Posted: Wed Oct 28, 2009 4:59 pm
ışık dediğin ve varlığını kabul ettiğin madde ya da enerji olan "şey" nerede varlığını sürdürüyor ? bir mekana ihtiyacı var değil mi..?
örneğin uzay ya da herhangi bilinmez bir boşluk.. önemli olan o ışığı dahi kapsayan gerçekliktir.. yani mekandır.. mekan ise mutlak karanlıktan başka bir şey değil ki.. zaten sen de farkındasın ve demişsin ki
evet aynen de öyledir.. ama bir detay eksik burada.. esasında ışığın olduğu yer de karanlıktır.. ama ışığın varlığından dolayı biz o karanlığı göremeyiz.. ne zaman ki ışık perdesi kalkar gözümüzden, o zaman gerçeğin farkına varırız..
ışığın yokluğunu düşünebiliriz.. ama karanlığın yokluğundan bahsetmemiz mümkün değildir.. çünkü o heryerde, her an hazır bulunan yegane gerçektir.. biz onu saklarız ışıkla.. gündüz güneşle, gece lambalarımızla.. ne zaman ki bu perde araçları çıkar aradan o zaman mutlak gerçekle yüzleşiriz.. yıldızları düşünelim.. güneş batmasa eğer, güneşin ışığının şiddetinden onları görmemiz mümkün değildir.. aslında gündüz de oradadırlar.. ama güneş onları görmemizi engeller.. hem ışığının şiddetiyle, hem de atmosferdeki gazların ışıkla kırılıp mavi perdeyi gözümüze çekmesiyle.. ama perde kalktığında uzayın sonsuz karanlığını iliklerinizde hissedersiniz..
karanlıkta kötülük gizlenir.. biliyorum ve buna engel olmam da mümkün değil.. ama gerçeği kabul etmemek için bahane de değil bu.. belki "kötülük" kadar sevebilmeyi öğrenmeliyiz karanlığı.. şartları eşitlemek için orada yaşamayı öğrenmeliyiz kanımca.. bir sıçan gibi karanlık bir delikte değil.. bir kurt gibi, panter gibi sevmeliyiz puslu geceleri..
şahsen korkarım karanlıktan.. çoluğu çocuğu olan bir insan için belki de utanılacak birşey bu.. ama bunun üzerine, korkuya rağmen gitmek çok hoşuma gider ve utancı benim için ortadan kaldırır..
ki zaten korkmana rağmen devam edebilmen değil midir cesaret..? cesaret için bulabildiğim en iyi tanım bu..
belki de bu korkunun asıl sebebi, uzun yıllar önce, 1 metre ötesinin olmadığı, aysız, yıldızsız bir gecede bir orman yolunda saatler süren bir "mutlak karanlık" deneyimin etkisi vardır.. kesif karanlıkta gözler bir işe yaramaz.. onlar devreden çıkınca paniğe kapılmanın nedemek olduğunu anlamıştım.. o zamanlar 19 yaşndaydım.. sağdan soldan gelen çalılarda sürünen yaratıkların sesleri, baykuşların çağrıları ve rüzgarın çam kozalakarı ile dalların arasından geçerken ıslıkla söylediği melodiyi unutmam mümkün değil.. yanımda en ufak bir ışık kaynağı olmadan sadece ayağımın altındaki yolun sertliğinin rehberliğinde ilerlediğim iliginç bir tecrübeydi.. insan bilmediği şeyden korkuyor.. karanlık da (görme üzerine kurulu ve aydınlık bağımlısı algımız dolayısı ile) herşeyi gizleyebiliyor bizden.. diğer duyularımızı da eşit olarak kullanabilmeliyiz.. koku alma ve ses algılama duyularımız tehlike anında mecbur kalındığında hiç olmadığı kadar aktif olur adrenalin etkisi ile.. ama tecrübemiz çok çok eksik karanlıkta yaşamak için..
daha bıraksanız yazarım ama sıkmak istemiyorum sizi.. bitiriyorum..
sadece kötülüğün saklandığı, onun rahat rahat cirit attığı bir yer olmaktan çıkarmalıyız karanlık olgusunu.. biz orada yaşamayı bilmiyoruz.. ama öğrenebildiğimizi biliyorum.. çünkü askerde öğrendim.. bilmediğim halde öğrettiler.. çünkü yıllar yılı teröristler kullandı karanlığı.. gizlenip saldırıp kaçtılar o'nu kullanıp.. çünkü biz kullanmayı bilmiyorduk karanlığı.. ama öğrendik.. terörle mücadelede karanlık bir endişe kaynağı değil, pozitif durumdur artık.. neredeyse tüm operasyonlara gece çıkılır.. puslu hava artık korkulacak şey değildir.. çünkü kurtlar puslu havayı sever.. ama şehirde yaşayıp ampul ve güneşle uyuşturursanız zihninizi eğer, karanlıktan çıkan birileri gelip sizi bulur..
kısacası; karanlık taraf tutmaz, kim onu iyi tanıyorsa hayatta kalır.. cesaret ve korkaklık terimlerini dikkatli kullanmak gerekir.. anlamını dahi bilmediği konularda ahkam kesmek kimseye yakışmaz.. sözlerim kimseyi kırmak, fikirlerini hırpalamak için değildir.. sadece zihnimi boşalttım sayın..
örneğin uzay ya da herhangi bilinmez bir boşluk.. önemli olan o ışığı dahi kapsayan gerçekliktir.. yani mekandır.. mekan ise mutlak karanlıktan başka bir şey değil ki.. zaten sen de farkındasın ve demişsin ki
...ve ışığın olmadığı yer karanlıktır.
evet aynen de öyledir.. ama bir detay eksik burada.. esasında ışığın olduğu yer de karanlıktır.. ama ışığın varlığından dolayı biz o karanlığı göremeyiz.. ne zaman ki ışık perdesi kalkar gözümüzden, o zaman gerçeğin farkına varırız..
ışığın yokluğunu düşünebiliriz.. ama karanlığın yokluğundan bahsetmemiz mümkün değildir.. çünkü o heryerde, her an hazır bulunan yegane gerçektir.. biz onu saklarız ışıkla.. gündüz güneşle, gece lambalarımızla.. ne zaman ki bu perde araçları çıkar aradan o zaman mutlak gerçekle yüzleşiriz.. yıldızları düşünelim.. güneş batmasa eğer, güneşin ışığının şiddetinden onları görmemiz mümkün değildir.. aslında gündüz de oradadırlar.. ama güneş onları görmemizi engeller.. hem ışığının şiddetiyle, hem de atmosferdeki gazların ışıkla kırılıp mavi perdeyi gözümüze çekmesiyle.. ama perde kalktığında uzayın sonsuz karanlığını iliklerinizde hissedersiniz..
karanlıkta kötülük gizlenir.. biliyorum ve buna engel olmam da mümkün değil.. ama gerçeği kabul etmemek için bahane de değil bu.. belki "kötülük" kadar sevebilmeyi öğrenmeliyiz karanlığı.. şartları eşitlemek için orada yaşamayı öğrenmeliyiz kanımca.. bir sıçan gibi karanlık bir delikte değil.. bir kurt gibi, panter gibi sevmeliyiz puslu geceleri..
şahsen korkarım karanlıktan.. çoluğu çocuğu olan bir insan için belki de utanılacak birşey bu.. ama bunun üzerine, korkuya rağmen gitmek çok hoşuma gider ve utancı benim için ortadan kaldırır..
ki zaten korkmana rağmen devam edebilmen değil midir cesaret..? cesaret için bulabildiğim en iyi tanım bu..
belki de bu korkunun asıl sebebi, uzun yıllar önce, 1 metre ötesinin olmadığı, aysız, yıldızsız bir gecede bir orman yolunda saatler süren bir "mutlak karanlık" deneyimin etkisi vardır.. kesif karanlıkta gözler bir işe yaramaz.. onlar devreden çıkınca paniğe kapılmanın nedemek olduğunu anlamıştım.. o zamanlar 19 yaşndaydım.. sağdan soldan gelen çalılarda sürünen yaratıkların sesleri, baykuşların çağrıları ve rüzgarın çam kozalakarı ile dalların arasından geçerken ıslıkla söylediği melodiyi unutmam mümkün değil.. yanımda en ufak bir ışık kaynağı olmadan sadece ayağımın altındaki yolun sertliğinin rehberliğinde ilerlediğim iliginç bir tecrübeydi.. insan bilmediği şeyden korkuyor.. karanlık da (görme üzerine kurulu ve aydınlık bağımlısı algımız dolayısı ile) herşeyi gizleyebiliyor bizden.. diğer duyularımızı da eşit olarak kullanabilmeliyiz.. koku alma ve ses algılama duyularımız tehlike anında mecbur kalındığında hiç olmadığı kadar aktif olur adrenalin etkisi ile.. ama tecrübemiz çok çok eksik karanlıkta yaşamak için..
daha bıraksanız yazarım ama sıkmak istemiyorum sizi.. bitiriyorum..
sadece kötülüğün saklandığı, onun rahat rahat cirit attığı bir yer olmaktan çıkarmalıyız karanlık olgusunu.. biz orada yaşamayı bilmiyoruz.. ama öğrenebildiğimizi biliyorum.. çünkü askerde öğrendim.. bilmediğim halde öğrettiler.. çünkü yıllar yılı teröristler kullandı karanlığı.. gizlenip saldırıp kaçtılar o'nu kullanıp.. çünkü biz kullanmayı bilmiyorduk karanlığı.. ama öğrendik.. terörle mücadelede karanlık bir endişe kaynağı değil, pozitif durumdur artık.. neredeyse tüm operasyonlara gece çıkılır.. puslu hava artık korkulacak şey değildir.. çünkü kurtlar puslu havayı sever.. ama şehirde yaşayıp ampul ve güneşle uyuşturursanız zihninizi eğer, karanlıktan çıkan birileri gelip sizi bulur..
kısacası; karanlık taraf tutmaz, kim onu iyi tanıyorsa hayatta kalır.. cesaret ve korkaklık terimlerini dikkatli kullanmak gerekir.. anlamını dahi bilmediği konularda ahkam kesmek kimseye yakışmaz.. sözlerim kimseyi kırmak, fikirlerini hırpalamak için değildir.. sadece zihnimi boşalttım sayın..