Ölüm Labirenti
Nefret poyrazı arkasına almış dev bir dalga gibi Kiba’nın içinde kabarıyordu. Reks’in rahibesi küçük bir kızın yaşamı için bile pazarlık ediyor, yardımına karşılık Elf kralını istiyordu. Yüreği iyilikle dolu insanlar kötülerle pazarlık yapamıyorlardı. Rhuan’lı denizci Reks rahibesine bakınca korsanları hatırladı. İçten pazarlıklı, her fırsattan kendileri yararına bir şey çıkartmaya çalışan düzenbazlardı ama Kiba onların arasında büyümüştü. O pazarlık yapmayı ve rest çekmeyi bilirdi.
Elf kralı Huor teklifi hemen kabul etmişti. Küçük kızın hayatına ne kadar da değer veriyor olmalıydı ama bunu kendi hayatını hiçe sayarak yapıyordu. Kiba’nın aklında bir ses ona sürekli bir şeyler fısıldıyordu.
“Her gün yüzlerce çocuk ölüyor... Bir tanesi için neden bir Elf Kralını değiştiriyoruz? Sen de kaç kere ölümle burun buruna geldin, seni de dövdüler. O zaman kim vardı yanında? Kim olduğunu bilmediğimiz basit bir kızın hayatı ne kadar değerli olabilir ki? Neden rahibeyi ondan istediğimizi yapana kadar lime lime kesmiyoruz? Mesela o kanayan burnunu Wakizashi’nle kesip koparsan kulaklarını kesmeye başlamadan önce kızı iyileştirmez mi? Kızın ölmesi pahasına kötü rahibeyi acı içinde öldürmek daha tatmin edici bir hareket olmaz mı?”
Kiba’nın gözünde alevler yanıyordu. Zihni ona kadının can çekişen hayali görüntülerini gösteriyor, kılıcını ve üstünü başını koyu kızıl kanla kaplıyordu. Ã?ocuk gördüğü her görüntüden zevk alıyordu, kesilen etin yere düşerken çıkardığı sesi hayal ediyor, dudaklarına sıçrayan kandaki metalimsi tadı hissetmeye çalışıyordu. Eli titremeye başlamıştı, Wakizashi’nin eti kestikten sonra kemiği yararken bileğine yansıttığı hafif direnişi hatırlamaya çalışıyordu. Kiba öldürmek istiyordu. Sadece öldürmek. Amaçlar, nedenler, pazarlıklar... Bunlara gerek yoktu, öldürmek yeterliydi.
Eli ölüm kokan simsiyah Wakizashi’nin kabzasına kenetlendi ve parmaklarının eklemlerinden kan çekilene kadar kabzayı sıktı. Onu alıp götüren kötülük rüzgarına karşı koyamamış, tam tersi ruhunun yelkenlerini açmış, kötülüğü arkasına almıştı. Bu düşüncelerin ve nefretin nereden geldiğini bilmiyordu ama tadı güzeldi.
Elf kralı Huor teklifi hemen kabul etmişti. Küçük kızın hayatına ne kadar da değer veriyor olmalıydı ama bunu kendi hayatını hiçe sayarak yapıyordu. Kiba’nın aklında bir ses ona sürekli bir şeyler fısıldıyordu.
“Her gün yüzlerce çocuk ölüyor... Bir tanesi için neden bir Elf Kralını değiştiriyoruz? Sen de kaç kere ölümle burun buruna geldin, seni de dövdüler. O zaman kim vardı yanında? Kim olduğunu bilmediğimiz basit bir kızın hayatı ne kadar değerli olabilir ki? Neden rahibeyi ondan istediğimizi yapana kadar lime lime kesmiyoruz? Mesela o kanayan burnunu Wakizashi’nle kesip koparsan kulaklarını kesmeye başlamadan önce kızı iyileştirmez mi? Kızın ölmesi pahasına kötü rahibeyi acı içinde öldürmek daha tatmin edici bir hareket olmaz mı?”
Kiba’nın gözünde alevler yanıyordu. Zihni ona kadının can çekişen hayali görüntülerini gösteriyor, kılıcını ve üstünü başını koyu kızıl kanla kaplıyordu. Ã?ocuk gördüğü her görüntüden zevk alıyordu, kesilen etin yere düşerken çıkardığı sesi hayal ediyor, dudaklarına sıçrayan kandaki metalimsi tadı hissetmeye çalışıyordu. Eli titremeye başlamıştı, Wakizashi’nin eti kestikten sonra kemiği yararken bileğine yansıttığı hafif direnişi hatırlamaya çalışıyordu. Kiba öldürmek istiyordu. Sadece öldürmek. Amaçlar, nedenler, pazarlıklar... Bunlara gerek yoktu, öldürmek yeterliydi.
Eli ölüm kokan simsiyah Wakizashi’nin kabzasına kenetlendi ve parmaklarının eklemlerinden kan çekilene kadar kabzayı sıktı. Onu alıp götüren kötülük rüzgarına karşı koyamamış, tam tersi ruhunun yelkenlerini açmış, kötülüğü arkasına almıştı. Bu düşüncelerin ve nefretin nereden geldiğini bilmiyordu ama tadı güzeldi.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Rahibe, Adrian'a kötü bir bakış attı ama bir şey demedi. Tekrar iki elini birleştirip içindne mırıldanmaya başladı. birden gözleri kapkara oldu ve sözleri etraftaki herkesin ürpermesine yol açtı. Sesi bile eskisiden daha kalın olmuştu ve oldukça korkutucuydu.
"Dor or bo mor! Res ire tor! Her opo ros!"
Serferal biraz Reks lisanı bilirdi ama çok az. Dor or genelde 3 anlam için kullanılırdı: fahişe, köle kız, küçük kız! Zaten Reks lisanında her bir kelime bir argo kelimeyi bir de normal kelimeyi karşılardı.
tor ise karanlık, kara, gölge gibi anlamları vardı. Ama gerisini çıkartamamıştı.
Sölzeri bitince bir sessizlik oldu. Ardından rahibenin gözleri eski haline döndü. Ama rahibe kaskatı kesilmişti. Ağzından kan gelmeye başladı ardından titremeye.
Serferal: "Biri rahibeye büyü yapmış?" diye söylendi.
Teemieri ağaçların arasından ortaya çıktı: "Ben yaptım."
Serferal yaşlılığına bakmadan tüm gücüyle Teemiere'nin cübbesini yakaladı: "Sen deli misin? Neden böyle bir şey yaptın."
"Ã?ünkü rahibe küçük kıza korkunç bir lanet büyüsü yapıyordu. Geleceğini düşündüğümde öyle mahlukat halde dolaşıp acı çekmektense şimdi ölsün ve huzura ersin daha iyi. Ziher'in yanında tüm tanrıların kullandıkları lisanları öğrendim ve Reksin kaba dili de buna dahil. Rahibe kızın içine bir kaç gün sonra ortaya çıkacak bir büyü yapıyordu. Kızı bir ucubeye çevirecekti ve size saldırtacaktı. Bana teşekkür etmeniz gerekir." diye açıkladı Teemieri ruhsuz ses tonuyla.
Rahibe yerde kanlar içinde yatıyordu. Son nefesini verirken Daylighta baktı: "Canım yanıyor. Elimi sık lütfen." diye yalvardı.
Küçük kız korkudan bağırmaya başladı. Serferal kızın yanına koştu: "Hayır, lütfen!"
Teemieri: "Özgünüm. Eski efendime hizmet ediyor olsaydım Burthada vereceği hizmetler sebebiyle şimdiden teşekkür ederdim. Ama elimden bir şey gelseydi..." dedi ama cümleyi tamamlayamadı.
Küçük kız gökyüzüne bakarken: "Bak Serfi Amca kartallar beni almaya geliyorlar. Beni götürecekler değil mi?" dedi hüzünle.
Ama yukarıya Serferal baktığında kartal görmedi. Küçük kıza tekrar baktığında kızın gözleri kapanmıştı.
Serferal küçük kızın üstünü bir battaniye örttü: "Uyu kızım. Tatlı tatlı uyu sen." dedi ama sonunda dayanamadı ağlamaya başladı: "Neden Tanrılar küçük bir kızın ölümüne seyirci kalıyorlar?"
Kerrae'ya dönüp: "Olevia şimdi mutlu oldu mu? Hadi ayinine devam et sen. Kızın huzura ermesini mi istemiştin? İşte dileğin gerçekleşti. Huzurlu ve tatlı bir uykuya daldı ve bir daha uyanmayacak." diye bağırdı.
"Dor or bo mor! Res ire tor! Her opo ros!"
Serferal biraz Reks lisanı bilirdi ama çok az. Dor or genelde 3 anlam için kullanılırdı: fahişe, köle kız, küçük kız! Zaten Reks lisanında her bir kelime bir argo kelimeyi bir de normal kelimeyi karşılardı.
tor ise karanlık, kara, gölge gibi anlamları vardı. Ama gerisini çıkartamamıştı.
Sölzeri bitince bir sessizlik oldu. Ardından rahibenin gözleri eski haline döndü. Ama rahibe kaskatı kesilmişti. Ağzından kan gelmeye başladı ardından titremeye.
Serferal: "Biri rahibeye büyü yapmış?" diye söylendi.
Teemieri ağaçların arasından ortaya çıktı: "Ben yaptım."
Serferal yaşlılığına bakmadan tüm gücüyle Teemiere'nin cübbesini yakaladı: "Sen deli misin? Neden böyle bir şey yaptın."
"Ã?ünkü rahibe küçük kıza korkunç bir lanet büyüsü yapıyordu. Geleceğini düşündüğümde öyle mahlukat halde dolaşıp acı çekmektense şimdi ölsün ve huzura ersin daha iyi. Ziher'in yanında tüm tanrıların kullandıkları lisanları öğrendim ve Reksin kaba dili de buna dahil. Rahibe kızın içine bir kaç gün sonra ortaya çıkacak bir büyü yapıyordu. Kızı bir ucubeye çevirecekti ve size saldırtacaktı. Bana teşekkür etmeniz gerekir." diye açıkladı Teemieri ruhsuz ses tonuyla.
Rahibe yerde kanlar içinde yatıyordu. Son nefesini verirken Daylighta baktı: "Canım yanıyor. Elimi sık lütfen." diye yalvardı.
Küçük kız korkudan bağırmaya başladı. Serferal kızın yanına koştu: "Hayır, lütfen!"
Teemieri: "Özgünüm. Eski efendime hizmet ediyor olsaydım Burthada vereceği hizmetler sebebiyle şimdiden teşekkür ederdim. Ama elimden bir şey gelseydi..." dedi ama cümleyi tamamlayamadı.
Küçük kız gökyüzüne bakarken: "Bak Serfi Amca kartallar beni almaya geliyorlar. Beni götürecekler değil mi?" dedi hüzünle.
Ama yukarıya Serferal baktığında kartal görmedi. Küçük kıza tekrar baktığında kızın gözleri kapanmıştı.
Serferal küçük kızın üstünü bir battaniye örttü: "Uyu kızım. Tatlı tatlı uyu sen." dedi ama sonunda dayanamadı ağlamaya başladı: "Neden Tanrılar küçük bir kızın ölümüne seyirci kalıyorlar?"
Kerrae'ya dönüp: "Olevia şimdi mutlu oldu mu? Hadi ayinine devam et sen. Kızın huzura ermesini mi istemiştin? İşte dileğin gerçekleşti. Huzurlu ve tatlı bir uykuya daldı ve bir daha uyanmayacak." diye bağırdı.
Huor Serferal'a bakarak bağırdı:
"Asıl suçlu sensin!Dryad'ların yanına gittin, şifacı bir sürü Dryad varken bize bu lanet olası rahibeye getirdin!"
Sonra başını öne eğdi.Olevia'ya kızın huzuru için dua etti.
"Kerrae, kız huzura kavuştu dee..ee..ğil mi?"
Ağlıyordu artık.
"Asıl suçlu sensin!Dryad'ların yanına gittin, şifacı bir sürü Dryad varken bize bu lanet olası rahibeye getirdin!"
Sonra başını öne eğdi.Olevia'ya kızın huzuru için dua etti.
"Kerrae, kız huzura kavuştu dee..ee..ğil mi?"
Ağlıyordu artık.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Adam kılıcını omzuna yaslıyarak Teemierinin yanına dooğru gitti. Suratında hiç bir ifade yoktu. Ama konuşmaya başladığında ses tonu yeteri kadar tehtitkardı.
"Bak dostum ben büyüden pek anlamam ama umarım dediğin gibidir." ardından karşısında duran adamın omuzundaki bir şeyi temizler gibi yaptı ve arkasını gönük kendi minik su yutağına döndü.
Teemieri kollarını kavuşturup adamın arkasından pis pis baktı.
"Bu kendini ne sanıyor böyle." diye söylendi içinden.
"Bak dostum ben büyüden pek anlamam ama umarım dediğin gibidir." ardından karşısında duran adamın omuzundaki bir şeyi temizler gibi yaptı ve arkasını gönük kendi minik su yutağına döndü.
Teemieri kollarını kavuşturup adamın arkasından pis pis baktı.
"Bu kendini ne sanıyor böyle." diye söylendi içinden.
Kerrae olanlara sadece seyirci kalmıştı. Eğer izlemek dışında bir şey yapacak olsaydı, bu rahibenin kafasını ellerini kullanarak koparmak olacaktı. Büyücüye başını kaldırıp sakince cevap verdi, gerçi cevap vermesi biraz uzun sürmüştü. Duasını ancak bitirebilmişti: "Ayin... İşe yaraması için kızın canlı olması gerek...". Sonra krala döndü: "Bunu sadece tanrılar bilebilir. Ama kartallara bakılırsa..." Başını göğe kaldırıp olmayan kartalları izledi: "... Evet, huzurdan uzak olamaz..."
Teemieri dedikleri kızıl elfe baktı: "Dediklerin doğru olabilir, kzıl elf. Ã?yle sanıyorum. Olevia eminim minnettardır, her ne kadar Ziher'in bakış açısını onayladığını düşünmesem de..."
Sonra, güçlü bir sesle, herkese hitap ederek konuştu: "Tanrılar seyirci kalmıyor. Olması gereken oluyor. Ölüm, yaşamın yanında Olevia'nın bir başka armağanıdır. Olevia'ya göre, ölümü kanıksamalıyız. Ölüm, yaşam kadar gerçektir ve zorunludur. Erken de olsa, geç de olsa. Unutmamalısınız ki, her şey bir tanrının işidir. Umalım ki bu kızın ölümü, Olevia'nın işi olsun..." son cümlesini kızıl elfe bakarak, imalı imalı söylemişti.
Teemieri dedikleri kızıl elfe baktı: "Dediklerin doğru olabilir, kzıl elf. Ã?yle sanıyorum. Olevia eminim minnettardır, her ne kadar Ziher'in bakış açısını onayladığını düşünmesem de..."
Sonra, güçlü bir sesle, herkese hitap ederek konuştu: "Tanrılar seyirci kalmıyor. Olması gereken oluyor. Ölüm, yaşamın yanında Olevia'nın bir başka armağanıdır. Olevia'ya göre, ölümü kanıksamalıyız. Ölüm, yaşam kadar gerçektir ve zorunludur. Erken de olsa, geç de olsa. Unutmamalısınız ki, her şey bir tanrının işidir. Umalım ki bu kızın ölümü, Olevia'nın işi olsun..." son cümlesini kızıl elfe bakarak, imalı imalı söylemişti.
Huor duraksadı, içinden:
"Belki de Olevia benim yaşamam için kızı öldürdü."
Evet, bu çok büyük bir olasılıktı.
"Evet Kerrae, kartallar, huzura işaret."
Kız son anlarında mutluydu, bu ebede kadar sürecekti.
Sonra Teemieri'ye döndü:
"Serferal, grup tekrar bir araya geldi.Artık yola çıkabiliriz."
Teemieri de gelmişti, eksik yoktu.
"Kiba, sanırım kavga sırasında nerede olduğunu açıklayacaktın?"
"Belki de Olevia benim yaşamam için kızı öldürdü."
Evet, bu çok büyük bir olasılıktı.
"Evet Kerrae, kartallar, huzura işaret."
Kız son anlarında mutluydu, bu ebede kadar sürecekti.
Sonra Teemieri'ye döndü:
"Serferal, grup tekrar bir araya geldi.Artık yola çıkabiliriz."
Teemieri de gelmişti, eksik yoktu.
"Kiba, sanırım kavga sırasında nerede olduğunu açıklayacaktın?"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kız ölünce Kiba'nın nefreti de fırtınadan sonra dağılan bulutlar gibi çözülüp gitmişti. Filler tepişirken ezilen çimenler olmuş, büyük ve önemli insanların kavgasında Kiba ve arkadaşları adına can bedelini küçük kız ödemişti. Doğanın kanunu insanların arasında da sürüyordu. En zayıf olan ölür, güçlü olan yaşardı. Krallar küçük kızların yerini almazdı. Bu ancak masallarda olurdu ve ormanın ortasında, savaş artığı bu kampta hiç kimse bir masalın kahramanı değildi.
Kiba elini kılıcının kabzasından kaldırdı. Derin bir nefes aldı sonra da az önce kendisini kızın yerine öne süren krala döndü. Serferal'a artık yola çıkabileceklerini söylemiş, kendisinden de nerede olduğunu açıklamasını istemişti. Kiba beyaz teninde iki buz tanesi gibi soğuk ve kıpırtısız bakan gözlerle Elf Kralına cevap verdi.
"Toprağın altındaydım... Yola çıkmadan önce gömmemiz gereken, adını bile öğrenemediğimiz bu küçük kızın gideceği yerdeydim!"
Sonra da toprağı kazmaya koyuldu. Wanga'da ona yardım ediyordu. Onlar kazarken sanki kökler de toprağı aralıyor, kazmalarına yardım ediyorlardı. Ağaçlar sapkın Dryad'ların ayıbını örtüyorlardı. Tıpkı dalından düşen meşe palamutlarını örttükleri gibi...
Kiba elini kılıcının kabzasından kaldırdı. Derin bir nefes aldı sonra da az önce kendisini kızın yerine öne süren krala döndü. Serferal'a artık yola çıkabileceklerini söylemiş, kendisinden de nerede olduğunu açıklamasını istemişti. Kiba beyaz teninde iki buz tanesi gibi soğuk ve kıpırtısız bakan gözlerle Elf Kralına cevap verdi.
"Toprağın altındaydım... Yola çıkmadan önce gömmemiz gereken, adını bile öğrenemediğimiz bu küçük kızın gideceği yerdeydim!"
Sonra da toprağı kazmaya koyuldu. Wanga'da ona yardım ediyordu. Onlar kazarken sanki kökler de toprağı aralıyor, kazmalarına yardım ediyorlardı. Ağaçlar sapkın Dryad'ların ayıbını örtüyorlardı. Tıpkı dalından düşen meşe palamutlarını örttükleri gibi...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
"Toprağın altı?"
diye geçirdi içinden Huor, Kiba toprağın içine giremezdi, mümkün değildi, birisi onu toprağın altına itmişti, ama kim?
Bunun sırası değildi.Kızı gömüyorlardı.Huor gözyaşları, aslında Huor bakmasa da bütün grubun gözyaşları toprağı ıslatıyordu.Kim bilir, belki de toprağın çabuk kazılmasını sağlayan, ağaçların gözyaşlarıydı.
Kız gömülmüştü.
"Artık yola çıkabiliriz."
diye geçirdi içinden Huor, Kiba toprağın içine giremezdi, mümkün değildi, birisi onu toprağın altına itmişti, ama kim?
Bunun sırası değildi.Kızı gömüyorlardı.Huor gözyaşları, aslında Huor bakmasa da bütün grubun gözyaşları toprağı ıslatıyordu.Kim bilir, belki de toprağın çabuk kazılmasını sağlayan, ağaçların gözyaşlarıydı.
Kız gömülmüştü.
"Artık yola çıkabiliriz."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kerrae Kiba'ya hak veriyordu. Daha önce şakayla karışık da olsa, Kiba'nın iyi bir lider olacağını söylemişti. Görünen oydu ki, bir iki haftaya kalmadan bunu ciddiyletle söyleyebilecekti.
"Büyücü Serferal haklı, kralım. Kızı böyle bırakamayız. Ve..." ıslak gözünü koluna silmeye çalışıyordu. Umutsuz bir çabaydı, zırhı gözlerini kurulamıyordu. "...Rappel'e haksızlık olur. Diri ya da ölü... Savaşta kaybolanlar için çok küçük de olsa, bir tören yapılır. Bir ya da iki ilahi, dahasına gerek yok. Olevia adına olmak zorunda değil, barış adına!"
"Büyücü Serferal haklı, kralım. Kızı böyle bırakamayız. Ve..." ıslak gözünü koluna silmeye çalışıyordu. Umutsuz bir çabaydı, zırhı gözlerini kurulamıyordu. "...Rappel'e haksızlık olur. Diri ya da ölü... Savaşta kaybolanlar için çok küçük de olsa, bir tören yapılır. Bir ya da iki ilahi, dahasına gerek yok. Olevia adına olmak zorunda değil, barış adına!"
Huor durdu, burada kalmayı istememe sebebinin ağlayarak gururunu incitmek istemiyor olmadığını nasıl açıklayabilirdi ki.
"Pekâlâ, töreni düzenleyin, benim bir işim var."
Arkasını döndü ve oradan hızla uzaklaştı.Kız için dua edecekti, saklamayacağı gözyaşları içinde.
"Pekâlâ, töreni düzenleyin, benim bir işim var."
Arkasını döndü ve oradan hızla uzaklaştı.Kız için dua edecekti, saklamayacağı gözyaşları içinde.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Sadece dizleri üzerinde olduğu gibi duruyordu. Küçük kızı kurtaramamıştı, aynı zamanda rahibede ölmüştü. Kendisine yalvararak ölmüştü. Son anda bir eli küçük kızın elini kavramışken rahibe ölüm soğukluğundaki eli ile diğer elini yakalamıştı. Tıpkı yakıcı br pençe gibi...
Kötüydü, Reks'e inanıyordu ama ölüm nefesini üzerine üflediğinde düşmanı diyebileceği insanın eline sarılmıştı, hiç bir yardımda bulunamayacağına rağmen. Yapabileceği bir şey olsa zaten küçük kız için yapardı...
Ölüm ve yaşam doğanın mistik dengesinde aynı şeydi. Ama yinede küçük kız için üzülmüştü. Henüz ölmesi için pek erkendi. En azından acısı çok uzun sürmemişti.
Sadece fısıldadı küçük kızın arkasından.
"Cennetin merdivenlerini melekler ile tırman. Sen ise rahibe. Nereyi hakediyorsan oraya git."
Bu sırada uyanan Miaé neler olduğunu anlamak için kampa gelmişti. Küçük kızın ölümü hassas elf prensesini derinden sarsmıştı. Daylight ona diğerlerinden uzaklaşmadan uyumasını tembihledi.
Ardından üzgün adımlarla kampın etrafında yürümeye başladı. Alanın dışına çıkmadan büyük bir halka çiziyor, diğerlerinin konuşmalarını dinliyordu...
Kötüydü, Reks'e inanıyordu ama ölüm nefesini üzerine üflediğinde düşmanı diyebileceği insanın eline sarılmıştı, hiç bir yardımda bulunamayacağına rağmen. Yapabileceği bir şey olsa zaten küçük kız için yapardı...
Ölüm ve yaşam doğanın mistik dengesinde aynı şeydi. Ama yinede küçük kız için üzülmüştü. Henüz ölmesi için pek erkendi. En azından acısı çok uzun sürmemişti.
Sadece fısıldadı küçük kızın arkasından.
"Cennetin merdivenlerini melekler ile tırman. Sen ise rahibe. Nereyi hakediyorsan oraya git."
Bu sırada uyanan Miaé neler olduğunu anlamak için kampa gelmişti. Küçük kızın ölümü hassas elf prensesini derinden sarsmıştı. Daylight ona diğerlerinden uzaklaşmadan uyumasını tembihledi.
Ardından üzgün adımlarla kampın etrafında yürümeye başladı. Alanın dışına çıkmadan büyük bir halka çiziyor, diğerlerinin konuşmalarını dinliyordu...

Küçücük bir kız ölmüştü. Hemde çok ama çok erken. Elflerin yaşamlarına göre insanlar zaten az yaşıyorlar. Ã?ocukluğunu yaşayamayan bir kız ölmüştü. Duyguları çok karışıktı. şimdi Larfell'i daha da özlemişti. Bekledi, bekledi. Uyuyamadı. Sonra bir ses duydu." Prensesim?". İrkildi. Etrafına baktı. Kimin konuştuğunu anlayamamıştı ama bir erkek sesiydi. Dikkati dağınık olmasaydı anlayabilirdi.
Uyumaya çalıştı. Rüyalarında o sesi duyuyor. Gölgesini görüyordu. Ama kim olduğunu hala çıkartamıyordu. İnsana benzemiyordu şekli. Kim olabilirdi bu insan olmayan şey? "Prensesim. İyimisiniz?".
İrkilerek uyandı. En azından yanındaysa onu tanıdığı için zarar vereceğini düşünmüyordu. Bıçağını çıkartmamıştı. Yattığı yerden uzaklaştı ve kamp alanının biraz dışında manzaralı bir yere oturdu. Kafasını ellerinin arasına alıp düşünmeye başladı. Kimdi bu rüyalarındaki? Sonra "En iyi dostunuzu unuttunuzmu prensesim?" dedi ses bu sefer. Kafasını kaldırdı ve yüzünde çok büyük bir gülümseme oluştu.
"Nerdesin? Yakınımdaysan gel. Seni özledim efsanevi dostum." dedi.
"Daha yakınınızda değilim prensesim." dedi o ses.
"Ama.. bu nasıl oldu? Telepatik olarak konuşamazdık?" dedi o sese karşı içinden şaşırmış bir şekilde.
"Size sadık olmamdan dolayıdır belkide prensesim?"
"Ne zaman yanımda olursun? Sana ihtiyacım var."
"O zaman sizi biraz daha bekletmeliyim prensesim."
"O halde sana yanıma gelmeni emrediyorum!" dedi çok bilmişlikle Miaé.Karşıdaki ses kahkahalar atarak:
"Emredersiniz prensesim. Oraya gelişim uzun sürebilir. Ama nerede olduğunuzu biliyorum."...
Uyumaya çalıştı. Rüyalarında o sesi duyuyor. Gölgesini görüyordu. Ama kim olduğunu hala çıkartamıyordu. İnsana benzemiyordu şekli. Kim olabilirdi bu insan olmayan şey? "Prensesim. İyimisiniz?".
İrkilerek uyandı. En azından yanındaysa onu tanıdığı için zarar vereceğini düşünmüyordu. Bıçağını çıkartmamıştı. Yattığı yerden uzaklaştı ve kamp alanının biraz dışında manzaralı bir yere oturdu. Kafasını ellerinin arasına alıp düşünmeye başladı. Kimdi bu rüyalarındaki? Sonra "En iyi dostunuzu unuttunuzmu prensesim?" dedi ses bu sefer. Kafasını kaldırdı ve yüzünde çok büyük bir gülümseme oluştu.
"Nerdesin? Yakınımdaysan gel. Seni özledim efsanevi dostum." dedi.
"Daha yakınınızda değilim prensesim." dedi o ses.
"Ama.. bu nasıl oldu? Telepatik olarak konuşamazdık?" dedi o sese karşı içinden şaşırmış bir şekilde.
"Size sadık olmamdan dolayıdır belkide prensesim?"
"Ne zaman yanımda olursun? Sana ihtiyacım var."
"O zaman sizi biraz daha bekletmeliyim prensesim."
"O halde sana yanıma gelmeni emrediyorum!" dedi çok bilmişlikle Miaé.Karşıdaki ses kahkahalar atarak:
"Emredersiniz prensesim. Oraya gelişim uzun sürebilir. Ama nerede olduğunuzu biliyorum."...
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Daylight sıkıntılı adımlarını kamp alanın çevresinde atarken gözü hala küçük kızın mezarının başından ayrılmamış olan Serferal'e takıldı. Onun kendi kendisine mırıldandığını duydu.
Sakin adamlarla yaşlı adamın yanına yürüyerek diz çöktü. Ona baktığında gözleri hüzün doluydu.
"Kendinize böyle demeyin lütfen. Size ihtiyacımız var. Bilgileriniz ve tecrübeleriniz yolumuzu aydınlatacak. Zaten Safiel gitti ve sizin de gitmenize en azından ben dayanamam."
Bir anda küçük bir kız gibi kollarını yaşlı adama doladı ve günün ışığı gibi gülümsedi.
"Lütfen üzülmeyin ve dinlenin."
Sakin adamlarla yaşlı adamın yanına yürüyerek diz çöktü. Ona baktığında gözleri hüzün doluydu.
"Kendinize böyle demeyin lütfen. Size ihtiyacımız var. Bilgileriniz ve tecrübeleriniz yolumuzu aydınlatacak. Zaten Safiel gitti ve sizin de gitmenize en azından ben dayanamam."
Bir anda küçük bir kız gibi kollarını yaşlı adama doladı ve günün ışığı gibi gülümsedi.
"Lütfen üzülmeyin ve dinlenin."

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

