Not: Hikayenin geçtiği dünya Faerun ya da Krynn gibi bilinen bir dünya değil, sadece kendi yaratımım olan bir coğrafya. yer adlarının tanıdık gelmemesi doğaldır.)
Bu soğuğa yaşlılar ogglirin inthuul derlerdi. Fakat şu an bu soğuğa aldırmadan güneye gitmekte olan aile bundan haberdar değilmiş gibi yürüyorlardı. Öşümemeleri imkansızdı lakin yaşadıkları toprakları terk edip onları buraya getiren sebep her neyse soğuktan donma riskine değecek bir şey olmalıydı. Kadının kucağındaki bebek bile durumlarının ciddiyetini anlarmış gibi sessiz ve hareketsizdi. Adam tempolu bir yürüyüş tutturmuştu ve devamlı ileriye -umutlarının yattığı yere- doğru bakıyordu. Geri dönmemek üzere ayrılmışlardı atalarının yaşadığı topraklardan. Artık oraların eskiden olduğu yer olmadığını düşünüyorlardı ve bu konuda haksız olduklarını söylemek zordu. Arrufat yarımadasının kuzeyindeki topraklarda başlarda ciddiye alınmayan bir mezhepten ibaret olan Tek Tanrı dini -ki bazıları tanrılarının bir ismi olmadığı için bu dine İsimsiz olanın dini de diyordu- şu an halkın çoğunluğunu etkisi altına almıştı. Tanıdıklarının arasında da Tek Tanrı dinine inanmaya başlayanlar olmuştu ve doğrusu bu dinin öğretileri her neyse tüm müritlerini onursuz vahşi din fanatikleri haline getirdiği kesindi. Sanki bir büyünün etkisi altına girmiş gibi birdenbire değişiyorlar, eskiden arkadaş oldukları kişileri bile Tek Tanrı dinine inanmıyor diye hor görmeye başlıyorlardı. şu an göç etmekte olan Naurath, tarikatın üyesi olmuş olan kardeşi Koltemur'un son konuşmalarında ona dediklerini hala dünmüş gibi hatırlıyordu: "Sevgili Naurath, Tyr gibi yalan bir tanrıya salakçasına inanmayı bırak ve gözünü aç. Tek Tanrı, eğer budalalık etmeyip İsimsiz olanın üstünlüğünü kabul edersen senin gibi bir rahibi tapınağına kabul edecektir." Naurath kardeşinin ağzından çıkan bu yılanvari sözleri şaşkınlıktan ağzı bir karış açık karşılamış, bir kelime bile diyememişti. Fakat kendisi gibi bir Tyr inananı olan amcası Notern sinirden köpürüp Koltemur'un "ne üdüğü belirsiz" dinine ve onun "körü körüne inanan" müritlerine ağzına gelen her şeyi söylemişti. Ne de olsa amcası aynı günün gecesinde evine haydutların gireceğini bilmiyordu. Küçüklüğünden beridir bildiği Koltemur'un böyle bir şey yaptıracağı söylenseydi de inanamazdı. Nitekim o günün ertesinde Naurath da evde bulunan herkesin köpeklere parçalatılmış cesetlerini bulduğunda başlarda inanamadı.
Bu ülkede Tek Tanry dini yaygınlaşmaya başladığından beri benzeri olayların olduğunu duyuyorlardı. Öıldıran insanlar, tanık olunan vahşetler... Lakin bir gün böylesi bir katliamın kendi başlarına da geleceğini düşünmek bile istememişlerdi. Gel gelelim şu an Naurath'ın karşısında duran amcası Notern ve ailesinin cesetleri ona bunun mümkün olduğunu göze sokulan bir parmak gibi kabul etmeye zorluyordu. Oysaki amcasının tek yaptığı Tyr'ı aşağılayan sözlere cevap vermekti, eğer o kadar şaşırmış olmasaydı kendi de tereddüt etmeden bu hakaretlere uygun bir şekilde cevap verirdi. O zaman ailesi ile birlikte katledilen kendisi mi olacaktı? Tyr'a hayatini adamanın ödülü bu mu olmalıydı?
Neden otoritelerin bu kudurmuş tarikata karşı herhangi bir önlem almıyor olduğunu anlayamıyordu. Adalet tanrısı Tyr sanki bu ülkeye uğramıyor gibiydi... Öıldırmış müritler sokakta rahatlıkla gezerken amcası gibi onlara karşı tepki hissedenler vahşice cezalandırılıyorlardı. Tyr tapınağı ve diğer hala düzene inanan tapınaklar Kral'a bu sorundan kurtulmak için yardım teklif ediyor ya da yardim istenmesini bekliyor, yani her halükarda otoritelerin izniyle hareket etmek istiyorlardı. Fakat Kral herhangi bir şekilde harekete geçmiyor ve de yardim istemiyor, sanki tarikatın saray kapılarına dayanmasını bekliyormuş gibi bir tutum sergiliyordu. Belki amacı tarikatı gerçekten ciddiye alıp ona daha çok mürit kazandırmamak olabilirdi ama bu tutum nedeniyle her gün ya insanlar akıma boyun eğiyor ya da kudurmuş dalganın önündeki bir yaprak parçası kadar çaresiz katlediliyordu. Kral'ın vurdumduymaz davranışlarından cesaret alıyor oldukları su götürmez bir gerçekti.
Bu durumu kaldıramayan bazıları oluyordu tabi. Bazı diğer tapınaklar düzenin yanlış kararlar verdiğini söylüyordu. Heyhat bunlar gibi krala çıplak diyebilen kişilerin pek azı, Tek Tanrı dinindekilerin saldırılarına karşı saldırıyla karşılık veren Tymora tapınağının yakılıp yıkılmasına rağmen cesaretlerini koruyabilmişlerdi. Gene de bu kesim gözü pek olmakla beraber aptal ya da çılgın değildi. Tek başlarına hareket etmenin bilgece olmadığını herkes gibi onlar da önlerindeki Tymora tapınağı ibretiyle kavramışlardı fakat gerçek ortadaydı, bir çölün ortasındaki vaha kadar tek başlarınaydılar. Hala bir şeyler yapılabileceğini düşünen diğerlerine ulaşma denemeleri uğursuz tarikatın üyelerince haber alınıp engelleniyordu. Tek tanrı dini karşıtlarının içindeki bu ufak ufak gruplar halindeki kesim haricinde kalan asıl çoğunluk ise hem cesaretlerini hem de umutlarını yitirmişlerdi. Biliyorlardı ki herkes kendi gemisinin kaptanı olmak zorundaydı. Bükülemeyen bilek öpülecek yahut yakın zamanda üstlerine gelecek olan ölüm huzursuz bir şekilde beklenecekti. Tabi yavaş bir ölüm olmaması için dua etme haricinde...
Naurath da gördüğü manzara ile birlikte cesareti kırılanlar grubuna katılmıştı. Karısı Paronei ve yeni doğmuş çocuğu Enarix böyle bir ölümü hak etmiyorlardı. Naurath Alkamar'ın soyu Enarix'le beraber yaşayacaktı!..yaşamalıydı, çünkü Naurath böyle istiyordu. Hep bir gün kendi oğlunu büyüteceğinin hayalini kurardı. Kim tahmin edebilirdi oğlunun bir gün delikanlı olduğunu görecek kadar yaşamanın lüks olacağını?.. Diğer yandan eğer ülkeleri Rohtam'da bu tarikata karşı gelecek güce sahip değilse başka bir ülkeye gidecekti ama bu tarikatın istediği gibi onlara boyun eğmemiş olmanın rahatlığıyla kendi kendisini vatanından sürgün etmiş olacaktı. Naurath şu an karısı ve çocuğunu düşünmüyor olsaydı kendi başına buyruk da olsa uğursuz tarikata karşı elinden geleni yapar Tyr'ın kılıcının bu gazabı hak edenlere ulaşmasını sağlardı. Oysa ki şu an riske atacağı sadece kendi hayatı değil ailesinin de hayatıydı, buna ne isteği ne de hakkı vardı. Güneyde Thorsos'a gidebilirlerdi. Tyr madem Rohtam'ı terk etmişti, oraya gitmiş olabilirdi.Kim bunun aksini iddia edebilirdi ki? Thorsos'ta yeni bir hayata başlama şansları olur ve bu tatsız anılarını unuturlardı.
Naurath suratına çarpan buz gibi soğuk rüzgarın etkisiyle kendine geldi. Thorsos'a varmalarına hala birkaç haftalık mesafe vardı ve hala Rohtam sınırlarının içinde patika bir yoldan gidiyorlardı. Yolun kenarı yoğun bir şekilde dikenli çalılıklarla doluydu ve bu çalılıkların üzeri, kendileri de göz mesafesindeki tüm diğer her şey gibi karla kaplanmıştı. Aklına oğlu Enarix geldi, onun da ustu hep kar olmuştu. Enarix'in üstüne biriken karı eliyle sildi -sanki on dakika sonra eski haline dönmeyecekmiş gibi. Haftalardır bu karlı ve soğuk havada inatla yol almalarının asıl sebebi belki de çocuklarına dünyanın iyi bir kısmını göstermekti ve bunu çocuğu zorlu yolculuk sırasında hasta etmeden yapmak kulağa oldukça daha hoş geliyordu. şu an üzerinde yürüdükleri Rohtam'ın güney toprakları, daha Tek Tanrı dininden diğer kesimler kadar etkilenmemişti ama ileride etkilenebilirdi. Kendilerini yerleşecekleri toprağı bulmuş gibi hissetmiyorlardı, henüz değil... Ara sıra da olsa birisinin giysisinde veya boynunda takılı tarikatı sembolü kemikten eli görüp tüyleri diken diken oluyordu.Ogglirin inthuul soğuğunun bile yapmadığı kadar...
Geçen günlerin getirdiği yorgunluk, dayanılmaz soğuk ve yanlarında bir bebeğin bulunması yolculuk sırasında dışarıda konaklamalarını çok zorlaştırıyorlardı. Fakat Rohtam'ın genelinde bir huzursuzluk ve güvensizlik hakimdi. Nadir kişi -hatta hancılar bile- kuzeyden gelen kimseleri iki kere düşünmeden misafir edecek kadar diğerlerine güveniyordu. Kuzeyden gelenlerin soğukta donmasına izin vermeyecek kadar yufka yürekli nadir kişiler de ellerinden geldiğince onları kendi hallerine bırakıyor, onlardan mümkünse tamamen uzak duruyorlardı. Oldukça zor bir yolculuğa kalkışmışlardı, ne hava ne insanlar onlara yardımcı oluyordu.Günler peşi sıra geçiyor ve Naurath ile Paronei ihtiyaç duydukları umudu ve yeni yeni adımlar atmaları için gereken azmi birbirlerine ve çocuklarına duydukları sevgiden alıyorlardı. Thorsos'a yakınlaştıklarını birbirlerine hatırlatıp umutlarını tazeliyor ve çocuklarını şu an sadece bir hayalden ibaret olan sıcak evlerine götürme düşüncesiyle azim buluyorlardı.
İlkbaharın ilk ayı Ches'e girdiklerinde Thorsos sınırına birkaç güncük mesafeleri kalmıştı ve Trebonshire ormanının içinden geçiyorlardı. Ogglirin inthuul soğuğu hala acımasızca devam ediyordu ama yakında biterdi, ne de olsa umutları ile yeterince ısınır olmaya başlamışlardı. Thorsos sınırını geçtikten sonra birkaç gün daha ilerleyecekler, daha sonra da uygun gördükleri bir kasabaya yerleşeceklerdi. Naurath gittiği kasabada halkın iyileştirme ihtiyaçlarını Tyr'ın kendisine bahşettiği kutsama ve büyülerle gidererek ailesini geçindirecek kadar bir para kazanır, zamanla bir ev yaparlardı. Evin içini dolduracak eşyaları yoktu, büyük çoğunu yolculukta ağırlık yapmasın diye yanlarına almamışlardı. Zamanla yenilerini alabilirlerdi ne de olsa. Thorsos'a bu kadar yaklaşmış olmanın heyecanıyla zaten hızlı olan tempolarını bile artırmışlardı. Bu noktadan sonra onları yürüten ruhları olmalıydı çünkü vücutlarını son noktaya kadar zorluyorlardı.
Nitekim bu çabalarının karşılığını Thorsos'a tahmin ettiklerinden bir gün erken vararak aldılar. Rohtam'dan çıkmış olmak onlara o kadar heyecan veriyordu ki tüm eski acı verici anıları, yorgunluklarını ve hatta Ogglirin inthuul soğuğunu bile başka bir ülkede, Rohtam'da bırakmış gibilerdi. Trebonshire ormanının içinde ilerlerken her ikisinin gözleri de bir medeniyet belirtisi arıyordu. Öevrelerini kuşatan yoğun ve uzun ağaçların arasından çıkmadan böyle bir şey bulmaları pek olası gözükmüyordu ama gene de bakıyorlardı. şans bu ki beklenmeyen gerçek oldu ve orman içinden geçen genişçe taş bir yola rastladılar. Bu yolun Rohtam ile Thorsos arasındaki ticaretin en yoğun gerçekleştiği ünlü Dareak yolu olduğunu kestirmek ikisi için zor olmadı. Bu yolu izlerlerse bir süre sonra bir ticaret kervanına denk gelme olasılıkları yüksekti, bu sayede Thorsos'un başkenti Tareyga'ya gitmeleri içten bile değildi. Tereddütsüz ikisi de orman zemininden daha rahat yürüme olanağı veren ve ondan da önemlisi daha fazla moral aşılayan bu yolda adımlarını atmaya başladılar. Gel gör ki bu yolun rotasında insan ticaret kervanı dışındaki bazı şeylere de rastlayabiliyordu.
Naurath Tareyga'ya gitme hayalleri ile dalmış gitmişken arkadan gelen Paronie'den gelen acı iniltisine tepki vermekte bir an gecikti. Döndüğünde ise bir haydudun elindeki kısa kılıcın Paronie'nin boynunun arkasından girip önünden çıktığını gördü. Bu manzara karşısında bir anda Naurath'ın dünyası başına yıkıldı. Bu kadar vakittir yüzüp de kuyruğuna gelmişken tek kalpten olduğu kişi; karısı gözünün önünde son nefesini veriyordu ve ömrünün bu son dakikasında bebeğin düşmemesi için ona sıkı sıkı sarılıyordu. Naurath kafasını kaldırıp hayduta baktığında haydut kısa kılıcını kadının boynundan çevirerek çıkardı. Paronie için artık hayat son bulmuştu; kadın bebek kucağındayken bir buğday çuvalı kadar cansız yola yığıldı.
Haydut yüzünde geniş bir sırıtmayla: "Tüm paranı ver ya da kaltağa katıl." dedi.
Naurath çevresinden yaklaşmakta olan haydutların adaletsizce fazla sayıda olmalarına rağmen "Tyr, bana güç ver!" diye bağırıp savaş çekicini var gücüyle Paronie'yi öldürene savurdu. Göğsüne çekicin çarpmasıyla kırılan kaburgaların sesi arkadan gelenlerin bir an tereddüt etmesine neden oldu. Naurath'a bu gücü verenin Tyr mi yoksa öfke mi olduğu pek ayırt edilebilir gibi gözükmüyordu. Haydutların bu tereddüt anında Naurath, çekici ile biri haydudun çenesine diğeri ise yeniden göğsüne iki darbe daha savurmuştu. Gülümseyebilecek bir çenesi kalmayan haydudun en az yerdeki kadın kadar cansız yere düştüğünde çıkardığı ses yerini kısa zamanda ona yakın haydudun haykırışlarına bıraktı. Her ne kadar Naurath'ın öfkesi çekici hiç olmadığı kadar sert ve ölümcül savurtuyor olsa da zincir zırhının arasından sıyrılan hançer ve kılıç darbeleri peşi sıra Naurath üzerinde yaralar açıyordu. Naurath başlarda yaralar yokmuşçasına savaşıyorken zaman geçtikçe zaten uzun süredir durmaksızın tempolu yürüyüşlerinin verdiği yorgunluk yaralardan akan kanın kendisinden aldığı yaşam enerjisi ile birleşince gitgide rakiplerine daha çok açık verir olmaya başladı. Kaderi bu noktadan sonra artık belirlenmişti, tek sorun zamandı. şu ana kadar aldığı yaralar ile bile onu bıraksalar ölümü yakındı. Buradan geçecek olan ticaret kervanları buraya neden kırmızı kar yağdığını merak ederlerdi.
Oysa ki Tareyga'da başlayacakları yeni hayatlarına o kadar yaklaşmışlardı ki... Tyr'ın adaleti böyle mi işlerdi? Kendisi de Rohtam'da kalsaydı başına gelmesi yakın olan kaderden kaçarak kurtulamamıştı. Ölüyordu, Paronie'nin peşinden gitme biletinin kesildiği bu vakitte Naurath bunu su gibi duru görüyordu.Enarix'in ağlama sesi bile Naurath'ın kendisini kavrayan ölümün soğuk dokunuşundan sıyrılmasında yardımcı olamadı, Naurath dizleri üstüne düştü ve az önceki çekişmeli dövüşte iki kişiyi yere devirmiş olan çekici de elinden kaydı. Naurath'ın çevresindeki ölüm tugayı çekicin bir daha kalkmayacağından tatmin olunca dikkatlerini başka yönlere verdiler. Ganimeti bebeğin ağlamasına aldırmadan yağmalamaya başladılar. Bu tugayın bir üyesi hariç... Bir tanesi işin bittiğinden tam olarak emin olmak istiyordu belli ki. Ya da karşısındaki insanın gözündeki yaşam ışığını söndüren kişinin bizzat kendisi olmaya talipti. Elindeki hantal görünüşlü baltalımızrağı savunmasız rahibin kafasını kesmek üzere yukarı doğru kaldırdı.Naurath hayatının bu son anında garip bir şekilde kendi ölümünden o kadar da korkmadığının farkyna vardı. Enarix diye fısıldadı baltalımızrak aşağı inmeden önce...
Baltalımızrak düştükten sonra sahibi de silahını izledi. Naurath, az önce kendisinin celladı olmaya kas kesen haydudun kendisine doğru bakan ölü yüzüne bakınca iki tane yıldız bıçağın kafasına saplanmış durduğunu gördü. Son bir gayret ile kimin bunları attığına baktı. Bir keşiş haydutların arasına dalmış şimsek gibi hızlı ve ölümcül yumruklarıyla hepsini telef ediyordu. Hiçbir umudun kalmadığı bir vakitte Enarix'i kurtarabilecek biri gelmişti, belki de Tyr'yn adaleti hakkında yanlış ithamlarda bulunmuştu. Kalan gücünü de harcayıp bitirmiş olan Naurath kendi kanıyla kızıla boyanmış karların içine yığıldı.
Devam edecek...