Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Kaosun Kalbi şovalyenin yokoluşuna pek şaşırmamıştı, zamanında kendisi de böyle bir deneyim yaşamıştı ve sadece gülümsedi. Sonra Brenne'ye dönerek;
"Zamanı geldiğinde Efendi haber verecek ancak işte o zaman yol gösterebilirim Brenne...
O zamana kadar tek yapabileceğimiz şey beklemek.."
"Zamanı geldiğinde Efendi haber verecek ancak işte o zaman yol gösterebilirim Brenne...
O zamana kadar tek yapabileceğimiz şey beklemek.."
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Beklemek mi?Bu çok saçma diye düşündü Brenne.Efendi geleceğimizi biliyordu peki şimdi bizi niye bekletsin ki?Tapınak kişisini kuşkulu kuşkulu süzdü ama eğer bu adam oyun oynuyorduysa bile en ufak bir açık vermiyordu.Sonra bu adamın bekletmekten ne gibi bir kazancı olabilir diye düşündü Brenne ama bir yanıt bulamadı.Bu bekleme işine biraz canı sıkılsa da efendinin istekleri bir emirdir ve sorgulanamaz diye geçirdi içinden.
-Pekala dediğin gibi olsun tapınak kişisi.Umarım bize tapınak hakkında bilgi vermekten de kaçınmazsın.Bu görkemli tapınak hakkında neler biliyorsun?
Bu sırada Brenne duvarlara işlenmiş figürlere ve tavandaki korku ve dehşet içerikli fresklere bakıyordu.Hemen her freskte cehennem yaratıklarının katliam ve dehşeti resmedilmişti.Bir tanesi ise diğerlerine göre çok daha ürkütücü ve heybetli resmedilmişti.
Bir başka freskte aynı cehennem yaratıkları bu heybetli olan karşısında diz çökmüşlerdi sanki bir bağlılık yada daha çok boyun eğme gibi.
"Efendi olmalı" diye mırıldandı Brenne,fresklere büyük hayranlıkla bakarken.
-Pekala dediğin gibi olsun tapınak kişisi.Umarım bize tapınak hakkında bilgi vermekten de kaçınmazsın.Bu görkemli tapınak hakkında neler biliyorsun?
Bu sırada Brenne duvarlara işlenmiş figürlere ve tavandaki korku ve dehşet içerikli fresklere bakıyordu.Hemen her freskte cehennem yaratıklarının katliam ve dehşeti resmedilmişti.Bir tanesi ise diğerlerine göre çok daha ürkütücü ve heybetli resmedilmişti.
Bir başka freskte aynı cehennem yaratıkları bu heybetli olan karşısında diz çökmüşlerdi sanki bir bağlılık yada daha çok boyun eğme gibi.
"Efendi olmalı" diye mırıldandı Brenne,fresklere büyük hayranlıkla bakarken.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Kafasını karıştıran kılıca yöneldi. Mavi kılıcı kavrayınca, sıcaktan ve o yoğun kan kokusundan kaynaklanan titremesi geçer gibi oldu. Zihni karmaşa ve karışık duygularla dolarken, bedeni bir nebze olsun rahatlamıştı... Derin bir nefes alan Tenthor, gözlerini kapadı ve seslendi. İşte isteğini tekrar gerçekleştirdim. Artık vaatlerini gerçekleştir!
Tenthor kılıcın garip kaşındıran hissiyle ürperdi ve kendini boyut kapısından yeniden geçerken buldu... Gerçekten bunlar olmuş muydu o da bilemiyordu fakat ellerindeki kan içerisindeki iki kılıç gerçekti...
Adeta sarhoş gibi hisseden zihnine rağmen vücudu müthiş bir güçle doluydu... Tapınakta diğerlerinin yanında buldu kendini... Karanlığın yaralarını taşıyan beş kişi tapınakta buluştular. Onların birleştiren sadece bir amaçları vardı, onları lanetleyeni bulmak...
...ve cehenneme girmeden önce son güvenli yapı olan tapınağın kapıları yavaşça gümbürdeyerek açılmaya başladı...
Adeta sarhoş gibi hisseden zihnine rağmen vücudu müthiş bir güçle doluydu... Tapınakta diğerlerinin yanında buldu kendini... Karanlığın yaralarını taşıyan beş kişi tapınakta buluştular. Onların birleştiren sadece bir amaçları vardı, onları lanetleyeni bulmak...
...ve cehenneme girmeden önce son güvenli yapı olan tapınağın kapıları yavaşça gümbürdeyerek açılmaya başladı...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Andero kendini kaosun kalbi olarak tanıtan Talon ve Brenne arasında geçen konuşmadan sıkılmaya başlamıştı. Burada daha fazla beklemek istemiyordu zira devam etmeliydiler. Belki bu Talon onlara yardımcı olabilirdi. "Olur mu ki?" diye düşündü Andero. "Daha önce haber vermeden ayrıldı, şimdi neden yardım etsin?". diye sordu kendi kendine. Aklında bir şeyler eksikti sanki. Neden yada nasıl olduğunu bilmiyordu ama aklı eski berraklığından uzaktı. Bunu düşünürken rahatça hissedebiliyordu. Bir şeylere takılıyordu düşünceleri zihni içinde. Nedenini çözemiyordu bir türlü. Kendini şu gün (gerçekten kaç gün olmuştu?) fiziksel olarak çok daha güçlü ama zihinsel olarak zayıf hissediyordu. Anlayamıyordu çoğu şeyi ki bu pek alışkın olduğu bir şey değildi.
Birden yanlarında beliren savaşçıyı görünce anlık bir irkilme yaşadı ve eli refleksif olarak kılıcına gitti. Sonra bunun az önce odanın diğer ucunda bir anlığına gözüne çarpan savaşçı olduğunu anlayınca elini kılıcından uzaklaştırdı. Adamı tanımıyordu ama burada bulunan insanların birbirlerine zarar vermeyeceğini seziyordu. Farklı amaçlar vardı ama kimse bu amaçlara tek başına erişecek güçte değildi.
Duyduğu sarsıntı hissi onu düşüncelerinden çıkarttı. Tapınağın kapısı gümbürdüyordu. "Neler oluyor?" diye düşündü. Siyah kılıcı kınından çıkarken sunduğu şıngırtıyla birlikte bir kaç saniye için elindeydi. Omzundan kalkanını aldı hemen ve sol koluna geçirdi. Ã?ıkarttığı gümbürtüye bakılırsa büyük bir şey geliyordu. Vücuduna adrenalin pompalandığını hissedebiliyordu. Klasik savaş hissi, savaşmanın verdiği heyecan damarlarında gezmeye başlamıştı bile. Bir iki adım geri çekildi. Kapıdan gireni görmek istiyordu öncelikle ve bu şekilde gruba daha yakın olarak deminki durumuna göre daha güvende olacaktı. Bu şekilde gelen bir şeyin dost olabileceğini düşünmedi bile. Bir an üstündeki zırha baktı. Hala kara alevlerle buram buram yanıyor gibi görünüyordu. Zırhın her yanından kara alev parçaları fışkırıyordu. "Esprini göreceğiz bakalım." dedi kendi kendine zırh için. Gözü bir an Efla'ya ve Brenne'e kaydı zira daha önce beraber çarpışmışlardı ama Talon ve şu yeni gelen savaşçıyla daha önce beraber bir savaşları olmamıştı. Beş kişi neler yapabileceklerini merak etti bir an. Savaş pozisyonu aldı kapıya doğru. Sol kolunda kalkanı sağ elinde kılıcı kapıdan geleni beklemeye başladı.
Birden yanlarında beliren savaşçıyı görünce anlık bir irkilme yaşadı ve eli refleksif olarak kılıcına gitti. Sonra bunun az önce odanın diğer ucunda bir anlığına gözüne çarpan savaşçı olduğunu anlayınca elini kılıcından uzaklaştırdı. Adamı tanımıyordu ama burada bulunan insanların birbirlerine zarar vermeyeceğini seziyordu. Farklı amaçlar vardı ama kimse bu amaçlara tek başına erişecek güçte değildi.
Duyduğu sarsıntı hissi onu düşüncelerinden çıkarttı. Tapınağın kapısı gümbürdüyordu. "Neler oluyor?" diye düşündü. Siyah kılıcı kınından çıkarken sunduğu şıngırtıyla birlikte bir kaç saniye için elindeydi. Omzundan kalkanını aldı hemen ve sol koluna geçirdi. Ã?ıkarttığı gümbürtüye bakılırsa büyük bir şey geliyordu. Vücuduna adrenalin pompalandığını hissedebiliyordu. Klasik savaş hissi, savaşmanın verdiği heyecan damarlarında gezmeye başlamıştı bile. Bir iki adım geri çekildi. Kapıdan gireni görmek istiyordu öncelikle ve bu şekilde gruba daha yakın olarak deminki durumuna göre daha güvende olacaktı. Bu şekilde gelen bir şeyin dost olabileceğini düşünmedi bile. Bir an üstündeki zırha baktı. Hala kara alevlerle buram buram yanıyor gibi görünüyordu. Zırhın her yanından kara alev parçaları fışkırıyordu. "Esprini göreceğiz bakalım." dedi kendi kendine zırh için. Gözü bir an Efla'ya ve Brenne'e kaydı zira daha önce beraber çarpışmışlardı ama Talon ve şu yeni gelen savaşçıyla daha önce beraber bir savaşları olmamıştı. Beş kişi neler yapabileceklerini merak etti bir an. Savaş pozisyonu aldı kapıya doğru. Sol kolunda kalkanı sağ elinde kılıcı kapıdan geleni beklemeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Brenne etrafı hayranlık içersinde inceliyordu.Efendinin yüceliğine hayran hayran bakıyordu.Kapılar yavaş yavaş ve gümbürdeyerek açılmaya başladı,sanki çok uzun zamandır açılmıyorlar gibi.Gözü Andero ya kaydı bir an omzunda kalkanı yükselirken kılıcı elinde belirmişti.Hemen sonrasında şövalyenin varlığını farketti ama şu an kapıdan gelen gürültü Brenne için daha önemliydi.Savaş olacağını hiç sanmıyordu özellikle efendinin tapınağında ama bir şeyler görebilmek umuduyla kapıya bakarken savaşçı Andero nun önünü açtı ve arkasına geçti.Biliyordu ki olası bir savaşta Andero ya güvenebilirdi.Tapınak kişisine baktı ne yapacağını merakla izledi,kapının aralığı genişledikçe Brenne nin heyecanı da artıyordu.Elindeki asaya ve üzerindeki pelerine baktı,sonra kendine güveni arttı.Başı ve vücudu dikleşti,gelen her neyse onunla yüzleşmek istercesine öne doğru adım attı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Kaosun kalbi ve Breene konuşuyorlardı. Bunu ilk önce ağız hareketlerinden anlayabiliyordu. Daha sonra birşey oldu. Birşeyler duyuyordu sanki. Zihninde yankılanan çığlıklar gibi gelmişti daha önce. Zihninde miydi emin olamadı. Elini kulağına götürdü. Evet sesler sadece zihninde değildi. Ziziksel duyma duyusu geri gelmişti. Bu iyiydi. Yavaş yavaş sesler açıldı. Bir süre sonra eskisi gibi duyabileceğini tahmin etti. Aralarında geçen konuşma da Efla yı pek ilgilandirmiyordu. Daha ziyade kendi düşüncelerinin içinde yüzüyordu. Geçmişine bir bakış atmak için kullanmıştı bu zamanı. Sabırsızlanmıyordu da sadece bekliyordu. Biliyordu ki zaman gelecekti.
Ve Tenthor'un boyut kapısından geçtiğini gördü. Bekledikleri şeyin bu olduğunu anladı o anda. Sonra kapılar gümbürdeyerek açılıyordu. Her yer inledi ve titredi. Sesler sanki birşeyin habercisi geldi gibi Efla'ya bunun gibi bir kapı yok yere koyulmazdı. Birşeyler bekliyordu. Herkes birden hazırlanmaya başlamıştı. Elindeki yüzüğe tekar baktı. Neye yarıyordu bu? Bu da zamana bırakacağı birşeydi. Andero'nun hazır olduğunu gördü. Hala değişmeyen şeyler vardı. Andero'nun arkasına yerini aldı. Güvenebileceği biriydi her zaman için. Hala değişmeyen birşeydi bu. Birçok sefer beraber savaşmışlardı. Bunun verdiğin bir avantaj vardı kuşkusuz. Ama artık daha fazlası vardı. Andero'nun arkasında durdu. Karşılıklı bir yarar sağlıyorlardı birbirlerine. Birçok bakımdan... "Her zamanki gibi..." diye düşündü. Ama bu düşünce sadece kendi zihninde değildi bu sefer. Andero'nun bilincinde de oluşmuştu. Bu çok büyük bir lütuftu Efla için. Konuşmaya gerek duymadan zihinsel temas çok işe yarardı. Andero'nun ise sadece Efla'nın bilmesine izin vermesi gerekiyordu.
Başını yukarı kaldırdı meydan okurcasına. Bakışlarını açılan kapıya yöneltti. Zaman yavaşça akıp gidiyordu. ve kaçınılmazı ayaklarının dibine getiriyordu. Ama Efla kendine güveniyordu. Ã?ünkü o seçilmişti. Biliyordu ki aptallık affedilmeyecekti. Bedeli ölümden fazla olacaktı. Ama koastan güç almıştı. bunu O yapmıştı. Burada ise kaos hiçbir zaman hissetmediği kadar vardı. Eline baktı. Zihnini berraklaştırmaya çalışıyordu gelecek olan mücadele için. Gücünü hissetti ve bundan haz aldı. Parmağındaki yüzüğün ise ne işe yaradığını tekrar merak etti. Büyük kapı ise gümbürdeyerek açılıyordu.
Ve Tenthor'un boyut kapısından geçtiğini gördü. Bekledikleri şeyin bu olduğunu anladı o anda. Sonra kapılar gümbürdeyerek açılıyordu. Her yer inledi ve titredi. Sesler sanki birşeyin habercisi geldi gibi Efla'ya bunun gibi bir kapı yok yere koyulmazdı. Birşeyler bekliyordu. Herkes birden hazırlanmaya başlamıştı. Elindeki yüzüğe tekar baktı. Neye yarıyordu bu? Bu da zamana bırakacağı birşeydi. Andero'nun hazır olduğunu gördü. Hala değişmeyen şeyler vardı. Andero'nun arkasına yerini aldı. Güvenebileceği biriydi her zaman için. Hala değişmeyen birşeydi bu. Birçok sefer beraber savaşmışlardı. Bunun verdiğin bir avantaj vardı kuşkusuz. Ama artık daha fazlası vardı. Andero'nun arkasında durdu. Karşılıklı bir yarar sağlıyorlardı birbirlerine. Birçok bakımdan... "Her zamanki gibi..." diye düşündü. Ama bu düşünce sadece kendi zihninde değildi bu sefer. Andero'nun bilincinde de oluşmuştu. Bu çok büyük bir lütuftu Efla için. Konuşmaya gerek duymadan zihinsel temas çok işe yarardı. Andero'nun ise sadece Efla'nın bilmesine izin vermesi gerekiyordu.
Başını yukarı kaldırdı meydan okurcasına. Bakışlarını açılan kapıya yöneltti. Zaman yavaşça akıp gidiyordu. ve kaçınılmazı ayaklarının dibine getiriyordu. Ama Efla kendine güveniyordu. Ã?ünkü o seçilmişti. Biliyordu ki aptallık affedilmeyecekti. Bedeli ölümden fazla olacaktı. Ama koastan güç almıştı. bunu O yapmıştı. Burada ise kaos hiçbir zaman hissetmediği kadar vardı. Eline baktı. Zihnini berraklaştırmaya çalışıyordu gelecek olan mücadele için. Gücünü hissetti ve bundan haz aldı. Parmağındaki yüzüğün ise ne işe yaradığını tekrar merak etti. Büyük kapı ise gümbürdeyerek açılıyordu.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Kapılar açılırken, yeryüzünün kemikleri adeta inliyordu... Yalnızca bir ışık vardı... Gözleri kör edecek kadar aydınlık bir ışık...
Tapınakta biraraya gelenler bu garip etkiden kurtulduklarında dışarıda kırmızı bir gökyüzü ve kara-kırmızı topraklar gördüler. Toprak kanla ıslanmıştı. Her yer kan ve ölüm kokuyordu. Zehir ciğerlerine bir daha çıkmamak üzere yerleştiğinde, hastalık artık onları sonsuza kadar avlayacaktı...
Sonsuz platolar boyunca dehşet verici varlıklar ordular birbirleriyle savaşıyordu. Gökyüzü, yeryüzü, ölüm ve yıkım doluydu. Kaos'un peygamberi Brenne ileride gökyüzünü yaran kara girdabı görmüştü. Gitmeleri gereken yer orasıydı. Sözler artık bir anlam ifade etmiyordu bu ölümlüler için. Kaos'un kalbi Talon ödülünü almak için bu zavallılara yardım etmek zorundaydı. Kara Alev'in Tanrı'sının emri buydu.
Bu korkunç yerde hiç bir yer sabit değildi sürekli bir değişim ve başkalaşım geçiriyordu. Değişmeyen tek yer girdabın merkeziydi. Bazen yürüdükleri patikalar dağlara, bazense uçurumlara dönüşüyordu. Midelerini ve ciğerlerini yakan her nefes onları ölüme biraz daha yaklaştırıyordu; fakat bu işkence Karanlığın yoluna giden basit bir adımdan fazlası değildi. Dev ve tehlikeli varlıklar ya onları görmediler, ya da gördülerse de önemsemediler. Etraflarında gördükleri her ayrıntı dehşet, korku ve deliliğe birer davetiye gibiydi.
Sonunda girdabın ortaya çıktığı dev çukura vardıklarında zaman yer ve mesafe kavramları tamamen yok olmuştu. Zihinleri ne kadar zamandır kendinde değildi onlar da bilemiyordu. Tek bildikleri bir amaçları olduğu ve amaç için savaşmaları gerektiğiydi...
Görme yeteneklerinin izin verdiği kadarıyla girdabın tam altında duran dev bir heykel vardı. Dev çukurun merkeze giden 5 tane yolu vardı. Brenne bir an duraksadı... Bu kadar kolay olamazdı...
"Gölü besle... Yolu takip et... Bana gel..."
Talon da bu yollar hakkında bilgisizdi... Yeni formuna geçerken merkeze ulaşmıştı fakat diğerlerinin nasıl güvende gideceğini bilmiyordu... Etraflarındaki diğer varlıklar ya uçuyor ya da yerçekimi kanunlarını umursamıyorlardı. Yollara yakın deliklerden sıcak buharlar püskürüyordu ve yer sürekli volkanlar ve depremlerle sarsılıyordu.
Brenne efendiye ulaşmayı denedi. Fakat hiç bir cevap alamadı. Seçiminde yalnız kalmıştı... Onlara en yakın olan yola yöneldi... Seçim yapmak için elinde hiç bir bilgi yoktu ve sürekli ölüyor gibiydiler, o halde durup düşünerek ölümü beklemenin de anlamı yoktu.
Yolda ilerlerken hortuma daha da yaklaştılar ve sonunda karmaşık dev bir rünün yanına geldiler. Lav nehrinden yapılmış rünlerden metreler boyunda alevler yükseliyordu. Efla, Talon ve Brenne merkezin çevresindeki rünlerden bir tür gardiyandan bahsediliyordu...
Bu sırada alevlerin arasından bir yaratık ortaya çıktı ve 5 kişiye doğru ilerledi... Bu korkunç yere girdiklerinden beri onları farkeden ilk varlık önlerinde 6 metre boyunda yükselen bir iblisti.

Yaratık havayı kokladı... "Hmmm, insan eti... Uzun zamandır sizi bekliyordum... Ne yazıkki yolculuğunuz burada sona eriyor, çünkü "O"na giden yollardan en zorunu seçtiniz... Ölmeden önce son bir dileğiniz var mı ölümlüler?"
Tapınakta biraraya gelenler bu garip etkiden kurtulduklarında dışarıda kırmızı bir gökyüzü ve kara-kırmızı topraklar gördüler. Toprak kanla ıslanmıştı. Her yer kan ve ölüm kokuyordu. Zehir ciğerlerine bir daha çıkmamak üzere yerleştiğinde, hastalık artık onları sonsuza kadar avlayacaktı...
Sonsuz platolar boyunca dehşet verici varlıklar ordular birbirleriyle savaşıyordu. Gökyüzü, yeryüzü, ölüm ve yıkım doluydu. Kaos'un peygamberi Brenne ileride gökyüzünü yaran kara girdabı görmüştü. Gitmeleri gereken yer orasıydı. Sözler artık bir anlam ifade etmiyordu bu ölümlüler için. Kaos'un kalbi Talon ödülünü almak için bu zavallılara yardım etmek zorundaydı. Kara Alev'in Tanrı'sının emri buydu.
Bu korkunç yerde hiç bir yer sabit değildi sürekli bir değişim ve başkalaşım geçiriyordu. Değişmeyen tek yer girdabın merkeziydi. Bazen yürüdükleri patikalar dağlara, bazense uçurumlara dönüşüyordu. Midelerini ve ciğerlerini yakan her nefes onları ölüme biraz daha yaklaştırıyordu; fakat bu işkence Karanlığın yoluna giden basit bir adımdan fazlası değildi. Dev ve tehlikeli varlıklar ya onları görmediler, ya da gördülerse de önemsemediler. Etraflarında gördükleri her ayrıntı dehşet, korku ve deliliğe birer davetiye gibiydi.
Sonunda girdabın ortaya çıktığı dev çukura vardıklarında zaman yer ve mesafe kavramları tamamen yok olmuştu. Zihinleri ne kadar zamandır kendinde değildi onlar da bilemiyordu. Tek bildikleri bir amaçları olduğu ve amaç için savaşmaları gerektiğiydi...
Görme yeteneklerinin izin verdiği kadarıyla girdabın tam altında duran dev bir heykel vardı. Dev çukurun merkeze giden 5 tane yolu vardı. Brenne bir an duraksadı... Bu kadar kolay olamazdı...
"Gölü besle... Yolu takip et... Bana gel..."
Talon da bu yollar hakkında bilgisizdi... Yeni formuna geçerken merkeze ulaşmıştı fakat diğerlerinin nasıl güvende gideceğini bilmiyordu... Etraflarındaki diğer varlıklar ya uçuyor ya da yerçekimi kanunlarını umursamıyorlardı. Yollara yakın deliklerden sıcak buharlar püskürüyordu ve yer sürekli volkanlar ve depremlerle sarsılıyordu.
Brenne efendiye ulaşmayı denedi. Fakat hiç bir cevap alamadı. Seçiminde yalnız kalmıştı... Onlara en yakın olan yola yöneldi... Seçim yapmak için elinde hiç bir bilgi yoktu ve sürekli ölüyor gibiydiler, o halde durup düşünerek ölümü beklemenin de anlamı yoktu.
Yolda ilerlerken hortuma daha da yaklaştılar ve sonunda karmaşık dev bir rünün yanına geldiler. Lav nehrinden yapılmış rünlerden metreler boyunda alevler yükseliyordu. Efla, Talon ve Brenne merkezin çevresindeki rünlerden bir tür gardiyandan bahsediliyordu...
Bu sırada alevlerin arasından bir yaratık ortaya çıktı ve 5 kişiye doğru ilerledi... Bu korkunç yere girdiklerinden beri onları farkeden ilk varlık önlerinde 6 metre boyunda yükselen bir iblisti.

Yaratık havayı kokladı... "Hmmm, insan eti... Uzun zamandır sizi bekliyordum... Ne yazıkki yolculuğunuz burada sona eriyor, çünkü "O"na giden yollardan en zorunu seçtiniz... Ölmeden önce son bir dileğiniz var mı ölümlüler?"
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Tapınaktan ayrıldıkları zamandan beri kontrolünü hiç elden bırakmamıştı. Kapılar onlar için açıldığında görmüşlerdi geldikleri yerin gerçek yüzünü. Değişimin ta kendisinin vahşetle yaşandığı bu yerde son bulacaktı maceraları iyi yada kötü. Yaratıkların onları önemsememesi garip gelmişti Andero'ya ama onlardan korkmuyordu. Kendisine güveniyordu. Eğer onu istiyorlarsa bunun bedelini öderlerdi. 5 kişi ilerlediler uzaklarda görülen kara girdaba. Ne kadar zamanda vardıklarını bilmiyordu buraya zira günler olabileceği gibi saatlerde olabilirdi ama açlık hissetmemesi ikincisini daha olası kılıyordu onun için.
Yerin sarsıntılarına ayak uydurmaya çalışırken Brenne'in girdabın altındaki yollardan birine yönelişini gördü. Buraya kadar hep onu takip etmişlerdi ve sonuçta istediklere yere gelmişlerdi. Andero yine Brenne'i takip etmeye başladı. Buraya kadar hiçbir şeyle karşılaşmamışlardı ama yinede güveni elden bırakmamak akıllıcaydı. Kalkanı ve kılıcı hazır bir şekilde ilerledi.
Garip bir yere gelmişlerdi. Duvardaki simgelere baktı Andero. Hiçbir şey anlamamıştı açıkcası ama etkileyici oldukları açıktı. Alevler duvarları aydınlatıyor, hafif gölge oyunları sunuyordu. Sonra, alevlerin arasından çıkanı gördü bir anda. Refleksif olarak geri sıçradı zira karşısındaki şey onun üç katı büyüklüğündeydi. Yüzünü buruşturdu, "çirkin" diye düşündü. Ama bu elbette sonucu değiştirmezdi. Yeni kurbanı buydu demek ki. Peki, onun için farketmezdi bir elf, bir insan, bir iblis yada başka herhangi bir şey. Yüzüne bir gülümseme yayıldı. Ã?etin bir savaş olacaktı bu. Hafifçe eğilerek kılıcını elinde çember çizecek şekilde iki kere çevirirken Brenne ve Efla'yı arkasına alacak şekilde pozisyon aldı. Zira büyücülerin büyüleri için zamana ve rahatlığa ihtiyacı vardı. Bu yaratıktan korkmuyordu, kendisine güveni tamdı ama yinede en az kayıp için buradaki bu beş kişinin koordineli çalışması gerektiğini hissedebiliyordu. O'na giden en zor yol demişti iblis. O zaman burayı geçmek artık onun için ilk amaçtı.
Yerin sarsıntılarına ayak uydurmaya çalışırken Brenne'in girdabın altındaki yollardan birine yönelişini gördü. Buraya kadar hep onu takip etmişlerdi ve sonuçta istediklere yere gelmişlerdi. Andero yine Brenne'i takip etmeye başladı. Buraya kadar hiçbir şeyle karşılaşmamışlardı ama yinede güveni elden bırakmamak akıllıcaydı. Kalkanı ve kılıcı hazır bir şekilde ilerledi.
Garip bir yere gelmişlerdi. Duvardaki simgelere baktı Andero. Hiçbir şey anlamamıştı açıkcası ama etkileyici oldukları açıktı. Alevler duvarları aydınlatıyor, hafif gölge oyunları sunuyordu. Sonra, alevlerin arasından çıkanı gördü bir anda. Refleksif olarak geri sıçradı zira karşısındaki şey onun üç katı büyüklüğündeydi. Yüzünü buruşturdu, "çirkin" diye düşündü. Ama bu elbette sonucu değiştirmezdi. Yeni kurbanı buydu demek ki. Peki, onun için farketmezdi bir elf, bir insan, bir iblis yada başka herhangi bir şey. Yüzüne bir gülümseme yayıldı. Ã?etin bir savaş olacaktı bu. Hafifçe eğilerek kılıcını elinde çember çizecek şekilde iki kere çevirirken Brenne ve Efla'yı arkasına alacak şekilde pozisyon aldı. Zira büyücülerin büyüleri için zamana ve rahatlığa ihtiyacı vardı. Bu yaratıktan korkmuyordu, kendisine güveni tamdı ama yinede en az kayıp için buradaki bu beş kişinin koordineli çalışması gerektiğini hissedebiliyordu. O'na giden en zor yol demişti iblis. O zaman burayı geçmek artık onun için ilk amaçtı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Talon yaratığın tüm heybeti ile karşılarına dikilmesini seyretti..Neler yapılabileceğini kısa bir süre aklından geçirdikten sonra ne yapması gerektiğine karar vermişti...Efendi ona bu insanlara kendisine gelmeleri için yardım edip yol göstermesini istemişti, peki ama bu iblis niçin efendinin iradesine karşı çıkıyordu, ya da belki efendinin emirlerini yerine getiriyordu, belkide son sınawdı bu...
Talon son kez yaratığı süzdü ve
"Efendi ile aramızdaki yola girmek gibi bir gaflette bulunma sefil iblis, Ben efendinin ilk seçilmişi Kaosun Kalbiyim, efendinin bir parçası benim içimde, sen ne cüretle benim misyonumu engellemeye çalışıyorsun...Haddini bil , sözlerime boyun ey ve bizi efendiye götür, yoksa senin görevin burda bitecek.."
(Dominate)
Talon son kez yaratığı süzdü ve
"Efendi ile aramızdaki yola girmek gibi bir gaflette bulunma sefil iblis, Ben efendinin ilk seçilmişi Kaosun Kalbiyim, efendinin bir parçası benim içimde, sen ne cüretle benim misyonumu engellemeye çalışıyorsun...Haddini bil , sözlerime boyun ey ve bizi efendiye götür, yoksa senin görevin burda bitecek.."
(Dominate)
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Brenne tapınaktan buraya kadar olan yol boyunca etraftaki iblislerin hiç bitmeyen savaşlarını ve kaosu görünce hiç şaşırmamıştı.Ã?ünkü bunlar sürekli rüyalarında ve efendiyle zihinsel iletişim kurmaya çalıştığı anlarda gördükleri ile aynıydı.Brenne her adımında daha da hızlanıyordu çünkü her adım efendiyle olan mesafesini daha da kısaltıyordu.şimdi ise seçtiği son yoldan sonra karşılarına dikilmiş olan bu iblise baktı.O'nu geçmenin tek yolunun onu yoketmek olduğunu biliyordu ve gerekirse bunu yapacaktı.Ama şimdi tapınak kişisi bu iblisle konuşuyordu.Eğer o da işe yaramazsa muhtemel savaş şimdiye kadar ki en zorlu sınavları olacak gibiydi.Elindeki asaya baktı,yapabileceği şeyleri tarttı.Ama bu tür bir iblisle ilk kez karşılaşıyordu ve temkinli olmalıydı.
-Siz kapalı gözler uyanın ve efendinize itaat edin benim için yolu açın!
Umutsuzca bir işe yarayıp yaramayacağına bakıyordu.Bir yandan da elleri büyü bileşenlerine uzanıyordu.
-Siz kapalı gözler uyanın ve efendinize itaat edin benim için yolu açın!
Umutsuzca bir işe yarayıp yaramayacağına bakıyordu.Bir yandan da elleri büyü bileşenlerine uzanıyordu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Kapının açılmasını bekledi. Duyduğu ses çok derinden ve çok fazlaydı. Yeni duymaya başlayan kualkalrını fazlasıyla rahatsız etmişti. Kulaklarını kapamadı çünkü her duruma karşı hazır olmalıydı.. En sonunda devasa taş kapılar durdu. Yerleri bile titreten ses de... Etrafı daha iyi duyabiliyordu. Ama kulaklarında bir engel varmış gibi hissetti kendini bir süre. Bir süre sonra içeriye yayılan koku iyiden iyiye hissedildi. Kan kokusu... Midesinin bulandığını hissetti Efla. Son zamanlarda çok ölüm göse de çok alışkın sayılmazdı. Ama kusmasını engelleyecek kadar alışmıştı. Ve gelen hava ciğerleri dağlıyordu sanki. Zayıf bedeni dayanamadı ve bir süre öksürük krizine girdi. Ama hiç birşey yokmuş gibi ilerlemeye devam etti. Nefes almak o kadar kolay olmasa da artık öksürmüyordu. Kulakları uğuldamaya başlamıştı. İnceden bir ses çınlıyodu kulaklarında. Ama şikayet etmiyordu. Yapması gerektiği gibi yürüyordu. Kaosun Peygamberi'ni takip ediyordu, önceden yaptığı gibi. Onları bu yere getiren kişiyi... Yüreğinde korku kıpırtıları oluşuyordu. Fakat aldırmıyordu Efla. Garip bir şekilde bunlarla yaşamaya alışmıştı. Bu yüzden kıpırtılar sönüyordu yeniden. Normal hayatta en çok korkabileceği şeylerden birinin içindeydi zaten. Buraya gelmeyi ise neredeyse kendi tercih etmişti. Ve yine garip bir şekilde bu lkabusların ötesindeki yerde kendini güçlü hissediyordu. Kaosu hissetti. Güç aldığı kaosu. Ve bu güç ve zevk hepsinden üstündü. Ã?yle ki bedeninin verdiği işkenceelr umrunda değildi.
Girdap, heykel, yollar hepsi teker teker göründü. Ve nihayetinde o yaratık. Rünlerde bahsedilen gardiyan. İnsan etinden bahsediyordu. O'nun hizmetinde olsaydı onları öldürmeye çalışmazdı. Ya da onun hizmetindeydi ve onları test etmek için yolanmıştı. Yani bütün olasılıklarda onunla savaşmak zorunda kalacaklarını düşündü Efla. Kaosun Kalbi'nin iblisi etkilme girişimini ise gereksiz olarak nitelendirmişti bu yüzden. Faydasız olacaktı...Kendisi vakit kaybetmeden yerini aldı. Andero ona her zamanki korumayı sağlardı. Büyüsünü yapmak için hazırdı. Kaos ona güç veriyordu. Bunun verdiği rahatlık vardı zihninde. İblisin getirdiği korku fazla etkilemiş sayılmazdı. Elindeki yüzüğe dikkat etti tekrar. Eğer sana ulaşmamızı istiyorsan hediyelerinin marifetini görmemize izin ver diye düşündü. Bir düşünceydi. Ama eğer konuşabilseydi bir fısıltı olurdu. Bu yüzüğün bir avantaj olduğunu düşünse de hiçbir şeyi onun üzerine kurarak yapmayacaktı. Ã?ünkü bu ahmaklık olurdu. şimdi ise zihni berraktı. Büyüsü için gereken herşey vardı...
Girdap, heykel, yollar hepsi teker teker göründü. Ve nihayetinde o yaratık. Rünlerde bahsedilen gardiyan. İnsan etinden bahsediyordu. O'nun hizmetinde olsaydı onları öldürmeye çalışmazdı. Ya da onun hizmetindeydi ve onları test etmek için yolanmıştı. Yani bütün olasılıklarda onunla savaşmak zorunda kalacaklarını düşündü Efla. Kaosun Kalbi'nin iblisi etkilme girişimini ise gereksiz olarak nitelendirmişti bu yüzden. Faydasız olacaktı...Kendisi vakit kaybetmeden yerini aldı. Andero ona her zamanki korumayı sağlardı. Büyüsünü yapmak için hazırdı. Kaos ona güç veriyordu. Bunun verdiği rahatlık vardı zihninde. İblisin getirdiği korku fazla etkilemiş sayılmazdı. Elindeki yüzüğe dikkat etti tekrar. Eğer sana ulaşmamızı istiyorsan hediyelerinin marifetini görmemize izin ver diye düşündü. Bir düşünceydi. Ama eğer konuşabilseydi bir fısıltı olurdu. Bu yüzüğün bir avantaj olduğunu düşünse de hiçbir şeyi onun üzerine kurarak yapmayacaktı. Ã?ünkü bu ahmaklık olurdu. şimdi ise zihni berraktı. Büyüsü için gereken herşey vardı...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tıpkı diğerleri gibi Tenthor da büyücüyü izlemişti. Etrafındaki katıksız dehşet -kanla ıslajnmış topraklar, lav çukurları, birbiriyle savaşan şekilsiz yaratıklar- tüylerini ürpertirken o sakinliğini korumaya çalışmış ve diğerlerini takip etmişti. Bundan hoşlanmasa da, ve kabul etmesi zor da olsa kaderi onlarla bağlıydı...
Seçtikleri yolda ilerlerken girdaba iyice yanaşmışlardı ki, devasa bir iblis yollarını çıktı. Diğerleri de en az Tenthor kadar şaşkın görünüyordu. Eskiden Talon diye adlandırılan kişi yaratığa seslenirken, savaşçı görünümlü adam büyücülerin önünde pozisyon almıştı... Tenthor da, yeni edindiği kılıcı çekerek onun yanına geldi, buradan sağ çıkmak istiyorsak bir ekip gibi davranmalıyız dedi kendi kendine...
Seçtikleri yolda ilerlerken girdaba iyice yanaşmışlardı ki, devasa bir iblis yollarını çıktı. Diğerleri de en az Tenthor kadar şaşkın görünüyordu. Eskiden Talon diye adlandırılan kişi yaratığa seslenirken, savaşçı görünümlü adam büyücülerin önünde pozisyon almıştı... Tenthor da, yeni edindiği kılıcı çekerek onun yanına geldi, buradan sağ çıkmak istiyorsak bir ekip gibi davranmalıyız dedi kendi kendine...
"*Basit* yönetme büyülerin faydasız savaşçı... Yoldayken sizi defalarca kez öldürebilirdim; fakat *O* size beni görmeniz için bir şans vermemi emretti. Son dileğiniz olmadığına göre sözlerin daha fazla bir anlamı kalmıyor..."
Sinirle methanetini yitiren Talon içinde öfke ve kaosun yükseldiğini hissetti. Gözlerini kan bürürken, bir anda kılıçlarını çekip dev yaratığa tüm hızıyla saldırdı. İblisin taş kadar sert derisini deşen kılıcı derin bir yarık açtı iblisin vücudunda, bu sırada yaratık dev kıskaçlarından biriyle Talon'u belinden yakaladı ve kıstırdı. Talon 4-5 kaburgasının kırılma sesini duydu fakat acı içinde bağırmak için yeterince insan değildi. Acı yalnızca yoğun ve kaçınılması gereken bir duyguydu ve verilebilecek tek reaksiyon ondan kurtulmaktı.
Bu sırada büyücü Efla yoldaşı Andero'yu taş kadar sert yapacak olan büyüsüne başladı. Brenne telepatik sesleri yeniden duydu. "Ne yapalım?", "Nasıl yani efendi, ben annamadı...", "Büyü yapacaksınız büyü" diye çıkıştı başka bir tanesi, "Ama ne büyüsü yapalım ben bilmiyor? Efendi söylemedi ki...". Bu garip tartışma ve kakafoninin bir yere varmayacağını anlayan Brenne, korkunç cehenneme girdiklerinden beri kaosun özünden zihnine yeniden dolan yıldırım büyüsünü yapmaya başladı. Kaos'un hizmetkarı eski adıyla Talon zarar görecekti fakat yenilmeyi göze alamazdı. Bu kadar ilerlemişken yenilemezdi, bu kadar çok fedakarlıktan sonra ödülünden vazgeçemezdi!
Andero savaş pozisyonunda beklerken yanından fırlayan adamı görünce şok olmuştu. Bir bildiği olduğuna karar verse de, adamın kırılan kemiklerinin sesi adeta yankılanmıştı. Yaratığı yenmek için birlik olmaları gerekiyordu. Bu sırada Efla'nın örümcekimsi büülü sözlerini işitti. Efla'yla birlik olduklarında onları kimse yenemezdi. Varsın yeni katılan ölsündü.
Tenthor öne atılan adamı umursamıyordu fakat onun yarattığı kaosu kendine şans yaratmak için kullanabilirdi. Yaratığı arkadan sarmak için sola doğru açılmaya başladı. Fakat dev iblis çoktan onun ne yapmak isteidğini anlamıştı ve kıskaçlarından biri de onun vücudunu sardı. Tenthor acıyla bağırdı. Sol kolu ve omzu bir anda kırılmıştı. İblis garip şekilde çığlık attı. Andero bir anda kendini bir boşlukta buldu. Aşağı doğru düşüyordu. Ellerini kollarını savuruyor fakat düşmesini engelleyemiyordu. Gruptakiler Andero'nun hareketsiz bir şekilde durduğunu ve garip bir şekilde kendi kendine konuştuğunu fark ettiler.
Bu sırada Brenne'nin elinden fırlayan yıldırım yaratığa çarparak Andero'yu ısırmak için yaptığı saldırıyı bir nebze de olsa yavaşlatmıştı. Fakat iblisin kıskaçlarındaki Talon ve Tenthor da mavi kıvılcımların onları yaktığını hissettiler. Brenne karşısında bir ordu durduğunu gördü. Zırhlı atlılar onun üzerine doğru dört nala koşuyorlardı. Brenne hiç bir şey yapamayacak kadar çaresizdi ve tüm gücüyle onlardan kaçmaya başladı.
Brenne iblisten kaçmaya başlarken Efla büyüsünü tamamlamıştı. Zihninde garip bir değişim hissetti, fakat şans eseri yaratığın bu garip büyüsü onu etkilememişti. Andero'nun derisi taşa dönüşürken iblis onu dişlerinin arasına aldı ve pençeleriyle vücudunu yaraladı. Andero'nun ölmesini engelleyen taş cildi ve kara alevler içinde yanan zırhı olmuştu.
Tenthor sol kolundaki kalkanı umutsuzca serbest bıraktı ve sağ elindeki garip soğuk kılıca fısıldadı: "Kurban ediyorum..." Tenthor vücudu zayıf düşüp yaşamı gücü emilirken kılıcını yaratığın ensesine şiddetle sapladı, iblis acıyla inledi fakat kılıcın garip güçleri yaratığa hasar vermek yerine onu iyileştirmişti. Tenthor öfkeyle kılıcı kenara fırlattı ve öldürdüğü rakibi Tudor'un kılıcını çekti.
Talon iblisin korkunç kuvvetine hayret etmişti. Yeşil zehirli bir gaza dönüşerek kıskaçlardan kurtuldu ve yaratığın arkasında maddeleşti. Yaratığın bacaklarının arkasına tüm gücüyle saldırdı. Baldırda açılan büyük bir yara, kaval kemiğini delen bir kılıç darbesi, ve diz arka bağlarına açılan büyük bir yara iblisi diz çökmeye zorladı. İblis diğer kıskacındaki Tenthor'un kılıç darbesine tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. İki kıskacının tam arasını yaran kılıç darbesiyle Tenthor serbest kalıp yere düştü. Ağır zırhına rağmen dengesini kurdu ve yaratığın alt kollarından birini sırtından itibaren kesmek için saldırdı. Kılıç havada ıslıklar çalarken kısa kılıç yaratığa hiç değmemiş gibi hafif gelmişti. Fakat acı içinde bağıran iblisin kolu sırtından koparak yere düştü.
Bu sırada Efla diğerlerini etkileyen büyünün *confusion* olduğunu anladı ve büyüyü bozmak için gerekli sözleri söylemeye başladı. Korku içinde büyünün Andero'ya yaptığı *stoneskin* büyüsünü etkilememesini umuyordu. Garip bir enerji vücudunda kımıldadı. Etrafındaki savaş ölüm ve değişimden güç emdi. Brenne ve Andero yaratığın kafa karıştıran büyüsünden kurtuldular fakat Andero'nun üzerindeki *stoneskin* büyüsü hala duruyordu. Efla fiziksel olarak onu yoran bu büyü yüzünden dizlerinin üzerine çöktü...
Andero vücuduna kenetlenmiş dişleri görünce korku ve dehşet içerisinde kalkanını düşürdü ve kılıcını tüm gücüyle havaya kaldırdı. Kılıç yaratığın tam gözüne girerken, kanı Andero'yu suladı ve gözüne yüzüne ağzına sıçradı. Müthiş bir acı, korkunç bir zehir Andero'yu hareketsiz ve bilinçsiz bir şekilde yere yıktı. Kör olmuş iblis Anderoyu çenesiyle ileri fırlatırken Kıskaçlarından biriyle Tenthor'u yakaladı ve Efla'nın tam üzerine fırlattı. Efla ve Tenthor yere yıkılırken arkasında hissetiği acıya cevap vermek için hışımla o tarafa doğru saldırdı.
Talon üzerine körlemesine saldıran dev iblisten kaçmak için kılıcıyla kendini savunmaya çalışsa da dayanmak imkansız gibiydi. İblis üzerine basıp onu yere yıktı ve bir sağ kolunu kopardı. Sol bacağındaki kemikleri tuz buz etti ve yere yıktığı düşmanını dişleriyle yakaladı. Talon acıya katlansa da yenilginin Efendi'yi tatmin etmeyeceğini düşündü soğuk bir şekilde ve ağzını açıp yaratığın ruhunu emmek için kaostan yardım dilendi.
Brenne'nin üzerindeki korkunç korku kalkmıştı. şaşkınlıkla arkasında bıraktığı ve *Efendi*ye götürmeye söz verdiği adamlara baktı. Onları ölüme terk edecekti neredeyse. Canları umrunda değildi; fakat efendinin memnuniyetsizliğinin onun için ne kadar korkunç bir sona yol açacağı tahmin etmek bile istemiyordu. Cebinden parşömeni çıkardı ve okumaya başladı...
Parşömenin son sözlerini okuduğunda Brenne şok içerisinde yaptığı şeyden korktu. Kör göz boşlukları sonuna kadar açıldı... "Ben ne yaptım?" diye fısıldayabildi sadece. Karanlığın içinde binlerce silah ve pençe darbesi vücudunu parçalarken acı dayanılmaz derecede büyüktü. Fakat aynı etki iblisin üzerinde de oluşuyordu. İblis'e çarpan görünmez binlerce saldırı sırtını delip geçerken içorganlarını etrafa saçıyordu. Yaratık acıklı ve dehşet dolu bir tonda çığlıklar atarken dişlerinin arasındaki Talon'u bıraktı.
Talonun korkunç ağzına doğru tek gözüyle bakakalan iblisin vücudunu saran deri kararmaya başladı ve yaşam enerjisi vücudundan emilmeye başladı. Efla, Andero ve Tenthor da bu garip büyünün etkisi altında kalmışlardı. Herkesin vücudundan yaşam enerjileri emilirken çoktan ölmüş olan, kan ve acı içinde yere yığılan Brenne'de bir değişim olmamıştı. İblis paramparça olmuş ve yıllar boyunca çürümüş bir et yığınına dönüşerek yere yığıldığında, Talon soğuk bir ifadeyle ayağa kalktı.
Sağ kolunu yeniden yerine takan Talon kemiklerinin ve etklerinin yeniden birleşmesini vücudunun yeniden eski haline gelmesini sabırla beklerken diğerlerini izledi.
Andero, Efla ve Tenthor vücutlarının bir kısmının mavi-beyaz bir renge dönüştüğünü farkettiler.
Brenne normal bir insanın hayatta kalmasını engelleyecek kadar yara almış olsa da kaos'un garip gücüyle vücudu yeniden eski haline dönüşüp lime lime olan etleri birleşmeye başladı. Acı dayanılmaz ve katlanılmazdı... eğer normal bir ölümlü olsaydı...
Andero yüzü bembeyaz olmuş bir şekilde kendine geldi, ölüm çok yakındı ve her hareketi onun için korkunç bir işkenceydi. Efla ölümün nefesini hiç bu kadar yakın hissetmemişti. Yüzüğü kullanmaya korkmuştu nedense... İçerisindeki iblisin nefret dolu tehditleri bu yaratıktan daha büyük bir belanın habercisi olabilirdi. Talon'un kafatasının üzerinin yeniden et kaplandığını farketti Efla. Tenthor sol kolu ve köprücük kemiği kırık bir şekilde ayağa kalktı. Zaten ciğerlerini yakan havada nefes almak dünyanın en büyük işkencesiydi onun için...
Kaosun cehenneminin ortasında acı ve kan dolu ilk zafer ölümlülerce kazanılmıştı...
Sinirle methanetini yitiren Talon içinde öfke ve kaosun yükseldiğini hissetti. Gözlerini kan bürürken, bir anda kılıçlarını çekip dev yaratığa tüm hızıyla saldırdı. İblisin taş kadar sert derisini deşen kılıcı derin bir yarık açtı iblisin vücudunda, bu sırada yaratık dev kıskaçlarından biriyle Talon'u belinden yakaladı ve kıstırdı. Talon 4-5 kaburgasının kırılma sesini duydu fakat acı içinde bağırmak için yeterince insan değildi. Acı yalnızca yoğun ve kaçınılması gereken bir duyguydu ve verilebilecek tek reaksiyon ondan kurtulmaktı.
Bu sırada büyücü Efla yoldaşı Andero'yu taş kadar sert yapacak olan büyüsüne başladı. Brenne telepatik sesleri yeniden duydu. "Ne yapalım?", "Nasıl yani efendi, ben annamadı...", "Büyü yapacaksınız büyü" diye çıkıştı başka bir tanesi, "Ama ne büyüsü yapalım ben bilmiyor? Efendi söylemedi ki...". Bu garip tartışma ve kakafoninin bir yere varmayacağını anlayan Brenne, korkunç cehenneme girdiklerinden beri kaosun özünden zihnine yeniden dolan yıldırım büyüsünü yapmaya başladı. Kaos'un hizmetkarı eski adıyla Talon zarar görecekti fakat yenilmeyi göze alamazdı. Bu kadar ilerlemişken yenilemezdi, bu kadar çok fedakarlıktan sonra ödülünden vazgeçemezdi!
Andero savaş pozisyonunda beklerken yanından fırlayan adamı görünce şok olmuştu. Bir bildiği olduğuna karar verse de, adamın kırılan kemiklerinin sesi adeta yankılanmıştı. Yaratığı yenmek için birlik olmaları gerekiyordu. Bu sırada Efla'nın örümcekimsi büülü sözlerini işitti. Efla'yla birlik olduklarında onları kimse yenemezdi. Varsın yeni katılan ölsündü.
Tenthor öne atılan adamı umursamıyordu fakat onun yarattığı kaosu kendine şans yaratmak için kullanabilirdi. Yaratığı arkadan sarmak için sola doğru açılmaya başladı. Fakat dev iblis çoktan onun ne yapmak isteidğini anlamıştı ve kıskaçlarından biri de onun vücudunu sardı. Tenthor acıyla bağırdı. Sol kolu ve omzu bir anda kırılmıştı. İblis garip şekilde çığlık attı. Andero bir anda kendini bir boşlukta buldu. Aşağı doğru düşüyordu. Ellerini kollarını savuruyor fakat düşmesini engelleyemiyordu. Gruptakiler Andero'nun hareketsiz bir şekilde durduğunu ve garip bir şekilde kendi kendine konuştuğunu fark ettiler.
Bu sırada Brenne'nin elinden fırlayan yıldırım yaratığa çarparak Andero'yu ısırmak için yaptığı saldırıyı bir nebze de olsa yavaşlatmıştı. Fakat iblisin kıskaçlarındaki Talon ve Tenthor da mavi kıvılcımların onları yaktığını hissettiler. Brenne karşısında bir ordu durduğunu gördü. Zırhlı atlılar onun üzerine doğru dört nala koşuyorlardı. Brenne hiç bir şey yapamayacak kadar çaresizdi ve tüm gücüyle onlardan kaçmaya başladı.
Brenne iblisten kaçmaya başlarken Efla büyüsünü tamamlamıştı. Zihninde garip bir değişim hissetti, fakat şans eseri yaratığın bu garip büyüsü onu etkilememişti. Andero'nun derisi taşa dönüşürken iblis onu dişlerinin arasına aldı ve pençeleriyle vücudunu yaraladı. Andero'nun ölmesini engelleyen taş cildi ve kara alevler içinde yanan zırhı olmuştu.
Tenthor sol kolundaki kalkanı umutsuzca serbest bıraktı ve sağ elindeki garip soğuk kılıca fısıldadı: "Kurban ediyorum..." Tenthor vücudu zayıf düşüp yaşamı gücü emilirken kılıcını yaratığın ensesine şiddetle sapladı, iblis acıyla inledi fakat kılıcın garip güçleri yaratığa hasar vermek yerine onu iyileştirmişti. Tenthor öfkeyle kılıcı kenara fırlattı ve öldürdüğü rakibi Tudor'un kılıcını çekti.
Talon iblisin korkunç kuvvetine hayret etmişti. Yeşil zehirli bir gaza dönüşerek kıskaçlardan kurtuldu ve yaratığın arkasında maddeleşti. Yaratığın bacaklarının arkasına tüm gücüyle saldırdı. Baldırda açılan büyük bir yara, kaval kemiğini delen bir kılıç darbesi, ve diz arka bağlarına açılan büyük bir yara iblisi diz çökmeye zorladı. İblis diğer kıskacındaki Tenthor'un kılıç darbesine tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. İki kıskacının tam arasını yaran kılıç darbesiyle Tenthor serbest kalıp yere düştü. Ağır zırhına rağmen dengesini kurdu ve yaratığın alt kollarından birini sırtından itibaren kesmek için saldırdı. Kılıç havada ıslıklar çalarken kısa kılıç yaratığa hiç değmemiş gibi hafif gelmişti. Fakat acı içinde bağıran iblisin kolu sırtından koparak yere düştü.
Bu sırada Efla diğerlerini etkileyen büyünün *confusion* olduğunu anladı ve büyüyü bozmak için gerekli sözleri söylemeye başladı. Korku içinde büyünün Andero'ya yaptığı *stoneskin* büyüsünü etkilememesini umuyordu. Garip bir enerji vücudunda kımıldadı. Etrafındaki savaş ölüm ve değişimden güç emdi. Brenne ve Andero yaratığın kafa karıştıran büyüsünden kurtuldular fakat Andero'nun üzerindeki *stoneskin* büyüsü hala duruyordu. Efla fiziksel olarak onu yoran bu büyü yüzünden dizlerinin üzerine çöktü...
Andero vücuduna kenetlenmiş dişleri görünce korku ve dehşet içerisinde kalkanını düşürdü ve kılıcını tüm gücüyle havaya kaldırdı. Kılıç yaratığın tam gözüne girerken, kanı Andero'yu suladı ve gözüne yüzüne ağzına sıçradı. Müthiş bir acı, korkunç bir zehir Andero'yu hareketsiz ve bilinçsiz bir şekilde yere yıktı. Kör olmuş iblis Anderoyu çenesiyle ileri fırlatırken Kıskaçlarından biriyle Tenthor'u yakaladı ve Efla'nın tam üzerine fırlattı. Efla ve Tenthor yere yıkılırken arkasında hissetiği acıya cevap vermek için hışımla o tarafa doğru saldırdı.
Talon üzerine körlemesine saldıran dev iblisten kaçmak için kılıcıyla kendini savunmaya çalışsa da dayanmak imkansız gibiydi. İblis üzerine basıp onu yere yıktı ve bir sağ kolunu kopardı. Sol bacağındaki kemikleri tuz buz etti ve yere yıktığı düşmanını dişleriyle yakaladı. Talon acıya katlansa da yenilginin Efendi'yi tatmin etmeyeceğini düşündü soğuk bir şekilde ve ağzını açıp yaratığın ruhunu emmek için kaostan yardım dilendi.
Brenne'nin üzerindeki korkunç korku kalkmıştı. şaşkınlıkla arkasında bıraktığı ve *Efendi*ye götürmeye söz verdiği adamlara baktı. Onları ölüme terk edecekti neredeyse. Canları umrunda değildi; fakat efendinin memnuniyetsizliğinin onun için ne kadar korkunç bir sona yol açacağı tahmin etmek bile istemiyordu. Cebinden parşömeni çıkardı ve okumaya başladı...
Parşömenin son sözlerini okuduğunda Brenne şok içerisinde yaptığı şeyden korktu. Kör göz boşlukları sonuna kadar açıldı... "Ben ne yaptım?" diye fısıldayabildi sadece. Karanlığın içinde binlerce silah ve pençe darbesi vücudunu parçalarken acı dayanılmaz derecede büyüktü. Fakat aynı etki iblisin üzerinde de oluşuyordu. İblis'e çarpan görünmez binlerce saldırı sırtını delip geçerken içorganlarını etrafa saçıyordu. Yaratık acıklı ve dehşet dolu bir tonda çığlıklar atarken dişlerinin arasındaki Talon'u bıraktı.
Talonun korkunç ağzına doğru tek gözüyle bakakalan iblisin vücudunu saran deri kararmaya başladı ve yaşam enerjisi vücudundan emilmeye başladı. Efla, Andero ve Tenthor da bu garip büyünün etkisi altında kalmışlardı. Herkesin vücudundan yaşam enerjileri emilirken çoktan ölmüş olan, kan ve acı içinde yere yığılan Brenne'de bir değişim olmamıştı. İblis paramparça olmuş ve yıllar boyunca çürümüş bir et yığınına dönüşerek yere yığıldığında, Talon soğuk bir ifadeyle ayağa kalktı.
Sağ kolunu yeniden yerine takan Talon kemiklerinin ve etklerinin yeniden birleşmesini vücudunun yeniden eski haline gelmesini sabırla beklerken diğerlerini izledi.
Andero, Efla ve Tenthor vücutlarının bir kısmının mavi-beyaz bir renge dönüştüğünü farkettiler.
Brenne normal bir insanın hayatta kalmasını engelleyecek kadar yara almış olsa da kaos'un garip gücüyle vücudu yeniden eski haline dönüşüp lime lime olan etleri birleşmeye başladı. Acı dayanılmaz ve katlanılmazdı... eğer normal bir ölümlü olsaydı...
Andero yüzü bembeyaz olmuş bir şekilde kendine geldi, ölüm çok yakındı ve her hareketi onun için korkunç bir işkenceydi. Efla ölümün nefesini hiç bu kadar yakın hissetmemişti. Yüzüğü kullanmaya korkmuştu nedense... İçerisindeki iblisin nefret dolu tehditleri bu yaratıktan daha büyük bir belanın habercisi olabilirdi. Talon'un kafatasının üzerinin yeniden et kaplandığını farketti Efla. Tenthor sol kolu ve köprücük kemiği kırık bir şekilde ayağa kalktı. Zaten ciğerlerini yakan havada nefes almak dünyanın en büyük işkencesiydi onun için...
Kaosun cehenneminin ortasında acı ve kan dolu ilk zafer ölümlülerce kazanılmıştı...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Andero bir an sadece yattığı yerde kalakaldı. Vücudunda korkunç acılar hissediyordu. Ã?yleki bir an öldüğünü ve bu cehennemde kısılıp kaldığını, artık hep işkenceler çekeceğini düşündü. Sonra yavaşça kalkmaya davrandı ve dizleri üzerine oturdu. Yanında, yerde, kılıcı uzanıyordu. Vücudu korkunç acılar içindeydi. İblis onu ağzından fırlattığında duvara çarpmış ve yere düşmüştü. İblisin dişleri geldi birden aklına ve ölümcül karanlığı... Vücudunun açıkta kalan kısımları gözünü yardığında iblisten akan kanla yıkanmıştı. Zırhı her zamanki kadar siyahtı ve hala alevlerini zevkle salıyordu. Nasıl bir savaştı o öyle? Daha önce hiç böylesini yaşamamıştı. Midesi bulandı bir an, zira iblis kanı ağzına da gelmişti ama kendini tutabildi.
Elini kılıcını almak için uzatırken rengi onu çok şaşırttı. Mavi-beyaz bir renk almıştı derisi. Ne olduğunu merak etti bir an ama buraya geldiğinde verdiği sorgulamama kararına sadık kalmalıydı. İşte şimdi, bir daha asla eskisi gibi olmayacağını daha rahat anlayabilmişti. Kılıcını aldı ve yavaşça ayağa kalkıp kılıcın ağzını yere koyarak ellerini kabzanın üzerinde birleştirdi ve görüntüye baktı. Efla ve şu yeni savaşçınında bedenlerinin aynı renkte değiştiğini gördü. "Sonucunu öğreneceğimiz bir olay sanırım." diye düşündü. Bir iki adım attı. Her adım ona acı veriyordu. Hiç kimsenin ölmediğini görünce biraz şaşırdı. Kolay bir savaş değildi çünkü bu. Zaten aslında pek bir şeyde hatılamıyordu savaş başladığında düştüğü siyah çukur ve sonra gördüğü ilk şey olan canavarın dişleri dışında. Bunları nasıl unutacağını merak etti bir an ve o an onca güvenine rağmen kendini zayıf hissetti. "Beni durdurana kadar..." demişti o rüyalarında Andero'ya. Bu yaratık onu bu kadar zorlarken onun ne şansı vardı ki ona karşı?
"Sorular ve sorular" diye düşündü. Yapması gereken daha önemli şeyler vardı sorulara cevaplar aramaktan. Kendini ilerlemeye zorladı ve gruba daha fazla yaklaştı. Sonra kılıcının ucunu tekrar yere koyarak ona yaslandı ve iblisin cesedine bakmaya başladı. Bu lanet yerden bir an önce ayrılmak istiyordu.
Elini kılıcını almak için uzatırken rengi onu çok şaşırttı. Mavi-beyaz bir renk almıştı derisi. Ne olduğunu merak etti bir an ama buraya geldiğinde verdiği sorgulamama kararına sadık kalmalıydı. İşte şimdi, bir daha asla eskisi gibi olmayacağını daha rahat anlayabilmişti. Kılıcını aldı ve yavaşça ayağa kalkıp kılıcın ağzını yere koyarak ellerini kabzanın üzerinde birleştirdi ve görüntüye baktı. Efla ve şu yeni savaşçınında bedenlerinin aynı renkte değiştiğini gördü. "Sonucunu öğreneceğimiz bir olay sanırım." diye düşündü. Bir iki adım attı. Her adım ona acı veriyordu. Hiç kimsenin ölmediğini görünce biraz şaşırdı. Kolay bir savaş değildi çünkü bu. Zaten aslında pek bir şeyde hatılamıyordu savaş başladığında düştüğü siyah çukur ve sonra gördüğü ilk şey olan canavarın dişleri dışında. Bunları nasıl unutacağını merak etti bir an ve o an onca güvenine rağmen kendini zayıf hissetti. "Beni durdurana kadar..." demişti o rüyalarında Andero'ya. Bu yaratık onu bu kadar zorlarken onun ne şansı vardı ki ona karşı?
"Sorular ve sorular" diye düşündü. Yapması gereken daha önemli şeyler vardı sorulara cevaplar aramaktan. Kendini ilerlemeye zorladı ve gruba daha fazla yaklaştı. Sonra kılıcının ucunu tekrar yere koyarak ona yaslandı ve iblisin cesedine bakmaya başladı. Bu lanet yerden bir an önce ayrılmak istiyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
