1.BÃ?LÃ?M!
"DİLE GETİRİş"
Sessizliğin karanlık tarafında artık bu hüzün denen yaratık. ne dişlerini görebiliyorsunuz ıssırmadan önce, ne de gözlerinin kızıllığını görmek mümkün kızdığında. ışıltılardan eser kalmadı çok uzun zamandır bu şehirde...gariplikler ardı ardını izlerken asıl olanın sahtelikleri ortaya çıkmaya başladığında gözlerimizi açamıyor duruma geldik şimdi. Bu alışılmadık, tam anlamıyla yabancı bir durum ne yazık ki. Kuzenim Nevlin'ı izlerken ataşin başında, içimde ki bu karartıyı atmam belki mümkün oluyor ama sadece bir süreliğine belki onun demire, çeliğe işlediklerini, ateşte terleyişini izledikçe, hani derler ya "Sanatla boğuldukça" düzeliyorum bazen. Ama diyorum ya az bir süreliğine, yine de uzun bir süre yeterli kalıyor sanırım. Her zaman gülümseyebilmek ya da kendini iyi hissedebilmek ne zaman mümkün olur ki insan için zaten.
Biraz ileride aksanı bizim şehrimizden omadığını oldukça açık belirten bir beyfendi , müşterisi oluvermişti bir anda Nevlin'in. O bu işte çok iyidi ve bu bölgenin de büüyk bir kısmı boyunca onunla, onun demirinin sanatıyla yarışabilecek hiç bir silah ustası yoktu. Nevlin'in en büyük özelliklerinden biir de silahı yaptığı kadar muhteşem kullanıyor olabilmesi. Bunun bizim aile içinde sadece ona verildiğine inanıyorum. Biz de bu sanatı yürütebilecek kadar sabırlı kimse yoktur başka. Ve bu öylesine bir şey ki...ateşte terlerken, işlediğiniz demire sabır göstermeniz gerekir...Sabır saygı demektir ve saygı asıl mükemmellliği verir ona.
Nevlin'in neden hiç anlaşamadığını anlayamadığım bir kız kardşei var...Olya...Onların benzerlikleri korkulacak derecededir neredeyse ama ilginç bir şekilde hiç geçinemezler...Gerçi birbirlerine karşı olans evgileri kusursuz buna kuşkum yok ama... Olya bir yazar! O kelimelerle dans etmeyi sever abisinin tersine ve bunu da oldukça iyi yapıyor bence. Yazmak...sabır isteyen tüm özellikler onlarda toplanmış sanırım. Ã?ylesine mükemmelliyetçi ki Olya 100sayfalık bir yazısını hiç acımadan ateşe attığını görmüşlüğüm vardır. O özel bir kadın ailemiz için...özelliği...güzelliği...aklı ve neşesi...hep görülmeye değer ve beğeni toplayan yanlarıydı. Ama uzun zaman oldu onu çok içten kahkahalarla yakalayamayalı. Abisi bunu yaşadığı bir olaya bağlıyor ama kimse bu olayın ne olduğunu bilmiyor.
İşte aslında tüm hikayede burada başlıyor...Onun ne yaşadığını öğrenme merakımdan. Bunu gerçekten istiyordum çünkü Olya benim için değerliydi. Bunu öğrenme çabasının öldürebileceğini bilemezdim...Bu sırrın bitirişi seyrettireceğini bilemezdim!
SIRLARIN FISILDAYIşLARI
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
2.BÃ?LÃ?M
2 SENE Ã?NCESİ , GÃ?NDERİLİş HABERİ!
“Gökyüzüyle uyumsuz şimdi o farkına yeni yeni vardığım güçler. Parmaklarımın ucunda serbest kalmaya can atan seslerle, uzunca bir zaman parıltılarla ve gökle anlaşmayı başardım. Ama hiçbir an bana şimdiki gibi bir yüz göstermemişlerdi. Unutulanların korkutucu ruhlarından bahsetmemiş olmalarından söz etmiyorum bile. Gecenin yarısında bir kabustan çığlık atarak uyanmak bile bunun derin kanıtlarından biri zaten. Sadece fark etmek gerekli sanırım ya da iyi bir gözlemci olmak şart bu zamanda.”
Olya elindeki tüyü masaya bıraktı ve mürekkebin akamaya başladığını fark etmedi. Her zaman bu konularda çok dikkatliydi ama bu defa dalgındı…yine de dalgınlıklardan nefret ederdi. Onu hep başarısız yaparlardı…tıpkı şimdi olduğu gibi. Kendine bir kadeh kırmızı şarap koydu ve şöminenin önündeki koltuğa oturup ayaklarını küçük sehpanın kenarına dayadı. Düşünmesi gerekiyordu. Bir paragrafı sonlandırabilmesi için bile düşünmesi gerekti. Sonra boynunda bir serinlik hissetti. Sarılış onu aniden rahatlattı ve yanağını o tende tuttu. Bu her zaman iyi gelirdi…çünkü tıkandığında ve kelimeler onu terk ettiğinde kendini bitmiş hissederdi. Onun var olduğunu yeniden hatırlamasını saplayan hep bu dokunuş olurdu. His! o bir mimardı. Yani çiziyordu ve onun çizgilerinin kusursuzluğunu daha önce kimsenin kaleminden dökülürken görmemişti. Zekası her zaman tanınmaya değerdi ve bu şehrin genel yapı özelliklerinin tamamının aile mimarlarına ait olduğu düşünülürse, His’de kusursuz bir biçimde bu güzelliği ve yeteneği devam ettiriyordu. O da her defasında mürekkeple boğuşurdu ama görünüşü hiçbir zaman komik olmazdı. Aksine onun en çekici anlarından biri…kağıt başındaydı!
“Yine düşünüyoruz!”
“Evet çünkü paragrafı bitiremiyorum.”
“Hangi paragraf senin üstü mürekkebinden kurtulmuş aşkım, nasılsa bitirirsin…acele etme ve rahatla.”
Olya gülümsedi. Her zaman ne demesi gerektiğini çok iyi bilirdi.his yanına oturdu ve Olya’ya sarılıp, başını göğsüne dayamasını sağladı…saçlarında gezen parmakları artık bitirilmesi gereken bir paragrafın olduğunu çoktan unutturmuştu. His’in kömür siyahı saçlarının kıvırcıklığı kulak hizasındaydı ve şu an Olya’nın alnına deyiyordu. Gözlerinde ki yeşillik şöminenin ışığında ışıldıyordu. Onun ruhu ve bedeni hep diriydi. Hiçbir an onu çökmüş ve tükenmiş ya da yaptığı işten öfkeye dönmüş halde görmemişti. belki de onun en sevdiği yanı da buydu. Çok öfkelenen bir kadının…öfkeden uzak nişanlısı. Dengeye sahip olmak gibi bir şeydi bu…terazi olmanızı sağlayan bir çanak daha…
“Abinle görüştüm biraz önce.”
“Ne diye?”
“Seni merak etmiş.”
“Niye bana gelip soramıyor muymuş?”
“Orasını bilmem hayatım ama canı sıkkın gibiydi biraz.”
“Onun canı hep sıkkın.”
“Ama sanırım bu defa farklı çünkü onu Doğu Tîn’e gönderiyorlarmış.”
“Aman ne güzel…”
His, iç çekti ve konuyu kapattı. Hiçbir zaman abisinden bahsedilmesinden hoşlanmayan bir kadının bu konuyu devam ettirmesi de oldukça zordu nasılsa. Anlayamadığı tek konuydu bu onun hayatıyla ilgili. Neden bu kadar uzak olduklarını kavrayamıyordu…yine de şimdi cehennemden farksız Tîn’in bir de en alt katına Doğusuna gidiyordu ama bu nedense yine de Olya’yı ilgilendirmemişti. His gözlerini kapattı ve arkasına yaslandı. Hala bir alinin altında Olya’nın saçları vardı. Kendi bile yorgun düşmüştü…en azından bu evden çıkması gereken bir duanın varlığı şart gibiydi…His, Nevlin’e duasını etti ve tanrıların ateşten doğu kumlarını, onun teninde serinletmemesini diledi. şimdilik bu yeterliydi!
2 SENE Ã?NCESİ , GÃ?NDERİLİş HABERİ!
“Gökyüzüyle uyumsuz şimdi o farkına yeni yeni vardığım güçler. Parmaklarımın ucunda serbest kalmaya can atan seslerle, uzunca bir zaman parıltılarla ve gökle anlaşmayı başardım. Ama hiçbir an bana şimdiki gibi bir yüz göstermemişlerdi. Unutulanların korkutucu ruhlarından bahsetmemiş olmalarından söz etmiyorum bile. Gecenin yarısında bir kabustan çığlık atarak uyanmak bile bunun derin kanıtlarından biri zaten. Sadece fark etmek gerekli sanırım ya da iyi bir gözlemci olmak şart bu zamanda.”
Olya elindeki tüyü masaya bıraktı ve mürekkebin akamaya başladığını fark etmedi. Her zaman bu konularda çok dikkatliydi ama bu defa dalgındı…yine de dalgınlıklardan nefret ederdi. Onu hep başarısız yaparlardı…tıpkı şimdi olduğu gibi. Kendine bir kadeh kırmızı şarap koydu ve şöminenin önündeki koltuğa oturup ayaklarını küçük sehpanın kenarına dayadı. Düşünmesi gerekiyordu. Bir paragrafı sonlandırabilmesi için bile düşünmesi gerekti. Sonra boynunda bir serinlik hissetti. Sarılış onu aniden rahatlattı ve yanağını o tende tuttu. Bu her zaman iyi gelirdi…çünkü tıkandığında ve kelimeler onu terk ettiğinde kendini bitmiş hissederdi. Onun var olduğunu yeniden hatırlamasını saplayan hep bu dokunuş olurdu. His! o bir mimardı. Yani çiziyordu ve onun çizgilerinin kusursuzluğunu daha önce kimsenin kaleminden dökülürken görmemişti. Zekası her zaman tanınmaya değerdi ve bu şehrin genel yapı özelliklerinin tamamının aile mimarlarına ait olduğu düşünülürse, His’de kusursuz bir biçimde bu güzelliği ve yeteneği devam ettiriyordu. O da her defasında mürekkeple boğuşurdu ama görünüşü hiçbir zaman komik olmazdı. Aksine onun en çekici anlarından biri…kağıt başındaydı!
“Yine düşünüyoruz!”
“Evet çünkü paragrafı bitiremiyorum.”
“Hangi paragraf senin üstü mürekkebinden kurtulmuş aşkım, nasılsa bitirirsin…acele etme ve rahatla.”
Olya gülümsedi. Her zaman ne demesi gerektiğini çok iyi bilirdi.his yanına oturdu ve Olya’ya sarılıp, başını göğsüne dayamasını sağladı…saçlarında gezen parmakları artık bitirilmesi gereken bir paragrafın olduğunu çoktan unutturmuştu. His’in kömür siyahı saçlarının kıvırcıklığı kulak hizasındaydı ve şu an Olya’nın alnına deyiyordu. Gözlerinde ki yeşillik şöminenin ışığında ışıldıyordu. Onun ruhu ve bedeni hep diriydi. Hiçbir an onu çökmüş ve tükenmiş ya da yaptığı işten öfkeye dönmüş halde görmemişti. belki de onun en sevdiği yanı da buydu. Çok öfkelenen bir kadının…öfkeden uzak nişanlısı. Dengeye sahip olmak gibi bir şeydi bu…terazi olmanızı sağlayan bir çanak daha…
“Abinle görüştüm biraz önce.”
“Ne diye?”
“Seni merak etmiş.”
“Niye bana gelip soramıyor muymuş?”
“Orasını bilmem hayatım ama canı sıkkın gibiydi biraz.”
“Onun canı hep sıkkın.”
“Ama sanırım bu defa farklı çünkü onu Doğu Tîn’e gönderiyorlarmış.”
“Aman ne güzel…”
His, iç çekti ve konuyu kapattı. Hiçbir zaman abisinden bahsedilmesinden hoşlanmayan bir kadının bu konuyu devam ettirmesi de oldukça zordu nasılsa. Anlayamadığı tek konuydu bu onun hayatıyla ilgili. Neden bu kadar uzak olduklarını kavrayamıyordu…yine de şimdi cehennemden farksız Tîn’in bir de en alt katına Doğusuna gidiyordu ama bu nedense yine de Olya’yı ilgilendirmemişti. His gözlerini kapattı ve arkasına yaslandı. Hala bir alinin altında Olya’nın saçları vardı. Kendi bile yorgun düşmüştü…en azından bu evden çıkması gereken bir duanın varlığı şart gibiydi…His, Nevlin’e duasını etti ve tanrıların ateşten doğu kumlarını, onun teninde serinletmemesini diledi. şimdilik bu yeterliydi!
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest