Bugün yine uyandım, yine hayalinle kavruldum. Ama sen yoktun, artık olmayacaktın.
Hayatımın kararıp, kendi yok oluşumu izliyordum. Sensiz geçen günler bana sadece acı ve keder... başka bir şey vermedi. Benden ayrıldığına değil de, bana söylediğin o sözlere acıyor kalbim. Sen yokmuşsun neye yarar kalbim acıyla doluyken? Ama artık zor. Bundan sonra sevmek, sevilmek boş. Bunlara inancım kalmadı. Her seferinde hayal kırıklığı. Belki de aradığımı tam bulmuşken; elimde bir bilet ve buralardan ayrılmış olacağım. Hiçbir zaman bulamayacağım, yalan da olsa yaşayamayacağım o mutlu günleri hayal de olsa unutmayacağım. Belki yokluğuna hala alışmadım. Ama artık eskisi gibi aklıma gelmiyorsun. Belki de bende unutuyorum, artık alışıyorum eskisi gibi yalnızlığa. Yalnızlık zor iştir, kimse bilmez yalnızken neler yaşadığını, ne acılar çektiğini, gözlerinin nasıl sevgiyi aradığını, ruhunun bir sıcaklığa nasıl hasret kaldığını... Hiçbir zaman bilemeyecekler. Tek dedikleri "Yalnızsan rahatsın. Oh karışanın yok, laf edenin yok, kimse yok." Onlara göre her şey çok kolay, her şey çok basit denklemler. O kadar çok söylenecek söz, bitirilecek gün var ki; hayat o kadar boş ve anlamsız ki; biz bu anlamsızlıkda hiçbir şey olmamış gibi yaşayıp, koşuşturmaya devam ederken, acılarımızı, sevinçlerimizi içimize atarken, sevgi denen şu yoksul şeyden artık uzaklaşırken, hayallerimiz uğruna hayatımızı mahvederken, hepimizin kendimizi bir yarışın içinde olduğumuz rekabet ortamının giderek daha da acımasız olduğu, güçlülerin daha da güçlü, zayıfların daha da zayıf olduğu bir zamanda, dayanışma, birlik ve beraberliğe en çok bu zamanda ihtiyaç duyduğumuz halde hepimiz aç gözlülüğümüzün kurbanı oluyoruz. İnsanın içinde biraz yaşama sevgisi, insan sevgisi olsa belki biraz daha yaşanabilir, şu kendi halinde yaşayan, her geçen gün biraz daha yaşlanan ve yaşlandıkça da huysuzlaşan şu kocaman dünyada.
Artık dünyadan ne istediğimi biliyordum, dolayısıyla hayattan da ne istediğimi biliyorum artık. Bu hayata sadece kısa bir süre katlanmak zorunda kalacağım. Her insanın olduğu gibi benim de hayallerim var ama, bu hayallerde bir başkasına yer yok. Tek kişilik bir oyun bu artık sadece figüranlar var.
//Daeya: Mesajınız düzenlenmiştir. Lütfen yazım ve imla kurallarına dikkat edin.
düşünceler
- opium_dream
- Kullanıcı

- Posts: 8
- Joined: Tue Aug 08, 2006 10:00 am
- Contact:
- opium_dream
- Kullanıcı

- Posts: 8
- Joined: Tue Aug 08, 2006 10:00 am
- Contact:
hayat
HAYAT
Düşen bir gölge ardından bakakalmıştım. Oysa ne kadar çok beklemiştim seni, ne kadar çok özlemiştim. Herkesi özlediğim sizler miydiniz; yoksa yalnızlığımın bana yüklediği ağırlık mıydınız? Kim bilir belki öylesiniz, belki de değil. Gece siyah örtüsünü örtmüşken, ağaçlar evsizlere sahip çıkarken, ben yalnızlığımı duvarlarla paylaşırken, gözlerim ışığı değil de ışığın arkasındakini ararken, kalbim senin yokluğunda her geçen gün biraz daha yorulurken, sense kim bilir nerde...? Bilmem hatırlar mısın beni hala? Yoksa bizde zamana mı yenik düştük? Aslında üzülmem bundan değildir. Beni unutman değil. Bana acı çektiren, beni sevdiğini söylemen. Hayata hep yenik düştük.
Ã?ekip gitmek ister bedenim buralardan. Hayalin kurcalar aklımı sen varken buralarda yaşamak neye yarar bana? Her gece denize bakarken; denizden geçerken gemiler usulca, hayal kurmak güzeldir. Bende olsaydım... Ama senin için başka liman yok, başka şehirler yok, başka dünya yok, yaşayacağın başka aşklar da yok! Kim bilir bu bilinmez yerde hayat yok. Sen acılar denizinde yol alırken sevdiklerinden yoksun, bizse hayaller şehrinde ab-ı hayat içeriz yanan korların içinden. Alev olup kendimizden geçeriz. Biz ki; aşkından mecnun olanı değil, mecnun içindeki kalbi biliriz biz. Mecnun yanmakta... Yanan mecnun değil; mecnun içindeki gözyaşı gibiyiz. Ağlar sessizce geceler "Mecnunum nerede?" diye. Ay çıkmaz olmuş. Mecnun derde düşmüş diye, bunu gören yıldızlar Leyla'yı arar olmuşlar. Leyla ki, ta uzaklarda mecnunu bekleyen; Leyla ki, derdinden dağları eriten... Aşk sevdayı dert eylemiş gözler, ruhumu ahuzar eylemiş gözler görmez, eller tutmaz olmuş. Aşk hepimizi esir almış. Sen ey sevdiğim! Al bu canı dediğim! Hani sevgimiz sonsuzdu? Hani bensiz yapamıyordun? Hani her ne olursa olsun beni bırakmayacaktın, asla ayrılmayacaktın? Sense bu lafların ardında sakladığın kötülükle beni zehirlerken, bense sana aldanmış bir durumdaydım. Neden bana içini gösterdin ey sevdiğim? Neden senden soğumama neden oldun? Yalan da olsa sevmeye başlamıştım; gülen gözlerini, sahte sözlerini. Neden devam etmedin, ruhumu teslim almadın? Acı çeken sen miydin yoksa seni sevdiğini söyleyen bu yalan diller mi? Artık her şey bitti! Sen yoksun yanımda güneye giderken, çiçeklerin arasında, denize bakan yamaçlarda, suyun çıkardığı o seslerde, esen rüzgarda, duvarda asılı duran resimlerde yoksun aslında. Aslında yok olan sen değilsin. Senin yokluğuna alışmaya çalışan kalbim ve ona yön vermeyi çalışan aklım. "Aşk aptallıktır." diyorlar. Asıl aşk değil aptallık olan, bizim aşka yüklediğimiz bir takım anlamlar. Her şey boş bu zamanda, ne sevmeyi nede sevilmeyi hak ediyoruz aslında. Yalanlar, çıkarlar üzerine kurulu şu dünyada, hemen her şey bitmişken neden zorla devam ettirmeye çalışıyoruz? Neden birbirimize zarar veriyoruz? Yoksa bundan zevk mi alıyoruz? Ben böyle yaşamak istemiyorum! Ã?ıkarlar üzerine kurulu bu düzende yapamam. Artık yaşamak istemem, artık aranızda bu sürüngenler şehrinde kendimden korkar oldum.
Aslında yazmak istediğim bunlar değildi. Yazmaya başladığımda daha farklı, daha sofistike düşünceler vardı. Demek ki bu yazıdan da anlaşılacağı gibi, hayatta hiçbir şey bizim istediğimiz doğrultuda olmuyor. Kaderin cilvesi mi desek yoksa insan oğlunun her şeyin ardına saklandığı takdiri ilahi mi desek... Her ne anlam yüklesek de, olanları değişmeyen bir tek şey var; o da değişimin ta kendisidir. Dediğim gibi tepedeki çimenlikte hayaller kurarak, vazgeçmek her şeyden, tepedeki çimenlikten seyre dalmak şu alemi her şeyi, bir buluta arkadaşlık etmek, sadece gökyüzü, sadece deniz, sadece sen ve ben sadece. Hepsi bu. İstediğim bu. Yalnız korku dolu hayatta tek isteğimiz bu.
Mesajınız düzenlenmiştir. Lütfen yazılarınızı yayınlarken yazım ve imla kurallarına dikkat edelim.// Editör.
Düşen bir gölge ardından bakakalmıştım. Oysa ne kadar çok beklemiştim seni, ne kadar çok özlemiştim. Herkesi özlediğim sizler miydiniz; yoksa yalnızlığımın bana yüklediği ağırlık mıydınız? Kim bilir belki öylesiniz, belki de değil. Gece siyah örtüsünü örtmüşken, ağaçlar evsizlere sahip çıkarken, ben yalnızlığımı duvarlarla paylaşırken, gözlerim ışığı değil de ışığın arkasındakini ararken, kalbim senin yokluğunda her geçen gün biraz daha yorulurken, sense kim bilir nerde...? Bilmem hatırlar mısın beni hala? Yoksa bizde zamana mı yenik düştük? Aslında üzülmem bundan değildir. Beni unutman değil. Bana acı çektiren, beni sevdiğini söylemen. Hayata hep yenik düştük.
Ã?ekip gitmek ister bedenim buralardan. Hayalin kurcalar aklımı sen varken buralarda yaşamak neye yarar bana? Her gece denize bakarken; denizden geçerken gemiler usulca, hayal kurmak güzeldir. Bende olsaydım... Ama senin için başka liman yok, başka şehirler yok, başka dünya yok, yaşayacağın başka aşklar da yok! Kim bilir bu bilinmez yerde hayat yok. Sen acılar denizinde yol alırken sevdiklerinden yoksun, bizse hayaller şehrinde ab-ı hayat içeriz yanan korların içinden. Alev olup kendimizden geçeriz. Biz ki; aşkından mecnun olanı değil, mecnun içindeki kalbi biliriz biz. Mecnun yanmakta... Yanan mecnun değil; mecnun içindeki gözyaşı gibiyiz. Ağlar sessizce geceler "Mecnunum nerede?" diye. Ay çıkmaz olmuş. Mecnun derde düşmüş diye, bunu gören yıldızlar Leyla'yı arar olmuşlar. Leyla ki, ta uzaklarda mecnunu bekleyen; Leyla ki, derdinden dağları eriten... Aşk sevdayı dert eylemiş gözler, ruhumu ahuzar eylemiş gözler görmez, eller tutmaz olmuş. Aşk hepimizi esir almış. Sen ey sevdiğim! Al bu canı dediğim! Hani sevgimiz sonsuzdu? Hani bensiz yapamıyordun? Hani her ne olursa olsun beni bırakmayacaktın, asla ayrılmayacaktın? Sense bu lafların ardında sakladığın kötülükle beni zehirlerken, bense sana aldanmış bir durumdaydım. Neden bana içini gösterdin ey sevdiğim? Neden senden soğumama neden oldun? Yalan da olsa sevmeye başlamıştım; gülen gözlerini, sahte sözlerini. Neden devam etmedin, ruhumu teslim almadın? Acı çeken sen miydin yoksa seni sevdiğini söyleyen bu yalan diller mi? Artık her şey bitti! Sen yoksun yanımda güneye giderken, çiçeklerin arasında, denize bakan yamaçlarda, suyun çıkardığı o seslerde, esen rüzgarda, duvarda asılı duran resimlerde yoksun aslında. Aslında yok olan sen değilsin. Senin yokluğuna alışmaya çalışan kalbim ve ona yön vermeyi çalışan aklım. "Aşk aptallıktır." diyorlar. Asıl aşk değil aptallık olan, bizim aşka yüklediğimiz bir takım anlamlar. Her şey boş bu zamanda, ne sevmeyi nede sevilmeyi hak ediyoruz aslında. Yalanlar, çıkarlar üzerine kurulu şu dünyada, hemen her şey bitmişken neden zorla devam ettirmeye çalışıyoruz? Neden birbirimize zarar veriyoruz? Yoksa bundan zevk mi alıyoruz? Ben böyle yaşamak istemiyorum! Ã?ıkarlar üzerine kurulu bu düzende yapamam. Artık yaşamak istemem, artık aranızda bu sürüngenler şehrinde kendimden korkar oldum.
Aslında yazmak istediğim bunlar değildi. Yazmaya başladığımda daha farklı, daha sofistike düşünceler vardı. Demek ki bu yazıdan da anlaşılacağı gibi, hayatta hiçbir şey bizim istediğimiz doğrultuda olmuyor. Kaderin cilvesi mi desek yoksa insan oğlunun her şeyin ardına saklandığı takdiri ilahi mi desek... Her ne anlam yüklesek de, olanları değişmeyen bir tek şey var; o da değişimin ta kendisidir. Dediğim gibi tepedeki çimenlikte hayaller kurarak, vazgeçmek her şeyden, tepedeki çimenlikten seyre dalmak şu alemi her şeyi, bir buluta arkadaşlık etmek, sadece gökyüzü, sadece deniz, sadece sen ve ben sadece. Hepsi bu. İstediğim bu. Yalnız korku dolu hayatta tek isteğimiz bu.
Mesajınız düzenlenmiştir. Lütfen yazılarınızı yayınlarken yazım ve imla kurallarına dikkat edelim.// Editör.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests