TAVşAN AVI
Başına geçirdiği bereyi paltosunun cebine koydu. Uzun boylu, sarışın ve zayıf bir çocuktu. Elinde hazır tuttuğu tüfeği omzuna astı. Ve arkadaşına seslendi. ''Sabaha kadar bekleyecek bir yer bulalım. Çok yoruldum. Bu halde köyü bulamayız.'' ''İyi olur bende yoruldum'' dedi Sinan. İki genç avcı homurdanarak ormanın içinden yürümeye devam ettiler. ''Ben sana dedim. Biz kim? Avcılık kim?'' ''Tamam Hakan uzatma. Afacanı da kaybettik zaten. Afacan yanlarına aldıkları av köpeğinin adıydı. Hedeflerinde tavşan avlamak vardı. Ama aslında ava sadece macera olsun diye çıkmışlardı. Yollarını da kaybetmişlerdi. Ve geceyi geçirecek bir yer bulmaları gerekiyordu. Hakan dayanamadı. ''Sinan devam etmeyelim. Bir yerde dinlenelim de sabah olunca bakarız bir çaresine.'' Sinan ''Tamam arıyoruz işte'' diye sinirli bir şekilde cevap verdi. Orta boylu bebek yüzlü yakışıklı bir çocuk sayılırdı Sinan. Issız ağaçlık bir yoldan geçerek yürümeye devam ettiler. Yolun sonunda ki kulübeyi farketmeleri pek zaman almadı.
Hakan rahatlamış bir şekilde ''Abi Allah çıkardı bu kulübeyi karşımıza yoksa valla bir adım daha atacak halim yoktu'' ''Al benden de o kadar Hakan. Neyse hemen girelim şu kulübeye'' Kulübeye doğru hızlı adımlarla yürüdüler. Tahtalarının çürümüş olmasından eski bir kulübe olduğu anlaşılıyordu. Kulübenin kapısına kadar geldiler. Kulübenin camlarından ateşin ışığı sızıyordu. ''İçeride bir var galiba'' dedi Sinan. Kapıyı tıklatıp içeri girdiler. Yanan ölgün mum ışığı, yaşlı ve çirkin bir adamın yüzüne vuruyordu. ''Bende sizi bekliyordum'' dedi adam. Yüzünde hain ve alaycı bir ifade vardı. Tek tük olan dişleriyle sırıtıyordu. Sakalları suratının yarısını kapatıyordu. Oturduğu yerden kalktı ve kapıya yöneldi. Hakan ve Sinan adamın dediklerinden hiçbir şey anlamamış; oldukları yerde donakalmışlardı. Adam tam dışarı çıkacakken Sinan mumu görüp seslendi. ''Amca mumu unuttun'' Yaşlı adam başını çevirip yine sırıtmaya başladı. ''Mum sizde kalsın. Sizi daha karanlıktasınız.''
Yaşlı adamın tavrı ve söyledikleri kulübe de fırtına etkisi yaratmıştı. Hakan ve Sinan adamın söylediklerine bir anlam verememişti. Hakan ''Bu ne demek şimdi? Bir bilmece mi yoksa'' diye mırıldandı. Sinan da ''Bu adam kim? Ve bizi nerden tanıyor'' diye atıldı. İkisinin de içi ürpermişti. Ve yanlarına aldıkları tüfekler artık onlara güven vermiyordu. Sinan kulübenin ortasında yanan ateşe çalı çırpı attı. Ve biraz önce vücudlarında titreme etkisi yaratan olayı unutmak için ısınmaya başladılar. İkisinin de içinde rahatsız edici bir sıcaklık oluşmuştu. Av için çıkmışlardı. Ama sabaha kadar bu kulübede beklemek zorunda kalacaklardı. Ailelerinin kendilerini merak etmiş olduklarını düşünüyorlardı. Ve bu duygular ikisini de rahatsız ediyordu. Kulübeye gireli neredeyse bir saat olmuştu. Sinan başının ağrıdığını hissetti. Ve aklına takılan soruları bir kenara bıraktı. Arkasını dönerek az önce yaşlı adamın oturduğu sedire yöneldi. Oturduktan sonra '' şimdi bunları düşünmeyelim ve biraz dinlenelim. Sabah olunca hemen köye döneriz'' dedi. Hakan ''Tamam'' diyerek onayladı ve kulübenin köşesinde yere oturmayı tercih etti. Sinan başını tavana dikti ve sedire iyice uzandı. Hakan; Sinan'ın yavaş yavaş uykuya daldığını farketti. Yorgunlardı ve biraz dinlenmeleri gerekiyordu.
Hakan oturduğu yerde rahat edemedi. Tek yatılacak sediri de Sinan'a kaptırmıştı. Ama zaten kendisini pek yorgun hissetmiyordu. Sinan'a baktı. O şimdi deliksiz bir uyku çekiyordu. Ayağa kaltı. Kendi tüfeğini alarak omzuna astı. ''şu kulübenin etrafına bir bakalım hele. Belki akşam bulamadığımız avı burda buluruz. Hem Sinan'a da sürpriz olur.'' Sessizce kulübeden çıktı. Dışarı çıktığında temiz hava bütün ciğerlerini doldurdu. Ve uykusunu tamamen dağıttı. Birkaç dakikadır kulübenin etrafında dolanıyordu. ''Keşke Afacan da olsa'' dedi kendi kendine. Neden sonra birkaç metre ötedeki çalının kıpırdadığını farketti. Tüfeğini kontrol edip yürümeye başladı.
Kapı ısrarla yumruklanıyordu. Sinan bu sesle uyandı. Kapı hala kırılırcasına yumruklanıyordu. Ne olduğunu anlayamadan kapıya yöneldi. Ve kapıyı açtı. Dışarıda hiç kimse yoktu. Az önce bu kapının yumruklandığına emin gibiydi. Yoksa rüya mı görmüştü? Gözlerini ovaladıktan sonra tam ''Hakan'' diye seslenecekti ki kulübe de kendisinden başka kimsenin olmadığını farketti. Hakan nereye gitmişti? Uykusunu tam alamadığı için beyni birileri tarafından yontuluyor gibiydi. Arkasından gelen sesle birlikte aniden geri zıpladı. Görmüştü. Pencerelerin önünde bir karaltı, rüzgar gibi geçmişti. Nabız atışlarını duyar gibiydi. Gözleri tüfeğini aradı. Tüfeği görür görmez hemen eline aldı. Kapıya doğru yürümeye başladı. Yürürken aynı anda seslendi: ''Hakan kes şu oyunu! Bak valla vururum seni'' Seslenişine hiçbir cevap gelmedi.
Tedirgin bir şekilde ağır adımlarla kapının önüne geldi. Ve tahta kapının açılması için eliyle basınç uyguladı. Kapı açılmadı. İki elini kullanarak denedi. Kapı önünde büyük bir kaya varmışçasına hareket dahi etmiyordu. '' Neler oluyor'' diye panik bir şekilde sordu kendine. ''Hakan'' diye seslendi bir kez daha. Ses gelmedi. Bunları onun yapmadığını adı gibi biliyordu. Ama başka bir seçeneğe de inanmak istemiyordu. Kapıyı ardı ardına tekmelemeye başladı ama kapı gram yerinden oynamıyordu. Bu kez de başaramayınca tüfeği eline aldı ve kapı koluna doğrulttu.
Tam ateş edecekti ki arkasından korkunç bir ses duydu. Hızla döndü. Sesin geldiği yöne döndüğünde, bir hayvanın paramparça edilmiş cesediyle karşılaştı. Biraz daha yaklaşınca kafası olmayan bir köpek cesedi olduğunu fark etti. Afacan'ın cesediydi bu. Etrafında dönerek bağırmaya başladı. ''Allahım!''
Arkasından bir ses daha duydu. Kulübenin camları, korkunç sesler çıkartarak kırılıyordu. Sırtına inen darbeyle yere yığıldı. Sırtına inen şeyin yerde yatan köpeğinin kafası olduğunu görünce çıldırmanın eşiğine geldi.
Kulübenin kapısı bir kez daha yumruklanmaya başlamıştı. Kapı açılmak üzereydi. Sinan ellerinin titremesine aldırmadan tüfeği kapıya doğrulttu. Kapının açılmasıyla Sinan'ın tüfeğinin ateş alması bir oldu. Tüfekten çıkan mermi hedefi bulmuştu. Kapıyı açan beden yavaşça yere yığıldı. Sinan karaltıda kim olduğunu fark edememişti. Sinir sistemi bozulmuştu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak kapıya yöneldi. Yerde yatan kişinin Hakan olduğunu görünce çılgınca bağırmaya başladı. ''Hakan!''
Hakan sol kolunu tutmuş bir şekilde acıyla inliyordu. Sinan'a doğru döndü. Dilinin döndüğünce fısıldadı. ''O geliyor. Hemen kaç buradan!''
''Kim? Ne diyorsun Hakan'' diye ağlamaklı bir şekilde sordu Sinan. ''Kaç git buradan. Beni unut!'' diye haykırdı bu defa Hakan. Etine giren kurşun canını iyice acıtıyordu. Sinan açık kapıdan şuursuzca koşmaya başladı. Kulübeden fazla uzaklaşmamıştı ki aniden durdu. ''Ne yapıyorum ben? Kendi elleriyle vurduğu arkadaşını ölüme terketmişti. ''Hayır'' dedi. ''Kurtulursak beraber kurtuluruz. Ölürsek beraber ölürüz.'' Neyle karşı karşıya olduklarını bile bilmiyordu. Ne olursa olsun onu yalnız bırakamazdı.
Kulübenin önüne gelmiş sayılırdı. Kapı aralığından içeri bakınca dehşete düştü. Arkadaşı Hakan, oturduğu yerde deli gibi sırıtıyordu. Kahkahaları kulübenin içinde yankılanıyordu. Sinan, olduğu yerde donakaldı. Dikkatlice içeriye baktı. Ã?nce Hakan'ın kolundaki yaranın yavaş yavaş kaybolduğunu fark etti. Daha sonra Hakan'ın bedeninin yavaş yavaş değişime uğradığını gördü. Derisi kızıllaşmış, kafasında sivri boynuzlar belirmişti. Gözleri sapsarıydı. Gördüğü şeyin arkadaşı olmadığını anlaması uzun sürmedi. Kulübenin içinde ki şeytan, olabildiğince sırıtıyordu. Ardından yaratık tekrar değişime uğramaya başladı. Bu defa oluşan şekli tanıdı Sinan. şeytan, kulübeye ilk girdiklerinde ki çirkin adama dönüşmüştü. Ve hala sırıtıyordu. Sinan kanının donduğunu hissetti. Kalbi dışarıya fırlayacak gibi çarpıyordu. Tam bu sırada omzuna dokunan eli hissedince tiz bir çığlık attı. Bayılacak gibiydi. Korkuyla arkasına döndü. Hakan elinde tuttuğu tavşanla gülüyordu. ''Sinan bak sen uyurken bir tavşan vurdum'' Sinan kapkatı kesildi. Hakan'ın dediklerini bile duymadı. Bedeni bu kadar korkuya dayanamadı. Ve yavaşça yere düştü.
TAVşAN AVI
TAVşAN AVI
Affetmem;Mahvederim!!
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
