YENİDEN DOğUM - BİR VENTRUE ÖYKÖSÖ
Posted: Fri Jun 01, 2007 12:07 pm
O gece yine bir haftadır her gece yaptığım gibi kordonda bir şeyler yedikten sonra otelime dönüyordum. İtalya'dan geleli hemen hemen bir hafta olmuştu.
Arabamı park ettim, tam kapıyı açacakken dikiz aynasından arkadan hızla geçen bir karartı fark ettim. Sanırım içkiyi fazla kaçırdım diyerek fazla umursamadım. Kapıya uzandım, kolu çektim bacağımı dışarı uzatıp, ayağımı yere koymamla birlikte, o siyah karartı tekrar geçti, bu kez önümden. korkmuştum. Kim var orada diye seslendimse de kimseden bir ses çıkmadı. Tek başıma asansöre binmeye korktum, arabadan inip otopark gişesine doğru yürümeye başladım. Birilerinin gelmesini bekler onlarla çıkardım yukarıya. Gişeye yaklaştım, renkli camlar içerisini göstermiyordu, bir kaç adım daha attım ve gişenin kapısına uzandım. Camdaki yansımadan tekrar o karartıyı görünce korkudan ne yaptığımı bilmeden aceleyle kapıyı açıp içeri girdim ve kapattım.
Derin bir nefes aldıktan sonra içerideki eksikliği fark ettim; güvenlik elemanından bir tepki gelmemişti. O anda yerimden kıpırdayamadım, sadece başımı yavaşça arkamda duran sandalyeye doğru çevirdim ve dehşet içinde donakaldım; güvenlik elemanı başı yana düşmüş bir şekilde hareketsiz duruyor ve boynundan kan sızıyordu, sanki saatlerce morgda kalmış kadar renksizdi teni. Üzerindeki parlak sarı yelekte kandan kırmızı bir çizgi uzanıyordu. bense bu korkunç manzara karşısında dilim tutulmuş sadece bakıyordum, ağzımdan tek bir kelime bile çıkmıyordu ne bir imdat ne de başka bir şey. O anda gişe kapısının tekrar açıldığını duydum ve hızla başımı kapıya çevirdim birkaç saniye dehşet içinde kapıya baktıktan sonra içeri girenin sarı yelekli ikinci güvenlik elemanı olduğunu fark edince sanki her şey çözülmüş gibi bir derin nefes aldım. Ama daha yeni başladığımızı bilmiyordum...
Sarı yelekli adam içeri girdi, birkaç saniye durakladıktan sonra gördüklerinden ötürü bana saldırdı kollarımı yakalamak için hamle yaptı. Ben daha dur demeye bile fırsat vermeden adam beni bileklerimden yakalamış ve kollarımı arkama alıp belimde birleştirmişti bile. ben ondan sonra başlayabildim konuşmaya;"dur yanlış anlıyorsun ben biş...". "DUR" kapıdan tek kelimelik bir emir cümlesi duyuldu. Ben ve memur; ikimizde istemsiz olarak kapıya doğru baktık. Karşımızda en az 1,90 boyunda iri yarı bir adam vardı. Adamın görünüşü ürkütücüydü. Kumral dalgalı uzun saçları başının iki yanından omuzlarının önüne geliyordu, yüzünün neredeyse yarısını kapatan saçları yüzünden surat ifadesi belli belirsiz görülüyordu ama anlamsız bir sinir olduğu belliydi yüzünde. içeri doğru bir adım attı memura bakarak "bırak onu" dedi. O anda bileklerimi tutan ellerin gevşediğini hissettim ama ellerimi bile hareket ettirmekten acizdim. Bana bakarak, sanki biraz daha hafif bir ses tonuyla;"çekil kenara" dedi. düşünmeden ellerimi kurtarıp, duvarın dibine çöktüm, daha önce bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum.
Ben önünden çekilince memur hafifçe doğruldu, sanki biraz kendindeymiş gibi bir hali vardı artık ve sert sayılabilecek bir ses tonuyla "kimsin sen" dedi. İri yarı adam bir eliyle yüzünün önüne gelen saçlarını çekti ve omzunun arkasına attı, artık yüzünde o anlamsız ifade yerine sinsi bir gülümseme vardı, sanki sen benim kim olduğumu biliyorsun der gibiydi. Aniden gülümseyen dudakları yavaşça aralandı ve iki uzun diş belirdi, ben daha ne olup bittiğini anlayamadan, bir saniyeden daha kısa bir süre içinde memurla burun buruna değecek mesafeye geldi.
Bayılmıştım…
...Gözlerimi açtığımda, büyük bir salonun ortasındaydım. Yavaşça ayağa kalktığımda geniş bir kemerin (burası odanın girişi olsa gerek diye düşündüm) iki yanında duran adamları fark ettim; iki iri yarı adam daha. Neler oluyor diye geçirdim içimden. Büyük kemerin ardından ayak sesleri duyuldu, oldukça ritmik seslerdi bunlar ve oldukça ağır. Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu, gelen kişinin silueti belirince iki adam başlarını indirip boyun eğdiler, bende iki adım geri çekildim, titremeye başlamıştım. Yavaşça yaklaşan siluetin bir adama ait olduğu anlaşılıyordu artık, yüzü belli oluyordu. Adam istifini hiç bozmadan, aynı ritmik adımlarla yaklaştı, bana baktığını yeni anlamıştım ki; gözlerimin içine bakarak “BOYUN Eğ” dedi. Birden bu tanımadığım adama boyun eğme gereği duydum ve başımı yavaşça öne eğdim. Siyah saçları titizlikle geriye doğru taranmış, yüzünde belli belirsiz bir kirli sakalı olan, oldukça şık giyimli bu adamın, Hollywood filmlerindeki “mafioso”lar gibi oldukça etkileyici bir mizacı vardı, sanki doğaüstü bir karizmaya sahipti.
Adam gözlerini benim üzerimden çekip arkama doğru bakarak; “sağol Hakan” dedi. Başımı arkaya çevirdim ve aniden kendime geldim. Bayılmadan önce son gördüğüm şey şimdi karşımda duran iri yarı adamın güvenlik görevlisinin boynuna dişlerini geçirdiğiydi. Benim ona baktığımı görünce yine o sinsi gülümseme belirmişti yüzünde. Ã?nümde duran mafya babası kılıklı adamı ittirerek kapıya doğru koşmaya başladım bir yandan da bağırıyordum. Arkamdan “tutun” diye bir ses duydum ve kapının iki yanındaki adamlar beni kollarımdan tuttuğu gibi tekrar o adamın yanına getirip yere bıraktılar. Dizlerimin üzerinde yerde öylece duruyordum, yere bakıyordum. Takım elbiseli adam bir dizini yere koyarak çöktü ve bana baktı, bir eliyle çenemi tutarak başımı kaldırdı ve gözlerine bakmamı sağladı; “KİMSİN SEN” anlayamadığım bir şekilde adam benim ana dilimde; İtalyanca konuşuyordu. Benim aslen İtalyan olduğumu nereden bilebilirdi ki. Ben aklımdan bunları geçirirken bir yandan da adamla konuşuyordum:
- Ben Barzini, Alfredo Barzini. İtalyan bir Holding patronuyum. Bir görüşme için Türkiye’ye geldim, bir haftadır burada İstanbul’dayım.
- Yeter! Güzel Bay Barzini. Peki size Luigi diyebilir miyim?
Birkaç saniye duraksadım, şok olmuştum. Luigi benim ikinci kimliğimdi, bu adı sadece ortak iş yaptığım kişiler biliyordu. Yoksa Türkiye üzerinden silah kaçıracağımı öğrenmişler miydi?!
-Hakkınızda her şeyi biliyoruz Bay Barzini. Ama size bir zarar vermek niyetinde değilim. Sizden sadece bize ufak bir yardım yapmanızı talep ediyorum.
- Ne gibi?
- Oldukça kısa ve açık anlatacağım; önümüzdeki hafta Edirnekapı’dan çıkacak olan konteynerler. Onların içindekileri istiyorum. Ve uyarıyorum bize zorluk çıkarmayın.
Adam cümlesini bitirirken yüzünde hain bir gülümseme belirdi, sanki seni zorlamıyoruz ama sen bu işi yapmak zorundasın diyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Anlaşma yoluna gitmeye karar verdim.
- Peki ya bu işten benim çıkarım ne olacak? Ne kadar alacağım?
- Size ömrünüzde göremeyeceğiniz kadar güç kazandıracağım Bay Barzini. Emin olun tatmin olacaksınız.
- Daha açık konuşun. Burada bir iş anlaşması yapıyoruz sanırım.
- Yanlış anladınız Bay Barzini, burada siz anlaşmaya çalışıyorsunuz. Bizim için bir anlaşmazlık söz konusu değil. şimdi ya benim teklifimi kabul eder ve silahları bana verip rahat edersin, ya da teklifimi kabul etmezsin, bizde silahları zorla alırız. Emin ol bunu yapabiliriz.
Adamlarda biri takım elbiseli patronlarına bir kağıt uzattı. Adam kağıdı bana göstererek;
- Pekala Bay Barzini, bu işi Mafioso tarzında yapalım isterim.
Adam ceketinin içinden bir bıçak çıkardı; kabzasında parlayan taşlar olan bir bıçak, oldukça değerli görünüyordu.
- Kabul ediyor musunuz Bay Barzini?
Başımı yavaşça öne eğerek sözleşmeyi imzalamayı kabul ettiğimi belirttim ama bunu gerçekten isteyip istemediğimi bilmiyordum. Adam o kadar etkileyiciydi ki hayır diyemedim.
Ardından bileğimi kavrayıp gömleğimin kolunu sıyırdı, elindeki bıçağın önce yan yüzünü bileğime sürttü;
- Soğuk çeliği hissediyor musun?
Sanki şimdi çok farklı bir havadaydı bambaşka bir hali vardı o az önceki karizmasının yerinde başka bir duygu vardı sanki bambaşka bir tutku duymuştu eli bileğimdeyken. Ben kendi kafamda adamın halini sorgularken bileğimdeki yanık hissiyle kendime geldim. Kan bileğimden yavaşça aşağıya doğru süzüldü ve yerdeki kağıdın üzerine damladı, kağıtta yazan ismimin altında kırmızı kocaman bir nokta halini aldı. Adam kendini kaybetmişçesine kan bulaşmış baş parmağını ağzına götürdü ve bıçağında üzerindeki kanı yaladı. Daha sonra elini anlaşmanın üzerine götürdü, bıçağını cebine koymuştu, parmağını bileğine yaklaştırdı, yavaşça aşağıya doğru indirdi, parmağın ardından ince kırmızı şerit geliyordu, sanki tırnağıyla bileğine ince bir çizgi çizmişti. Onun kanıda kağıda damlayınca, bileğinde beni şok eden bir olay daha gerçekleşti; kırmızı çizgi yavaşça yok oluyordu. Birkaç saniye sonra adamın bileğindeki yara izinden eser kalmamıştı.
Tekrar bileğimi tuttu, önce bileğimdeki yaraya ardından yüzüme baktı, kanamam çok şiddetli değildi ama;
- Sanırım biraz derin kesmişim, neyse mühim değil arkadaşlar sarar yaranızı. Bir süre misafirim olacaksınız Bay Barzini.
Dedi. Ve ağzını bileğime doğru yaklaştırdı. Bileğimde bir sıcaklık hissettim; hızla dışarı çekilen kanın sıcaklığıydı bu damarlarımdan kanın çekildiğini hissedebiliyordum. Kendimden geçmeden önce son hatırladığım şey; soğuktu, çelik soğuğu.
Arabamı park ettim, tam kapıyı açacakken dikiz aynasından arkadan hızla geçen bir karartı fark ettim. Sanırım içkiyi fazla kaçırdım diyerek fazla umursamadım. Kapıya uzandım, kolu çektim bacağımı dışarı uzatıp, ayağımı yere koymamla birlikte, o siyah karartı tekrar geçti, bu kez önümden. korkmuştum. Kim var orada diye seslendimse de kimseden bir ses çıkmadı. Tek başıma asansöre binmeye korktum, arabadan inip otopark gişesine doğru yürümeye başladım. Birilerinin gelmesini bekler onlarla çıkardım yukarıya. Gişeye yaklaştım, renkli camlar içerisini göstermiyordu, bir kaç adım daha attım ve gişenin kapısına uzandım. Camdaki yansımadan tekrar o karartıyı görünce korkudan ne yaptığımı bilmeden aceleyle kapıyı açıp içeri girdim ve kapattım.
Derin bir nefes aldıktan sonra içerideki eksikliği fark ettim; güvenlik elemanından bir tepki gelmemişti. O anda yerimden kıpırdayamadım, sadece başımı yavaşça arkamda duran sandalyeye doğru çevirdim ve dehşet içinde donakaldım; güvenlik elemanı başı yana düşmüş bir şekilde hareketsiz duruyor ve boynundan kan sızıyordu, sanki saatlerce morgda kalmış kadar renksizdi teni. Üzerindeki parlak sarı yelekte kandan kırmızı bir çizgi uzanıyordu. bense bu korkunç manzara karşısında dilim tutulmuş sadece bakıyordum, ağzımdan tek bir kelime bile çıkmıyordu ne bir imdat ne de başka bir şey. O anda gişe kapısının tekrar açıldığını duydum ve hızla başımı kapıya çevirdim birkaç saniye dehşet içinde kapıya baktıktan sonra içeri girenin sarı yelekli ikinci güvenlik elemanı olduğunu fark edince sanki her şey çözülmüş gibi bir derin nefes aldım. Ama daha yeni başladığımızı bilmiyordum...
Sarı yelekli adam içeri girdi, birkaç saniye durakladıktan sonra gördüklerinden ötürü bana saldırdı kollarımı yakalamak için hamle yaptı. Ben daha dur demeye bile fırsat vermeden adam beni bileklerimden yakalamış ve kollarımı arkama alıp belimde birleştirmişti bile. ben ondan sonra başlayabildim konuşmaya;"dur yanlış anlıyorsun ben biş...". "DUR" kapıdan tek kelimelik bir emir cümlesi duyuldu. Ben ve memur; ikimizde istemsiz olarak kapıya doğru baktık. Karşımızda en az 1,90 boyunda iri yarı bir adam vardı. Adamın görünüşü ürkütücüydü. Kumral dalgalı uzun saçları başının iki yanından omuzlarının önüne geliyordu, yüzünün neredeyse yarısını kapatan saçları yüzünden surat ifadesi belli belirsiz görülüyordu ama anlamsız bir sinir olduğu belliydi yüzünde. içeri doğru bir adım attı memura bakarak "bırak onu" dedi. O anda bileklerimi tutan ellerin gevşediğini hissettim ama ellerimi bile hareket ettirmekten acizdim. Bana bakarak, sanki biraz daha hafif bir ses tonuyla;"çekil kenara" dedi. düşünmeden ellerimi kurtarıp, duvarın dibine çöktüm, daha önce bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum.
Ben önünden çekilince memur hafifçe doğruldu, sanki biraz kendindeymiş gibi bir hali vardı artık ve sert sayılabilecek bir ses tonuyla "kimsin sen" dedi. İri yarı adam bir eliyle yüzünün önüne gelen saçlarını çekti ve omzunun arkasına attı, artık yüzünde o anlamsız ifade yerine sinsi bir gülümseme vardı, sanki sen benim kim olduğumu biliyorsun der gibiydi. Aniden gülümseyen dudakları yavaşça aralandı ve iki uzun diş belirdi, ben daha ne olup bittiğini anlayamadan, bir saniyeden daha kısa bir süre içinde memurla burun buruna değecek mesafeye geldi.
Bayılmıştım…
...Gözlerimi açtığımda, büyük bir salonun ortasındaydım. Yavaşça ayağa kalktığımda geniş bir kemerin (burası odanın girişi olsa gerek diye düşündüm) iki yanında duran adamları fark ettim; iki iri yarı adam daha. Neler oluyor diye geçirdim içimden. Büyük kemerin ardından ayak sesleri duyuldu, oldukça ritmik seslerdi bunlar ve oldukça ağır. Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu, gelen kişinin silueti belirince iki adam başlarını indirip boyun eğdiler, bende iki adım geri çekildim, titremeye başlamıştım. Yavaşça yaklaşan siluetin bir adama ait olduğu anlaşılıyordu artık, yüzü belli oluyordu. Adam istifini hiç bozmadan, aynı ritmik adımlarla yaklaştı, bana baktığını yeni anlamıştım ki; gözlerimin içine bakarak “BOYUN Eğ” dedi. Birden bu tanımadığım adama boyun eğme gereği duydum ve başımı yavaşça öne eğdim. Siyah saçları titizlikle geriye doğru taranmış, yüzünde belli belirsiz bir kirli sakalı olan, oldukça şık giyimli bu adamın, Hollywood filmlerindeki “mafioso”lar gibi oldukça etkileyici bir mizacı vardı, sanki doğaüstü bir karizmaya sahipti.
Adam gözlerini benim üzerimden çekip arkama doğru bakarak; “sağol Hakan” dedi. Başımı arkaya çevirdim ve aniden kendime geldim. Bayılmadan önce son gördüğüm şey şimdi karşımda duran iri yarı adamın güvenlik görevlisinin boynuna dişlerini geçirdiğiydi. Benim ona baktığımı görünce yine o sinsi gülümseme belirmişti yüzünde. Ã?nümde duran mafya babası kılıklı adamı ittirerek kapıya doğru koşmaya başladım bir yandan da bağırıyordum. Arkamdan “tutun” diye bir ses duydum ve kapının iki yanındaki adamlar beni kollarımdan tuttuğu gibi tekrar o adamın yanına getirip yere bıraktılar. Dizlerimin üzerinde yerde öylece duruyordum, yere bakıyordum. Takım elbiseli adam bir dizini yere koyarak çöktü ve bana baktı, bir eliyle çenemi tutarak başımı kaldırdı ve gözlerine bakmamı sağladı; “KİMSİN SEN” anlayamadığım bir şekilde adam benim ana dilimde; İtalyanca konuşuyordu. Benim aslen İtalyan olduğumu nereden bilebilirdi ki. Ben aklımdan bunları geçirirken bir yandan da adamla konuşuyordum:
- Ben Barzini, Alfredo Barzini. İtalyan bir Holding patronuyum. Bir görüşme için Türkiye’ye geldim, bir haftadır burada İstanbul’dayım.
- Yeter! Güzel Bay Barzini. Peki size Luigi diyebilir miyim?
Birkaç saniye duraksadım, şok olmuştum. Luigi benim ikinci kimliğimdi, bu adı sadece ortak iş yaptığım kişiler biliyordu. Yoksa Türkiye üzerinden silah kaçıracağımı öğrenmişler miydi?!
-Hakkınızda her şeyi biliyoruz Bay Barzini. Ama size bir zarar vermek niyetinde değilim. Sizden sadece bize ufak bir yardım yapmanızı talep ediyorum.
- Ne gibi?
- Oldukça kısa ve açık anlatacağım; önümüzdeki hafta Edirnekapı’dan çıkacak olan konteynerler. Onların içindekileri istiyorum. Ve uyarıyorum bize zorluk çıkarmayın.
Adam cümlesini bitirirken yüzünde hain bir gülümseme belirdi, sanki seni zorlamıyoruz ama sen bu işi yapmak zorundasın diyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Anlaşma yoluna gitmeye karar verdim.
- Peki ya bu işten benim çıkarım ne olacak? Ne kadar alacağım?
- Size ömrünüzde göremeyeceğiniz kadar güç kazandıracağım Bay Barzini. Emin olun tatmin olacaksınız.
- Daha açık konuşun. Burada bir iş anlaşması yapıyoruz sanırım.
- Yanlış anladınız Bay Barzini, burada siz anlaşmaya çalışıyorsunuz. Bizim için bir anlaşmazlık söz konusu değil. şimdi ya benim teklifimi kabul eder ve silahları bana verip rahat edersin, ya da teklifimi kabul etmezsin, bizde silahları zorla alırız. Emin ol bunu yapabiliriz.
Adamlarda biri takım elbiseli patronlarına bir kağıt uzattı. Adam kağıdı bana göstererek;
- Pekala Bay Barzini, bu işi Mafioso tarzında yapalım isterim.
Adam ceketinin içinden bir bıçak çıkardı; kabzasında parlayan taşlar olan bir bıçak, oldukça değerli görünüyordu.
- Kabul ediyor musunuz Bay Barzini?
Başımı yavaşça öne eğerek sözleşmeyi imzalamayı kabul ettiğimi belirttim ama bunu gerçekten isteyip istemediğimi bilmiyordum. Adam o kadar etkileyiciydi ki hayır diyemedim.
Ardından bileğimi kavrayıp gömleğimin kolunu sıyırdı, elindeki bıçağın önce yan yüzünü bileğime sürttü;
- Soğuk çeliği hissediyor musun?
Sanki şimdi çok farklı bir havadaydı bambaşka bir hali vardı o az önceki karizmasının yerinde başka bir duygu vardı sanki bambaşka bir tutku duymuştu eli bileğimdeyken. Ben kendi kafamda adamın halini sorgularken bileğimdeki yanık hissiyle kendime geldim. Kan bileğimden yavaşça aşağıya doğru süzüldü ve yerdeki kağıdın üzerine damladı, kağıtta yazan ismimin altında kırmızı kocaman bir nokta halini aldı. Adam kendini kaybetmişçesine kan bulaşmış baş parmağını ağzına götürdü ve bıçağında üzerindeki kanı yaladı. Daha sonra elini anlaşmanın üzerine götürdü, bıçağını cebine koymuştu, parmağını bileğine yaklaştırdı, yavaşça aşağıya doğru indirdi, parmağın ardından ince kırmızı şerit geliyordu, sanki tırnağıyla bileğine ince bir çizgi çizmişti. Onun kanıda kağıda damlayınca, bileğinde beni şok eden bir olay daha gerçekleşti; kırmızı çizgi yavaşça yok oluyordu. Birkaç saniye sonra adamın bileğindeki yara izinden eser kalmamıştı.
Tekrar bileğimi tuttu, önce bileğimdeki yaraya ardından yüzüme baktı, kanamam çok şiddetli değildi ama;
- Sanırım biraz derin kesmişim, neyse mühim değil arkadaşlar sarar yaranızı. Bir süre misafirim olacaksınız Bay Barzini.
Dedi. Ve ağzını bileğime doğru yaklaştırdı. Bileğimde bir sıcaklık hissettim; hızla dışarı çekilen kanın sıcaklığıydı bu damarlarımdan kanın çekildiğini hissedebiliyordum. Kendimden geçmeden önce son hatırladığım şey; soğuktu, çelik soğuğu.