Ölüm Labirenti

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Locked
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Bir an için duraksadı Adrian.Bu kadar insan nasıl olurda Polantes'i basardı... Etrafını süzdü seçilmişler,krallar,sıra dışı adamlar ve kadınlar.Ama yinede yetmezdi...

Neden Polantes'e gitmeliydi ki onu bağlayan hiç birşey yoktu.Tanrılar... hiç bir zaman onun yanında olmamışlardı ve onu hiç ilgilendirmiyorlardı... Peki ama onu buraya getiren neydi o zaman. Tanrılar mıydı ? diye düşündü bir an... Ardından düşüncelerinin saçmalığını anladı.Onu buraya getiren sadece meraktı,kendi merakı.şimdi ise önünde 2 seçenek vardı.Gitmek yada gitmemek...

Ya gitmeyip buradan ayrılacaktı eski hayatına devam edicekti -hem belki druidler ona yolda içmesi için kaliteli şaraplarından verirlerdi- yada bu insanlara katılacaktı ama gitmek isteyen herkesin bir amacı var gibi görünüyordu.Biri babasını buulmak istiyor.Bir diğeri tanrılara kafa tutmak... Adrianın bunlarla bir işi yoktu.Hem zaten tanrılarla kendi anlaşmasını daha çocukken yapmıştı şimdi bunu bozmak isteyebilir miydi ?

Adrian düşüncelerinden kurtulup Meher'in oldupu tarafa baktı ve sarı saçlı elf kızını gördü.Kız demin adamın tekinin boğazına hancer dayamıştı.Gerçi dövüş stili yetersizdi kızın ama kontrol edilemez bir öfkesi ve cesareti vardı.Cesaret dedi Adrian kendi kendine.

Yavaşça çantasının içindeki kanyağa uzandı, kapağını açtı ve kocaman bir yudum aldı şişeden.İçkinin boğazını ve ciğerlerini yakışının her anını duyumsayarak yaşadı.Bir yudum daha aldı...Gereken cesareti kendinde bulmuştu.Kanyağı kimseye fark ettirmeden çantasına geri koydu.

Yavaşça oturduğu yerden ayağa kalktı.Eliyle kızı göstererek
"O geliyorsa bende gelirim." dedi ve eli hala havadayken orda bulunan herkesle göz göze gelebilmek için kafasını yavaşça çevirdi en son küçük çocuğun üzerinde durdu bakışları elini yavaşça aşağı indirdi "Ve o." diye ekledi.

Sonuçta on buraya getiren cesareti ve merakı değil miydi ? Bir kız yapabiliyorsa,bir çocuk yapabiliyorsa oda yapabilirdi. Oda bu cesareti gösterebilirdi.
FATAL ERROR !..<br>Satan inside !..</br>
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor, ozanlık günlerinden kalma bir tavır takınarak:

*N'oluyor ya!Gitmiyoz mu?*

sordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Oradaki adamın el hareketinden küçümsediği belli oluyordu. Ã?fkesi tamamen kesilmediği için içinden söyleniyordu. Bu erkekler hep böyle moron mu? Sinirine yenilmiş. Boğazına bıçak dayadığı sırada bir hamleyle geri çevrilmişti. Ã?fke, hiddet! Bunlar hiçde iyi şeyler değil. Tabii gerektiğinde de çok fazla işe yarıyorlar.

Geliceğini zaten belirtmişti. Safirin gözlerine bakıyordu kararının değişmediğini anlasın diye. Ahh, tekrar başlamıştı. Ã?fkelenmişt tekrar. Bu olay aklına geldikçe hep yinelenecekti. Hazmedememişti.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Kiba Elf Kralı Huor’un sözlerinden cesaret bulup ayağa kalktı, nihayet kendine güveni gelmişti. Kimse ondan kocaman kapıları mühürlemesini veya güçlü düşmanlarla savaşmasını beklemiyordu, onun da diğer herkes gibi üstüne düşeni yapması yeterliydi ve Kiba bir kaç konuda gerçekten oldukça iyiydi.

Sert fırtınalarda direklerin kırılmaması için yelkenlerin bir an önce toplanması gerekirdi ve gemi dalgalar yüzünden sürekli sallanırken bunu yapmak oldukça zor bir işti. Zaten rüzgarla dolmuş yelkenleri çeken direğe daha fazla ağırlık vermemek için yelkenler çekildikten sonra onları direğin tepesine tırmanıp sabitleme ve bağlama görevi gemideki çocuklara verilirdi. Kiba bir yandan sağa sola sallanırken bir yandan yelken direğine tırmanmayı, üst bumba direğine ayakları ile tutunup elleriyle yelken bağlamayı öğrenmişti. Sakin havalarda ise hiç bir yere tutunmadan denize paralel olan bu bumba direklerinin üzerinde, hatta gergin bir ipin bile üzerinde yürüyebiliyordu. Kiba’nın vücudu denizin sürekli salınımına o kadar alışmıştı ki, uzun süren yolculuklardan sonra melez denizci tekrar karaya ayak bastığında yerin de tıpkı tekne gibi sallanmaya devam ettiğini sanırdı. Bir süre sonra bu duygu kaybolurdu ama fırtınada sallanan bir teknede bile dengesini kaybetmeyen Kiba için karada denge isteyen işleri yapmak çocuk oyuncağıydı.

Ayrıca Kiba artık bir çocuk da sayılmazdı. Sayısız çarpışma ve ölüm görmüştü. Kılıcı ile en azından kendisini savunabilirdi. Rhuan’lı en sonunda kimseye yük olmayacağına karar verdi ve Huor’a teşekkür eden gözlerle baktı.

Tam o sırada iri yarı adamın bakışlarını kendi üzerinde sabitlediğini gördü. Dev cüsseli adam parmağını Kiba’ ya dikmiş “Ve o” demişti. Kiba Adrian’a bakıp bu sefer kendinden emin ve gür bir şekilde bir kez daha “Ben geliyorum!” dedi. Sonra da diğer herkes gibi, sıra kendisine geldiğinde Safir’in açtığı portaldan geçti.

Kiba portalın verdiği o tuhaf hissi çabuk atlattı ve etrafına göz gezdirdi. Nasıl bir yerde olduğunu henüz tam olarak çıkartamamıştı. Herkes portaldan geçip de Safir portalı kapadığında Elessar ortalarda gözükmüyordu. Lydronk adındaki Gnome’da yoktu ama kadın şövalye portaldan geçmişti. Kiba Safir’in sesini duyduğunda bütün dikkatini büyücüye verdi. Karşılarına çıkacak olası düşmanlar Goblinlerdi ve kalabalıklardı.

Safir’in dudaklarından "Sizden bölye bir şey isteyemem. Ama babamı kurtarmam gerekiyor. Ben yalnız da olsa gideceğim." sözleri döküldüğünde Kiba olduğu yere mıhlandı. Onun da bir babası vardı ve o da hapishane hayatından farksız bir hayat sürüyordu. Kiba Safir’i kıskandı. Kıskandı çünkü onun tek başına babasını kurtarma gücü vardı. Safir’in ona yardım edecek güçlü arkadaşları vardı. Eğer isterse Safir babasını kurtarabilirdi ama Kiba bunu yapamazdı. En azından şu an için... Eğer Safir’e babasını kurtarmasında yardım etmezse bir gün bir başkasından aynı amaç için nasıl yardım bekleyebilirdi? Rhuan’lı denizci usulca Safir’in yanına yaklaştı ve usta büyücü ile konuştu. Siyah kıyafeti ve kısa boyu ile Kiba dikkat edilmedikçe fark edilmiyordu bile...

“Ben sana yardım edeceğim Safir. Çok bir şey vaad edemem ama benim babam da senin baban gibi esaret altında. Bu yüzden ne hissettiğini çok iyi anlıyorum.” Büyücü onu dinliyordu ama yüzünde hiç bir ifade yoktu. Kiba konuşmaya devam etti.

“Senin gibi kocaman kapıları mühürleyemem ama ufak deliklerden geçer, aklına bile gelmeyecek yerlere tırmanabilirim. Ben senin yanındayım...”
Last edited by Bogus on Mon Jun 30, 2008 11:55 pm, edited 1 time in total.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Tartışma boyunca sakin bir şekilde kızı izlemişti Daylight. Bu kadar kişinin içinde iki insanın biribirine zarar veremeyeceğini tahmin ediyordu. Bu yüzden sakindi. Bakışları yarı kapalı ve derin bir şekilde konuşmaları dinliyordu.

Polantes Hapishanesi. Eğer herkes oraya gitmeye karar vermişse, kendisi de gidecekti, çünkü buraya çağırılmıştı. Ağırbaşlı adımlarla omuzundaki kuzgunla Miaé'nin yanına yürüdü ve ayakta durdu. Pelerinini üzerine biraz daha sardı...

Duyulacağından emin olmadığı, ama yine de öyle tercih ettiği sakin bir sesle herkese hitaben konuştu.

"Eğer herkes gidiyorsa, ben de geliyorum. Ve bu arada sen..."

Dieyerek elini masaya vuran adama döndü.

"...Sana hiç terbiye öğretmemişlerse, bu senin suçundur çünkü öğrenmek istememişsindir. Bir bayana kibar davranman gerektiğini kimse sana söylemedi mi? Nezaket denilen bir şey var ki gördüüm kadarıyla bundan hiç payını alamamışsın. Benim için önemli değil, seninle konuşup arkadaşlık edeceğimi zannetmiyorum. Ama yine de, eğer beraber yolculuk edeceksek hareketlerini daha düşünerek yapman, herkesin huzuru ver sinirleri için daha yatıştırıcı olacaktır."
Image
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor Polantes'i gördüğü zaman, ter içinde kalmıştı.Bir an kendisini oradan çıkmaya çalışırken gördü.Hatırlayamıyordu net olarak, ama Lydronk'un ejderini en ince ayrıntısına kadar getirebiliyordu gözlerinin önüne.

*Ee, ne bekliyoruz?*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Safir gecidi hünerli hareketlerle açarken Rappel'in içinde kıskançlışk üste tırmandı. Ardı ardına diğerlerinin girdiğini gördü. BU geöide girme işide onu rahatsız ediyordu. Geçitler sadece büyücünün gücü ve iradesi değil geçeninde gücü ve iradesi ile alakalıydı. Yinede sonuna kadar gidecekti! Kararını bir daha düşünmesini engellemek için, hızlı hatta aceleci adımlarla geçide girdi.

İlk adımından sonra tüm vücudu geçidin içine çekildi. Yer ayakları altından yok olmuş vücudu nereye gideceğini bilemez bir hiçlik içinde kaybolmuştu. Kaybolmuş dengesinbe rağmen ilerlediğini biliyordu. Safir geçidi açarken zaten bunu ayarlıyordu. Hiç kimse o boşlukta hareket edemez gideceği yeri öncesinden hesaplayıp yolu ayarlamadııysa diğer tarafa geçemezdi. Ã?ünkü bu sadece bir boşluktu.

Diğer tarafa geçtiğinde ilk yaptığı şey, son yediği yemeğin bir kısmını dışarıya iade etmek oldu. Kime gittiğine dikkat bile edemedi ancak bir karaltını üstüne doğru olduğuna emindi.
"...aklına bile gelmeyecek yerlere tırmanabilirim. Ben senin yanındayım...”
Kiba ardından üstüne saldıran kusmuğun elinden son anda eğilerek kurtuldu. Gençliği ve onca tecrübenin verdiği bir beceriydi bu. Giysisine bir miktar kusmuk gelmişti ama bu bir korsan elbisesinin kiri ile karşılaştırılamazdı bile.

Ancak ilerleme yönünde işler bu kadar iyi değildi. Kibanın yakınında duran Safir ve Huor ne Kiba kadar hızlı, ne de onun kadar gençtiler. Huor kanındaki çeviklik sayesinde bir miktar kaçmayı başarmış olsa da Safir'in kanından bu beceri çekilmişti ve tam göğsünün üstüne bulaşmış bir kiri de düşünmesi gerekecekti artık.

Biraz soluklandıktan sonra Rappel başını kaldırdığında safirin düşüncelerden uzak hatta düşünememe halindeki gözleri ile karşı karşıya geldi. Yapılabilecek tek şeyi yaptı.

"Affedin."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor'un ağzı açık kalmıştı, kolundaki kusmuğa baktı önce, sonra yüzündeki şok ifadesi hiç değişmeden, Rappel'e baktı.Huor durdu, sakin olmalıydı.Sonra Rappel, af dileyince dayanamayıp kahkahayı bastı.Sonra Safir'e döndü:

*Sanırım senin geçit fazla sallamış Rappel'i, baksana, dayanamadı.Açtır da şimdi!*

Huor sırıtmak ile kahkaha arasındaki çizgide dönüp duruyordu, bazen duruyor, sonra tekrar basıyordu kahkahayı.

*Dostum, senin bu yaptığın, Lydronk'un "Dikkat çekme yöntemlerinden!" çok daha sağlam.Bundan sonra düşman görünce aynı işlemi tekrarla!Olur mu?*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Loy Adası Korsanları her zaman Polantese gelip köle ticareti yaparlardı. Burdan bile limadanki 3 korsan gemisini görebiliyorlardı. Safiel'in bir planı vardı.
"Burada dikkat çekmeden gezebilecek tek bir kişi bulunuoyr aramızda. O da Kiba. Kendisi uzun yıllardır korsanlar adına çalıştığından dikkat çekmemesi kaçınılmaz. Tabi bir kaç korsan düşman edinmediyse..." diye fikrini sundu Safiel.
Kiba kabule derse planı Kiba önce limana sızacak ve korsanların arasına süzülecekti. Orda goblinler ile korsanlar arasında bir tartışma yaratabilirse korsanlar istemeden de olsa onlara yardım edecekti. bu zaman kadar Polntesin alınmamasının sebebi kjorsanlardı. Onlar olmasa Polantesteki goblinler hiç bir şeydi. Korsan yoksa özgürlük kaçınılmazdı.
Hem hapishanedeki kişileri kurtulabilecekdi hem safiel babasını bulacaktı hem de Reksin son kelesini ele geçirirlerse druidlere yardım edebileceklerdi. Reks hemen Keirmer sevdasından vazgeçmek zorunda kalırdı. şimdi tüm gözler Kibadaydı.
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Kiba Safiel’i tüm dikkatini vererek dinledi. Büyücü ondan gizlice limana inmesini, goblinler ve korsanlar arasında bir kargaşa yaratmasını istiyordu. Limana gizlice inmek kolaydı ama Kiba kargaşayı nasıl yaratacaktı? Korsanlar ve goblinler arasındaki güç dengede olmasa zaten iki taraf çoktan bir kargaşa yaşardı… Kiba, “eğer her şeyi barış yoluyla çözmeye çalışıyorlarsa korsanların ve goblinlerin güçleri eşit olmalı…” diye düşündü. Küçük denizci Safiel’e ‘benden gerçekten de bunu yapmamı mı istiyorsun?’ diyen gözlerle baktı. Safiel’in yüzü ifadesizdi ve Rhuan’lı bunun ‘evet’ anlamına geldiğini tahmin etti. Safir’in gözlerindeki daha derin bir bakış ise büyücünün eğer başarısız olursa çocuğun öleceğini bildiğini gösteren duygusuz ve kötücül bir ifadeyi ele veriyordu.

Melez denizci nasıl yapacağını fazla düşünmeden büyücünün isteğini kabul etti. Buraya bir işe yaramak için gelmişti ve hiçbir işe yaramamaktansa bir işe yararken ölmeyi yeğlerdi. Ancak yine de Kiba hayatta kalmak için elinden geleni yapmak zorundaydı. Bu yüzden parmağındaki armalı yüzüğü çıkartıp cebine koydu. Korsan kıyafetine benzemeyen siyah kıyafetine ise limana gizlice sızma işi sırasında ihtiyacı olacaktı, bu yüzden kıyafetin bir süre için daha üzerinde olmasında bir sakınca yoktu. Kiba istem dışı kılıcının yerinde durduğunu da kontrol ettikten sonra büyücünün gözlerinin içine bakıp konuştu.

“Sen nasıl istersen Safiel.”

Sonra da karanlığın içinde kayboldu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Küçük çocuğun verdi tepki etkiliyiciydi.Böyle bir tepkiyi beklemiyordu Adrian kısa süre için olduğu yerde kaldı.Ã?ocuğun cesareti adamı etkilemiş hayretler içinde çocuğa bakmasını sağlamıştı.Ã?ocuğun portaldan geçişini izledi.Ardından diğerlerinin ve en son şu sarı saçlı adamın geçtiğine tanık oldu.Artık portalla arasında sadece omzundaki siyah kuşla ortada durmuş kendine müttefik arayan bir kız vardı.Kız delice Thereon bağırıyordu...

Adrian portala doğru yürüdü,önündeki kızın beline yavaşça dokunarak önünden çekti.Portala o kadar kilitlenmişti ki kızın belinin inceliği ve zarifliği onda hiçbir duygu uyandırmamıştı.Taa ki kuzgun o teması hissedip adamın üzerine uçana kadar Adrian irkilmişti kuş adamı gagalıyordu.Adam elleriyle kuştan kurtulmaya çalışıyordu ama hiçbir işe yaramıyordu.Adam önündeki tek şeçeneği kullandı : Portala koştu...

Portalın tam önünde duran Rappel, iri adamın olanca hızıyla ona çarpmasıyla yere yıkıldı.Adrian ise düşmek üzereyken dengesini sağlayabildi.Yere sağlam basabildiğinde ise Rappele yaptığının gerçek boyutunu gördü.Adam yerdeki kusmuk birikintisinin tam içine düşmüştü.Elleri,kıyafetleri kusmukla kaplanmıştı hatta yüzüne bile sıçramış bir haldeyken yerden Adriana bakıyordu. Adrian ortamın farkında bile olmadan geri çekildi bir an ne olduğu üzerine düşündü.

Rappel daha şokun etkisindeyken "sen naptın" diye söylendi yerden yavaşça kalkıp üzerine bakındı.Büyük ihtimalle nasıl temizleneceğini düşünüyordu.

"Özür dilerim ama portalın önünde durmamalıydın dostum" dedi. İri olan adam ardından mekanın farkına vardı.Burası Polantes'ti büyücü başarmıştı.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor çocuğun başına gelenlere baktı.Ne kadar asildi.

*Keşke senin yerinde olsam evlat, şu anda bir kaleyi ele sen geçirmiş olacaksın!*

Gülümsedi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Rappel üstündeki giysisinin nasılda kirlendiğini gördü. Ancak giysi kirlenmeden bir şey ancak politikacılar ve rahipler taraından başarılırdı. Kusmuk çok umurunda değildi.

Ã?ocuğun gittiği yöne doğru baktı ardından. Ã?ocukta aptalca br cesarekt vardı. Burada korsanların arasına bir çocuğun girip kargaşa çıkartmaısını istiyorlardı. Bir çocuğa bu kadar bel bağlamak ne kadar da, Safiel'ceydi. Onun bir planı daha olduğunu düşündü .ocuğu orada tek başına bırakmayacak bir plan.

Ne olursa olsun çocuğu yalnız bırakmayacaktı. Ã?ocuk diğerlerinden daha çok yaşamayı hak ediyordu.

Giysisin yıkamak için bir su birikintisinden yararlanırmış gibi yaparken suyu karıştırdı ve bir yüzüne çarparken bilincinin bir parçasını çalımış damla kimse fark etmese de Kiba'ya kadar uçuştu. Artık daha dikkatli olmalıydı. Daha dikkatli ve uzak olacaktı. Yere oturdu ve sadece diğerlerini dinlerken korsan çocuğu düşünmeye başladı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

Elessar'ın yanında kalmıştı. Toplantı salonunda açılan geçide girmedi. Safiel ile ilgilenemezdi.
" Herşeyin başına geri dönmeliyim. "
Teemieri, hatıralatının geri dönmesiyle Esten'in ona verdiği güçleri kullanmayı da hatırlamıştı.
" Elessar, toplantıdakileri Ziher'e rapor etmeliyim. Reks'in adamları ikimizinde düşmanı, bunu unutma. "
Yerden büyük bir vantuz çıktı ve Teemieri'nin vucuduna dolandı.
" Ve geçmişi asla unutmadım. "
Vantuz onun emriyle kımıldayıp, boyutarasında küçük bir cepten geçti.
**************************************
" Tanrıların yeryüzüne inmesi için bu eşyalara ihtiyaç var, Ziher. "
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Kiba bir süre karanlığın içinde hiç ses çıkarmadan ilerledi. İlerde, limana inen patikada ateş yakılmıştı ve çocuğun seçebildiği kadarıyla başında iki tane goblin bekliyordu. Yolun sağ tarafı kayalıktı, orada ilerlemek oldukça zor olurdu ama Kiba’nın bulunduğu sol tarafında dümdüz bir açıklık vardı ve goblinlere gözükmeden buradan geçmek çocuk oyuncağıydı. Küçük çocuk asalet simgesi toplanmış saçını çözdü ve dümdüz siyah saçları kulaklarının üzerinden omuzlarına kadar uzandılar. Artık ilerlemesi için her şey hazırdı, yine de Kiba tam hareketlenecekken durdu. Goblinler hakkında hiç bir şey bilmiyordu ama korsanları tanırdı. Aklına geceleyin kargo gemilerini nasıl tuzağa düşürdükleri geldi.

Tuzak son derece basitti. Gece olduğunda biri hariç bütün korsan gemileri ışıklarını söndürür, gemileri karanlık sular kadar derin bir sessizliğe gömerdi. Işıkları yanan gemi ise korsan şarkıları söyleyip avaz avaz bağırarak avın önünden, ama yeterince uzağından geçerdi. Av uzakta giden belaya çatmamak için rotasını ışıklı korsan gemisinin dümen suyuna kırar ve onu bekleyen karanlık filonun tam göbeğine düşüverirdi. Ateşin başında bekleyen goblinler ışıklı korsan gemisiydi ve büyük ihtmalle karanlık düzlükte onu çok daha beter bir şey bekliyordu.

Rhuan’lı saklandığı gölgenin korumasından çıkacakken bir su damlası burnunun tam üstüne düştü. Küçük çocuk başını kaldırıp gök yüzüne baktı ama yağmur yağacak gibi durmuyordu. Hiç yoktan geliveren damla canını sıkmıştı ama oturup buna üzülerek zaman kaybedemezdi. Kiba damlayı eliyle sildi ve ses çıkarmadan karanlık düzlüğe doğru ilerledi, arada bir duruyor, karanlığın içine saklanmış goblin veya korsanların olup olmadığına bakıyordu. Durduğu yerde beklerken Kiba etrafı hakkında daha fazla bilgisi olduğunu hissetmeye başladı, sanki bilinci en başından beri bildiği şeyleri yeniden hatırlıyordu. Korsanları çok iyi tanıyordu, bilincinde onlar hakkında yeni bir şey yoktu ama üstüne bastığı çimenden toprağa, goblinlerin adetlerinden, öldürme yöntemlerine ve savaşma tekniklerine kadar pek çok gerekli, ve bir o kadar da gereksiz bilgiyi hatırlamaya başladığını fark etti. Sanki Kiba'nın içinde yeni bir bilinç uyanmıştı, birisi onu düşünüyordu, ya da o kendisini. Melez denizci bu şaşkınlık anını çabuk atlatmak ve kendisini toparlamak için hiç ses çıkarmadan toprağa sindi. Bunu iyiki de yaptı çünkü daha önce hiç duymadığı iri kıyım bir goblinin, ses çıkarmadan önündeki karanlık düzlükte etrafı kontrol ettiğini gördü. Karanlık filo oydu. Kiba çöl aslanı gibi toprağa sinmiş, dişine göre bir av bulmuştu.

Kiba kılıcını kıyafetinin içinden çıkarttı ve yerden güç alabilmek için hafifçe doğruldu. İlk defa birisini öldürecekti ama içinde hiç heyecan veya korku hissetmiyordu, belki biraz huzursuzluk vardı. Zihninde yeni açılan bilinç daha önce öldürmüştü ve onun tecrübesi Kiba'yı rahatlattı. Ama ilk aldığı canın acısını çekemeyecek olması ilerde Kiba'nın karakterinde çok derin bir yara bırakacaktı. Rhuan'lı denizci hala kınında duran kılıcının kavisini yukarı gelecek şekilde döndürdü, sonra da gergin yay boşandı ve simsiyah bir silüet kısa ama son derece hızlı üç adım attı. Bu arada siyah kınından aç bir canavar gibi çıkan wakazashi goblinin boynunda, ses tellerinin geçtiği yerde derin bir çizik attı. Ã?aresiz goblin bir kaç saniye içinde öldü ve tepkisiz bir çocuk tarafından yolun iyice uzağına çekildi. Kiba yanağında sıcak bir sıvı hissetti, goblin'in kanı ince uzun bir kıymık gibi yanağına sıçramıştı. Ã?ocuk elinin tersi ile kanı sildi. Başka da hiç bir şey hissetmiyordu. Goblin'in ses tellerinin nerede olduğunu nerden bildiğini düşünmek bile istemedi.

Goblinlerin ateş yaktıkları kontrol noktası artık gerisinde kalmıştı ve limanın ışıkları etrafı aydınlatıyordu. Kiba Rhuan'a özgü bu siyah kıyafetlerin içinde görülürse başına büyük bela alırdı. Bu yüzden limana girmeden kuytu bir köşede siyah kıyafetini çıkardı. şimdi altında dizlerine kadar çıkan botlarıyla siyah içliği, üstünde de beyaz gömleği kalmıştı. Kesinlikle bir korsan çımacısına benzemiyordu ama yine de hapishaneden kaçmış biri gibi de durmuyordu. Kiba korsan lordunun ona hediye ettiği köpek balığı dişini gömleğinin dışına sarkıttı, yerden aldığı toprakla düz saçlarını biraz kirletti, eline tükürüp toprağın şimdi çamurlaşmış tozunu yüzüne sürdü ve kılıcı da çok önemli bir hediye taşıyormuş gibi saygıyla elinde tuttu. İçindeki ses ne yapacağını anlamıştı ve onu durdurmak için bas bas bağırıyordu ama Kiba korsanları bu yeni bilincinden daha iyi tanıyordu. Kulağına fısıldanan karmaşık şaşırtmaca taktiklerini değil, doğrudan kendi bildiği yolu uygulayacaktı. Küçük çocuk derin bir nefes aldı ve limanın girişine doğru yürümeye koyuldu. Limana yaklaştıkça karşısına sarhoş korsanlar çıkıyordu, kimi kumar oynuyor, kimi de şarkı söylüyordu, kimisi de nereden buldularsa kadınlarla oynaşıyordu. Kiba'nın içindeki ses "Onlar mahkum!" dedi. Artık bağırmıyordu, çocuğa engel olmaktansa ona destek olacaktı. Küçük çocuk liman kapsındaki nöbetçi ile karşı karşıya geldiğinde "Hapishane komutanından kaptana bir hediye!" diyerek kestirip attı.

"Neden Ghara kendisi gelmedi de seni gönderdi?"

"Ghara hapishanede kendisine tam dişine göre rom fıçısı kıçlı lanet olası bir Pervelon sürtüğü buldu. şu anda onunla eğleniyor."

"Neden topa tıkılasıca bir goblinle göndermedi bu hediyeyi peki? Hem ayrıca neden şimdi?"

"Ã?ünkü elinde böyle 1000 rom fıçısı değerinde bir kılıçla gezen lanet olası bir goblini yolda parçalarına ayırıp ortadan kaldıracak kadar kibar insanlarız biz. Hem suçu da yine goblinlere atacağımız için Ghara hediye vermek isterken düşman kazanmak istememiş olabilir."

"Seni parçalara ayırmayacağımız ne malum melez velet?"

"Ã?ünkü ben korsan lordunun gözdelerinden biriyim. Nasıl gemiden çıkıp böyle gezdiğimi sanıyorsun?" Kiba inandırıcı olmak için boynundaki kolyeyi kapıdaki nöbetçiye gösterdi. Kolyenin ucundan bir köpekbalığı dişi sarkıyordu, dişi tutan demire ise korsan lordunun mührü işlenmişti.

Kolyeyi görünce nöbetçi daha fazla üstelemedi ve Kiba'nın geçmesine izin verdi. Kapıya doğru adam koymuşlar diye düşündü Kiba. Korsan ayıktı ve çok soru soruyordu. Böylece Rhuan'lı melez denizci elini kolunu sallayarak limana sızmıştı. Artık tek yapması gereken karmaşa yaratmaktı ki, buna da başlamıştı bile. Goblinler bir hediye göndermişti ve hemen akabinde ortalık karışacaktı...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest