"Fırtına... sel... deprem... (RP)" ÖZERÄÂ

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

"Fırtına... sel... deprem... (RP)" ÖZERÄÂ

Post by Raistlin »


KARANLIğIN 13 KURALI
1.ROLEPLAY ZORUNLUDUR...
2.HATALI ROLEPLAY MESAJLARI SİLİNİR...
3.KARAKTER "Fırtına... sel... deprem..." ÖZERİNE İSİMLİ BAşLIKTA AYRINTILI BİR şEKİLDE AÃ?IKLANMAMIşSA İLGİLİ MESAJLAR SİLİNİR
4.BAşLIK'A FORUMDA KULLANACAğINIZ KARAKTERLERLE KATILMALISINIZ...
5.BAşLIKTA KARAKTERİNİZ Ã?LEBİLİR, YARALANABİLİR, DEğİşEBİLİR, KONTROLÃ?NÖZÃ?N KAYBOLDUğU ZAMANLARDA DM TARAFINDAN YÃ?NLENDİRİLEBİLİR... İNSİYATİF DM'DEDİR...
6.CEVAPLANMASI GEREKEN MESAJLARINIZ İÃ?İN (EğER DM GEREKLİ GÃ?RÃ?RSE) ROLEPLAY YANITLAR EN GEÃ? 3 GÃ?N İÃ?İNDE ATILIR
7.HAYATTA KALMANIZ İÃ?İN BİR GRUPLA GELMENİZ şİDDETLE Ã?NERİLİR
8.BİRDEN FAZLA GRUP KURULABİLİR...
9.BİR Kİşİ SADECE BİR GRUPTA OLABİLİR...
10.GRUPLARDA Kİşİ SINIRLAMASI YOKTUR...
11.HİKAYE'NİN GİDİşATINI GRUPTAKİLER BELİRLER...
12.HİKAYE'NİN ANA BAşLANGIÃ? NOKTASI "DULBIRAKAN KÃ?YÃ?"DÃ?R
13.OYUN EN GEÃ? 6.10.2004 Ã?ARşAMBA BAşLAYACAKTIR


Karakterler'in ayrıntılı bir biçimde açıklanması gereklidir...
Başarılı roleplay örnekleri ödüllendirilecektir...
Hikayede karma puan sistemi uygulanacaktır...
Karma DM tarafından verilecektir ve görüntülenemez...
Noktalama işaretleri, imla kuralları ve paragraf kullanımı zorunludur...
Anlaşılmaz ya da mantıksız mesajlar silinebilir, düzenlenebilir...
Ciddi roleplay yapmak isteyenler ve her mesajına emek vererek bir şeyler yaratmak isteyenler başlığa beklenmektedir...

Saygılar...
Raistlin...

______________________________________________________

SON HABERLER:
08.10.2004: Findor karakteri Rp'den ve Hikayeden çıkarılmıştır
12.10.2004: Hoptiriğin ilk mesajı RP açısından yetersiz görüldüğü için silinmiştir
15.10.2004: RP düzenlemeleri, Cumartesi günü yapılacaktır
16.10.2004: Sphnx karakteri kendi isteğiyle Hikayeden çıkarılmıştır
16.10.2004: Melkortr karakteri background eksikliği nedeniyle Hikayeden çıkarılmıştır
19.10.2004: Psycookie karakteri katılım eksikliği nedeniyle Hikayeden çıkarılmıştır
20.10.2004: Hoptirik karakteri katılım eksikliği nedeniyle Hikayeden çıkarılmıştır
21.10.2004: FreyaImplorer Hikayeden ayrılmıştır. Özgeçmişi silinmiştir.
25.10.2004: İnternete ulaşımımla ilgili bazı sorunlar yaşıyorum. Kusura bakmayın. Çok ilginç olaylar sizleri bekliyor. Bu akşam yazmaya çalışacağım.
29.10.2004: Kharon-(Brenne+Thyloterel+Talen) combatı başlamıştır.
29.10.2004: Findor'un ilk mesajı RP açısından yetersiz görüldüğü için iki mesajı silinmiştir
29.10.2004: Kharon'un hatalı mesajları silinmiş ve düzeltilmiştir. Ayrıca findorla ilgili mesajı silinmiştir.
29.10.2004: Rr karakteri Rp'den ve Hikayeden çıkarılmıştır
39.10.2004: Logan Rp'de ölmüş ve ölmeyen(undead) olmuştur
30.10.2004: Kharon Rp'de öldürülmüştür. Han kavgası sona ermiştir.
01.11.2004: Majenta Rp'de Andero tarafından öldürülmüştür.
03.11.2004: MelkorTR Rp'de Kharon tarafından öldürülmüştür.
**.12.2004: Turkleader Rp'de öldürülmüştür.
**.12.2004: Thyloterel Rp'de öldürülmüştür.
**.12.2004: Lysana Rp'de öldürülmüştür.
**.12.2004: Esen Rp'de öldürülmüştür.
**.12.2004: Ã?ilek Rp'de öldürülmüştür.
**.12.2004: Dragonfly Rp'de ölmüştür.
**.12.2004: Eldarin hikayeden atılmıştır.
**.12.2004: Kentaky'nin yan karakteri Rp'de öldürülmüştür.
**.12.2004: Findor cehennemde öldürülmüştür.

______________________________________________________

KAOS KARMA
1. Fingolfin
2. Thylotrel
3. Lysana
4. Hükümlü
5. Cilek

KAOS'UN SEÃ?İLMİşLERİ:
1. Kaos'un kalbi: Oren Dautry
2. Kaos'un Peygamberi: Changes
3. Katliam'ın Eli: Andero
4. Yıkımın Gözleri: Efla
Last edited by Raistlin on Thu Jan 06, 2005 10:18 am, edited 25 times in total.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Logan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1963
Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
Contact:

Post by Logan »

Karakter Adı :Logan
Soy Adı :Marjumentig
Irk :human
Sınıf : paladin
Yönelim : kuralcı iyi
yurdu : eskiden babamın kralıgıda şimdi sadce handa
Yaş :25
Boy : 190
Kilo : 78


Görünüş Tasviri
Saçlar : kumraş
gözler : yeşil
beyaz eteklerinde mavi rünler olan bir robe robedan dışırı cıkmış kılıç kını
her 2 bacakta deri kılıflar içinde küçük bıçaklar r...
robe bele kadar tam belden sonra 2 ye arılarak kılıcı cıkarmama ve küçük bıçaklara rahat ulaşamı saglıyor

Alet Edevat : bir tane uzun kılıç bir tane kalkan var
bacaklarında dizli 5 erden küçük bıçaklar bvar

vücudu kalıplı ve kaslı

armor olarakta örgü armor giyiyorum
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
yeminer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 4316
Joined: Wed Oct 01, 2003 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by yeminer »

Archi
meslek: düzenbaz(hırsız)
ırk: buçukluk
yönelim: C.G.
Doğum yeri : Bilinmiyor
yaş : 75
boy: 1,00
kilo : 20

tasvir : kahverengi saçlı yeşil gözlü bir buçukluktur. işine uygun şekilde dar yeşil bir elb ise giyer... Bakışları sinsilikten uzaktır.. masum görünür.

ekipman: birkaç günlük yemek ve su , iki kama, bir kısa kılıç, hırsızın alet çantası, kılık değiştirmek için gerekli aletler ve giysiler.

karekter geçmişi...:
annesi ve babasını tanımayan archi yerleşik hayat benzeri bir yaşam süren yaşlı bir buçuk çift tarafından bulunup belli bir yaşa kadar yaşaması sağlanmıştır.. Anne ve babası hakkında hiçbir fikri yoktur.. Gezgin bir yaşam sürer.. başlarda heyecan için daha sonra hayatını kazanmak için çalmaya başlamıştır.

///Edit by Raistlin: Player's Handbook'a göre, ortalama bir buçukluğun boyu 80cm, kilosu 15kg civarında. Bu yüzden karakterin boyunda 1.00cm'e kadar bir kısaltmaya ve kiloda ise 20'ye kadar bir azaltmaya gittim. Kolay gelsin...
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Ad Soyad: Andero Amraphent
Irkı: İnsan
Sınıf:Fallen Paladin
Yönelim:Chaotic Good
Yurdu:Söylemek istemiyor
Yaş:30
Boy:1.90
Kilo:106

Tasvirler: Ela gözler, kahverengi uzun saçlar, beyaz geniş bir pelerin, yorgun bir yüz ifadesi

Ekipman: Bir longsword, bir tower shield, chainmail, 3-4 günlük yiyecek ve 1 matara su

Özgeçmiş:

Kimilerine göre trajik kimilerine göre sıradan bir hayat öyküm var aslında. Ama hiçbir zaman rahat olduğu söylenemez. Anlatacaklarımın çoğunu anlatmak bana acı veriyor ama yapmam gerekenleri yapmam en büyük özelliğim.

şimdi adını vermek istemediğim bir kasabada (ki orada kimi iyi ama çoğu kötü bir çok anım var hatırlamak istemediğim) doğdum bundan tam 30 yıl önce. Kasaba fakirdi,ailem zengindi. Sadece bizim kasabamız için değil, civardakiler ve hatta oraya yakın birkaç daha zengin kasabanın sakinlerine oranla bile zengin. Tüccarlık yaparlardı. Ticaretle ilgili (sonradan öğrendim ki sattıkları malların arkasından köle ticareti yapıyorlarmış. Ne yazık) birçok alanda civar içinde söz sahibiydiler. Doğumumun nasıl olduğunu bilmiyorum, zira bana hiç anlatılmadı yada anlatıldı da hatırlamıyorum. Bu hayattaki ilk yılım hakkında da bir fikrim yok açıkçası. Ama sonrasını hatırlıyorum.

Ailem bana fazla değer vermezdi. Olsa olsa onlara reklam olan basit bir tabela kadar büyük bir değer. İşlevimde buydu zaten, müşterilere ailemi sempatik göstermek. Bu görevi başarıyla yerine getirdiğimi de söyleyebilirim. şirinmişim o zamanlar. Büyüdüğümde yani 5-6 yaşlarımda yavaş yavaş arkadaşlarıma önem vermeye başladığımda bu görevimde kayboldu. Kasabada bizden başka zengin olmadığı için hala anlamadığım tabaka kavramında ailemin deyimiyle "alt tabaka" insanların çocuklarıyla olmam onların itibarlarına leke sürüyormuş. Böyle demişti annem. Anlamamıştım tabii o zaman bu sözlerden hiçbir şey. Haliyle bana engelde olmadı. Bu şekilde dışarı çıkmaya başladıkça kasabadaki çoğu insanın aileme kuşkuyla bakmakta olduğunu fark ettim. Hatta çocuklarının benimle oynamasına bile izin vermiyorlardı. Ailemin ticaret yaptıkları kişiler de genelde oradan geçen zenginler, soylular, yolcular vs. oluyordu. Halk aileme kuşkuyla baktığından az arkadaşım vardı. Bunlardan biri hala görüştüğüm ve o arkadaş gurubumdan tek dostum olarak çıkan sevgili Efla"ydı. Gerçekten iyi anlaşırdık onunla. İkimizde şehirden geçen süvarileri, askerleri seyretmek için koşuşturmayı severdik ama sanırım onları izlemekten Efla benim kadar hoşlanmazdı. Parlak zırhları içinde beni büyülerlerdi. Kimi zaman beraber eğlenirdik, kimi zamansa kasabanın yakınındaki çalıklarda yalnız başıma dolanırdım. İçimi kurcalayan garip şeyler vardı. Bu yaşımdaki berrak düşüncem ve nasıl bu yaşta korkmadan buralarda yalnız olabildiğim gibi. şu an deliler gibi beni çağıran, kendine çeken, kendine gömen bu çağrıyı o zamanlar rahatlatıcı bir rüzgar gibi hissediyordum tabii, bana yön veren, yavaş yavaş hayata bakışımı şekillendiren bir rüzgar.

Bir gün yine Efla"yla oynarken (sanırım 8 yaşındaydım) bize ait şehrin biraz dışındaki bir ambara gelmiştik. Buraya arada bir gelir orayı koruyan paralı askerlerden arada bir hikayeler dinlerdim. O zaman bile anlayabildiğim üzere bunların çoğu safsataydı tabii. Efla"yla ambarın etrafında oynarken babamın sesini duymuştuk. Ona doğru gittik ama hislerim beni durmam konusunda uyardı, Efla"yla sinip olanları izledik. Babam birkaç soylu adamla (pelerinlerindeki armalarından anlaşılıyordu bu) hararetle konuşuyor birkaç fakir ve yarı çıplak adamsa arkada onları büyümüş gözlerle seyrediyordu. Bu sahne karşısında nereden geldiğini bilmediğim bir öfke (ki artık biliyorum, kalbimdi o kaynak) bütün benliğimi sarmıştı. Aslında ne yaptıklarını bilmiyordum ama sinirlenmiştim işte. Efla"yı orada bırakıp koşa koşa eve döndüm (sonradan bana kızmamış olduğunu görmek beni sevindirmişti). Anneme olanı biteni anlattım. Hastaydı ve yatağında yatıyordu ama yinede beni dövecek ve yaka paça bir odaya atıp kilitleyebilecek gücü kalmıştı. Annemden nefret ettim o ölene dek, ki bu da sadece bir gün eder. Annem ertesi gün ölmüştü.
Aradan iki yıl geçti. Hala Efla"yla beraberdik (hep böyle kalsın). Olay hakkında babamla annemin ölümünden sonra konuştuğumuzda oda beni dövmüştü ama sonra beni yanına almış bunun ailemizin geleceği için gerekli olduğunu söylemişti. İşte o anda babamdan nefret ettim ve geçen bu iki yıllık zaman zarfında onunla hiç konuşmadım. Babam çok gülen bir adamdı. O kadar çok ki yüz yapısının o şekilde olduğunu bile sanabilirdiniz. Onunla konuşmadığım halde yine de gülmesi üstelik annemin ölümünden sonra dahi gülümsemesi (ki annemden nefret ettiğim için hala azap çekerim tıpkı babamdan nefret ettiğim için çektiğim gibi) sinirlerimi bozardı.

İşte o yıl,yani 10 yaşında yine çalılıktaki düşünce seanslarımın birinden döndüm. Hava biraz kararmıştı ama hala yeteri kadar ışık vardı. Eve yaklaştım ve içeriden boğuşma sesleri duydum. Korkmuştum. Saklandım ve olanları izledim. Boğuşma sesleri kısa süre sonra kesildi. İki adam kapıdan çıktı. Yüzlerini görmedim. Uzaklaştılar. Daha sonra eve girdim. Evimizin ilk katı ana hol, ona bağlı üç oturma odası ve mutfaktan oluşur, mutfakta bulunan bir merdivenle de ikinci kata çıkılırdı. Orada da iki yatak odası, banyo ve tuvalet bulunurdu. Hizmetçiler eve sabahın erken saatlerinde gelirlerdi ve akşam güneş batmadan önce babama yemeği vererek ayrılırlardı. Ben genelde yalnız yerdim. İşte bu saatte hizmetçilerin ayrıldığı saatti. Babam holün ortasında yavaş yavaş büyüyen bir kan gölünün ortasında sırt üstü yatıyordu. Yanına yaklaştım. Gözlerimden habersizce akan yaşlar görüşümü buğulandırırken diz çöktüm ve iki yıldan sonra onunla konuştum "Baba"" diye ağlamaklı bir sesle. Babam bana baktı zor nefes alıyordu ama bu cümleleri söyleyebildi.
"Oğlum. (öksürdü) Bana bu zamana kadar hep kin ve nefret duydun. Haklıydın da aslında. Çok büyük hatalar yaptım. Sonunu yaşamadan göremediğim büyük hatalar. Emin ol bir yaşam hakkım daha olsaydı böyle yaşamayı seçmezdim. Sana son bir öğüt vereceğim. Biliyorum sinir oluyorsun bunu yapmama ama senin de yapmanı istiyorum. Her zaman gülümse oğul, hayata karşı gülümse, dostlarına karşı gülümse, düşmanına karşı gülümse" Gülümse ki ne yaparsan yap hayattan zevk al, hiçbir zaman korkma. Gülümse ki kalbindeki cesareti gör, o cesaretle kendi yolunu kendin çizebil. Ve bana söz ver ki bunu yapanların peşine düşme, çünkü haklıydılar." Sonra gülümsedi babam, yavaş yavaş inen göğsü durdu ve bana sessiz bir veda etti. Yanımdan uçup gitti. Göz yaşlarım içinde orada öylece kalakaldım birkaç saat belki de birkaç dakika bilemiyorum belki de birkaç gün ta ki birileri beni bulana kadar. Onlar ki söylediklerine göre beni bulduklarında babamın yanında gülümsüyormuşum. (Sanırım köle olarak akrabaları satılan birileriydi bunu yapanlar)

Cenazeden uzun süre eve kapandım ve kimseyle konuşmadım. Aklımda hep katilleri saklanarak izleyişimden duyduğum pişmanlık vardı, kılıç kullanmayı bilmeyişimden duyduğum utanç vardı, daha tahta bir kılıç bile tutmayışımdan ötürü öfke vardı. Hepsi birikip göz yaşı olarak döküldü bedenimden. Utancı dindirmenin farklı yolları vardır. Bu seferki çalışmaydı. Kasabada bir oymacı vardı. Ondan küçük tahta kılıçlar aldım. Efla"yla beraber antremanlar yaptık. İki küçük çocuğun oynaması gibi görünüyordu dışardan bakana ama içimdeki ateş beni kılıç kullanmayı öğrenmeye hızla itiyordu.

Altı yıl böyle geçti. Yavaş yavaş içimdeki çağrının ne olduğunu anlamaya başlamıştım. Ama çağrının nereden geldiğini bilemiyordum. Bu sesin kaynağını aramaya karar verdim. On altı yaşında, o on altı yılını küçük bir kasabada geçiren artık genç bir adamın kendi başına yollara düşmesi şaşırtıcı olmasa gerekti. Evet, altı yıl beni gerçekten çok değiştirmişti. İnsanlara yaklaşımın olumlu olmasının, kibarlığın özellikle ikili ilişkilerde çok önemli olduğunu keşfetmiştim. İçimden de farklı davranmak gelmiyordu zaten. Efla"yla konuştum. İlk başta kararımı garip buldu. Ona içimdeki çağrıdan bahsettim. Anlayıp anlamadığını bilmiyorum. Neyse, o günlerde kasabadan geçmekte olan bir korucuyla beraber ayrıldım hayatımın gençliğinden bir daha dönmemek üzere kader beni oraya düşürmedikçe.

İlk başlarda korucuya karşı biraz sakıngan davranmıştım. Kılıç becerim tahta kılıçlarla sınırlıydı ve kasabadan (yakındaki çayırlık hariç) hiç çıkmamıştım ne de olsa. Ormanda konakladığımız bir akşam yaşanan ufak bir olay bu sakınganlığı yok etti. Gece vaktiydi. Ã?evrede az da olsa goblin olduğu söylentileri son çıktığımız köyde alıp başını gitmişti. Köylüler kendi aralarında gruplar oluşturup nöbetleşe köylerini bekliyorlardı. Ateş yakmamıştık. Ormanda bulduğumuz hafif bir açıklıkta yatıyorduk. Korucunun beni sarsmasıyla uyandım. Sessiz olmamı işaret ediyordu. Kasabamdan ayrıldığımız gün bana verdiği uzun kılıcı çektim. Olabildiğince sessiz doğrulup elimde kılıcım beklemeye başladım. Korucu yayını eline aldı ve sırtındaki sadaktan bir ok çıkararak yayına sürdü. Elleri okun dibindeki tüyleri okşuyordu. Hafif bir rüzgar saçlarını arkaya atıyor, ne şans ki görüşünü engellemiyordu. Bir süre bekledi, sonra yavaşça yayı gerdi. Ağaçların arasına bir ok fırlattı. Boğuk bir ses duyuldu. Ona baktım. Gülümsüyordu korucu. Yayına bir ok daha sürerken ağaçların arasından dört goblin çıktı. Heyecanlanmıştım ama bu heyecan kesinlikle sonunda sizi mutlu edecek türden bir heyecan değildi. Hatta oturup ağlamıştım sanırım savaştan sonra. Goblinlere saldırdım amatör bir savaşçının beceriksizliği ve heyecanıyla. Ben yerimden kalkıp onlara ulaşamadan bir tanesi daha yere yığılmıştı göğsüne aldığı okla. Daha ne olduğunu anlamadan kendimi iki goblinle baş başa buldum. şaşırmış ve kızmışlardı. Aralarından ikisini kaybedeceklerini hiç düşünmüyorlardı. Aslında biri bana diğerinden çok daha yakındı. Kılıcımı ona soktum. Direnç ilk başta biraz zorladı ama sonra kılıç rahat kaydı. Elimin üstünden sıcak bir sıvı akıyordu. Tiksinmiştim (hala tiksinirim). Kılıç yavaş yavaş aşağı inmeye başladı. Onun beni çekmesiyle beraber kendime geldim. Düşen goblin kılıcımı da beraber indiriyordu. Kılıcı çekip goblinin cesedinden kurtardım. O sırada diğer goblini tam karşımda kılıcını kafama indirmek üzereyken gördüm. Hayatım buraya kadardı derken goblin kafasına giren okla yere yığıldı. Nasıldır bilinmez ama beraber savaşan insanlar dostlukları rahat kurabiliyor. Onun bende çok payı vardır. O günden sonra sıkı iki dost olduk diyebilirim. Bana kılıç ve yay dersleri verdi. Kılıçla onu bir çok kez yendim ama yayda bir türlü beceremedim. O bana savaş sanatını öğretiyor, bende üstün diplomasi yeteneğimle uğradığımız her yerleşim yerinde rahat konaklamamızı sağlıyordum. Gerçekten mutluyduk.
Bir sınır şehrindeydik. Daha doğrusu bir garnizon kalesinde. Sınırın diğer tarafına yaban topraklar demek doğru olur. Uygarlığın henüz gelişmediği yerlerdi oralar kendimize uygar dersek. Aslında toprakların öte tarafları hakkında da fazla bir bilgi yoktu. Bilindiği kadarıyla buralarda orklar, goblinler vb. ırklardan başkaları yaşamıyordu. Burada birkaç gün kalmayı planlıyorduk. Kaledeki ikinci günümüzde köylerden toplanmış gençleri getirmişlerdi. Asker olmadıkları her hallerinden belli oluyordu. 19 yaşındaydım o zamanlar. Üç yıldır kolcuylaydım ve kasabadan ayrıldığım zamana oranla büyük bir ilerleme kaydetmiştim. Kaleye gelenleri inceliyordum. Aralarında eski bir tanıdığı görmek beni şoka uğratmıştı. Efla"ydı bu. İki eski dost hasret giderdik. Daha sonra korucumun yanına gidip üçümüz beraber sohbet ettik. Anlattığına göre ben gittikten sonra köyde hiç bir şey değişmemiş. Ã?yle ki en değişik şey savaş için eli kılıç tutanları toplamaya gelen askerlermiş. "Savaş" sözcüğünü duyunca çok şaşırmıştım. Korucumla göz göze geldik. Göz kapaklarını yavaşça kapatıp açtı. Bu, konunun başka bir zaman tartışılacağı anlamına geliyordu. Daha sonra ben Efla"ya yaşadıklarımı anlattım. İlk goblin olayımdan sonra birçok olay yaşamıştım ama onları burada anlatmaya lüzum yok. Sık sık korucu söze girip beni öven bir şeyler anlattı. Efla bu kadar övülmeme şaşırmıştı. Bana soran gözlerle yan yan bakışını hala hatırlıyorum. Akşam olduğunda toplanan gençlerin tutulduğu barakaya gitmek zorunda kaldı.
O akşam korucuma neler olduğunu sordum. Savaş söylentileri olduğunu, yaban toprakların bu taraflarında goblin ve ork savaşçıların kümelendiğini yanlarında da kuşatma kuleleri taşıdığı gözcülerce doğrulanmıştı. Garnizon da köylerden topladıkları gençlerle kaleyi güçlendirmişti. Bunları bana bu zamana kadar anlatmaması beni sinirlendirmişti ama artık o sinir çıkışlarının hiçbir işe yaramadığını hatta işi daha da kötüleştirdiğini öğrenmiştim. Ona bunları bana neden daha önce anlatmadığını sordum. Bir süre düşünceli gözüktü. Sonra şu cevabı verdi:

- Onurlu bir gençsin Andero. Hem de fazlasıyla. Bu savaşa katılmak istemiyorum bu yüzden buradan gidecektim. Ama seni de burada bırakmak istemiyordum. Bu yüzden sana bundan hiç bahsetmeden buradan ayrılmayı planlamıştım. Ama artık kalacağız herhalde.
İnsanları, çoğunu tanımasam da, yüz üstü bırakmak beni en çok yıkan şeylerden biriydi onlar bana ve doğrularıma karşı olmadıkça.

-Evet, diye cevap verdim. Gitmeyeceğiz.

Ertesi sabah savunucular gruplara kısa sürede ayrıldı. Koruyucum okçulara gitmişti. Bense 2. kılıçlı gruptaydım. Üstümde örme zincir zırhım (koruyucum vermişti ama her zaman bir levha zırh istemişimdir) vardı.Bir an Efla"yı arandım. İyi silah kullanamayanları arka gruba koymuşlardı. Savaş sırasında cephane, sağlık malzemesi vb. yardımında bulunacaklardı. Efla"da onların arasındaydı. Gerektiğinde kullanmaları için her birine birer kısa kılıç verilmişti. Efla"nın da bana baktığını gördüm. Birbirimizin gözlerine baktık. Sonra kafamı öne çevirdim ve artık bir tanrı çağrısı olduğunu bildiğim bu çağrının sahibinden, her ne kadar kim olduğunu bilmesem de, bu savaştan Efla"nın da korucumun da sağ çıkmasını diledim. Surlara merdivenleri ittirmek için ellerinde uzun sırıklar taşıyan adamların arasına yığıldık. Bu herkesin yerini öğrenmesi ve yenilerin silahlarına alışması için yapılan ufak bir tatbikattı. Düşman ordusu ufukta ancak görünüyordu. Akşamsa kalenin surlarının önündeki alan ok menzili dışında kamp ateşleriyle dolmuştu. Askerlerle beraber ben de surda geceledim. Sabah davul sesleriyle uyandık. Düşman orduları ok menzili dışına dizilmiş sıralarını oluşturuyor, kuşatma merdivenlerini hazırlıyorlardı. Büyük bir ordu değildi ama kalede de eğitimli asker sayısı azdı. Yaşlı bir asker tek elle silah kullananlara sürdüğü el arabasından kalkan dağıtıyordu. Ben de bir tane aldım. Kalkan sık kullanmıştım ve onu sadece bir savunma aracı olarak değil ayrıca bir saldırı aracı olarak kullanmayı da becerebiliyordum. Boru sesleri duyuldu ve savaş başladı.
Üzerimde nereden geldiğini bilmediğim bir dinginlik vardı. Sur üstündeki okçular oklarını yağdırıyor, ok yağmuru altından geçebilen orklar surlara merdivenleri dayıyordu. Sırıklı adamlarda bu merdivenleri indirmeye çalışıyordu. İlk başlarda başarılı oldular ama daha sonra ilginç merdivenler gelmeye başladı. Merdivenler surlara dayandığında uçlarında metal konstrüksüyon inerek merdivenin sura tutunmasını sağlıyordu. Orklar bir anda surlara dolmuştu. Ve benim için savaş başladı.
Savaştan bahsetmeyeceğim. Klasik bir saldırı ve klasik bir kale savunmasıydı. Ama iyi savaşmış olacağım ki korucumun kutlamaları arasında kale komutanının benden sürekli askeri olmamı istediğini bile duydum. Savaşta en ilginç olayın içinde Efla vardı aslında. Orklar biraz içeri girmişti. Efla"nın çığlığını yakında duymuş ve sese doğru gitmiştim. Oraya vardığımda bir ork garip bir şekilde yerde yatıyordu. Ölmüştü. Efla"da yere düşmüştü. Kendinde değil gibiydi. Kısa kılıcı yanında yerdeydi. Üstünde kan izi yoktu. Ben kılıca bakarken kendine geldi. Bana bakan gözleri sanki benden fazlasını görüyormuş gibiydi. Orka ne olduğunu sordum, cevap vermedi. Bende üstelemedim. Savaşın sıcaklığına geri döndüm.

Savaştan sonra kutlamalar yapıldı. Mutluydum. Seviliyordum, saygı görüyordum, övülüyordum. Ama bazen mutluluk gerçekleri gizler. İçimden artan bir kaygı vardı. Bir görevi yapmamak gibi bir şey. Sonra beni çağıran bu sesi arama görevimi, kasabadan ayrılışımın esas amacını göz ardı ettiğimi anladım. Artık bu işin üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. Koruyucumla ayrılmak zorundaydım. Çok zor oldu ama bu işi yalnız yapmalıydım. Efla"yla da vedalaştım. Ayrılırken bana düşünmesi gereken şeyler olduğunu ama bunun yanında bir han açmaya niyetli olduğunu söylemişti. Gülümsemiştim. Uzun zamandır yapmadığım bir şeydi. İhmal edilmiş bir görev daha"

Dört yıl bende duran bu çağrının sahibini aradım. Sonunda onu buldum ve dragonfire için karargaha girdim. Onun için çabaladım ama amacıma en çok yaklaştığım zamanda yalnız kaldım. Ruhumun çektiği acıyı dindirmek amacında bir rahip ve bir rahibeyle yola düşüyorum.

///Edit by Raistlin: Yaş 30'a çekildi Background nedeniyle.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
majenta
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 633
Joined: Sat Mar 06, 2004 10:00 am
Contact:

Post by majenta »

İsim: Majenta
Soyad: Altınşafak
Irk: Elf
Sınıf: Büyücü
Yönelim: Nötr İyi
Yurdu: Güz Ormanı

Saç rengi: Beyaz
Göz rengi: Siyah
Boy: 1.65
Kilo: 50
Yaş: 250
Vücut Yapısı: Büyücülerin aldatıcı güçsüz görünümüne sahip.

Envanteri: Üzerinde dragonfire"a hizmet ettiği zamanlardan kalma, tapınakta yenilemiş olduğu kum rengi cübbesi var. Eskiden kullandığı kum saat işlemeli asasını ise ruhsal problemleri nedeniyle tapınaktaki odasında bıraktı. Yanındaki özenle yapılmış deri çantasında büyü kitabı ve bildiği çeşitli büyülerin bulunduğu maddesel odaklarla büyü bileşenleri var. Cübbesinin kol yenindeyse üzeri yeşil yaprak kabartmalı ufak bir hançer bulundurur.

Ruhsal Gelgitleri: Mensubu olduğu elf ırkının yaşam standartlarını benimsemek zorunda bırakılmıştı ve kendi duygularına asla sahip olamamıştı. Hisleri, duyguları, düşünceleri, inancı sadece yapmacık, gerçek dışı yani kısaca, ırkının ondan beklediği şeylerdi.
şu anda bağlarını, inancını, yaptığı şeylerin gerçekliğini sorguluyor ve aslında bunların ne kadar da yalan olduğunu anlıyor.Hayata bakış açısı da yavaş yavaş değişmeye başladı. Bu yüzden kendisini bunlardan kurtaracak, gerçek özgürlüğünü verecek bir son bulmak için büyük bir boşlukta yürüyor.


Geçmiş: Babasının Güz Ormanının en iyi efsuncularından biri olması sayesinde heran büyüyle iç içe bulunmuştur. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da majenta bir büyü kullanıcısı olmuş fakat babası gibi bir efsuncu olmayı kesinlikle reddetmiştir. Neden reddetiğini ise hala bilmemektedir.120 yaşına kadar Güz Ormanında huzursuzluk içinde yaşamış, fazla arkadaşını olmadan kendi büyü çalışmalarına vermiştir. 120 yaşlarınındaysa Güz Ormanının sıkıcı tek düzeliğinden kaçmış, hayatına yapışıp kalmış elf standartlarından kurtulmaya çalışmaktadır.

Ormanı terk ettikten sonra yeni bir tanrının yükselişini tarafından gözü boyanmış, daha ne olduğunu bile anlamadan Dragonfire"ın inanları arasında iyi bir yere yükselmişti. Tabi sürekli kendini kandırarak.

şimdiyse gerçek kurtuluşu bulma yolunda son adımlarını atmaya hazırlanıyor. Nereye olduğunu pek de umursamayarak"

//Edit by Raistlin: Karakterin boyu ırk standartlarında olan 1.65'e çekilmiştir... Saygılar...
Sıkıntılarla dolu hayat, yer kalmıyor yaşamaya.
Lysana
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 716
Joined: Fri May 28, 2004 10:00 am
Location: Arborea
Contact:

Post by Lysana »

isim:Lysana
soyisim:Elanesse
ırk:elf
yaş:75
boy:165
kilo:46
sınıf:cleric
Tasvir:kızıl dalgalı saç,yeşil göz durgun ama gülümser bi yüze sahip beyaz elbisesinin üstünde dragonfire rahiplerinin giydiği cüppeden var

Özgeçmiş: ailesi bir yolculuk sırasında ogreler tarafından öldürülmüş kendisini penier adında yaşlı bir elf hanımı bulup yetiştirmiştir lysana isminide yaşlı elf hanımının ta kendisi koymuştur ( günbatımı anlamında) elf hanımı bütün herşeyi öğretmiş onu kızı gibi büyütmüştür lysanada penier i zaten annesi olarak görmüş kendi ailesini hiçbir zaman merak etmemiştir henüz gençliğinin ilk yıllarında penierle yaşadığı elf köyüne sık sık ogreler saldırmakta çoğu elfler yurtlarından kaçıp köyü terk etmeye başlamışdır geride penier ve kendisi dahil azınlık sayıda elf kalmıştır .lysana ogrelere elf köyünün yerini söylerken yakaladığı başka bir elfi görür elf onu faketmeden kaçmaya çalışırken yakalar lysanayı öldürmeye çalışır ikisi arasında amansız bir çatışma olur elf küçük hançeri lysanaya saplamaya çalışırken lysana onu ittirir hain elf ayağı takılarak yamaçtan aşağı düşer hançeride karnına saplandığı için ölür , civarda başka elfler de bu olayı görmüş ve lysanayı katil olarak suçlamaya başlamıştır her ne kadar durum izah etmeye çalışsada penier dışında hiçkimse ona inanmaz içten içe elfi öldürdüğünü kabullenmeye çalışır, ogrelerde sık sık köyü mahfetmeye gelir lysanada penierin ısrarıyla köyden kaçar gece gündüz nereye gittiğini bilmeden yol alır aklı hep onu annesi gibi gördüğü peniere gider acaba öldümü yaşıyormu diye ardından ayakları onu bir tapınağa getirir burda bir rahipin de yardımıyla tanrısına bağlılığını sunar ve dragonfire inanlarından biri olur ama son zamanlarda inancını sorgulamaya başlar. bu arada bir rahip le paladinin sorularına cevap bulmak için bilinmeyen bir yolculuğa başlarlar.
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Türklider
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1308
Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
Location: AFYON! Hehehehe...

Post by Türklider »

İsim: Ezakiel Valenson
Irk: Bugbear (Böcayı)
Sınıf: Savaşçı
Yönelim: Kuraltanımaz İyi

Ekipman: Sarılı kumaş yığınları halinde kıyafetler, altında iri bir insan cüppesi (yine de dar geliyor), fes gibi duran bir çelik miğfer, içi insan parçaları dolu bir çuval, Bu çuvalın içinde iki adet "Large" Battleaxe (normal hali medium boyuttadır.), Levha göğüs zırhı, deri pantolon ve kürk çizmeler. İki adet uzunkılıç, bir kısa mızrak, ip, kanca, çakmaktaşı, biraz para...

Özgeçmiş:

Eskiden bir böcayı akıncısı olan Gruk'hrots; zamanla kabilesinin içindeki güvensizliği temizlemek amacı ile gizli bir plan yürütmüştür. Bu plan sayesinde diğer ırklarla ve kabile içinde güven ilişkileri kurmayı esas almıştır. Fakat ırksal açgözlülüklerinin ve kötü yetişme tarzlarının buna mani olduğunu ancak yandaşlarını yitirince anlayabilmiştir. Kabilesindeki herkesi gizlice öldürmeden önce şaman tarafından lanetlenmiştir.

Laneti yüzünden "humanoid" (insansı) grubuna giren canlıların etleri dışında "HİÃ? BİR şEY" yiyememektedir. Fakat bunun da kolayını bulan Ezakiel, masumları yememektedir ve nerede kendisine geçmişini hatırlatan kötülük timsalleri var, onları öldürüp yemektedir. Aç kalsa da, ölecek dahi olsa yine de kötüleri yemekte ısrar eder.

Yanlışlıkla öldürdüğü bir insan paladin olan Ezakiel Valenson'un anısına onun ismini yüceltmek için kendine Ezakiel Valenson demekte ve ona yaraşacağını düşündüğü şeyleri yapmaktadır. Ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu öbür dünyaya gittiğinde (öldüğünde :D) gerçek Ezakiel'a sormaya karar vermiştir.

Başka bir şeye ihtiyaç varsa bana söyleyin yazayım...

Lysana'yı takip ederek geldi Ezakiel fakat Lysana daha onu görmedi...

Saygılarımla...

-------------------------------
Boy: 2 metreden biraz daha fazla
Yapı: İki insan yan yana geldiğinde olacak kadar geniş.
Yaş: Bir böcayı için yeterince yaşlı sayılacak 45 yaş... (Böcayılar, yapıları gereği insanlardan daha uzun yaşıyor var sayıyorum. Aynı zamanda yapılarındaki kaostan dolayı da kısa yaşıyorlar... Bunu var saymıyorum çünkü öyle )
Kilo: 165 (Standart böcayıdan biraz daha fazla çünkü Elite Array'dan 2 fazla CON puanına sahibim.)

Saygılarımla...

not:
hükümlü tarafından düzenlendi
Türklider...
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Tenthor Falleth, İnsan şövalye

Dış Görünüş: 1.82m boyundaki Tenthor, ince bir yapıya sahip olup 68kg'dır. Uzun kızıl saçları, siyah gözleri ve ince bir mizacı vardır. Kızıl bir pelerin ve siyah zırh giyer.

Alışkanlıklar: Gündoğumunu bir saat geçe uyanıp soğuk duş alıp traş olmak gibi bir alışkanlığı vardır. Bu sebepten yerleşim yerinden uzakta bir yerde olduğunda konaklamak için nehir kıyısına yakın bölgeleri seçer. Bir zamanlar neşeli biri olan Tenthor'un yüzündeki kederi okumak için arif olmak gerekmez. Nadiren konuşur, ve konuşurken karşısındakilerin gözlerine bakar.

Eşyaları: Light plate armor, short sword, buckler, dagger. Kül rengi bir at, az yiyecek, bir miktar altın ve değerli taş.

Özgeçmiş:

Ben Tenthor Falleth, Külvadisi Krallığı şövalyesi ve Kraliyet Orduları Başkumandanı... Ya da bir zamanlar öyleydim demek daha doğru olacak sanırım. Ne kadar oldu bilmiyorum "zira zaman kavramını yitirdim- fakat çok da önce olamaz... Belki de olabilir; her neyse aradan ne kadar yıl geçmiş olursa olsun olanlar dün gibi " hatta az önce yaşamışım gibi- hatırımda.

Serin bir yaz gecesinde olmuştu onu ilk görüşüm. Kralımız Farclein"in kusursuz davetinin onur konuğuydu Kont Burcley. Ve kızı Leydi Claidya göz kamaştırıcıydı. Ben bir savaş adamıydım. Asil bir aileden gelme; dostları için zarif ve muzip, düşmanları içinse küstah ve acımasız. Ben, Tenthor, o serin yaz gecesinde o ana dek varlığını kabul etmediğim aşk tarafından kutsanmış ve lanetlenmiştim! Duygularım karşılıksız değildi. Fakat şimdi düşündüğümde keşke öyle olsaydı diyorum, keşke... O serin yaz gecesinden 8 ay sonra Claidya; Kral"ım ve en yakın dostum Farclein ile evlendi. Durumun politika sonucu gerçekleştiğini ve Claidya"nın beni sevdiğini bilmek; ruhumdaki sıkıntı ve fırtınaları dindirmiyordu. Bir yanım onunla olmayı arzularken bir yanım bağlılık yemini ettiğim Kral"ıma bu denli aşağılık bir ihaneti gerçekleştirmeyi düşündüğüm için vicdan azabı çekiyordu. Ve ihanet gerçekleşti, olmaması gerektiği halde, fırsat bulduğumuz her anda...

Dedikodu ağlarıyla örülü sarayda Kral"ın bunu öğrenmesi uzun sürmedi. Ve öğrendiğinde yaptırımı korkunç oldu. Olağan bir saray yemeğinden tek farkı Kraliçe"nin hastalığı nedeniyle bulunamayışıydı. Claidya"nın güzel başını önümdeki tabakta görene dek hiçbirşeyden kuşkulanmamıştım. Beyaza çalan açık sarı saçları kanla kaplanmıştı, buz mavisi gözlerinde korkudan çok şaşkın bir ifadeyle öylece bana bakıyordu. Durdurulamaz bir taşkın misali içimdeki öfkenin kabardığını hissettim. Ã?fkeyle kör olarak ayağa kalktığımı hatırlıyorum, sonrası... Kan, çığlıklar, daha fazla kan ve sisler... Etrafımı saran sisler...

Gözlerimi açtığımda Saray"ın yemek salonunda değil kırlık bir alandaydım ve karşımda genç bir çingene oturmaktaydı. Boyu nerdeyse benimkiyle eşitti, ince uzun bir surata, koyu kahverengi omzuna dökülen saçlara ve meraklı siyah gözlere sahip olan bu çingene sonradan öğreneceğim gibi Kuntis"ti ve yeni geldiğim bu yer hakkında bana bilgi verebilecek tek kişiydi.. Sanırım zaman kavramını orada yitirdim; herşey görünüşte vatanımdaki gibiydi fakat aslında hepsi farklıydı. Bu farklılık toprağın kendisinden yayılıyordu adeta ve bana anlayamadığım bir husursuzluk veriyordu. Kuntis"e göre bunlar olağandı ve hepsi Sisler"den dolayıydı. Büyük kötülük yapmış her varlık ceza çekmek için oraya getirilirdi ve ben oradaydım! Sınırları sislerle çevrilmiş bir dükalıktaydım ve Kuntis"e göre Dük Fahren korkunç bir varlıktı. Bu yorumun gerçekliğini öğrenmem fazla vaktimi almadı. Dük"ün gördüğüm ilk hizmetkarı beni ikna etmeye yetmişti. Kara büyüyle varedilmiş yaşayan ölüler Dük"ün vergi konvoyunu koruyorlardı... Onları yok ettim ve de beni yakalamaya çalışan daha kötülerini. Sıradan halk "belki de Dük"e olan korkularından dolayı- benimle irtibata geçmekten kaçınıyordu fakat Kuntis"in halkı onlara karşılığını verdiğiniz sürece oldukça misafirperverdi. Ne zaman sınırdaki sislerin arasına dalsam, kendimi Dükalığın başka bir köşesinde buluyordum kendimi. Başlarda umursamadığım "buradan ancak sisler isterse çıkabilirsin" sözüne artık inanıyordum. Ve tek yapmam gereken sislerin bunu istemesini sağlamaktı. Ben de tam olarak bunu yaptım, Dük"e hizmet eden bütün yaratıkları yokettim. Beni avlamaya çalıştı; hayatta kaldım ve yok ettim. Ta ki varlığım oranın dengesini bozana kadar. Oraya dair son hatıram, çingenelerden satın aldığım atın üzerinde dört nala vergi toplayıcılara saldırdığımdı. Sonra sisler... Başarmıştım, o kahrolası yerden kurtulmuştum, lanet sisleri alt etmiştim... Ama bilmediğim bunun bir bedeli olduğuydu, sislerin bir armağanı; uykumun ortasında, yemek yerken, yahut öylece yürürken zaten aklımdan çıkaramadığım o korkunç anıları sanki canlıymışçasına tekrar yaşamamı sağlayan bir lanet.. O an tekrar tekrar gözlerimin önüne geliyor ve her seferinde o aynı kızıl öfkeyle bakıyorum; şaşkın buz mavisi gözlere ve kanlı açık sarı saçlara...

Ben Tenthor Falleth, artık ne bir şövalyeyim ne de bir komutan: sadece lanetlenmiş bir zavallı...
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

İsim :Thlyrotel
ırk :Wild Elf
Yaş :147
Kilo :59
Boy :1.63
Sınıf :Ranger/Deepwood sniper
Yönelim :Chaotic Good

Yeşilin çeşitli tonlarını barındıran bir kalın bir Kürkün altında yükselen ince bir beden,
bedeni bir atletinkini andırırcasına şekilli ve güçlü.. bunun yanında tüm bedeni dövmeler
ve desenlerle kaplanmış durumda..bu dövmelerinin her bir anlamı olmasına karşın, yapılış
amaçları ormanda iyi bir kamufulaj sağlamak..bunun yanında sarı uzun saçları omuzlarına
kadar inmekte.. saçları o kadar sarı ki neredeyse beyaz gibi görünüyor, açık yeşil gözleride
bu sarı saçları ile hoş bir uyum yaratıyor... ama elf'in kafası genelde kapşonu ile örtülü;
çok ender olarak açılan bir kapşon bu.. yüz ifadesi genelde sert, çatılan kaşları arasında
gözleri gölgede kalıyor elf'in.. sivri yüz hatlarıda bu görüntüyü destekler nitelikte.. ama
tüm bu sert görüntüsüne rağmen onu gören biri iyi biri olduğunu anlayabilir..

Özgeçmiş...
çocukluğu hakkında pek birşey hatırlamamakta elf.. özel hatıralar hariç tabiki... bunlarda
yanlızca kısa imgeler.. korkunç hatıralar..öyleki bu görüntüler pek çok kereler rüyalarına
girmiştir elf'in..sonra hatırlayabildiği günleri başlıyor..ormanda ona saldıran bir kurt
ve yüzü boyalı bir korucunun onu kurtarması, sonra bu korucunun onu ormanda yaşayan klanına
alması.. burada aldığı eğitim.. pek çoğu güzel anılardı..orman eğitimi.. vucuduna yapılan
dövmelerin töreni, sonra ormanda ona saldıran kurtu bulması.. onunla başlayan ve yıllara
dayanan dostluğu.. hepsi kara bir günle son buldu...ailesi saydığı herkes bir gece içinde
katledildi..Thlyrotel'in tek yapabildiği şey is kaçmak olmuştu.. o günden sonra rüyaları
tekrar ziyaret etmeye başladı elf'i eskisinden daha sık bir biçimde.. yıllarca elf ormanda
insanlardan korkarak.. adeta bir zombi gibi yaşadı..bu korkusunu yıllar içinde doğanın ve
özellikle kurt dostunun yardımları sayesinde.. atlatabildi.. işte tam bu duygular içindeyken
büyücü dostu Hrisskar ile tanıştı.. böylece bu ruhsal bozukluğu yenmiş oluyordu.. ama bu yıllar
ona kötü hediyeler bıraktı.. pek çok gece gördüğü rüyalar haricinde elf.. bazen çok kolay
sinirlenebiliyordu..ve bu öfke krizleri sırasında kendini tümüyle kaybedip dost düşman bilmeden
herkese saldırabilyor.. sonra pişmanlıkla yalnızlığına çekiliyordu...
Tüm bunların yanında çok iyi bir okçudur.. uzak mesafelerden hedefine nokta atışları yapabilir
bununla birlikte dövmeleri ile birlikte ormanda çok iyi kamufule olabilir.. tam bir gizlilik
ustasıdır...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Emrahab

Post by Hükümlü »

İsim: Emrahab
Irk: Bilinmiyor
Yaş: Bilinmiyor
Boy: 1.60-65
Kilo:46
Sınıf:
Yönelim: Dengesiz

Görünümü:(http://www.anry.ru/gallery/joker/joker.jpg) az bi değişik tipi düşünün aşağıda verdiklerime göre:

Oldukça ince yapılı. Ã?elimsiz. İncecik kolları ve bacakları var. BUna rağmen bir göbeği var.
açıkcası bakınca güven veren bir yüzü yok adamın. ince uzun ve keskin hatlı bir yüzü var. Kırmızıya boyalı dudağınde ise sürekli bir sırıtış hüküm sürüyor. Yüzü ise her daim boyalı. sadece yüzü değil bütün kafası. (boyalar sağ üst ve sol alt kırmızı, sol üst ve sağ alt ise siyah). Uzun ve sivri kulakları var kimi yerleri yarılmış ve parçalanmış, ve irili ufaklı küpeler var. Kel; ama başının arkasında bir yumruk büyüklüğünde, beline kadar, örülü, uzun bir saç var.
Vücudunun , kafası hariç, her tarafı pahalı kadifen yapılmış yine siyah ve kırmızı bir kıyafetten oluşuyor. başında ise cafcaflı bir soytarı başlığı var.
Kıyafetin bütün uzantılarında çıngılarklar asılı ve her hareketinde çınlıyorlar.
elinde ise 30 cm'e yakın bir sopa tutuyor. Siyah ve kırmızı kadife dolanmış ve sopanın ucunda ise küçük bir soytarı kafası duruyor.


geçmişi ise tam bir muamma. üzerindeki pahalı kumaşlara bakılırsa oldukça şatafatlı bir hayatı olduğu kestirilebilir. onun dışında ise geçmişi hakkında tek ipucu ismidir. nereden gelip nereye gittiği bilnmemektedir.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Tudor Meldown

Dış Görünüş: 1.78 boyunda, 70 kilo , uzun kahverengi saçlı , oldukça kaslı ve güzel görünümlü bir vücuda sahip , omuzlardan aşağı sarkan ve karın alt kısmından bele bağlı olan göğsün ve belin neredeyse tamamını kaplayan bir zırh..

Düşüncelerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen ve kendi doğrularını kimsenin değişteremeyeceği biridir. -İNSAN- Olaylara karşı yaklaşımını, herzaman olayların kendi kafasında biçimlenme şekline göre değerlendirir. Duruma göre iyi ya da sert bir mizaca sahiptir -C.N- Hırslı ve cesurdur. Savaşma isteğiyle çevresindekiler tarafından tanınır. Ailesi herzaman korku içerisindeydi "bir gün savaşma isteğin hayatına mal olacak" derlerdi hep Tudor Meldown'a ama hiçbir zaman kulak asmadı bunlara çünkü o herzaman başına buyruk biri olmuştu, değişmeyecekti, günün birinde öyle ya da böyle herkesin öleceği fikri vardı kafasında. Gözü o kadar karaydı ki bu istek (savaşma isteği) yüzünden ailesinden ayrıldı. -FIGHTER- şu anda ailesinin hayatta olup olmadığını bilmemektedir. Arada bir bu yüzden ince bir sızı hisseder kalbinde.

Uzun yıllar savaştı, korku diye birşey bilmedi hiçbir zaman. yaraladı, öldürdü kimi zaman yaralandı ama o hep savaştı. sürekli yeni savaş taktikler geliştiriyordu. bu taktikler ve uzun yıllar süren savaş deneyimleri onu kılıç kullanmakta ustalaştırdı. Kılıcı en iyi dostu -Bastard Sword- atı da en iyi yoldaşıydı. -At simsiyah tüylere ve kendine özgü bir ihtişama sahipti. sahibi gibi olgun ve güçlüydü. kolayca ilgi çekmeyi başarıyordu- Bazen atıyla uzun yollar katederdi bu nedenle sürekli tedbirliydi -YETERİ KADAR YİYECEK , SU KESESİ , 10 M İP , BİRAZ ALTIN-

Yaşamı boyunca Guardlarla arası hiç iyi olmadı. Ne zaman yeni bir diyara gitse guardlar sürekli problem çıkartıyordu Tudor Meldown'a. Aslında bu durum biraz da gülünç geliyordu. "Neden?" diye sormadan edemiyordu.

Bağımsızlığına düşkündü. Esaret altında yaşamaktansa ölmeyi yeğlerdi..
Only God can Judge me!
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Ad: Dharmon Brenne
Irk:İnsan
Yaş: Anlaşılması güç
Sınıf: Deathmaster

Dharmon Brenne,175 boylarında hafif öne doğru kambur elindeki siyah asasından güç alarak yürüyen bir adam.Üzerindeki işlemesiz siyah büyücü giysisi var.Kapüşonu daima kafasında çekili ve asla kimsenin yüzünü görmesine izin vermiyor.Elleri zayıf ve beyaz-mavi arası bir renkte.Tırnakları uzun ve içleri kirli.Gözleri beyaz ile mavi arasında (çok uçuk mavi) ancak bunu görebilmek için kapüşonu açması gerek.
İçindeki insanoğluna karşı beslediği intikam ve nefret onun yaşam amacı durumuna gelmiş.Sesi boğuk ve tıslamayı andırıyor.
Geçmişi hakkında kimseye birşey anlatmıyor sadece bir gezgin olduğunu söylüyor.
Yaşam felsefesinde mutlak bir organizasyon içinde bulunmak ve en güçlüye hizmet etmek var ta ki kendisi en güçlü olana kadar.Yaşamındaki en büyük ideali bir gün ölümü yenip lich olabilmek.
Bir insanın ihtiyacının yarısından daha az yiyecek tüketiyor ve yanında sadece 2 günlük yemek var.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

Eğer sevdiği kadının peşinden gitmeseydi bir prens olması gerekiyordu..bir elf prensi..Kendi ırku onun bir insan kızına olan aşkını yadırgamış ve kabullenmemişti..bir gemi enkazından kurtardıkları bir gurup insan arasında siyah ıslak saçları gözüne çarpmıştıo kadın.. Estel..
yeşil gözlerine düştükçe düşmüştü elf beyi.. henüz babasının evinden ayrılacak yaşa bile gelmemiş olan elf beyi bu insan kızıyla saklı ve yasak bir aşk yaşıyordu.. Elf kralı bunu farkettiğinde insan gurubunu kibarca elf şehrinden kovmuştu..gitmeyi reddetmediler ancak etselerdi bile sürüleceklerdi..

Elf beyi Estel in gidişine dayanamadı ve babasının gururunu hiçe sayarak o akşam şehirden kaçarak aşkının peşinden gitti..farkındadeğildi ama prensliğinden geriye kalan tek şey ayrılırken aldığı elf metalinden yapılma zincir zırhıydı.. henüz onu giymesine izin verilmiyordu ancak o gece prens bütün kuralları yıkmaya ant içmişti sanki.. aşkı gözünü siyaha boyamıştı..

Bir gecede insanların kamp yaptıkları alana ulaşabildi ve Estel i sessizce oradan alarak yola devam etti. Elflerin onları arıyacağını biliyordu ama insan gurubu ve girdiği karmaşık yollar onlara bir miktar avantaj kazandıracaktı, en azından o öyle umuyordu.

birkaç gün geçti ve elf beyi artık izlenmediklerine emindi.. yolculukları ilerledi ve bir kasabaya vardılar..buraya yerleştiler ancak Estel bir süredir hastaydı... yüksek ateş vehalsizlik içinde yatmaktan başka birşey yapamıyordu..elfbeyi ise hiç onun başından ayrılmıyordudakları kurudukça nemli birbezle Estelin dudaklarını siliyor boynunu ve alnını soğutmaya çalışıyordu..
uykusuzluğa tahammül etmeye çalışsada arada bir anlık dalgınlıklarla rüyalar ülkesine göçüyor ancak titremelerle uyanıyordu...

bir gece sabaha doğru gene uyuyakalmıştı, aynı kabuslarla titreyerek uyandı ama bu sefer kabuslar bitmedi.. Estel ölmüştü...dudakları açılmaya çalışmış ama susuzluktan birbirine yapışmıştı sanki.. yüzü kadar beyaz olan gözleri ise yuvalarından fırlayacakmış gibi duruyordu..

elf beyi elleri titreyerek Estel in gözlerini sonsuz uykusu için kapattıktan sonra eşyalarını topladı ve klubeyi olduğu gibi alewlere vererek oradan ayrldı..
yol boyunca gözyaşları defalarca yüzü üzerinde kurudu.. boş düşünceler içinde dolaşırken..bir kasabaya vardı.. sorup öğrendiğinde adının Dul Bırakan olduğunu öğrendi ve kesik bir kahkaha attı. BU köyün ondan alabileceği hiçbirşey yoktu..

Estel gitmişti ama artık elf beyinin önünde uzun bir hayat vardı ve yaşaması gerekiyordu. çünkü bu hayat ona bir hediyeydi..her elf gibi o da yaşama sonsuz saygı duyuyordu..
haftalar sonra ilk defa gülümseyen elf silkindi ve kendine geldi...


İsim: Sisdağıtan ( silahını hızlı kullanması ve reflexleri yüzünden ona böyle diyorlardı. elf beyi usta ve hızlı bir savaşcıydı..bir gün biri hamlelerinin sisi bile dağıtacak kadar hızlı olduğunu söylediğinde adı böyle kaldı.. sisdağıtan)

Gerçek İsim: Talon Suncrown

yaş: 100

sınıf: savaşcı ( çeviklik savaşcısı) lvl10

ırkı: Elf

yönelim: chaotic Good

not: karakterin Tanrı Oren le bir ilgisi yoktur..avatar vb değil..


Eşyalar..

Elven chain
longsword
longbow /20 ok
bir adet bıçak
bir miktar altın ve yolluk
güzel bir gömlek vederi pantolonlar altında hafif bir yolculuk botu..

biley aşı ve çakmak taşı..

bir miktar ip ve bedroll


görünüm

1.72 boylarında ince yapılı, kendinden emin görünüşlü bir elf
uzun düz sarı saçları ve mavi gözleri ile yakışıklı sayılabilecek biri..
genelde bir tebessüme sahip sıcak bakışları ile ilgi çekici bir tip..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

İsim:Efla
Irkı:İNsan
Sınıf:Büyücü
Yaş:31
boy:1.72
kilo:69

Siyah saçlar, Topsakal, Ela gözler, Beyaz cübbe, çok güçlü olamayan bi vücut yapısı

Anderonun çocukluk arkadaşıydı. İlgisi küçüklüğünden beri diğer çocuklardan farklı olmuştu. Zaten kasabada Andero kadar popüler değildi hiçbir zaman. Ama dostu onun ezilmesine hiç izin vermemişiti. Birçok şeyi paylaştılar. Bir rakip bile olamadığı halde Efla Anderoyla birçok kez kılıç antremanı bile yapmıştı. Derken Andero'nun başına o korkunç kaza geldi. Aslında bu bir kaza değildi. Sadece gerçekleri görmesini sağlayan bir olay, acı gerçekleri... Zengin ailesi aslında birer köle tüccarıydı. Ailesinden zaten pek hoşnut olmayan Andero onlardan iyiden iyiye nefret etmişti. Daha sonra ailesinin ölümü... Hayat ona çok mu acımasız davranıyordu? Ama yanında olan birşeyin olduğunu söylerdi hep. Onu kollayan ilham veren, güç veren birşey.

Dostunun başına gelenlere üzülmesine rağmen kendi hayatına da yön veren olaylar gerçekleşti Efla'nın.Kasabada garip ve yaşlı bir adamla tanşmıştı tesadüf eseri ilişkileri biraz gelişince Efla bu adamın bir simyacı olduğunu öğrenmişti. Adam gence Simya sanatını öğretmişti. Efla bir nebze olsun kendini bulmuş gibiydi. En azından ilgi duyduğu birşey vardı.

Andero ailesinin de ölümünden sonra kasabada çok kalmamıştı.Dostunun ayrılışını anlayışla karşılamıştı hayatına bir yön çiziyordu o da. Zaman geçti yaşlı adam Efla'nın yeteneğini keşvetti kendisi bu konuda bir uzman sayılmazdı ama ona yol gösterebilirdi. Artık yanlız sayılırdı.

Zaman tekrar geçti yaşlı adamla birlikte çalıştılar. Ve Efla'nın yeni yeteneği iyiden iyiye açığa çıktı. Büyü. olayın ayrıntılarına girmeyeceğim sadece bir büyü kitabındaki(dedesine aitti simyacı bunun bir büyü kitabı olabileceğini aynı zamanda tehlikeli olabileceğini söylemişti) simgeleri hatırlayıp goblini öldürmesinden ibaretti.

Derken kasabaya bir atlı geldi. Savaştan haber veriyordu.. Bütün gençleri toplayıp götüreceklerdi. Tabi ki Efla da gidecekti. Ama o savaşmasını bilmezdi. şehre vardılar. şehir bir garnizondu aslında. Tampon bir şehirdi. Burası düştüğünde orklar her tarafa yayılacaktı.

Orada Andero'yu görmek onu biraz şaşırtmıştı. Akşamleyin oturup sohbet ettiler eski günleri andılar. Kılıç kullanmayı bilmeyenleri geri hizmete vermişlerdi. Ellerine de birer kısa kılıç tutuşturmuşlardı. Savaş çok da zorlu değildi fakat bir dalga savunmayı epeyce aşmayı başarıp Efla'nın bulunduğu yere kadar gelebilmişti. Büyü Efla'nın başına ikinci kez gelmişti o zaman. Anderonun gördüğü yerde yatan Efla ve ölmüş orklar olmuştu. Andero fazla soru sormadı birbirlerine fazla soru sormalarına da gerek yoktu. Zaman onlara birbirlerini anlamayı öğretmişti. Savaştan sonra ayrıldı iki dost. Efla'ya ailesinin ölüm haberi geldi. Bu yüzden birdaha kasabaya dönmedi. Yollara düştü ve yeteneğini geliştirdi. Bu süre içinde Anderoyla yolları biriki kez kesişti ve ayrıldı.

En sonunda Efla gelişmişti artık adamakıllı bir büyücü olmuştu. Yollar onu fazlasıyla yormuştu. Bir yere yerleşmeye karar verdi. Burası da 10 kasaba olmuştu. Burada çalışmalarına devam etti ve bir han açtı. 3 ortaktılar. Garip bir ortaklıktı. 2 büyücü ve bir hırsız han açmıştı. Han iyi işliyordu. Eflaya gerekli tüm parayı sağlıyordu yaşaması ve çalışmaları için. Ortaklarıyla da dost oldu. Bir sabah ruhsal bir gariplik içine girdi.Yeni bir güç yükselmişti diyarda büyücüyü de etkilemişti. Büyünün ve Zamanın efendisi... Büyü hayatında çok önemliydi. İnanıp inanmadığını sorguladı. İnanıyordu. Gitti ve bağlılığını sundu. Ortağı büyücü majenta başrahip olmuştu bu inancın yolunda.

Hayatı böylece geçip giderken Andero çıkıp geldi birgün hana. İki dost özlem giderdi. Andero inancının kaynağının burası olduğunu farketmişti. Dragonfire'ın yoluna katıldı zaten önceden de o yolda olsa bile. Bu süre içinde Efla'nın yeteneği diyardaki büyücülük kulesinde test edildi sınavını verdi kendini birkez daha ispatladı. Kule de bu zamandan sonra çalışmaları için iyi bir kaynak tyeşkil etmişti.

HAn ona iyi para kazandırmasına rağmen çok vakit kaybettiriyordu bu nedenle ortaklık haklarını kasabasından gelen hancı lemmak'a bıraktı. Bu onun için iyi olmuştu. Yaşlı Lemmak güvenilir bir insandı ama aynı zamanda kurnazdı. Efladan daha iyi bakabilirdi hana.

Zamanla beraber zamanın tanrısından bir işaret bekledi.Efla daha önceden yaptığı gibi hayatı sorguladı bu sefer daha ciddiydi. Zamana ve büyüye inanıyordu. Hizmet etmişti. ZAmanın ve büyünün efendisinin, Dragonfire'ın tek büyücüsüydü. Bir işaret bekliyordu, belki anlamak, anlaşılmak... Kafası karışıktı. Tapınağa gelince huzuru eskisi gibi yaşayamıyordu. Birşeyler bekliyordu. İnancın karşılıksız olması gerektiğini de düşündü. Ama hiçbirşey değişmiyordu. Hiçbirşey değişmemesi için birşey yapılmasına gerek yoktu. Hayatında bir değişilik olmalıyı. İnacı ona yol göstermeliydi. Bilemiyordu, kafası karışıktı. Ruhu iki taraftan çekiştiriliyor gibiydi. Bu onun bir zayıflığı olabilirdi. Zira hiç ummadığı bir yöne savrulabilirdi. İnancı sönmekte olan bir ateş gibiydi. Beslendiğinde sonsuza kadar yanabilirdi fakat terk edilirse sönmesi uzun sürmezdi. Hayatına bir anlam kazandırmak ve inandığını düşündüğü yolda ilerlemek için birşeyler yapmalıydı.

Diyar tehlike altındaydı. Vampir tehlikesinden haberler duyuyordu. Ve savaşmak için toplananları onlara yardım edebilirdi. Bir büyücüye ihtiyaç duyacakları da şüphesizdi. Tapınağa gittiğinde orada bile insanların bir fikir birliğine varamadığını gördü. Bu olay şüphelerinin artmasında etkili oldu. (Zaten rahip Just_Win'le yapyığı konuşma da onu pek etkilememişti) İnsanlar iki farklı düşüncenin arasında ezilmişti gidip gitmemeleri gerektiğini bilmiyorlardı. Aklına Zamanın kulesi geldi oradaki küreler. Herkese yardımcı olabilirdi belki Dragonfire'ın irfanı. Kürelerde gördüğü istediğinin aynıydı ama beklediğinden farklıydı. Kötülüğü görmek istemişti. Görmüştü de. Dostunu da gördü. Dragonfire onu terk mi etmişti. Tapınakta olanları izledi. Andero'nun zihnindekileri gördü. Onun zihnindekiler aynı zamanda Efla'nın görmek istediği şeydi. Belki savaşmayı planladığı düşman değil ama kötülük... Dostunun iancının zehirlendiğini farketti aynı hana gelen yaşlı çingenenin dediği gibi. Daha önceki kehanetleri gerçek olmuştu.Bunun olmasına izin vermeyeceğine söz vermişti Efla. Konrolünü kaybetti bir süre için. kötülüğü görürken ruhuna birşeylerin süzüldüğünü farketti. Ne olduğunu anlayamadı. Ama Dragonfire'ın zamanı bunu anlamasını sağlayacaktı. Kendini toparlayabildiğinde derhal Dostuna yardım etmek için gitti. Söz verdiği gibi...


Eşyalar:
Pek güçlü bir özelliği olmayan tahta bir asa, hançer, gerekli büyü malzemeleri, beyaz cübbe, yeterince para, bol miktarda kuru yiyecek(maceraya başlamadan önce hana uğramış ve gerekli olabileceği için yeterince almıştır),büyü kitabı, dragonfire madalyonu
esen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 809
Joined: Fri Sep 10, 2004 10:00 am
Contact:

Post by esen »

İSİM: ESEN
IRKI: İNSAN
SINIFI:BARBAR(BİLGE)
YAş:22
BOY:175
KİLO:68

SARI SAÃ?LAR, KAHVERENGİ GÖZLER. AYI POSTUNDAN BİR KÃ?RK PELERİN
GÃ?Ã?LÃ? VE YAPILI BİR VÃ?CUT

BABASI BARBARLARIN şEFİ FIRTINADIR, ANNESİ O DAHA KÃ?Ã?Ã?KKEN ORTADAN KAYBOLMUşTUR, ANNESİNİN BAZI GÃ?Ã?LÃ? YETİLERİ VARDIR BİRİSİNE DOKUNDUğU ZAMAN KISA SÃ?REDE ONUNLA İLğİLİ GÃ?RÃ?NTÃ?LER GÃ?RMEKTEDİR.

BABASININ TEK COCUğU OLDUğUNDAN ONU ERKEK GİBİ YETİşTİRMİşTİR
AMA GÖZELLİğİ KABİLEDEKİ TÃ?M ERKEKLERİ ETKİLEMEKTEDİR.
18 YAşINDA KABİLEDEN VE BABASINDAN AYRILMAYA KARAR VERİR ANNESİNİ BULMAK İÃ?İN. VE 19 YAşINDA AYRILIR. ANNESİNDE OLAN YETİLER ESENEDE GEÃ?MİşTİR

/// Edit by Raistlin: Bu tür imgelemler DM insiyatifindedir. Bu tür konularda önce benimle görüşmelisin.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests