfi birkaç metre uzağa fırlattı. Averius sertçe yere düşerken, öfkeli ağacın menzilinden çıkmıştı. Ağaç, köklerini gıcırdatarak topraktan ayrılmaya çalışıyor, ve boş yere Averius’a uzanma gayretine giriyordu.
Averius’un gözleri, doğudaki kızıllığa gitti. Köyü, dün gece tuhaf, daha önce hiç görülmemiş yaratıklar tarafından basılmış ve yakılmıştı. Yaratıklar yağma yapmamışlardı. Mal mülk peşinde değillerdi. Sadece ölüm ve yokoluş istiyorlardı.
Averius, köyünden başka sağ kalan olup olmadığını bilmiyordu açıkçası. Zaten şu anda pek de umurunda değildi.
Ama doğudaki kızıllık köyünün alevlerinden gelmiyordu. Köyünün alevleri bu kadar parlak ve geniş bir kızıllık veremezdi; kaldı ki o alevler çoktan sönmüştü. O halde bunun tek bir anlamı vardı.
Venien yanıyordu.
Ve çevresindeki ormanlar da.
Kızıllığı gördüğünden beri Averius yolculuğuna koşarak devam ediyordu. Yolculuğu boyunca çok tuhaf şeyler olmuştu. Sadece birkaç metre ötedeki ağaca, üç saat boyunca koşmasına rağmen varamamıştı. Ormandaki bitkiler aniden canlanmış ve hem Averius’a, hem de birbirlerine saldırmaya başlamışlardı. Toprak kabarıyor, yüzeye tuhaf kayalar ve taşlar tükürüyordu. Zaman zaman yer yarılıyor ve büyük çukurlar oluşturuyordu.
Her yer mutlak bir kaos içindeydi.
Averius şu anda olduğu bölgeden normalde de korkardı zira büyük yeşilin kayalıklarının yakınındaydı. Normal zamanlarda bile tehlikeli bir bölgeydi burası. Ama şimdiki haliyle gerçekten yaşanmaz bir hale gelmişti.
Yine de doğudaki kızıllığın kaynağından iyiydi. En azından alevler henüz buralara kadar yayılmamıştı. Ama ne olursa olsun, Averius da bir canlıydı ve dinlenmesi gerekliydi. Orman ona bu fırsatı vermiyor olabilirdi, ama adım atabilecek durumda değildi.
Yine de kendini zorlayıp ayağa kalktı ve-bu sefer temkinli adımlarla yürüyerek-yarım saat daha ilerledi. Doğudaki kızıllık şiddetleniyordu. Ama bir de...yirmi ilâ yirmi beş metre ötesinde başka bir kızıllık daha vardı: Bir kamp ateşi!
Averius, kaçışından bu yana başkalarıyla karşılaşmıştı, ama onlara hemen ısınamıyordu. Daha da kötüsü, bu bölgede pek de hayırlı kimseler yaşamazdı. O halde bu kamp ateşi neyin nesiydi?
Ama görünen o ki, ağaç ona bu lüksü vermeyecekti. Bir piton yılanını andıran koca bir dal, Averius’a sağ taraftan vurdu ve elfi birkaç metre uzağa fırlattı. Averius sertçe yere düşerken, öfkeli ağacın menzilinden çıkmıştı. Ağaç, köklerini gıcırdatarak topraktan ayrılmaya çalışıyor, ve boş yere Averius’a uzanma gayretine giriyordu.
Averius’un gözleri, doğudaki kızıllığa gitti. Köyü, dün gece tuhaf, daha önce hiç görülmemiş yaratıklar tarafından basılmış ve yakılmıştı. Yaratıklar yağma yapmamışlardı. Mal mülk peşinde değillerdi. Sadece ölüm ve yokoluş istiyorlardı.
Averius, köyünden başka sağ kalan olup olmadığını bilmiyordu açıkçası. Zaten şu anda pek de umurunda değildi.
Ama doğudaki kızıllık köyünün alevlerinden gelmiyordu. Köyünün alevleri bu kadar parlak ve geniş bir kızıllık veremezdi; kaldı ki o alevler çoktan sönmüştü. O halde bunun tek bir anlamı vardı.
Venien yanıyordu.
Ve çevresindeki ormanlar da.
Kızıllığı gördüğünden beri Averius yolculuğuna koşarak devam ediyordu. Yolculuğu boyunca çok tuhaf şeyler olmuştu. Sadece birkaç metre ötedeki ağaca, üç saat boyunca koşmasına rağmen varamamıştı. Ormandaki bitkiler aniden canlanmış ve hem Averius’a, hem de birbirlerine saldırmaya başlamışlardı. Toprak kabarıyor, yüzeye tuhaf kayalar ve taşlar tükürüyordu. Zaman zaman yer yarılıyor ve büyük çukurlar oluşturuyordu.
Her yer mutlak bir kaos içindeydi.
Averius şu anda olduğu bölgeden normalde de korkardı zira büyük yeşilin kayalıklarının yakınındaydı. Normal zamanlarda bile tehlikeli bir bölgeydi burası. Ama şimdiki haliyle gerçekten yaşanmaz bir hale gelmişti.
Yine de doğudaki kızıllığın kaynağından iyiydi. En azından alevler henüz buralara kadar yayılmamıştı. Ama ne olursa olsun, Averius da bir canlıydı ve dinlenmesi gerekliydi. Orman ona bu fırsatı vermiyor olabilirdi, ama adım atabilecek durumda değildi.
Yine de kendini zorlayıp ayağa kalktı ve-bu sefer temkinli adımlarla yürüyerek-yarım saat daha ilerledi. Doğudaki kızıllık şiddetleniyordu. Ama bir de...yirmi ilâ yirmi beş metre ötesinde başka bir kızıllık daha vardı: Bir kamp ateşi!
Averius, kaçışından bu yana başkalarıyla karşılaşmıştı, ama onlara hemen ısınamıyordu. Daha da kötüsü, bu bölgede pek de hayırlı kimseler yaşamazdı. O halde bu kamp ateşi neyin nesiydi?
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Edmond *Lanet olsun bu da neyin nesi* diye bağırdı.Sonra kamp'a baktı.Kimse farketmemişti.Belinden kılıcı çıkardı kamptakilerin yanına döndü.*Saldırıya uğradık.Ok atışı altındayız.Dikkatli olmalıyız.* dedi.Sonra bir taş ın arkasına geçip beklemeye başladı
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Captain_of_Elven
- Kullanıcı

- Posts: 59
- Joined: Sun Apr 23, 2006 10:00 am
- Location: Izmir(%89)-Antalya(%10) [%1'i yollarda]
- Contact:
Averius Venien’den beri koşuyordu yorgunluktan bitiş durumdaydı sadece lanet olası bir yüzünden nerdeyse ölüyordu.Doğudan kızıllık yükseliyordu şu anda hiçbir şey umurunda değildi.Sadece şu ormandan çıkmalıydı.Devam etti ilerde bir kızıllık da gördü bu kaçtığı kızıllıktan çok kamp ateşine benziyordu.şu anda kimseyle konuşacak durumda değildi zaten konuşmazdı da biran önce dinlenecek bir yer bulmalıydı.Ama merak ediyordu belki onlarda köyünden kaçanlardan olabilirdi.Averius kampın yanına yavaşça yaklaşacak ne olup bittiğine bakacaktı.Eğer köyünden birileriyse yaklaşacaktı.Değilse biran önce büyük yeşilin kayalıklarından kurtulmalıydı.
Kaybetmek ölmektir... Binlerce savaştan galip çıkabilirsin; ama sadece bir savaşta mağlup olursun.
Bir zahmet destek olun şu gariban şovalyeye kaydolun oynamasanızda olur aslında.
[url]http://www.knightfight.co.uk/?ac=vid&
Bir zahmet destek olun şu gariban şovalyeye kaydolun oynamasanızda olur aslında.
[url]http://www.knightfight.co.uk/?ac=vid&
Mahtan şovalyeler eşliğinde hanın kapısından içeri girmişti ki şovalyelerin neden odasına kadar eşlik etmek istediğini anladı...
handa cesetler vardı...kopmus bir kafa da cabası...Bunları yapan adamı tanımak zor olmadı... tek basına hanın ortasında dikilmiş ofke dolu gozlerle onundeki diz cokmus yalvaran adama bakıyordu...sonra birden uykulu gozlerle cıkan adamın bu işle bir alakası olup olmadıgı geldi aklına ..uykulu gozlerle cıkması nedendi...acaba bir tur uyusturucu mu kullanmıstı...yoksa handa boyle bir olay olup insanın handan uykulu cıkması imkansızdı...adamın kolu kanıyordu...cetin bir dovus yasanmıstı dogrusu...şovalyeler hemen duruma el koymak için adamım etradını cevirmeye basladılar
“Lord Oren’in iradesiyle şehrin yönetiminde bulunan Lord Hederick adına, seni cinayet suçuyla tutukluyorum! Eğer sorun çıkartmadan teslim olursan, adalete teslim edilirsin ve hukuka uygun bir şekilde, adil olarak yargılanırsın.”
olanları merak etmişti Mahtan...bu adamın bu kadar ofkelenmesine neden olan sey neydi acaba ...yavasca sovalyelerle birlikte adama yaklastı
"once kanı durdurmalıyız,isterseniz size yardım edeyim bayım" kendisine yardım etmeye calısan birine saldıracak değildi herhalde
handa cesetler vardı...kopmus bir kafa da cabası...Bunları yapan adamı tanımak zor olmadı... tek basına hanın ortasında dikilmiş ofke dolu gozlerle onundeki diz cokmus yalvaran adama bakıyordu...sonra birden uykulu gozlerle cıkan adamın bu işle bir alakası olup olmadıgı geldi aklına ..uykulu gozlerle cıkması nedendi...acaba bir tur uyusturucu mu kullanmıstı...yoksa handa boyle bir olay olup insanın handan uykulu cıkması imkansızdı...adamın kolu kanıyordu...cetin bir dovus yasanmıstı dogrusu...şovalyeler hemen duruma el koymak için adamım etradını cevirmeye basladılar
“Lord Oren’in iradesiyle şehrin yönetiminde bulunan Lord Hederick adına, seni cinayet suçuyla tutukluyorum! Eğer sorun çıkartmadan teslim olursan, adalete teslim edilirsin ve hukuka uygun bir şekilde, adil olarak yargılanırsın.”
olanları merak etmişti Mahtan...bu adamın bu kadar ofkelenmesine neden olan sey neydi acaba ...yavasca sovalyelerle birlikte adama yaklastı
"once kanı durdurmalıyız,isterseniz size yardım edeyim bayım" kendisine yardım etmeye calısan birine saldıracak değildi herhalde
Auré Entuluva...Outa i lomé
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Maeglan hızla sol elini sırtına götürerek kanadındaki arbaleti çekerek çıkarttı..Düşmanın yeniden arbaletlerini doldurmaları zaman alacaktı ve bu ona avantaj kazandırmaya yeterdi..Kafasında bir hamle planlamıştı..Sağ elini Gnoll liderinin gırtlağına doğru götürüp onu yakalayacak(Grapple) ve onunla beraber uçarak havaya kalkıp gnollu kendisine atılan arbaletlere siper olarak kullanıp yeterli yükseklikten gnoll liderini kendisine ok fırlatanların üzerine fırlatacaktı..
Dipnot:Grapple denemesi başarıyla sonuçlanırsa uçarken haraketsiz kalması için boynu yerine gnollun kollarını sırtında çaprazlayıp kollarından yakalayarak uçacak..Kanattaki bir parmak boyutundaki deligin uçmayı engellemeyeceğini ancak hava akımı deriden geçerken birazcık canının acıyacagını düşündüm zira birden çok arbalet yeseydi aerodinamisi bozulur dengesizleşirdi ancak burada tek arbalet söz konusu
//Efla: Mesajlar birleştirildi
Dipnot:Grapple denemesi başarıyla sonuçlanırsa uçarken haraketsiz kalması için boynu yerine gnollun kollarını sırtında çaprazlayıp kollarından yakalayarak uçacak..Kanattaki bir parmak boyutundaki deligin uçmayı engellemeyeceğini ancak hava akımı deriden geçerken birazcık canının acıyacagını düşündüm zira birden çok arbalet yeseydi aerodinamisi bozulur dengesizleşirdi ancak burada tek arbalet söz konusu
//Efla: Mesajlar birleştirildi
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Elan homurdanarak(kendi kendine konuşur gibi) tekrarladı;
''Kurallar,kurallar ve lanet kurallar..Peki siz bilirsiniz.....''
Zırhını ve cüppesini üstüne kuşandı.Parayı cüppesinin en derin en ve güvenli yerine sakladıktan sonra odanın kapısını açıp gürültülü hanın girişine geri döndü...Hancıya doğru yaklaştı ve bir kadeh şarap istedi..Hancı Elanın isteğini yerine getirirken Elan, Hancıya;
''Burada hiç bildiğin iksir tüccarı warmı?..Yani en azından bu saatte alışveriş yapabileceğim bir tane?''
''Kurallar,kurallar ve lanet kurallar..Peki siz bilirsiniz.....''
Zırhını ve cüppesini üstüne kuşandı.Parayı cüppesinin en derin en ve güvenli yerine sakladıktan sonra odanın kapısını açıp gürültülü hanın girişine geri döndü...Hancıya doğru yaklaştı ve bir kadeh şarap istedi..Hancı Elanın isteğini yerine getirirken Elan, Hancıya;
''Burada hiç bildiğin iksir tüccarı warmı?..Yani en azından bu saatte alışveriş yapabileceğim bir tane?''
Ã?ocuğun güvensizliğini anlıyordu. Ama sonuçta parasını çalan da o çocuktu-en azından estebin öyle düşünüyordu. Ã?ocuğu hafifçe tersledi."Sana paranı verecem dedim. İster gel istersen dışarıda bekle." Arkasını döndü. Tam hana doğru gideceği sırada tekrar çocuğa dönerek."Paranı vereceğim emin ol. Ama sakın yanlış bir hareket yapma!..."Lord Necros wrote:Estabin, bir anda kolunda, ilerlemesini engelleyen küçük bir dokunuş hissetti. “Heeey, dur bir dakika!” Estabin yavaşça arkasına döndü ve çocuğun onu tutmakta olduğunu gördü. Kaşları çatılmıştı. “Bana buraya gelince paramı alacağımı söyledim, sökül paraları o halde!” Ã?ocuk, Estabin’i şaşırtan bir hızla bir bıçak çekiverdi. “Hem içeri girince beni sıkıştırıp parama konmayacağınızı nereden bileyim ha?!”
Estabin kontrol dışı olarak iç geçirdi. Bu çocuğu nereden bulmuştu böyle? Halbuki düzgün birisine bakınmıştı sokakta. Bir dahaki sefere daha dikkatli olmalıydı.
Ã?ocuğun bıçak çekmesi hoşuna gitmemişti. Hana doğru giderken göz ucuyla cocuğa doğru bakıyordu..
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
"Seni öldürmeyeceğim pislik! Eğer bunu yapmak isteseydim şu anda dostlarınla birlikte yerde yatıyor olurdun. İyi tanrılara adına sizi o yaşlı adama dokunmamanız için uyarmıştım ama bana kılıçlarınızla karşılık verdiniz."Lord Necros wrote:Elrach, karşısındaki sokak serserisinin kılıcına vurmaya çalıştığı anda serserinin yüzünden pis bir sırıtış oluştu ve Elrach’ın koluna doğru kılıcını savurdu. Elrach’ın kolunda boydan boya, kanlı bir yara açılırken (Elrach--> 6 damage), ikisinin kılıçları çarpıştı ve serserinin kılıcı havada daireler çizerek şöminenin üzerinde duvara saplandı.
Serserinin yüzündeki dehşet ifadesi inanılmazdı. Adam birkaç adım gerilemeye çalışırken, dövüş sırasında yere düşen bir sandalyeye takıldı ve yere düştü. Geri geri sürünürken sol elini yukarı kaldırdı. “Lütfen... Lütfen beni öldürme!” diye yalvarmaya başladı.
“Öldürmeyecek!” diyen, buyurgan ve güçlü bir ses odada yankılandı ve Elrach’ı kendisine getirdi. İri kıyım barbar, hızlı bir şekilde çevresine göz attığında daha önce yemek yiyen tüccar ile hancının dostlarının ortadan kaybolduklarını fark etti. Muhtemelen üst kata kaçmışlardı. Hancı da aynı şekilde ortada yoktu. Muhtemelen o yaşlı elfle ilgileniyordu.
Bunun dışında sandalyeler ve masaların bir kısmı paramparçaydı. Pek çok yere kan bulaşmıştı ve Elrach’ın iki kurbanının ölü bedenlerinden de kan çıkmaya devam ediyordu.
Sesin sahibi ise, hanın kapısında duran, üçü zırhlı, dört kişinin önde olanıydı.
“Lord Oren’in iradesiyle şehrin yönetiminde bulunan Lord Hederick adına, seni cinayet suçuyla tutukluyorum! Eğer sorun çıkartmadan teslim olursan, adalete teslim edilirsin ve hukuka uygun bir şekilde, adil olarak yargılanırsın.”
Adamın sözlerini bitirmesiyle birlikte, diğer iki zırhlı adam kılıçlarını çekerek odaya sağlı ve sollu olarak yayılarak Elrach’ın iki yanına geçtiler.
şövalyeye bakarak kılıcını yere indirdi ve " Evet Oren şövalyesi öldürmeyeceğim ama suçsuz olduğum bir konuda beni hapse atacağınıza öldürün. Ã?ncelikle hancıyla ve öldürmek istedikleri zavallı yaşlı büyücü ile konuşabilirsiniz. Bu adamlar onun boğazını kesmek istiyorlardı ben de sadece onları engellemek istedim ama buna pek yanaşmadılar. Eğer beni yaşlı bir adamın hayatını kurtarmak için bu zibidilerle dövüşmek zorunda kaldığım için tutuklayacaksanız kusura bakmayın ama buna izin veremem..."
Sözlerini bitirdikten sonra kılcını sırtındaki kın'ına yerleştirerek hancıya seslendi
"Hey hancı! Yaşlı adamla birlikte buraya gelseniz iyi olacak." bir yandan da kendisini yaralayan adamı gözleriyle takip ediyordu. Kaçması hiç iyi olmazdı...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest