Page 5 of 24
Posted: Sun Jan 27, 2008 4:30 am
by Firble
Bir defa daha daha önce bilmediğim bir şehirdeyim
İlk defa gördüğüm
Hadi gireyim dediğim bir otelde kalacağım
Bilmediğim sokaklarda dolaştım yine...
Ã?yle bir tad bırakıyor ki damağımda
Vazgeçemiyorum
Bazen diyorum elimde bir saz olsa
Ya da flüt
Gezsem şehirleri köyleri dağları bir bir
Yapamam
Biliyorum
Yapmam gerekenler var çünkü
Keşke....
Posted: Sun Jan 27, 2008 7:29 pm
by Firble
Yeni Bir Sabah
Farklı bir yerdeyim
Farklı yaptım kahvaltımı
Hiç yemediğim yemeklerle
Gitmediğim yerlere gittim
Dolaşmak keşfetmek yeniden
Bunlar değişmedi elbette
Sokaklar farklıydı
Sokaklardaki insanlar
Farklıydı...
Eskiden bir şeyler vardı elbette
Tanıdık olan
Yine de farklıydı bugün her şey...
Posted: Thu Jan 31, 2008 5:56 am
by Firble
Bu şiir içinde bir ağıtın ağırlığını hissettiğim bir anda yazıldı. Ağıt hem doğruğu topraklardan çekilip alınan ve bir imparatorluğun en büyük saraylarında zenginliğe ve güce mahkum edilen bir kadın için hem de kaderinden nefret etmiş olan o kadının çok daha güzel bir Dünyayı yaratabileceğini en azından hayal etmeye cürret eden bir ozanın bu imparatorluk için içinde hissettiği bir ağıttı.
Hürrem'in şiiri
Soğuk rüzgar saçlarını okşayarak eserken
İzlediği karlı tepelerle ufak dereleri
Tepelerde koşup derelerden su için sert belki de kaba insanları
Issız steplerde yokmuş gibi gözüken ancak yine de var olan yaşamı
Çok sevmişti Rokselena
Yine de koparılıp alındı vatanından
Bir gemi götürdü onu güneye
Dünyanın en güçlü ülkesinde en güçlü kadın yapacak kadere doğru
Hürrem dediler ona
Tüm düşmanlarını titreten padişah diz çöktü önünde
Bir sözü yetti eşinin
En vefalı dostlarının, hatta öz çocuklarını silip atmasına bir gecede
Bir impratorluk izlerken onun güç ve zenginlikle sarmalanmış hayatını
O nefret etti
O kadar nefret etti ki fark etmedi kimse onun nefretini
Hürrem alırken intikamını ona bu hayatı veren ülkeden
O ülkeyi korumaya yemin etmiş olanlar
Hürremin hançeri ülkenin kalbine ulaşana kadar anlamadılar
Sonunda denediklerinde yeniden diriltmeyi
Artık ölmeye mahkum olmuş devletlerini
Geçti artık
Yetmişti bir kadının nefreti
Binlerce insanın yarattığı o büyük devletin
Yok oluşunu hazırlamaya
Devlet hiç durmadan ilerleyecekti
Zenginlik ve güce mahkum ettiği kadının
Nefreti ile çizdiği sona...
Binlerce insan çabalayacaktı sonraki yüzyıllarda
Engellemek için yok oluşu
Olmayacaktı...
Gülek Boğazında
Otobüs ilerlemeye çalışırken
İnsanların açıp da doğanın tekrar kapattığı yolda
Rüzgar sallarken dalgaların gemiyi salladığı gibi otobüsü
Hepimiz bir an için de olsa geçirirken
Yolda soğukta aç kalabileceğimizi
Anlıyoruz o an insan olduğumuzu
Anlıyoruz her birimizin aslında nasıl benzediğini birbirimizi
Hepsi kendi halinde yolculuk eden otuz kişi
O an anlıyor çevresinde başka insanlar da var...
Hissediyor onların varlığını
Unutuyor bir an için
Kendi kendini mahkum ettiği yalnızlığını..
Posted: Thu Jan 31, 2008 6:10 am
by dwaxer
Posted: Thu Jan 31, 2008 6:13 am
by Firble
Sağolasın Dwaxer...
Seyahatler olmasa biz ozanlar ne yapardık değil mi? ? ? Gerçi bir köy bile belki destanlar yaratmaya yetecek malzeme barındırıyor... : ) ) ) )
Ancak bazen dışarı çıkıp kendine ve yaşadığın Dünya ya dışardan bakmak gerçekten iyi geliyor...
Posted: Mon Feb 04, 2008 7:29 pm
by Firble
BOğULUYORUM
Birileri yokken çevremde
Bana yakın olan
Beni kurduum Dünyadan çıkaracak kadar yakın
Anlıyorum
Etrafımdaki kalın ve acımasız çemberin
Kuşatıyor sarıyor
Ondan kaçan az sayıda insan dışında
Tüm insanlık içinde aslında
Emrediyor
İstediği gibi yaşamaya insanlara
Kabul etmeyenleri önce hafifçe sarmalıyor
Bir dost gibi
Kararın kendine ait olduğunu sanıyor insan
Ancak diğer kararlar o kadar korkutucu
O kadar zor hale geliyor ki fark etmeden
Çok az insan cesaret edebiliyor istediği gibi yaşamaya
İşte o zaman o az insan görüyor gerçek yüzünü
Annesi babası eşi oğlu kardeşi
Üstelik çoğu dostlarının da katılmışken çemberin kuşatmasına
Azın da azı dayanıyor sevdiklerinin darbelerine dayanmaya
Onlar da
Dünya nın çirkin yüzünü görmeye cesaret eden az sayıda insan
Mahkum olarak bir deli olarak bakan diğerlerinin gözlerine
Ya hapsettikleri hüzünle içlerine tükenecekler gün be gün
Ya da ayağa kalkacaklar
Ve de Dünya değişecek o gün.
Posted: Sun Feb 10, 2008 9:04 pm
by Firble
O Yıllar
Sahte bir Huzurun rahatını hissederken bir yandan
Etrafımızı saran bir korkunun da ürpertisi ile büyümüştük
İtiraf edemediğimiz
Sonra o yıllar geldi
Bizi çocukluğun rahatlığından çıkarıp da gençliğe fırlatan
Henüz uzansak sanki elimizi değdirebilecek kadar yakın o yıllar
Burnunu kaldıran bir uçak değildi ülkemiz çocukluğumuzdaki gibi
Sorunlar yolsuzluklar yürüyüşler ve çığlıklar vardı etrafımızda
Duymadık çoğumuz onları
Bir müzik sesinin içinde kaybettik kendimizi
En istemeyenlerimiz bile
Duyamadık birkaç metre ötemizdekilerin sesini
Başka bir çağdı bu bizim için
Bir bataklığa sürüklenirken hepimiz
Bu sürüklendiğimiz yaşam sürecekmiş gibi sonsuza kadar
Bilsek de içimizde bir yan aslında sürmeyeceğini
Yaşadık
Bilen gören anlayanlar bile tutulup kalmıştı sanki
Ã?yle zordu ki Dünyayı, ülkemizi hatta kendimizi değiştirmek
Ã?te yandan öyle cazip geliyordu ki müziğe ve dansa bırakmak kendimizi
Yapamadık yapılması gerekenleri
Farklı bir gençliktik biz
Daha çocukluğumuzda mahkum edilmiştik bencilliğe
Bizi mahkum edenler suçladılar acımasızca
Diğerleri ise inandırmak istedi bu yaşamın
Yaşanacak tek yaşam olduğuna
Ölkemizin diğer şehirleri zaten coğrfya derslerinde kalmıştı ya
O şehirlerdeki depremler seller çığlar bile etkilemiyordu
Filmlerdeki adamların yaşadıkları kadar
Ancak nasıl görmeyebildik kendi şehrimizin bile
Başka bir köşesinde yaşayanları
şimdi lale devri deniliyor ya
Eğer lale devri bahçedeki
Uzaklardan onlarca insanın getirdiği tonlarca suyla yetişen
Lalelere bakıp da
Görmemekse diğer insanların ve ülkenin gittikçe artan kuraklığını
Lale devri idi yaşadığımız
Gün geldi ve bitti bu devir
İyi ki bitti
OZAN FİRBLE
Aşağıdaki şiiri Ã?ağan Irmak'ın Ulak filminden etkilenerek yazdım. Üstada saygılarımla... : ) )
ULAK OLMAK LAZIM
Taşımak lazım haberlerini insanların birbirlerine
En uzak iki köyü
Ya da mahllesini iki şehrin birleştirmek
Kendini yalnız gören insanlara bu kainnatta
Anlatmak lazım birilerinin daha olduğunu
Onlar gibi ağlayıp gülen
Onlar gibi bir parçası bu evrenin
Bir kardeş gibi unutulmuş ve kaybolmuş
Anlatmak lazım
Ã?yküler uydurup bazen
Yalandan güzellikler ekleyen Dünyaya
Ve de yalandan kjötülükler belki de
Yalanlar da bazen gerçek kadar yön veriri Dünya ya
Ã?yle ki gerçeklerden çok daha fazla değerdir bazıları
Hatırlanmaya
Ulak olup dolaşmak gerek Dünya yı
Üstelik de bu kadar kolayken ulaşmak Dünya nın her köyüne
Üstelik her zamankinden fazla hapsolmuşken insanlar
Kendileri gibi insanların
Dünya nın üzerine çizdikleri çembelerin içine
Anlatmak lazım insanlara birbirlerini
Bir de yalandan yaratılacak farklı bir Dünya'nın güzelliklerini
Posted: Thu Feb 14, 2008 5:22 pm
by Firble
Yeniden çıktım içine girdiğim uykudan
Ne farklı ne güzelmiş Dünya
Ve de ne çok şey kaçırmışım meğer uyurken
Olmamalı yapmamalıyım bunu bi daha
Tüm güzellikleri dururken etrafında hayatın
Neden yetindim ki bir hayalle ya da rüya ile
Artık bitmeli
Bakmalı ve yaşamalıyım etrafımda olanları
Bitmeli artık bu uyuşukluk
Posted: Fri Feb 15, 2008 8:57 pm
by Firble
MADEM Kİ
Madem ki hayat üstüme geliyor gibi yine
Bir tat vermiyorken en sevdiğim müzik bile
Yığılmışken yapmam gereken işler üst üste
Uğraşıp da bitirdiklerim bile veremiyorken
Başardığım hissini
Tek başına hisediyorum madem kendimi
Arkadaşlarımın arasında bile
Anlamsız geliyorsa
Hayatıma anlamını veren her şeyim
Gitmek lazım
Terk etmeli bu şehri
Hiç olmazsa bir zaman için
Yeniden bulmak için kaybetmeliyim kendimi yollarda
Ã?ekinmeden korkmadan
Bir daha
Posted: Fri Feb 22, 2008 7:18 am
by Firble
UYUMA İLE UYUMAMA ARASI
Yorgunluğun hafif de olsa çöktüğü
Hani zihnin sanki tatlı bir sisle kaplandığı anlar vardır.
Ne güzeldir o anlar
İnsan en güzel o anlarda fark eder hikayelerin büyüsünü
Felsefe, bu kocaman Dünya da ne aradığımız biz ufak insanların
Ya da neden uçtuğu balığın, yüzdüğü kuşun
En güzel o anlarda tartışılır.
Bir dostla bir arada olmanın
Hani uzatsan elini tutacak olmasının anlamı
O anlarda fark edilir en çok
Bir sevgiliyi duyduğun aşk o anlarda sarar kalbini
Ya da çocuklarına hatta kardeşine duyduğun sevgi
Boşuna değil omzunda uyuyabilmesi
Uyanıkken sana dokunmaya bile çekinecek insanların
Uyku siler kuşkuyu, kararsızlığı, çekingenliği
Daha cesur ve daha çok kendisi olur insan sanki
Ben insanları en çok o anlarında severim...
Ve her insanın
Ne kadar kararmış olsa da yüreği
Aslında bir kalp taşıdığını göğsünde
Her şeye rağmen yine de ve yine de
Mücadele etmeye deyeceğini o insan için bile
O anlarda anlarım
Hemen uyumamak lazım uykusu geldiğinde insan
Etrafına bakmalı ve yaşamalı uykunun ona uyanıkken verdiklerini
Görmeli ve anlamalı asıl o anlarda çıkarılır Dünyanın ve yaşamanın keyfi
Ozan Firble
Posted: Sat Feb 23, 2008 3:29 am
by Firble
Nasıl ders veriyorlar bize?
Ã?yle bir kuşağız ki biz
Ã?yle çocuklarız ki
En ufak bir yol
En ufak bir ışık olmadan
Karanlığın ortasında ve hakaret edenlerin sözleri kulaklarımızda
Bulmaya çalıştık yolumuzu
Ã?evremizde aç ve çığlıklarını duyduğumuz insanlar
Hikayeleri bir yandan bizden önce mücadele edenlerin
O insanlar için
Ã?nceki acılar
Ve umutsuzluk
Ã?nlenemez ve de
Birilerinin bize aydınlık göstermeye çalıştığı
Ancak tüm hücrelerimizle kapkaranlık olduğunu hissettiğimiz bir gelecek
Biz mi kör olduk diyorum bazen
Biz mi körüz?
Biz mi mutlu olmayı bilmiyoruz bu Dünyada...
Ancak inkar edilebilir mi gördüğümüz?
ONLARIN bizi suçlayanların görmediği nice şeyi
Rehberlerimiz yoktu bizim
Acı çekenler için üzüldüğümüzde
Özüntümüzü paylaşanlar da
Karanlığa mahkum edildik
Kör edilmek istendik...
Mecbur kaldık karanlıkta yolumuzu bulmaya
İlk defa şimdi bu gün
Hissedebiliyoruz görebildiğimizi
Posted: Sun Feb 24, 2008 10:37 pm
by Firble
EN ÇOK İLKBAHARDA
En çok ilkbaharda anlıyorum yalnızlığımı
Belki de o nedenle en çok bu zamanlar şiir yazmak istiyor insan
Doğa uyanıp da gökyüzü açtığında
Ve paylaşmak istediğimde duyduğum sevinci
Gülümseyen bir sevgili gördüğümde
Yoksa kimse
Rüzgar hafifçe ürpettiğinde beni
Dolanarak etrafında
Kimse yoksa elini tutacak...
Koşmak oynamak bağırmak istediğimde birileri ile
Sadece gökyüzü cevap verebiliyorsa çağrıma
Hissediyorum o zaman işte
Ne denli yalnız olduğumu
Oysa kışın simsiyah gökyüzü
Ve de bir felaketten kaçar gibi koşuşturan insanlar
Bahane olabiliyor içimdeki huzursuzluğa
Unutabiliyorum
Nice soğuk kışlarda bile vapurlarda dışarıda oturduğumu
Yaşama sevincinin kışı bile dinlemediğini unutabiliyorum...
Ama baharda
Olmuyor işte olmuyor...
Bir dost bir kardeş olsun istiyorum yanımda
Üstelik bu yalnızlık da benim seçimim biliyorum....
Ancak olmuyor.
Yapamıyorum.
Posted: Mon Feb 25, 2008 12:13 am
by Firble
BEN KORKARIM SAVAşTAN
Ben savaştan korkarım...
Ölümden korkmak gibi değildir bu...
İtiraf edeyim aslında
Ölümden de korkarım
Ben çok seviyorum bu Dünya yı
Evet acıyı da yaşadım
Üstelik
Belki Dünya da nice insanın yaşadığından az da olsa
Sanki kaybettirecekmiş gibi oldu kimi zaman acı
Aklımı
Ancak yine de o kadar seviyorum ki
En güzel cennet bile beklese beni
Silemez bu buradan ayrılmanın verdiği üzüntüyü
Ancak ölümden korkmam değil
Savaştan korkmamın nedeni...
Daha güzel bir Dünya için ölüm de göze alınır kimi zaman
Ama savaş....
Sanki kaybetme hali kendini
Düşünmek lazım ki
İki ordu
Ya da iki insan grubu
İkisi de ne kadar haklı ya da haksız da olsalar
Gülen, üzülen, acı çeken sevinen insanlar
İnsanlar hepsi
Tüm duygularını kaybetmiş olanlar da olabilir aralarında kimbilir...
Ancak çoğu bir şeylere inanarak gelmiş de olsa
Kaybetmemiş olmalı yüreklerini
Ve de bu iki ordu
Yani insan grubu
Tüm akılları duyguları ve varlıkları ile
Sadece öldürmek için birbirlerini
Yaşıyorlar...
Başlarındaki generalden cephedeki ere
Erin silahını yapan fabrikadaki mühendise kadar
Daha çok düşmanı nasıl ödüreceklerini bulmak görevleri
Ben korkarım öldürmekten
Ölümden bile çok korkarım...
Ã?ocuklarım sevgilim ya da ailem için
Ya da kurulması için daha güzel bir Dünyanın
Ölmeyi göze almak
Bunu hayal etmek en azından
Daha kolay benim için...
Ancak öldürmek
Vazgeçemeyeceklerim için bile
Korkunç geliyor bana...
Ve en çok da artık sıradan hale gelmesinden korkuyorum
Öldürmenin
Savaşa giden o çocuklar için...
Dilerim yine kahkaha atabilirler döndüklerinde
Yine kardeşleri ile oynarlar...
Yine şakalaşırlar arkadaşları ile
Aşık olabilirler
Daha güzel bir Dünya hayal edebilirler yine
Daha iyi anlıyorum Orhan ustanın haykırışını bugünlerde
Umarım yine güzel döner giden tüm çocuklar...
Posted: Mon Feb 25, 2008 1:41 am
by Alenthas
Benim hikayem için bir aralar yazdığım bir şiir vardı. Ama nedense hikayeden çok gerçek hayatta yaşadığım şeylere benzetmeye başladım:
Ey yücelerin yücesi,
Göster bize kaderimizi.
Anlat nereye gitmemiz gerektiğini,
Anlat ki bilelim...
Bu koca dünya içinde yapayanlız,
Yok mu bir çare ait olduğumuz yeri bulmamız?
Anlat ne yapmamız gerektiğini,
Anlat ki bilelim...
Ey tanrılar!
Size sesleniyoruz,
Duyun sesimizi, yüz çevirmeyin bize.
Yuvalarımızı bize göstermeseniz bile,
Anlatın!
Anlatın ki bilelim nasıl bir yer olduğunu.
Anlatın ki bilelim...
Posted: Wed Feb 27, 2008 3:19 am
by Firble
Ey insanoğlu bak kendine...
Düşün parmağının ucundaki hücrelerden birini
Yaşıyor ancak bilmiyor nedenini
Yanındaki üst ve altındaki hücreler
Ve hatta çok uzaklarda ondan farklı olan binlercesi de
Birleşince nasıl bir varlığa dönüşüyor
Bilmeyecek asla o hücre
Oysa sen insanoğlu
Ã?yle bir hediye verildi ki sana
Yaşayan hiçbir canlıya gösterilmedi
Ne kadar küçük ve muhteşem olduğu
Her bir parçasını oluşturduğu
Ya da güzelliği
Her canlı ve cansızın parçası olduğu evrenin
Bir tek sana verildi
Nerede olduğunu ve neden oluştuğunu bilme hakkı
Ve sen özgür bırakıldın
İstediğin gibi kullanman için bu hediyeyi
Nice insan yaşadı
Kimi korktu kendi aklından
Ã?ğrenebileceklerinden yapabileceklerinden korktu
Kimi sadece hükmetmek istedi
Bildiklerinden faydalanıp başkalarına
Kimi öğrendikçe ve anladıkça daha çok sevdi
İnsanları hayvanları bitkileri, hatta dereleri dağları
Cenneti de cehennemi de kendi yarattı insan
Kendi yalnız kaldı...
Kendisi yırtıp attı yalnızlığı
Bir hissedip kendini tüm insanlıkla...
Ã?yle bir güç verildi ki insana
Bir tanrı varsa bile
İhtiyaç duymadan o tanrıya
Yakabildi kendisini ateşlerde
Ya da en büyük mutlulukları tattı istediğinde
En vahşi hapishaneleri cennete,
En lüks sarayları cehenneme dönüştürdü kendi zihniyle...
Bak yeniden zihnine insan
Bak ve seslen benim yerime ona
Bana soracağına ona sor sorularını
O zaman göreceksin ve anlayacaksın
Sadece senin için verilecek cevapları...