Page 13 of 14

Posted: Mon Feb 05, 2007 1:26 pm
by aspergrey
Bulunduğumuz yerin pek tehlikeli olacağını sanmıyorum.özellikle kadınların ve çocukların buyanına birkaç silahlı kişi ve kampın çevresine birkaç nöbetçi koydukmu yeterli olur sanırım.dedi Elbetri ve biraz çevresine bakınarak, tabi kadınları ve çocukları bir yerde toplamalıyız öncelikle..dedi

Posted: Sun Feb 11, 2007 6:58 pm
by Artemis Entreri
Günlük : 9

"Bir hikaye..."
"Hayır."
"Sadece bir hikayeydi bu. Küçük ve anlamsız belkide. Ama önemli değil,
sadece bir hikaye. Korkmana gerek yok."
"Hayır Batı. Anlamıyorsun."
"Neyi anlamıyorum. Bir hikaye anlatmamı istedin."
"Yeter Batı."
"Lanet olasıca küçük bir hikaye."
"Batı..."
"Amaçsız ve öylesine..."
"YETER !"
"Neden ağlıyorsun şimdi?"
"Lütfen Batım.."
"Neden ağlıyorsun Drutziel?"



"Efendi." bir ses duydun Batı. Hadi uyan.

Saat kaç? Bilmem ki, saatin yok Batı.

"Saat kaç?"

"Akşam oldu efendi. Yemek vakti."

Konuşan küçük bir kız çocuğu. Kabileden. Mavi gözleri var. Takip et onu, gömleğinden
çekiştirmesine izin ver. Biraz yürü, kokuyu duyuyorsun değil mi Batı? Güzel bir şeyler
kokuyor. Havada hafif tuzlu bir dostlukla karışık, eğlence kokusu var. Veya sadece
kızarmış kuş kokusu.

"...bu akşam yemekten sonra sizden gösteri bekliyoruz..."dedi Salbetri dedikleri.

"..hikaye..." Hayır Batı, bunu yapma. Bak işte, herkes sana bakıyor.

"Bir hikaye..."

"Nasıl yani?" Salbetri şaşırmış belli ki.

"Yemekten sonra, size bir hikaye anlatacağım."

Posted: Mon Feb 12, 2007 8:02 am
by Firble
Salbetri Ares Savaşçısına gülümseyerek cevap verdi. Yağmalanacak bir kervan ne yazık ki hiçbir yerde güvende olmuyor. Ancak bize saldıran biri geceyi bekler gibi geliyor bana. Ã?adırlarımızı yemekten sonra kuracağız. Sanırım bize eşlik eden bir kadın var. Ã?ocuklar da 15 16 yaşlarındalar. Ancak böyle bir durumda çadırlar nereye kurulursa daha güvenli olur. Nöbetçi sayısı ne kadar olmalıdır? Ne tip silahlar daha faydalı olur? Bu konuda vereceğiniz bilgiler gerçekten işimize çok yarayacaktır. Bayım dedi Salbetri.

Neyse dedi sonra sanırım bu konuyu yemekten sırasında da konuşabiliriz dedi. Bediskenin yola katılan gruplardaki gençlerin de yardımı ile hazırladığı sofraya ilerleyerek. Üzerinde Yunan tarzı siyah üzerine beyaz işlenmiş insan figürleri olan bir kazanda tavşan yahnisi pişmişti. Kamp yerinde içki içilmezdi. O nedenle gruptakilere tatlı üzüm şerbeti dağıtıldı. Salbetri sorularına cevap alabilme umudu ile Ares Savaşçısının yanına oturdu. Rahibe Elimni de gözleri ile savaşçıyı arıyordu. Ancak savaşçı dümdüz ileri baktığında onu görebiliyor olsa da o savaşçıyı fark etmedi. Boş bulduğu bir yere oturdu. Yahni yemeğinin konulduğu tabağı ve şerbet konulmuş bardağı aldı.

Yunanistandan ithal etmişler dedi Herimes tabağa ve bardağa bakarak gülümseyerek. Bu süslemeler Yunan tarzı. Zaten Batıda ticaret yepmak için en karlı ortaklar Yunanlılar. Bir de Truva.

Neyse dedi Batı ile Solaron'a Sanırım sadece ikiniz kalkabildiniz. Edmond ile Novel yolun yorgunluğundan uyuyakaldılar sanırım. Yahniden bir kaşık yedi. Yemeğin tadı güzelmiş. diye devam etti. Biraz aç kalacaklar ama Gordeon'da açıklarını kapatırlar. şerbetten bir yudum aldı. Demek hikaye anlatacaksın Batı. Doğrusu hikayeni ben de merak ettim. Eğer Solaron da uygun görürse belki üçümüz de hikaye anlatabiliriz. Ya da ikiniz. Böylece daha sessiz yine de güzel bir gece olur. Sanırım sessizliğe hepimizin bir parça ihtiyacı var.

Posted: Fri Feb 16, 2007 7:10 pm
by Firble
İki saat kadar süre geçmişti. Ay parıl parıl parlayarak gökyüzünde yükselmiş ve şimdi Sakarya Nehrinde suyun sesine karışan mavi yansıması yolcuları büyülüyordu. Ayın parlaklığı gökyüzündeki yıldızları azaltmış aya mutlak bir gökyüzü hakimiyeti vermişti. Rüzgarın sesi yaprakları hışırdatarak esiyordu. Renklerin gücünün azaldığı şekiillerin daha önemli hale geldiği karanlık ve aydınlığın birbirine karıştığı bir hava vardı.

Herkes yemeği manzaranın ve anın tadını çıkararak yemişti. Ancak yavaş yense de yemek sounda bitmişti. Herkesin üzerinde bir uyuşukluk vardı. Salbetri Ares Savaşçısının yardımcı olmak istemediğini görünce kendi seçtiği nöbetçileri yerlerine yerleştirmişti. O nedenle herksin içi rahattı. Ancak iyice ortamın sarhoşluğuna kapılmadan grupta bulunan ozanların da tadını çıkarmak doğru olacaktı.

Eveeet yolcularımız dedi gruba dönerek. Bu sefer aramızda önemli bir ozan grubumuz var. Ã?ylesine bir grup ki kendilerini Olimpostaki tanrılara dinletmeye kararlılar. Ancak bu gece bizler için söyleyecekler. Biz Salbetri Ticaret Kervanı Yolcuları için. Ne yapacaklarını tamamen onlara bıraktık. Bu gecenin tadına yaraşır bir şeyler olacağına eminim. şimdi söz onların.

Herimes gruba baktı. Ve kim önce çıkmak istiyor diye kısık sesle sordu.

RP DIşI: Kimsenin sıra beklemesine gerek yok. Ã?ıkan uygun RP yi yazıp hikayesini anlatsın ya da gösterisini yapsın.

Posted: Fri Feb 16, 2007 8:16 pm
by Artemis Entreri
Günlük: 10


Ağlamak nedendir dostlarım...

İşte o çaresiz anınızda önünüzden akıyor tüm hayatınız, tüm hatalarınız ve tüm suç ta
sizde, bunu biliyorsunuz. Kaybettiğiniz her şeyin sebebi sizsiniz. Küfürlerinizin hedefi,
intikamınızı alacağınız kişi, onun hayatını yok etmek istediğiniz kişi sizsiniz. Kısaca
kendinizden nefret ediyorsunuz...

Nedendir ağlamak?

Kuzeyden Anadolu topraklarına kadar gelmiş bir barbarın hikayesinin bir parçasıdır bu.
Truvalılar için bir efsane. İsmi Sol-Cazim ve kolları normal bir insan kadarmış diyorlar.
Elleriyle bir insanın kafasını rahatça sarmalar ve en ufak bir hamleyle -- bu noktada elini
sıkarmış gibi yapıyorsun. -- kafatasını parçalayabilirmiş. Her parçaladığı kafatası için ondan
aldığı bir kemiği kolyelerinden birine eklermiş. İnanın bana sevgili dostlar, bu sebeple
Sol-Cazim, kemikten bir zırha sahipmiş.

Destansı gücü Anadoluya yayıldıkça, tüm yiğitler de tabi, Truva'ya bu barbarla karşılaşmaya gelmiş. Acımasız dövüşlerin sonu hep aynı olmuş. Sol-Cazim rakiplerini
acımasızca parçalıyormuş ve bunu yaparken dişleri, tırnakları ve koca elleri dışında bir silah
ta kullanmıyormuş.

Yine derlerki Kabilelerden birinin reis oğlu, bu adam kadar iri yarı olmasada tüm çevrede
konuşulan bir güce ve azime sahiptir. Reisin oğlu, herkesin bildiği ismiyle Cihenar'ın kılıcı
ve kalkanıyla kesemeyeceği düşman, yayıla vuramıyacağı ceylan ve gücüyle
deviremeyeceği bilek yoktur derler. Sol-Cazim'in ünü bu topraklara da gelince, reisin
oğlu babasıyla konuşup bu destanı misafirliğe çağırmasını istemiş.

Sol-Cazim kendisine gelen bu nazik teklifi kabul edip gitmiş reisin köyüne. Sofralar
hazırlanmış, ziyafetler verilmiş ve keyifli dakikalar geçirilmiş. Gece olunca herkes
yataklarına çekilmiş ve kahpe kader, reisin oğlunun karısını, Sol-Cazime aşık edivermiş.
Hani karşılıksız da bir aşk değilmiş bu. O geceyi ikisi beraber geçirmiş. Ve herşeyde
kulağı olan Cihenar'a giden bu haber onu küplere bindirmiş.

Saygıyla yaşayan bu kabilenin reisi de oğlu da çok şerefli insanlarmış aslında. Cihenar'ın
Sol-Cazim'i kabileye çağırmak istemesinin sebebi bu adamı görmek istemesindenmiş
sadece. Halbuki şimdi bu adam kendisine sunulan onca şeye karşılık olarak ona ihanet
etmiş. Cihenar korkmadan çıkmış karşısına adamın ve "Dövüş benimlen..." demiş.
"Ölümüne bir dövüş. Sadece sen ve ben..."

Normalde böyle bir teklifi reddetmeyecek adam reise bakıvermiş. Reisin kafasını sağa
sola salladığını görünce onun oğlunun hayatından haklı yere endişe duyduğunu anlamış
ve misafirliğe saygısızlık etmemek için. "Seninle dövüşmek için bir sebebim yok." demiş.
Babasıyla arasıdna geçen bakışmaları gören Cihenar çileden çıkmış ve, "Kadınımı çaldın
ahlaksız. Benimle dövüşmek için sonuna kadar sebebin var." demiş.

Bu söz ona ağır patlamış. Sinirlenen Sol-Cazim oracıkta adama apargatı gömmüş ve
geriye doğru 1 metre uçuşunu izlemiş. Hemen ayağa kalkan Cihenar, ağzından gelen
kanı temizlemiş, yüzündeki vahşi gülüşle birlikte. "Seninle gece düello yapacağız,
kızkardeş." demiş. Eski karısının yalvaran çığlıklarını duymazlıktan gelerek çadırına,
hazırlanmaya gitmiş.

Gece olduğunda herkes bu karşılaşmayı izelemek için toplanmış. Kabile reisi, oğlunu
ikna etmeye çalışsada kafasından geçen onursuz düşünceleri ve bu dövüşten geri
dönme fikrini benimsetememiş. Taraflar küçük arenaya çıktığında bu efsanevi dövüş
için asla yeterli olmayacak inanılmaz bir alkış ve tezahürat kopuvermiş.

Sol-Cazim in üzerinde insan kemiklerinden yapılmış bir zırh dışında hiçbir şey yokmuş.
Derler ki Cihenar, pırıl pırıl zincir zırhı,elindeki yayı, kılıcı ve kalkanıyla beraber tam bir
reis gibi gözükmektedir. Dövüş başladığı anda Sol-Cazim rakibine doğru koşmaya
başlamış.

Aradaki mesafeyi kapatana kadar Cihenar, oklarından ikisini bu barbara çoktan yollamış
ve sonra yayını yere bırakarak kılıcıyla kalkanını çekmiş. Oklardan biri Sol-Cazimin deri
zırhına, ona hasar vermeden saplanmış ancak bir diğeri, bacağından girmiş ve diğer
taraftan ucu çıkmış. Ölümcül bir haykırış diyor izleyenler, ve daha önce hiç böyle bir
çığlık duymadıklarını söylüyorlar.

Sol-Cazim o anda işte, kontrolünü yitirmiş. Gözlerini kan bürümüş ve bacağınaki okun
ucunu kırıvermiş. Cihenarın üzerinde doğru hücum etmiş. Ellerini çift yumruk yaparak
geçirdiği demir kalkan parçalara ayrılırken, Cihenar da bu darbeden epey sarsılmış.
Yinede kılcınıı savurup derinden yarmış barbarın göğsünü. Cihenarın babası olan reisin
bir emriyle, arenaya savaşçılar doluşmuş. Halk haykırışlara, yuhlamalara, ve uğultuya
boğmuş kan kaplı gökyüzünü. Sol-Cazim bu sefer pençeleriyle vurmuş Cihenarın yüzüne.
Derin bir yarık açmış. Bir kafasıyla vurmuş. Sol eliyle kılıcın keskin yüzüne vurarak adamın
elinden kurtulmasını ve uzaklara gitmesini sağlamış.

Bir kafa,

Sonra ısırmış adamı..

Ne kadar korkunç ve vahşice bir saldırıdır dostlar. Reisin oğlunun yanağının yarısı
gidivermiş oracıkta. Sonrasında savaşçılar yetişmiş Sol-Cazim'in yanına, kılıçlarını
indirmişler acımasızca. Barbar da karşı koymuş. Tabiri caizse, 8 savaşçıyı yemiş
oracıkta. Ancak kan kaybından yere yıkılmış sonunda, bir kolu, ve bir kulağı eksik bir
biçimde.

Onu korumak için arenaya dalan Cihenarın eski karısı ise kılıçlardan birine talihsizce
denk gelmiş ve acı dolu Cihenarın çığlıkları içinde can vermiş. O gün hava kısmi dehşet
ve çaresizlik yüklüymüş.

Ağlamak nedendir dostlarım...

İşte o çaresiz anınızda önünüzden akıyor tüm hayatınız, tüm hatalarınız ve tüm suç ta
sizde, bunu biliyorsunuz. Kaybettiğiniz her şeyin sebebi sizsiniz. Küfürlerinizin hedefi,
intikamınızı alacağınız kişi, onun hayatını yok etmek istediğiniz kişi sizsiniz. Kısaca
kendinizden nefret ediyorsunuz...

Nedendir ağlamak?

Reisin oğlu çok derinden ağlamış o gün.

Posted: Sun Feb 18, 2007 3:03 am
by Firble
Batı son sözlerini söyledikten sonra bir süre kimse konuşmadı. Sadece yaprakların hışırtısı ile Sakarya nın akışı duyuluyordu.

Sonra Çok güzeldi dedi Salbetri uzun bir sessizlikten sonra. Korkutucu olsa da çok güzel. Sanırım bu gece muhteşem şekilde tamamlanmış oldu.

Gerçekten öyle dedi 20 yaşlarında bir çocuk sesi. Çok güzel bir öyküydü. Truva öykülerini çok severim. Keşke daha vakit olsaydı.

Vakit sözünü duyunca Salbetri irkildi. Evet dedi yarın zor bir gün olacak. şehirle önümüzdeki en ciddi engeli aşacağız. Haydi çadırları hazırlayalım.

Onun sözü ile herkes ayağa kalktı. Birden bir çarpışma sesi duyuldu. Sonra herkes 20 yaşlarındaki çocuğun yanında toplandı. Ã?ocuğun hemen ilerisinde Solaron un liri duruyordu. Elimni farkında olmadan çarptığı çocuğa hayret içinde baktı. Ben ben sadece duruyordum. diye özür dilemeye çalıştı.

O da çarptı. dedi Dorleon lu bir demirci Elno. Muhtemelen fark ettirmeden bir şeyler içti. Ancak bilincini tamamen yitirmediği kesin. Bu iyi çünkü ona ihtiyaç duyacak. Sanırım bu alet onun değil. Herimes önce merakla kalabalığa yaklaştı. Sonra hayret içinde bakakaldı. Bu Solaron un dedi.

Salbetri çocuğu çektiği acıya hiç aldırmadan kaldırarak doğru mu? diye sordu. Sesinde öylesine bir dehşet vardı ki çocuk aklındaki bahaneleri söyleyemedi. Evet dedi. Adam çocuğun gözlerini gözlerinin önüne getirdi ve nasıl? diye sordu. Ã?ğlen dedi çocuk onun üzerine düşmüştüm. Sonra... Ã?ocuk devamını getiremeden Salbetri onu yere fırlattı.

Bir süre gergin bir yüzle yere baktı. Sonra mahkeme dedi bir mahkeme kurmamız gerekli.

16 yaşlarındaki Dorleonlu hancının oğlu Bu mahkemenin şehirde olması gerekmez mi? diye sordu. GEREKMEZ. dedi Salbetri yüksek sesle. Sen ilk defa tüccar kafilesinde olduğun için bilmiyor olabilirsin. Tüccar kafileleri kendi yoldaşlarını yargılama hakkına sahiptir. Bu kafilede de kafile başkanı suç işlediği belli kişiyi yargılayabilir. Kafiledekilerin çoğu onaylayarak başlarını salladılar.

Bu durumda mahkeme yetkimi paylaşmayı üç kişiye önermeye karar verdim. Ã?ncelikle eşyası çalınan adam yani Solaron dedi ona doğru bakarak. Sonra kuşkusuz mahkemeye adalet katacak olan büyük ozan Batı ve son olarak dedi. Sonra kısa bir süre için küçümseyerek Kibele rahibesi Elimni ye baktı. Sonra bakışını Ares Savaşçısına çevirdi. Anadoluda Adaletin de Koruyucuları olarak bilinen Ares Savaşçılarını aramızda temsil eden Elbetri ye mahkemede kararı benimle vermelerini öneriyorum.

Hala yerde kığırtısın duran hırsız çocuğa bakarak Böyle bir suçun cezası Frigya Kanunlarında ellerinden birisinin kesilmesidir. Ancak kanunlar her zaman tam uygulanmaya da bilir. Eğer uygun bir neden varsa ya da daha iyi bir ceza bulursak tabii ki uygulayabiliriz.

şimdi Soraon, Batı ve Elbetri teklifime ne diyorsunuz? Bir suçluyu yargılamak kolay değildir. O nedenle kabul etmezseniz sizi anlarım.

Posted: Sun Feb 18, 2007 5:49 am
by Artemis Entreri
Günlük 11

Havanın içinde ki sessizliğin getirdiği o soğukluğu seviyorsun sen.

"Madem ki beni buna layık gördünüz, öyleyse bu görevi üstlenmekten ve adaleti
sağlamaktan büyük bir onur duyarım efendi." diye cevap veriyorsun.

Posted: Mon Feb 19, 2007 12:17 am
by Firble
Tüccarlar hemen mahkeme yerini hazırladılar. Ateşin bir yanına iki tane rahatlıkla oturulabilecek iki taş konuldu. Ateşe iyice yakın öbür yana ise başka bir taş.

İki tüccar sıkıca çocuğu tutarken başka biri ellerini kalınca bir halatla bağladı. Mahkeme için hazırlardı. Ã?ocuğu bağlayanlar onu tek başına duran taşa oturttular.

Karşıda duran taşlardan birisine de Salbetri oturdu.

Sonra konuşmaya başladı. "Sanırım mahkemeyi başlatabiliriz dedi Salbetri katı bir sesle. Bu geceaşçı Bediske kervan yolcularından Ozan Solaron un çalgı aletini çalmış olduğunu hepimiz gördük. Kendisi de bunu itiraf etti. O nedenle bununla ilgili kendisine soru sormayacağım. Ancak bir konuda açıklama yapmasını istiyorum."

"AşÃƒ?I BEDİSKE" Besdiske bu sözü duyar duymaz irkildi. Bu çalgı aletini neden çaldın Bediske? Bir nedenin var mı?

"Ben" dedi Bediske sonra adeta bir bahane bulmak için durakladı. Sonra kararsız bir sesle "Ben müzisyen olmak istiyordum." dedi. " Gordeon da size söyleyecektim. Gruptan ayrılacaktım. Bir alet gerekli diye düşündüm. O nedenle... "

" Demek müzisyen olmak istiyordun? " diye sordu Salbetri "Peki böyle bir aleti başka yoldan edinmeyi hiç düşündün mü?"

"Beeeeen" diye bir cümleye başladı Bediske ama cümleyi tamamlayamadı. Ancak başını öne eğip hayır diyebildi.

" Benim fikrimce yeterli sorular soruldu" dedi Salbetri. "Suç yeterince açıktır. Nedenin hiçbir hafifletici yanı yok. En uygun cezada kanunlardan yazandır. Benim hükmüm hırsızın sol kolunun kesilmesidir. " dedi Salbetri. Ã?ocuk cümleyi duyar duymaz bembeyaz kesildi sonra da hıçkırmaya başladı.

Salbetri duygusuz bir yüzle Batı ya döndü. Hüküm hakkı sizin. İstediğiniz soruları sorabilirsiniz. Sonra hükmünüzü verin. Hükmünüz farklı ise açıklamanız benim hükmümü değiştirmezse o zaman kararı tanrılar verecek. Ancak şimdi söz hakkı sizde Ozan Batı.

Posted: Wed Feb 21, 2007 7:12 am
by Firble
Batı nın uzun süren suskunluğu Salbetri için yeterliydi. Ã?yleyse karar verildi dedi. Bediske çığlıklar atarak yalvarmaya başladı. Ancak Salbetri onu önemsemeden uzaklaştı. Onu tutan adamlarsa sımsıkı kavrayarak ağaçların arasına sürüklediler. Baltanın kemiği kırma sesi duyuldu. Sonra ise insanı ürperten bir çığlık yankılandı. Sonra ise sessizlik etrafı kapladı. Sadece sessizlik.

Kibele rahibesi dehşey içinde titriyordu. Diğerleri ise hislerini gizlemeye çalışıyorlardı. Herimes Batı nın yanına doğru yaklaştı. Ã?ocuğa yazık oldu dedi. Keşke yapabileceğimiz bir şey olsaydı. Sözünü bitirmeden Kibele rahibesi Elimni koşarak ileri atıldı. Karanlıkta nehrin sesine kadının sesi karıştı. Kan kaybediyor. dedi. Bir şeyler yapmak gerekli kan kaybediyor.

Posted: Wed Feb 21, 2007 9:09 am
by Artemis Entreri
Günlük 12

"Kolunu kesmeliyiz Batı. Yoksa geberip gidecek..
Be be beenn yapamam bunu.
Lanet olsun benim yapmamı mı bekliyorsun? Karnıma saplanmış bu koca ok ile mi?
Ben nasıl yapılcağını bilmiyorum, hayır bilmiyorum.
Ã?abuk ol şu baltayı getir, bak orada ağacın kenarında.
Ben, ben, ben...
Lanet olsun Batı, o senin baban..."


Sessiz kalmanın sebebi de buydu ya Batı, tam da konuşacakken götürdüler.
Ne diyeceğini de biliyordun sanki. Biraz ayıp oldu öyle değil mi? Sanki umrunda.
Tek pişmanlığın çocuğa. Sanki umrunda. Bir kaç gün duyarsın çığlıklarını rüyanda,
en fazla o kadar. Sanki umrunda. Ã?ocuk kan kaybına uğruyor bak, yardım eden
olmazsa ölecek. Sanki umrunda.

Anılar alır seni. Götürür uzaklara...

Vur hadi Batı, yapabilirsin.
Sabit tut.. Sabit tut şunu lanet olası !
Tutuyorum hadi yap artık !
...............................
Kan kaybediyor.
Kan kaybediyor.
Kan kaybediyor.
...............................


Hava bugün hafif kızıla boyanmış ve kan kokuyor.
Buna dayanamayan sen, sevgili tatlı aptal batı... Bayılıyorsun.

Posted: Fri Feb 23, 2007 6:55 pm
by Firble
Ertesi gün henüz güneşin doğmasına iki saat var. Salbetri çadırların ya da yerde uyuyanların yanlarına giderek tencerelere vurarak insanları uyandırdı. Mümkün olduğunca çabuk Gordeon a gidip olanların etkisinden kurtulmak istiyordu. Bediske bu şekilde grupta yer almaya devam edemezdi. Zaten kolu kesilmese bile hırsızlık yapmış olması bunun için yeterliydi. Muhtemelen tapınaklardan birisi ona bakmayı üstlenirdi.

Kervanda on beş uyanmadı. Yataklarında dönüp durdular ama gözlerini açmadılar. Kalkanların da bir bölümü çok halsizdi. Bir önceki geceki olaylar onları etkilemiş olabilirdi. Ã?bür ihtimali Bediske o anda düşünmek istemedi.

Küçük akarsuların üstüne köprüler kurulabiliyordu. Ancak büyüklerde bu mümkün değildi. Büyük akarsuları geçmek genelde zor bir işti. Ã?nce güçlü birisi suya atlayarak iki ipi karşıya taşıyordu. Bu işi demirci Elno ile başka bir demirci yaptı. İki ipte karşıdaki ağaçlara sıkıca bağlandı. Sonra Salbetri iplerin karşıdaki ucunu atlardan birisinin beline bağladı. Elno ipleri çekip atı yönlendirerek onu karşıya taşıdı. Sonra ikinci demirci ipleri geri getirdi. İpler yeni bir ata bağlandı. Bu şekilde atlar ve arabalar bir saate varan bir süre boyunce karşıya taşındılar. Bitkin olanlar arabaların içinde taşındılar. Diğerleri son bir defa iki yakada da ağaçlara bağlanmış ve gerilmiş iplere tutunarak Sakarya nın soğuk sularını geçtiler.

Sakarya nın doğu yakasında on dakika dinlendiler. Salbetri aslında Bediske nin yapması gereken işi yapıp ateşi yaktı ve tüm uyanık kervan üyelerine altına benzeyen sapsarı savaşçı resimleri ile süslü siyah yunan fincanlarında çay ikram etti.

Grup sonra yola çıktı. Hava yavaş yavaş aydınlanmış güneş doğmayı bekliyordu. Bir süre Sakarya kıyısından gittikten sonra ırmağın kıyısından uzaklaşmış, ırmağın sesi bir süre sonra boğuk bir uğultuyu andırır gibi gelmeye başlamıştı.

Güneş doğmadan hemen önce Gordeon kentini gördüler. Dik bir tepenin üzerinde geometrik şekiller danseden desenlerle kaplı bir duvar dört büyük kulenın arasından yükseliyordu. Tepenin üzerinden incecik bir yol yukarı çıkıyordu ve büyük bir kapıya açılıyordu. Kapının üzerinde Frigyanın meşhur sembolü başak kılıç ve güneşin tamamen altından süslenmiş figürleri görünüyordu.

Güneş başını ufuktan çıkardığında önce ortadaki güneş deseni parıldamaya başladı. Sonra başak ve kılıç ışıldadı. Sonra ışık tüm duvara yayıldı. Tüm kafile hasta olanlar bile ( rp içi karakterleriniz isterseniz buna dahil olmayabilir. ) sessizce ışık denizi içindeki şehri izlediler. Güneş yükseldikçe ışık kırmızı ve maviye döndü. Sonra da ortadaki güneş figürü dışında kayboldu. Sadece kapının ortasındaki güneş mistik bir Dünya nın girişini gösterir gibi parıldamaya devam etti.

Kafileler kente o dar yolda çıkamazdı. Güneydoğu yönünde tepenin daha az dik olduğu yamaçtan yukarıya çıkacaklardı. Kafile yavaşça o yöne yöneldi. Kentin ortasından yükselen ilk bakışta ne oldukları pek anlaşılmayan dev tepeler gördüler. Bunlardan özellikle bir tanesi çok yüksekti. Duvarlar tüm kenti sarmaya kuleler duvarların arasından yükselmeye devam ediyordu. Kente doğru çıkan yolun önüne geldiklerinde yolda bekleyen bir asker grubu onları durdurdu.

Salbetri ile grubun lideri bir süre konuştu. Bu arada askerlerden birisi yolculara bakıyordu. Birden askerin yüzü bembeyaz oldu. Koşarak komutanının yanına geldi. Bir süre hiçbir şey konuşamadı. Sonra HASTA diyebildi. Bunlar hasta. Tüccar grubu hasta dedi. Bir anda komutanın da yüzü bembeyaz oldu. Ağır adımlarla arabalardan birisine geldi. Arabada uyuyan adamın yüzüne baktı. Bir anda korku tüm bedenini sarmış gibiydi. Salbetri ye döndü. GİREMEZSİNİZ dedi herkesin duyabileceği bir sesle. KENTE GİRMENİZ MÃ?MKÃ?N DEğİL. BEN YÖZBAşI NODİ BU KAFİLENİN BURADAN AYRILMASII YASAKLIYORUM. KARANTİNAYA ALINACAKSINIZ. dedi. SARIN Ã?EVRELERİNİ dedi askerlere askerler kafileyi sararak grubu ortada topladılar. Sonra yüzbaşı bir gruba çevreye tahtadan bir duvar örmesini söyledi. Grup endişe ile beklerken duvar örüldü. Sadece kentin aksi yönüne bakan tarafta dört metrelik bir bölüm açıldı. Arabalar açıklığın tam aksi istikametine atlar duvarın önüne gelecek şekilde çekildi.

Sonra yüzbeşı hastaları ilk farkeden askere teğmen Bandi diye seslendi. Ben kente gidiyorum. Belki rahipler bu kafilenin durumunu daha iyi anlayabilirler. Ben gelene kadar kesinlikle kimse buradan çıkmasın.TAMAM YÖZBAşIM dedi teğmen. Yüzbaşı kapıdan uzaklaştı. Sonra da bir at sesi duyuldu.

Bandi kafilenin çevresini saran askerlere Serbest bırakın dedi. Ancak kamptan çıkmalarına izin vermeyin. dedi. Askerler grubu bıraktılar. Sonra askerlere emirler verdi. Askerler kampın farklı bölgelerine dağıldılar. On onbeş tanesi de kapının önüne yerleşti.

Elimni grup serbest kaldığında ancak olanları algılayabildi. İlk sözü çocuk oldu. Eğer kente gitmezse ölür. Sonra irkildi. Sözü kimsenin dinlemediğine karar verdi birden.

Ancak birisi dinlemişti. Herimes Pan da ölür dedi rahibe ye üzgün bir sesle. Sesi epey bir kısılmıştı. Belki soğuktan belki de hastalıktan. Cümlesine zorlukla devam etti. Belki bu karantina aylar boyu sürecek. Ve bizim çok az vaktimiz var.

Elimni Herimes'e Kibele Pan ı sevmiştir. dedi. O Anadolu yu yaşamak için tek Yunan tanrısı. Aynı zamanda o ünlü Yunan kibirinden yoksun olan tek tanrı. Bir süre bir şeyler düşünerek yere baktı. Belki beraber bir şeyler yaparız dedi. Duvarların her birinde basitçe yerinden çıkabilecek tahtalar var. Hepsi çok acele ile örüldü. Onlardan birini çıkarıp rahatlıkla dışarı çıkabiliriz. Ancak askerler..... dedi sonra söylediğinin devamını getiremeyerek sustu.

Herimes askerler diye devam etti. Onlar da çok gergin olmalı dedi. Eğer biraz rahatlayabilecekleri bir ortam sağlarsak belki bir ozanımızın yardımı ile dedi.

Elimni o zaman diye devam etti. Ben de onları uyutacak bir içeceği onlara içirebilirim.

Güzel bir plan dedi. Ancak benim için şarkı söylemek ve etkilemek zor dedi Elimni ye. Ozanlarımın da biri hariç hepsi hasta gibi diye devam etti. Belki Batı yapabilir dedi sonra. Yapabilir misin Batı diye sordu sonra uyanık ve onları dinliyor gibi görünen Batı ya...

RP DIşI NOT: İstersen askerlere şarkı söylediğin sahnenin sonuna kadar yazabilirsin. Ya da seni askerlerin önüne ben çıkarabilirim. : ) ) ) )

Posted: Wed Feb 28, 2007 1:30 am
by Artemis Entreri
Günlük 13

Hemen ayağa kalkıyorsun. Evet, sen Batı. Bunu sen yapıyorsun. Başkaları için değil,
bunu sadece kendin için yapıyorsun. Ã?nce flütünü çıkarıyor ve bir iki nota üflüyorsun.
Yolculuk boyunca hiç çalmadığın için alışman bi 5 dakikanı alıyor. Sonra daha kuvvetli
bir şekilde üfle notalara.

Bulutlar bugün hastalık ve ölüm korkusu yüklü. Bu yüzdendir belki de, gökyüzünden
bir damla düşüyor. Flütünün üstüne. Sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. Yağmur
gelişini haber verirken, müzik insanları başına topluyor. Hepsi hasta, hepsi lanetli. Ve
bu, sanıyorsun ki aptal Batı, gardiyanların ilgisini çekiyor.

Artan damlalarla birlikte güzel bir ezgi, insanların kalbini dolduruyor ve neşe dolu,
umut dolu gülücükler saçıyor etrafa. Kara bulutlar toplanıyor göklerde. Bir yıldırım
çakıyor...




RP dışı: Firble iki kişi kaldık şurda, yağmur olayına karışıyım istedim.
Eğer planlarını bozuyorsa rpyi tekrar yazacağım. Bu noktada devam edemiyorum çünkü
gardiyanların tepkisini merak ediyorum. Ona göre sözlerle devam edeceğim şarkıma.

Posted: Wed Feb 28, 2007 3:29 am
by Firble
Herimes havaya bakıp içinden Bu iyi oldu diye geçirdi. Yağmur askerleri daha dikkatsiz yapar. Elimni çadırında içecekleri hazırlıyordu. Ancak Batı otoriter mi komik mi olduğu anlaşılmasa da etkileyici olduğundan şüphe duyulmayacak bir ifade ile ilgi çekmeyi başarmıştı. O nedenle Elimni ye kimse dikkat etmedi.

RP DIşI: İki kişi kalmadan önce de bu tip müdahaleler beni hiç rahatsız etmedi. Hatta oyuna farklı ögelerin oyuncular tarafından da katılması hep hoşuma gitmiştir. O nedenle farklı ögeler katmaktan çekinme...

Posted: Wed Feb 28, 2007 7:14 am
by Artemis Entreri
Günlük 13 - Devam

Bir rüya gibidir yolculuklar...

Ses, yağmurun gürültüsünü yarıp geçiyor. Neşeli bir ses...

Senin sesin.

Uzaklara götürür seni.

Tekrar flüde üfle. Derin ve içten.

Sonuna varınca unutursun.
Masal mıdır, yoksa gerçek mi...


Yakınlara çarpan bir yıldırım dağıtıyor dikkatleri. Her ne kadar şarkının bölünmesinden
nefret etsende, karantinaya alınmış alanın çevresinde bekleyen gardiyanların büyük
bir kısmı, yıldırımdan çıkan yangına doğru koşuşturuyor. Kahinin dedikleri bir bir doğru
çıkıyor Batı.

Senin hakkında söyledikleri...

Posted: Wed Feb 28, 2007 7:36 am
by Efla
şimdiye kadar eğlenceli geçen yolculuk artık pek de öyle gelmiyordu Solaron'a. Ama hayatta rahatsız edici şeyler hep olmuştu. şu sıralar biraz daha yoğun gözükmesi birşey değiştirmezdi. Kendisi çok kolay moral bozan bir insan değildi. Biryerde tıkanıp kaldığında sadece geleceği düşünürdü. Biliyordu sonsuza kadar burada kalmayacaktı. Sadece daha sonra neler olacağını düşünürdü. Tahmin ederdi. Bu tahmin edebileceğinden çok daha rahatlatıcı geliyordu kimi zaman.

Ne yapabileceğini de düşündü. Bir Apollon rahibiyle ya da rahibesiyle her zaman iyi anlaşmıştı şimdiye kadar. Fakat şimdi istediği şeyin bu olduğundan emin değildi. Grubu en çok gerebilecek şeylerden biri Apollon'un sözünün edilmesiydi beki de.

Belki de... Solaron moral hakkında en çok endişelenmesi gereken kişiydi. Bu insanların Pan'a o kadar bağlı olduğunu düşünce özellikle.

"Bir ozansın,otrup canın sıkılıyor ve buna izin veriyorsun ha?" diye konuştu kendiyle. "Hah" diye güldü kendi kendine sessizce. Kimse lirini elinden almamıştı.

Suyun sesi diye düşündü. Ne garipti. Rahatlatıcı olduğu tartışılmazdı bile. Fakat aynı zamanda hırçın da olabiliyordu; fırtına kadar. şimdi ise coşkulu duygular uyandırıyordu. Ã?ocuk oalrak bile fırtınalardan hiç korkmamıştı. Aksine oldukça ilginç gelmişti. Durup insanlar öylece izlemesi...

Ã?antasında ufak bir arama yaptıktan sonra lirini çıkarttı. Eli lirin üzerinde dolanıyor ve adeta fırtınanın coşkusunu yakalamaya çalışıyordu. Ne güzel söylüyordu şu ozan... neydi ismi? Evet Batı bir seferde hatırlayabildiği için kendiyle gurur duydu. İsim de pek zor değildi ama hatırlamıştı işte. Belki biriki kelime de Solaron söyleyebilirdi.

"Bir nefes kadar yakın kelimeler insanlara,
Bir o kadar uzak bazen anlatılanlara.
Fısıldasam rüzgara taşır mı sesimi uzaklara
Söylesem şarkımı yağmura,
O da söyler mi benim için uzaklara?
"