Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Post by Raistlin »


KARANLIğIN 13 KURALI:
1.ROLEPLAY ZORUNLUDUR...
2.HATALI ROLEPLAY MESAJLARI SİLİNİR...
3.KARAKTER "Fırtına... sel... deprem..." ÖZERİNE İSİMLİ BAşLIKTA AYRINTILI BİR şEKİLDE AÃ?IKLANMAMIşSA İLGİLİ MESAJLAR SİLİNİR
http://frpworld.com/modules.php?name=Fo ... 6518bc570e
4.BAşLIK'A FORUMDA KULLANACAğINIZ KARAKTERLERLE KATILMALISINIZ...
5.BAşLIKTA KARAKTERİNİZ Ã?LEBİLİR, YARALANABİLİR, DEğİşEBİLİR, KONTROLÃ?NÖZÃ?N KAYBOLDUğU ZAMANLARDA DM TARAFINDAN YÃ?NLENDİRİLEBİLİR... İNSİYATİF DM'DEDİR...
6.CEVAPLANMASI GEREKEN MESAJLARINIZ İÃ?İN (EğER DM GEREKLİ GÃ?RÃ?RSE) ROLEPLAY YANITLAR EN GEÃ? 3 GÃ?N İÃ?İNDE ATILIR
7.HAYATTA KALMANIZ İÃ?İN BİR GRUPLA GELMENİZ şİDDETLE Ã?NERİLİR
8.BİRDEN FAZLA GRUP KURULABİLİR...
9.BİR Kİşİ SADECE BİR GRUPTA OLABİLİR...
10.GRUPLARDA Kİşİ SINIRLAMASI YOKTUR...
11.HİKAYE'NİN GİDİşATINI GRUPTAKİLER BELİRLER...
12.HİKAYE'NİN ANA BAşLANGIÃ? NOKTASI "DULBIRAKAN KÃ?YÃ?"DÃ?R
13.OYUN EN GEÃ? 6.10.2004 Ã?ARşAMBA BAşLAYACAKTIR


FIRTINA... SEL... DEPREM... (BÃ?LÃ?M 1)

Bir zamanlar Ã?ığlıkların Kalesinin olduğu yerde artık yalnızca yıkıntılar vardı... Garip bir girdap eskiden Azalin isimli Tanrı'nın var olduğu derin mahzenlerden birinde karanlık bir girdap oluştu... Girdap büyüdü büyüdü...

Etrafındaki herşeyi yutan bir fırtına oluşturdu. Karanlık hızla büyürken, yer depremle sarsılmaya başladı... Kara bir nehir sel gibi akarak merkezden 5 farklı yöne doğru ilerlemeye başladı... Göklere yükselen bir hortum kara bulutları etrafına toplarken şimşekler ve gökgürültüleri dinleyenlerin kulaklarını adeta yırtarken, yer sarsıntısı garip çatlaklar oluşmasına neden oluyordu. Kara nehir bu çatlaklara dolarken adeta bir şekil oluşturuyor gibiydi...

İki kilometre yarıçapındaki kara pentagram tamamlandığında yer çökmeye başladı... Pentagramın ortasında 100 metre yarı çapında dev bir çukur açılırken havadaki kara bulutlar çukurun içerisine doğru akıyordu... Artık çakan şimşekler kırmızı bir ışık yayıyordu. Kara bulutlar adeta dünyanın karanlığı ve kötülüğü gibi yoktan varolurken millerce büyüklükteki bir alanı tamamen karanlığa boğdular...

Yerler sarsılmaya devam ederken, bu bölgeye yaklaşanlar korkunç ölüm çığlıklarını adeta zihinlerinde duydular... Kalpleri korkuyla ve kötülüğün gücü karşısında ölesiye atarken, karanlık pentagrama bu kadar uzak bir mesafeden bakmak bile dehşet içinde titremelerine neden oluyordu...

Bu korkunç manzara'ya en yakın köy olan "Dulbırakan" sakinleri korku içerisinde bütün yakın şehirlere ve kasabalara, dehşet verici oluşumla ilgili haberciler göndermişlerdi...

_____________________________________________________________

Dulbırakan Köyü:
Nüfus: 40
Irklar: insan, buçukluk, cüce
Artık yıkılmış korkunç tanrı Azalin'in tapınağı Ã?ığlıkların Kalesi'ne en yakın köydür. Tarlalar ve meyve bahçeleri ile dolu ufak ahşap yerleşim birimlerinden oluşmaktadır. Köy sakinleri korkulu ve yabancılara karşı düşmanca tavırlar takınırlar... Kasaba sakinleri sizinle asla konuşmazlar, iletişim kurmazlar...

(Eğer kasabada yaşayan birinin Roleplayini yapmak isterseniz bana pm atın...)

Köy meydanındaki önemli yerler:

"Sessiz han"
Dilsiz ve sağır bir buçukluk barmen ve 2 erkek 1 kadın garsondan oluşur...

"Kara Ã?elik"
Asla insanların gözünün içine bakmayan bir cücenin ufacık bir dükkanı.
Duygusuz ve heyecansız bir şekilde konuşur. Kara bir metalden her türlü martial ve simple silah ve bolt, ok gibi standart ekipmanlar satmaktadır...

_____________________________________________________________
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Köyden önce, köy dışındaki tarlalarda çalışan belirsiz silüetler gözüne çarpmıştı Tenthor'un. Orman'dan çıktıktan sonra ufak patika gittikçe eğri bir yol halini almış ve tepenin eteklerine doğru uzanmaktaydı. Ormandan çıktıktan sonra Tenthor atına tekrar binmiş -ata hala isim vermemişti- ve on dakikalık bir yolculuktan sonra köy görüş alanına girmişti. Güneş sanki büyük bir hızla koştuktan sonra, hafif hafif yürüyen genç bir tay misali tepenin üzerinden son ışıklarını yolluyordu.

'Hadi be adam, güneşin batmasına bir saat kaldı şu çapayı bir an önce bitirmeli, yoksa...' Tenthor'u farkedince sustu genç kadın. Kocasıyla birlikte onu sessizce süzdüler. Tenthor onlara şöyle bir baktıktan sonra yoluna devam etti. Yolun iki yanında sıra sıra tarlalar dizilmişti, ve tarlalarda kuşkulu bakışlı insanlar çalışmaktaydı. Tenthor köye girdiğinde onu düzensizce serpilmiş bir grup ev karşıladı. Evler genelde tek katlıydı ve ahşaptan yapılmıştı. Bahçeleri yeşil ve ağaçlıktı. Bazılarının önünde ihtiyarlar oturmuş meraklı -ve şüpheci- gözlerle onu izliyor, bazılarındaysa iri köpekler bu yabancı kokuya havlıyordu. Tenthor kendisini görmek için bahçe kapısına fırlamış bir çocuğa Han'ın yerini sordu... Ã?ocuk tepenin eteklerini işaret edip yabancının o yöne doğru ilerleyişini izledikten sonra bu konuşmayı arkadaşlarına anlatmak için fırladı....

Han köyün sonundaydı. Tepe'nin eteklerinden uzanan meyve bahçelerinin bittiği yere kurulmuş olan 'Sessiz Han' köydeki iki katlı, birkaç binadan biriydi. Han'ın kapısına geldiğinde onu genç bir adam karşıladı. Bir şey söylemeden atından inen Tenthor eşyalarını aldıktan sonra, atın yularını ve bakır bir parayı genç adamın eline tutuşturup bir şey demeden Han'ın kapısından içeri girdi. Kapı doğruca Han'ın ana salonuna açılıyordu. Solda ufak bir koridor üst kata çıkan merdivenlere giderken, tam karşıda bar duruyor, salonun sağındaysa muhtemelen ufak salonlara açılan bir koridor duruyordu. Salonda oturan bir kaç kişinin kafası ona dönerken, Tenthor barda duran buçukluğun yanına gitti. Ona hafif bir baş selamı veren buçukluğa, alçak bir sesle banyolu bir oda ve hemen sıcak su istediğini, 1 saate sonraya da akşam yemeği yiyeceğini söyledi. Buçukluk anlamsız bir ifadeyle ona baktığında, çok kısık sesle konuştuğunu düşünüp söylediklerini tekrarlayacaktı ki; genç bir kadın yanına gelip, 'Taggle sağır ve dilsizdir. Ben isteklerinizi ona iletirim, sanırım 2 numaralı oda sizin için uyugn olacaktır' dedikten sonra bir kaç el kol hareketiyle Hobbit'le iletişim kurup Tenthor'a döndü: 'Bu taraftan efendim'...

Tenthor zırhını ve kılıcını çıkarıp kendini yatağın üzerine bıraktı. Oda sade ve basit döşenmişti, çarşfalar temiz, yerler cilalıydı. Bir süre öylece yattıktan sonra banyoya yöneldi. Belki aradığı cevapları bu köyde bulabilirdi. Ã?yle olmasa bile, yolculuğunun yorgunluğunu atmak için burası idealdi...
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Ufak metal küvet kirli değildi. Tenthor sıcak suyla dolu kalın meşe deponun musluğunu açtı. Küvet sıcak suyla dolarken banyo buharla kaplandı. Aynı sisler gibi olan buharla...

Tenthor soyunup rahatça küvete uzandı, sızlayan vücudu ve kemikleri sıcak suyla iyileşiyor gibiydi. Gözlerini kapatıp arkasına yaslandı, yüzü uzun zamandır ilk defa güldü.

Ã?ıplak bir şekilde vadide yürüyordu. Karanlık kasvetli bir geceydi. Karşısına çıkan Kral Farclein'di. Kollarında ise çıplak bir şekilde Claidya duruyordu. Claidya şehvetle krala sarılmıştı ve boynuna öpücükler konduruyordu. Tenthor kadının güzelliği karşısında bir kez daha kalbine saplanan ağrıları hissetti. Eski dostu olan Kral ona seslendi:
"Bana ihanet ettin Tenthor. Biz birbirimize aşıktık ve sen bizim aramıza girdin... aynı bir yılan gibi..."
Tenthor bacağındaki onlarca yılan ısırığını o anda farketti ve acıyla inleyerek yere kapaklandı.

Claidya adamın gözlerine baktı ve hüzünle:
"Beni kandırdın Tenthor. Ben her zaman kralı sevdim, ama sen beni kandırdın. Beni sen soktun Tenthor... Aynı bir akrep gibi..."
Tenthor sırtından girip göğsünden çıkan dev akrep iğnesinin acısıyla kan kustu ve yüz üstü yerde acıyla bağırdı.

Tenthor acıyla kafasını kaldırabildiğinde sonunda karşısında Dük'ü gördü:
"Beni yendiğini sandın Tenthor. Fakat ben seni sonsuza kadar lanetledim ve sen yaşadıkça acı çekeceksin. Midendeki kurtlar gibi..."
Tenthor vücudunun içini kemiren ve ona hayatının en büyük acısını tattıran böceklerin ağzından ve burnundan fışkırmasıyla ölüm çığlığını duydu.

Bir anda su dolu bir çukura düştü. Kafasını ve sırtını bir kayaya çarptı, kafasından sıcak kan deli gibi akıyordu. Karşısında bir gölge gördü. Gözleri alevden yapılmıştı. Tenthor'un dehşetten kalbi duracaktı:

"Kara nehire kurbanlarının kanını akıt, çünkü sana huzur verecek tek şey ölüm. Sislerden önce ölüm vardı ve birazcık da olsa huzur vardı. Daha çok ölüm sana daha çok huzur verecek. Sislerin senden aldığını sana geri vereceğim. Bana hizmet et ve beni bul... Eğer başarabilirsen..."

Tenthor uyandığında kafasını küvete çarpmıştı ve küvet kan içindeydi. Göğsünde daha önce olmayan bi yara ve bacaklarında yılanların diş izleri vardı.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Hayır, hayır diye inledi Tenthor. Kendisini -sanki bir faydası olacakmış gibi- küvetten dışarı fırlattı fakat ıslak zeminde dengesini kaybedip yere kapaklandı. Sen beni seviyordun Claidya, sen beni seviyordun diye mırıldanırken karşısındaki duvara tutunup ayağa kalktı... Tamamen doğrulduğunda karşısında soluk bir ayna vardı, aynada bir an kendi yüzünü gördü; sağ şakağından yüzüne süzülen kan çenesinden göğsüne damlıyordu, kızıl saçları da muhtemelen kanlanmmıştı fakat bu pek belli olmuyordu. Tenthor karşısındaki figüre bir süre baktı... Bu esnada belli belirsiz Claidya'nın adını fısıldıyordu. Sanki bu isim ona belli bir huzur veriyordu... Biraz sakinleştikten sonra ilgisi önce göğsündeki yaraya sonra da bacaklarındaki diş izlerine kaydı. Bir an şaşkın şaşkın durduktan sonra tekrar aynaya baktı fakat bu kez aynadaki yüz kendisine ait değildi...
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Aynada Dük sislerin arasında karanlık diyardan Tenthor'a baktı:
"Benden kaçamazsın Tenthor, içindekiler seni yavaş yavaş inanılmaz bir acıyla öldürecek. Sislerin lanetinden asla kurtulamayacaksın! Hahahahaha!"

Tenthor çok kan kaybetmişti. Korkunç kahkahalar aklından çıkmıyordu... ve içerisindeki böceklerin o korkunç görüntüsü... Aynada yeniden kendi kan revan içindeki çıplak görüntüsünü gördü.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
majenta
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 633
Joined: Sat Mar 06, 2004 10:00 am
Contact:

Post by majenta »

Hafifçe esen rüzgar cübbesinin kıvrımlarını hafifçe dalgalandırdı ve majenta"nın içine hafif bir ürperti yaydı.Aslında içindeki ürpertinin kaynağı esen rüzgar mıydı yoksa karşısındaki manzara mı bilemiyordu. Ellerini önünde kavuşturarak cübbesine sıkıca sarındı.

Baktıkları yerden köy ayaklarının altında uzanmaktaydı. Birkaç ufak ev yan yana dizilmiş, evlerin arasındaysa köy sakinleri gözüküyordu. Ã?ocuklar kendi aralarında oynuyorlar, yetişkinlerse tedirginlik içinde olsalar da günlük işlerini hallediyorlardı.Aslında güzel bir manzara sayılabilirdi. Arkadaki girdabın görüntüsü olmasa"

Yükseltiden yavaşça inerken omzunun üzerinden geriye baktı.Rüzgar saçlarını gözlerinin önüne düşürüyor ve görmesini zorlaştırıyordu. Eliyle saçlarını kulağının arkasına itti. "Burası mı Andero?" diye sordu. Sesinde belli belirsiz bir şaşkınlık tınısı vardı.
Sıkıntılarla dolu hayat, yer kalmıyor yaşamaya.
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Tenthor anlık bir sinirle aynayı yumrukladı. Aynayla birlikte sanki gördüğü imgelerde binbir parçaya ayrılmıştı. Elindeki bir kaç sıyrıktan kan akarken, normalleşen algılarıyla etrafı süzdü... Bir kaç dakika öylece durduktan sonra; kısık bir 'Lanet olsun' savurup odasına döndü. Kapıyı açıp garson kızlardan birine seslenip -sesindeki tınıdan olsa gerek- aceleyle gelen kızdan biraz temiz bez ve alkol istedi. Garson kız -ismi Miranda'ydı ve oldukça ayağına çabuktu- söylenenleri hemen yerine getirip ona yardım isteyip istemediğini sordu. Tenthor eliyle kızı tersledikten sonra tahta iskemleye oturup, pansumana başladı. Kabullenmiş bir alışkanlıkla pansumanı yaparken gözünün önüne o alevden gözler geldi... Ve beyninin içinde o sözleri tekrar duydu: 'Kara nehire kurbanlarının kanını akıt, çünkü sana huzur verecek tek şey ölüm. Sislerden önce ölüm vardı ve birazcık da olsa huzur vardı. Daha çok ölüm sana daha çok huzur verecek. Sislerin senden aldığını sana geri vereceğim. Bana hizmet et ve beni bul... Eğer başarabilirsen...'
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Hafif rüzgar Andero'nun saçlarını hafifçe dalgalandırıyordu. Düşmüş paladin, uykusuz gecelerden sonra gözlerinin akına yerleşen yol yol kırmızılıkların arasındaki ela göz bebekleriyle etrafı süzüyordu sessizce. Buraya gelmek için harcadıkları birkaç günde Andero biraz daha hastalıklı görünmeye başlamıştı. Zira ruhsal acısı hala devam ediyor, bunu üstüne üstlük fiziksel bir yara olarak da hissediyor, geceleri uyuyamıyor ve gün geçtikçe biraz daha güçten düşüyordu. Ama şimdi... Ama şimdi Andero uzun zamandır sahip olmadığı bir dinçliğe, güce ve inanca sahip gibi görünüyordu ayaklarının ve kalbindeki o acı verici sesin kendini getirdiği bu yere bakarken. Aslında bu sadece görüntüdeydi. Ruhundaki acıları bir tek o biliyordu. Dik durmaya çalışıyordu. Bu, kendine güvenmesini sağlıyordu. Ama kendinden, bu gidişattan yavaş yavaş korkmaya başlamıştı. Kendini bir an için mutlu hissetti bunca ızdırabın arasında. Ã?ünkü artık gelmiş olduğunu biliyordu. Ã?ektiği işkencelerle beraber gelmişti buraya ve buna bir son vermeye niyetliydi. Görüntüsündeki değişim de bundan kaynaklanıyordu. Ne kadar süre daha böyle kalabileceğini merak etti.

Rahibin sesini hayal meyal duydu düşünceleri arasında. Majenta ve Lysana.... İyi anlaşmışlardı ve şu bir kaç gün içinde sıkı arkadaşlar olduklarını hissediyordu. Tabi bunu zaman gösterecekti. Üstelik daha Efla vardı. Onun da kendilerini bulacağına inanıyorlardı. Majenta ve Lysana olmasaydı nasıl olacağını düşündü bir an. Rahip ve rahibe ona gerçekten çok yardımcı olmuşlardı. Bir an rüzgar sertleşti. Andero'nun pelerini arkaya savruldu, sonra rüzgar azaldı. Andero rüzgarın geldiği yöne; yani şehre döndü. Tekrar kendi düşüncelerine dalmak üzereydi ki rahibi gördü göz ucuyla. Kendisine çok garip bakıyordu. Sanki bir şeyler bekliyormuş gibi... Sonra Majenta'nın sorusunu hatırladı.

-Evet Majenta. İşte burası....

Köye çevirdi başını tekrar. Bir süre daha baktı. Artık gelmişti ve beklemesinin anlamı yoktu. Bu acısına bir son vermeliydi. Yavaşça köye doğru ilerlemeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Pansumanını tamamlamıştı, kendini anlatılamaz derecede bitkin hissediyordu... Yemek yiyemeyecek ya da düşünemeyecek kadar bitkin... Kafasını kurcalayan sorunları ve midesinden gelen açlığı bir kenara bırakarak yatağa uzandı. Gözleri tanıdık bir kıvrım aramak için tavanda dolaşırken uykuya dalıverdi. Huzursuz ve sancılı bir uykuya.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Uzun bir yürüyüşten sonra işte gelmesi gereken yerdeydi.Vakit gece yarısını bulmuştu ve köyün ışıkları görülebiliyordu.Gökgürültüsüyle birlikte kırmızı bir şimşek çaktı gökyüzünde,bunu bir kaç tanesi takip etti ve bir kaç damla yağmur düştü ellerine Brenne nin.Adımlarını hızlandırdı köye doğru,rüzgar yavaş yavaş suratını okşuyor ve beraberinde yağmur taneciklerini taşıyordu.
Köye geldiğinde kendisine havlayan bir kaç köpeği umursamadı,sokaklar tamamiyle boştu.Zaman zaman pencerelerden ürkek bir kaç bakış fırlatılıyor ama aynı hızla perdeler kapatılıyordu.İşte böyle bir gece de girdi köye Brenne,ölümün efendisi ve büyük gücün elçisi.
Etrafı iyice tanımak için dolaştı sessizce ilk önce köyün içerisinde.
Sonra köyün dışında konaklamanın en iyisi olduğu düşündü ve yakındaki bir oyuğa doğru ilerledi,karanlıklar içerisindeki bu oyukta rutubet ve ölümün kokusunu duydu yeniden.İçeriye girdi.Kurumuş bir iskelet gördü demek ki uzun zamandır kimse yok burada diye düşündü.
Bir kemiği aldı eline yavaşça üzerine biraz altın tozu ve örümcek ağı serpti.Tek istediği bu ruhla bir iletişim kurabilmekti.
-Ã?ağrımı duy ve bana gel;sonsuz bir huzura kavuşmana ancak böyle izin verebilirim.
Kısa bir süre sonra çağrısına yanıt aldı;ilk önce bir rüzgar okşadı suratını.
Bir homurtu yankılandı mağarada;
-Beni rahat bırak
Ancak ölümün efendisi bu işi daha önce defalarca kez yapmıştı ve bir kez daha yapacaktı.Gece boyu öğrenmek istediklerinin tümünü bu ruhtan öğrendi ve sonra onu azad etti.Okuduğu bir büyü iskeletin toza dönüşüp toprağa kavuşması için yeterli oldu.
şimdi bilmesi gerekenleri biliyordu.Mağaranın en kuytu köşesine çekildi ve bedeninin dinlenmesine izin vererek uykuya daldı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Uyandı, haftalar sonra sıcak bir yatakta uyanmış olmanın verdiği rahatlıkla gerindi. Derken gözleri elindeki sargıya kitlendi, dün gece olanları düşündü... 'Lanet olsun' diye mırıldandı tekrar... Dün geceye kadar sadece Claidya'nın kesik başı gelirdi gözü önüne, oysa dün gece hem Farclein çıkmıştı karşısına hem de o lanet olası Dük! Neler oluyordu böyle, sonra o kızıl gözlü gölge...

Yavaşça yatağından kalkıp banyoya yürüdü. Yerdeki cam parçaları, kan ve küvet temizlenmiş, duvara yeni bir ayna takılmıştı. Ã?antasından; ince keskin bir bıçak çıkardı. Onu bir süre bileyledikten sonra; yüzüü ıslatıp traş oldu. Dünkü olaydan sonra küvete girip duş alma fikri ona pek iç açıcı gelmemişti, ayrıca açlığı dayanılmaz boyuttaydı; yüzünü yıkayıp altına siyah bir pantolon ve üzerine kül rengi bir gömlek geçirdi. Botlarını giydikten sonra sağ botunun içine ufak bir bıçağı yerleştirip; kılıcını kuşanarak alt kata indi. İyi bir kahvaltı onu kendine getirecekti...
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Ana salona inip pencere kenarındaki masalardan birine oturdu. İçerde bir kaç kişi vardı fakat onlara dikkat edecek hali yoktu. Az sonra Miranda yüzünde bir tebessümle yanına geldi, Han'ın sahibi ise bar kısmından onu pis pis süzmekteydi. Miranda neşeli bir sesle 'Umarım eliniz iyidir efendim, kahvaltı için ne alırsınız?' Tenthor bir süre kıza baktı... '19dan büyük olamaz' diye düşündü kendi kendine, genç garsonun kıvırcık siyah saçları ve iri siyah gözleri vardı. Yüzünden eksik olmayan tebessümü ve ufak elleri genç kızın dikkat çeken özellikleriydi. 'Dün akşamki kabalığım için özür dilerim... Biraz peynir, yumurta ve bal istiyorum. İçecek olarak da süt... Ayrıca Efendi Taggle'a da özürlerimle birikte odadaki hasarın karşılanacağını iletirsen memnun olurum' Miranda 'Hemen efendim' diyerek koşuşturdu. Tenthor'sa yemeğini beklerken etrafa şöyle bir göz gezdiri...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Dağlık yoldan aşağı indiler. Neyse ki etrafta pek çamur yoktu. Zira Andero çamurdan nefret ederdi. Onun paçasına yerleşmesinden, botlarına bulaşmasından ve kolayca çıkmamasından, çıksa da iz bırakmasından nefret ediyordu çamurun. Bu yüzden yolun az çok temiz olması onu sevindirmişti.

Sıra sıra evlerin arasından geçtiler. Köy yavaş yavaş uyanmaktaydı. Evlerinin kapılarından neşeli ve şevkli bir şekilde çıkan köyün erkekleri ve günün dedikodularını düşünen köyün kadınları onları gördükleri gibi gerisingeri evlerine giriyordu. Andero bu çekingenliğe bir an için şaşırdı. Arkasına dönüp Majenta ve Lysana'ya baktı. Onlarında merakla etraflarını izlediklerini gördü. Başını tekrar önüne çevirdi ve sağa sola salladı. Bu insanlar haklıydı. Düşmüşlüğünün bile engelleyemeyeceği bir şekilde hissedebiliyordu çevredeki kötülüğü. Yabancılara güvenmemek basit bir savunma sitiliydi ama gerçekten etkiliydi. Özellikle bu tarz insanlar için.

Evlerin ve bahçelerin arasından geçtiler güneşin içlerini ısıtan ışığında. Elma bahçelerine geldiler. Bir süre orayı incelediler. Daha sonra devam ettiler. Andero başını kaldırıp etrafı inceledi. Gözüne bir tabela takıldı. Ama üstünde ne yazdığını göremiyordu.

-Sessiz Han yazıyor Andero. dedi Majenta.

Gülümsedi Andero. Majenta çektiği zorluğu anlamış olmalıydı. Oraya doğru ilerlediler. Andero bir süre sonra tabelayı seçebildi. "Sessiz Han" dedi kendi kendine. Hanın tabelası üzerinde sadece hanın adı yazıyordu. Herhangi bir işaret yoktu. Andero kapıya doğru ilerledi. Sonra durup arkasındakilere baktı. Majenta ve Lysana'nın onaylayan kafa hareketlerini gördü. Tekrar hana döndü ve kapıyı açıp içeri girdi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Kahkahalar attı adam.
Uzakta dağın eteklerinden izlediği girdabın büyüleyici dansı onu inanılmaz etkilemişti. Kendi etrafında dönerek girdabı taklit etmeye çalıştı bir süre boyunca. Ellerini sallıyordu ve kahkahalar atıyordu adam. Ã?ıngırakları insanı sağır edecek şekilde bağrışıyorlardı resmen. Bu ses ama adamın daha da hoşuna gidiyordu sanki.
Birden durdu.
Hiçbir neden yokken eğlencesinin doruk noktasındayken durdu. Başı inanılmaz dönüyordu.
Uzakta bir karaltı görmüştü. Bir köy galiba diye düşündü. Evet evet neden oraya gitmesindi ki?
Başı döne döne yürüdü köye doğru.

Sabah varmıştı adam.

Yolun iki yanında tarlarda yeni yeni çalışmaya başlamışlardı. Ã?ıngırak seslerini duyanlar adamı görünce ağızları açık kalıyordu. Böyle garip bir adam hayatlarında görmemişlerdi. Görmek isteyeceklerini de sanmıyorlardı da. Adam çektiği ilgiden oldukça memnundu. Arada sırada iki parande atıyordu etrafında. Adamın bu halini gören çocuklar mest olmuşlardı adeta. Onu takip etmeye başladılar.
Adam en sonunda bu sefil yerde aradığını bulmuştu.

Bir han!!!

Derhal içeriye dalmadan önce arkasında neşeyle bağıran çocuklara döndü.
"Siz yumurcaklar biraz şeker ister misiniz?" ardından yüzünü büyük bir gülümseme kapladı.
Ã?ocuklar bakakalmışlardı. komik adamın yüzü birden korkunçlaşmıştı. Küçük yumurcaklardan bir kaçı ağlayarak uzaklaştı. adam sonuçtan memnun bir şekilde içeriye girdi.

"Merhaba değerli han sakinleri! Acaba yanınızda benim içinde yer var mı? Efendim başlangıç olarak bir kahavltı alabilirim güzelim. evet sana söylüyorum hanım kızım. Herhalde şurda oturana söyeleyecek değilm ya!" Cam kenarında oturan adamı göstermişti. Ardınan devam etti "Oldukça açım bir domuzu bile yiyebilirim! Doyurucu olursa iyi olur güzelim. Hadi çabuk bekliyorum." Ardından rastgele bir masa seçerek oturdu ve kahvaltısını etrafını keyifle izleyerek beklemeye başladı...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Sıcak ekmek, günlük yumurta, taze süt ve peynir Tenthor'un bütün ilgisini bu doyurucu kahvaltıya vermesine neden olmuştu. Ã?yle ki içeri çanlar içinde bir soytarı geldiğinde ona şöyle bir bakmak dışında, fazladan bir ilgi göstermedi. Mutfak ve salon arasında koşuşturan -salon Bar'ın arkasında kalıyordu- Miranda'ya boş süt kupasını kaldırıp kahvaltısına devam etti...
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests