Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
şimşek, tuhaf şahısın üzerine atladığı zaman adam Zewbrim’in elini bıraktı. Simyacının acı dolu çığlığı kesildi ve dehşetle bileğini ovuştururken gerilemeye başladı. Aynı anda adam iki elini birleştirip tek bir yumruk oluşturdu ve hızla şimşek’e vurmaya çalıştı ama ıskaladı. şimşek’in sıkıca sararak kavradığı adam hızla iki kolu yana açarak şemşek’in kavrayışından kurtuldu ve şimşek’in suratına onu geriye itekleten bir yumruk geçirdi. (şimşek--> 7 damage)
şimşek duvara dayanarak çenesini ovuştururken adam hıhladı ve merdivenlerden yukarı tırmanmaya başlayan Zewbrim’e doğru ilerlemeye başladı.
şimşek duvara dayanarak çenesini ovuştururken adam hıhladı ve merdivenlerden yukarı tırmanmaya başlayan Zewbrim’e doğru ilerlemeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Başka bir masadan çağırılırken hancı başını aceleyle salladı ve Gredix’in yanından ayrılarak diğer masalara servise gitti. Piposunu tüttürürken Gredix, adamın kendisini inatla süzmeye devam ettiğini fark ediyordu. Hatta bir ara adam elini kaldırıp avuç içini Gredix’e yöneltti ve bir şeyler mırıldandıktan sonra elini geri çekti. Sadece birkaç dakika sonra adam elini kaldırarak hancıyı çağırdı. Hancı aceleyle adamın yanına gitti ve ikisi bir dakika kadar bir şeyler konuştular. Ardından adam hoşnut olmuşçasına başını sallayıp hancıya gitmesini işaret etti.
Sonraki birkaç dakika boyunca Gredix ile adamın gözleri birbirlerinden ayrılmamıştı. İkisi inatla birbirlerine bakarken Gredix yanından gelen bir sesle irkildi.
“Pardon beyim, şimdi konuşabiliriz sanırım. Kendisi buraya öğleden sonra gelen bir savaşçı. Aksanına bakarak kesinlikle buralı olmadığını söyleyebilirim. Tuhaf bir adam. Pek konuşmuyor ama basit şeyler de yemiyor. Hafif bir asillik var sanki. O da az önce sizi sordu bana. Sizin dün gece gelen bir savaşçı olduğunuzu söyledim. Hoşnut gözüktü. Ama ne düşünüyor bilemi-oh!”
Hancının sözleri aniden yarıda kesilince Gredix gözlerini hancıdan aldı ve öbür adamın yanına gelerek karşısındaki sandalyeye oturduğunu gördü. Birkaç saniye Gredix’e baktıktan sonra hancıya döndü ve kalın sesi ile “Eşyalarımla yemeğimi buraya getirebilirseniz çok minnettar kalırım.” dedi. Hancı aceleyle başını salladı ve sanki bela çıkmasını beklermiş gibi bir ifadeyle aceleyle uzaklaştı.
“Masanıza izin almadan oturduğum için özür dilerim, ama bunlar zor zamanlar ve bu tip formalitelerle zaman kaybetmemek lazım.” Hancı, adamın yemeklerini önüne getirdiğinde sustu ve hancı gidene kadar bekledi. Sonra devam etti. “Sizi izliyor olduğumu muhtemelen fark etmişsinizdir. Hiç şüphesiz bu da sizi rahatsız etmiştir. Kim olsa rahatsız ederdi zaten. Lâkin bunu yapmak zorundaydım. Zira yardıma ihtiyacım var ve…bunu itiraf etmek benim için çok güç ama, çaresizim.”
Adam sessizleşti ve bir dakika kadar bakışları daldı. Kimbilir hangi anılara dalmıştı o sırada.
“Biliyorum, bana bu tip yerlerde paralı askerlerin bulunmadığını ve onların bulunabileceği ortamlara gitmemi söyleyeceksiniz. Belki öyle de yapabilirdim, ama korkarım ki onlara önerebileceğim pek fazla şeyim yok ve onlara güvenemem. Siz…yiğit bir savaşçıya benziyorsunuz. Başka bir savaşçının düştüğü zor durumları anlayabilirsiniz sanıyorum, özellikle de eğer o savaşçının yerine getirilmesi hayati önem taşıyan bir görevi varsa. şehre yeni gelmişsiniz, duydum. Buraya muhtemelen belli bir amaç uğruna geldiniz, bu yüzden beni reddederseniz size gücenemem. Ama siz yiğit birisine benziyorsunuz. Beni yalnız bırakmayacağınızı umuyorum, zira yüzleşmek zorunda olduklarım düşünülürse sizin gibi birisine ihtiyacım var.”
Adam bir süre çaresiz bakışlarla Gredix’e baktı. Sonra bir kahkaha patlattı. “İronik. Gerçekten de kendimi bir an için ücra hanlarda paralı askerlere veya macera tutkunlarına iş teklifi yapan üşengeç soylulara benzettim. Ama lütfen bunu şahsınıza yapılmış bir aşağılama olarak algılamayın. Benim kadar onurlu birisi için böyle yalvarmak…çaresizliğin bir göstergesidir.”
Adam iç çekti ve kadehindeki şarabı bitirdi. Tipine ve ses tonuna göre gayet zarif bir adamdı. En azından bir katile benzemiyordu.
Sonraki birkaç dakika boyunca Gredix ile adamın gözleri birbirlerinden ayrılmamıştı. İkisi inatla birbirlerine bakarken Gredix yanından gelen bir sesle irkildi.
“Pardon beyim, şimdi konuşabiliriz sanırım. Kendisi buraya öğleden sonra gelen bir savaşçı. Aksanına bakarak kesinlikle buralı olmadığını söyleyebilirim. Tuhaf bir adam. Pek konuşmuyor ama basit şeyler de yemiyor. Hafif bir asillik var sanki. O da az önce sizi sordu bana. Sizin dün gece gelen bir savaşçı olduğunuzu söyledim. Hoşnut gözüktü. Ama ne düşünüyor bilemi-oh!”
Hancının sözleri aniden yarıda kesilince Gredix gözlerini hancıdan aldı ve öbür adamın yanına gelerek karşısındaki sandalyeye oturduğunu gördü. Birkaç saniye Gredix’e baktıktan sonra hancıya döndü ve kalın sesi ile “Eşyalarımla yemeğimi buraya getirebilirseniz çok minnettar kalırım.” dedi. Hancı aceleyle başını salladı ve sanki bela çıkmasını beklermiş gibi bir ifadeyle aceleyle uzaklaştı.
“Masanıza izin almadan oturduğum için özür dilerim, ama bunlar zor zamanlar ve bu tip formalitelerle zaman kaybetmemek lazım.” Hancı, adamın yemeklerini önüne getirdiğinde sustu ve hancı gidene kadar bekledi. Sonra devam etti. “Sizi izliyor olduğumu muhtemelen fark etmişsinizdir. Hiç şüphesiz bu da sizi rahatsız etmiştir. Kim olsa rahatsız ederdi zaten. Lâkin bunu yapmak zorundaydım. Zira yardıma ihtiyacım var ve…bunu itiraf etmek benim için çok güç ama, çaresizim.”
Adam sessizleşti ve bir dakika kadar bakışları daldı. Kimbilir hangi anılara dalmıştı o sırada.
“Biliyorum, bana bu tip yerlerde paralı askerlerin bulunmadığını ve onların bulunabileceği ortamlara gitmemi söyleyeceksiniz. Belki öyle de yapabilirdim, ama korkarım ki onlara önerebileceğim pek fazla şeyim yok ve onlara güvenemem. Siz…yiğit bir savaşçıya benziyorsunuz. Başka bir savaşçının düştüğü zor durumları anlayabilirsiniz sanıyorum, özellikle de eğer o savaşçının yerine getirilmesi hayati önem taşıyan bir görevi varsa. şehre yeni gelmişsiniz, duydum. Buraya muhtemelen belli bir amaç uğruna geldiniz, bu yüzden beni reddederseniz size gücenemem. Ama siz yiğit birisine benziyorsunuz. Beni yalnız bırakmayacağınızı umuyorum, zira yüzleşmek zorunda olduklarım düşünülürse sizin gibi birisine ihtiyacım var.”
Adam bir süre çaresiz bakışlarla Gredix’e baktı. Sonra bir kahkaha patlattı. “İronik. Gerçekten de kendimi bir an için ücra hanlarda paralı askerlere veya macera tutkunlarına iş teklifi yapan üşengeç soylulara benzettim. Ama lütfen bunu şahsınıza yapılmış bir aşağılama olarak algılamayın. Benim kadar onurlu birisi için böyle yalvarmak…çaresizliğin bir göstergesidir.”
Adam iç çekti ve kadehindeki şarabı bitirdi. Tipine ve ses tonuna göre gayet zarif bir adamdı. En azından bir katile benzemiyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Hücrelerinden çıktıkları zaman Murdoc ve Xanthroat, diğer hücrelerin de benzer şekilde donatıldığını ve hepsinin içinde kendileri gibi konaklayanların olduğunu fark ettiler. Kendilerinin geldiği sırada bomboş olan zindan, kısa sürede dolmuştu. şaşkın bakışlarla zindanı aşıp merdivene yöneldiklerinde merdivenin başında muhafızlardan birisini gördüler.
“Ah, demek uyandınız. En sonunda. Dün gece tapınağa girmek istediğinizi belirtmiştiniz. şimdi güneş batıyor ama acele ederseniz hâlâ tapınağa girme şansınız var. Böylelikle kimle görüşmek istiyorsanız onla konuşma imkânınız olur. Aksi takdirde ertesi güne kadar beklemeniz gerekecek.” Muhafız iç çekti ve aşağı, zindana baktı. “şaşırmadınız umarım. Sizin gibi o kadar çok mülteci geldi ki buraya, artık çadırkent bile onları alamıyor. Ã?aresizce buraya getirmek zorunda kaldık.” Muhafız başını salladı ve gülümsedi. “Her neyse, bunlar bizim sorunlarımız. Buyurun, dışarı çıkabilirsiniz.”
Muhafız ikiliye eşlik ederek onları garnizonun kapısına kadar götürdü. Kapıyı araladı ve Fhaerz’in caddelerine çıkarttı. “Tapınak caddenin hemen üzerinde. Sokağı aşmanız yeterli olur.” dedi ve kapıyı kapattı.
“Ah, demek uyandınız. En sonunda. Dün gece tapınağa girmek istediğinizi belirtmiştiniz. şimdi güneş batıyor ama acele ederseniz hâlâ tapınağa girme şansınız var. Böylelikle kimle görüşmek istiyorsanız onla konuşma imkânınız olur. Aksi takdirde ertesi güne kadar beklemeniz gerekecek.” Muhafız iç çekti ve aşağı, zindana baktı. “şaşırmadınız umarım. Sizin gibi o kadar çok mülteci geldi ki buraya, artık çadırkent bile onları alamıyor. Ã?aresizce buraya getirmek zorunda kaldık.” Muhafız başını salladı ve gülümsedi. “Her neyse, bunlar bizim sorunlarımız. Buyurun, dışarı çıkabilirsiniz.”
Muhafız ikiliye eşlik ederek onları garnizonun kapısına kadar götürdü. Kapıyı araladı ve Fhaerz’in caddelerine çıkarttı. “Tapınak caddenin hemen üzerinde. Sokağı aşmanız yeterli olur.” dedi ve kapıyı kapattı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Titreyen elleriyle hanın kapısını kapattı ve yüzünü caddeye döndü. Bir anda bütün caddedeki insanların gözleri ona çevrildi. Hepsinin gözlerinden nefret okunuyor, onu parçalamak istercesine bakıyorlardı. İnsanların öfkesi o kadar yoğundu ki onu eziyor, hırpalıyor, bitiriyordu. Ã?aresizce dizlerinin üzerine çöktü ve insanlar onun üzerine atlarken elleriyle başını siper aldı ve…
Kendine geldi. Cadde gayet düzgün bir günlük hayat yaşıyordu. Güneşin batışıyla birlikte insanlar evlerine çekilmeye hazırlanıyor, işyerlerini kapatıyorlardı. Sadece bir halüsinasyon görmüştü Setsuna. Yavaşça ayağa kalktı ve etrafına baktı. Ã?evresinde tuhaf hiçbir şey yoktu. Hiç kimse onunla ilgilenmiyordu.
Bulunduğu yere en yakın şehir çıkışına-yani Sorpigol’e girdiği yere-giderken her adımı ürkek, her hareketi çekingendi. Elinden geldiğince ara sokaklardan ilerliyor, gölgelerde kalmaya çalışarak yürüyordu. Ortaya çıkmak riskliydi, kendisi tanıyan birisi onu fark edebilirdi.
şehrin çıkışına az kalmıştı ki yolda devriye gezen şövalye birlikleri görünmeye başladığında Setsuna daha ileri gidemeyeceğini anladı.
Esefle sırtını duvara dayayıp caddeye bakarken birkaç metre geride kendisini izleyen birisini fark etti. Kapı eşiğine oturmuş, tip tip onu süzen iri yarı bir adamdı. Sarı uzun saçlarını bukleleriyle canı sıkkınca oynuyordu.
Kendine geldi. Cadde gayet düzgün bir günlük hayat yaşıyordu. Güneşin batışıyla birlikte insanlar evlerine çekilmeye hazırlanıyor, işyerlerini kapatıyorlardı. Sadece bir halüsinasyon görmüştü Setsuna. Yavaşça ayağa kalktı ve etrafına baktı. Ã?evresinde tuhaf hiçbir şey yoktu. Hiç kimse onunla ilgilenmiyordu.
Bulunduğu yere en yakın şehir çıkışına-yani Sorpigol’e girdiği yere-giderken her adımı ürkek, her hareketi çekingendi. Elinden geldiğince ara sokaklardan ilerliyor, gölgelerde kalmaya çalışarak yürüyordu. Ortaya çıkmak riskliydi, kendisi tanıyan birisi onu fark edebilirdi.
şehrin çıkışına az kalmıştı ki yolda devriye gezen şövalye birlikleri görünmeye başladığında Setsuna daha ileri gidemeyeceğini anladı.
Esefle sırtını duvara dayayıp caddeye bakarken birkaç metre geride kendisini izleyen birisini fark etti. Kapı eşiğine oturmuş, tip tip onu süzen iri yarı bir adamdı. Sarı uzun saçlarını bukleleriyle canı sıkkınca oynuyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
“Sorular sorular…” diye mırıldandı sıkkınca tuhaf kişi. “Beklenmedik değil, ama umulmadık. Sadece artık insan olmadığını, yeni ve üstün bir türe ait olduğunu bil. Ah bir de, artık bana bağlısın.”
Edmond’un görebildiği kadarıyla boyu da öncekine nazaran uzamıştı. Eski haliyle pek bir ilgisi kalmamıştı görünüşe göre. Bedenine alışması zaman alacaktı şüphesiz, ama buna da alışabilirdi.
Karşısındaki kişinin de en az kendisi kadar uzun olduğunu fark etti Edmond. Yerde sanki yürümüyor, kayarcasına ilerliyordu. Ses tonu her ne kadar cinsiyetini tam olarak belli edemese de daha çok bir kadınınkine benziyordu.
“Nerede olduğuna gelince, Heralim’in kuzeyindesin. şimdi, beni izle ve yeni bedenini test edelim.” Kadın yerde kayarcasına ilerlerken eliyle gelmesini işaret ettiği Edmond da istemsizce onu izledi. Kadın, laboratuarın gölgeli bir kısmında olan kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Edmond da onu izledi.
Koridorların da laboratuardan pek farkı yoktu. Siyah taştan yapılmışlardı ve nemliydiler. Ã?yle ki zaman zaman su birikintileri ve yosun parçacıkları göze çarpıyordu. Etrafın zifiri karanlık olmasına rağmen Edmond görebildiğini fark etti. Her şeyi siyah beyaz görüyordu, ama görebiliyordu işte.
Koridor oldukça uzundu. Edmond sendeleyerek efendisini takip ediyor, onun hızına yetişmeye çalışıyordu. Pek çok kapıların yanından geçtiler ama kadın hiçbirine aldırmadı. En sonunda demir parmaklıklı bir kapının önünde durdu. Kapıya eldivenli eliyle temas etti ve parmaklıklar açıldı. Kadın içeri girmesini işaret etti ve Edmond içeri daldı. Hemen ardındna parmaklıklar kapandı.
Edmond’un görebildiği kadarıyla orta genişlikte, bomboş bir odaydı burası. Yedi metreye varan yükseklikte bir tavanı vardı ve duvarlardan birinde minik bir balkon göze çarpıyordu. Tam karşısında demir parmaklıklı bir kapı daha vardı.
Edmond bir süre karanlıkta kaldı. Ardından tepedeki balkonda efendisi belirdi. “Açsın değil mi? Yeni bedenin açlıktan kıvranıyor olsa gerek.” Edmond’un midesinden yükselen bir gurultu, kadının sözlerini doğruladı. “Eğer doymak istiyorsan, yemeğini kazanman gerek. şimdi elindeki yeni gücü test etme vakti geldi.” Kadının elinin bir hareketiyle karşıdaki demir parmaklıklar aralandı. Bir süre hiçbir şey olmadı. Daha sonra içeri yavaş adımlarla bir minotaur girdi. Elinde koca bir balta tutuyordu. Buna rağmen oldukça bitkin görünüyordu.
“Onu öldür ve açlığın yatışsın.”
Kadın sessizliğe gömülürken Edmond’a dehşet içinde bakan minotaur baltasını kaldırarak savunma pozisyonuna geçti.
Edmond’un görebildiği kadarıyla boyu da öncekine nazaran uzamıştı. Eski haliyle pek bir ilgisi kalmamıştı görünüşe göre. Bedenine alışması zaman alacaktı şüphesiz, ama buna da alışabilirdi.
Karşısındaki kişinin de en az kendisi kadar uzun olduğunu fark etti Edmond. Yerde sanki yürümüyor, kayarcasına ilerliyordu. Ses tonu her ne kadar cinsiyetini tam olarak belli edemese de daha çok bir kadınınkine benziyordu.
“Nerede olduğuna gelince, Heralim’in kuzeyindesin. şimdi, beni izle ve yeni bedenini test edelim.” Kadın yerde kayarcasına ilerlerken eliyle gelmesini işaret ettiği Edmond da istemsizce onu izledi. Kadın, laboratuarın gölgeli bir kısmında olan kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Edmond da onu izledi.
Koridorların da laboratuardan pek farkı yoktu. Siyah taştan yapılmışlardı ve nemliydiler. Ã?yle ki zaman zaman su birikintileri ve yosun parçacıkları göze çarpıyordu. Etrafın zifiri karanlık olmasına rağmen Edmond görebildiğini fark etti. Her şeyi siyah beyaz görüyordu, ama görebiliyordu işte.
Koridor oldukça uzundu. Edmond sendeleyerek efendisini takip ediyor, onun hızına yetişmeye çalışıyordu. Pek çok kapıların yanından geçtiler ama kadın hiçbirine aldırmadı. En sonunda demir parmaklıklı bir kapının önünde durdu. Kapıya eldivenli eliyle temas etti ve parmaklıklar açıldı. Kadın içeri girmesini işaret etti ve Edmond içeri daldı. Hemen ardındna parmaklıklar kapandı.
Edmond’un görebildiği kadarıyla orta genişlikte, bomboş bir odaydı burası. Yedi metreye varan yükseklikte bir tavanı vardı ve duvarlardan birinde minik bir balkon göze çarpıyordu. Tam karşısında demir parmaklıklı bir kapı daha vardı.
Edmond bir süre karanlıkta kaldı. Ardından tepedeki balkonda efendisi belirdi. “Açsın değil mi? Yeni bedenin açlıktan kıvranıyor olsa gerek.” Edmond’un midesinden yükselen bir gurultu, kadının sözlerini doğruladı. “Eğer doymak istiyorsan, yemeğini kazanman gerek. şimdi elindeki yeni gücü test etme vakti geldi.” Kadının elinin bir hareketiyle karşıdaki demir parmaklıklar aralandı. Bir süre hiçbir şey olmadı. Daha sonra içeri yavaş adımlarla bir minotaur girdi. Elinde koca bir balta tutuyordu. Buna rağmen oldukça bitkin görünüyordu.
“Onu öldür ve açlığın yatışsın.”
Kadın sessizliğe gömülürken Edmond’a dehşet içinde bakan minotaur baltasını kaldırarak savunma pozisyonuna geçti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
“Eskortluk edeceğiniz kişi…ehem…önemli bir kişi diyelim. Götüreceğiniz yer ise Cthul Murgos. Buradan deniz yoluyla ayrılacak, tıpkı sizin gibi. Yolda başına bir şeyler gelmesinden korktuğumuz için sizi gemiye yanına koyacağız, ama ancak ona muhafızlık ederseniz.”
Adam hızlı hızlı konuşuyordu. Mathan’ın, Elrach’ın ve Estabin’in Sözcükleri seçmeleri oldukça zordu. Bu yüzden adamın dediklerini anlayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldılar.
Adam hızlı hızlı konuşuyordu. Mathan’ın, Elrach’ın ve Estabin’in Sözcükleri seçmeleri oldukça zordu. Bu yüzden adamın dediklerini anlayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldılar.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Vaarsavius kıkırdadı. “Ah ben burada yaşıyorum genç adam. Yani ben seni değil, sen beni buldun.” Vaarsavius asasına dayanarak odaya doğru ilerledi. Asasının ritmik takırtıları eşliğinde Celdar’ın yakınındaki sandalyeye yöneldi ve oraya kuruldu. “Söyle bakalım genç adam, yani Celdar, evimde ne arıyorsun bakalım?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Tak! Tak! Tak!
Xanaphia bir metre kadar geri çekilip beklediğinde hiçbir şey olmamıştı. On metre yüksekliğindeki demir kapılarda en ufak bir oynama bile meydana gelmemişti. Molissei ve Reynald’ın geride hâlâ tartıştıklarını duyabiliyordu Xanaphia. Daha da kötüsü, artık diğer büyücülerin ettikleri küfürleri de duyabiliyordu-çoğunlukla Reynald’a.
Xanaphia bir metre kadar geri çekilip beklediğinde hiçbir şey olmamıştı. On metre yüksekliğindeki demir kapılarda en ufak bir oynama bile meydana gelmemişti. Molissei ve Reynald’ın geride hâlâ tartıştıklarını duyabiliyordu Xanaphia. Daha da kötüsü, artık diğer büyücülerin ettikleri küfürleri de duyabiliyordu-çoğunlukla Reynald’a.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Karşısındaki savaşçı bir süre sesini çıkartmadan Dekotta’nın gözlerine baktı. Sanki gerçekleri onun zihninden emip almaya çalışıyor gibiydi. Birkaç gergin, sessiz dakikanın ardından savaşçı yavaşça miğferini çıkarttı ve Dekotta ilk defa karşısındaki kişinin yüzünü gördü.
Bu bir drowdu, ama bir drow demek de pek doğru olmazdı. Saçları drowların saçları gibi beyaz değil kızıldı. Kırmızı gözlerinin çevresinde daha belirgin olmak üzere yüzünde damarlar belirgindi ve alnının üzerinde boynuz köküne benzer bir çift çıkıntı bulunuyordu. Konuşmak için ağzını açtığında Dekotta drowun ağzında sıra sıra uzanan ustura gibi dişleri gördü.
“On Kasaba’ya yapılan saldırı konusunda bize bir bilgi verilmedi. Yine de On Kasaba’daki savaştan haberdarız. Orklardan oluşan bir orduda senin gibi bir insanın işi neydi? Ordudaki rütben neydi?”
Bu bir drowdu, ama bir drow demek de pek doğru olmazdı. Saçları drowların saçları gibi beyaz değil kızıldı. Kırmızı gözlerinin çevresinde daha belirgin olmak üzere yüzünde damarlar belirgindi ve alnının üzerinde boynuz köküne benzer bir çift çıkıntı bulunuyordu. Konuşmak için ağzını açtığında Dekotta drowun ağzında sıra sıra uzanan ustura gibi dişleri gördü.
“On Kasaba’ya yapılan saldırı konusunda bize bir bilgi verilmedi. Yine de On Kasaba’daki savaştan haberdarız. Orklardan oluşan bir orduda senin gibi bir insanın işi neydi? Ordudaki rütben neydi?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Gredix adamın hikayesini dinledikten sonra.. " Asilliğinize güveniyorum bayım.Yalnız özürdileyerek şunu belirtmek isterim.Bir şovalye asla.." kelimeyi düşündü " yalvarmamalı..Sözcüklerimi yanlış anlamayın bayım.. " dedi adama bakarak.
" Size yardım etmem için hikayenizin geri kalanını anlatmanızı beklerim.Sayın şovalye. " dedi gülümseyerek. "bu kadar kötü durumda olduğunuzu düşünmemiştim açıkcası.Oysa ki.Gayet iyi biri gözüküyorsunuz. " dedi şüpheciliğini yitirmeden.
" Yardım istediğiniz tam olarak nedir ve nereden geliyorsunuz bayım?" dedi Gredix iç çekerek piposunu tüttürüyordu..
" Size yardım etmem için hikayenizin geri kalanını anlatmanızı beklerim.Sayın şovalye. " dedi gülümseyerek. "bu kadar kötü durumda olduğunuzu düşünmemiştim açıkcası.Oysa ki.Gayet iyi biri gözüküyorsunuz. " dedi şüpheciliğini yitirmeden.
" Yardım istediğiniz tam olarak nedir ve nereden geliyorsunuz bayım?" dedi Gredix iç çekerek piposunu tüttürüyordu..
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Göreve gideceklerin hepsi tapınağın avlusunda toplanıp hizaya geçmişlerdi. Avlunun sonundaki kaidenin üzerinde başrahip duruyor, farklı yönden gidecek olan her bir gruba direktifleri veriyordu. Direktif verdiği grup derhal avludan ayrılıyor ve yerlerini almaya gidiyordu.
En sona Mark’ın bulunduğu grup kaldı. Grup, Mark’a ek olarak, dört savaşçı, bir rahip ve bir öncüden oluşuyordu. Grubun liderliğini, savaşçılardan birisi olan ve başrahibin kişisel muhafızı olan Jarek üstlenmişti.
“En sonunda zaman geldi.” diye başladı Başrahip. “Bugünkü darbemizle hem Azalin Tapınağı’nı çöküş aşamasına getireceğiz, hem de şehirde büyük bir üstünlük kazanacağız. Azalin Tapınağı’nın çöküşüyle birlikte tek galip biz olacağız. Kaos Tapınağı artık bize diremeyecek kadar zayıfladı. şehir yönetimi zaten yıkılmak üzere. Yakında tüm Cthul Murgos, Yeminer’e adanmış bir şehir olacak.” Başrahip kaideden indi ve Mark’a doğru yürüdü. Bu sırada cüppesinin cebinden iki tane şişe çıkarttı. Birisi açık yeşil bir sıvıyla doluydu, öbürü ise renksiz bir sıvıyla. “Bu iksirleri bizzat hazırladım. Yeşil olan, Azalin simyacılarının deneylerine eklenmeli. İksirlerinin yapısını bozacak. Renksiz olan ise Azalin Tapınağı’nın su rezervlerine dökülmeli. Fark edemeyecekleri bir zehir bu. Onları kolayca ortadan kaldıracağız.” Başrahip şahin bakışlarıyla son gruba baktı. “Sorusu olan?”
En sona Mark’ın bulunduğu grup kaldı. Grup, Mark’a ek olarak, dört savaşçı, bir rahip ve bir öncüden oluşuyordu. Grubun liderliğini, savaşçılardan birisi olan ve başrahibin kişisel muhafızı olan Jarek üstlenmişti.
“En sonunda zaman geldi.” diye başladı Başrahip. “Bugünkü darbemizle hem Azalin Tapınağı’nı çöküş aşamasına getireceğiz, hem de şehirde büyük bir üstünlük kazanacağız. Azalin Tapınağı’nın çöküşüyle birlikte tek galip biz olacağız. Kaos Tapınağı artık bize diremeyecek kadar zayıfladı. şehir yönetimi zaten yıkılmak üzere. Yakında tüm Cthul Murgos, Yeminer’e adanmış bir şehir olacak.” Başrahip kaideden indi ve Mark’a doğru yürüdü. Bu sırada cüppesinin cebinden iki tane şişe çıkarttı. Birisi açık yeşil bir sıvıyla doluydu, öbürü ise renksiz bir sıvıyla. “Bu iksirleri bizzat hazırladım. Yeşil olan, Azalin simyacılarının deneylerine eklenmeli. İksirlerinin yapısını bozacak. Renksiz olan ise Azalin Tapınağı’nın su rezervlerine dökülmeli. Fark edemeyecekleri bir zehir bu. Onları kolayca ortadan kaldıracağız.” Başrahip şahin bakışlarıyla son gruba baktı. “Sorusu olan?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Estebin derin bir nefes alıp verdi. Gitmeleri gereken yer eski vatanlarıydı. ama şimdi denize açılacaklardı. Elrach’ın tepkisini yada düşüncesini anlamak için ona doğru baktı. Bu şehirde artık arandıkları kesin bir gerçekti. Bu adam en azından bu şehirden çıkmalarını sağlamış olacaktı öte yandan. Estebin karar veremedi.
Elrach'a senin kararına uyacam der gibi baktı. Zaten buraya onun peşinden gelmişti.
Elrach'a senin kararına uyacam der gibi baktı. Zaten buraya onun peşinden gelmişti.
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
“Peh” dedi suratını ekşitip açılmayan kapıya sıkıntılı bir ifadeyle bakarken. Saygınca geldiklerini belli etmek istemesine rağmen aldığı tepkisizlik karşısında canı sıkılmıştı. Daha’ da canını sıkan Molissei ve Reynald’ın konumlarına hitaben olgun davranmıyor olmamalarıydı ki bu konvoyun geri kalan üyeleri üzerinde de olumsuz bir tepki çekmişe benziyordu…Lord Necros wrote:Tak! Tak! Tak!
Xanaphia bir metre kadar geri çekilip beklediğinde hiçbir şey olmamıştı. On metre yüksekliğindeki demir kapılarda en ufak bir oynama bile meydana gelmemişti. Molissei ve Reynald’ın geride hâlâ tartıştıklarını duyabiliyordu Xanaphia. Daha da kötüsü, artık diğer büyücülerin ettikleri küfürleri de duyabiliyordu-çoğunlukla Reynald’a.
Ama en nihayetinde dikkatler onların üzerindeydi ve Xanaphia’ da kendini önünde ki soruna verebilecekti… Girişlerin açılmaması ve içerideki halkın kalabalık bir konvoydan habersizmiş gibi davranıyor olmaları, onların ya saldırılara olabildiğince açık olduğunun göstergesi ya da kimseyi umursamaz halde kendi içlerinde yaşadıklarının bir belirtisi gibi gözüküyordu ki ikinci şık bir gücün himayesi altında olmadan düşünebilecek bir mantık çerçevesinde gözükmüyordu. Açıkça’ sı büyü ağının neden normal olduğu konusunda kimsenin şu an kafa yoracağını da sanmıyordu Xanaphia.
Cüppesinin kenarından sarkan keseye uzanırken “İş başa düştü gibi gözüküyor!” diye mırıldandı ve kavradığı kesesinin ağzını gevşeterek ince boynuza benzer bir nesnenin sert dokusunu eliyle yoklayıp zarifçe keseden çıkartarak sonrasında da keseyi cüppesinin kuşağından sarkması için eski yerine bıraktı…
Xanaphia’ ya göre demir kapıların ardında bir yaşam varsa nefes alış verişini bile duyması grubun hareket edebilirliği kuvvetlendirirdi. Kesenin içinden çıkarttığı büyü malzemesini kulağına dayarken kapıyla arasındaki mesafeyi de yarıya düşürmek için bir iki adım daha yaklaştı… (Clairvoyance )
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Xanthroat derin düşüncelerle monkun arkasından ilerledi..Kapıdaki adam onlarla konuşmuş ve onları sokağın karşısındaki Tapınağa yönlendirmişti..Sanırım şimdi gitmeleri gereken yer burasıydı..
''Hmmph..''Diye bir iç geçirdi çıkık pullu burnundan..Düşünmeleri gereken daha çok şey olacaktı..En azından bu sabah içinde yanan ateşin canlılığını yeniden hissedebilmenin keyfini çıkartabiliyordu..
Monk a döndü ilerleyişine devam ederken..
''Tapınak ta tam olarak aradığımız şey nedir keşiş üstad..''
''Hmmph..''Diye bir iç geçirdi çıkık pullu burnundan..Düşünmeleri gereken daha çok şey olacaktı..En azından bu sabah içinde yanan ateşin canlılığını yeniden hissedebilmenin keyfini çıkartabiliyordu..
Monk a döndü ilerleyişine devam ederken..
''Tapınak ta tam olarak aradığımız şey nedir keşiş üstad..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Edmon şaşkınlığını atamadan *Oh, lanet olsun* dedi.Ancak onu yemek istiyordu.Ne yapabilirdi ki?Elinde hiçbir alet yoktu.Gücünün doruğunu bilmiyordu.Ya güçsüzse ozaman ölürdü.Başka çaresi yoktu ya açlıktan ölecekti ya savaşta.Üzerine doğru ilerlemeye başladı.Ardından koşmaya.En sonunda üzerine doğru saldırıyordu.Ancak ne yapacağını bilmeden sadece koşuyordu.En sonunda baltayı tutmak için düşmanına doğru fırladı
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
