ARAYIş (RP EKRANI)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

Rehber mi diye düşündü ve kadının gözden kaybolmasıyla rehber olarak nitelendirebileceği birini görmek için etrafına bakındı...ve siyah cübbeli figürü gördü.. ahhh siyah cübbeli birine güvenmesi söyleniyordu.. çok kötü çoook...

figür yaklaştı ve netleşti.. o da nesi.. bu peygamberdi..

sürgündeki bir peygambere güvenmesini bekliyorlardı...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Kaosun baş rahibesi artık sıkılmaya başlamıştı. Dışarda eğitilmeyi bekleyen insanlar vardı. "Seninle olan konuşmamız şu an için burada sonlanıyor. Yapmam gerekenler olduğu için konuşmamız bu kadar." dedi ve kapıdan çıkarken kaos şovalyelerine adamın ufak bir hatasını gördüklerinde öldürmelerini emrederek arkasına bile bakmadan çıktı. Dışarıda çoğu kişi verilen vaazı dinliyor, bazıları ise ibadet ediyordu. Shi'el'Elesia insanların arasında gezerken eğitmek için güzel, bakımlı kızlar arıyordu. Bulduklarının yanına gidip gözlerinin içine büyük bir şefkatle bakıp "Tanrının ışığında daha da aydınlanmak ve aydınlatmak için benimle gel kızım. Sen diğerlerinden farklısın." diyip içeri eğitim vereceği yere doğru etrafını süzerek yavaş yavaş ilerliyordu.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
dreamshadow
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 138
Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
Location: karşıyaka
Contact:

Post by dreamshadow »

Uzaktan bakıldığında çökmüş bir kraliyet kalıntısı gibi duran 44 asker tekrardan yoğrulmayı bekleyen birer hamur gibi dizilmişti Dorian"ın etrafına. Ellerindeki silahlar onları biraz olsun cesaretlendirmiş gibi görünüyordu. Sağından soluna doğru dönmeye başladı Dorian. Turu bittiğinde karşısında Bulwein vardı. Gözleri parlamıştı genç komutanın. İçindeki hırs adeta alevlenircesine dışına vuruyordu. Askerlerin gözlerinde tedirginlik kol gezerken birden bu tedirginlik yerini Bulwein"in sakin ama kararlı tavırlarına salıyordu hepsini. Bu bir güç gösterisi değildi. Bulwein"in onlara verdiği cesaret görülmeye değer bir meyve vermişti. Ellerindeki kılıçlar adeta askerlerin bedenleriymiş gibi duruyor ve Dorian"ı daha da hırslandırıyordu. Ã?eviklikleri ve akıllı olup olmadıkları onların maharetlerinin ortaya çıkaracağı birkaç özellikti. Ama içlerindeki cesaretin kaynağı olan asker onun için önem taşıyordu.

Bulwein"i göstererek. "Yanıma gel asker" diye bağırdı.

Bulwein yavaş adımlarla Dorian"ın yanına kadar geldi. Dorian sessizliği koruyarak konuşmaya başladı. "Sen Bulwein. Senin farklı bir yönün var ve bu beni gayet derinden etkiledi. Bundan böyle diğerlerinden bir farkın olacak. Ve sen diğer askerlerle aramdaki bağ olacaksın ben emir verdiğimde onların uygulamasını sen sağlayacaksın. Seni onların komutanı olarak rütbelendiriyorum."

Askerlere dönerek "Sizler benim en iyi askerlerim ve en iyi taburum olacaksınız. Kısa zamanda **O**"na cesaretimizi ve inancımızı sunacağız. Seçilmişlerini onurlandırıp halkımızı ve tapınağımızı koruyacağız. Canlarımız için savaşacak ve kardeşlerimiz için öleceğiz. Bizler yok edilemeyecek büyüklükteki orduların karşısında cesaretimiz ve gücümüzle hiçbir zaman yıkılmayacak ve düşmeyeceğiz. Yenilmezi yenip gücümüzü güç katacağız. En büyük ganimetleri biz alacağız ve tüm ırkların korktuğu yenilmez bir ordu olacağız. şimdi beni dikkatle dinleyin. Bulwein benim yardımcımdır. ona vereceğim emirleri size iletecek kişidir. Bana gösterdiğiniz saygıyı ona da göstermek durumundasınız. şimdi herkes önlü arkalı 3 düz sıra halinde karşıma dizilsin. (askerlerin dizilmelerini bekledikten sonra) Her birinizin arasındaki mesafe bir kol ve kılıç uzunluğunda bir mesafe olmalı. Dediğim şekilde mesafenizi koruyun. "

Dizilen askerlere tek ve çift elle kılıcın nasıl tutulduğunu gösterdikten sonra guard pozisyonundan başlayarak attack ve savunma pozisyonlarını daha sonrada basit kılıç üçlemelerini gösterdi ve uygulamalarını istedi. Gerekli alıştırmaları vererek çalışmaları askerlerin arasında gezerek izledi. Yapamayanlarla tek tek ilgilendi ve daha başında yılmamaları için elinden geleni yaptı.

Uygulamalara devam ederken Dorian"ın aklına birden kitaplık geldi. Belki oradadan yardımcı bir kitap bulabilirdi Bulwein"in yetersiz olduğunun farkındaydı ama yardımcı olacak tek bir inanan yoktu. Kendine bir yardımcı bulması gerektiğine inanıyordu ve bulwein gerçekten cesaret dolu ve hırslıydı. Askerler uygulamalara devam ederken gür bir sesle bağırdı "Ben gelene kadar kimse dinlenmeyecek ve bu işi öğrenmek için canla başla çalışacak. Gözüm üzerinizde." Diyerek barakaya doğru ilerledi.

Barakaya girer girmez kitaplığa doğru ilerledi ve kitaplığın boş olduğunu gördü. Düşünerek onları yaratabileceğini biliyordu ve gözlerini kapatıp düşünmeye başladı. Tüm ırkların kullandığı savaş taktikleri ve teknikleri anlatan birkaç kitap hayal etti. Gözlerini açtığında düşündüğü tüm kitaplar isimlerine göre sıralanmış ve bazılarının üzerindeki işlemeleri göz alıcı parlaklığıyla raflara dizilmişti. İçlerinden birkaç tanesini alıp masaya doğru ilerledi. Ve okumaya başladı.
...........................S.D.W...........................
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

///DM Notu: Dorian'ın istediği kitaplar yaratılmamıştır.

Dorian gözlerini açtığında kitaplıkta hiçbir şey olmadığını gördü. Tekrar denedi. Ama yine herhangi bir şey yaratamamıştı. Bu kompleksi yaratabildiğine göre bu özellik hala süregeliyordu. Ama kitaplar yaratılmıyordu. Dışarıdansa silahların savrulma sesi duyulmaya devam ediyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Shi'el'Elesia insanların arasında gezerek gözüne batan kızları topluyordu. Spiritual güçleri yüksek olan kızları özel olarak bulmaya çalışıyordu.

Yüzlerce insan arasında saatlerce dolaştı başrahibe. İçine girdiği her toplulukta ilgi görüyordu. İnsanlar başrahibeye şükranlarını sunuyor, bazılarıysa eski alışkanlık, güller yaratıp rahibeye veriyorlardı.

Shi'el'Elesia bedenini yoran ve zihnini bitkin düşüren uzun bir aramadan sonra kendisine on sekiz kız bulabilmişti. Bu kadar insanın içinden 18 hiç de fena bir sayı değildi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Shi'el'Elesia epey dolaştıktan sonra yorgun düşmüştü, ve bu yorgunluğa değer bir şey yapıp yapmadığını gözden geçirmek için arkasına döndüğünde kendisini takip eden 18 tane birbirinden güzel genç kız gördü. Eh fena değildi, en azından başlangıç için. Ã?nlerinde gittikçe yükselen piramit şeklindeki yapıya hayran hayran bakarak tapınaktan içeri girdi seçilen 18 genç kız kaosun baş rahibesini takip ederek. Kapıdan içeri girer girmez shi'el'Elesia kızların önünde durup hepsine bakarak "Artık burası sizin eviniz. Onu korumak için gerekirse canınızı bile vermelisiniz. Evinize hoşgeldiniz" diyerek önünde uzanan holü eliyle gösterdi ve kızlar şaşkın bakışlarla, bilinçsiz bir şekilde ilerlemeye başladı. Baş rahibe, eğitime ilk önce tapınağı gezdirerek başladı. Kızların her biri müthiş yapıyı inanamayarak uzun uzun inceledi ve hiç biri seçildiğine pişman olmadığını belirten hareketler sergiledi.

Shi'el'Elesia'nın son durağı kütüphaneydi. Kızlar burayı da büyük bir hayranlıkla inceleyerek kendilerini kitapların arasına çekine çekine attılar. Baş rahibe onlara rahat olmaları gerektiğini isteklieri kitapı okuyabileceklerini anlatınca hepsi birer aç kurt gibi kitaplara daldı. Bu anı fırsat bilen shi'el'Eelsia gözlerini kapatıp, tapınağın içinde, holün sonlarına doğru genişçe bir oda hayal etti. Odanın dış kapısında kaosun simgesi ve o odanın rahibe öğrencilere ait olduğunu belirten bir simge ve odanın içinde karşılıklı olarak ranzalar, dolaplar ve onların rahibe eğitimini aldıklarını belli edecek sarmaşık motifleriyle benzenmiş sırtında büyük bir kaos amblemi olan 18 tane cübbe hayal etti. Daha sonra gözlerini açtı, ve kendisine de bir oda yaratmayı ihmal etmedi. Tekrar gözlerini kapatıp, Holün sonunda bir oda hayal etti. Kapısında kaosun simgesi, sarmaşık motifleriyle süslenmişti ve baş rahibenin odası olduğunu anlamaları içinde üzerinde giydiği cübbenin simgesinin aynısını kapısında tasvir etti. İçeride bir tane yatak ve dolap, çalışması için masa, sandalye ve kitaplarını koyabileceği raflarla dolu bir kitaplık hayal edip, büyük bir yorgunlukla açtı tekrar gözlerini kaosun baş rahibesi.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
dreamshadow
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 138
Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
Location: karşıyaka
Contact:

Post by dreamshadow »

Dorian tekrar tekrar denemeye devam etti fakat sonuç aynıydı. Kitapları bir türlü yaratamıyordu. Sonunda kitaplığa arkasını döndü ve vazgeçti. Kitaplık, Dorian sırtını döner dönmez karanlık bir gölgeymişçesine ortadan kayboldu. Dorian boyutun ona verdiklerini kullanmaya alışmışçasına kapıları dokunmadan açıyor ve bulunduğu ortamdaki hareketlerine düşüncelerini katarak devam ediyordu. Barakadan çıktığında sanki bir dur emriymişçesine kapılar kapandı ve büyük bir gürültü koptu. Tüm askerler Dorian"a dönerek oldukları yerde kaldılar.

Yüksek bir sesle "Devam edin. Yakında Tüm diyarların efendileri olacaksınız" diyerek cesaretlenmelerini sağladıktan sonra askerlerin oluşturduğu safların en başına gelerek. "Beni izleyin ve uygulayın" diye bağırdı. Bulwein"i önüne alan genç komutan. Kılıcını sanki havadan bile hafifmişçesine kınından ayırdı. Bulwein"in guard"ında patlayan hamleler bir bir ardı ardına gücü kesilmeksizin devam ediyordu. Dorian ilk adımını sağ çapraza yapmış ve geldiği yönün aksinden değil de tam aksine yukarıdan aşağıya doğru savurmuştu kılıcını. Ve ardından Bulwein"in karşılayabileceğini tahmin ettiği 90 derecelik bir açıyla aynı noktaya savurdu elindeki kılıcı. Bulwein şaşırmış bir şekilde kendini savuruyordu fakat Dorian hiç durmuyordu. Sol ayağını sağ ayağını attığı yerin arkasından 180 derece dönerek aynı hızla kılıcını bir kez daha savurduğunda kılıcın ve Dorian"ın gücüne dayanamayan Bulwein hamleyi karşılar karşılamaz sendeleyerek yere düştü. Bulwein"in kılıcı ellerindeydi ama şaşkınlığı yüzünden onu kaldıramamıştı. Dorian havada dans edercesine süzülen kılıcını Bulwein"in gırtlağına doğru yavaşça yaklaştırdı. Ve askerlere dönerek "işte bu öfkedir. Bu bizim silahlarımızdan sadece biri olacak. Yaptığım ayak oyunu sizin bir alıştırmanız." Dedikten sonra kılıcını hafifçe sağa doğru çekti ve Bulwein"in başının yan tarafına sapladı. Daha sonra kılıcını kavradığı elini kılıcıyla birlikte sıkı sıkı tutarak onu ayağa kaldırdı. "Cesaretin her seferinde artıyor Bulwein. Simdi sendeki bu cesareti onlara da işlememiz gerekli. Sana gösterdiklerimi uygulamalarına yardım et." Diyerek sıkı sıkı tuttuğu eli bıraktı.

Bulwein şaşkınlığını üzerinden atarak sıranın arasında komutlar vermeye başladı. Gösterilen hareketleri birkaç parçaya bölüyor ve sayılarla sırayla yaptırıyordu. Dorian bir an için topluluğa bakarak sessiz bir şekilde fısıldadı "İşte şimdi biraz oldu" diyerek askerlerin arasına karıştı. Kılıçlarını daha sağlam tutamayan askerler vardı. Hepsiyle tek tek ilgilendi, üçlemeleri beceremeyenleri guruplar halinde alarak bir yanda Bulwein diğer yanda Dorian yavaş ama emin bir şekilde öğretmeye çalışıyorlardı. Aralarında çok güçlü askerlerde vardı. Ve biraz olsun eli kılıç tutmuşlar. Ã?abuk öğrenenlere savunma konusunda birkaç hareketi sözlü tasvir etmesi kafi kalıyordu Dorian"ın. Ã?abuk öğreniyorlardı fakat daha öğretmesi gereken birçok şey vardı. Zayıf bilekler kılıçları adeta kemikleşmişçesine kavrıyordu. Ve sanki hiç düşmeyecekmiş gibi duran kılıçlar birer birer savruluyordu.

Dorian kendine bir asistan bulmuştu ama çok fazla yol kat edilmiş sayılmazdı. Hareketleri tam anlamıyla yapamamış olsalar da kılıcın nasıl tutulduğu ve nasıl savrulduğu konusunda artık herkes bir fikir sahibiydi. Dorian hepsinin arasından sıyrılıp tekrar safların önüne geçti. Ve herkesin duyabileceği bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

"Evet benim küçük ordum. şimdi şekillenen bir şeyler görebiliyorum. İstediklerimizin gerçekleşmesine adım adım yaklaşıyoruz. Fakat elimizi çabuk tutmamız gerekli. şimdi herkes kendine bir eş bulsun ve öğrendiğiniz şeyleri biriniz savunma diğeriniz saldırı olarak sıra sıra tekrarlayın." Bulwein"e yaklaşarak senden kendine güçsüz bir rakip seçmeni ve onu her seferinde cesaretlendirmeni istiyorum. Herkes birkaç kere alıştırma yaptıktan sonra eşleri değiştir. Güçlüye güçlü ve sonra güçlüye güçsüz. Ve hepsini takip et herhangi bir yaralanma istemiyorum." Diyerek askerlere döndü. İşini garantiye almak için tüm askerlerin zırhlarında ufak bir tılsım düşündü. Büyü yapmak onun işi değildi ama belki düşünmesi onun gerçekleşmesine yeterdi. Askerler hissetmeden askerlerin zırhlarını kılıç darbelerinden etkilenmeyecek bir tılsım düşündü.

Arkasını askerlere döndü ve "Bulwei"n komuta sende" diye bağırdı. Ve ardından ekledi. "Ben birazdan geliyorum."

Uzakta görünen tapınağa doğru ilerlemeye başladı. Kitapları neden yaratamadığını merak ediyordu. Baş rahibenin buna verecek bir cevabı olabilir yada bana bu konuda yapmam gerekeni söyleyebilir. Diyerek tapınağa doğru ilerlemeye devam etti.
...........................S.D.W...........................
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Brenne'in ince elleri tuttukları tahta asayı hafifçe okşuyordu. Karşısındaki gruba baktı. Apocalypse'ten koparıldığı zamana oranla çok aciz bir görüntü vardı karşısında. Sadece bir kaç asker ve sadece iki seçilmiş. Andero ortalıkta görünmüyordu. Zira olup olmaması da onu pek ilgilendirmezdi. Pek etraflarda görünmeyen Morien oradaydı. Ve şu koca dilli Efla. Eğlenceli olacaktı. Ne de olsa onların önünde bilgiye sahip olan yine oydu.

- Teşekkürler saygıdeğer seçilmiş. diye cevapladı Efla'nın kendisine yönelttiği selamı ve Morien'in kendisine bakışlarını Morien'in fark edebildiği ufak bir sırıtış taşıyan ince bir selamlamayla karşıladı. Ardından,

- Ben bu karmaşık boyuttaki rehberiniz Dhamon Brenne. dedi ve devam etti,

- Muhabbet etmeye vakit yok gibi görünüyor zira Apocalypse'in yardıma ihtiyacı olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bu sebeple bir an önce harekete geçmeliyiz. Apocalypse'in amaçlarına hizmet etmeniz için size yol göstermek amacıyla yeniden ben seçildim.

- Uzun süredir Pandemonium'da yürüyorum ve aklınızın alamayacağı şeylerle karşılaştım. *O*nun kutsaması sayesinde diyarın yaratıkları bana dokunamadı. *O*nun yok oluşu diyarı her ne kadar Limbo'ya çevirse de sizler veya ben gibileri Apocalypse'in düzenini o gelene kadar korumak için uğraşıyor. Apocalypse'in üstün öngörüsü bu olacakları fark edebildiği için size ufak bir hediye bıraktı.

- Açıkcası bu hediyenin ne olduğunu veya tam olarak nerede olduğunu bildiğimi söyleyemeyeceğim. dedi kıkırdayarak. Ama şunu unutmayın ki, Yüce Apocalypse her zaman inananlarına gerekli bilgiyi verir. Bu inançla yeri tahmin ettiğimi söyleyebilirim size. Yine de, şu iblis grubunu duymuşsunuzdur, dikkat etmemiz gereken noktalar var. Burada gerçekten çok ama çok güçlü şeyler var. dedi Efla ve Morien'e bakarak.

- Yanımızda yorulacak şeyler var ama bu görev için esas önemli olanların yorgunluk nedir bilmeyeceğine eminim. O halde, eğer alacak bir şeyiniz yoksa, bir an önce harekete geçelim isterseniz zira tapınak korunmalı. Kathluk şüphesiz buraya saldıracaktır. Zira dışarı çıktığınızda anlayacağınız gibi tapınak şu an Apocalypse'în bu boyuttaki en güçlü parçası. Belki bunu bazılarınız çoktan hissetmiştir. dedi ve Krayns'a hafifçe gülümsedi.

- Eee çıkalım mı?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Beckett
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 523
Joined: Wed Oct 19, 2005 10:00 am
Location: underworld
Contact:

Post by Beckett »

Dhamon Brenne'nin etkileyici sesini duymayalı uzun olmuştu Krayns için.O konuşurken sanki havada büyüler uçuşuyordu.İnsanların aklını nasıl çeleceğini iyi biliyordu.Ne de olsa o *düşmüşde* olsa bir peygamberdi.Görevi akıl çelmekdi.

Sözlerini yavaş yavaş dinledi.Ve sonuna kadar geldiğinde Krayns'a bakıp güldü,acaba nereden biliyordu olanları.Onun yenilenişini ve buradiki kan havuzunda yaşadıklarını.Daha önceden o da karşılaşmışmıydı ki?O da böyle durumlara düşmüşmüydü?

Peygamber hemen yola çıkmak istiyordu,buna anlam veremedi,neden bu kadar acele ediyordu?Tehlike çokmu hızlı hareket ediyordu?Krayns'a kalsa hemen harekete geçerdi,ama söz hakkı ona ait değildi önünde seçilmişler vardı.Nede olsa o daha "rütbesiz bir askerdi".Krayns yerinde daha da dikeldi ve gitmeye gönüllü olduğunu belli belirsiz gösterdi.Bu bir saygısızlık değildi sadece *O* na görev etme arzusuydu.

Bir an önce savaşmak istiyor ve bu boyuttaki isyankarların bedenlerini birer birer parçalamak istiyordu.Anladıklarına göre burdaki iblisler bir dersi çoktan haketmişlerdi.Belki çok güçlü değildi ama savaşmak onun en büyük arzusuydu,*O* nun adına dövüşmek ve kan dökmek tek hobisiydi ve bu fırsat eline geçmişti.

Ayrıca şu süprizide merak etmişti doğrusu,acaba efendisi onlar için ne düşünmüştü, bıraktığı şey neydi?Nereye kadar gitmeleri gerekiyordu?Ã?ünkü anladığı kadarıyla bu boyut uçsuz bucaksızdı.Ve çok fazla kişi sayılmazlardı.Ama ne olursa olsun Krayns'ın gözünü 2-3 tane cehennem köpeği korkutamazdı, *O* na karşı koyamazlardı.Biz olmasak bizden sonrakiler bu işi hallederdi.Sonuçta ölüm onun için son değildi.Ölüm sadece efendisine daha da yakınlaşmaktı.Tabi görevini yapmak şartı ile...
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Raziel_Zauvirr
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 79
Joined: Mon Sep 26, 2005 10:00 am
Contact:

Post by Raziel_Zauvirr »

Raziel sırtını duvara yaslamış olan biteni izliyordu.Herkesin kendisini normal bir savaşçıya benzettiğini hissetmek gerçekten ona komik ama eğlenceli geliyordu.Bir Duergar silah ustası tarafından eğitilmiş bir drow olarak ,savaş ile mistik gücün bir arada kullanma yeteneği kazanmıştı.Drow a göre hiçbir savaşçı kendisiyle boy ölçüşemezdi ama gücünü belli etmenin bir anlamı yoktu ,şimdilik.'' Herşey zamanı gelince '' diye düşündü ve sırıttı.Konuşulanlara kulak verdi. Ama bu konferans havası ona sıkıntı vermişti.Artık bir an önce harekete geçmek istiyordu kasları uyuşmaya başlamıştı bile.
- Eee çıkalım mı?
Bunu duyduğuna gerçekten de sevinmişti.Hemen doğruldu ve verilecek emirleri bekledi...[/i]
Nindyn vel'uss kyorl nind ratha thalra elyhinn dal lil alust.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne,diğer seçilmişlerin gözlerindeki nefret ifadesini okuyabiliyordu.Ama Brenne nin farkettiği birşey vardı Brenne bu durumdan keyif alıyordu.Efla nın kendisine aşağılayıcı bakışını bile özlemişti.Ne de olsa karmaşa,entrika,hırs ve yalancılık Brenne nin temel karekteristik özellikleriydi.Ve buradaki herkes bu duygularını tatmin edebileceği potansiyele sahipti.
Apocalypse Brenne'yi ne kadar cezalandırsa da Brenne O'nun gözünden düşmemişti.En azından Brenne artık bunu hissediyordu.Yoksa neden ikinci bir şans versin diye düşündü.
şimdi bilgi Brenne'deydi ve bilgi güç demekti.

Brenne asasını yere vurarak ilerlemeye başladı.

-Gelin Apocalypse inananları iblisler diyarı bizi bekliyor.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

"Bir yolculuk bekliyorduk. Fakat hazırlıksız çıkmak istemeyiz. Değerli zamanınızdan biraz almak durumundayım. Zira cehennem tabletleri olmadan yola çıkmak istemeyiz. "
Bundan sonra söyledikleri bütün tapınakta yankı buldu. Yüksek sesle söylediğinden değildi. Belki büyü belki ilahi bir güç belki hediye. Ama tapınakta bazı şeyler mümkündü...

"Kaos Lejyonu yeni bir göreve gidiyor. Hazırlanmak için 4 dakikanız var. 4 dakika sonra Kan havuzunun önünde olun." Ses kesin ve emrediciydi. Mırıldandığı bir sözle orradan kaybolup odasına buldu kendini. Bir cevap ya da onay beklemedi. Buna gerek yoktu...

Etrafa bir göz gezdirdi. Alması gereken şeyler vardı. Ã?nce tabletler. Tabletleri yanına aldı. Ve maske. Burda mı bırakmalıydı? Onu henüz kulanamamıştı. Laneti üzerinden atabildiği için Apocalipse'e şükrediyordu. Fakat kullanmak için daha fazlasına ihtiyacı vardı. Fakat içindeki ilahi güç ona zarar veriyorsa... Yüzünde bir anlık bir sırıtış oluştu. Hemen sönene bir gülümseme. Maskeyi de yerine yerleştirdi. Odadan birkaç birşey daha aldıktan sonra tamamen hazır olacakt. Zira onun gücü kendisindeydi. Her an hazırdı aslında...

...

Kan havuzuna yine mırıldandığı gari bir sözcükle geri döndü. Siyah cübbesinin kafalığını görtmüştü. Gitmeden önce şu askere bir ödül vermeyi düşünüyordu. . Başardığı işle bunu hak etmiş sayılırdı. Ama önemli olan hak etmesi değildi Efla için. Yapılan bir işin ödüllendirilmesi Lejyonun moraili daha yüksek tutabilirdi.

Bakışları bir an için peygambere gitti. Cezalandırılmış olmalıydı. Apocalipse'in affetmiş olacağını düşünmüyordu. pek *merhametli* olduğu söylenemezdi. Andero görevini başaramadığında göyle olmuştu. İhanet daha affedilmez olabilirdi. Bunu düşünürken dudağında bir kıvrılma oluştu. Gülümsemeye benzer bişey. ve hep olduğu gibi derhal yok oldu. Duyglar onda pek uzun süre barınmazdı. Morien ise pek ortalarda görünmeyen bir seçilmişti. Birşeyler becerdiğine bile emin değildi. Ama Efla şimdiye kadar başarısız olmamıştı. Sadece görevini yarıda kesmesi emredilmişti. O da öyle yapmıştı. Ve Azalinin Kalesine olan yolculuğu bir başarısızlık olarak görmüyordu. Ah azalinin kendisi orada olmasaydı... Yine de Azalin için tablo ağır olmuş olmalıydı. Hizmetkarları neredeyse katliama uğramıştı. Apocalipse'in de böyle düşündüğünü umuyordu. Acaba onun durumu nasıldı. Aslına bakılırsa kendi Tanrısının durumu bile onu o kadar ilgilendirmiyordu. Apocalipse kudretliydi. Yeterince kudretliyse zaten başaracaktı. Değilse başarısızlığa uğrayabilirdi. Onun yaşam tarzında bundan daha doğal birşey olamazdı. Acıma da hissetmezdi. Sadece işine gelmeye bilirdi. Ama Elinde olmayan durumlar için kafa patlatmak da onun tarzı değildi.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Beckett
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 523
Joined: Wed Oct 19, 2005 10:00 am
Location: underworld
Contact:

Post by Beckett »

Efla'nın verdiği emri duydu.Ve beklemeye başlado,keza Krayns'zaten hazırdı yanına alması gereken birşey yoktu.Kılıcı onun tek eşyasıydı.Sonra yanındaki askerlere döndü ve;

"Eğer alacak birşeyiniz varsa çabuk olun,seçilmişten sonra buraya gelenin kolunu kırarım,Hadii!" dedi ve ayakta beklemeye başladı.

Gözlerini peygambere kilitlemiş onu izliyordu.Acaba nolacaktı.Tekrar eski mevkisine ulaşabilecekmiydi.Yoksa buradaki sürgün hayatı devammı edecekti.İçten içe onun geri gelmesini istiyordu.Ã?ünkü Krayns'ı *O* na bağlayan cümleler prygamberin ağzından dökülmüştü.Ona saygısı biraz daha farklıydı.Bir ara acaba bende dini yaymak içinmi uğraşsam diye düşünmüştü,ama onun kafası savaşmaktan başka birşeye pek çalışmıyordu.Peygamber gibi cilalı ve kafiyeli cümleler pek kuramazdı.Krayns öldürmeye programlanmış bir golem gibiydi,tek artısı düşünebilmesi ve kendi kararlarını seçilmişler yokken verebilmesiydi.Andero nerelerdeydi acaba,böyle bir görev sıraında olmaması gerçekten düşündürücüydü.Her görevde0her çarpışmada en önce olan Andero şimdi yoktu,bu yeterince tuhaftı.

Sonra seçilmiş yeniden ortada belirdi.Krayns seçilmişin karşısına geçti ve onu selamladı,ardından konuştu;

"Yüce seçilmiş yola çıkmaya hazırım,diğer askerlerde emrinizi bekliyorlar" dedi ve emirlerini almak için beklemeye başladı.
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Dorian çalışma alanından ayrılmış ve boyutun çorak toprakları boyunca tapınağa doğru ilerlemeye başlamıştı. İnsanların arada sırada muhabbet ettikleri ve tapındıkları tapınak önüne doğru yaklaştıkça gözüne ileride ufak tekfek binalar çarpmaya başlamıştı. Her ne kadar burada bir yerleşim yerine gerek olmasa da insanlar eski alışkanlıklardan vazgeçemiyordu demek ki. Aslında bu iyiye bir işaretti. Burayı benimsiyorlardı.

Komutan ilerledi ve tapınağın kara kapısından içeri girdi. Zengin koridordan ilerledikten sonra karşısına drow bir rahibe çıktı (_Nightfall_). Dorian rahibeye başrahibenin yerini sordu ve rahibenin onu başrahibeye götürmesini kabul etti.

Aynı anda başrahibe gözlerini açtı ve odaların tahmini pozisyonlarını bulmak için ilerlediğinde aklında yarattığı imgelemlerin aynen oluşmuş olduğunu gördü. Odası tam istediği gibiydi. Eşyalar isteğini yansıtıyordu ve boş kitaplık dolmayı bekliyordu. Daeya odadan çıkıp bulduğu rahibelerin yanına doğru geri ilerlediğinde karşısından kendisine doğru gelen bir başka drow rahibe (_Nightfall_) ve bir asker gördü. Rahibenin üzerindeki gümüş yıldızlı şerit onun 2. seviye bir rahibe olduğunu gösteriyordu. Onun alt kademesi... Ama bu rahibeyi daha önce görmemişti. Peygamberin tapınağa yerleştirdiklerinden olmalıydı. Asker ise tapınağa tam bir tezat oluşturuyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Shi'el'Elesia yarattığı odaları görmek için kütüphaneden çıktı ve ilerlemeye başladı. İşte herşey tam istediği gibi duruyordu. Diğer rahibelere odalarını göstermek için ve biraz da kendisine vakit ayırmak için kütüphaneye geri dönüyordu. Yolda karşısına çıkan iki kişi vardı birini daha önce görmüştü şu asker..Ama diğer rahibeyi ilk defa görüyordu. Cübbesindeki işareti fark etti. Kıdemli biriydi. Bu Baş rahibe shi'el'Elesia'nın işine yarayacak bir rahibeydi. Dinleneceği zaman öğrencileriyle bu rahibe ilgilenebilirdi. Ama dah önce görmemiş olması baş rahibenin garibine gitti. Sonra da önemsemeden ilerlemeye devam etti.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests