Page 1 of 1

Sorpigol Güncesi

Posted: Thu Nov 17, 2005 3:50 am
by Yılmax
Tarih : .../..../....

Bugün de yollardayım her yıl dönümünde olduğu gibi Sorpigolden uzaklaşmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladım. Ah o Esterial Denizinin temiz havası, şehrin içerisinde dönen entrikalara ve çürümüşlüğüne rağmen yine de özlüyorum bu şehri.

1.Bölüm---Ormanda

Gargula dağlarının yamaçlarından civar kasabalara saldıran bir grup goblini bulmak için yola çıktık, hesapta bu maceranın beni Sorpigolden koparacağını düşünmüştüm. Etrafta ölmeyenlerin de dolaştığı söyleniyordu. Umursamadım bir kaç kişiyle birlikte ayrıldık Sorpigolden. Ah kahraman sayılırlardı. İlk gün ormana daldık gece varmadan çok aramamıza rağmen hiçbirşey bulamadık. Gece konaklamak için orman dışına çıkmamızı önerdi Alec iyi bir adamdı. Ben se çıkarsak çok açıkta kalacağımızı ve burada kalmamızın daha iyi olacağını söyledim. Olacakları nerden bilebilirdim. Ah o adlarını anmak bile istemediğim lanet şeyler olmasaydı herşey çok daha farklı olabilirdi. Grup benim fikrime uyup ormanda kalmayı tercih etti. Ateş yaktık eğlendik herşey çok iyiydi. Gece yarısı ikişer kişi nöbet tutmaya karar verdik. Birşey duyarlarsa grubun tamamını uyandıracaklardı. Nerden bileceklerdi birkaç adını anmak istemediğim lanetlinin sessizce yanaşıp boğazlarını keseceklerini bizim de etrafa fışkıran kanların sesiyle uyanacağımızı. İki yaşam, iki hayat, iki genç adam, ailelerini bırakıp diğer insanlara yardıma gitmiş birkaç iyi insan, Sorpigolde doğmuş ama sorpigole benzememiş. O adiliği, o basitliği, o, o çürümüşlüğü. Grubun kalan 12 kişi le birlikte hızla ormandan uzaklaşmaya başladık. Arkamızdan ne birileri geldi ne de bir ses. Bu orman lanetli...

2.Bölüm---Goblin saldırısı...

Ormandan nefes nefese çıktık, göremediğimiz kişilere karşı savaşamazdık. Arkadaşlarımızın cesetlerini sabah ta alabilirdik ne de olsa. Hiçbirşey, bir necromancer bile onları aklıbaşında olarak geri getiremezdi. Ah Eric, karısına ne diyecektik, ya 9 yaşındaki oğluna? Hayat hep böyle acımasızmıdır? Ben çağırmıştım oysaki genç denizciyi, ısrarlarıma dayanamazdı da. şimdi oğlu beni düşman belliyecek belki de büyüdüğünde peşime düşecekti kimbilir. Umurumda da değil, hakettim zaten ölümü onu bu işe ben soktum. Bu işten sonra Sorpigolden ayrılacaktık, Eric, tatlı Madalena ufaklık Tommy ve ben hem ben de ilk aşkım esmer güzeli Allenayla evlenecektim işte bu yüzden kulenin çağrısına kulak asmadım ve Ak cüppemle etrafta dolşıyordum (Evet bir zamanlar ak cüppeliydim) onu seviyordum. Thorgoriath yakınlarında akrep klanına mensup bir kızdı. İncecik beli parlak teni ve narin yüz hatlarıyla sanki Oren'in cennetinden gelmiş bir melek gibiydi. Ah onu unutmak.. Off gene konu nerelere gelmiş. Eric öldü hemde ne olduğunu bile anlamadan Lord Oren onu cennetine alsın. Sabahı beklerken kimse bir yudum uyku uyuyamadı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte direk arkadaşlarımızın cesetlerini almaya ormana gittik tekrar. Evet kamp yaptığımız yerde arkadaşlarımızın cesetleri duruyordu ama etraflarındaki leş yiyicilerle birlikte. Lord Oren bumu senin adaletin... Senin için savaşmaya gelen bu kahraman adamlarının ruhları huzura kemirilmiş bedenlerini görerek nasıl erecek? İşte sanki sesimi duymuş gibi karşıdan gerilen bir arbalet sesi, ardında ıslıklar ve kendimi yere zor atıyordum. O leş yiyici çakallar da oklar yağmaya başlayınca kaçıştılar. İlk gelen ok sağanağında iki arkadaşımız daha düştü. Hemen ardından kendine gelen kolcularımız da karşı yönü oklamaya başlayınca gelen oklar önce seyreldi ardından tamamen kesildi. Havada inleyen böğüren sesler. Burada kalmamalıydık. Ölen arkadaşlarımızı almak için önümüze yani ok gelen kısma doğru okların gelmesini önleyecek rüzgardan bir duvar yaptım. Arkadaşlarımızı taşırken goblinlerin attıkları oklar rüzgar duvarına çarparak sağa sola gittikçe goblinlerin gırtlaktan tükürürcesine çıkardıkları küfür ve lanet dolu nidalarını duyuyorduk. Bir kaç saat sonra naaşlarla birlikte dışındaydık ormanın. Hemen birer mezar kazdık kendilerine. Özel eşyalarını ise yanımıza alırken ormandan yine o tanıdık seler gelmeye başladı işte, rüzgar duvarı onları fazla tutamamıştı. Defnetme işlemi yeni bittiğinden herkes silahlarını çekti ve hazır pozisyonda beklemeye başladı. Ormanın içerisinden 30-40 kadar goblin fırladı ve bize doğru koşmaya başladı. Ne yapabilirdim hemen kendime büyüden oluşan görünmeyen bir zırh yaptım ve karşıdan koşan goblinlerin ortalarını hedef olarak seçip bir ateş topu fırlattım üç tanesi yanarak telef oldu. Bizim kolcuların gerilen oklarının sesini takiben 5-6 tanesi daha düştü tam umutlanıyorduk ki iki kolcumuz üzerlerine gelen oklarla düştü. Karşıda da iki okçu vardı anlaşılan. Birini attığım şimşek büyüsüyle ızgaraya çevirirken diğeri de son kolcumuz tarafından vuruldu. Artık geriye sadece 20 kadar goblin kalmıştı. Bu sırada savaşçı arkadaşlarımız da kılıçlarını çekmiş ve dövüşe başlamışlardı. Etraf metallerin birbirlerine çarpmasıyla çınlamalarla dolarken toprak da insan ve goblin kanlarını aç gözlülükle içiyordu. Üzerime doğru koşan bir goblin'i gördüğümde neredeyse burnumun dibine gelmişti nasıl olmuştu da bunu farkedememiştim. Goblinler büyücülerden korkarlardı hemen elimi keselerime atarak bir büyüye başlıyacakken sırtımdan o keskin acıyı hissettim. Ve karanlık derin bir karanlık belki de huzur buydu , sonsuzluk.

3.Bölüm---Druid Ormanı....

Karanlık, kasvetli ve hissiz huzuru arıyorum, belki de öldüm ve kendime gelemedim. Ne kadar zaman oldu neredeyim. En son hatırladığım, düşen insan ve goblin bedenleri ve kanın o metalimsi kokusu. Savaşın yüklediği adrenalin bana kas ağrıları ve yorgunluk olarak döndü. Gözlerimi açıyorum ve etrafımda ağaçlar, sayılamayacak kadar çok. Ormana geri mi döndük, esirmi düştüm hayır bunu hazmedemem. Ah keselerim yanımda ve asam. şükürler olsun, ama kim getirdi beni buraya? "Ben dostum". Oh Mezrak yaşıyorsun, diğerleri ne oldu? "Öldüler dostum, kurt arkadaşımı druid'lere yardım istemek için yollamıştım ve onlarda kırmadılar ve geldiler" Doğrulmaya çalışırken sırtıma dayanılmaz bir acı saplanıyor. "Oh dostum kımıldamamalısın yaran çok ağır ve ilacı sırtından düşürmek istemezsin. Oldukça derin bir yara almışsın. Bu arada ben Entrais dostum" B bende Martyn dostum yardımların için çok saol. Ama buradan ayrılmak zorundayım. Henüz lafımı tamamlamıştım ki büyülü bir uyku üzerime indi. Immmhh ne kadar zaman oldu? Off uzun zaman olmalı. Mezrak! neredesin, "Buradayım dostum sonunda uyandın al " bir matara bal şarabını afiyetle boğazımdan kaydırırken artık ormanda olmadığımızı farkettim dahası bir at sırtındaydım. Lanet olsun o druidlere teşekkür bile edemedim. "Ettin dostum hem de nasıl, bir kaç tekmeyle. Seni ata bindirmek biraz zor oldu. Sürekli goblinlere söverek tekmeler savurdun." gülüyordu hem de yüksek sesle.

4.Bölüm----Kasaba...

Neşeli bir yolculuktan sonra Sorpigolün batısında kalan küçük bir kasabaya uğradık Mezrak artık Sorpigol'e dönmeyeceğini ve bu kasabada kalacağını söyledi. Ben se artık Lord Oren'e isyanımdan dolayı üzerimdeki ak cüppeyi çıkararak Bir terziden Kırmızı bir cüppe yaptırdım. Artık kimseye yardım etmeyecektim, yardım için bir yerlere giderken hep birileri yanımda ölüyordu, suçsuz insanlar, çocuklar öksüz kalıyordu. Kimseye de yardım etmeyeceğim. Sorpigol'e doğru devam ettim. Kasaba çıkışına kadar Mezrak bana eşlik etti sonra sarıldık ve bir daha görüşmemecesine ayrıldık...

5.Bölüm------Sorpigol...

Ah yine Sorpigoldeyim Lanetli şehir beni neden bu kadar cezbediyorsun? Anlayamıyorum. Geç saatlerde girdim şehir sınırlarından. Yeni kırmızı cüppemle. Faerzh merkezine Meredith'in hanına kadar birkaç sinsi bakıştan başka birşey farketmemiştim. Ta ki ardımdan sinsice yaklaşmaya çalışan serseriyi farkedene kadar. Artık acımak yoktu. Bir dretch çağırdım sırf onu deşsin yok etsin diye. Ardımdan gelen acı dolu çığlıkları önemsemedim tıpkı Sorpigolün evsahibi insanları gibi bu kez ayrılacaktım. Sadece bu gecelik Meredith'in hanında konaklıyacak sonra da Madalena ya giderek acı haberi verecek ve onları da alıp 10 kasabaya götürecektim. Ne acı. Bunlar gerçekleşemedi. Keyifli bir müzik ziyafeti çekiyordum ki bu meşhur Ozan Valeros dan başkası değildi...
Keyfimiz bozan şeyse birkaç sereseri yüzünden bi sürü olaya bulaşmaktı...

---------------------------------------------------------------------------
Herşey güç için
Herşey benim için
Herşey yalan
Bu bir rüya
Kahrolası bir gerçeklik
Sorpigol de bir gece yarısı
Kaçıyorum yine
Herşey sarpa sardı
Burası lanetli şehir
Ben se lanetli bir büyücü...
Martyn Lyle Dean
Red Rob Mage