Page 5 of 11

Posted: Sat Aug 08, 2009 10:54 am
by catboy
Gökhan, Hüsnü Bey'in ofisinde iyi ağırlanmıştı, elinde sıcak çikolatası Hüsnü Bey'in elindeki dosyaları incelenmesini bekliyordu. Hüsnü Bey: "Gelmeyeceksin diye bir ara korkmuştuk, ama sonunda kararını vermiş olmana çok sevindik." dedi elindeki dosyaları masasının altına tıkıştırırken.

Ardından Hüsnü Bey çekmeceden iğne çıkarttınca Gökhan birden: "Bu nerden çıktı? İğnelerle aram pek iyi değildir de." dedi ayağa kalkarak.

"Neden iğnelerle aranın iyi olmadığını gayet iti biliyorum, merak etme biz her şeyi biliyoruz. Zaten sana ikinci bir şans vermek istiyoruz, acılarını dindirmek istiyoruz." diye belirtti Hüsnü Bey samimiyetle.

"Tam olarak beni içten içe eriten rahatsızlığın neyin nesi olduğunu bilmiyorum ama bunu öğrenmek de istemiyorum. Sadece öleceğimi biliyorum."

"Ne kadar zamanının kaldığını bile bilmiyorsun. Her an ölebilrsin, bununla yaşamak çok zor olmalı."

"Ã?yle ama alıştım ben artık." dedi ciddi bir sesle Gökhan.

Hüsnü Bey ile olan bu konuşmadan bir hafta sonra Gökhan kendini bir odada sol göğsüne yapıştırılmış bandajı çıkartırken bulmuştu. Yüzüne çarpan rüzgarın etkisiyle şoku atlatmaya çalışıyordu.

Selim'e bakarak: "Sen... Sen iyi misin?" diye sordu. Ne olduğunu anlamamıştı, ama Selim'in halinin iyi olduğuna sevinmişti.

Odaya ise yeniden gaz salınmıştı. Gökhan gözleri kapanırken artık bu kabusun bitmesini diliyordu.

Yeniden gözlerini açtığında geniş depo gibi bir odada buldu kendini diğer arkadaşları ile beraber. O kan dolu iğneyi acımadan göğüslerine batıran iblis de oradaydı.

Ellerinde ve kollarında herhangi bir ip veya kelepçe yoktu. Yine de pek hareket edemiyorlardı, uyuşturucu verilmiş olmalıydı.

Serdar isimli bir gencin bedenini kullanan ama kendine elçi ismini yakıştıran iblis: "Güçlerini hemen keşfetmenizi istiyoruz, bu yüzden bir deneme yapacağız. Adil bir savaş olsun diye hepinize karşı tek olacağım. Yine de beni alt edemezsiniz, ama yapacak başka bir şey yok."

İblis havalanmaya başlamıştı. İki elinden de alevler fışkırmaya başladı. Gözleri kıpkırmızıydı. Ã?fke taşıyan sesiyle: "Bakalım yeteneklerinizi test edin, ilk başta sizin saldırmanıza müsaade edeceğim. Merak etmeyin, fazla acıtmayacağıma söz veriyorum." diye belirtti.

Herkes uyuşturucunun etkisinden çıkarken kapalı bir odada iblis ile savaşmak için hazırdı, şimdi asıl soru ilk kim saldırıya geçecekti? Gökhan bir gücü olduğunu bile düşünmüyordu, anlaşılan diğerleri güçlerini keşfedebildi. O zaman ilk onlar saldırabilirdi, ne de olsa kendisinin yapacak pek bir şeyi yoktu.

Posted: Sat Aug 08, 2009 11:24 pm
by Lydronk
Julio yine şaşkına dönmüştü. Bu tarikattaki adamlar, onları istedikleri zaman uyuşturabileceklerini mi sanıyorlardı? Belli ki sanmakla kalımıyorlardı; aynı zamanda onları uyarmadan hemen yapıyorlardı da! Ve onları ellerinden alev fışkıran, kırmızı bir şeyle dövüştürüyorlardı!

Adam şu iblis konusunda yalan söylemişe benzemiyordu. Ellerinden alev çıkardığına göre... Ne yapabilirdi ki şimdi? Odadaki taşlardan almış olmayı diledi. şu parlak alev yüzünden yararına kullanacak bir şey göremiyordu. Gözlerini kısıp odayı taramaya başladı.

Koca molozlardan küçük çakıllara, Julio'nun işine yarayabilecek bir takım taşlar sağa sola seripilmişti. Hatta tek tük kurşun da görebiliyordu Julio. Taşı ileri doğru atabilmişti, peki bir kurşuna aynısını yapabilir miydi? Sanki tabancadan çıkmış gibi bir hızla kurşunu gönderebilir miydi? Koca bir molozu yuvarlanan kaya gibi 'fırlatabilir' miydi?

Ayağı ve eliyle uzanabildiği iki kuşunu ve dört taşı eline aldı. Taşlar çok kocaman değildi, ama sivri kenarları vardı. Sol eline bir kurşun aldı; avunucunu açtı ve bekledi. Kurşun havalanacak mıydı? Taşı nasıl fırlatmıştı ki odadayken? Bir dürtüyle, sanki bir organını kullanır gibi. şimdi o organı hissetmiyordu bile.

O organın varlığına yoğunlaştı; kendisine ait olduğunu bildiği kendisinden kopuk parçaya. Sözde organ bir komut beklemeden kurşunu kavradı. Bir komut gerekiyor muydu? anki elini oynatmak gibiydi. Julio kurşunu eliyle havaya attı; varolmayan organıylaysa ileri gönderdi kurşunu. Sanki kurşun değil, kurşunun içinde bir şeyi hareket ettiriyordu organı. Kurşun ivmesini aldı, giderek hızlandı. Julio kurşunun yeterince hızlandığını düşününce, organ kurşunu bıraktı. Kurşun havada ilerlemeye devam etti.

Bir kurşun, ve bir taşı aldı bu sefer. Organ ikisini de kavradı. Yalnız, ilk kurşunu kavradığı kadar sıkı değildi bu. Sanki her an düşebilecekmiş gibiydi. Julio kendini organa odakladı. Sanki o organ kendisiymiş gibi. Kavrayış biraz daha güçlendi, fakat Julio çevresinde ne olup bittiğinin çok da farkında değildi. Sesler biraz boğuktu, görüntü bulanıktı.

Daha da yoğunlaştı. Dokunma duyusu hissizleşti. Ama yeni bir duyu kazandı. Bir hız duyusu gibi... Sanki her şeyin nereye, ne kadar hızlı gittiğini tam olarak biliyordu. Görüşü berbattı; ama parlak alevlerin arasındaki figürü seçmek Julio'yu zorlamadı. Organ, yine bir emir beklemeden, Julio'nun elinin attığı kurşun ve taşı hedefe doğru hızlandırdı. İlk kurşundan daha hızlıydı taş da, kurşunda. Garipo bir şekilde, artık yabancı gelen Julio'nun bedeniydi; elleri değil de, bu bedensiz organı sanki vücudundaydı Julio'nun. Göremese de, ilk attığı kurşunun, taşın ve diğer kurşunun nerede olduklarını biliyordu. Ne tarafa gittiklerini de. Ne kadar hızla gittikleri cevaplaması basit bir soruydu; ama saatte şu kadar kilometre diye cevap veremezdi. Tam olarak biliyordu nesnelerin hıını buna rağmen. Çok kesin bir biçimde.

Bİr an sonra, kendi bedenine yoğunlaştı. O organ yavaş yavaş tekrar ona ait ama ondan ayrı parçaya dönüştü. Julio onun hakkında düşünmeyi bıraktığı an organ yok olacaktı. Ve iblise 'attığı' şeylere bakarken, organın vücudundan koptuğunu fark etmedi bile...

Posted: Sun Aug 09, 2009 12:00 am
by catboy
Elçi isimli iblis Julio'nun fırlattığı kurşunları tek bir bakışıyla eritmişti. İtalyana bakarak: "Nesnelerin hızını kontrol edebilmek, olağan üstü bir yetenek bahşedilmiş sana." diye belirtti ardından.

"Başka yeteneğini denemek isteyen var mı aranızdan, yoksa sıra bana mı geçecek?"

Posted: Sun Aug 09, 2009 6:59 am
by Edmond
Selim üzüntüyle iblise baktı.

"Sanırım gücüm senin karşında bir işe yaramaz, beni senden korumaktan başka."

Daha sonra yine havaya karışmayı düşündü.Fakat bunu düşünürken daha farklı bir şeyi hissetti.Bunu yapmasa da bir şekilde hava yine de kendisiyle konuşuyor gibiydi. Bir şekilde rüzgar farklı bir şekilde esiyordu.

Daha sonra rüzgarı hissetmesi gerektiğini fark etti. Havayı hissetti ve bir boşluğa odaklandı havadaki.Oraya bütün gücüyle bastırdığında ise (ne ile veya nasıl bastırdığını bilmiyordu, ama yaptığı şeyin bastırmak olduğundan emindi.) etrafındaki yerden oraya doğru oluşan hava akımının orada dönmeye başladığını ve hortum oluşturduğunu farketti.

Gülümsedi.

"Denememi istiyorsan al bakalım."

Bütün gücüyle iblisin bulunduğu yere bastırdı.Üstelik bunu yapmasının bedeninden bir şeyler kopardığını ve sanki bir şekilde kendi beynine de bastırıldığını fark etmesine rağmen.

Posted: Sun Aug 09, 2009 8:05 am
by catboy
"Bu da ilginçti, bu yetenek de işimize yarayabilir." dedi elçi, Selim'in gücünden etkilenerek. Ama rüzgar akımı hiç elçiyi etkilememiş gibiydi. Havada sabit bir şekilde durmaya devam ediyordu, iki elinden de oluşturduğu alevler de büyüyordu gittikçe

"Başka ilginç gücü olan yok mu?"

Posted: Sun Aug 09, 2009 8:22 am
by CLiCKs
Uyandıktan sonra iblisin karşısına getirildiği zaman sadece orda bulunduğu bölümü aklında kalmıştı. Nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Ama gelmeden aklında kalan bir rüya vardı.

Yangın tüm evi sarmıştı. Odada tek başınaydı. Bütün duvar alevler içerisindeydi. Kaçması imkansızdı. Sonra beynini odakladı. Alevlerin ısısından terlemişti. Burnundan bir ter damlası akıyordu. Yere düşmeye başladı. Ama o yere düştüğünü göremedi. Ter damlası yine asılı kalmıştı. Sanki bir dejavu yaşıyordu. Bir güç onu tutuşmuş perdelerin olduğu camın önüne götürmüştü. Yere bakmış. Elini tamamen açarak camdan dışarıya kaldırımda bir gedik oluşturmuştu. Sonra da bir yenisi kendi altında oluşturmuştu. Göz açıp kapayıncaya kadar kaldırımdaydı. Alevler içindeki evi izliyordu...

Kendine tekrar geldiğinde ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Bir gedik oluşturmak. Ã?ılgınlıktı bu! Ama içinde yine o garip güç vardı. Yapabileceğini söyler gibi. Sonra kafası hızla çalışmaya başladı. Gözü iblisin elindeki alevlere kaydı. Sonra gözünü kapadı. Zaman yine onundu. İblise doğru baktı. Ve zaman onun olmaktan çıkmadan iblisin kafasının arkasında bir gedik oluşturdu. Sonra da ileri uzattığı kollarının ortasında bir gedik oluşturmuştu. Eller bir anda iblisin tam kafasının arkasında belirmişti. Artık yanma sırası onundu. Kendi ateşiyle.

Bunları sadistçe duygularla düşünüyordu. O an zaten alevi yaratanın iblis olduğunu ve kendi ateşten yaratılanın ateşle yanmayacağını düşünemiyordu. Ona normal bir insan gözüyle bakıyordu şimdi.

Posted: Sun Aug 09, 2009 8:44 am
by catboy
"İşte bu daha da ilginçti, Einstein olsa tüm zaman üzerine kurulu teorilerini çürüttüğü için sana bir bira ısmarlar ardından bira şisesini kafanda kırardı." diye belirtti Elçi.

"Hepinizin gerçekten de ilgi çekici yetenekleri var, ama nedense geri planda kalanlarınız benim daha çok ilgimi çekiyor. Slicer'dı değil mi? Sen neden herhangi bir aksiyon dalında adaylığını koymuyorsun?" diye sordu Elçi.

Gökhan ise rahat bir nefes almıştı, Elçi'nin alanında değildi en azından bir süreliğine.

Posted: Sun Aug 09, 2009 7:14 pm
by Alenthas
"Ben pas geçeyim, sağol." diye alaylı bir cevap verdi Slicer. Ne yapacaktı ki, şarkı mı söyleyecekti? Yüksek desibelde bir ses yaratabilir miydi ki? E o zaman arkadaşlarını da etkilerdi. Peki insanların duyamayacağı yükseklikte bir ses yaratabilir miydi? Ama insanların duyamayacağına göre kendisi de hiç duymamıştı. Bunu yapması imkansızdı. Hem yapabilseydi bile iblis onu duyabilir miydi? Bütün bu sorular iki saniyede kafasından geçip gitti. şimdi iblisin saldırısını bekliyordu.

Posted: Mon Aug 10, 2009 12:59 am
by catboy
"Kiminle konuştuğunu unutma sakın, evlat..." diye kükredi iblis.

"Benimle alay ederek konuşamazsın." diye ekledi ardından ve tek hamlede Slicer'ı havaya kaldırdı. Konuşmasın diye de dudaklarını birbirine kenetledi.

"Bir daha konuşnana dikkat edeceksin, Hüsnü Bey değilim ben. Ona laf sokup karşılık alamaman normal ama ben onun gibi sabırlı değilim." diye uyardı. Sesi gittikçe kükremeyi andırmaya başladı.

Slicer'ı yere indirdikten sonra gözünü Gökhan'a çevirdi. Gökhan kaçma içgüdüsüyle geriye doğru adım atmaya başladı. Nazik sesiyle: "Ben bir şey yapamadım, ben bir hiçim. Lütfen efendim..." diye yalvardı.

İblis gülmeye başladı yüksek sesle: "şuna da bakın, eziklerden nefret ederim."

İki elinden yükselen alevleri iyice biriktirdi ve Gökhan'a doğru çevirdi: "Madem bir hiçsin, o zaman işimize yaramazsın."

Alevler Gökhan'ın etrafını kaplamıştı, derisi kömüre dönmüştü. Acı içinde yere yıkıldı, Gökhan içgüdüsel olarak gözlerini kapadı ve sadece bekledi. Ölümünü bekledi, ama ölemiyordu bile. Bunu bile başaramıyordu. Alevler onu yutmuştu, acı içindeydi ama yine de ölemiyordu.

Birden vücudunu saran alevler yok olmuştu ve derisi yine eskisi gibi düzelmişti, ama iblise baktığında onun bedeni aynen demin Gökhan'ın bedeni gibi kömür gibi yanmıştı. İblis kendi bedenini iyileştirbildiği için bu durum fazla sürmemişti tabi. Ayağa kalkarken: "Beden transferi, gerçekten de bayıldım buna. Rakibinin sağlık durumunu kendi durumunla değiştirebiliyorsun." diye açıkladı iblis.

"Bu tüm sağlık durumumu kapsıyor mu?" diye sordu heyecanla Gökhan.

"Ã?yle olması lazım, yani grip olursan ve bunu sağlıklı biriyle değiştirirsen sen yine sağlıklı olursun, diğeri de senin gibi grip olur."

Gökhan keyifle gülümsedi, artık acıları geçmişti. Ağrıları bitmişti, artık o gizemli hastalığından eser kalmamıştı. Kurtulmuştu. Zaferle bağırmak istiyordu ama sustu sadece.

İblis bu sefer yine Slicer'a yoğunlaştı. Sert bir bakış atarak: "Bana yeteneği göster yoksa yemin ediyorum seni yok ederim." diye bağırdı.

Posted: Mon Aug 10, 2009 1:14 am
by Edmond
"Oha lan..."

şaşkınlığını içinde tutamamıştı Selim, böylesi bir güç ile kim bilir neler yapılabilirdi! Üstelik bu güç biraz olsun zeki birisini ölümsüz yapmaya yeter de artardı bile!

"Sanırım arkana saklanmalıyız Gökhan! Ölürsen eğer gücünü kullanmayı unutma!"

Selim zaten iblis ile daha önceden görüşmüştü, ona karşı yeterince saygılı davranmayı birkaç acılı deneyim ile öğrenmişti.Ama Gökhan'dan henüz korkmuyordu ve kıskandığını belli etmesinin hiçbir zararı yoktu! Ã?ünkü Gökhan eğer kan kaybından ölüyorsa bu karşısındakinin öldüğü anlamına geliyordu!

"Umarım bu acı çekmene de engeldir yoksa gücü kullanırken çok zevk almazsın."

Sonra Slicer'a baktı.

"İnan bana dostum, yapar! Ve bence bunu ispatlamasını bekleme!"

Posted: Mon Aug 10, 2009 4:27 am
by CLiCKs
Kendisini farklı hissediyordu. Aklında düşmanını şekillendirdi. İblisi şuan bir savaştaki düşmanıymış gibi görüyordu. Askerliğini amerikada yaptığı için savaş psikolojisini iyi bilirdi. Savaştaki olanlar yüzünden 1 sene terapi görmüştü. Ama şimdi iş çığrından çıkmıştı. Slicer'a doğru herhangi bir hareketinde zamanı durduracak iblisin kasıklarının arkasında bir gedik açıp Slicer'a doğru uzanan elinin önünde de bir gedik açacaktı. Bundan zevk almaya başlamıştı.

Posted: Mon Aug 10, 2009 4:32 am
by catboy
İblis, finlandalıya ukalaca baktı: "Yeter artık, senin yeteneğini yeterince gördüm. Ben Slicer'ın yeteneğini görmek istiyorum."

"Neden yeteneğini sergilemiyorsun, yoksa utanıyor musun? Yoksa diğerlerinin yanında ezik bir gücün mü olduğunu düşünüyorsun?" diye bastırdı iblis Slicer'a.

Posted: Mon Aug 10, 2009 7:22 am
by Alenthas
Slicer iblisin kükremesini de bastıracak bir sesle uludu "Alaylarından bıktım artık, zavallı iblis! Seni dünyaya gönderdiklerine göre gerçekten de çok güçsüz olmalısın. O insan vücudu içinde geçirdiğin her dakika senin için işkence olmalı. Hah! Bir piyondan başka bir şey değilsin ve bunu bildiğin için şimdi bize kabadayılık taslıyorsun! Sen bir hiçsin."

Posted: Mon Aug 10, 2009 7:48 am
by Efla
*Engin*

Günler boyunca devam etti. Hiçbir sefer diğerinden daha az acı verici değildi. Artık bazen birkaç gün boyunca ilaç vermeden durmasına izin veriyorlardı. Bedeni inanılmaz yorgun düşmüştü fakat tamamen mahvolmasına da izin vermiyorlardı. Ölmeyi düşünmüştü. Hatta bu işkencelerin ardından arzulamıştı da... Fakat kendi canını elinden alabileceği herşeyi elinden almışlardı. Aynı nezarethanelerde anlatıldığı gibi ayakkabı bağcıkları bile yoktu. Bir keresinde nefesini tutmayı bile denemişti fakat saçma bir girişimdi. Pek fazla beklemesi erekmeyeceğine inanıyordu. Lanet olası herifler resmen bütün sorularını görmezden geliyorlardı. Sanki bir cesede muamele ediyorlardı.

Her seferinde verilen şeyin miktarı arttı. her seferinde vücudundaki etkisi de artıyordu. Daha acı verici oluyordu. Fakat neticede yorgunluktan başka bir etkisini görmemişlerdi. Arada bir beynini tamamen bulandıran düşünmesine bile izin vermeyecek bir tür başka ilaç veriyorlardı. Bir tür uyuşturucu olmalıydı acısını da azaltıyordu. Fakat kimliğini yitirmek ona kendine geldiğinde manevi bir acı veriyordu. Artık haykırmıyordu bile. Sadece teslim olmuş bekliyordu.

Yine onu hücresinden almaya gelmişlerdi. Bir keresinde direnmeyi denemişti. Bu haliyle imkansız olduğunu anlamıştı. Kim bilir başka neler vardı adamların elinde. Gözlerini tekrar bağlayarak yine aynı yere götürdüler. Aynı şekilde bağladılar. KApının gıcırtısından gittiklerini anladı.

"Yani basit bir şekilde söylemek gerekirse tesir etmesi için konağın bedenine bir anda yayılması gerekiyor gibi görünüyor aksi takdirde sıradan bir kan gibi çökelme bile yaratabiliyor."

Yine aynı adamın sesiydi buraya her geldiğinde onun bir şeyler yaptığını tahmin ediyordu.

Tekra kapının gıcırdadığını duydu. Odaya birkaç kişi girmiş olmalıydı.

"Sanıyorum bu kez son olacak Engin Bey. Ã?yle ya da böyle..."
Ne demek istemişti bu herif böyle. Bu sefer öldürmeye karar verdiklerini düşündü. Korkmalı mıydı memnun mu olmalıydı bilemiyoru. Soru sormak istedi. Cevap vermeyeceklerini biliyordu. Üstüne üstük ağzına o lanet kokulu şeyden tıkayabilirlerdi.

Üzerindeki artık leş gibi olmuş tişörtün yukarı doğru çekildiğini hissetti. Bıçak ya da ona benzer bir şeylekendisine zarar gelmeden kesilmiş olmalıydı daha sonra göğsü açıkta kalacak şekilde yırtıldı.

Bir tık tık sesi duydu. Artık bu sesi tanıyordu. Bir şeyler enjekte etmeden önce enjektöre vuruyor olmalıydı. Hep o zamandan önce geliyordu. Ama bu sefer koluna hiçbir şey taktıklarını hissetmemişlerdi. Ve göğsünü açmışlardı. Neler oluyordu?

Aniden göğsünün üstünde bir acı hissetti. Kalp krizi geçirebiliyor olacağını düşündü. Fakat acının dışarıdan geldiğine emindi. Bütün vücudu kasıldı. Aynı ilaç olmalıydı. Kafasında söylenenleri bütünleştirmeye başlamıştı... Fakat bünyesi buna dayanamadı. Son düşündüğü şey artık ölüyor olduğuydu.

Odasında derin bir nefes alarak uyandı. Sanki uzun zamandan sonra ilk kez nefes alıyordu. Mide bulantısı dayanılmazdı. Midesindeki azıcık şeyi de birkaç saniye sonra çıkarttı.

...

İşte böyle olmuştu. Hatıradığı sadece bunlardı. Mide bulantısı sadece biraz azalmıştı ama dayanılmaz kasılma nöbetleri gelmişti. Zaman zaman iğrenç bir renk alıyordu derisi. fakat garip bir şekilde geçiciydi. Ne yapmışlardı ona? Nasıl bir ilaçtı bu?

Yine bir kasılma nöbeti geçiriyordu. Dindirmek için yapabileceği bir şey bulamamıştı. Yattığı yerden yere düşmüştü. Dizlerinin üstüne kalkabildi. Yumruğunu sıkarak kolunu yukarı doğru kaldırdı. O anda gördüklerine inanamadı. Ellerinin üzeridnen garip şeyler çıkıyordu. İşte en sonunda bedeninin içinden garip bir şey dışarı çıkacaktı. İki santime kadar uzadılar. Fakat yorulup kendini sıkmayı bırakınca tamamen eski haline gelmişlerdi.

Engin hayretle kendini inceledi. Aynı şekilde kendini kasmayı denedi. Benzer bir şey olmuştu. Üstelik bu kez kendi kontrolünde gibiydi. Diğer eliyle dokunarak kontrol etti. Oldukça sertti. Üstelik sadece dikenler değil, kolunun tamamı...Kolunu yere vurmayı denedi hafifçe. Kırılgan gözükmüyordu. Daha fazla zorlamadı. Tekrar serbest bıraktı ve normal haline geri dönmüştü. İradesi tarafından kontrol edilebilir gibi gözüküyordu. Ama ne olduğunu henüz bilmiyordu...

Tanrı aşkına ne tür bir ilaçtı bu böyle...

Posted: Mon Aug 10, 2009 7:50 am
by catboy
"En sonunda yeteneği sergileyebilecek cesareti gösterdin." dedi sakince iblis.

"Bir iblis ait olmadığı bu boyutta eğer ele geçirecek bir insan bedeni bulamazsa acı çeker, bu yüzden tam tersi içinde bulunduğum beden beni o sonsuz acıdan koruyor." diye açıklama yaptı ardından.

"Hepiniz acınacak denli basit yetenekleri ortaya çıktığına göre bu aşamayı artık bitirebiliriz. Az sonra ilk görevinizi alacaksınız ve grubunuzun lideri Statham diye belirlendi. Biliyorsunuz dün yapılan sır belirleme testinde en mantıklı yanıtı o verdiği için ona bir rütbe verilecekti. Bunu sabitleyen madalyonda ona takıldı zaten. Neyse şimdi odadan çıkabilirsiniz."

Herkes iblisi bir daha görmemek umuduyla odadan çıktıktan sonra siyah bir cübbeli biriyle burun buruna geldiler. Bu sefer ki siyah cübbeli kişi Hüsnü Bey değildi. Hatta bir erkek bile değildi. Bir bayandı, genç bir bayan.

Yirmi yaşında bile olduğu söylenemezdi Gökçe'nin. Gözleri ise her erkeği etkileyebilecek derecede güzeldi. Saçları hakkında pek yorum yapılamazdı çünkü cübbe yüzünden seçilemiyordu.

"Sizinle tanışmak benim için büyük bir şeref. Gerçek ismimi tarikatın bana verdiği gizli bir görev dolayısıyla veremiyorum, bu yüzden bana Gökçe diye hitap edeceksiniz. İlk göreviniz ise beni buradan daha korunaklı bir yer olan bir malikaneye götürmek olacak, daha fazla ayrıntı veremem çünkü gizli görevimle alakalı."

Gökçe, saç rengini bile tahmin edilemez bir hale sokacak şekilde cübbesine iyice sarılırken: "Ã?nce odanıza gidip bir duş alın, temizlenin ardından da size verilen yeni kıyafetleri giyeceksiniz. Sonra da ilk tehlikeli görevinize çıkarsınız." diye açıkladı.

"Tabi herhangi bir sorunuz varsa memnuniyetle dinlemek isterim."