Gölgedeniz Tapınağı
Gölgedeniz Tapınağı
Gölge geldiğinde birazcık daha fazla patates çıksın diye tarlasını gün boyu güneş altında bellemekle uğraşan çiftçi kendini birden dinlenmiş, rahatlamış hissetti. İçine bilmediği bir kaynaktan huzur doldu, gölgenin kaynağına şükran duydu. Gölgenin kaynağına"
Gölgenin geldiği tek yer orası da değildi. Dilenci kılıklı ufak bir çocuk az önce soyduğu evden cebinde mücevherlerle çıktığında talihsizliğine küfretti. Sokağın öteki ucundan bir devriye geliyordu ve sokak saklanmak için çok aydınlıktı. İleriden bir evden bir bebeğin ağlama sesleri geliyordu. Birazdan yakalanacağı kesindi" Gölge o an gelmeseydi" Tüm sokak hatta görülebilen tüm alan gölgelere büründü. Hırsızın saklanıp kurtulması için bu kadarı yeterliydi, sanki gölge zihnini açıyor onu çevikleştiriyordu. Birkaç saniye sonra yan sokağa geçti, az önce ağlama seslerinin geldiği şimdi sessiz olan pencerenin altından seri hareketlerle koştu gitti. Pencerenin içinde anne deminden beri susturamadığı bebeğinin gelen gölgeyle beraber sakinleşmesine şaşkınlıkla bakıyordu. Bebek güleç bir surat ifadesi gösterdi, annesi de bebeğine gülümsedi. Onu kucağına alıp pencereye doğru yürüdü, gökyüzüne doğru bakışlarını çevirdiğinde yüzüne huşu dolu bir ifade geldi.
Bebek ise gülüyordu.
Aynı anda yüksek bir kulenin tepesinden gökyüzüne aynı huşu ifadesiyle bakan cübbeli adamın yüzünden olan bitenler konusunda daha çok şey bildiği okunabiliyordu.
Gündüz vakti gökyüzünde kara bir güneş vardı. Cübbeli adam kendi kendine fısıldandığında sesinde hem mutluluk hem heyecan vardı: "Lord Quel-Shin, Hırsızların ve Ozanların Tanrısı, Yalanlar Prensi, Yanılsama ve Gölge Efendisi yükseldi!".
Gölge tüm diyarı kaplamıştı ve şu an diyarın her bir köşesinden sayısız insan kara güneşi huşu ile izliyor, onun yaydığı huzura bürünüyorlardı. Bu olay beş on saniye belki yarım dakika sürecekti ama sonradan şahit olan herkes torunlarına saatlerce sürdüğüne yeminler edeceklerdi. Ã?yle yaşamsal bir andı.
Sonra bütün kulaklarda o tek nota yankılandı. Bir an tüm hayat durdu, sonra güneş ufalmaya, gölge çekilmeye başladı. Devriyelerden az önce kurtulmuş koşmakta olan hırsız durdu, üstünden geçmiş olan gölgeyle beraber içini bir rahatsızlık kapladı, az önce gölge içindeyken hissettiği mutluluk sanki buhar olup gitmişti. Arkasını döndü, gölgenin gittiği yöne devriyelerle az önce rastladığı yöne baktı. Gölgenin inanılmaz bir çekimi vardı, bir an tereddüt etti sonra da gölgeye yetişebilecekmiş gibi var gücüyle koşmaya başladı. Bu sefer yeniden ağlamaya başlamış olan bebeğin sesini geçerken duymadı bile. Devriyelerle karşılaştığı noktaya geldiği zaman ise devriyeleri kendinden önde koşarken gördü, onları kovalamaya başladı. Eğer birisi kaybolan güneş ya da çekilen gölgeye değil de aşağıdaki bu manzaraya baksaydı bir ironi görecekti.
Kuledeki adam sanki gölgeyi tutup gitmesini engelleyebilecekmiş gibi ellerini öne kaldırmıştı. Gölgenin dört bir yandan çekilirken ortada bir alana yoğunlaşmasını izledi. şehrin dışında bir çiftlikten yüz metre kadar uzaklıkta kuleden yirmi metre çapında seçilen gölge bir daire kalana dek gölge ufaldı, daha da ufalmadı. Kara güneş artık kaybolmuştu.
Cübbeli adam yüzüne hayreti kazınmış bir şekilde gölge dairesini daha iyi görebilmek için kendini pencereden düşmecesine çıkartırken bağırıyor olduğunu fark etmedi: "Gölgedeniz Tapınağı!". Nabız nabız güç dalgaları yayan şahesere mest olmuş şekilde bakan tek kişi de o değildi.
Ã?iftçi gölgenin üstünden çekildiği belki de en son kişi oldu. Gölge yüz metre kadar ilerisinde başlayan ve uzaktan nasıl gözükürse gözüksün kendisine ucu bucağı gözükmeyen bir şekilde serilmiş duruyordu.
Gölgeden bir deniz gibi"
Ã?iftçi aniden güneşin şimdi kendisini eskisinden çok daha fazla rahatsız ettiğini düşündü. Ã?nündekinin bir seçim olduğunu anladı. Güneşe doğru gözlerini dikti, gözleri sulandı. Başını indirip kendi çileli hayatını sürdürmesine anca yeten patates tarlasına ve bir çite dayanmış kendisini bekleyen kazmaya baktı.
Alnındaki teri silerken kafası da gölge denizine döndü. O kadar çekici duruyordu ki! Kendini ayağa kalkmış yürürken buldu. Her adımı bir öncekinden daha çabuk atılıyordu, yaklaştıkça orda kendisini bekleyen huzuru ve sunulan yaşamı daha çok hissediyordu. Hareketlerinde kendine duyduğu güven ara azaldıkça artıyordu.
Gölge denizin kıyısına geldiğinde yavaşladı, sanki bu rituelin olabildiğince uzun sürmesini ister gibiydi. İlk adımını gölge denizin içine attığında ayağı gölgenin içinde kayboldu, ayağından vücudunun kalanına önceden hiç hissetmediği müthiş bir zevk ve coşku dalgası yayıldı. Ağır adımlarla ilerlerken gittikçe vücudunun daha çoğu gölgeye gömülüyor, coşkusu her an artıyordu. En son kafası da gölgeye girerken artık duyduğu zevk ve coşku doruk noktalara tırmanmıştı.
Bu sırada şehirden çıkanlar olanları görüş mesafesine girmişlerdi. Tulumu içindeki çiftçi gölgenin içinde yavaş yavaş kaybolurken yüzünde mutluluk dolu muzaffer bir ifade vardı. Yeni yeni görüşe girenler duruyor bu manzarayı seyrediyordu, gölge deniz ne kadar da büyüktü öyle.
Ã?iftçi gölgenin içinde kaybolduğunda gördükleri bir rüyadan kalkmış gibi kendilerine geldiler. Ã?nlerinde son bir sınav ve seçim vardı. Gölge denizin görüntüsü görenleri ürpertiyordu ancak bir o kadar da ona özlem duyuyorlardı. Bir süre gölge denizi seyreden kalabalıktan kıpırdanma olmadı. Sonra bazıları tereddütlü adımlarla öne çıktı, bunlar ya en cesurlar ya da kaybedilecek bir şeyi olmayanlardı. Onlar da yaklaştıkça daha güvenli adımlar atarak ilerlerken arkada kalanlar hem özlem duyar hem yaklaşmaya korkar halde arada kalmış şekilde gölge denizin muhteşem manzarasını seyrediyorlardı. Korkularını yenemeyenler şimdiden geri çekilmeye başlamışlardı. Kaçırdıkları şeyi görüp ızdırap çekmemek için arkalarına bakmıyorlardı.
Ã?iftçi tamamen girdiğinde kulaklarına garip ama hoş bir melodi çalınmaya başladı. Melodinin etkisiyle geçen zamanı sezmiyor, mekan değiştirdiğini ise ancak hayal meyal fark ediyordu.
Gözlerinin önünde dolanan renk desenleri bir şekle bürünmeye başladı. Bir oda vardı, genişliğini ve şeklini söylemek imkansızdı. Duvarlarda ve tavanda sayısız çeşitlilikte kapı vardı, orda burda aşağı ve yukarı giden merdivenler bazen sallanan ipler vardı. Odada pek çok ayna gördü, hepsi değişik şeyler gösteriyorlardı. Gölge bu odada canlı ve akıllı bir nesneymiş gibi hareket ediyor, kimi yerde yoğunlaşıp kimi yerde seyrelerek ona sanki odanın değişik köşelerini sergiliyordu. Biraz ilerisinde siyah düz saçlı ve çember sakallı, ela gözlü bir yarımelf elindeki liriyle hala kulaklarında olan o garip ama hoş melodiyi çalıyordu. Göz göze geldiklerinde kendine gülümsedi.
Burada kendine sunulan yeni hayata dair ilk emareleri hissetti ne olduğundan henüz emin değildi ama o an verdiği kararın doğruluğundan emin olmuştu. Hayatının en başından beri hep olmayı hayal ettiği yere gelmişti. şükran duydu.
Gölgenin kaynağına"
Gölgenin geldiği tek yer orası da değildi. Dilenci kılıklı ufak bir çocuk az önce soyduğu evden cebinde mücevherlerle çıktığında talihsizliğine küfretti. Sokağın öteki ucundan bir devriye geliyordu ve sokak saklanmak için çok aydınlıktı. İleriden bir evden bir bebeğin ağlama sesleri geliyordu. Birazdan yakalanacağı kesindi" Gölge o an gelmeseydi" Tüm sokak hatta görülebilen tüm alan gölgelere büründü. Hırsızın saklanıp kurtulması için bu kadarı yeterliydi, sanki gölge zihnini açıyor onu çevikleştiriyordu. Birkaç saniye sonra yan sokağa geçti, az önce ağlama seslerinin geldiği şimdi sessiz olan pencerenin altından seri hareketlerle koştu gitti. Pencerenin içinde anne deminden beri susturamadığı bebeğinin gelen gölgeyle beraber sakinleşmesine şaşkınlıkla bakıyordu. Bebek güleç bir surat ifadesi gösterdi, annesi de bebeğine gülümsedi. Onu kucağına alıp pencereye doğru yürüdü, gökyüzüne doğru bakışlarını çevirdiğinde yüzüne huşu dolu bir ifade geldi.
Bebek ise gülüyordu.
Aynı anda yüksek bir kulenin tepesinden gökyüzüne aynı huşu ifadesiyle bakan cübbeli adamın yüzünden olan bitenler konusunda daha çok şey bildiği okunabiliyordu.
Gündüz vakti gökyüzünde kara bir güneş vardı. Cübbeli adam kendi kendine fısıldandığında sesinde hem mutluluk hem heyecan vardı: "Lord Quel-Shin, Hırsızların ve Ozanların Tanrısı, Yalanlar Prensi, Yanılsama ve Gölge Efendisi yükseldi!".
Gölge tüm diyarı kaplamıştı ve şu an diyarın her bir köşesinden sayısız insan kara güneşi huşu ile izliyor, onun yaydığı huzura bürünüyorlardı. Bu olay beş on saniye belki yarım dakika sürecekti ama sonradan şahit olan herkes torunlarına saatlerce sürdüğüne yeminler edeceklerdi. Ã?yle yaşamsal bir andı.
Sonra bütün kulaklarda o tek nota yankılandı. Bir an tüm hayat durdu, sonra güneş ufalmaya, gölge çekilmeye başladı. Devriyelerden az önce kurtulmuş koşmakta olan hırsız durdu, üstünden geçmiş olan gölgeyle beraber içini bir rahatsızlık kapladı, az önce gölge içindeyken hissettiği mutluluk sanki buhar olup gitmişti. Arkasını döndü, gölgenin gittiği yöne devriyelerle az önce rastladığı yöne baktı. Gölgenin inanılmaz bir çekimi vardı, bir an tereddüt etti sonra da gölgeye yetişebilecekmiş gibi var gücüyle koşmaya başladı. Bu sefer yeniden ağlamaya başlamış olan bebeğin sesini geçerken duymadı bile. Devriyelerle karşılaştığı noktaya geldiği zaman ise devriyeleri kendinden önde koşarken gördü, onları kovalamaya başladı. Eğer birisi kaybolan güneş ya da çekilen gölgeye değil de aşağıdaki bu manzaraya baksaydı bir ironi görecekti.
Kuledeki adam sanki gölgeyi tutup gitmesini engelleyebilecekmiş gibi ellerini öne kaldırmıştı. Gölgenin dört bir yandan çekilirken ortada bir alana yoğunlaşmasını izledi. şehrin dışında bir çiftlikten yüz metre kadar uzaklıkta kuleden yirmi metre çapında seçilen gölge bir daire kalana dek gölge ufaldı, daha da ufalmadı. Kara güneş artık kaybolmuştu.
Cübbeli adam yüzüne hayreti kazınmış bir şekilde gölge dairesini daha iyi görebilmek için kendini pencereden düşmecesine çıkartırken bağırıyor olduğunu fark etmedi: "Gölgedeniz Tapınağı!". Nabız nabız güç dalgaları yayan şahesere mest olmuş şekilde bakan tek kişi de o değildi.
Ã?iftçi gölgenin üstünden çekildiği belki de en son kişi oldu. Gölge yüz metre kadar ilerisinde başlayan ve uzaktan nasıl gözükürse gözüksün kendisine ucu bucağı gözükmeyen bir şekilde serilmiş duruyordu.
Gölgeden bir deniz gibi"
Ã?iftçi aniden güneşin şimdi kendisini eskisinden çok daha fazla rahatsız ettiğini düşündü. Ã?nündekinin bir seçim olduğunu anladı. Güneşe doğru gözlerini dikti, gözleri sulandı. Başını indirip kendi çileli hayatını sürdürmesine anca yeten patates tarlasına ve bir çite dayanmış kendisini bekleyen kazmaya baktı.
Alnındaki teri silerken kafası da gölge denizine döndü. O kadar çekici duruyordu ki! Kendini ayağa kalkmış yürürken buldu. Her adımı bir öncekinden daha çabuk atılıyordu, yaklaştıkça orda kendisini bekleyen huzuru ve sunulan yaşamı daha çok hissediyordu. Hareketlerinde kendine duyduğu güven ara azaldıkça artıyordu.
Gölge denizin kıyısına geldiğinde yavaşladı, sanki bu rituelin olabildiğince uzun sürmesini ister gibiydi. İlk adımını gölge denizin içine attığında ayağı gölgenin içinde kayboldu, ayağından vücudunun kalanına önceden hiç hissetmediği müthiş bir zevk ve coşku dalgası yayıldı. Ağır adımlarla ilerlerken gittikçe vücudunun daha çoğu gölgeye gömülüyor, coşkusu her an artıyordu. En son kafası da gölgeye girerken artık duyduğu zevk ve coşku doruk noktalara tırmanmıştı.
Bu sırada şehirden çıkanlar olanları görüş mesafesine girmişlerdi. Tulumu içindeki çiftçi gölgenin içinde yavaş yavaş kaybolurken yüzünde mutluluk dolu muzaffer bir ifade vardı. Yeni yeni görüşe girenler duruyor bu manzarayı seyrediyordu, gölge deniz ne kadar da büyüktü öyle.
Ã?iftçi gölgenin içinde kaybolduğunda gördükleri bir rüyadan kalkmış gibi kendilerine geldiler. Ã?nlerinde son bir sınav ve seçim vardı. Gölge denizin görüntüsü görenleri ürpertiyordu ancak bir o kadar da ona özlem duyuyorlardı. Bir süre gölge denizi seyreden kalabalıktan kıpırdanma olmadı. Sonra bazıları tereddütlü adımlarla öne çıktı, bunlar ya en cesurlar ya da kaybedilecek bir şeyi olmayanlardı. Onlar da yaklaştıkça daha güvenli adımlar atarak ilerlerken arkada kalanlar hem özlem duyar hem yaklaşmaya korkar halde arada kalmış şekilde gölge denizin muhteşem manzarasını seyrediyorlardı. Korkularını yenemeyenler şimdiden geri çekilmeye başlamışlardı. Kaçırdıkları şeyi görüp ızdırap çekmemek için arkalarına bakmıyorlardı.
Ã?iftçi tamamen girdiğinde kulaklarına garip ama hoş bir melodi çalınmaya başladı. Melodinin etkisiyle geçen zamanı sezmiyor, mekan değiştirdiğini ise ancak hayal meyal fark ediyordu.
Gözlerinin önünde dolanan renk desenleri bir şekle bürünmeye başladı. Bir oda vardı, genişliğini ve şeklini söylemek imkansızdı. Duvarlarda ve tavanda sayısız çeşitlilikte kapı vardı, orda burda aşağı ve yukarı giden merdivenler bazen sallanan ipler vardı. Odada pek çok ayna gördü, hepsi değişik şeyler gösteriyorlardı. Gölge bu odada canlı ve akıllı bir nesneymiş gibi hareket ediyor, kimi yerde yoğunlaşıp kimi yerde seyrelerek ona sanki odanın değişik köşelerini sergiliyordu. Biraz ilerisinde siyah düz saçlı ve çember sakallı, ela gözlü bir yarımelf elindeki liriyle hala kulaklarında olan o garip ama hoş melodiyi çalıyordu. Göz göze geldiklerinde kendine gülümsedi.
Burada kendine sunulan yeni hayata dair ilk emareleri hissetti ne olduğundan henüz emin değildi ama o an verdiği kararın doğruluğundan emin olmuştu. Hayatının en başından beri hep olmayı hayal ettiği yere gelmişti. şükran duydu.
Gölgenin kaynağına"
Taşlar unutana dek...
Gnom hızlı adımlarla tapınağa yaklaştı. Zira duyduğu şeyler pek hoş gelmemişti ona. Söylentiler Lord Quelin tüm diyarlar üzerine hakimiyet kurmak istediğini fısıldıyordu diyar tanrılara meydan okuyarak.. Ve bu hiç tekrarlanması istenmeyen savaşı tekrar doğurabilirdi. Gnom hızla gölge denizine doğru yaklaştı. Ã?nünde sonsuzmuş gibi uzanan denize uzandı: Lordum adına yükselen yeni tanrı Quel Shini selamlıyorum diye haykırır. Ve tanrının kendisinin veya rahibinin ona yol göstermesini bekler......
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
*Gölgedeniz Tapınağı'nın girişini kısmen görebilen Palisdan yaklaşanı hissetti ve aceleye gerek görmeden dışarı çıktı. Gnomun gördüğü gölgenin içinden yükselen yarımelfin silüetiydi, elinde Gölgekuşu'nu gevşekçe tutuyordu..
Ben de Lordum adına Lord Dragonfire'ı selamlıyorum.
Lord Quel-Shin bir metodun kendisi ve o metot doğru olan metot. Lord Quel-Shin
tüm diyarı kendi doğru metodunu seçmeye çağırıyor.
*Palisdan acı bir şekilde gülümsedi.*
Elbet başka metotları seçenler de olacaktır, gariptir faniler kendilerine sunulanın değerini zamanında farkedemeyenleri çoktur.
Endişelenme gnom rahip lordunun yeni doğan güçten korkmasına şimdilik hiç gerek yok.
Ben de Lordum adına Lord Dragonfire'ı selamlıyorum.
Lord Quel-Shin bir metodun kendisi ve o metot doğru olan metot. Lord Quel-Shin
tüm diyarı kendi doğru metodunu seçmeye çağırıyor.
*Palisdan acı bir şekilde gülümsedi.*
Elbet başka metotları seçenler de olacaktır, gariptir faniler kendilerine sunulanın değerini zamanında farkedemeyenleri çoktur.
Endişelenme gnom rahip lordunun yeni doğan güçten korkmasına şimdilik hiç gerek yok.
Taşlar unutana dek...
Rahip doğrusu bir metodun mutlak doğru kabul edileceğini düşünmezdim. Umarım Quel-Shinin metodunun mutlak doğru sayılmasının doğuracağı sonuçların farkında olursun. Bir tanrı için bile bunu yapmanın çok ciddi bedelleri olabilir. Her insan için doğru metodun farklı olduğu inancımı burda tekrarlamak istiyorum. Ve o metodun hangisi olduğunu insan kalbine bakarak anlar. Kalbindeki yol lord Quelinki ile aynı değil diye bir insanın yanlış yolu seçmekle suçlanması bence oldukça ............. yanlış bir şey...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Gölge Lordu diğer tanrıların aldatmacalarına kanmış olanları kesinlikle suçlamıyor sadece onların kendilerini bu şekilde kandırışlarını gördükçe onlar adına üzülüyor. Umarım bir gün düştüğünüz bu gafletin boyutunu anlamazsınız ve umarım bir gün çevrenize sizi kandıran tanrıların ördüğü sisler dağılınca karşılaştığınız gerçeğin acısı altında ezilmezsiniz. Ancak eğer bir gün bu yüzleşmeyi yaşarsanız -ki ne kadar keşke bu olmasa desem de bir gün herkesin bunu yaşayacağını düşünüyorum- o zaman tapınağımızın kapıları size hala sonuna kadar açık olacaktır.
Taşlar unutana dek...
Eğer lordumun taddırdıklarını hissedebilsen Palisdan onların gerçek olduğunu anlardın. Ama sorun bu işte onları herkes hissedemiyor ve hissetmek istemeyenler onların gerçek anlamını hiçbir zaman anlamıyor. Lordum onlara anlatmaya çalışsa da.. Ancak buraya hangi tanrının üstün olduğunu tartışmaya gelmedim. Her tanrının ayrı bir kendine özgü yolu olduğunu ve her insan için bu yollardan doğru olanın farklı olduğunu kabul edecek miyiz??? Yoksa birbirlerimizin inananlarını mı çalmaya çalışacağız? Ben buraya barış için gelmiştim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Gördüklerini yaşadıklarını gerçek sanman gerçekten üzücü. Gerçeklerle yüzleşmeyi kabul edemeyince yaşantın içinde şahit olduğun ilüzyonları gerçek olarak nitelendirmen ve onlardan aldığın hazla hayatında yetinmeni üzüntüyle karşılıyorum. Senin tanrının farklı bir yolu var ve ben o yola katılmıyorum. Sana tapınağımızın herkese açık olduğunu söylerken inananlarını mı çalmak istediğimi mi çıkardın? Lordum adına lordunuzu selamlarken savaş istediğimi mi çıkardınız? Yönteminiz bunu mu söylüyor? Ben gerçekle yüzleşmeyi kabul edebilen herkesi çağırıyorum gnom rahip. Daha ötesini değil.
Taşlar unutana dek...
Hiçbir varlığın tanrıların bile gerçeği tüm boyutları ile kavrayabilecek bilgelikte olabileceğini sanmıyorum. Hele biz faniler için bu çok daha zor. O nedenle bence gerçeğin ne olduğu konusunda bu kadar emin olma bence.. Kalbinde senin lordun olan herkesin sizin tapınağınıza gitmesini sevinçle karşılarım ama benim asıl tepkimi çeken diğer metodların yanlış olarak nitelendirilmesi idi. Sınırlı tarih bilgim genelde savaşların böle tek doğru yolun kendi yolu olduğunu zannedenlerce çıkarıldığını sölüyor bana. Bence bunları bırakalım her tanrının kendine ait doğru biryolunun olduğunu ve en doğru yolun olmadığını kabul edelim ve diyarları kaosun içinden hep birlikte çıkaralım.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Gerçek nedir gnom rahip ve yalan nedir? Doğru diye nitelendirdiğin aslında doğru mudur yoksa ona sadece sen mi doğru diyorsundur? Sen de aslında sözlerinle Gölge Lordun metoduna hizmet etmiyor musun 'ozan'? Gölge Lordun metodunu artık reddetmeyip onu seçmiş herkes onun doğru yol olduğunu bilir ve bu böyledir. Eğer sen gerçeğin bilinemeyeceğini savunmak istiyorsan burda bana konuştuğun şekilde "yargılarda" bulunma çünkü aslında gerçeğin bilinip bilinemeyeceğini bile bilemezsin kendi söylevine göre.
Tarihi kim yazar ve sen kimin gözünden görülenleri okuyup onlardan yargıya varıyorsun?
Tarih aynı zamanda sana savaş çıkarmak isteyen kimi ülkelerin kendilerini haklı çıkarmak adına önce diğer ülkeleri kendine tehdit olarak gösterip kendilerinin değil asıl onların savaş çıkarmak istedikleri şeklinde göz boyamalar kullanarak savaş çıkarma peşinde koştuklarını söylüyor mu?
Bence sende Gölge Lordun yöntemini uygulamak için potansiyel var ve eğer bir gün artık onun yöntemini reddetmeyi bırakırsan senin için tapınağın kapılarını açık bırakacağım.
Tarihi kim yazar ve sen kimin gözünden görülenleri okuyup onlardan yargıya varıyorsun?
Tarih aynı zamanda sana savaş çıkarmak isteyen kimi ülkelerin kendilerini haklı çıkarmak adına önce diğer ülkeleri kendine tehdit olarak gösterip kendilerinin değil asıl onların savaş çıkarmak istedikleri şeklinde göz boyamalar kullanarak savaş çıkarma peşinde koştuklarını söylüyor mu?
Bence sende Gölge Lordun yöntemini uygulamak için potansiyel var ve eğer bir gün artık onun yöntemini reddetmeyi bırakırsan senin için tapınağın kapılarını açık bırakacağım.
Taşlar unutana dek...
Sölediklerini anlayamadım ozan şu ilkeler meselesini. Ama şunu söleyeyim. Gölgelerin lordunun yükselişinin diyarlardaki ciddi bir boşluğu doldurduğunu reddemem ama ben kalbimdeki yolu uzun arayışların sonunda buldum. Eğer sen de kendi yolundan mutlu isen ne mutlu sana. Umarım lorduna inananlar orada gerçek mutluluğu ve yaşamın tadını bulurlar. Her ne ise madem öle tartışma bitmiş gibi sanki. Sen ne fikirdesin acaba... ???
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
O gün Gölgedeniz Tapınağı'nda olağandışı bir hareketlilik vardı, tek olağandışı olan da o değildi doğrusu. Gölgedeniz Tapınağı'nın içi normalde ilüzyon veya gerçek pek çok kapının, ipin, merdivenin, sandığın görüntüsü ile dolu gözükürdü. Bugün ise oda uç sınırlarını zorlukla seçebildiğiniz düz bir mekan şeklindeydi. Zeminde Lord Quel-Shin'in sembolü vardı. Gizliliğin üç korumasını; gölge, yanılsama ve yalanı temsil eden üç küre ve bunların her zaman birbiriyle iç içeliğinin ifadesi olarak arada geçişi temsil eden karanlık gölgeler. Zeminde üç küre ve onlarla beraber karanlık gölgeler dönmekteydi.
Rahipler tapınakta gizliliğin üç korumasını gösteren iç içe üç çember oluşturacak şekilde sıralanmıştı ve ahenkli bir şekilde ilahiler söylüyorlardı. Orta çember sembolün çizdiği halkayı temel alarak oluşturulmuştu. Kürelerin dönüşü zamanla hızlanmaktaydı ve ilahinin hızı da aynı şekilde hızlanıyordu.
Ã?emberlerin merkezinde iki kişi vardı; Palisdan ve Niatra. Palisdan elinde gölgekuşunu çalıyor ve bununla beraber tapınağın önünde göreve odaklanabilmesini sağlıyor ve aynı zamanda ilahiye eşlik ediyordu. Niatra ise çemberin ortasındaki havuza bakıyordu. Hepsi heyecanlıydı, bugün çok önemli bir gündü.
Lord Quel-Shin'in kızı Niatra çemberdeki havuza bakarak yaklaşan olayın işaretlerini izliyordu. Gölgedeniz Tapınağını dışarıdan ve tepeden görüyordu, sanki birisi gölgedeniz tapınağının ortasına dev bir kaya kütlesi atmış gibi deniz dalgalanıyor ve dalgalar kıyıda durmayıp dışarıya doğru gücünü azaltarak ilerliyordu. Bu şekilde dalgalar nabız gibi atarak peşi sıra yayılmaktaydı, bu gölge dalgalarının enerjisi kutsal emanetlerden gölgekuşunun çıkardığı notalardan geliyordu. İlahilerin artık bir çılgınlık derecesinde hıza varmış sesini kulağının ucuyla duyarken dışarıya doğru da kafa döndürücü bir şekilde gölge çemberleri yayılmaktaydı.
Bu hız belli bir süre sonra öyle hızlı bir şekilde olmaktaydı ki Niatra tüm insanüstü duyularına rağmen dalgaların arasını seçememeye ve çevreye yayılanı tek ve inanılmaz çapta bir gölge olarak görmeye başladı. Çok kısa bir süre sonra gerçekten de durumun böyle olduğunu farketti, duyuları yeniden içinde bulunulan sunağa döndüğünde ilahinin sesinin kesildiğini beklenen anın geldiğini anladı. Ã?emberin ortasındaki havuz da bunu doğrularcasına silinerek görünürden kayboldu, artık ne olacaksa bu sunakta olacaktı.
Palisdan gecekuşunu çalmayı bırakmıştı, çemberin ortasında başını yukarı uçsuz yükselikteki tavana kaldırıp bağırdı: "Lordumuz Quel-Shin, Hırsızların ve Ozanların Tanrısı, Yalanların Prensi, Gölgelerin ve Yanılsamanın Efendisi diyarlardaki ihtişamının gölgesi Gölgedeniz Tapınağı varlığınla onurlanacak."
Rahipler peşinden tek sesten koro şeklinde bağırdı: "Gölgeler üstümüze olsun."
Rahipler tapınakta gizliliğin üç korumasını gösteren iç içe üç çember oluşturacak şekilde sıralanmıştı ve ahenkli bir şekilde ilahiler söylüyorlardı. Orta çember sembolün çizdiği halkayı temel alarak oluşturulmuştu. Kürelerin dönüşü zamanla hızlanmaktaydı ve ilahinin hızı da aynı şekilde hızlanıyordu.
Ã?emberlerin merkezinde iki kişi vardı; Palisdan ve Niatra. Palisdan elinde gölgekuşunu çalıyor ve bununla beraber tapınağın önünde göreve odaklanabilmesini sağlıyor ve aynı zamanda ilahiye eşlik ediyordu. Niatra ise çemberin ortasındaki havuza bakıyordu. Hepsi heyecanlıydı, bugün çok önemli bir gündü.
Lord Quel-Shin'in kızı Niatra çemberdeki havuza bakarak yaklaşan olayın işaretlerini izliyordu. Gölgedeniz Tapınağını dışarıdan ve tepeden görüyordu, sanki birisi gölgedeniz tapınağının ortasına dev bir kaya kütlesi atmış gibi deniz dalgalanıyor ve dalgalar kıyıda durmayıp dışarıya doğru gücünü azaltarak ilerliyordu. Bu şekilde dalgalar nabız gibi atarak peşi sıra yayılmaktaydı, bu gölge dalgalarının enerjisi kutsal emanetlerden gölgekuşunun çıkardığı notalardan geliyordu. İlahilerin artık bir çılgınlık derecesinde hıza varmış sesini kulağının ucuyla duyarken dışarıya doğru da kafa döndürücü bir şekilde gölge çemberleri yayılmaktaydı.
Bu hız belli bir süre sonra öyle hızlı bir şekilde olmaktaydı ki Niatra tüm insanüstü duyularına rağmen dalgaların arasını seçememeye ve çevreye yayılanı tek ve inanılmaz çapta bir gölge olarak görmeye başladı. Çok kısa bir süre sonra gerçekten de durumun böyle olduğunu farketti, duyuları yeniden içinde bulunulan sunağa döndüğünde ilahinin sesinin kesildiğini beklenen anın geldiğini anladı. Ã?emberin ortasındaki havuz da bunu doğrularcasına silinerek görünürden kayboldu, artık ne olacaksa bu sunakta olacaktı.
Palisdan gecekuşunu çalmayı bırakmıştı, çemberin ortasında başını yukarı uçsuz yükselikteki tavana kaldırıp bağırdı: "Lordumuz Quel-Shin, Hırsızların ve Ozanların Tanrısı, Yalanların Prensi, Gölgelerin ve Yanılsamanın Efendisi diyarlardaki ihtişamının gölgesi Gölgedeniz Tapınağı varlığınla onurlanacak."
Rahipler peşinden tek sesten koro şeklinde bağırdı: "Gölgeler üstümüze olsun."
Taşlar unutana dek...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
