Günümüzden 350 milyon ışık yılı sonrasıydı. İstanbul günümüzde yaşadığımız tüm çevre trafik güvenlik sağlık eğitim ekonomi futbol altyapı üstyapı yan yapı sorunlarından arınmış huzur dolu, insanın yaşayası gelen bir kent haline gelmiştir.
Bu cennet gibi kentin çok ilerilerinde Avrupanın batısındaki suların ötesindeki bir ülkede vahşi Buşangel orduları doğuyu istila etmeye hazırlanmaktadırlar.
General Pirinç Hanımın emrindeki ordular Avrupa ya çıktıklarında Avrupalılar direnemez. Ordular hızla doğuyuya ilerlemekte şehirler ve ülkeler bir bir düşmektedir.
Ordular Anadolu ya doğru ilerledikçe Anadolu savunmasını nasıl yapacağını kara kara düşünür. Ancak bu düşünme esnasında 350 milyon ışık yılıo öncesinin İstanbulunu anlatan bir kitap bulur. Kitabı okudukça liderin kafasında çözüm şekillenir. Vahşi buşangelleri nasıl durduracağı aslında çok açıktır. Buşangeller İstanbul Boğazında durdurulacaktır. Tek yapılması gereken 350 milyon ışık yılı öncesinin İstanbulunu yeniden yaratmaktır. Bu kahramanca görevi yerine getirmek için Kel Sülün ün başkanlığında 31 Ispartalı görevlendirilir. Kel Sülün ve 31 Ispartalısı hızla İstanbulu eski şekline sokmaya başlarlar.
Bu aradan Bayan Pirinç in emrindeki Buşangel orduları Tekirdağ a varmıştır. Ordu Tekirdağ köftesi yemek için durmuştur. Köfteler yenir ve kalkılır. Ancak kahraman Tekirdağlıların köfteye koyduğu Urfa isotu Buşangel ordusuna ilk darbeyi vuracaktır. Ordu İstanbul boğazına doğru ilerlerken sık sık benzinci arayıp durmak ve ihtiyaçlarını gidermek zorunda kalacaktır.
Kazanılan zamanda da Kel Sülün son hazırlıklarını tamamlar, Vahşi Buşangeller nihayet İstanbul a vardıklarında ülkelerinde ününü duydukları barış dolu şehrin güzelliklerini yaşamayı beklemektedirler ancak onları büyük süprizler beklemektedir.
Buşangel Orduları İstanbul Boğazı ve 31 Isparta
Buşangel Orduları İstanbul Boğazı ve 31 Isparta
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Buşangel orduları tankları zırhları topları tüfekleri kağnıları ve atları ilerliyordu. Bu barbar ve acımasız ordu İstanbul un içlerine doğru ilerleyen büyük otobanların üzerinden Anadolu ya dolayısı ile Asya ya giderek daha fazla yaklaşmaktaydı. Ã?ekmece civarına gelindiğinde büyük ordunun generali Bayan Pirinç Hanım ordunun bir bölümünü şehri işgal için bu bölgede bıraktı. Geri kalan ordu ise büyük otobanlardan Asya istilasını başlatmak için ilerlemeye devam etti. Silahları parlatılmış benzin depoları dolu mideleri rahatlamış ordular Avrupa dan sonra yeni bir kıtayı işgal edebilmek için hızla İstanbul Boğazına ilerliyordu. Ã?nlerindeki otoban onları ünlü birinci Boğaz Köprüsüne ulaştırıyordu. Onları kim durdurabilirdi ki...
Tabii ki de Kel Sülün ve 31 Ispartalı durdurabilirdi. Ordu otobanda daha hızlı ilerleyebileceğini umarak en sol şeritten ilerlerken hızla İstanbul un birikmiş arabalarının arasına daldılar. Tanklar toplar arabalar başarılı bir frenle saatte 150 kilometre olan hızlarını saatte 52,5 santimetre ye düşürdüler. Fren başarılıydı ama harekat aynı ölçüde başarılı gitmiyordu. Zaman ilerliyor saatler geçiyor. Ordu 10-15 metre gibi mesafeleri büyük kahramanlıklarla kat etmesine karşın başarı giderek zorlaşıyordu.
Bir ara büyük bir taktik deha olan Bayan Pirinç in taktiksel manevraları ile hız saatte 2,5 metreye karşı çıktı. Ancak Kel Sülün 31 Ispartalı ve onların izindeki kahraman Türk şöförleri hemen karşı taktiklerle hızları yine düşürdüler.
Artık seferin sonunun ne zaman geleceği belli değildi. Ancak bayan Pirinç yine de kararlılıkla ilerlemeye devam etti. Günler geçmiş ama Buşangeller hala ilerliyordu. Bu arada hiç umulmayan başka bir sorun baş gösterdi. Tankların arabaların benzinleri bitmeye başlamıştı. Benzin istasyonuna giren Buşangeller bir kere daha 31 Ispartalının oyunu ile karşılaştılar. Benzin öyle pahalı idi ki bir depo neredeyse arabanın ile aynı fiyata doluyordu. Avrupa nın belki de Dünya nın en pahalı benzininin burada olduğu açıktı. Buşangel ordusunun finansal kaynakları hızla tükenmeye başladı.
Bayan Pirinç için ilerlemeye devam etme kararı gittikçe daha riskli oluyordu. Yine de devam etti. Ve İstanbul un sınırlarına girişinin ikinci haftasında nihayet Boğazın suları göründü. Ancak İstanbul Boğazı savunmasının en etkili hattına yeni girmişlerdi.
Tankların jiplerin hafif zırhlı araçların hepsinin önünde bir sürü insan bir anda birikiverdi. Kaset soğuk su meyve fıstık limon satıyor ve ordu mensupları ürünleri almadan oradan ayrılmıyorlardı. Bayan Pirinç in elinde kalan son kaynaklar da birkaç saat içinde hızla tükeniyordu. Boğaz'ın suları görünüyordu ancak Buşengel Ordusunu gönderen devletin ekonomisi yara almaya başlamıştı.
İçi kan ağlayan Bayan Pirinç böylece ilk çekilme kararını verdi. Karşı şeritten zırhlı araçları hızla geriye doğru akarken Kel Sülün ve 31 Ispartalı İstanbul Boğazındaki savunmanın ilk zaferini kutluyorlardı.
Ancak barbar Buşangellerin komutanı Bayan Pirinç in hemen pes etmeyeceği açıktı. 31 Ispartalı'nın yaratacağı destan daha yeni başlıyordu.
Tabii ki de Kel Sülün ve 31 Ispartalı durdurabilirdi. Ordu otobanda daha hızlı ilerleyebileceğini umarak en sol şeritten ilerlerken hızla İstanbul un birikmiş arabalarının arasına daldılar. Tanklar toplar arabalar başarılı bir frenle saatte 150 kilometre olan hızlarını saatte 52,5 santimetre ye düşürdüler. Fren başarılıydı ama harekat aynı ölçüde başarılı gitmiyordu. Zaman ilerliyor saatler geçiyor. Ordu 10-15 metre gibi mesafeleri büyük kahramanlıklarla kat etmesine karşın başarı giderek zorlaşıyordu.
Bir ara büyük bir taktik deha olan Bayan Pirinç in taktiksel manevraları ile hız saatte 2,5 metreye karşı çıktı. Ancak Kel Sülün 31 Ispartalı ve onların izindeki kahraman Türk şöförleri hemen karşı taktiklerle hızları yine düşürdüler.
Artık seferin sonunun ne zaman geleceği belli değildi. Ancak bayan Pirinç yine de kararlılıkla ilerlemeye devam etti. Günler geçmiş ama Buşangeller hala ilerliyordu. Bu arada hiç umulmayan başka bir sorun baş gösterdi. Tankların arabaların benzinleri bitmeye başlamıştı. Benzin istasyonuna giren Buşangeller bir kere daha 31 Ispartalının oyunu ile karşılaştılar. Benzin öyle pahalı idi ki bir depo neredeyse arabanın ile aynı fiyata doluyordu. Avrupa nın belki de Dünya nın en pahalı benzininin burada olduğu açıktı. Buşangel ordusunun finansal kaynakları hızla tükenmeye başladı.
Bayan Pirinç için ilerlemeye devam etme kararı gittikçe daha riskli oluyordu. Yine de devam etti. Ve İstanbul un sınırlarına girişinin ikinci haftasında nihayet Boğazın suları göründü. Ancak İstanbul Boğazı savunmasının en etkili hattına yeni girmişlerdi.
Tankların jiplerin hafif zırhlı araçların hepsinin önünde bir sürü insan bir anda birikiverdi. Kaset soğuk su meyve fıstık limon satıyor ve ordu mensupları ürünleri almadan oradan ayrılmıyorlardı. Bayan Pirinç in elinde kalan son kaynaklar da birkaç saat içinde hızla tükeniyordu. Boğaz'ın suları görünüyordu ancak Buşengel Ordusunu gönderen devletin ekonomisi yara almaya başlamıştı.
İçi kan ağlayan Bayan Pirinç böylece ilk çekilme kararını verdi. Karşı şeritten zırhlı araçları hızla geriye doğru akarken Kel Sülün ve 31 Ispartalı İstanbul Boğazındaki savunmanın ilk zaferini kutluyorlardı.
Ancak barbar Buşangellerin komutanı Bayan Pirinç in hemen pes etmeyeceği açıktı. 31 Ispartalı'nın yaratacağı destan daha yeni başlıyordu.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests