Page 1 of 1

Bir Gnomun Öyküsü

Posted: Wed Jun 09, 2004 4:48 pm
by Firble
Yeraltındaki o güzel şehir o bednede hatırladığı ilk şeydi. Sanki uzun
zamandır bu diyarlardaydı çok uzun zamandır ama bazı şeyleri ilk defa
yaşıyordu. Doğanın ve o ufak ırkın beraberce yarattıkları o muhteşem
eseri doya doya seyretmişti. Her biri bitkiler ve kayalardan oluşan
evler. Topraktan yükselen ve ilk defa duyabildiği o muhteşem şarkı..
Ve muazzam güzellikteki o taşlar. O şehir o asla ismi anılmaması
gereken şehir... Gnom o günleri içi titreyerek hatırlıyordu. şehirde
dünyaya gelmemişti. şehir civarındaki tünellerde bulunarak Oraya
gelmişti ve geldiğinde geçmişini hatırlamıyordu. Sadece o muazzam
güzellikteki şehir hafızasında idi. Hayatında hatırladığı ilk anı..
Aynı zamanda yeni yaşamı için hayalinin bile ötesindeki bir
başlangıçtı.

Posted: Thu Jun 10, 2004 3:13 am
by Firble
şehirdeki ilk yıllarından aklında kalan ilk şey toprağın hafifçe yükselerek onun için hazırladığı yataktı. Geceleri orada uzanırken pırıl pırıl parlayan mücevherleri izlerdi. Muhteşem bir duygu idi. Yaşatı olan gnom çocuklar bir süre için ona biraz çekinerek yaklaşmışlardı. Bir iki dakika kadar.. Sonra hemen onu da oyunlarına dahil ettiler. Ufacık kel gnomların bağırış çağırış içinde koşuşturmaları. Bir oyunu bir süre oynar sonra sıkılıp diğerine geçerlerdi. Arada şehrin dışına çıkarlardı. Dışarda ona da bahsedilen bir drow tehlikesi vardı karanlık altı bu bakımdan hep riskli bir yer olmuştu. Yine de dışardaki ?büyüklerine? güveniyorlardı ve hatta bazen tehlikeyi unutup uzaklara kadar gidiyorlardı. Onlara katılmış da olsa ilk başta onlardan değilmiş gibi hissediyordu kendisini. Onların neşesine hep gıpta ederek bakıyordu. Sonra gittikçe artık başka bir varlık olduğuna inandırdı kendini. Bu bir hediye idi ve onun kendisinden alınmayacağına kendisini inandırmalı idi.
Karanlıkaltı yaratıkları ile birkaç defa karşılaştılar. Ancak Firblenin değişik güçleri vardır. Çok güçlü ilüzyonlar yaratabilmekte olduğunu keşfettiğinde.. yaratıklar tehtit olmaktan çıkar.

Posted: Thu Jun 10, 2004 11:36 pm
by Firble
Yine o yıllarda yani hala şehirdeki ve dışardaki tehlikelerden ve daha da ötesi kendi içindekilerden uzakta geçirdiği yıllarda.. Belki de varoluşundan beri ilk olarak dost diyebileceği kişi ile tanışır.
Tahmini olarak şehre gelişinin ikinci yılı gibi olr bu olay.. Arkadaşları ile şehrin dışında ufak gölete giderler. ? Büyük ? gnomların koruduğu alanın dışındadır bu alan yine de çocukluğun verdiği cesaret onları olası tehlikeleri bir defa daha unutturdu. Bir önceki sefer bir drow devriyesine son anda yapılan bir ilüzyon büyüsü ile yakalanmaktan kurtuldukları akıllarından çıkmıştı.
Göle geldiklerinde dehşet verici bir manzara ile karşılaştılar. Yüzlerce tanımlayamadıkları yaratık yerde yatıyordu.. Sarı renkleri ve eğri vucudları onları korkutucu yapsa da gnomlar bu sahneyi uzunca bir süre izlediler. Ufak bir mırıldanma sesi duyduğunda Firble hiç tereddür etmeden koştu. Ã?ocuklar da onu izlediler. Henüz bu yaratıkların dehşetini hiç görmemişlerdi. Goblinler sadece kovalamaca oynadıkları bir oyun arkadaş gibi idi onlar için. Firble sesin geldiği yöne ilerleyince. Ufak bir gnom çocuğu görür muhtemelen yeni yürümeye başlamış.. Ã?ocuk yaralıdır. Firble çocuğa yaklaşır.. Ã?ocuğun acısı yüzünden bellidir. Firble bir süre naapacağını bilemez.. Acı zininde binlercesini daha önce gördüğünü hissetmektedir her akşam ama şimdi.. Bu tek olayda ve bir gnomun bedenindeyken.
Birden dudaklarından bir melodi dökülür:

Acı geçecek kardeşim
Acın sona erecek
Bu şarkı bittiğinde
Tüm geçmiş silinecek
Hepsi bir hikaye idi
Korkutucu ama bitti
şimdi uyuyacaksın
Ve uyandığında
Güvende olacaksın
Seni sevenlerin yanında

Gobline baktığında uyuduğunu görür. Herşey sanki bir sihir gibi olmuştur. Arkadaşları hey güzeldi yine sölesene diye sıkıştırırlar. Ama Firble yeni hayatında ilk defa bir büyük olmak gerektiğini hisseder ve hayır der eve dönmeliyiz. Peki bu goblini nasıl taşıycaaaz diye sorar Usani adlı bir gnom kızı. Firble şaşkın şaşkın bakar. Ã?ocuk da olsa goblin ağırdır ve gnomlarda çocuktur. Yandaki Yoruk adlı bıcır oğlanın aklına bir fikir gelir. Onu taşımak için bir alet yapalım. Ve hemen çocuklar işe başlar Firble önlem olarak mağranın duvarlarını kapatan bir ilüzyon yapar . Ve işleri bittiğinde olabildiğince hızla şehre dönerler. Yuvaları olan yere.

Posted: Mon Aug 02, 2004 4:02 am
by Firble
Başlangıç Sözleri

Ben ozan Firble. Diyarlarda zamanında gnom ozan olarak bilinirdim. bu kitabı yazmaya Tanrılar savaşından sonraki ikinci yılın sonlarında başladım. Kitap benim hayatımla ilgili.. Hayatımın ilk bölümü.. Ölümü tadıp yeni şans verilmiş ender insanlardan biri olduğumdan şu anda yeni bir hayatı yaşadığımı söyleyebilirim. Ruhum her ne kadar aynı kalmış olsa da bu yeni bir hayat. Ölümü ve sonrasında yaşananları Ayrıca anlatacağım ama bu ondan önce yazılanların öyküsü olacak.
Yukarıdaki yazıların öykünün bir parçası olarak orada durmasına karar verdim. Onlar benim ilk denemelerimdi. Bambaşka bir yaşamı yaşadığım sırada.. Ve o sözler ve oradaki mürekkep benim için o yaşamın anısını taşıyor. ncak şimdi her şey farklı gözüküyor gözüme.. Belki daha bir uzaktan bakabiliyorum. Her şeye. Kendime bile. O nedenle yazmaya yeniden başlayacağım. En baştan. Yaşamımı merak edenlerin ama daha da önemlisi kaosun tüm diyarlarda hala etkili olduğu o günlerde diyarlar hakkında biraz olsun bilgi verebilmek için..
Bu şu ana kadar ki ilk düz yazım olacak. Belki de ilk yazının kendimle ilgili olması işimi biraz kolaylaştıracak. Yine de hatalarım olabilecektir.
Bunlar için şimdiden özür diliyorum.

Gnom Ozan Firble

Posted: Mon Aug 02, 2004 8:52 am
by Firble
BAşLANGIÃ?

Hatırladığım ilk şey kapkaranlık bir mağrada olduğumdu.. Çok karanlıktı bir annenin rahmi gibi karanlık. Ve sonra ısı görüşümü farkettim. Ya da birden oldu. Dünya bir parça olsun aydınlandı. Bedenimi görebiliyordum. Ufaktım çok ufak. Bir insan çocuğundan bile ufak. Ama neydim nereden gelmiştim buraya? O gün bu konuda bir şey biliyordusam bile şimdi artık tek hatırladığım o günün arkasında kalan geçmişin hatırlanmaması gerektiği idi. Ve hatırlamadım.. Ama o an hissettiklerimi hatırlıyorum. Nerede olduğumu çaresizce anlamaya çalışıyordum. Ama karanlıktan ben çıkarak ısı görüşü bile garip şekiller gösteriyordu sadece.
Derken o adamlar geldiler. Onların da boyu kısa sayılabilirdi belki.. Normal bir insana göre ama bana göre çok uzundular. Ama onların geldiğini gördüğümde onlardan korkmadım. Bu nasıl oldu bilmiyorum ama o ilk anda bile onlara yakınlık hissettim. Böylece beni farkettiler. Sözlerini anlıyordum. Bir gnom çocuğu. İlerde bir gnom çocuğu var dedi biri sonra öbürü bağırdı Aman tanrım buraya nasıl gelmiş.
Yaklaşan adımlarını duyuyordum ve öylece durdum tüm zaman boyunca öylece durdum.
Sonra yanımdalardı. Sanki bir anda... Bana kim olduğumu sordular.. Hiç bir şey hatırlamıyordum. Evet o an zihnimi sorgulamıştım ve hiç bir şey hatılamıyordum. Oraya nasıl geldiğimi de... Sonra beni kucakladılar. Yaralı olup olmadığıma baktı biri. Onlar da şaşırmıştı. Ama diyarlarda şaşırtıcı birçok olay vardı. Aralarında bir süre tartıştılar. Beni götürmenin riskli olup olmadığını.. Ama bir gnom çocuğunu bırakamazlardı. Riski ne olursa olsun bunu yapamazlardı. Özelikle tehlikelrin her yerde olduğu Karanlık altında..
Evet karanlık altı oradaydım. Fenerler biraz olsun çevremi aydınlattığında farkettim. Her yanım kayalarla kaplı idi. Ve burası her yanı toprakla kaplı o ülke idi.. Sanki hep biliyordum ama... Ama buraya ilk defa gelmiştim ve daha önce neredeydim? O anda daha öncesine ilişkin kalan son bilgi parçacıklarımda silindi. Sadece çevresi toprak kaplı yerde byük bir gnomun kucağında taşınan küçük bir gnom çocuğu idim ben daha fazlası değil.
şehri ilk gördüğüm sahne evet bu aklımda.. Sarkıt ve dikitlerin arsından ortaya çıkan dev kapı.. Üzerinde dev bir gnom yüzü var. Ã?evresi göz kamaştıran yeşil mavi kırmızı mücevherlerle kaplı.
Sonra büyüklerden biri göremediğim bir yere gitti. Ve dev kapı açılmaya başladı.
İçeride dev bir gnom şehri vardı. Zenginliğin.. Her bakımdan zenginliğin tam anlamı ile yaşandığı bir yer..
Evet şehrin adını hatırlıyorum. Yine de bunu buraya yazmayacağım. Niye mi çünkü güvenmiyorum. Çok az gnom şehri kaldı özellikle yer altında.. Ve şehrin ismini vermem bile ona gelecek bir tehtide ol açabilir o nedenle isim vermeyeceğim. Hikayenin devamında şehirden bahsederken sadece gnom şehri diyeceğim. Sonuçta bir gerçek de var ki o benim gördüğüm tek gnom şehri idi.
şehir muhteşemdi. Elmaslar heykeller gnomların icatları her yerde idi. Ufak gnomcuklar her yerde oynuyordu... Büyük gnomlar birbirlerini çekiştirerek oradan oraya götürüyorduç. Evler mucizevi bir şekilde toprak ve sanatın uyumu ile yapılmıştı.. Toprağın ve dikitlerin yarattığını mücevherler bir parça demir ve bitkiler tamamlıyordu. Ve bu malzemellerle bir ozanın bile tarif etmesi güç bir güzellik ortaya çıkıyordu.
Beni gören insanların garip garip baktıklarını hayal meyal hatırlıyorum. Ama o anda ben şehrin tadını çıkartıyordum. Elmasların ışıl ışıl o sarayı ilk görüşüm de aklımdadır. Beni oraya götürüyorlardı. Böyle güzel bir binaya gireceğime inanamamış ve oraya mı gidiyoruz diye sormuştum beni taşıyan büyüğüme ve o da evet evlat deyip omzuma vurmuştu.. Hatırladığım ilk gülümseyişim. Sonra beni bir odaya getirdiler.. Saman gibi bir bitkiden yapılmış bir yatak vardı ve altında yumuşak toprak. Gnomların farklı toprakları farklı şekillerde kullanma yeteneklerinin boyutunu ilerde öğrenecektim.
Ama o anda yogundum. Sanki çağların yorgunluğu vardı üzerimde. O nedenle uyudum sadece uyudum . Sanırım o gece benim hakkımda epey bir tartıştılar. Belki kaderim hakkında verilecek karar birkaç defa neredeyse değişmek üzereydi. Ama o gece benim dinlenmeye çok ihtiyacım vardı ve sadece dinlendim.
İşte gnom şehrindeki hikayem bu gece ile başladı. Hafızamda hala anısı kalmış olan bu ilk gece ile.

Posted: Wed Aug 11, 2004 3:28 am
by Firble
GNOM şEHRİ

Gece boyunca yapılan toplantıda benim kalmama karar verdiler. O anda bunun için çok küçüktüm ama yıllar geçtikçe bu verilen kararın ne denli cesurca olduğunu daha iyi anlıyorum. Gnomlar içine kapanıktır birbirlerine karşı bile. Ancak bu yılların getirdiği bir sürecin sonunda olmuştur. Birçok ırk hatta bazen onlara yakın olanlar bile yıllarca onları kandırmış aldatmış ve bazen felaketlere sürüklemiştir. Hele tehlikelerin katlandığı karanlık altında bu çekingenlik haklı olarak daha da artıyordu. Her ne kadar bir gnom çocuğu da olsam yer altına öyle tek başına bırakılmam kuşkusuz birçok kişide çok ciddi sorular yaratmıştır. şunu da söylemeliyim ki bu kişilere ben de dahilim. Ve uzun yıllar boyunca yaşadığım olaylara rağmen bu soruları tamamen çözebilmiş değilim. Ama bu cesur halk bu tehlikleri göze almayı seçtiler. Bu nedenle her ne kadar hep bana çekingenlikle yaklaşmış da olsalar onlara duyduğum ve olayın ciddiyetini anladıkça artan minnetimi bir ozan olan ben bile kolay kolay kelimelere dökemem.
Ertesi gün farklı bir binadaydım ve gün benim için sanki şehrin eski bir sakini imişim gibi başladı. Yakınımdaki evlerden kalan yaşlıca bir gnom bana yemek getirdi. Buyday ve mısır benzeri bitkilerden yapılmış bir yemek. Açtım ve yemek de gerçekten güzeldi. Bu benim hatırladığım ilk yemeğim ve gerçekten güzeldi. Yemek bitince içinde kaldığım evi biraz keşfettim. Sonuçta ufak bir gnom evi idi. Oturabileceğim bir oda. Ufak tencereli ve dolaplı bir mutfak. (ama yemek pişirecek yakacak koymamışlardı. Muhtemelen benim küçük olduğumu düşünmüşlerdi.) Ve yatmak için bir oda evde tek başına kalıyordum. Ama o anda bu benim için o kadar sorun olmamıştı. Sonuçta koskoca karanlıkaltında yalnızken şimdi bir şehrin sıcaklığı ve güvenliğini yaşıyordum.
Bir süre içerdeki eşyaları inceledikten sonra çekingence dışarı çıktım. Yaşlı kadın pencereden bakıyordu. Ona teşekkür ettim. Ã?ekingence başını salladı. Sonra tencereleri ben alırım dedi.
Sonra çevreme baktım. Bir sürü binanın arasında rastgele oluşmuş gibi görünen açıklığın birden hayret ve hayranlı içinde yol olduğunu farkettim ve yolu izledim. şehrin her yerinde benim de dahil olduğum bu ırkın yaşamını daha iyi görüyordum. Bu en azından yeni yaşamımda gördüğüm ilk yaşam tarzı idi ve diğerlerinden çok farklı idi. Nerede ise her yerde doğa yok edilmeden ona yapılan eklemelerle ihtiyaçlar gideriliyordu. Ve bu doğayı yıkarak izlenilen yoldan çoğu zaman daha etkili bile oluyordu. Onun dışında değerli taşlar şehirin her yerinde idi. Gnom madencilerin sürekli çıkarttığı ve şehre getirdiği taşlar her alanda olduğu gibi mimaride de kullanılıyordu.
Yaşları benim civarında on kadar gnom çocuğu etrafımı sardığında belki bir saat dolaşıyordum. Seslerini hala hatırlıyorum. Yıllarca kendim dışında kimseden duymadığım o gnom heyecanı ile bana aralarına katılmamı söylediler.
Kabul ettim. Bir grubun içinde olmak güzeldi gerçekten güzeldi. şehrin içindeki dümdüz geniş bir sahaya gittik. Bir süre hala bir kısmını hatırladığım gnom oyunlarını oynadık. Bir tanesi direk dile dayalı bir oyun hızlı konuşma üzerine idi. şöyle ki iki gruba ayrılınır ve üyeler sıra ile birbirleri ile bir konu hakkında anlamlı şekilde konuşurlardı. Her bir üyenin cümleyi söylemesi için üç saniyesi vardı. Ve bunu başaramayan üye gruptan ayrılırdı. Tüm üyelerini kaybeden grup yarışmayı kaybederdi.
Hareketli oyunlara gelince bunları pek hatırlamıyorum. O gün sanırım birkaç tanesini oynamış ve galiba biraz da yüzmüştük. şehrin biraz dışında ama gnom devriyelerinin koruduğu alan içerisinde.
Ã?ocuklar bana gerçekten canayakın davranıyorlardı. Yani beni oyuna hep dahil ettiler . Bir defa geride kaldığımda beni beklediler. Hatta yoruldu isem dinlenebileceğimizi söylediler. Ama... Bunu burada yazmak ne kadar doğru bilmiyorum.. Sanki aramızda bir duvar vardı. Görünmez bir duvar.. Bunu o gün bile farketmiştim. Kendi aralarında yürürken veya otururken konuştukları gibi konuşmuyorlardı benle.. Ben soru sorduğumda cevap veriyorlardı. Hem de cana ykın şekilde ama sadece ben sorduğumda. Veya benimle konuşmaları gerekli hale geldiğinde (örneğin geride kaldığımda) O gün bu hafızamı meşgul etmişti. Onlardan ayrıldığımda ve kafamı samandan yastığıma koyduğumda da tüm bunları düşündüm. şimdi geriye dönüp o geceki düşüncelerimi hissetmeye çalıştığımda ....... Sanırım en sonunda daha beni tanımıyorlar demiştim kendi kendime .. Zamanla iyi arkadaş olacaktık ve bu.... aramızdaki görünmez mesafe kaybolacaktı...[/b]

Posted: Wed Aug 11, 2004 6:56 am
by Firble
şEHİRDE YAşAM

Yanılmştım. Bir önceki bölümü bitiriren ki sözlerimde yanılmıştım. Aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Gerek tüm o arkadaşlarım gerek de şehi halkı bana karşı hep iyiydiler ama aramızdaki bir mesafe daima kalmaya devam etti. Bu neden böyle oldu. Bunu bazen özellikle belli bir zaman geçtikten sonra.. Daha ufak bir gnomken bile çok sorguladım. Belki de ilk nedeni benim gerçekten garip olmamdı. Gariptim gözlerimde bedenimde bunu tamamen hissediyordum. Bir gnomdum bundan emindim. Gerek arkadaşlarımla iken gerekse şehrin o coşkulu hayatını izlerken o muzip gnom ruhunu içimde hissediyordum.
Belki bilmeyenler için burada belirtmek yerinde olur. Ozan olarak farklı ırkları ve farklı özelliklerini görme fırsatım oldu. Ancak karşılaştıkları once tehlikeye rağmen o ruhu en iyi yaşatanların gnomlar olduğu yönündeki kanaatim değişmedi. Kenderler belki bizden daha kaygısızlar ama onlar çok farklı bir varoluş biçimi ve korku duygusu hayatlarında hiç yok. O nedenle ben korkuyu hissedebilmemize rağmen bu ruhu koruyabilen biz gnomları bir adım önde görüyorum.
Her neyse sonuçta bir gnom olduğumu ruhumda bedenimde ve kalbimde hissediyordum. Yine de gözlerimde ve ruhumda bir şeyler de beni farklı yapıyordu. Bazen ben bile kendime yaklaşamıyor. İçimde neler olduğunu anlayamıyordum. Bu durumda sanırım diğer gnomların da bana yaklaşamamalarını anlayışla karşılamalıydım. Ayrıca ben dışardan gelmiştim. Gerçi otuz yıl gibi bir süre şehirde kalacaktım. Ama bu süre özellikle kara elfler gibi 100lerce yıl yaşayan halkların bir komplo kurup kurmadıklarına emin olabilecek kadar fazla değildi. Bu cesur halk beni aralarına almıştı. Ama yine de korkuyorlardı. Ve bunda oldukça da haklıydılar. Ve bu korku da ellerinde olmadan onlarla aramda zaten garipliğimden dolayı oluşmuş olan o engeli yerleştiriyordu.
Yine de özellikle ilk on yıl ümit ettim. Sonuçta tadamadığım o yakınlığın yarattığı eksikliğine rağmen yine de yaşamım güzeldi. şehrin genel yapısını size anlatmıştım. Önemli bölgelere gelince önemli günlerde gnomların toplandığı alanlar vardı. Dört büyük alan. Gerektiğinde gerekli eşyalar alana getirilirdi. Alanlar boşken biz ufak gnomlar orada oyun oynardık. (genelde hızlı hareket ve hızlı konuşma üzerine ama her buluşmada mutlaka ilginç bir yeni oyun fikri de gelirdi. ) Onun dışında tahıl deposu vardı ki bizim oraya girmemiz yasaktı. Savaşçı gnom karagahı ki oraya da girmemiz yasaktı. Saray ki oraya da girmemiz yasaktı. Aslında arkadaşlarımdan biri kralın oğlu idi hatta zaman zaman sarayın önünde buuşurduk ama muhafızlar bize içeri giremeyeceğimizi hemen hemen her zaman hatırlattılar. Bazen bu kuralın sırf benim için konup konmadığını merak ederdim. Bunu hiç öğrenemedim. Ama sonuç olarak o ilk günden sonra da saraya girmedim.
Onun dışında bizim de girebileceğimiz farklı atölyeler (ilginç icatların ki aralarında oyuncaklar da vardı yapıldığı) ve bazı okullar vardı. Bunların arasında gnom tarihini anlatan o parşomenli yapıyı hatırlıyorum . İçie girmiştik . Bazı kitaplarını okudum. Ama içimden bir ses asıl gnom tarihini okumamam gerektiğini söylüyord ben de öyle yaptım. Onun dışında toprakla ilgili o mabed vardı ki ondan sonra bahsedeceğim.
Bir deşehrin dışına çıkan o gnomun yeri vardı. Duvarlar haritalarla dolu idi. Farklı yerlerden gelen bir sürü eşya kitap her yerde idi. Ve hep bize anlatacak bir sürü öyküsü vardı. Ona yakınlık duyduğumu hissediyorum. Bu onu yürüten ölmedikçe bir başkasına verilmeyen bir görevdi çünkü bir gnomun o tehlikelerle yüzleşmesi yeterli deniyordu. Ama sonuçta görevi aldığından beri onu hep heyecanla dinleyen bizler etrafında olsak da o yalnızdı. Benim gibi......
Evet sanırım şehir bu kadardı. şhirin dışında yine girmemiz yasak olan ama bizim hep gizlice gittiğimiz madenler vardı. Taşa vuran metalin o muhteşem sesi ve etraftaki parıltıları hayranlıkla seyrederdik. Tabii görülmemeye çalışarak. Alında bir iki defa görüldük ama sonuçta gnomlar çocukluklarını hiç kaybetmeyen canlılardır. Sonuçta her defasında ..... atlattık... : )) şehrin dışında ayrı ayrıca tırmanma yarışı yaptığımız mağaralar... Ufak dereler ve göller vardı.. (tabii yeraltında) Bunun dışında tuhaf bitkiler (sanırım bir kısmı yeniyordu ) ve bol bol macera....
Gecelerime gelince o evde tek başıma idim. Evin civarındakiler evi temizliyor ve diğer işleri yapıyorlardı. Yemekle güzeldi neredeyse her zaman.. Ama o gecelerden hatırladığım en güzel anı toprağın sesi idi. Zaman zaman anşlaşılmaz ama yine de büyüleyici zaman zaman hayranlık verici şekilde berrak. Ama hep kulaklarımda idi. Hayatımdaki en sadık yoldaşım bu sesin güzelliğinden aldığım ilhamla yaratıldı. Bir sonraki bölüde bu konuyu anlatacağım.

Posted: Thu Aug 12, 2004 5:13 am
by Firble
TOPRAğIN şARKISI

Toprağın şarkısı yıllarca hasretini çektiğim o dost. Cehennemin en
karanlık köşelerinde bile bazen tanrımdan bile daha fazla bu dostun
özlemini çektim. Ve sonra onu yeniden buldum yeni yaşamımla birlikte
ve benim o yılların... sarsıntısını atlatmam da belki en fazla yardım
olan dostum o olmuştur. Evet hikayenin bu bölümü bu dostun toprağın
bana verdiği bu büyük hediyenin yaratılışı üzerine . Bu belki aynı
zamanda tüm hikayenin en önemli bölümü.. Ã?ünkü hikaye sadece yeni bir
dostun değil aynı zamanda içimde hep en fazla gurur duyduğum ve en
karanlık anlarımda bana en fazla destek olmuş yanım olan ozan
Firblenin yaratılışı üzerine. Hayatımda bu kadar önemli olan bir olayı
uzaktan bakarak anlatabileceğim bilemiyorum. Hikayenin buraya kadar ki
bölümünde elimden geldiğince bunu yapmaya çalıştım. Ã?ünkü ancak bu
şekilde olayların benim o anda farkedemediğim boyutlarını da
yansıtabileceğime inanıyordum. Ama diğer bölümlerde bile zor olan bu
çabanın bu bölümde iyice zorlaşacağını hissediyorum. Yine de elimden
geleni yapacağım.

Ã?ncelikle beni tanımayan birinin okuma ihtimaline karşı toprağın
şarkısının ne olduğundan bahsedeyim. Toprağın şarkısı bir flüttür.
İnce sayılır. Gnom standartlarına göre bile. Üzerinde altı tane delik
var. Ancak bunlar eğer uygn kullanılrsa epey bir sesin çıkmasını
sağlayabiliyorlar. Flüt topraktan yapılmış ve onun kutsamasına
sahiptir. şey en azından ben hep buna inandım. Sonuçta bu aleti
topraktan ilham alarak yapmıştım. Ve o benim bu aleti kullanmayı
öğrenirken en önemli teşvik kaynağım oldu.

Aletin yapılış ayrıntılarına geçmeden sanırım bir miktar topraktan ve
bunun biz gnomlar için öneminden bahsetmeliyim. Biz gnomlar toprağa
yakın bir ırkız. Bu konuda belli başlı ırklardan belki cüceler bize
yaklaşır. Ama onlar öncelikle madenleri çıkarmayı hedeflerler yani
toprağın içinde ama ona ait olmayan cevherler. Bizse taşları özellikle
değerli taşlara aşığızdır. Yani toprağın kendisine. Hele yeraltı
gnomları yani sadece altlarında değil her yanlarında toprakla yaşayan
gnomlar için toprak daha da önemlidir. Yiyeceği o sağlar suyu.. Bize
değerli taşlardan verir. Evlerimizi şehirlerimizi yaparken bize yardım
eder. Bizi gerektiğinde düşmanlarımızdan korur. Ama belki de bize
verdiği en değerli şey geceleri veya ihtiyacımız olduğunda dinlemeyi
bilenlerimize sunduğu o muhteşem müziktir. Toprağın şarkısı.

Bunun bazılarına garip geleceğini sanıyorum. Irkların çoğu için
toprak suskun bir varlıktır. Hatta çoğuna göre öldür de. Belki toprak
da bunun böyle bilinmesini ister. O ona efendilik etmek isteyen
ırklara sessizce boyun eğer ama onları verebileceği en değerli
hediyeden mahrum eder.
İnsanlar elfler buçukluklar goblinler orklar cüceler kenderler ve daha
birçokları bazı istisnalar dışında toprağı duyamaz. Bazı istisnalar...
Okurlarım belki toprağı konuşturan büyülerden bahseden eski büyülerden
bahseden kitapları okumuşlardır. Bu büyüyü yapmış olan insanlar
genelde kitaba bu sesin o güne kaar duydukları en büyüleyici şey
olduğunu söylerler. Onlar şanslıdır çünkü bu büyüyü kısa bir süre de
olsa yaşamışlardır. Ancak yine de büyü bitince toprağın sustuğu
kanısına kapıldıklarını birçok hikayede okudum. Oysa toprak susmaz.
Hatta sadece bazen bunu yapabilecek kadar şanslı ırklarla konuşur da.
Yeraltında bu şanslı ırklarla ilgili hikayeler dinlemiştim.

Biz gnomlar o kadar şanslı değiliz. Yine de birçok ırktan farklı
olarak biz en azından o muhteşem şarkıyı duyabiliriz. En azndan
gerçekten dinlemeyi başarabildiğimizde... Ã?ünkü toprağı duymak bir
gnom için bile her zaman kolay değildir. Günlük yaşam bu sesi çoğu
zaman zihinlerinden siler. Yine çoğu gnom bu muhteşem gnom bu mucizeyi
en az bir defa yaşamıştır. Ve bunu yeniden duyabilme arzusunu da
yaşar. Ama dinlemeyi bilmek hiçbir zaman kolay olmamıştır . Bir gnom
için bile.. : )

Benim için durum farklı idi. Ben o sesi neredeyse her gece duydum.
Bana verilen evlerdeki yalnız gecelerde... düşünürken. Arkadaşlarımı
şehrimi ve geçmişimi. O şarkı zihnimi bir ninni gibi susutururdU.
Bazen derinden bazense güçlü çıkan o mucizevi sesi çok net
hatırlıyorum. O sesi yaşamım boyunca hep duydum. Zaman zaman daha
seyrek de ise.. hep duydum. Ama özellikle o zamanlarda bu mucizevi
geliyordu. Bazen arkadaşlarımla bu sesi konuşurduk. İçelerinde benim
kadar sık olmasa da o sesi duyanlar vardı. Ve hepsi de mucizevi
güzellikte bir sesten bahsederdi. Bu mucizevi şarkının güzelliğini
tadamamış olanların gözlerindeki üzüntüyü hatırlıyorum.

Zaman zaman önceki bölümde adı geçen toprak adına kurulan mabedegiderdik. Orada bize toprağı anlatan rahipler bulunurdu hep. Toprağın şarkısı ile ilgili onlarca efsaneyi ve şarknın özellikle dinleyenlerin bildiği güzellğini bize tekrar takrar anlatırlardı. Ve biz bunu yaşamış olanlar dahi heyecanla dinlerdik. Sonra o rahiplerin anlattıkları başka bir şeyi hatırlıyorum. Yüzey ve yeraltındaki ırklardan bahsederlerdi. Toprağın şarkısını hiç duyamayan bir sürü ırktan. Onlar için de üzülürdüm. Toprağın sesini duymnayı başaramayanlar için.. Ne büyük bir güzellikten mahrum kalıyorulardı.

İtiraf edeyim şehirdeki beş yılımda yaşadığım onca şey içinde yukarda belirttiğim hisler bir an için belirip kaybolan hislerdi. Ama sonra tüm bunları daha fazla düşünmeye başladım. şehirdeki yalnızlığımı artık daha fazla hissediyordum. Ve toprağın şarkısının bana sağladığı dostluk gittikçe benim için daha büyük bir ihtiyaç haline geliyordu. Belki de bu nedenle gnom olsun olmasın bu şarkıyı duyamayanlar için gittikçe daha büyük bir üzülme hissi duyuyordum.

Kararı sanırım bir sabah aniden vermiştim. Sanırım şehirdeki altıncı yılımın ortaları idi. Geceyi yine şarkının o muhteşem güzelliğini yaşayarak geçirmiştim. Sabah yaşlı gnomun yemeklerini yerken yine aklıma bu konu geldi. Ve aniden karar verdim. şarkıyı onu duyamayanlara taşımanın bir yolunu bulacaktım. Evet bunu yapacaktım. Nasıl olabileceği konusunda bir fikrim yoktu ama bunu yapacaktım.

Posted: Fri Aug 13, 2004 6:49 am
by Firble
Yukarıdaki kararımı verişim üzerinden çok uzun bir süre geçti. Pek çok olay... Ve şimdi geriye baktığımda hissettiğim şey. Garip bir kararmış. Hele o andaki halini düşündükçe bu.. daha da garip geliyor. Toprağın sesini onu duyamayanlara ulaştırmak. O anda bunun aklıma bir yolu gelmişti. Bir şekilde onu duymalarını sağlayacaktım. Bu garip bir düşünce idi. Gerçi gnom ırkı arasında garip düşüncelere sık rastlanır. Birden akla gelen garip fikirler haftalarca bazen yıllarca yapılan çalışmalar ve sonunda çoğu işe yaramayan fikirler. Benim fikrim de başta öyle gözüküyordu. Hatta gnom standartlarına göre bile bu fikrin garip olduğunu itiraf etmeliyim.
İtiraf etmeliyim ki yaklaşık bir yıl bu konu ile ilgili neredeyse hiçbir şey yapmadım. Daha doğrusu düşünmek dışında hiçbir şeyç.. Bazen arkadaşlarım konuşurken bazen mabedde rahibi dinlerken ama çoğunlukla kendi kendime kaldığım akşamlar düşünürdüm. Özellikle toprağın şarkısını her duyduğumda .. Bunu yapacaktım o onlu yaşlarda olan gnom çocuğu Firble bundan oldukça emindi .
Böylece gnom şehrindeki yedinci yılıma girdim. Hala çocuktum. Beni bulduklarında sekiz yaş civarında olduğumu düşünürsek onbeş yaşındaydım. Ve gnomlar özellikle de önlerindeki uzun yaşamı da düşünerek çocuklarının planlı eğitimine 20 li yaşlardan önce sokmazlar. Toplumda hayati görevlere ve ortalama bir çalışma temposuna ulaşılması ise 30lu yaşları bulur. Ki normal yaşamın içinde bile bir parça çocuk ruhu hep mevcuddur. Gnom yaşamındaki bu evreleri açık bir şekilde gözlemleme fırsatı buldum ve bu konuda ilerde daha fazla bilgi vereceğim.
15 yaşında olduğum o yıla dönersek. Evet yılın sonları idi ya da ortaları hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Ama beni ilk harekete teşvik eden olay o oldu bu çok net olarak aklımda. Söz konusu olay mabedde yaşanmıştı. Tapınaktaki rahiplerden biri bize yine hikaye anlatırken.. Yukarıda toprağı ölü zanneden bir insanın hikayesi idi. Ve insan hikayenin sonunda mucizevi bir şekilde şarkıyı duyuyordu. Ses bir süre işitiliyor ve sonra kayboluyordu. Bu insanın hayatında duyduğu en güzel şarkı idi. Ve artık hayatı boyunca bu insan o sesi tekrar duymaya çalışacak ama hiçbir şey ona yardım edemeyecekti.
Tam olarak nasıl oldu bilmiyorum. Sanki bir çeşit.. nasıl desem bir çeşit içgüdüsel hareketti.. Sözler bir anda azımdan çıktı ve naaptığımı farkettiğimde "Ben yardım edebilirim" demiştim. Rahip ve çocuklar bana baktı. Tam olarak ne dediğimi anlamamışlardı. Rahip " Kime yardım edebilirsin oğlum diye sordu? " Ben de cevap verdim: " şey o insana ve şarkıyı toprağın şarkısını duyamayanlara.. " Biraz durdum. " Duymaları için .... Toprağın şarkısını " Arkadaşlarımın soru sorar gibi baktığını görünce devam ettim. "şeyy aslında bunu nasıl yapıcam bilmiyorum ama... " rahibin gözlerine baktım " yapıcam " Rahibin bir süre durduğunu sonra gülümseyip elimi omzuma koyduğunu hatırlıyorum. Bana dedikleri de kelimesi kelimesine aklımda. şarkının güzelliğinin ufak bir bölümünü bile onlara taşıyabilirsem bir mucize gerçekleştirmiş olacağımı söylemişti.
Bu sözün üzerine çok düşündüm hem ozan Firblenin yaratılmasında çok önemli bir rol oynayan o gün boyunca hem daha sonra. şimdi düşününce aslında rahibin çok daha farklı tepkiler verebilme olasılıkları aklıma geliyor. Benim bulunuşumdan ve bunun yarattığı şüphelerden daha önce bahsetmiştim. Ki örneğin iki bin yıl gibi bir süre yaşayan kara elfleri beş yıl bir karanlıkaltı canlısı için bu şüphenin dinmesi için kısa bir süre idi. Ki bu konuda da gnom kardeşlerim sonuna kadar haklı idiler.
Toprağın sesini duyabilme ise yaşattığı o güzelliğin dışında olası bir savaşta da gnomlara büyük avantajlar sağlayan bir yetenekti. Düşmanın ilerleyişi bazen neredeyse tüm detayları ile öğrenilebiliyordu. Ama bu sesi düşmanlarımız da duyabilirse... O anda rahibin aklına benim bu yeteneği düşmanlara taşımak gibi bir amacımın olduğundan şüphelenmemesi belki benim hayatımı kurtarmıştır çünkü en iyimser ihtimalle bu durumda beni karanlık altına bırakırlardı ki orada hayatta kalamazdım. Ama rahip şüphelenmedi.. Belki onun gözünde o an sadece hayal kuran küçük bir gnomdum. Ya da beni kısa bir süre için de olsa anlayabildi. Ne şekilde olursa olsun o rahibe o gün için teşekkür borçlu olduğum kesin.
Ama o konuşmanın o akşamki etkisi farklı oldu. Mabeden çıktığımızda evlerimize dağıldık. Kendi evime ulaştığımda saman yatağıma yatıp düşündüm. Bunun bir mucize olması ne demekti... Rahip beni uyarmaya mı çalışmıştı.. Bunun imkansız olduğu konusunda.. Birden kalktım.. Hayır... Bu yapılabilirdim. Bunu gösterecektim. Rahibe ve herkese... O anda kendime kızdım. Onca süre bir yıla yakın süre hiçbir şey yapmamıştım. Artık başlamalıydım.. Hem de hemen.. Sabırsızlığım o kadar fazla idi ki hemen o akşam başlamalıydım. şehirdeki ışıklar azaltılmıştı. Ã?oğu kişi uyuyordu. Ayaklarım beni mabede yönlendirdi ama orada bir ayin vardı. Ã?yle ise.. Aklıma direk parşomenli yapı geldi kütüphane... Gnom şşehri konusunda ve daha birçok konuda ki bilgi kaynağı.. İçeri girdiğimde kütüphanede geceleyen gnom bana şaşkın şaşkın baktı. Ona kitap aradığımı söylediğimi hatırlıyorum. O da ne kitabı olduğunu sormuştu ve bende toprak demiştim. Bana garip garip baktı ama sonra toprakla ilgili birkaç kitap çıkarıp önüme koydu. Kitaplara baktım. Toprak canlıları, Toprağın içindeki taşlar , Toprak ve Bitkiler , Toprak Sarsıntıları ve Ã?öküntüleri , Toprak Türleri, Tüneller ,Topraktan Eşya ve Alet Yapma... Bunların hiçbiri değildi. Gnoma başka kitaplar getirmesini söyleyecektim ki. Buldum.. Toprağı Duyabilmek isimli bir kitaptı. Kitaba bakmak üzere iken kütüphaneden sorumlu gnom bana kitabı alabileceğimi söyledi ben de aldım. Ve götürdüm. şey orta kalınlıkta bir kitaptı. Kitabın sayfalarını rastgele açmaya başlamıştım.Ã?yküler Ã?yküler vardı. Toprağın sesini duyan gnomlar ve bununla ilgili bir sürü öykü.. Bu bir parça hayal kırıklığı yarattı. Bir iki saniye kadar sonra karar verdim okuyacaktım. Ve içlerinde işime yarayabilecek en ufak bilgi kırıntısını bile daha sonra kullanmak için öğrenecektim.
Ve başladım. O gece uyuyakalana kadar okudum. Ertesi gün uyandığımda arkadaşlarım beni uyurken görünce gitmiş olmalıydılar. Yaşlı gnomun verdiği yemek mutfaktaydı. Yemeğimi yedim ve devam ettim. O gün ondan sonraki ve ondan sonraki gün.

Posted: Sat Aug 14, 2004 5:22 am
by Firble
Kitaplar toprağın sesinin kaynaı. şarkının bize anlattıkları şarkı
hakkındaki efsaneler ve daha bir çok konu üzerinde bilgi içeriyordu.
Sanırım beş hafta kadar vaktimin çoğunu bu kitapları okuyarak geçirdim.
Bir şey bulamıyordum. İşime yarayacak her hangi bir şey.. Tüm
efsaneler hikayeler ve bilgilerin vurguladığı bir şey vardı. Söz
konusu olan ses kulağın duyduğu bir ses değildi. Bunun için farklı
bir.. bir çeşit organ gerekiyordu. Ve bu yoksa duyulamazdı. Tamamen
çıkmaza girmiş gibiydim. Okuduğum her şey neredeyse her şey bunu
yapamayacağımı vurguluyordu. Beş haftanın sonunda kütüphanenin
neredeyse bu konu ile ilgili tüm kitaplarını okumuştum.

Bir süre ara vermem gerektiğini hissediyordum. Ara vermeliydim. Bir
süre onbeş yirmi gün kadar vaktimi arkadaşlarımla geçirdim. Yüzmeye
gittik. Madenlere gizlice girdik. Oyunlar oynadık. Ama bu arada ben
yine düşüüyordum. Ne yapılabileceğini düşünüyordum.

Ne yapabilirdim nasıl bir şey onu duyamayanların bu şarkıyı
işitmelerini sağlayabilirdi. Onlar normal sesten farklı olan bu müziği
duyamıyorlardı.

Düşündüm uzun süre düşündüm. Sonra birden aklıma geldi. Bu müziği
herkesin algılayacağı sese dönüştürmek mümkün olamaz mıydı???
Olabilirdi. Ya da müziği duyan biri ... onu.... yeniden yaratırdı.

Birden titremeye başladım. Ã?özmüştüm düğümü çözmüştüm. Artık bundan emindim. Akşam yeniden kütüphaneye gittim. Eğer toprağın şarkısını yeniden yaratmak için müzik yaratmanın sırlarını öğrenmeliydim. O nedenle bu defa neyi araştıracağım belli idi. MÖZİK...

İlk olarak müziğin tanrısı ile ilgili bir kitap okudum işime
yarayacağından emin değildim. Yine de... Genel olarak müzik denen
varlığı bana tanıtıyordu ki eğer o varlıktan yardım isteyeceksem onu
tanımalıydım. Sonra tapınaklarda müzik .. Bu pek işime yaramadı. Ben
daha önce ypılmamış bir müziği yapacaktım. şarkı söylemek. Bu güzel
bir kitaptı. Ve birçok bilgi verdi. Yine de sadece kendi sesim bana
sanki eksik kalacakmış gibi geliyordu . Onu tamamlayan bir şeyler
gerekli idi. Ozanlar isimli kitabı açışın aklımda.. Ozan ilerde
hayatımda en fazla değer vereceğim kelime. Burada ünlü ozanların
hikayeleri anlatıyordu. Kitap daha ilk elime aldığımda beni çekmişti.
İlk başta sadece ozan maceraları anlatan bir kitap gibi görünüyor olsa
da okudum. Sonuna kadar okudum. Bir sonraki adımı atmamı sağlayacak
bilgi kitabın sonlarında idi. Kitabın son beşte birlik bölümü müzik
aletlerine ayrılmıştı ünlü müzik aletleri. Müzik aletleri bunlar
hakkında bir şeyler hatırlıyordum. Yüzeye çıkan adam anlatmıştı.
Hatırlıyordum. Okudum. Okudukça fikir daha iyi kafama yerleşti.. Müzik
aletimi yapacaktım kendi müzik aletimi.

Kitap bittiğinde bu fikri tamamen benimsemiştim. Düşünmeye başladım
alet nasıl bir şey olacaktı. Eğer toprağın müziğini yeniden
yaratacaksa toprak alete bir şeyler katmalı idi. Yani evet alet
topraktan yapılmalı idi.

Artık iyice heyecanlı idim. Müzik aletleri evet bir sonraki kitap
bunun üzerine olmalı idi. Kütüphaneci adama gittim ve istediğim kitabı
belirttim. Bir süre düşündü sonra evet böyle bir kitap var dedi ve
gitti. Döndüğünde elinde garip bir kağıttan yapılmış bir kitap vardı.
Yeraltında yapılmış gibi görünmüyordu. Muhtemelen bir şekilde yüzeyden
getirilmiş olmalıydı. Kitabı görevli adamdan kapar gibi aldım. İçine bakmaya başladım. Bir sürü müzik aletini tanıtıyordu. İlk sayfa lir ve harpa ayrılmıştı. Hiçbir zaman sevemediğim iki çalgı. Zaten baktığımda.. Hayır o tellerin topraktan yapılması zaten zordu. Sazla ve gitara denen alet onlar daha ilginçti itiraf edeyim. Yine de onlar da ihtiyacımı karşılamayacaktı. İlk başta telli idiler ve şekilleri onları oluşturan her şey bu aletlerin kendi ruhlarını ancak ağaçtan yapılınca yansıtacaklarını söylüyordu. Böylece onları da geçtim. Vurmalı çalgılar bunlar hoştu ama onları tanıtan yazı çıkarabilecekleri seslerin sınırlı olduğunu söylüyordu. Böylece onları da geçtim ve flütlerin olduğu sayfaya geldim. Bu aletlerde onu çalanın nefesi ile çalgının ahengi birleşerek müziği oluşturuyordu. O an aradığımı bulduğumu hissettim. Sonra okumaya devam ettim. Pek çok farklı malzemeden yapılabiliyorlardı. Tahta metal ve hatta.. toprak. Daha da yaklaşmıştım. Bu bu benim aradığım çalgı idi. Bunu hissediyordum. Sonrası flüdün özelliklerini anlatan bölümdü .. Okudukça flüde daha da ısınıyordum. Küçük bir çalgı idi ama kendinden beklenmeyen bir güzellik yaratıyordu. Aynı gnomlar gibi toprağın güzelliğini gnoma benzeyen bu çalgıdan daha iyi hangi çalgı yeniden yaratabilirdi ki. Sonra diğer çalgılarda sadece ellerimiz ile aletin doğru sesi çıkarmasını sağlarken bu çalgıda müziğe kendi nefesimizi katıyorduk yaşam enerjimizi. Okumayı bititdiğimde kitabı kapadım. Bir süre düşündüm ve kararımı verdim flüt yapacaktım. Topraktan bir flüt yapacaktım.

O geceyi verdiğim kararı daha fazla benimsedim. Diğer aletleri unutmuştum bile Flüt yapma fikri gittikçe kafama daha fazla yerleşti. Ertesi gün kütüphaneye gittiğimde flüdün nasıl yapılacağını gösteren bir kitap istediğimde gnom bana garip garip baktı. Ã?yle bir kitap yoktu sadece o gün bana verilen kitap evet o vardı. Kitabı tekrar aldım. Hayır çok az bilgi vardı çok az. Resimler bile flüdü yakından göstermiyordu. Kütüphaneci adam beni izliyordu. Birden bir isim söyledi. Burada terarlayamayacağım bir isim. Bu yüzeye giden gnomun adı idi. Ona dönüp baktım. Yüz ifadesi değişmeden sanırım kitap yardımcı olmadı dedi bana evet dedim. Ã?yle ise onun evine git dedi eğer işine yarayacak bir şey varsa oradadır. Haklı idi. şehirin dışındaki bir şey söz konusu olduğunda şehirde en bilgili kişi oydu. Ve flüt gnom şehrinde olmayan bir şeydi. Üstelik söz adamın evinde yüzeyden getirdiği bir sürü kitap ve alet ve başka yüzeye ait garip nesneler vardı.

Koşar gibi onun evine gittim. Kapıyı deli gibi vurarak çaldım. Kapıyı açtığında şaşkındı. Nefes nefese ona flüt diyebildim. Flütle ilgili bir şey soracaktım. Adam önce beni içeri davet etti ve girdim. Mutfağa gitti ve içecek bir şeyler getirdi. şalgam suyuna benzeyen bir içecek. En sevdiğim içecekti. Ama o anda içeceği görmüyordum. Yine de adam iç deyince içtim. Sonra sordu flütler onlar hakkında sorun vardı sanırım.
şey dedim flütlerin nasıl yapıldıkları onu soracaktım. Adam şaşkın şaşkın baktı. Demek nasıl yapıldıklarını öğrenmek istiyorsun dedi. Bi flüt yapmak istiyorum diye açıkladım. Adam daha da şaşkındı. Gnom şehrinde garip icatlarla uğraşmak hele çocukların arasında şaşkındı ama bir müzik aleti ile ilgilenen galiba ilk defa oluyordu. Sonra gülümsedi. Flüt dedi demek flüt yapacaksın dedi Flüt müziğini zamanında dinlemiştim gerçekten güzel müziktir. Hele iyi çalınırsa. Sonra biraz düşündü. Galiba bir şey bir kitap vardı diye.. Kitapların üst üste durduğu yere gitti birkaç kitabı attı sonunda bir kitabı aldı ve bana getirdi. Flütler.. Evet buydu bulmuştum. Adama çekinerek alabilir miyim diye sordum. Bir süre durdu peki al dedi sende kalabilir ben sanırım flütle ilgilenmiyorum şu an diye ekledi. Adama teşekkür ettim ve kitabı aldım. Artık flüdü yapmış gibi hissediyordum kendimi. Tek ihtiyacım bu bilgiler ve topraktı. Ki gnom şehrine toprak her yerde idi. Eve gititm kitabı okudum farklı flüt çeşitleri anlatılıyordu. İlk açtığım sayfada onu gördüm. Metalden yapılmıştı ama ona baktığımda toprağın katılması ile neye benzeyeceğini görebiliyordum. O benim aradığım çalgı aleti idi. Kitap flüdün her şeyini anlatıyordu. Uzunluğunu deliklerinin uzaklığını deliğin boyutunu sonra nasıl çalınacağını. Hepsini okudum. Sonra toprak. Her yerimde idi. Mutfaktan gerekli malzemeleri aldım. Ve bir miktar toprağı yerden alarak yattığım odaya taşıdım.

Artık hazır hissediyordum kendimi. Ancak toprağa elime alıpşekil vermeye çalışınca beklemediğim bir şeyler karşılaştım. Toprak dökülüyordu. Bir bütün halinde kalamıyordu. Hayır olamaz dedim kendi kendime ve denedim. toprağı yere bir tabağın içine döktüm ve saatlerce onu ince bir silindir biçimine sokmaya çalıştım her defasında bir yerinden çatladı. Olmuyordu. Çok büyük bir umutsuzluk yaşıyordum. Oturdum ve düşündüm. Bulamıyordum. Bu yeni sorunu nasıl aşacağımı bulamıyordum. Gnom şehrinde topraktan yapılmış onca eşyayı ndüşündüm. Onlar bunu nasıl .. Birden aklıma geldi Topraktan yapılan eşyalar. Kütüphenye Toprakla ilgili bir şeyler bulmak için gittiğimde. Evden çıktım. Ve gittim. görevli adam artık bana iyice alışmıştı. Kapıyı açtı. Adama kitabın adını söyledim getirdi. Kitabı eve götürdüm ve yutar gibi okudum. Ã?ncelikle bunu yapmak için gereken özel bir toprak türünden bahsediyordu. Sağlam ama şekil verilen bir toprak sonraa toprak ateşte bir süre tutulup sertleşiyordu sonra ise bir miktar suda bekliyor ve bir miktar dayanıklılık kazanıyordu. Sonuç sağlam ve klasik toprak ürünlerine göre çok daha zor kırılan ürünler. Üstelik de metallerden farklı olarak toprağın estetiğine sahip. Kitabı okumaya devam ettim sonra ise uyuyakalmışım.

Uyandığımda sanırım gün ortası idi. Elimin altındaki kitaba baktım. Tek ihtiyacım olan şey o özel topraktı. Onu nereden bulabilirdim? Sonra atölyeler aklıma geldi. Topraktan eşya yapan atölyeler. Onlarda bu topraktan olmalıydı. Bir defa daha koşarcasına atölyelere gittim. Onlara topraktan istediimi söyledim. İsteğim çok rastlanmaış bir şey değildi. Sonuçta ben çocuktum ve onları taklit etmem doğaldı. Toprağı aldım. Yumuşak ama sağlam bir topraktı ve eve gittiğimde şekillendirmem zor olmadı. Daha önce bunu hiç yapmamıştım ama hata yapamazdım O nedenle en küçük ayrıntı üzerinde bile bazen dakikalarca uğraştım. Sanırım bitirdiğimde gece idi. Flüdün şekli oluşmuştu. Yaptığım şeye baktım.. Hala yumuşaktı ama yine de o aletin güzelliği oluşmaya başlamıştı bile. Kitaba baktım Bir karanlık altı bitkisinden bahsediyordu onun gövdesinin yakılması ile elde edilecek ateşin ısısı yeterli olacaktı. Bu zaten bizim mutfakta kullandığımız bitki idi. Ben yemek pişirmiyor olsam da mutfakta bundan olmalıydı. Mutfağa gittiğimde haklı olduğumu gördüm. Artık heyecan büyün bedenimi sarmıştı. Toprak bir tencereyi ufak bir fırın gibi kullandım ve aleti onun içine koyup kapağını kapattıktan sonra o yeraltı bitikisinin ateşinin içine yerleştirdim. şimdi bekleyecektim. Yarım saat kadar.. Peki yarım saati nasıl ölçecektim. Ateş yanıyordu. Yarım saat düşünmeye çalıştım. Kum saati aklıma geldi genelde gnomların evlerinde olan zamanı ölçmeye yarayyan nesne . Ben onu hiç kullanmamıştım ama o evet mutfakta idi. Saati aldım. Ve çevidim. Sonra bekledim. Her bir kumun düşüşünü izleyerek bekledim. Sonra bitti ve tencereyi ateşten çıkardım. Kapağı yavaşça açtım. Oradaydı flüt ve rendgi mavimsi bir tona dönmüştü alet gittikçe daha da güzel hale geliyordu. Sonra yapmam gerken son şeyi yaptım flüdü su doldurduğum bir kabın içine koydum. İki saat kadar iki saat kadar bekleyecektim. Işıklar şehirdeki ışıklar arttırılıyordu. Işıklar ın tam parlaklığa ulaşması iki saatte gerçekleşecekti. Bunu rahiplerin birinden duyduğumu hatırlıyordum. Gerçi süre yaklaşıktı ama aletin suda durması gereken sürede bir miktar oynamanın önemli olmadığı belirtiliyordu. Bu defa süre uzundu. Biraz uzanarak beklemeye karar verdim.

Sonra.. uyandığımda sabahtı. Ne kadar geçtiğini bilmiyordum. Bir anda panikledim yoksa fazla mı uyumuştum. İçeri gittim. Yemek orada duruyordu kahvaltım. Flütse. ona baktığım anda her şeyin yolunda olduğunu anladım Mavimsi tona hafifi bir parlaklık eklenmişti. Flüdü sudan yavaşça çıkardım. Sertti ve dayanıklı.. Henüz bunu test etmemiştim ama bunu hissediyordum. Hava ile bir süre temas ettikten sonra daha da güçlü hale gelecekti. Ama şimdiden toprağın bir mücizesi gibi duruyordu. Resimdeki flüt onun güzelliğinin bir gölgesi gibi idi. Ve üstelik o benim yarattığım bir aletti. Ya da toprağın ve benim beraberce yarattığımız. Onu kaldırıp tekrar baktım. Toprağın şarkısı dedim. Sana bu ismi vereceğim. Sonra onu nereye koyacağımı düşündüm. Onu yanımda taşımak istiyordum. Bir ipi belime bağladım ve flüdü belime taktım. Sonra kütüpheneye gittim kitabı vermek için. Oraya toprakla ilgili ilk kitabı bulmak için gidişimin üzerinden üç ay kadar süre geçmişti. Geriye dönüp baktığımda o üç aydan öncesi çok uzak gibi geeliyordu. Artık ben bir şey yaratmayı başarmış bir gnomdum.

Dönerken arkadaşlarımın hiçbirine rastlamadım muhtemelen şehrin dışındalardı. İyi de oldu. Böylece kendimi o sihirli ana daha fazla hazırlayabildim.

Eve girdiğimde yatak odama girdim. Samanların üzerine oturdum. Flüdü yavaşça çıkardım ve bir süre ona baktım. Sonra yavaşça ağzıma götürdüm. Nasıl çalacağımı okumuştum. Ama ... o ilk anın tereddütünü tüm yoğunluğu ile yaşadım. Sonra deliklerden üçünü parmaklarımla bastırarak kapattım. Ve flüdü çaldım. Tek bir nota. Sadece tek bir sesti. Ancak bu bile.. tek sesli bir müziği yaratmış olmak bile tarif edilemez bir duygu idi. Birden sırtıma dokunan bir eli hissettim.

"Bir gnom ozan "

Konuşanı görmek için arkamı döndüğümde rahibi gördüm. Fikirleri uygulamamı sağlayan rahip. Gülümsüyordu. "Bir gnom ozan olmaya karar verdin demek" diye konuştu. " Pek alışılmamış bir şey " dedi sonra durakladı " ama belki de buna tüm gnomların ihtiyacı olan bir şeydi." "hatta belki diğer ırkların da" Sonra arkasını döndü ve evden çıktı. Sözleri garip bir etki uyandırmıştı. Flüdü yaratmanın ve flüdü çalmanın verdiği duygularla birleşince bu duygu daha da garipleşiyordu.

Evet artık bir yola girmiştim. Ozanlığın yoluna. Yola ilk adımımı attığım an yolun güzelliği beni büyüleyemişti. Ve artık o yolda ilerleyecektim. Ufukta hep daha güzelin beni beklediği o bitmeyen yolda.

Posted: Tue Feb 07, 2006 5:56 am
by Firble
OZAN RAYCH IN NOTU (HİKAYENİN SONU)

Firble hikayeyi bitirme fırsatını hiç bir zaman bulamadı. Ancak söylentilere göre ona hayatını borçlu biri olarak on kasaba halkı arasında onun hikayesinin nasıl bittiğini yazmak istedim. Bunu hikayeleştirecek kada büyük bir ozan değilim olamayacağım. Ama bu yazdıklarım belki bir gün büyük bir diyar ozanın da hayal gücü ve araştırması ile hikayenin devamının yazılmasını sağlayabilir.

Firble bir dönem diyarın kaderinde rol oynamış biriydi. Böyle birinin hikayesi her çağda dersler içerebilecek bir yana sahip olabilir.


DEVAM:
Efsane Firblenin ozan oluşunun kısa bir süre için şehirde diğer gnomların onu kabullenmeye başladığını söyler. Ama bu çok uzun sürmez. Kent büyük bir drow kuşatması altına girer. Firble direk savaşanlar arasında değildir. Henüz bir çocuktur zaten. Ancak ani başlayan saldırılarla gerilen şehir garip bir şekilde bulunmuş çocuktan şüphelenir. Burasının doğruluğundan şüpheliyim. Ama bir yerde o garip ilüzyon güçlerinin sonradan diğerlerinin kaçmalarını kolaylaştırsa da birkaç gnoma zarar verdiği bunun dışında da bir ara yaralanmış bir goblin çocuğuna Firblenin baktığı söylenir. Bu iki olayın da Firbleye şüpheyi düşmanlık boyutuna çıkardığından bahsedilir.

Savaş şehirdeki askerlerin büyük bölümünü hatta kralı da öldürür ve şehir tüm geçişleri kapatarak dış dünya ile bağlantısını keser. Drowların bir yol açıp içeri girmeleri beklenir. Ama bu olmaz. Bir süre sonra dışarı çıkan gnomlar drowların gitmiş olduğunu görür.

Ancak korku geçmez. Firble artık şehre ait değildir. Gittikçe daha çok içine kapanır ve şehrin dışına gider. Bu aralar edindiği bir gnom çocuk dost hakkında bir şeyler duydum ama pek bi şey bilmiyorum. En sonunda bir gnom tüccarın yardımıyla yeryüzüne çıkar.

Gnomlar arasında Firblenin şehre veda için yazdığı bir şarkıdan bahsedilir ama bunu da bilmiyorum.

Yüzeye geldikten sonra ilk yıllarının avere geçtiği söylenir. Her yere giren insanların ya güldüğü ya nefret ettiği biridir. Yine bu dönemde başka bir ozanla atışmasından bahsedilir ama kılıç ve kanın nameler ve dansın önüne geçtiği bu çağda bu konuda çok az şey hatırlanıyor.

Firble'nin bu dönemde asıl hatılanan yılları rahiplik yıllarıdır. Rahipliği ona bizzat Dragonfire ın verdiği söylenir. Bugün ismi hatılanmayan bir zamanların büyük tanrılarından birisi. Ufacık bir çadırdan kurduğu bir tapınakla diyarın o zamanlar en büyük dinini yarattığı da söylenir. Bu konuda en ciddi kayıtlar sanırım tapınağın kalıntılarında bulunabilir. O nedenle çok fazla yazmayı istemiyorum. Sadece hikayelerde Gorath Majenta Efla Eldarin Firan Unholy,Burock Galadlirim Palistan, Paladney gibi isimler bolca geçer. Bu isimlerin kimler olabileceği hakkında fikrim yok. Tabii hikayelerin her biri ayrı bir şey anlatıyor. Belki usta bir ozan bunlardan da bir şeyler çıkarır ama bu araştırmayı ona bırakıyorum. Ã?ünkü ben ancak yarım yamalak ve az sayıda hikayeyi yazabilirim. Bazı hikayeler Firble nin Oren ve Yeminer gibi büyük tanrılarla karşılaştığını bile söyler hatta bazıları kazandığını ama tabii kılıçla değil şarkıları ile. şarkıların önemsizleştiği bugüne bile bunların kalması ilginç.

Sanırım bir ek olarak da flütten bahsetmek lazım. Toprağın şarkısı dışındaki flüdünden tanrısının ona verdiği flüt. Zaman fısıltısı idi sanırım ismi. Ne olduğu bilinmiyor. Tanrı yok olduğuna göre yok olmuş olması muhtemel.

Firble nin ölümünün bir arkadaşını korumak için Orene meydan okuması ile gerçekleştiği söylenir. Tüm tapınakta zamanı durdurmuş ama Orenin gücü sonunda onu alt etmiş ve Oren şovalyeleri onu öldürerek ruhunu cehenneme göndermişlerdir. şovelyelerin başında da onun tapınaktan kurtarmak için hayatını feda ettiği arkadaşını olduğundan bahsedilir.

Sonra yeniden canlanmasının nasıl gerçekleştiğini bilmiyorum. Ama tanrı Azalin le ilgisi olduğunu duydum. Tanrı Firblenin cehennemde çektiği acıların onu kendine bağlayacağını düşünmüş olabilir. Ama sanırım yapamadı. Bu arada onun rahipliğini de bıraktığını duymuştum ama bilmiyorum. Canlandıktan sonra diyardan ayrıldığı bir dönemden de bahsedilir. Hatta gnom şehrine döndüğünden. Ancak sonunda diyara döner. Üstelik de Dragonfire tapınağına.... Tanrısının flüdünü son defa alır ve Yeminer ile Oren savaşı arasında kalan onkasabaya gider. Amacı bu savaştan kasabanın tanrılar arasındaki savaşta yitmesini önlemektir.

Ben de oradaydım. Bildiğim tehtid altında olan bir kasaba olduğu Ve hatırladığım önce bir gün içinde bastıran ve kasabayı saldıran hastalık. Bir an her şeyin durması gibi bir his yaratan o kötü duygu ve yangın. Yangının Oren in hastalığın da Yeminer in işi olduğu söylenir. Hatta bir söylenti Dragonfire ın da eski rahibini kandırıp kasabanın yok olması için zamanı durdurduğundan bahseder. Ancak doğru ise bile Firble bunu hiç bilmemiş olmalı belki de iyi oldu. Kasabaların Oren in oyunu ya da bir cinin dileği çarpıtması ile Orenin cehennemine taşındığı ve Firble ile bir hırsız arkadaşının oradaki insanları kurtardığından bahsedilir. Özellikle herkesi donduran bir soğuğun bir şekilde onlar tarafından ortadan kaldırıldığı. Sonra da tüm kasabalıları çağıran efsanevi bir şarkıdan bahsederler.

Firble yok olan kasabadaki bir şekilde ne yazsam bilmiyorum kendisi ile birleştirdiği söylenir. Ya da kendi ruhu ile. Böylece o ölünce biz de hayat bulduk. Kendimizi bir zamanlar onkasaba olan boş topraklarda bulduğumuzda o çoktan gitmişti. Cehennemde bir cinayetle yok edilmişti. Cinayeti bir Yeminer müridinin işlediği ve Orenin onu cezalandırdığı da söylenir. Ama başka bir söylenti de aslında Oren Dragonfire ve Yeminer bu cinayeti bir arada düşünürler. Yeniden kurtarılmaması için de Firble öldüllendiriliyormuş gibi Dragonfire ın boyutuna alır. Sonra Dragonfire yeni bir tanrıya dönüşür. Sanırım onkasabaya saldıran o garip yaratıkların taptığı tanrı Apiminis gibi bir ismi vardı.

Ama bu yanlış olabilir. Oren kısa süre içinde Dragonfire ın öleceğini bilip ve bu nedenle Firbleden de kurtulmuş olabilir.

Ne olursa olsun hikaye burada biter. Firblenin tanrısı kesin yok olmadan birkaç defa daha göründüğü söylenir ama bunlar efsane olabilir. Sonuç olarak Firble'nin hikayesi burada biter.

Bazıları onun ölümünü çağın sonunun başı olarak görürler. Ama bu onu biraz büyütmek olur gibi geliyor. Ancak bunun yerine çağın değişmesinin bir sonucu olarak onun yok olduğu. Belki ona canımı borçlu olduğum için öyle düşünüyorum ama sanırım Firble bir süredir devam eden savaş çağına ve önümüzde görünen daha kötüsüne ait değildi. Onun yok olması belki de iyi oldu.

Ne olursa olsun benim ve yüzlercesinin hayatını kurtaran ve bir ara diyardaki atalarıma o huzur dolu çağı yaşatmış olan Firbleye bu devam yazısı ile ufak bir katkıda bulunmak istedim.

Daha fazlasını yapmak isterdim. Ama buna hem yeteneğim yeterli değil sanırım. Hem benim yapmam gereken başka şeyler var ki bunları yapmazsam beni kurtaran dostuma haksızlık ederim.

Diyarı kardeşimle birlikte terketmem gerekiyor. Beni ve onu başka bir dünyada bekleyen işler var.

Yapılması gerekeni diyarın büyük ozanlarına bırakıyorum. Bugün kaçı kaldı bilmiyorum ama bir gün sayıları yeniden artacak.


OZAN RAYCH