Yaşlı adam yavaşça ilerledi.Dağın zirvesindeydi artık.Bütün Minta ayaklarının dibindeydi.Ufak şehirlerin ışıkları kendilerini belli ediyordu.Yaşlı adam yavaşça gökyüzüne baktı.Lacivert bir rengi vardı gökyüzünün o gün.Ve mor bulutlar sanki başka bir boyutta olduğunu hissetiriyordu adama."Bu gece çok aydınlık"diye düşündü yaşlı adam.Asasına göz gezdirdi.Emektar asası her baktığında ona daha farklı gözüküyordu.Aslında işlenmiş basit bir dal parçasından başka birşey değildi.Ancak yaşlı adamı tanıyanlar o asanın aslında bütün doğanın güçlerini yardıma çağırabildiğini bilirlerdi.Adamın şekli yavaşça bir kartal şeklini aldı ve gökyüne doğru uçtu.
"Anlamıyormusun Enaolous eğer Mentras"a saldırmazsam halkım benim bir korkak olduğumu düşünücektir" dedi genç prens Entrais.
Enaolous biraz düşündü.Bu genç prensi nasıl kandıracağını biliyordu.Kardeşler arasında en saf olan prens buydu.Ufak bir düşünmeden sonra yavaşça konuşmaya başladı.
"Halkınızın size sevgisi ve saygısı çok güçlüdür sevgili lordum,tabii saldırıp saldırmama kararı sizin ama bana kalırsa siz öncelikle anlaşmayı deneyin."dedi Enaolous
"Anlaşmak" diye haykırdı Entrais.
"Evet anlaşmak" diye cevap verdi yaşlı büyücü ve devam etti "İkiniz için çıkar dolu bir anlaşmaya elbetteki varabilirsiniz"
Entrais"in yüzündeki öfkeli ifade değişti ve düşünmeye başladı.
"Aslını istersen Mentras"a güvenmiyorum,üstelik anlaşma sırasında bile bana zarar verebilir"dedi Entrais.
Enaolous gülümsedi ve korumacı bir tavırla "Merak etmeyin lordum ben sizin yanınızda olacağım"dedi.
Entrais tatmin olmuştu.
"Pekala ona bir haberci göndereceğim ve 2 hafta içinde onunla konuşacağımı söyleyeceğim"dedi.
"Mükemmel"diyerek gülümsedi Enaolous ve bir reverans yaparak odayı terketti.
Entraris on dakika boyunca düşündü.Sonra neden ayağa kalktı ve haremine doğru yola koyuldu.
O gün Eram dağı kan rengine boyanmıştı.Ã?fkeli savaş çığlıkları uçuşan oklarla adeta uyumluydu.Ses kulakları zedeliyecek derecedeydi.Kılıç sesleri bir süreliğine azaldı.İki tarafın ordusuda geri çekiliyordu.Tabii bu bir hileydi.İki ordununda amacı geri çekiliyor gibi gözükmek ve düşmanını pusuya düşürmekti.Ancak iki orduda aynı taktiği aynı anda yapıyordu.4.oğul Santeaonas arka mevzilerde savaşı izliyordu.Kardeşininde aynı taktiği denemesine hiç şaşırmadı.Daha ikiside çocukken ve krallık dağılmadan önce aynı sarayda yaşıyorlarken ordu baş komutanı bütün oğullara aynı anda ders verirdi.Bu derslerde kılıç tutmadan ok kullanmaya ve savaş taktiklerine kadar herşey öğretilirdi.Santeanas yeniden saldırma emri verdi.Aynı anda kardeşi Arkeas"ında aynı emri verdiğini gördü.Savaş yeniden alevlenmişti.Okları biten okçularda kılıçlarını çekip savaşa katılma kararını aldılar.Atı üzerinde endişeyle savaşı izleyen Santeonas dağın tepesine doğru çıkmakta olan bir karartı gördü.Anlaşılan lanet olası kardeşi Arkeas savaşın sonunu beklemektense dağın tepesindeki kadim çağlardan kalma olan kuleye çıkıp eski kralın mezarının bulunduğu mahzenlere girmeye karar vermişti.Tabii ki bunun sebebi baba sevgisi değildi.Neredeyse Zhadio"da bulunan en güçlü büyülü kılıç olduğu düşünülen Minta kılıcını babasının mezarından almak için çıkıyordu.Babasının mezarının burada olduğunu öğrenmesi yıllarını almıştı.Ancak Arkeas"la birlikte Santeonas"ta aynı bilgiyi aynı anda öğrenmişti.
Santeonas atını dağın zirvesine doğru dört nala koşturdu.Kardeşine yetişememişti.Kardeşi muhtemelen çoktan kuleye girmişti.Ancak ondan okadar kolay kaçamayacaktı.Atını bağlarlaken kardeşinin bağlı atını gördü.Gerçekten güzel bir attı.Kuleden çıktıktan sonra o atı kullanmasının daha iyi olucağını kendine hatırlattı ve kuleye girmeden önce savaşa yeniden baktı.Kimin yendiğini kestiremiyordu.Omuz silkti ve kuleye girdi.
Kule Minta krallığının sembolleriyle döşeliydi.Normalde Minta kralları burayı av evi olarak kullanırdı ancak krallık bölündüğünden beri burada yaşayan olmamıştı.Holden geçti ve tozlu yemek odasına girdi.Buraya ilk defa geliyordu.Ancak yinede aşağı inen merdivenleri bulması zor olmadı.Merdivenden koşarak aşağı indi.Kısa bir süre sonra şarap mahzenine varmıştı.Fıçıların içi boştu.Uzun kılıcının kabzasıyla duvarlara vurmaya başladı.Hepsinden aynı ses geldi.İçinin dolu olduğunu belli eden tok bir ses.Tam umutsuzluğa kapılmıştı ki bir duvardan daha farklı bir ses geldi.Yavaşça geri çekildi ve duvara tekme attı.Zaten sağlam olmayan duvar kırıldı ve arkasında koridor belirdi.Koridora girmeden önce duvarda belli olmayan ufak bir tokmak olduğunu gördü. Omuz silkti ve yoluna devam etti.Koridor bir sürü sonra aşağı inen bir merdiven halini aldı.Aşağı indikçe örümcek ağları ve keskin bir çürük kokusu etrafı daha da çok sarıyordu.Havayı koklamayı reddetti ve adımlarını hızlılaştırdı.Bir süre sonra büyük bir odaya geldi.Etrafta tabutlar vardı.Odanın tam ortasında büyük ve heybetli bir tabut vardı.Altından ve mithrilden yapılmıştı.Son krallın olduğu belliydi.Odanın köşelerinde ise onun sadık komutanlarının tabutları vardı.Santeonas odanın ortasında babasının tabutuna bakan kardeşi Arkeas duruyordu.
"Selamlar sevgili kardeşim"dedi Arkeas kardeşine.
Santeonas hiddetli birşekilde "O kılıcı alamıyacaksın"diye bağırdı.
Arkeas gülümsedi ve kardeşine baktı.Yavaşça eli kınındaki çift el kılıca gitti.Santeonas"ın kılıcı zaten elindeydi.Büyük bir hiddetle kardeşine doğru koşmaya başladı.İlk vahşi darbeyi Arkeas yavaşça engelledi ve bir karşı saldırıya başladı.İkiside aynı eğitimden geçmişti,ikiside neredeyse aynı fiziksel yapıya sahipti ve bu savaş bunu çok iyi gösteriyordu.Hareketleri neredeyse birbirinin aynısıydı.Santeonas"ın uzun kılıcı atikti ve saldırı üstüne saldırı yapıyordu ancak Arkeas"ın geniş çift el kılıcını geçemiyordu.Santeonas düşmanının kılıcını yakından daha zor kullanıcağını biliyordu ve Arkeas"a daha çok yaklaştı.Arkeas Santeonas"ın ne yapmaya çalıştığını anladı ve Santeonas yaklaşamadan ona kılıcıyla bir saplama darbesi yaptı.Santeonas"ın uzun kılıcı bunu karşıladı ve ikisinin de kılıcı birbirini ittirdi ve ikiside aynı anda 4 adım geri gitti.Arkeas düşmemek için babasının tabutuna tutundu Santeonas ise biryere tutunmadan dengesini sağladı.Birkaç saniyeliğine birbirlerini süzdüler.Derken aynı anda ikiside ceplerinden birer hançer çıkarttılar ve birbirlerine attılar.Arkeas"ın bacağına isabet eden hançer genç prensin acıyla haykırmasına sebep oldu diğer hançer ise Santeonas"ın kalın zırhını sürterek duvara çarptı.
"Yeter"diye bağırdı Arkeas ve devam etti "Zamanı geldi,artık gelebilirsiniz"diye havaya konuştu.
Santeonas şaşırdı.Kardeşi yine neler yapmaya çalışıyordu.Derken ortalığı bir toz bulutu kapladı ve bir anda odada 4 tane siyahlar içinde büyücü belirdi.Hepsinin yüzünde ruhsuz bir ifade vardı.
"Öldürün onu"dedi Arkeas kara büyücülere.Kara büyücüler birbirlerine baktılar ve büyü sözleri mırıldanmaya başladılar.Santeonas ne yapacağını bilmiyordu.Korkudan kaskatı kesilmişti.Büyü sözlerini bitirdiklerinde büyücüler birden ellerini Arkeas"a doğru yönlendirdiler.Oda büyü enerjisiyle aydınlandı ve genç prensin son söylediği söz "Anlaşmamız!"oldu.
Santeonas ölmediğine şaşırıyordu.O sırada büyücüler ona doğru döndüler.Santeonas kaçmaya başladı.Bu büyücülerle savaşabileceğine inanmıyordu bile.Birkaç saniye sonra arka tarafını sıcak alevler yaktı.Acıyı bastırdı ve koşmaya devam etti.Başka bir büyü daha yapıldı ve gücünün emildiğini hissetti.Kendini zorlayarak odadan çıkmayı başardı.Büyücülerin görüş alanından çıkmıştı artık.Bir başka büyü sözü daha duydu.Bir kaç saniye sonra arkasından onu takip eden 2 tane zırhlar içinde büyük iskelet savaşçılar gördü.Santeonas hiç bu kadar korkmamıştı.Koşmasını hızlandırdı.Ölmemesi gerektiğine inanıyordu.
Büyücüler iskeletlerin genç prensi öldüreceklerine eminlerdi.Ceplerinden simsiyah mücevherler çıkarttılar ve hepsini tabutlara koydular.Ufak siyah mücevherler tozlaşmış cesetlerin içine karıştı ve onları ilk gömüldükleri hale getirdiler.Artık elinde Minta kılıcını tutan sakallı yaşlı kralı ve kalın zırhlı komutanlar tabutlarında cansız yatıyordu.Birkaç saniye sonra ayin başladı.Bu kadar güçlü büyücüleri bile zorlıyacak büyüler yapıyorlardı.Bütün büyücüler neredeyse güçlerinin emildiğini hissediyordu.Birsüre sonra odayı simsiyah bir duman kapladı.Büyük bir gürültüyle yerler sarsıldı.Bir süre sonra odaya tekrar sessizlik hakim oldu.Kral"ın ölü gözleri kırmızı bir ışıkla aydınlandı.Yavaşça tabutundan çıktı ve ayağa kalktı.Onu komutanları izledi.Hepsi tabutlarından çıkmıştı.Artık yaşayan ölülerdi.Büyücülerin yüzünde bir zafer gülümsemesi belirdi.
Minta krallığının eski başkenti Mintaeoun krallık yıkıldığından beri sıradan bir şehirdi.Eskiden krallık en güçlü zamanındayken bu şehir ülkenin en büyük ve en güçlü şehriydi.Ancak krallık yıkıldıktan sonra ve krallık ordusu dağıldıktan sonra özellikle ork saldırıları yüzünden şehir güçsüzleşmiş ve çoğu kişi şehri terk etmiş.
"Bana kalırsa şehir daha fazla dayanamıyacak,birdahaki ork saldırısında muhtemelen ölmüş olucağız"diye dert yandı handaki adam ve sert birasından yudumladı.
"Son kral Anaelric ülkesinin bu durumun görseydi nekadar üzülürdü kimbilir"dedi adamın içki arkadaşı.O sırada içeri kısa boylu bir adam girdi.Handaki herkesin yüzü adama çevrildi.Adam bir yabancıydı.Üzerinde yağmurdan ıslanmış lacivert uzun bir pelerin vardı.Adam bu pelerini altındaki Mithril zırhı saklamak için kullanırdı.İlgi çekmek son istediği şeydi.Köşedeki bir masaya oturdu ve kendine yemek ve içki ısmarladı.Genç ve güzel bir kız yemeği ve içkiyi getirdi."Başka bir isteğiniz varmı lordum"diye sordu kız.Adam yeşil gözleriyle güzel kıza baktı ve gülümsedi."Teşekkür ederim ama şimdilik bu kadar"dedi.Kızın güzel yanakları kızardı ve utana utana mutfağa gitti.Adam gerçekten çekici ve yakışıklıydı.Ancak bu yakışıklılık doğal bir yakışıklılıktır.Yüzü çamur içindeydi giysileri sırılsıklamdı ama yeşil gözlerinde baktığı her kızı kıpkırmızı kızartıcak bir derinlik vardı adamın.Yemekten sonra adam hancıyla konuştu ve kendine bir oda tuttu.Odasına çıktı ve camdan dışarı baktı.Odanın penceresi birzamanlar krallık kalesi olan terkedilmiş saraya bakıyordu.Adam orada geçirdiği çocukluğu hatırladı."Nasıl bu hale geldik"diye düşündü.En küçük kardeşti ve babasının en sevdiği oğluydu.Kardeşleri sürekli onu kıskanır ve fırsat buldukça onu öldüresiye döverlerdi.Babasının ölümüne üzülen tek o olmuştu.Leronas krallığın parçalanmaması için sonuna kadar mücadele etmiş ve başaramamıştı.Üstelik birde kardeşlerinin nefretini körüklemişti.Hayatını kardeşlerinden kaçarak geçiriyordu.Ã?oğunlukla kardeşlerinin topraklarından uzak kimsenin otorite olmadığı kadim Minta krallığının ilk topraklarında dolaşıyordu.Pencerenin perdesini kapattı ve arkasını döndü.Daha fazla bakamıyordu.Yatağa yattı ve hafif bir uykuya daldı.Tetikte olan en genç prens odasına gelen tehlikeyi sezdi.Eli hemen yanındaki büyülü kısa kılıca gitti.Normallerinden dahada hafif olan Mithril kılıcı neredeyse gözle görülmeyecek hızla eline aldı ve odasındaki davetsiz misafire doğru doğruttu."Ben düşman değilim lordum,size bir haber getirmek için geldim"dedi davetsiz misafir.Leronas kılıcını kınına geri koyuyormuş gibi yaptı ve davetsiz misafir bir hançer çıkartarak Leronas"a doğru bir saplama darbesi yaptı.Zaten bunu bekliyen prens kısa kılıcıyla boynuna doğru gelen hançere vurdu.Hançer uçtu ve duvara çarptı.şimdi sıra davetsiz misafiri konuşturmaktı.Adam bir süre kendisinden 5 metre uzakta olan hançere baktı ve birden elindeki yüzüğü okşadı.Odayı beyaz bir duman kapladı.Duman kaybolduğunda Leronas odada kimseyi göremedi.Kırık cama baktı.Adam camdan kaçmış olmalıydı.Kardeşleri arasından biri ona ilk defa böyle güçlü bir suikastçi gönderiyorlardı.
Santeonas kulenin yemek salonuna ulaşmıştı.Yorgunluktan neredeyse ölücekti ama iskelet savaşçılar hiç yavaşlamada onu izlemeye devam ediyorlardı.Santeonas ordusunun bu iskeletlere karşı onu kurtarabileceğini düşünüyordu.Tabii hala bir ordusu kalmışsa.Neyseki çıkış kapısını çabuk buldu ve kapıyı açtı.Dağın eteğindeki ceset sayıları neredeyse iki katına çıkmıştı.Komutanlarının kaybolduğunu düşünen iki orduda ayrı yönlere doğru kaçıyorlardı. Santeonas onları ufak birer karartı olarak görüyordu.O sırada iskeletlerin soğuk lanetli nefesini ensesinde hissetti.Arkasını döndü ve iskeletlerin kılıçlarını sallaya sallaya ona doğru yaklaştığını gördü.Uzun kılıcıyla ilk darbeleri savuşturdu ve ikincileride ve üçüncüleride ama iskeletler hep aynı zaman aralığında aynı şekilde vuruyorlardı.Birsüre sonra Santeonas yorulduğunu hissetti.Eğer böyle giderse yakında ölücekti.Bu düşünceyi kafasından attı ve bir karşı saldırıya başladı.Kılıç darbelerinden biri iskeletin sol koluna geldi.Tabii keski kılıcın iskelet savaşçıya hiçbir zararı olmadı.İşte o zaman Santeonas yenileceğini anladı.Kulenin köşesindeki atını gördü ve ata doğru geri çekilmeye başladı.Sırtı ata değdiğinde iskeletlerden biri atın karnına kılıcını batırdı.At acıyla kişniyerek yere yığıldı.Santeonas"ın son umududa sönmüştü.Ama tam o sırada iskelet savaşçıların arkasında birşey belirdi.Bu bembeyaz bir attı.Arkeas"ın gurur duyduğu atıydı.Bu ata Arkeas"tan başka hiçkimse binemezdi.Ã?ünkü bu atı çok küçükken Arkeas bulup büyütmüştü ve söylentilere göre bu ata bazı büyüler eklemişti.Zırhlı kafasını iskelet savaşçılardan birine geçirdi.İskelet savaşçı yere düştü.Ancak iki saniye sonra tekrar doğruldu.Bu sefer at arkasını dönerek bir çifte attı ve iskelet savaşçı 3 metre geriye düştü.Diğer iskelet savaşçı ata doğru döndüğünde kafasına Santeonas"ın kılıcının kabzasını yemişti.İskelet savaşçıyı fazla etkilemeyen bu darbeden sonra atın çiftesi iskelet savaşçının kafasının uçmasına sebep oldu.Santeonas diğer iskelete baktı.Bir bacağı kopmuş iskelet ayağa kalkmaya çalışıyordu.Arkeas"ın "eski"atı Beyazşimşeğe binmek için atın semerine tutundu.Büyük bir acıyla geri uçtu.Anlaşılan Arkeas"ın ata eklediği büyülerden biriyde buydu.Ölkesine kadar yürümek zorundaydı.Ata yanına gelmesini işaret etti ve yeşil çayırlarda yanyana yola koyuldular.Santeonas ne yapacağını bilmiyordu.O büyücüler kimdi ve ne yapıyorlardı.İşin aslını öğrenmek için o mezara tekrar girmeye niyeti yoktu.Omuz silkti ve yoluna devam etti.
"Hoşgeldin sevgili kardeşim Entrais"dedi 5.oğul Mentras.
"Hoşbulduk"dedi soğukça ve büyücü danışmanına baktı.
"İçeri gelsene kardeşim eminim güzel bir şarap ve sıkı bir muhabbete hayır demezsin"diye devam etti Mentras kardeşinin soğuk yüz ifadesini umursamazlıktan gelerek.
"Birşey içmeyeceğim Mentra,sadece konuşmak için geldim"dedi aynı soğuk ifadesini devam ettirerek.
"Beni izle kardeşim"dedi Mentras ve onu kalenin denize bakan büyük odasındaki bir koltuğa oturmasını söyledi.Danışman büyücüsü yanında ayakta duruyordu.Mentras kardeşinin tam karşısına oturdu.Entrais danışman büyücüsünün büyü sözleri mırıldandığını işitti.Büyücüsüne baktığı anda birden hareketsiz kaldı.Hiçbir kasını hareket ettiremiyordu.Adeta donmuş kalmıştı.Mentras bir kahkaha attı ve kardeşinin yanına geldi.
"Nasılsın küçük kardeşim"dedi neşeyle Mentras ve kemerinden ufak bir hançer çıkarttı.Hançer Entrais"in kalbini deştiğinde Entrais acıdan bağırmaya çalıştı ama bağıramadı.
Leronas kısa uykusundan uyandı ve odasından çıkıp hancıya parasını ödedi.Handan çıktı ve şehir kapısına doğru yola çıktı.şehir kapısında iki tane kir ve pas içindeki zırhlarıyla duran pis sakallı muhafızlar vardı.Leronas"a kayıtsızca baktılar.Leronas şehirden çıktı ve gideceği yöne doğru yola koyuldu.Artık bazı şeyleri yapmalıydı.Krallığın kendi kardeşleri yüzünden düştüğüne inanamıyordu.Hepsi sadece kendilerinin kral olmaları gerektiğini düşünüyordu ve bu durum krallığı çökertti.Nereye gideceğini biliyordu.Elf ormanlarına gidicekti.Krallık zamanında elfler ve insanlar müttefiktiler ama krallık çöktükten sonra elfler kendilerini düzensiz ve tehlikeli insanlardan soyutlayıp ormanlarına çekildiler.Kardeşlerden Entrais ve Arkeas elflere birer saldırı düzenlemişlerdi ancak elf ormanlarının en içlerinde bulunan elf başkenti Sylasallemen"e ulaşamamışlardı.Leronas"a en yakın kardeş hep Santeonas olmuştu.Arada bir o da Leronas"a vururdu ama yinede diğerlerinden daha farklıydı.Leronas onu krallığı yeniden kurup barışı getireceğine inanırdı hep.Leronas onu bunları yapması için ikna edebileceğini düşünüyordu ama elf şehrine gidip Elf Kral"a akıl danışmalıydı.Elf Kral babasının en iyi dostlarından biriydi.Leronas arasıra Elf Kral"a uğrar babasıyla ilgi anıları dinlerdi ama hergidişinde kendini kötü hissederdi.şimdide kalbi sıkışıyor gibi hissediyordu.Analias"ın güzel yüzü gözlerinin önüne geliyordu.Leronas Analias ile ilk defa 10 sene önce babasının cenazesinde karşılaşmıştı.O sıralar 15 yaşındaydı.Elf Kral,oğulları ve kızları cenazeye gelmiş krallık sarayında iki gün boyunca kalmışlardı.Leronas Analias"a sarayın bahçelerini gezdirirdi.O iki güne çok şey sığmıştı.İkiside birbirini sevselerde birtürlü birbirlerine söyleyemiyorlardı.Zaten Leronas söylese ve evlenmeye karar verseler bile Analias"ın babası kızının bir insanla evlenmesindense ölmesini yeğlerdi.İkiside bundan korkuyorlardı ve birbirlerine kavuşamayacaklarını reddetmeye çalışıyorlardı.Doğru zamanı bekliyorlardı.Yinede Leronas her elf şehrine gidişinde Analias"la mutlaka görüşürdü.Yeşil çayırlarda günlerce yürüdü ve en sonunda yemyeşil elf ormanlarına vardı.Elf ormanları başkenti 50 metrelik bir surdan daha iyi koruyordu.Leronas ormanların içine daldı.Sabahın 7siydi ve ormanın içi çok güzel gözüküyordu.Leronas uçuşan kuşlara baktı ve arkasında 4 tane orman elfi belirdi.Üzerlerinde elf yapımı zincir zırhlar ve ellerinde uzun elf okları vardı.Kemerlerinde ise elf işlemeli kılıçlar asılıydı.
"Selamlar orman elfleri"dedi Leronas.
Leronas"ı tanıyan elf muhafızlar Leronas"a selam verip tekrar ağaçların arasına karıştı.
Leronas saatler boyunca güzel elf ormanında yürüdü göz kamaştırıcı elf şehrine vardığında buraya onlarca kere gelmesine rağmen yine elf işçiliğine hayran kaldı.Yavaşça şehrin iç kısımlarına doğru yürüdü.
Düşmüş Krallık(1.bölüm)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
