Ezakiel Valenson - Özgeçmiş
Posted: Mon Aug 30, 2004 11:34 pm
Karakterimin özgeçmişi bittiğinde Forumda RP'ye aktif olarak devam edeceğim... İlk bölümün kahramanı benim karakterim değildir... Yanlış anlamalara mahal vermeyeyim...
EZAKIEL VALENSON:
Esrar kokusu dışarıdan gelen herhangi birini bir anda bayıltacak denli keskindi tavernanın içinde. Dört bir yana, masaların üzerine, yerlere ve yollara serilmiş insanlar, gözbebekleri kaymış, ağızlarından köpükler çıkmış halde yayılmışlardı. Duvarın kenarına büzüşmüş bir adamın üzerinde oturan Kermela, tavernacının saatlerdir ortalıkta olmadığını farkedeli çok olmamıştı ve bu onu tedirgin ediyordu. Bir kısım çalışan da ortalıkta yoktu...
Esrarı her zaman az içmesinin faydasını görmüştü. şimdi de burada olanlardan bir tek kendisinin farkında olduğuna emindi. Sağda solda, normalde birbirlerinin yüzüne dahi bakmayacak kişiler, cinsiyet ayrımı bile yapmadan iğrenç ilişkilere giriyordu. İğrense de burada kalmalıydı. Ã?ünkü müşterisi burada onunla buluşacaktı. Sağa doğru eğilip üzerinde oturduğu adamın üzerine yarı kusmuk olan bir ağız dolusu balgamı boşalttı. Adam farkında bile değildi. Çok kaçırdığı belliydi esrarı... Ölümcül derecede çok...
Kendisine tecavüz eden adam sızınca kalkmayı başarmış uyuşuk haldeki bir fahişeyi kolundan yakaladı. Seviyordu bunları bu şekilde yakalamaktan. Kendisi zayıf görünse de elleri inanılmaz kuvvetliydi. Her zaman bu karıların kollarını morartırdı zevkle... Ama düşünmesi gereken başka bir şey vardı; "Patronun nerede?!"
"Nerden bileyim ben be! Bırak beni yoksa @*!#"
Kızın küfürlerine aldırış etmeden ensesine okkalı bir tokat yerleştirdi. Ne yazık ki ayağa kalktığında havadaki duman bulutuna kafası giren kadının hafızası iki saniyeye düşmüştü. Karşılık vermek için döndüğü anda ne yapacağını unutup uzaklaştı.
Etrafına baktığında yıllardır her gece yerleri değişen, her gün sabahtan tamir edilen masalar artık bu gece kullanılamaz hale gelmiş olmalıydılar. Daha geldiğinde birisi irice bir adamın sırtında kırılmıştı. Diğerini ise üç adam çekiyordu bir yere doğru ama hepsi sızınca bekleyen arkadaşları bunları masanın üzerine atıp bu şekilde çekmeyi deneyince bacaklar kaldırmamıştı...
Dört büyük sütun binanın çatısını destekliyordu. Bu sütunların arasında bir zamanlar süs olarak konmuş kemerli tahta perdeler çoktan sökülmüştü... Sadece biri duruyordu. Diğerleri çok uzun zaman önce kaybolmuştu belli ki. Bu dekor eksikliği, dört metre yüksekliğinde ve tabanı kare olmak üzere onbeşer metre uzunlukta duvarlara sahip ahşap binayı daha da boş ve büyük gösteriyordu.
Yerlerde gerek çıplak gerek yarı çıplak insanlar doluydu. Dağın dışarıları buz gibi olmasına karşın içeride devamlı yanan ızgaralar ve sobalar fazlası ile sıcak yapıyordu içeriyi. Zaten bütün ruhları uyuşmuş adamlar ve kadınlar, bu fuhuş ve pislik yuvasında herhangi bir edep yasasına uymak zorunda hissetmiyordu kendilerini.
Dağın aşağılarında burada yapılan tek bir iş bile yasalara uygun değildi. Eskiden beri defalardır askerler buraya gelen çiftçileri, askerleri geri yollamak için tavernayı basmış, yine de insanlar gelmeye devam etmişti. Ã?ünkü burası, onlara göre adı gibi "cennet bahçesi" idi...
Sivri keçi sakalını okşadı Kermela ve altında titremekte olan adamı ayağa kalkıp tekmeledi. "Kes lan sesini @½£! doğru düzgün dur!" ve geri adamın üstüne oturdu. Belli ki mayışmış esrarlı ciğerler bu tekmeye dayanamayıp çökmüşlerdi. Tavernacı böyle borcunu ödemeyip ölenleri toplayıp büyücülere satardı. İnsan organı satışı çoğu yerde yasaktı. Fakat bir idrar kesesi parçası ya da karaciğer ezmesi çoğu büyücü için hem ihtiyaç duyulan hem de kolay bulunmayan şeylerdi. Zamanında bir büyücünün odasını temizlemiş olan tavernacı, neyin ne kadar değerli olduğunu bilecek kadar orada durmuştu ve bunları o değerden fazlasına satacak denli kurnazdı...
Tavernacı demişken... Tavernacı neredeydi hakikaten de? Saatlerdir ortada yoktu... İyi ki bunu farketmişti. Etrafındakilerden hiçbiri bunu belli ki farketmemişti...
***
Ne kadar süre geçti bilmiyordu... Tavernacının ortada olmadığını fark etti... İyi ki fark etmişti... Belli ki etrafındaki hiç kimse bunu fark etmemişti... Dur bir dakika!! Bu olayı hatırlıyordu!
Yavaşça yerinden kalktı... Dengesini sağlamakta zorlandığını biliyordu ama ona gayet de düz görünüyordu herşey... Parlayan duvarlara doğru yürüdü; yavaşça duvarın pullu derisine tutundu. İlerledikçe ejderhanın kalbinin güp güp attığını duyabiliyordu... duyabiliyordu da; bunun tavernayla alakası neydi?!
Kafasını silkeleyip kendini dışarı atma niyeti ile kapıya yaklaştı. Çok ağır ilerlemesine siniri bozulmuştu. Bu jölelerin üzerinde yürümek çok garipti. Ama tavernada jöle nereden gelebilirdi? Olsa olsa jöle fıçılarından sızmış olmalıydı. Belki de büyülü toprak boyutu olduğu gibi bütülü jöle boyutu vardır da onu bir büyücü yollamıştır tavernayla beraber!
Esrarın dumanından sakınmalıydı. Yoksa halisünasyonlar görecekti ya da arkasındaki katil ona ulaşıp bıçaklaya... kapıya ulaştı en sonunda. Aklındaki saçma sapan düşünceleri atmaya çalışarak kapıya uzandı...
"Gel lan gel!! Sen kime vuruyon şerefsiz!" suratında patlayarak açılan kapıya sinirle saldırdı. Karşılığında ise kapının öbür kanadından gelen kocaman, tüylü elin onu itelemesini aldı. "Lütfen beni öldürme kocaman el!"
Karşısında fazlası ile iri bir adam duruyordu. Cüppesinin üstüne giydiği pelerini arkasından içeri dolan rüzgarda ve karların içinde uçuşuyordu. Esrar mı kafasını bulandırıyordu tam emin değildi ama; bu adam en az iki metreydi. Ortadaki ızgaraların ışıkları garip görünümlü gözlerinden yansıdıkça bu korkunç ikiliyi daha da meşum hale getiriyordu.
Belli ki içeride havanın yeterince temizlendiğini düşündükten sonra yabancı kapıyı kapatmıştı. Sakin tavırlarla gidip az önce Kermela'nın kalktığı yere oturdu; büzüşmüş ölünün üzerine. Masanın üzerinde duran altınları cüppesinden eli görünmeyeek şekilde uzanarak topladı... Hey! Bunlar Kermela'nındı!
Serin havanın etkisi ile rahatlamayı başarmış olan Kermela, sırtındaki kırmızı torbayı çözmekte olan iri yabancıya doğru yaklaştı; "Paralarımı alacağım!" durduğu yerde sallandığını ve hiç de tehditkar görünmediğini biliyordu. Bu yüzden daha adam bir şey söylemeden saldıracaktı... Evet! bunu yapacaktı!
"Git başımdan sarhoş! İki dakka konuşmamı bekle!" dedi hırıldayan ses, kocaman, kıllı bir el yüzünden kavrarken. Ayakları yerden kesilirken boyun kaslarından çatırdamalar geldiğini duyuyordu; bu adamın elinde havada uzun süre kalamazdı!
Zaten kalmadı da. "Defol git içkini iç!" diyen adam Kermela'yı beş metre ilerideki tezgahın arkasına, fıçıların üzerine fırlatıvermişti, bez bir bebek fırlatır gibi. "Orada da kal!"
***
Kapı ikinci kez açıldığında içeriye girenler Kermela'yı sevindirmişti. Bunlar, şehirde rüşvetle iş yaptığırdığı askerlerdi. "Hey! şu iri adamı tutuklarsanız size altın veririm!"
Altın lafını duyan milis askerler iri adamın etrafını sardılar. Beş kişiydiler. Kısa bir süre cesaret toplamak için duraksadılar. Aralarından en cesur olanı emin bir adımla öne çıktı; "Sen yaba-"
Sözü, tam suratının önünde duran kafası kadar büyüklükte bir yumruk tarafından kesilmişti. Adamın eli sapsarı, yoğun tüylerle kaplıydı ve parmaklarında yumruk atınca etkiyi artıran çelik yüzükler vardı. Ve daha hiç bir gösteri yapmadığını kolayca anlayacak kadar zeki idi en cesur asker. Yakında gösteriyi de görecekti!
Birden sıkılan yumruk, yüzüklerin çatırdamasına, bir süre sonra dışa doğru genleşmesine neden oldu... Ã?atırdadı, çatırdadı... "Ahh! Gözlerim!" birden patlayıveren yüzüklerden fırlayan parçalar askerin gözüne saplanmıştı. Asker geriye doğru atılırken, el ise çelik parçalarını, kurabiyenin üzerine serpilen un gibi esrarkeşin üzerine serpti ve elin sahibi tüm heybeti ile ayağa kalktı...
***
"Yüce Azalin! Koru bizi!"
Askerler adamın ayağa kalkması ile korkudan donakalmıştı. Adam ise çok sakin bir şekilde torbasına eğildi. Torbaya gözleri kaydığında askerler, bunun bir insan büyüklüğünde irice, dolu bir çuval olduğunu gördüler. İri adamın kollarından biri, bu çuvala dalmıştı ve çuvaldan... insan parçaları dökülüyordu!
Bölüm 1'in sonu...
Saygılarımla...
EZAKIEL VALENSON:
Esrar kokusu dışarıdan gelen herhangi birini bir anda bayıltacak denli keskindi tavernanın içinde. Dört bir yana, masaların üzerine, yerlere ve yollara serilmiş insanlar, gözbebekleri kaymış, ağızlarından köpükler çıkmış halde yayılmışlardı. Duvarın kenarına büzüşmüş bir adamın üzerinde oturan Kermela, tavernacının saatlerdir ortalıkta olmadığını farkedeli çok olmamıştı ve bu onu tedirgin ediyordu. Bir kısım çalışan da ortalıkta yoktu...
Esrarı her zaman az içmesinin faydasını görmüştü. şimdi de burada olanlardan bir tek kendisinin farkında olduğuna emindi. Sağda solda, normalde birbirlerinin yüzüne dahi bakmayacak kişiler, cinsiyet ayrımı bile yapmadan iğrenç ilişkilere giriyordu. İğrense de burada kalmalıydı. Ã?ünkü müşterisi burada onunla buluşacaktı. Sağa doğru eğilip üzerinde oturduğu adamın üzerine yarı kusmuk olan bir ağız dolusu balgamı boşalttı. Adam farkında bile değildi. Çok kaçırdığı belliydi esrarı... Ölümcül derecede çok...
Kendisine tecavüz eden adam sızınca kalkmayı başarmış uyuşuk haldeki bir fahişeyi kolundan yakaladı. Seviyordu bunları bu şekilde yakalamaktan. Kendisi zayıf görünse de elleri inanılmaz kuvvetliydi. Her zaman bu karıların kollarını morartırdı zevkle... Ama düşünmesi gereken başka bir şey vardı; "Patronun nerede?!"
"Nerden bileyim ben be! Bırak beni yoksa @*!#"
Kızın küfürlerine aldırış etmeden ensesine okkalı bir tokat yerleştirdi. Ne yazık ki ayağa kalktığında havadaki duman bulutuna kafası giren kadının hafızası iki saniyeye düşmüştü. Karşılık vermek için döndüğü anda ne yapacağını unutup uzaklaştı.
Etrafına baktığında yıllardır her gece yerleri değişen, her gün sabahtan tamir edilen masalar artık bu gece kullanılamaz hale gelmiş olmalıydılar. Daha geldiğinde birisi irice bir adamın sırtında kırılmıştı. Diğerini ise üç adam çekiyordu bir yere doğru ama hepsi sızınca bekleyen arkadaşları bunları masanın üzerine atıp bu şekilde çekmeyi deneyince bacaklar kaldırmamıştı...
Dört büyük sütun binanın çatısını destekliyordu. Bu sütunların arasında bir zamanlar süs olarak konmuş kemerli tahta perdeler çoktan sökülmüştü... Sadece biri duruyordu. Diğerleri çok uzun zaman önce kaybolmuştu belli ki. Bu dekor eksikliği, dört metre yüksekliğinde ve tabanı kare olmak üzere onbeşer metre uzunlukta duvarlara sahip ahşap binayı daha da boş ve büyük gösteriyordu.
Yerlerde gerek çıplak gerek yarı çıplak insanlar doluydu. Dağın dışarıları buz gibi olmasına karşın içeride devamlı yanan ızgaralar ve sobalar fazlası ile sıcak yapıyordu içeriyi. Zaten bütün ruhları uyuşmuş adamlar ve kadınlar, bu fuhuş ve pislik yuvasında herhangi bir edep yasasına uymak zorunda hissetmiyordu kendilerini.
Dağın aşağılarında burada yapılan tek bir iş bile yasalara uygun değildi. Eskiden beri defalardır askerler buraya gelen çiftçileri, askerleri geri yollamak için tavernayı basmış, yine de insanlar gelmeye devam etmişti. Ã?ünkü burası, onlara göre adı gibi "cennet bahçesi" idi...
Sivri keçi sakalını okşadı Kermela ve altında titremekte olan adamı ayağa kalkıp tekmeledi. "Kes lan sesini @½£! doğru düzgün dur!" ve geri adamın üstüne oturdu. Belli ki mayışmış esrarlı ciğerler bu tekmeye dayanamayıp çökmüşlerdi. Tavernacı böyle borcunu ödemeyip ölenleri toplayıp büyücülere satardı. İnsan organı satışı çoğu yerde yasaktı. Fakat bir idrar kesesi parçası ya da karaciğer ezmesi çoğu büyücü için hem ihtiyaç duyulan hem de kolay bulunmayan şeylerdi. Zamanında bir büyücünün odasını temizlemiş olan tavernacı, neyin ne kadar değerli olduğunu bilecek kadar orada durmuştu ve bunları o değerden fazlasına satacak denli kurnazdı...
Tavernacı demişken... Tavernacı neredeydi hakikaten de? Saatlerdir ortada yoktu... İyi ki bunu farketmişti. Etrafındakilerden hiçbiri bunu belli ki farketmemişti...
***
Ne kadar süre geçti bilmiyordu... Tavernacının ortada olmadığını fark etti... İyi ki fark etmişti... Belli ki etrafındaki hiç kimse bunu fark etmemişti... Dur bir dakika!! Bu olayı hatırlıyordu!
Yavaşça yerinden kalktı... Dengesini sağlamakta zorlandığını biliyordu ama ona gayet de düz görünüyordu herşey... Parlayan duvarlara doğru yürüdü; yavaşça duvarın pullu derisine tutundu. İlerledikçe ejderhanın kalbinin güp güp attığını duyabiliyordu... duyabiliyordu da; bunun tavernayla alakası neydi?!
Kafasını silkeleyip kendini dışarı atma niyeti ile kapıya yaklaştı. Çok ağır ilerlemesine siniri bozulmuştu. Bu jölelerin üzerinde yürümek çok garipti. Ama tavernada jöle nereden gelebilirdi? Olsa olsa jöle fıçılarından sızmış olmalıydı. Belki de büyülü toprak boyutu olduğu gibi bütülü jöle boyutu vardır da onu bir büyücü yollamıştır tavernayla beraber!
Esrarın dumanından sakınmalıydı. Yoksa halisünasyonlar görecekti ya da arkasındaki katil ona ulaşıp bıçaklaya... kapıya ulaştı en sonunda. Aklındaki saçma sapan düşünceleri atmaya çalışarak kapıya uzandı...
"Gel lan gel!! Sen kime vuruyon şerefsiz!" suratında patlayarak açılan kapıya sinirle saldırdı. Karşılığında ise kapının öbür kanadından gelen kocaman, tüylü elin onu itelemesini aldı. "Lütfen beni öldürme kocaman el!"
Karşısında fazlası ile iri bir adam duruyordu. Cüppesinin üstüne giydiği pelerini arkasından içeri dolan rüzgarda ve karların içinde uçuşuyordu. Esrar mı kafasını bulandırıyordu tam emin değildi ama; bu adam en az iki metreydi. Ortadaki ızgaraların ışıkları garip görünümlü gözlerinden yansıdıkça bu korkunç ikiliyi daha da meşum hale getiriyordu.
Belli ki içeride havanın yeterince temizlendiğini düşündükten sonra yabancı kapıyı kapatmıştı. Sakin tavırlarla gidip az önce Kermela'nın kalktığı yere oturdu; büzüşmüş ölünün üzerine. Masanın üzerinde duran altınları cüppesinden eli görünmeyeek şekilde uzanarak topladı... Hey! Bunlar Kermela'nındı!
Serin havanın etkisi ile rahatlamayı başarmış olan Kermela, sırtındaki kırmızı torbayı çözmekte olan iri yabancıya doğru yaklaştı; "Paralarımı alacağım!" durduğu yerde sallandığını ve hiç de tehditkar görünmediğini biliyordu. Bu yüzden daha adam bir şey söylemeden saldıracaktı... Evet! bunu yapacaktı!
"Git başımdan sarhoş! İki dakka konuşmamı bekle!" dedi hırıldayan ses, kocaman, kıllı bir el yüzünden kavrarken. Ayakları yerden kesilirken boyun kaslarından çatırdamalar geldiğini duyuyordu; bu adamın elinde havada uzun süre kalamazdı!
Zaten kalmadı da. "Defol git içkini iç!" diyen adam Kermela'yı beş metre ilerideki tezgahın arkasına, fıçıların üzerine fırlatıvermişti, bez bir bebek fırlatır gibi. "Orada da kal!"
***
Kapı ikinci kez açıldığında içeriye girenler Kermela'yı sevindirmişti. Bunlar, şehirde rüşvetle iş yaptığırdığı askerlerdi. "Hey! şu iri adamı tutuklarsanız size altın veririm!"
Altın lafını duyan milis askerler iri adamın etrafını sardılar. Beş kişiydiler. Kısa bir süre cesaret toplamak için duraksadılar. Aralarından en cesur olanı emin bir adımla öne çıktı; "Sen yaba-"
Sözü, tam suratının önünde duran kafası kadar büyüklükte bir yumruk tarafından kesilmişti. Adamın eli sapsarı, yoğun tüylerle kaplıydı ve parmaklarında yumruk atınca etkiyi artıran çelik yüzükler vardı. Ve daha hiç bir gösteri yapmadığını kolayca anlayacak kadar zeki idi en cesur asker. Yakında gösteriyi de görecekti!
Birden sıkılan yumruk, yüzüklerin çatırdamasına, bir süre sonra dışa doğru genleşmesine neden oldu... Ã?atırdadı, çatırdadı... "Ahh! Gözlerim!" birden patlayıveren yüzüklerden fırlayan parçalar askerin gözüne saplanmıştı. Asker geriye doğru atılırken, el ise çelik parçalarını, kurabiyenin üzerine serpilen un gibi esrarkeşin üzerine serpti ve elin sahibi tüm heybeti ile ayağa kalktı...
***
"Yüce Azalin! Koru bizi!"
Askerler adamın ayağa kalkması ile korkudan donakalmıştı. Adam ise çok sakin bir şekilde torbasına eğildi. Torbaya gözleri kaydığında askerler, bunun bir insan büyüklüğünde irice, dolu bir çuval olduğunu gördüler. İri adamın kollarından biri, bu çuvala dalmıştı ve çuvaldan... insan parçaları dökülüyordu!
Bölüm 1'in sonu...
Saygılarımla...