Ruhlular'ın Monologları. [Tüm Bölümler]
Posted: Sat Jun 02, 2007 6:02 am
Ruhlular’ın Monologları
Bölüm 1: Vampir.
- Tüm gelen kasetler bunlar mı?
- Hayır efendim. Pek çok kaset geldi ama bunlar bizim aradıklarımız.
- Tamam ilkinden başla o zaman.
- Tabi ki efendim.
< Kaset küçük bir kaset çalara konur ve kasetin doldurulmayan en baştaki bantının sessiz cızırtısı az çok duyulur.>
- Kimden gelmiş?
- Gülşah adında bir kızdan efendim.
- Peki. Dinleyelim. Sen de bir yandan yazmaya başla.
- Bu kasetlerdeki kayıtların tamamını çoktan yazdım efendim.
- Güzel. Bu işi öğreniyorsun.
<İki adam birkaç mumla aydınlanmış loş bir odada kaseti dinlemeye koyulurlar.>
Hayatımın sıkıcı zamanlarını anlatmak hiçbir zaman hoşuma gitmedi. Gerçeği söylemek gerekirse artık birisi bana geçmişimi sorduğunda ilk aklıma gelen bundan önceki hayatım olmuyor. Her ne kadar şimdiki yaşantımı sahip olduğum tek hayatmış gibi görsem de bir zamanlar insandım. Veya şu anda insandan geriye her ne kaldıysa oydum. Belki yanlış bir genin, veya gerçekten yaşanmış bir mucizenin sonucu akla sahip olan ruhsuz zavallı insanlardan biriydim. Bende bütün diğer insanlar gibi doğdum, büyüdüm ve öldüm.
İlk hayatıma doğuşum 1978 yılında oldu. Zamanın çalkantılı İstanbul’unda zamansız bir bebek olarak dünyaya geldim. Annemin ve babamın gerçek niyetlerinin bir bebek sahibi olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyeceğim. Her ne kadar çok fazla bir şey hatırlamasam da, doğduğum sırada onlara çok yük olduğumu biliyorum. Evim olarak adlandırabileceğim yer İstanbul’un varoş semtlerinden birinde birkaç metrekarelik küçük bir oda ve bir tuvaletten ibaretti. Aynı odanın içinde yemek yiyor, uyuyor ve yaşıyorduk.
Ã?ocukluğum ezici bir yokluk içinde geçmiş olmasına rağmen, ……. babam hapisten çıktıktan sonra hayatımız yeniden düzene girmeye başladı. Babam gündüzleri evde oturuyor, geceleri ise biz yattıktan sonra dışarıya çıkıp sabaha karşı parayla geri dönüyordu. Para ilk önceleri küçük zarflarında, sonra kese kağıdına sarılmış şekilde daha sonraları bond çantalarda gelmeye başladı. Kısa zamanda hiç ummadığımız kadar çok paraya sahip olduk. Babamın temiz bir iş yapmadığını biliyorduk. Ama eve para geldiği sürece bu hiç önemli değildi. İnsanın ne kadar çok parası olursa olsun daha fazlasından hiçbir zaman bıkmıyor. Babam da bıkmadı ve ben büyüdükçe daha da çok çalıştı ama artık işe gitmesi gerekmiyordu. Tek yapması gereken onun için çalışan insanları idare etmekti. Annemle benim tek yaptığım şehir dışındaki büyük evimizde oturup kazancımızın keyfini sürmekti.
On sekiz yaşıma bastığımda kendime ait arabam, şehir merkezinde evim, istemediğim kadar çok elbisem ve mücevherim vardı. Her istediğim şeyi yapabilecek olmama rağmen, yapmak istediğim hiçbir şey yoktu. İstanbul’da o zamanlar reşit olmak büyük bir olay değildi. Pek çok gece kulübüne zaten on beş yaşımdan beri girebiliyordum ve gittiğim hemen her yerde babam benden daima bir adım öndeydi. Daha önce orada olmuştu veya bir şekilde orada yaptığı işler vardı. Sanki çok umurumdaymış gibi benden para almıyorlardı ve garip bir şekilde bu hayatın bütün kötülüklerinden korunuyordum. Ne kadar çok yanlışı arka arkaya yaparsam yapayım her zaman babamın gizli eli beni sürüklendiğim beladan çekip kurtarıyordu. Hiçbir amacım, prensibim ve desturum olmadan sürükleniyordum. Bir şeyin eksikliğini sürekli olarak hissetsem de, bu eksikliği ne takıldığım erkekler, ne aldığım pahalı mücevherler ve giysiler ne daha çok para, ne de daha lüks bir hayat doldurabiliyordu. Sanırım beraber olduğum bütün insanlar bu eksikliği hissediyorlardı ve sebepsiz üremeleri, gereksiz çalışmaları, kariyer yapmaları ve her geçen gün daha çok harcamaları bu tanımsız eksikliği bastırma çabalarıydı. Bu eksikliğin ne olduğunu artık çok daha iyi biliyorum ve şükürler olsun ki ondan kurtuldum.
Beni değiştiren ve bu günkü halime getiren olayın ne olduğunu soracak olursanız size tek bir şey söyleyemem. Ama bu süreci ilk başlatan olayın ne olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Geçmişteki ruhsuz hayatım her ne kadar her geçen gün hafızamdan daha çok yitip gitse de, bazı olaylar belleğimin en derin katmanlarına kadar işledi.
Yirminci yaşıma bastığım gün, çok da fazla umursamadığım pek çok arkadaşımla beraber büyük bir parti verdim. O zamanlar popüler olan bir gece kulübünde verdiğim ahlaksız ve cüretkar bir partiydi. O gece ne kadar çok içtiğimi, kimlerle seviştiğimi ve neyin peşinde olduğumu hatırlamıyorum. Ama ne yaparsam yapayım içimdeki boşluk her geçen gün daha da büyümüştü ve beni insanların toplumuna bağlayan bütün kuralları çiğnesem de bizden saklanan ve bizi sonsuza kadar tatmin edecek olan şeye bir türlü ulaşamıyordum. O gece yaptığım bütün çılgınlıklardan sonra buna bu hayatımda ulaşamayacağımı anladım ve yirminci yaş partimi erkenden terk edip arabama gittim.
Gece kulübünün kapısından çıkıp valenin arabamı getirmesini beklediğim anı çok iyi hatırlıyorum. Karanlıktan çıkıp yanıma sokulan küçük gölgeyi ancak bana dokunduğu zaman fark etmiştim. Elinde bir paket mendille küçük bir kız yanıma sokulup eteğimi çekiştiriyordu. Hayatı boyunca sahip olamayacağı Dolce Gabana eteğimi çekiştirirken benim için hiçbir önemi olmayan ufacık miktardaki para için çatlak dudaklarıyla dileniyordu. O parayı ona neden vermedim bilmiyorum. Sanırım o geceye kadar etrafımdaki hayata sırtımı dönmek sahip olduğum tek prensipti. Babamın gizli eliyle örülmüş kalın ve sağlam duvarların arasında öyle bir hayatın olması bile bana imkansız geliyordu. Bu belki çocukluğumda yaşadığım fakirliği hatırlamadığım, belki de bunca zamandır kazandığımız bütün o paraların beni yaşadığım insanlardan daha da uzaklaştırdığı içindi. Tek bildiğim bir saniyeliğine kızın suratına baktığım…
En sonunda arabam geldiğinde ayakta duracak halim yoktu ve güç bela arabaya binip valeye kızın yalvardığı miktarın yirmi katını verdikten sonra arabayı yola çıkarmak için sürmeye başladım. Etrafımdaki insanların bana baktığını ve hareketlerimi hiç tasvip etmediklerini tahmin edebiliyordum ama dünya benim etrafımda dönüyordu ve hiç kimsenin gönlünü kazanmama gerek kalmayacak kadar çok param ve etkim vardı. Arabanın dengesiz hareketleri yüzünden bazıları korkuyor, bazıları da bağırıp söyleniyorlardı. En sonunda arabam kulübün parkından çıkıp asfalta değdiğinde lanet seslerini daha fazla duymamak için gaza sonuna kadar bastım. Araba daha önce orada olduğunu hatırlamadığım garip bir tümseğin üzerinden geçti ve kaldırıma çıktı. Babamın gizli elinin yardımını göstermesi için arabadan çıktığımda sol arka tekerimin altında mümkün olamayacak kadar fazla dönmüş minik bir boynun ucunda bir saniyeliğine gördüğüm kızın suratını gördüm. Gözleri donuktu ve çatlak dudakları çarpık şekilde açık kalmışlardı. Küçük parmakları büyük bir kuvvetle bir paket mendile kenetlenmişlerdi. Kızın kanı tekerin altından bana doğru akıyordu. Ayakkabılarım kirlenmesin diye bir adım geri attım, ancak ondan sonra etrafımdaki sesleri duyabildim.
Hapis yatmadım. Para cezası da ödemedim. Herkes benim lehimde tanıklık yapmıştı. Birkaç gün sonra hakkımda yürütülen bütün soruşturmalar da düştü. Tamamen özgür bir insandım ama hayatımda ilk defa hissettiğim bir duygu içimi yakıp kavuruyordu. Vicdan azabı.
Gecelerim günlerim, baktığım her yer, gördüğüm bütün kız çocukları o gece ezdiğim suratın yansımalarına dönüşmeye başladı. Ã?nce geceleri dışarıya çıkmaz oldum. Bütün alışverişleri bıraktım, zaten artık hiçbir şey almak da istemiyordum. Sokakta gördüğüm bütün çocuklara paralar dağıttım ama içimdeki o büyük tarifsiz acı bir türlü kalkmak bilmiyordu. Belki hapse girseydim bu çekilmez acıdan kurtulur, hatta kendim için üzülürdüm ama her şeyden bu kadar kolay sıyrılmak bu acıyı daha da çekilmez kılıyordu.
En sonunda kızın ailesini bulmayı ve kayıplarını bir şekilde telafi etmeyi kafama koydum. Babamın bir şekilde bu konuyu hallettiğini tahmin edebiliyordum ama gidip düşüncelerimi ona açıklarsam beni vazgeçirmeye çalışacaktı. Küçük kızının haydutların, katillerin ve tecavüzcülerin yaşadığı, insanların leş yiyen sırtlan sürüleri gibi etrafına dehşet saçarak dolaştığı, şehrin irin dolu yarası varoşlara gitmesini, orada kendisini tehlikeye atmasını kabul edemezdi. Bu işi ailemden gizli tuttum ve kızın ailesini aramaya başladım.
Biraz çaba, biraz da parayla sonunda amacıma ulaştım. Aynı bölgede çalışan bir başka çocuğu bulup ona para verdim ve bana birkaç hafta önce burada ölen kız çocuğunun ailesini göstermesini istedim. Cinayetim medyaya yansımadığı için beni tanımadı ve en kötü ihtimalle bir gazeteci olduğumu düşünerek bana yardım etmeyi kabul etti. Bir taksi çevirdik ve küçük çocuk beni kızın ailesinin yaşadığı yere götürdü.
Taksi ilerledikçe etrafımdaki dünya değişmeye başladı. Binalar köhneleşti, dükkanlar fakirleşti ve sokaktaki insanlar başka bir ülkenin insanlarına dönüşmeye başladılar. Evlerin çoğu sıvasız, birbirine benzeyen, estetikten uzak tuğla bloklarıydı. İçinde yaşadığım dünyadan kopup bir film setine girdiğimi düşünmeye başlamıştım. Büyük bir ilgi ve heyecanla dışarıdaki insanların sefil hayatlarına bakıyordum. Eski çamurlu pantolonlarına, siyah çirkin hepsi birbirine benzeyen ayakkabılarına, kalın yünden örülmüş, düğmeleri uyumsuz kaba yeleklerine baktığım zaman onların İstanbul’da saklanan yabani insanlar olduklarını düşünmeye başladım. Hayatlarında doldurmaya çalıştıkları bir boşluk yoktu ve hiç biri benim sıkıntılarımın en ufak zerresini bile tatmamıştı. Karınları aç, soğukta üşürken hiç kimse hayatında dolduramadığı boşluğu düşünemezdi. İçinde bulunduğum taksinin kapıları ve camları, dışarıdaki dünyanın dehşetinin ciddiliğini fark etmemi engelliyordu. O anda kendimi Afrika’da bir çölde safari yaparmış gibi hissediyordum. Bu en fazla bir belgesel yada gezi turu olabilirdi ve ben bir misafirdim. En sonunda bize yolu tarif eden çocuk arabayı durdurdu ve buradan sonrasını yürüyerek gitmek zorunda olduğumuzu söyledi. Parayı ödedik ve taksiden indik.
Dışarıdaki dünyanın dehşetini arabadan indiğimde daha iyi anladım. Etraftaki herkes bana ve kıyafetlerime bakıyordu, o anda hayatımdan ciddi anlamda şüphe duymaya ve yaptıklarımın bir hata olduğunu düşünmeye başladım. En azından etrafta hiç yetişkin erkek yoktu. Evlerinin kapısının önünde oturan birkaç kadın ve sokakta naylon topu tekmeleyen bir iki çocuk dışında ortam oldukça sakindi. Ama bana bakışlarının hiç de davetkar olmadığını söyleyebilirim. Buraya yalnız başına gelecek kadar salak olup olmadığımı düşünüyorlardı sanırım. Buradaki varlığımın çok kısa zamanda etraftaki herkesin kulağına gideceğini bildiğim için işimi çabuk tutmaya karar verdim. Yanımdaki çocuğa beni kızın evine götürmesini söyledim ve sonra onu takip etmeye başladım.
Küçük çocuk en sonunda beni küçücük bir evin önüne getirdi. Aslında evden çok çatılı bir odaya benziyordu. Yanımdaki çocuğa beni burada bekleyip ben ondan istediğimde bir taksi çağırırsa daha da çok para vereceğimi söyleyip kapıyı çaldım.
Kapıyı genç bir kadın açtı. Darmadağınık saçları, bakımsız elleri ve oldukça hasta gözüken bir ten rengi vardı. Ona kendimi tanıttım ve onunla önemli bir konu hakkında konuşmak istediğimi söyledim. Beni içeriye davet etti. Kadına kızının ölümünden derin bir üzüntü duyduğumu söylediğimde bana anlamamış gözlerle baktı. Neden bahsettiğimi bilmiyor gibiydi. Ã?nce çocuğun beni yanlış yere getirdiğini düşündüm ama sonra gerçekler ortaya çıktı.
Zavallı kadın kocası öldükten sonra küçük kızına hiç bakamamıştı ve onu çocukları kullanan bir çeteye satmıştı. Parası ile de burada kendisini hayatta tutmaya çalışıyordu. O gece tekerleğimin altında can veren zavallı kız kazandığı bütün parayı çeteye veriyor, karşılığında sadece ekmek ve biraz peynir yiyebiliyordu. Etraftaki pek çok çocuğun aileleri tarafından bu çetelere kiralandıkları veya satıldıklarını öğrendim. şehirdeki bütün pislikler, dışkılar, zehirler, irinler ve iltihaplar akıp burada toplanıyordu. Babamın insanlara sattığı pislik burada bir yaşam şekliydi. Etraftaki insanlar sinirliydiler, yaşamlarından zevk almıyorlardı, dışarıdaki hayata karşı öfkeliydiler ve çektikleri bütün acıların sebebini bize bağlıyorlardı. Hiçbir şey yapmasak bile sadece varlığımızın onların bu sefil durumunun nedeni olduğu konusunda hemfikirdiler. Her gün bilenen ve daha da keskinleşen bu bıçağın yerinden fırlayıp kalbimize saplanmamasının sebebi babamın sattığı uyuşturucuydu. Daha fazlası için insanlıklarından daha fazla uzaklaşmayı, babamın bir adamı olmayı, onun malını daha da fazla insana satmayı kabul ediyorlardı. Sonuç olarak ben de onun kızıydım ve onun günahının eseriyle hayatımı zevk içinde yaşamıştım. Burada yaşayan insanların benden nefret etmesi için her türlü nedenleri vardı. Ortaçağda yakalanıp yakılan cadılar gibi beni tutup bir kazığa bağlayıp yaksalar onlara kızamazdım. Vicdanımı rahatlatmak için kadına oldukça yüklü bir miktar para verdim. Bu parayla kendisine yeni bir hayat bile kurabilirdi. Bu parayı kızını öldürdüğüm için, zaten çoktan kızını gözden çıkartmış bir kadına verdim. Büyük ihtimalle o da bu parayı taksitler halinde babama daha fazla uyuşturucu alabilmek için geri verecekti. Babam bu insanların kanını canını parlarını ve hayatlarının emiyordu.
Oradan ayrıldığımda babamın parasını ve gücünü reddettim. Sürekli görüştüğüm arkadaşlarımdan koptum, numaramı değiştirdim ve bir daha hiçbiriyle buluşmamaya karar verdim. Yeni arkadaşlarım benim için çok daha önemli insanlardı. Ã?ocuk esirgeme kurumunda gönüllü olarak çalışıp okuma çağına gelmemiş çocuklara kitap okuyor, hatta onlara ablalık yapıyordum. Birkaç ay önce dönüp güleceğim bu Don Kişotluk benim hayatımın yeni amacı olmuştu ama tüm bunlara rağmen o boşluk yine gelip içime oturdu. Yaptığım şeylerin hiçbir zaman yeterli olmayacağını, bu şekilde geçirdiğim tüm hayatın o gece öldürdüğüm çocuk yüzünden olduğunu ve tüm bunların tek sebebinin yine kendimi tatmin etmek olduğunu zamanla anladım. Vicdanım zamanla kendi kendini temizlemişti.
Ã?ocuk esirgeme kurumunu bırakıp eski evime geri döndüm. Eski arkadaşlarımı aradım ve hayatımı yine onların üzerine kurdum. Hiçbir şey değişmemişti. Hayat benim bıraktığım yerden devam ediyordu. En sonunda babamın gizli eli bana hiç beklemediğim bir yerden ulaşmıştı ama bu seferki amacı beni korumak değildi. Birkaç ay içinde önce kokain daha sonra da eroin bağımlısı oldum. Artık o büyük eksiklik benim için çok uzaklarda bıraktığım tatlı bir anıydı. O boşluk her seferinde aldığım uyuşturucuyla doluyor, uyuşturucunun etkisi yittiğinde yerini daha büyük bir boşluğa bırakıyordu. Eskisinden çok daha korkunç bir şekilde sürükleniyordum.
Zamanla uyuşturucu etkisini yitirmeye başladı. Beni gerçek dünyadan koparmak olan görevini artık yerine getiremiyordu. Bir süre sonra küçük kız tekrar hayatıma girdi. O gece ezip boynunu kırdığım küçük kız. Gerçek dünyadan sıyrılmak için her uyuşturucu alışımda karşıma dikilip beni yaptıklarım yüzünden suçluyordu. Vicdan azabım geri geldi ve bağımlılığımla acılarım arasında geçen ve her seferinde bağımlılığa yenilen sayısız tereddütlü saat beni yavaşça kemiriyordu.
Sonunda çizgiyi aştım. Sayısını bilmediğim son birkaç günümü evimdeki bütün panjurları kapatıp uyuşturucu ile kendimi öldürmeye adadım. En son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyorum. En son gördüğüm hangi olayın gerçek olduğunu bilmiyorum. Artık Gülşah her yerde……, sanki bu evde yaşıyor. Onunla konuşuyorum, sorularıma cevap veriyor, beni ayakta tutabilmek için bana yardım ediyor. Ölüme yürüyeceğim şu anda dünyayı daha iyi anlıyorum. Babamın yaptıklarını, benim yaşadığım hayatı, bu şehre, bu insanlara verdiğimiz acıyı ve zararı ve buna rağmen yaptığımız her yıkımın ve çürümüşlüğün bize nasıl daha çok zevk, haz ve mutluluk olarak geri döndüğünü şimdi çok daha iyi anlıyorum. Düşündüklerim, söylediklerim, şu anda farkına vardığım şeyleri ben mi buldum yoksa bunları bana o mu söyledi bilmiyorum. Ama hayatıma girdiği geceden beri beni hiç bırakmadı. şimdi damarımı bulmama, şırıngayı enjekte etmeme ve son saatlerimi mutlu geçirmeme yardımcı oluyor. Sana borçluyum Gülşah. Dünyada iyiler ve kötüler var. Maalesef ben kötüyüm ve sen benim yoluma çıktın. Çok üzgünüm. Elveda.
<sessizlik>
- Hepsi bu kadar mı evladım?
- Dinleyin efendim. Sonuna kadar dinleyin.
Onun pis kanını emmeyeceğim. Bırakalım lanet hayatını babasının zehri ile sona erdirsin. Bu yaptığım iyilik mi yoksa kötülük mü bilmiyorum ama yaptığım şeyden kesinlikle pişman değilim. Bu kıza tek borcum sahip olduğum ruhum…
Umarım hayatımı istediğiniz gibi anlatmışımdır. Sanırım anladınız. Benim adım Gülşah…
Bölüm 2: Kurt Adam.
- Savaş kızışıyor Yusuf. Ne yazık…Artık çocuklar bile bu savaşın içine çekiliyor.
- Evet efendim. Her iki taraf da saflarını güçlendiriyor.
- Gülşah’ın adını Kararsızlar safına yaz. Henüz kararını vermemiş.
- Baş üstüne efendim.
- İlk kaseti bu kız mı yollamış?
- Hayır efendim. Bundan önce gelen başka kasetler de vardı. Ama onlar Ruhlular’a ait değillerdi.
- Demek ilanlarımızı görebilen Ruhsuzlar var ha? Aslında onların kasetlerini de dinlemek isterim.
- Hemen hepsi şizofrendi efendim. Dinlemeye değmez. Bir iki tane de çocuk vardı aralarında. Ruhlular’dan gelenler bunlar sadece.
- Yazık… Bütün dünya bu adamların gerçek olmayan şeyleri gördüklerini düşünüyor.
- Haklısınız efendim.
- Tamam peki Yusuf. Lafı fazla uzatmayacağım. Geç oldu ve eve gitmek istediğini biliyorum. Bir sonraki kaseti tak lütfen.
- Siz konuşurken bunu zaten yapmıştım efendim.
<Kaset çaların mekanik çalıştırma tuşunun gıcırtısı duyulur ve iki adam penceresiz odanın kitaplarla dolu raflarının arasında kaseti dinlemeye koyulurlar.>
Hayatımı daha önce hiç kimseye anlatmamıştım. Ã?evremdeki insanlar bu tip sorular soracak veya bunu dinleyecek insanlar değil. Biz çok büyük bir aileyiz ve zaten ömrümüzün çoğunu birlikte geçirdik. Bu yüzden birlikte yaşadığımız olayları birbirimize çok sık anlatmayız. Yetmiş kişilik Moskova sirkinin bir çalışanıyım ve hatırladığım kadarıyla son oniki yılımı bu sirkte çalışarak geçirdim.
Hayatımı, bu oniki senede gördüklerimi ve yaşadıklarımı herhangi birisine anlatırsam onların bana inanmayacaklarını biliyorum. Ã?evredemdeki insanlardan daha farklı ve özel birisiyim. Ancak bu farklılık sıradan bir şey değil, bir amaca, geçmişten gelen ilahi ve kutsal bir amaca hizmet edecek bir dürtü. Her geçen gün içimdeki ateş ve öfke daha da büyüyor. Benden çok uzun zaman önce başlamış bir savaşa çağrıldığımı hissediyorum. İçimdeki ses artık yeterince büyüdüğümü ve güçlendiğimi söylüyor. Bir an önce ayağa kalkıp silahımı almalı ve varoluş nedenimi kucaklayıp bu savaşa katılmalıyım. Savaşın çığlıklarını duyabiliyorum, dökülen kanın, parçalanan etlerin kokusunu alıyorum, dövüş meydanının yerden kalkan tozu burun deliklerime doluyor, bu savaş etrafımda, her yerde bunu hissediyorum ama yine de henüz savaş meydanını bulabilmiş değilim. Zamanı geldiğinde ruhumun beni oraya götüreceğini biliyorum...
Bildiğim hayatımdan ilk hatırladığım anım, Asena’nın yüzümü yalamasıydı. Bir kafesin içinde bembeyaz postlu dişi bir kurdun yanında çırılçıplak yatıyordum.
Asena ile geçirdiğim bu ilk dakikalar belki de tüm hayatımın en duyusal zamanlarıydı. Kurdun beni nasıl yaladığını, dişlerini batırmadan çenesiyle ensemi kavrayıp beni kaldırmaya çalıştığını hatırlıyorum. Onun sürekli inip kalkan göğüs kafesini, boynuma dokunan ıslak burnunu, göğüs kafesime bastıran patilerini unutmadım. Bir kurdun yüzünde insanlarda gördüğümüz mimikler yoktur. İnsanlar düşüncelerini, gerçek niyetlerini, öfkelerini, nefretlerini ve tüm diğer duygularını yüzlerindeki mimikler sayesinde gizleyebilirler ama bu kurtlarda mümkün değildir. Kurdun duyguları bütün vücudunda kendisini gösterir. Ã?fkesi nasıl tüm vücuduna yayılıp bütün gücüyle kurdun bedeniyle kucaklaşıyorsa, sevgisi, bağlılığı ve şefkati de aynı şekilde kurdun bedeninde hayat bulur. O gün o kafesin içinde Asena’yı tanıdım. Onunla konuşmadık ama bakışlarımızla ve hareketlerimizle birbirimizi anladık. Kendimi ona çok yakın hissediyordum, ilk defa gördüğüm bu canlı benden çok farklı ama yine de bu gün bile kendimi en yakın hissettiğim varlık o. Onun yanındaki o birkaç dakika çok mutluydum. Bir insan bedenine sahiptim ama henüz insanlığın hiç bir lekesi vücuduma sürülmemişti ve bir kurtla aynı doğallığı kucaklıyorduk. Sonra... sonra insanlar geldi…
Beni gördüklerinde çok şaşırdıklarını hatırlıyorum. Anlamadığım bir dilde konuşup beni göstererek ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Asena bu durumdan huzursuzlanmıştı ve hırlayarak önüme geçerek beni onlardan korudu. Olanların hiç birini anlamıyordum. Yeni gelenlerin vücudları benimkine benziyordu, iki ayaklarının üzerinde duruyor, derilerine yapışık olmayan birbirinden farklı şekillerde ve renkte postlar giyiyorlardı. Sonra Alina geldi ve etraftaki herkes sustu. Uzun dalgalı kır saçları vardı, tırnakları diğerlerinkinden çok daha uzundu, yüzünde büyük bir et beni üst dudağının soluna yapışmış dev bir kene gibi kadının kanını emiyordu. Yaşlı kadın çömeldi, elinin bir hareketiyle Asena’yı sakinleştirdi ve benden uzaklaştırdı. Sonra kemikli sol elinin işaret parmağıyla gözlerimin içine bakarak beni kendisine çağırdı. Karşı koymadan dediğini yaptım. İnsanların vücud dilini henüz bilmiyordum ama tıpkı Asena’yı anladığım gibi yaşlı kadınn da benden istediğini anlamıştım.
Kafesin parmaklıklarına dayanıp kadının gözünün içine baktım. O da bana baktı ve sonra tatmin olmuş bir tavırla ayağa kalktı ve diğerlerini başka bir yere çağırdı. Orada ne konuştuklarını hiç bir zaman öğrenemedim ama geri döndüklerinde beni kafesten çıkardılar ve bana yeni kıyafetler verdiler. Asena çaresizce bu yaptıklarına karşı koymaya çalıştı ama içeri gelen adamların elinde tahta sopalar vardı ve Asena direndikçe ona vurmaktan çekinmediler. Ã?aresizliğe boyun eğmek ancak bir kurtta bu kadar mağrur olabilir. Asena en sonunda vazgeçti ve kafesten çıktım.
İlk zamanlarda insanların arasında benimsenmedim. Asena’dan daha farklı görünmeme rağmen bütün sirkte beni en çok benimseyen canlı bir kurttu. İnsanların dilini çabucak öğrendim ve onlardan duyduğuma göre beş yaşlarında sarı saçlı mavi gözlü bir erkek çocuğuydum. Adımı Vacheron koydular ve beni janglör bir ailenin yanına verdiler. Aile Bulgar Türk’üydü, sekiz, on iki ve on dört yaşlarında iki erkek ve bir kız, üç çocuktan oluşuyordu. Kendi başlarına kaldıklarında Türkçe konuşuyorlardı. Babaları Süleyman karısıyla beraber Bulgaristan da yaşadıkları zulme daha fazla dayanamayıp Rusya’ya göç etmişti. Daha sonra yolları bir şekilde Moskova sirkine düşmüştü ve burada çocuk sahibi olmuşlardı.
En küçük çocukları Buket ismini verdikleri kızlarıydı, oğullarından küçük olanı Karaca, büyük olanının adı da Murat idi. Onlar benim ilk arkadaşlarım, ilk meslektaşlarım ve daima ailem oldular. Bir arada küçük bir çete gibiydik ve her zaman birbirimize destek oluyorduk. O sirkten canlı çıkmamın sebebi Süleyman’ın çocuklarıdır.
Yedi yaşıma geldiğimde kardeşlerimle beraber sirkteki gösterilerde yer almaya başladım. İlk gösterilerimi Asena ile birlikte yapıyordum. Sirk beni ve Asena’yı kendi halimize bırakmıştı. Aramızda kırılmaz bir bağ oluştu ve ne zaman kendimi yalnız hissetsem geceyi onunla beraber kafesin içinde geçiriyordum. Süleyman bu konudan hiç bir zaman şikayet etmedi ve bana her zaman destek oldu.
Kısa süre sonra diğerlerinden daha farklı olduğumu keşfetmeye başladım. Reflekslerim diğerlerinkinden çok daha hızlıydı, onlardan daha yükseğe sıçrayabiliyordum, onlardan daha hızlı koşuyordum, onlardan daha güçlüydüm ve onlar kadar çok yorulmuyordum. Ben büyüdükçe bu farklılığım ailemin gurur kaynağı oldu ama sirkteki diğer insanlar giderek benden uzaklaştılar. Arkamdan konuşmaya, beni kötülemeye ve gördüklerinde yolumdan çekilmeye başladılar. Benden gizlenen ama sürekli beni takip eden bir şeyler olduğunu biliyordum. Ama bunu bana hiç kimse söylemiyordu.
Oniki yaşıma geldiğimde Yuri beni bıçaklarla tanıştırdı. Sirkin lideri oydu ve uzun zamandır hareketlerimi izliyordu. En az bir doksan boyunda, tüm vücudu kaslı ve yağsızdı. Bütün vücudu dövmelerle doluydu, bunların görünürde olanlarının çoğu siyah lekelerden fazlası değildi ama onu tanıyanlar vücudunun görünmeyen yerlerinde çok daha anlamlı ve korkunç, belki de büyülü dövmeleri olduğunu söylerdi. Sirkte hemen herkesin mistik bir hikayesi vardı ama hiç kimse Yuri’ninkinden bahsetmeyi sevmezdi. Otoritesi tartışılmazdı ve dudaklarından çıkan kelimeler ferman olurdu. Sirkte yaşadığım süre boyunca onun herhangi bir lafına karşı çıkan birisi olmadı, buna bende dahildim.
Yuri, Asena ile yıllardır yaptığım gösteriyi değiştirmeye karar vermişti. Gerekçe olarak insanların küçük bir çocuğun bir kurtla yaptığı gösteriyi heyecanlı ve tehlikeli bulabileceğini ama artık çok büyüdüğümü ve bunun bir adamın köpeğiyle oynaması olarak anlaşılacağını söyledi. Asena bir köpek değildi. O köpek gibi de değildi ama Yuri’nin bunu anlamasını beklemiyordum. Asena yine benim yanımda kalacaktı ve onunla vakit geçirebilecektim. Tek fark artık bir gösterimiz olmayacaktı. Bu aslında çok kötü bir teklif değildi. Yuri’nin sözünü dinledim ve ondan bıçaklarla ilgili eğitim almaya başladım. Bu konuda ustalaşmam altı ayımı aldı ve daha sonraki altı ayda Yuri’den daha iyi bir bıçak ustası oldum. Yada o benim öyle olduğumu düşünmemi istedi.
Benim normal bir hayat olarak gördüğüm sirk hayatı sizin gözünüzde çok farklı ve egzotik bir hayat olabilir. Sirkte herkes farklıdır ve kimseye normal diyemezsiniz. Bazıları kendi dünyasında yaşar, bazılarının vücudları farklıdır, kimisinin olağan üstü yetenekleri vardır. Ama yinede tüm bu farklılıklara rağmen onlarda ortak noktalar olduğunu anlamaya başladım. Asena’yı çok seviyordum. Ama yine de ondan farklıydım. Süleyman’ın çocukları ile aramızda çok kuvvetli bir bağ vardı. Ama onlardan da farklıydım. Günler geçtikçe beni en iyi anlayanın falcı Alina olduğunu gördüm.
Sirkte Alina’dan hiç kimse hoşlanmazdı. Kendisine ait simsiyah küçük bir çadırın içinde oturur, neredeyse hiç bir zaman dışarıya çıkmazdı. Gösterilerde de yer almıyordu. Sirk açıldığı zaman çadırın kapısına yakın bir yere çadırını kurar, para karşılığında insanların falına bakardı. Bir insanın gözüne bakarak tüm geçmişini okuyabildiği, el çizgilerine bakarak da geleceğini görebildiği söylenirdi. Onunla ne zaman karşılaşsam onun diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordum. Herkes diğerlerinden farklıydı ama Alina benim farklı olduğum gibi farklıydı.
Onüç yaşıma bastığım gün Asena’nın kafesine geldi ve beni çadırına çağırdı. Bir anlamda sekiz sene önceki sahnenin aynısıydı. Asena Alina’yı görünce sırtını kamburlaştırıp hırlamaya başladı ve önüme geçti. Onu sakinleştirmem oldukça uzun sürdü. Sonra yaşlı kadının çadırına gitmek için ayağa kalktığımda beni pantolonumdan tutup gitmemi engellemeye çalıştı. Ne olursa olsun gitmeye karar vermiştim ve zor da olsa dişi kurdun dişlerinden kurtulup kafesin dışına çıktım. Asena çaresizce oturdu ve ulumaya başladı.
Alina’nın çadırına girdiğimde küçük bir masanın önünde ayakta duruyordu. Sol elinde keskin bir bıçak, masanın üzerinde ise halen kanayan siyah bir horoz vardı. Geldiğimi farketmesine rağmen herhangi bir tepki vermedi. Sağ eliyle horozun akan kanının üzerine şekiller çiziyor, anlamadığım dilde garip şeyler söylüyordu. En sonunda elindeki bıçağı bıraktı, sol elinin tırnaklarını masaya geçirdi ve avcunu kapatıp ellerini yumruk haline getirdi. Bir süre bu şekilde bekledikten sonra elini hızla yukarı kaldırdı. Masadan yere damlayan kan kümesine baktı ve bir kaç dakika nefessiz kaldı. Sonra gözlerini kapadı ve sandalyenin üzerindeki siyah örtüyü alıp masanın üzerine örttü. Arkasına döndü ve bana oturmam için tahtadan eski bir tabureyi gösterdi. Bana söylediklerini hiç bir zaman unutmayacağım.
“Bizler farklıyız Vacheron. Bizler Ruhlular’ız ve onlar bu yüzden bizden her zaman nefret edecekler. Hiç bir zaman ruhsuz bir insanın dostluğunu ve sevgisini hissetmeyeceksin. Sana iyi davranıp seni aralarına alabilirler ama bu senden korktukları veya seni kullanmak istedikleri için olacak. İnsanlar çoktan yittiler Vacheron, ruhlarını binlerce yıl önce kaybettiler. Sen şu anda içinde insan ruhu taşıyan bir kurtsun. Gerçek gücüne ulaşabilmek için içindeki ruhun bir kurdun ruhuyla birleşmesi gerekiyor. Ve bu gücü sana ben vereceğim. Büyük bir savaşçı olacaksın Vacheron… Sadece dediklerimi yap.”
Bu sözleri söyledikten sonra kemikli sol elindeki kanla alnıma bir işaret çizdi, anlamadığım sözler söyledikten sonra sol elimi alıp falımı okudu.
On üç kehanet görüyorum geleceğinde Vacheron.
Bunların altısı hayır altısı şer.
Bir de kehanet var ki geleceğinde kimseler bilemez
nasıl gerçekleşir nasıl gerçekleşemez.
Altı şer kehanet var geleceğinde
Cinlerin ve şeytanların ördüğü kaderinde
Henüz geçmiş olmayan geleceğinde
Başına gelecek olan altı şer hikaye.
En sevdiklerin ölümü senden bulacak evladım
Bunu istesen de istemesen de.
En büyük yardım düşmanından,
En büyük kötülükler dostlarından gelecek.
Aşkı hissedecek ama onu asla elde edemeyeceksin.
En büyük zaferin en acı yenilgiye dönüşecek.
Özgürlüğüne yürüdükçe kendini bir köleye,
Merhamete güvendikçe zalime dönüşeceksin.
Ama hemen üzülme Vacheron,
Güzel kehanetler de var geleceğinde.
Altı hayırlı kehanet var geleceğinde
Meleklerin ve perilerin ördüğü kaderinde
Henüz geçmiş olmayan geleceğinde
Başına gelecek atı hayırlı hikaye.
Hayatında hiçbir zaman yenilmeyeceksin,
Sen yenilmeyi istemediğin sürece.
Hiç kimse seni yaptığın kötü şeyler için yargılamayacak,
Bir çocuğun olacak, senden daha güçlü ve daha bilge.
Büyük bir odunun güçlü bir askeri olacaksın
Adını bilecek herkes ve sana saygı duyacak.
Ve evladım,
Hiçbir zaman pişman olmayacaksın.
Bir de kehanet var ki geleceğinde
Kimseler bilemez nasıl gerçekleşir nasıl gerçekleşemez.
Ruhun bütünleşecek bir gayeyle,
Kimseler bilemez hayır mı yoksa şer.
Alina bu sözleri söyledikten sonra çadırdan çıkmamı istedi. Bir daha uzun süre onunla yüz yüze gelmedim.
Kehanetlerimi dinledikten sonra hayat çok fazla değişmedi. Bıçaklarla yaptığım gösteriye Buket’i de almaya karar verdim ve uzun süre beraber bir çok gösteri yaptık. Ben bıçakları fırlatıyordum, Buket ise benim tehlike içindeki hedefimdi. Yeteneğimden hiçbir zaman kuşku duymadı ve attığım her bıçağın, önünde durduğu tahtaya saplanmasını sabırla bekledi. Zamanla büyüdük ve birbirimizi sevdik. Rusya da, bir sirkte yaş farkı aşk için büyük bir engel değildi. Ben on beş, Buket ise on sekiz yaşındaydı. Birbirimizi sevdik ve beraber olduk.
Her canlıya hayatlarında mutlu olmaları için verilen kısa bir zaman vardır. Bu mutluluk bazen birkaç dakika, bazen birkaç ay, eğer şanslıysan birkaç yıl sürer. Tek bir şey vardır ki değişmeyen, o da mutluluğun göz açıp kapayıncaya kadar geçip gittiğidir ve mutluluk insanların bulduğu zaman dilimleriyle ölçülemez.
Yıllar içinde Asena giderek yaşlandı ve eski gücünü kaybetmeye başladı ama yine de kurt asaletinden bir şey kaybetmemişti. Asena’yı hiçbir zaman unutmadım. Aradan geçen yıllarda ondan uzaklaşmadım ve bazı geceler onun yanında yatmaya devam ettim. Ama aklımın bir köşesinde onun sonsuza kadar benimle olamayacağı hissi şekillenmeye başlıyordu. Sıradan giden bütün olaylar sirk İstanbul’da bir gösteri yapmaya karar verdiğinde değişti.
İstanbul’a geldiğimizde on yedi yaşıma basmıştım. şu anda olduğum yaşa. Yaptığımız bütün gösteriler sürekli yaptıklarımızdan farklı değildi ama sirkteki insanlarda bir değişim vardı. Buraya gelme amacımızın gösteri yapmaktan çok daha farklı nedenlere sahip olduğunu anlamaya başlıyordum. Yuri her zamankinden daha farklıydı. Burada sirkin liderinden çok bir komutana benziyordu. şehirde tanımadığım pek çok insanla görüştü ve bazı geceler sirki terk edip sabaha kadar geri dönmedi.
Aradığım soruların cevaplarını çok kısa zaman önce öğrendim. Bir gece Yuri yattığım karavana geldi ve boynumda bir bıçakla beni uyandırdı. Soru sormama bile izin vermeden beni yatağımdan kaldırıp Asena’nın yanına götürdü. Yolda sürekli olarak bir savaşçıya ihtiyaçları olduğunu ve beni artık daha fazla kendi halime bırakmak istemediğini söylüyordu. Hayvanların kaldığı çadıra geldiğimizde Alina’yı kafesin başında bizi beklerken bulduk. Asena’nın kafesinin başında. Dişi kurt bedeninde kalan gücün çok daha ötesinde bir kuvvetle dişlerini gösteriyor, düşmanlarını korkutmaya çalışıyordu. Ama ne Yuri ne de Alina bundan çok da fazla etkilenmiş gözükmüyorlardı. Yuri kolaylıkla kafesin kapağını açtı ve boynuma dayalı bıçakla kafese girdik. Kolundaki dövmelerin anlamlarını şimdi daha iyi anlamaya başlıyordum.
Bembeyaz dişi kurt sivri dişlerini göstermiş, Yuri’ye karşı saldırı pozisyonunu almıştı. O sırada neler olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Az ilerde karanlığın arasında en yakın arkadaşlarımı, Karaca’yı ve Murat’ı seçebiliyordum. Bana yardım edeceklerini biliyordum. En doğru zamanı bekliyor olmalıydılar.
Yuri elindeki çift oluklu bıçağı boynuma dayadı ve boynumdaki deriyi yüzeyden kanatacak kadar kesti. Bütün bunları yaparken bir yandan da Asena’nın hareketlerini seyrediyordu. Alina kendinden emin ve sakin, hiçbir zaman anlamadığım dilinde bir şeyler gevelemeye başlamıştı. Asena önce hırladı, sonra uludu. En sonunda teslim oldu ve kuyruğu iki bacağının arasında bana doğru yaklaşmaya başladı. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim. Onun yenilgiyi bu şekilde kabul etmesi ve onurunu iki bacağının arasına alması ilk defa gerçekleşen ve bir daha asla gerçekleşmeyecek olan olaylardan birisiydi. Asena’yı benim kadar tanıyor olsaydınız bunun onun hayatındaki en büyük ve son yenilgi olduğunu anlardınız. Tam önümde durdu ve gözlerini gözlerime dikti. Alina sözcüklerini tamamladığımda yerimde kaskatı kesildim. Hiçbir uzvum beynimin komutlarına cevap vermiyordu. Olduğum yerde donmuştum ve görebildiğim tek şey Asena’nın gözleriydi. Her şey kendiliğinden oldu. Ben istesem de, istemesem de.
Gördüklerimi size nasıl anlatırım bilemiyorum. Dişi kurdun gözlerinde her şeyi gördüm. Büyük savaşı, bunca yıldır ölen insanları, dökülen kanları ve yitirilen hayatları. Ama hiç biri beni etkilemedi. Ã?ünkü orada daha önce farkına varamadığım başka şeyleri de görüyordum. Asena benim annemdi. Bir insanın anne dediği varlıktan çok daha yüce, çok daha ilahi anlamda annemdi. O benim var olmamın sebebiydi, babamın dölünü taşıyıp ona bir vücut ve can veren herhangi bir varlıktan daha öte, var oluşumun kaynağıydı. Ruhani ve fiziki anlamda. Onun gördüklerini ben de gördüm. Onun bildiklerini ben de bildim. Onun hissettiklerini ben de hissettim. En sonunda ben o, o ben oldu ve ruhlarımız kucaklaştı. Birkaç saniye içinde az önce olduğum insandan çok daha farklıydım. şu anda biliyorum ki o anda ben bir kurt adamdım. Bilincim gerçek dünyayı görecek kadar yerine geldiğinde tam karşımda Asena’nın cesedi yatıyordu. İçimde ilk defa bu kadar büyük bir öfke kabarıyor, daha önce hiç hissetmediğim bir güç damarlarımda dolaşıyordu. Orada gördüğüm en sevdiğim canlının cesedi, Yuri, Alina ve bunca zaman dostum dediğim insanlar, Karaca ve Murat idi. Dostlarım doğru zamanı gereğinden çok daha fazla beklemişlerdi. Benim kabul edebileceğimden çok daha fazla. Sonra durdum ve her şeyi yeni sahip olduğum güce bıraktım. Ã?fkemin tüm bedenimi ele geçirmesine izin verdim. Onu kucakladım, onu sevdim ve kazanması için elimden geleni yaptım.
Savaşın nasıl olduğunu hatırlamıyorum. Ã?ünkü savaş benim bildiğim dünyada gerçekleşmedi. Savaş Yuri’nin dövmelerinin bir anlam kazandığı bir boyutta veriliyordu ve ben orada yeniydim. Dişlerimle Alina’yı parçaladım. O daha ne olduğunu bile anlamadan. Benden böyle bir öfke beklemiyordu sanırım. Karaca ve Murat benden çok daha güçsüz, insan formunda iki canavara dönüştü. Onların ölümü çok hızlı oldu. Zevk vermeyecek kadar hızlı…
Geriye tek bir düşman kalmıştı. Babam. Benim gibi bir kurt adam olan babam. Babam olduğunu biliyorum çünkü bunu Asena’nın gözlerinde görmüştüm. Simsiyah pelerini, uzun altından palası ve kafasındaki tüylü miğferiyle Yuri karşımda dikiliyordu. Dövmeleri en sonunda bir anlam kazanmıştı. Bana baktı ve arkasını döndü. Beni neden bağışladığını bilmiyorum. Belki oğlu olduğum için, belki benimle daha anlamlı bir savaş vermek istediği içindi. Belki Alina ona da tıpkı bana okuduğu gibi kaderini okumuştu ve o buna sadık kalmak istiyordu. Bunu asla bilemem. Tek bildiğim onun kötü olduğu ve kötülerin de kendi mantık çerçevelerinde bir tür onura sahip oldukları. Sanırım babam değersiz bir galibiyeti zafer olarak görmedi ve zaferi bir anlam kazanana kadar bana süre tanıdı. Ona çok daha büyük bir güç kazandıracak, kaderinde okunan bir zafer için beklemeyi tercih etti. Tekrar ruhsuz insanların dünyasına döndüğümde bir sürgün olduğumu biliyordum. Buket’in gözünde kardeşlerinin katili, sirk halkının gözünde bir kaçaktım. Sonsuza kadar avlanacak olan bir kaçak.
şimdi İstanbul sokaklarında dünyayı yeniden tanımaya çalışıyorum. Sirk dünyasından çok daha farklı bir dünyayı. İyilerin ve kötülerin sürekli savaştığı bir dünyayı tanımaya çalışıyorum. İçimdeki ses artık yeterince büyüdüğümü ve güçlendiğimi söylüyor. Bir an önce ayağa kalkıp silahımı almalı ve varoluş nedenimi kucaklayıp bu savaşa katılmalıyım. Savaşın çığlıklarını duyabiliyorum, dökülen kanın, parçalanan etlerin kokusunu alıyorum, dövüş meydanının yerden kalkan tozu burun deliklerime doluyor, bu savaş etrafımda, her yerde bunu hissediyorum ama yine de henüz savaş meydanını bulabilmiş değilim. Zamanı geldiğinde ruhumun beni oraya götüreceğini biliyorum...Babamı gördüğüm zaman hangi tarafta olduğumu biliyordum. O da benim hangi tarafı seçtiğimi…
Sirkten kaçtım. Buket’i ve karnındaki çocuğu arkamda bıraktım. Artık bir sürgünüm. Ama kehanetler doğruysa kader yolumda daha yürümem gereken çok yol var. Bu zamana kadar doğru çıktılar, bundan sonra da beni yanıltmayacaklar. Alina ve Yuri. Düşmanlarım. Bana dostlarımdan daha çok yardım eden düşmanlarım. Bu savaş burada sona ermedi… ermeyecek.
Bölüm 3: Kedigil
- Vacheron’u iyilerin saflarına yaz Yusuf. Seçtiği taraf yarın cephelere ilet
Bölüm 1: Vampir.
- Tüm gelen kasetler bunlar mı?
- Hayır efendim. Pek çok kaset geldi ama bunlar bizim aradıklarımız.
- Tamam ilkinden başla o zaman.
- Tabi ki efendim.
< Kaset küçük bir kaset çalara konur ve kasetin doldurulmayan en baştaki bantının sessiz cızırtısı az çok duyulur.>
- Kimden gelmiş?
- Gülşah adında bir kızdan efendim.
- Peki. Dinleyelim. Sen de bir yandan yazmaya başla.
- Bu kasetlerdeki kayıtların tamamını çoktan yazdım efendim.
- Güzel. Bu işi öğreniyorsun.
<İki adam birkaç mumla aydınlanmış loş bir odada kaseti dinlemeye koyulurlar.>
Hayatımın sıkıcı zamanlarını anlatmak hiçbir zaman hoşuma gitmedi. Gerçeği söylemek gerekirse artık birisi bana geçmişimi sorduğunda ilk aklıma gelen bundan önceki hayatım olmuyor. Her ne kadar şimdiki yaşantımı sahip olduğum tek hayatmış gibi görsem de bir zamanlar insandım. Veya şu anda insandan geriye her ne kaldıysa oydum. Belki yanlış bir genin, veya gerçekten yaşanmış bir mucizenin sonucu akla sahip olan ruhsuz zavallı insanlardan biriydim. Bende bütün diğer insanlar gibi doğdum, büyüdüm ve öldüm.
İlk hayatıma doğuşum 1978 yılında oldu. Zamanın çalkantılı İstanbul’unda zamansız bir bebek olarak dünyaya geldim. Annemin ve babamın gerçek niyetlerinin bir bebek sahibi olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyeceğim. Her ne kadar çok fazla bir şey hatırlamasam da, doğduğum sırada onlara çok yük olduğumu biliyorum. Evim olarak adlandırabileceğim yer İstanbul’un varoş semtlerinden birinde birkaç metrekarelik küçük bir oda ve bir tuvaletten ibaretti. Aynı odanın içinde yemek yiyor, uyuyor ve yaşıyorduk.
Ã?ocukluğum ezici bir yokluk içinde geçmiş olmasına rağmen, ……. babam hapisten çıktıktan sonra hayatımız yeniden düzene girmeye başladı. Babam gündüzleri evde oturuyor, geceleri ise biz yattıktan sonra dışarıya çıkıp sabaha karşı parayla geri dönüyordu. Para ilk önceleri küçük zarflarında, sonra kese kağıdına sarılmış şekilde daha sonraları bond çantalarda gelmeye başladı. Kısa zamanda hiç ummadığımız kadar çok paraya sahip olduk. Babamın temiz bir iş yapmadığını biliyorduk. Ama eve para geldiği sürece bu hiç önemli değildi. İnsanın ne kadar çok parası olursa olsun daha fazlasından hiçbir zaman bıkmıyor. Babam da bıkmadı ve ben büyüdükçe daha da çok çalıştı ama artık işe gitmesi gerekmiyordu. Tek yapması gereken onun için çalışan insanları idare etmekti. Annemle benim tek yaptığım şehir dışındaki büyük evimizde oturup kazancımızın keyfini sürmekti.
On sekiz yaşıma bastığımda kendime ait arabam, şehir merkezinde evim, istemediğim kadar çok elbisem ve mücevherim vardı. Her istediğim şeyi yapabilecek olmama rağmen, yapmak istediğim hiçbir şey yoktu. İstanbul’da o zamanlar reşit olmak büyük bir olay değildi. Pek çok gece kulübüne zaten on beş yaşımdan beri girebiliyordum ve gittiğim hemen her yerde babam benden daima bir adım öndeydi. Daha önce orada olmuştu veya bir şekilde orada yaptığı işler vardı. Sanki çok umurumdaymış gibi benden para almıyorlardı ve garip bir şekilde bu hayatın bütün kötülüklerinden korunuyordum. Ne kadar çok yanlışı arka arkaya yaparsam yapayım her zaman babamın gizli eli beni sürüklendiğim beladan çekip kurtarıyordu. Hiçbir amacım, prensibim ve desturum olmadan sürükleniyordum. Bir şeyin eksikliğini sürekli olarak hissetsem de, bu eksikliği ne takıldığım erkekler, ne aldığım pahalı mücevherler ve giysiler ne daha çok para, ne de daha lüks bir hayat doldurabiliyordu. Sanırım beraber olduğum bütün insanlar bu eksikliği hissediyorlardı ve sebepsiz üremeleri, gereksiz çalışmaları, kariyer yapmaları ve her geçen gün daha çok harcamaları bu tanımsız eksikliği bastırma çabalarıydı. Bu eksikliğin ne olduğunu artık çok daha iyi biliyorum ve şükürler olsun ki ondan kurtuldum.
Beni değiştiren ve bu günkü halime getiren olayın ne olduğunu soracak olursanız size tek bir şey söyleyemem. Ama bu süreci ilk başlatan olayın ne olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Geçmişteki ruhsuz hayatım her ne kadar her geçen gün hafızamdan daha çok yitip gitse de, bazı olaylar belleğimin en derin katmanlarına kadar işledi.
Yirminci yaşıma bastığım gün, çok da fazla umursamadığım pek çok arkadaşımla beraber büyük bir parti verdim. O zamanlar popüler olan bir gece kulübünde verdiğim ahlaksız ve cüretkar bir partiydi. O gece ne kadar çok içtiğimi, kimlerle seviştiğimi ve neyin peşinde olduğumu hatırlamıyorum. Ama ne yaparsam yapayım içimdeki boşluk her geçen gün daha da büyümüştü ve beni insanların toplumuna bağlayan bütün kuralları çiğnesem de bizden saklanan ve bizi sonsuza kadar tatmin edecek olan şeye bir türlü ulaşamıyordum. O gece yaptığım bütün çılgınlıklardan sonra buna bu hayatımda ulaşamayacağımı anladım ve yirminci yaş partimi erkenden terk edip arabama gittim.
Gece kulübünün kapısından çıkıp valenin arabamı getirmesini beklediğim anı çok iyi hatırlıyorum. Karanlıktan çıkıp yanıma sokulan küçük gölgeyi ancak bana dokunduğu zaman fark etmiştim. Elinde bir paket mendille küçük bir kız yanıma sokulup eteğimi çekiştiriyordu. Hayatı boyunca sahip olamayacağı Dolce Gabana eteğimi çekiştirirken benim için hiçbir önemi olmayan ufacık miktardaki para için çatlak dudaklarıyla dileniyordu. O parayı ona neden vermedim bilmiyorum. Sanırım o geceye kadar etrafımdaki hayata sırtımı dönmek sahip olduğum tek prensipti. Babamın gizli eliyle örülmüş kalın ve sağlam duvarların arasında öyle bir hayatın olması bile bana imkansız geliyordu. Bu belki çocukluğumda yaşadığım fakirliği hatırlamadığım, belki de bunca zamandır kazandığımız bütün o paraların beni yaşadığım insanlardan daha da uzaklaştırdığı içindi. Tek bildiğim bir saniyeliğine kızın suratına baktığım…
En sonunda arabam geldiğinde ayakta duracak halim yoktu ve güç bela arabaya binip valeye kızın yalvardığı miktarın yirmi katını verdikten sonra arabayı yola çıkarmak için sürmeye başladım. Etrafımdaki insanların bana baktığını ve hareketlerimi hiç tasvip etmediklerini tahmin edebiliyordum ama dünya benim etrafımda dönüyordu ve hiç kimsenin gönlünü kazanmama gerek kalmayacak kadar çok param ve etkim vardı. Arabanın dengesiz hareketleri yüzünden bazıları korkuyor, bazıları da bağırıp söyleniyorlardı. En sonunda arabam kulübün parkından çıkıp asfalta değdiğinde lanet seslerini daha fazla duymamak için gaza sonuna kadar bastım. Araba daha önce orada olduğunu hatırlamadığım garip bir tümseğin üzerinden geçti ve kaldırıma çıktı. Babamın gizli elinin yardımını göstermesi için arabadan çıktığımda sol arka tekerimin altında mümkün olamayacak kadar fazla dönmüş minik bir boynun ucunda bir saniyeliğine gördüğüm kızın suratını gördüm. Gözleri donuktu ve çatlak dudakları çarpık şekilde açık kalmışlardı. Küçük parmakları büyük bir kuvvetle bir paket mendile kenetlenmişlerdi. Kızın kanı tekerin altından bana doğru akıyordu. Ayakkabılarım kirlenmesin diye bir adım geri attım, ancak ondan sonra etrafımdaki sesleri duyabildim.
Hapis yatmadım. Para cezası da ödemedim. Herkes benim lehimde tanıklık yapmıştı. Birkaç gün sonra hakkımda yürütülen bütün soruşturmalar da düştü. Tamamen özgür bir insandım ama hayatımda ilk defa hissettiğim bir duygu içimi yakıp kavuruyordu. Vicdan azabı.
Gecelerim günlerim, baktığım her yer, gördüğüm bütün kız çocukları o gece ezdiğim suratın yansımalarına dönüşmeye başladı. Ã?nce geceleri dışarıya çıkmaz oldum. Bütün alışverişleri bıraktım, zaten artık hiçbir şey almak da istemiyordum. Sokakta gördüğüm bütün çocuklara paralar dağıttım ama içimdeki o büyük tarifsiz acı bir türlü kalkmak bilmiyordu. Belki hapse girseydim bu çekilmez acıdan kurtulur, hatta kendim için üzülürdüm ama her şeyden bu kadar kolay sıyrılmak bu acıyı daha da çekilmez kılıyordu.
En sonunda kızın ailesini bulmayı ve kayıplarını bir şekilde telafi etmeyi kafama koydum. Babamın bir şekilde bu konuyu hallettiğini tahmin edebiliyordum ama gidip düşüncelerimi ona açıklarsam beni vazgeçirmeye çalışacaktı. Küçük kızının haydutların, katillerin ve tecavüzcülerin yaşadığı, insanların leş yiyen sırtlan sürüleri gibi etrafına dehşet saçarak dolaştığı, şehrin irin dolu yarası varoşlara gitmesini, orada kendisini tehlikeye atmasını kabul edemezdi. Bu işi ailemden gizli tuttum ve kızın ailesini aramaya başladım.
Biraz çaba, biraz da parayla sonunda amacıma ulaştım. Aynı bölgede çalışan bir başka çocuğu bulup ona para verdim ve bana birkaç hafta önce burada ölen kız çocuğunun ailesini göstermesini istedim. Cinayetim medyaya yansımadığı için beni tanımadı ve en kötü ihtimalle bir gazeteci olduğumu düşünerek bana yardım etmeyi kabul etti. Bir taksi çevirdik ve küçük çocuk beni kızın ailesinin yaşadığı yere götürdü.
Taksi ilerledikçe etrafımdaki dünya değişmeye başladı. Binalar köhneleşti, dükkanlar fakirleşti ve sokaktaki insanlar başka bir ülkenin insanlarına dönüşmeye başladılar. Evlerin çoğu sıvasız, birbirine benzeyen, estetikten uzak tuğla bloklarıydı. İçinde yaşadığım dünyadan kopup bir film setine girdiğimi düşünmeye başlamıştım. Büyük bir ilgi ve heyecanla dışarıdaki insanların sefil hayatlarına bakıyordum. Eski çamurlu pantolonlarına, siyah çirkin hepsi birbirine benzeyen ayakkabılarına, kalın yünden örülmüş, düğmeleri uyumsuz kaba yeleklerine baktığım zaman onların İstanbul’da saklanan yabani insanlar olduklarını düşünmeye başladım. Hayatlarında doldurmaya çalıştıkları bir boşluk yoktu ve hiç biri benim sıkıntılarımın en ufak zerresini bile tatmamıştı. Karınları aç, soğukta üşürken hiç kimse hayatında dolduramadığı boşluğu düşünemezdi. İçinde bulunduğum taksinin kapıları ve camları, dışarıdaki dünyanın dehşetinin ciddiliğini fark etmemi engelliyordu. O anda kendimi Afrika’da bir çölde safari yaparmış gibi hissediyordum. Bu en fazla bir belgesel yada gezi turu olabilirdi ve ben bir misafirdim. En sonunda bize yolu tarif eden çocuk arabayı durdurdu ve buradan sonrasını yürüyerek gitmek zorunda olduğumuzu söyledi. Parayı ödedik ve taksiden indik.
Dışarıdaki dünyanın dehşetini arabadan indiğimde daha iyi anladım. Etraftaki herkes bana ve kıyafetlerime bakıyordu, o anda hayatımdan ciddi anlamda şüphe duymaya ve yaptıklarımın bir hata olduğunu düşünmeye başladım. En azından etrafta hiç yetişkin erkek yoktu. Evlerinin kapısının önünde oturan birkaç kadın ve sokakta naylon topu tekmeleyen bir iki çocuk dışında ortam oldukça sakindi. Ama bana bakışlarının hiç de davetkar olmadığını söyleyebilirim. Buraya yalnız başına gelecek kadar salak olup olmadığımı düşünüyorlardı sanırım. Buradaki varlığımın çok kısa zamanda etraftaki herkesin kulağına gideceğini bildiğim için işimi çabuk tutmaya karar verdim. Yanımdaki çocuğa beni kızın evine götürmesini söyledim ve sonra onu takip etmeye başladım.
Küçük çocuk en sonunda beni küçücük bir evin önüne getirdi. Aslında evden çok çatılı bir odaya benziyordu. Yanımdaki çocuğa beni burada bekleyip ben ondan istediğimde bir taksi çağırırsa daha da çok para vereceğimi söyleyip kapıyı çaldım.
Kapıyı genç bir kadın açtı. Darmadağınık saçları, bakımsız elleri ve oldukça hasta gözüken bir ten rengi vardı. Ona kendimi tanıttım ve onunla önemli bir konu hakkında konuşmak istediğimi söyledim. Beni içeriye davet etti. Kadına kızının ölümünden derin bir üzüntü duyduğumu söylediğimde bana anlamamış gözlerle baktı. Neden bahsettiğimi bilmiyor gibiydi. Ã?nce çocuğun beni yanlış yere getirdiğini düşündüm ama sonra gerçekler ortaya çıktı.
Zavallı kadın kocası öldükten sonra küçük kızına hiç bakamamıştı ve onu çocukları kullanan bir çeteye satmıştı. Parası ile de burada kendisini hayatta tutmaya çalışıyordu. O gece tekerleğimin altında can veren zavallı kız kazandığı bütün parayı çeteye veriyor, karşılığında sadece ekmek ve biraz peynir yiyebiliyordu. Etraftaki pek çok çocuğun aileleri tarafından bu çetelere kiralandıkları veya satıldıklarını öğrendim. şehirdeki bütün pislikler, dışkılar, zehirler, irinler ve iltihaplar akıp burada toplanıyordu. Babamın insanlara sattığı pislik burada bir yaşam şekliydi. Etraftaki insanlar sinirliydiler, yaşamlarından zevk almıyorlardı, dışarıdaki hayata karşı öfkeliydiler ve çektikleri bütün acıların sebebini bize bağlıyorlardı. Hiçbir şey yapmasak bile sadece varlığımızın onların bu sefil durumunun nedeni olduğu konusunda hemfikirdiler. Her gün bilenen ve daha da keskinleşen bu bıçağın yerinden fırlayıp kalbimize saplanmamasının sebebi babamın sattığı uyuşturucuydu. Daha fazlası için insanlıklarından daha fazla uzaklaşmayı, babamın bir adamı olmayı, onun malını daha da fazla insana satmayı kabul ediyorlardı. Sonuç olarak ben de onun kızıydım ve onun günahının eseriyle hayatımı zevk içinde yaşamıştım. Burada yaşayan insanların benden nefret etmesi için her türlü nedenleri vardı. Ortaçağda yakalanıp yakılan cadılar gibi beni tutup bir kazığa bağlayıp yaksalar onlara kızamazdım. Vicdanımı rahatlatmak için kadına oldukça yüklü bir miktar para verdim. Bu parayla kendisine yeni bir hayat bile kurabilirdi. Bu parayı kızını öldürdüğüm için, zaten çoktan kızını gözden çıkartmış bir kadına verdim. Büyük ihtimalle o da bu parayı taksitler halinde babama daha fazla uyuşturucu alabilmek için geri verecekti. Babam bu insanların kanını canını parlarını ve hayatlarının emiyordu.
Oradan ayrıldığımda babamın parasını ve gücünü reddettim. Sürekli görüştüğüm arkadaşlarımdan koptum, numaramı değiştirdim ve bir daha hiçbiriyle buluşmamaya karar verdim. Yeni arkadaşlarım benim için çok daha önemli insanlardı. Ã?ocuk esirgeme kurumunda gönüllü olarak çalışıp okuma çağına gelmemiş çocuklara kitap okuyor, hatta onlara ablalık yapıyordum. Birkaç ay önce dönüp güleceğim bu Don Kişotluk benim hayatımın yeni amacı olmuştu ama tüm bunlara rağmen o boşluk yine gelip içime oturdu. Yaptığım şeylerin hiçbir zaman yeterli olmayacağını, bu şekilde geçirdiğim tüm hayatın o gece öldürdüğüm çocuk yüzünden olduğunu ve tüm bunların tek sebebinin yine kendimi tatmin etmek olduğunu zamanla anladım. Vicdanım zamanla kendi kendini temizlemişti.
Ã?ocuk esirgeme kurumunu bırakıp eski evime geri döndüm. Eski arkadaşlarımı aradım ve hayatımı yine onların üzerine kurdum. Hiçbir şey değişmemişti. Hayat benim bıraktığım yerden devam ediyordu. En sonunda babamın gizli eli bana hiç beklemediğim bir yerden ulaşmıştı ama bu seferki amacı beni korumak değildi. Birkaç ay içinde önce kokain daha sonra da eroin bağımlısı oldum. Artık o büyük eksiklik benim için çok uzaklarda bıraktığım tatlı bir anıydı. O boşluk her seferinde aldığım uyuşturucuyla doluyor, uyuşturucunun etkisi yittiğinde yerini daha büyük bir boşluğa bırakıyordu. Eskisinden çok daha korkunç bir şekilde sürükleniyordum.
Zamanla uyuşturucu etkisini yitirmeye başladı. Beni gerçek dünyadan koparmak olan görevini artık yerine getiremiyordu. Bir süre sonra küçük kız tekrar hayatıma girdi. O gece ezip boynunu kırdığım küçük kız. Gerçek dünyadan sıyrılmak için her uyuşturucu alışımda karşıma dikilip beni yaptıklarım yüzünden suçluyordu. Vicdan azabım geri geldi ve bağımlılığımla acılarım arasında geçen ve her seferinde bağımlılığa yenilen sayısız tereddütlü saat beni yavaşça kemiriyordu.
Sonunda çizgiyi aştım. Sayısını bilmediğim son birkaç günümü evimdeki bütün panjurları kapatıp uyuşturucu ile kendimi öldürmeye adadım. En son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyorum. En son gördüğüm hangi olayın gerçek olduğunu bilmiyorum. Artık Gülşah her yerde……, sanki bu evde yaşıyor. Onunla konuşuyorum, sorularıma cevap veriyor, beni ayakta tutabilmek için bana yardım ediyor. Ölüme yürüyeceğim şu anda dünyayı daha iyi anlıyorum. Babamın yaptıklarını, benim yaşadığım hayatı, bu şehre, bu insanlara verdiğimiz acıyı ve zararı ve buna rağmen yaptığımız her yıkımın ve çürümüşlüğün bize nasıl daha çok zevk, haz ve mutluluk olarak geri döndüğünü şimdi çok daha iyi anlıyorum. Düşündüklerim, söylediklerim, şu anda farkına vardığım şeyleri ben mi buldum yoksa bunları bana o mu söyledi bilmiyorum. Ama hayatıma girdiği geceden beri beni hiç bırakmadı. şimdi damarımı bulmama, şırıngayı enjekte etmeme ve son saatlerimi mutlu geçirmeme yardımcı oluyor. Sana borçluyum Gülşah. Dünyada iyiler ve kötüler var. Maalesef ben kötüyüm ve sen benim yoluma çıktın. Çok üzgünüm. Elveda.
<sessizlik>
- Hepsi bu kadar mı evladım?
- Dinleyin efendim. Sonuna kadar dinleyin.
Onun pis kanını emmeyeceğim. Bırakalım lanet hayatını babasının zehri ile sona erdirsin. Bu yaptığım iyilik mi yoksa kötülük mü bilmiyorum ama yaptığım şeyden kesinlikle pişman değilim. Bu kıza tek borcum sahip olduğum ruhum…
Umarım hayatımı istediğiniz gibi anlatmışımdır. Sanırım anladınız. Benim adım Gülşah…
Bölüm 2: Kurt Adam.
- Savaş kızışıyor Yusuf. Ne yazık…Artık çocuklar bile bu savaşın içine çekiliyor.
- Evet efendim. Her iki taraf da saflarını güçlendiriyor.
- Gülşah’ın adını Kararsızlar safına yaz. Henüz kararını vermemiş.
- Baş üstüne efendim.
- İlk kaseti bu kız mı yollamış?
- Hayır efendim. Bundan önce gelen başka kasetler de vardı. Ama onlar Ruhlular’a ait değillerdi.
- Demek ilanlarımızı görebilen Ruhsuzlar var ha? Aslında onların kasetlerini de dinlemek isterim.
- Hemen hepsi şizofrendi efendim. Dinlemeye değmez. Bir iki tane de çocuk vardı aralarında. Ruhlular’dan gelenler bunlar sadece.
- Yazık… Bütün dünya bu adamların gerçek olmayan şeyleri gördüklerini düşünüyor.
- Haklısınız efendim.
- Tamam peki Yusuf. Lafı fazla uzatmayacağım. Geç oldu ve eve gitmek istediğini biliyorum. Bir sonraki kaseti tak lütfen.
- Siz konuşurken bunu zaten yapmıştım efendim.
<Kaset çaların mekanik çalıştırma tuşunun gıcırtısı duyulur ve iki adam penceresiz odanın kitaplarla dolu raflarının arasında kaseti dinlemeye koyulurlar.>
Hayatımı daha önce hiç kimseye anlatmamıştım. Ã?evremdeki insanlar bu tip sorular soracak veya bunu dinleyecek insanlar değil. Biz çok büyük bir aileyiz ve zaten ömrümüzün çoğunu birlikte geçirdik. Bu yüzden birlikte yaşadığımız olayları birbirimize çok sık anlatmayız. Yetmiş kişilik Moskova sirkinin bir çalışanıyım ve hatırladığım kadarıyla son oniki yılımı bu sirkte çalışarak geçirdim.
Hayatımı, bu oniki senede gördüklerimi ve yaşadıklarımı herhangi birisine anlatırsam onların bana inanmayacaklarını biliyorum. Ã?evredemdeki insanlardan daha farklı ve özel birisiyim. Ancak bu farklılık sıradan bir şey değil, bir amaca, geçmişten gelen ilahi ve kutsal bir amaca hizmet edecek bir dürtü. Her geçen gün içimdeki ateş ve öfke daha da büyüyor. Benden çok uzun zaman önce başlamış bir savaşa çağrıldığımı hissediyorum. İçimdeki ses artık yeterince büyüdüğümü ve güçlendiğimi söylüyor. Bir an önce ayağa kalkıp silahımı almalı ve varoluş nedenimi kucaklayıp bu savaşa katılmalıyım. Savaşın çığlıklarını duyabiliyorum, dökülen kanın, parçalanan etlerin kokusunu alıyorum, dövüş meydanının yerden kalkan tozu burun deliklerime doluyor, bu savaş etrafımda, her yerde bunu hissediyorum ama yine de henüz savaş meydanını bulabilmiş değilim. Zamanı geldiğinde ruhumun beni oraya götüreceğini biliyorum...
Bildiğim hayatımdan ilk hatırladığım anım, Asena’nın yüzümü yalamasıydı. Bir kafesin içinde bembeyaz postlu dişi bir kurdun yanında çırılçıplak yatıyordum.
Asena ile geçirdiğim bu ilk dakikalar belki de tüm hayatımın en duyusal zamanlarıydı. Kurdun beni nasıl yaladığını, dişlerini batırmadan çenesiyle ensemi kavrayıp beni kaldırmaya çalıştığını hatırlıyorum. Onun sürekli inip kalkan göğüs kafesini, boynuma dokunan ıslak burnunu, göğüs kafesime bastıran patilerini unutmadım. Bir kurdun yüzünde insanlarda gördüğümüz mimikler yoktur. İnsanlar düşüncelerini, gerçek niyetlerini, öfkelerini, nefretlerini ve tüm diğer duygularını yüzlerindeki mimikler sayesinde gizleyebilirler ama bu kurtlarda mümkün değildir. Kurdun duyguları bütün vücudunda kendisini gösterir. Ã?fkesi nasıl tüm vücuduna yayılıp bütün gücüyle kurdun bedeniyle kucaklaşıyorsa, sevgisi, bağlılığı ve şefkati de aynı şekilde kurdun bedeninde hayat bulur. O gün o kafesin içinde Asena’yı tanıdım. Onunla konuşmadık ama bakışlarımızla ve hareketlerimizle birbirimizi anladık. Kendimi ona çok yakın hissediyordum, ilk defa gördüğüm bu canlı benden çok farklı ama yine de bu gün bile kendimi en yakın hissettiğim varlık o. Onun yanındaki o birkaç dakika çok mutluydum. Bir insan bedenine sahiptim ama henüz insanlığın hiç bir lekesi vücuduma sürülmemişti ve bir kurtla aynı doğallığı kucaklıyorduk. Sonra... sonra insanlar geldi…
Beni gördüklerinde çok şaşırdıklarını hatırlıyorum. Anlamadığım bir dilde konuşup beni göstererek ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Asena bu durumdan huzursuzlanmıştı ve hırlayarak önüme geçerek beni onlardan korudu. Olanların hiç birini anlamıyordum. Yeni gelenlerin vücudları benimkine benziyordu, iki ayaklarının üzerinde duruyor, derilerine yapışık olmayan birbirinden farklı şekillerde ve renkte postlar giyiyorlardı. Sonra Alina geldi ve etraftaki herkes sustu. Uzun dalgalı kır saçları vardı, tırnakları diğerlerinkinden çok daha uzundu, yüzünde büyük bir et beni üst dudağının soluna yapışmış dev bir kene gibi kadının kanını emiyordu. Yaşlı kadın çömeldi, elinin bir hareketiyle Asena’yı sakinleştirdi ve benden uzaklaştırdı. Sonra kemikli sol elinin işaret parmağıyla gözlerimin içine bakarak beni kendisine çağırdı. Karşı koymadan dediğini yaptım. İnsanların vücud dilini henüz bilmiyordum ama tıpkı Asena’yı anladığım gibi yaşlı kadınn da benden istediğini anlamıştım.
Kafesin parmaklıklarına dayanıp kadının gözünün içine baktım. O da bana baktı ve sonra tatmin olmuş bir tavırla ayağa kalktı ve diğerlerini başka bir yere çağırdı. Orada ne konuştuklarını hiç bir zaman öğrenemedim ama geri döndüklerinde beni kafesten çıkardılar ve bana yeni kıyafetler verdiler. Asena çaresizce bu yaptıklarına karşı koymaya çalıştı ama içeri gelen adamların elinde tahta sopalar vardı ve Asena direndikçe ona vurmaktan çekinmediler. Ã?aresizliğe boyun eğmek ancak bir kurtta bu kadar mağrur olabilir. Asena en sonunda vazgeçti ve kafesten çıktım.
İlk zamanlarda insanların arasında benimsenmedim. Asena’dan daha farklı görünmeme rağmen bütün sirkte beni en çok benimseyen canlı bir kurttu. İnsanların dilini çabucak öğrendim ve onlardan duyduğuma göre beş yaşlarında sarı saçlı mavi gözlü bir erkek çocuğuydum. Adımı Vacheron koydular ve beni janglör bir ailenin yanına verdiler. Aile Bulgar Türk’üydü, sekiz, on iki ve on dört yaşlarında iki erkek ve bir kız, üç çocuktan oluşuyordu. Kendi başlarına kaldıklarında Türkçe konuşuyorlardı. Babaları Süleyman karısıyla beraber Bulgaristan da yaşadıkları zulme daha fazla dayanamayıp Rusya’ya göç etmişti. Daha sonra yolları bir şekilde Moskova sirkine düşmüştü ve burada çocuk sahibi olmuşlardı.
En küçük çocukları Buket ismini verdikleri kızlarıydı, oğullarından küçük olanı Karaca, büyük olanının adı da Murat idi. Onlar benim ilk arkadaşlarım, ilk meslektaşlarım ve daima ailem oldular. Bir arada küçük bir çete gibiydik ve her zaman birbirimize destek oluyorduk. O sirkten canlı çıkmamın sebebi Süleyman’ın çocuklarıdır.
Yedi yaşıma geldiğimde kardeşlerimle beraber sirkteki gösterilerde yer almaya başladım. İlk gösterilerimi Asena ile birlikte yapıyordum. Sirk beni ve Asena’yı kendi halimize bırakmıştı. Aramızda kırılmaz bir bağ oluştu ve ne zaman kendimi yalnız hissetsem geceyi onunla beraber kafesin içinde geçiriyordum. Süleyman bu konudan hiç bir zaman şikayet etmedi ve bana her zaman destek oldu.
Kısa süre sonra diğerlerinden daha farklı olduğumu keşfetmeye başladım. Reflekslerim diğerlerinkinden çok daha hızlıydı, onlardan daha yükseğe sıçrayabiliyordum, onlardan daha hızlı koşuyordum, onlardan daha güçlüydüm ve onlar kadar çok yorulmuyordum. Ben büyüdükçe bu farklılığım ailemin gurur kaynağı oldu ama sirkteki diğer insanlar giderek benden uzaklaştılar. Arkamdan konuşmaya, beni kötülemeye ve gördüklerinde yolumdan çekilmeye başladılar. Benden gizlenen ama sürekli beni takip eden bir şeyler olduğunu biliyordum. Ama bunu bana hiç kimse söylemiyordu.
Oniki yaşıma geldiğimde Yuri beni bıçaklarla tanıştırdı. Sirkin lideri oydu ve uzun zamandır hareketlerimi izliyordu. En az bir doksan boyunda, tüm vücudu kaslı ve yağsızdı. Bütün vücudu dövmelerle doluydu, bunların görünürde olanlarının çoğu siyah lekelerden fazlası değildi ama onu tanıyanlar vücudunun görünmeyen yerlerinde çok daha anlamlı ve korkunç, belki de büyülü dövmeleri olduğunu söylerdi. Sirkte hemen herkesin mistik bir hikayesi vardı ama hiç kimse Yuri’ninkinden bahsetmeyi sevmezdi. Otoritesi tartışılmazdı ve dudaklarından çıkan kelimeler ferman olurdu. Sirkte yaşadığım süre boyunca onun herhangi bir lafına karşı çıkan birisi olmadı, buna bende dahildim.
Yuri, Asena ile yıllardır yaptığım gösteriyi değiştirmeye karar vermişti. Gerekçe olarak insanların küçük bir çocuğun bir kurtla yaptığı gösteriyi heyecanlı ve tehlikeli bulabileceğini ama artık çok büyüdüğümü ve bunun bir adamın köpeğiyle oynaması olarak anlaşılacağını söyledi. Asena bir köpek değildi. O köpek gibi de değildi ama Yuri’nin bunu anlamasını beklemiyordum. Asena yine benim yanımda kalacaktı ve onunla vakit geçirebilecektim. Tek fark artık bir gösterimiz olmayacaktı. Bu aslında çok kötü bir teklif değildi. Yuri’nin sözünü dinledim ve ondan bıçaklarla ilgili eğitim almaya başladım. Bu konuda ustalaşmam altı ayımı aldı ve daha sonraki altı ayda Yuri’den daha iyi bir bıçak ustası oldum. Yada o benim öyle olduğumu düşünmemi istedi.
Benim normal bir hayat olarak gördüğüm sirk hayatı sizin gözünüzde çok farklı ve egzotik bir hayat olabilir. Sirkte herkes farklıdır ve kimseye normal diyemezsiniz. Bazıları kendi dünyasında yaşar, bazılarının vücudları farklıdır, kimisinin olağan üstü yetenekleri vardır. Ama yinede tüm bu farklılıklara rağmen onlarda ortak noktalar olduğunu anlamaya başladım. Asena’yı çok seviyordum. Ama yine de ondan farklıydım. Süleyman’ın çocukları ile aramızda çok kuvvetli bir bağ vardı. Ama onlardan da farklıydım. Günler geçtikçe beni en iyi anlayanın falcı Alina olduğunu gördüm.
Sirkte Alina’dan hiç kimse hoşlanmazdı. Kendisine ait simsiyah küçük bir çadırın içinde oturur, neredeyse hiç bir zaman dışarıya çıkmazdı. Gösterilerde de yer almıyordu. Sirk açıldığı zaman çadırın kapısına yakın bir yere çadırını kurar, para karşılığında insanların falına bakardı. Bir insanın gözüne bakarak tüm geçmişini okuyabildiği, el çizgilerine bakarak da geleceğini görebildiği söylenirdi. Onunla ne zaman karşılaşsam onun diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordum. Herkes diğerlerinden farklıydı ama Alina benim farklı olduğum gibi farklıydı.
Onüç yaşıma bastığım gün Asena’nın kafesine geldi ve beni çadırına çağırdı. Bir anlamda sekiz sene önceki sahnenin aynısıydı. Asena Alina’yı görünce sırtını kamburlaştırıp hırlamaya başladı ve önüme geçti. Onu sakinleştirmem oldukça uzun sürdü. Sonra yaşlı kadının çadırına gitmek için ayağa kalktığımda beni pantolonumdan tutup gitmemi engellemeye çalıştı. Ne olursa olsun gitmeye karar vermiştim ve zor da olsa dişi kurdun dişlerinden kurtulup kafesin dışına çıktım. Asena çaresizce oturdu ve ulumaya başladı.
Alina’nın çadırına girdiğimde küçük bir masanın önünde ayakta duruyordu. Sol elinde keskin bir bıçak, masanın üzerinde ise halen kanayan siyah bir horoz vardı. Geldiğimi farketmesine rağmen herhangi bir tepki vermedi. Sağ eliyle horozun akan kanının üzerine şekiller çiziyor, anlamadığım dilde garip şeyler söylüyordu. En sonunda elindeki bıçağı bıraktı, sol elinin tırnaklarını masaya geçirdi ve avcunu kapatıp ellerini yumruk haline getirdi. Bir süre bu şekilde bekledikten sonra elini hızla yukarı kaldırdı. Masadan yere damlayan kan kümesine baktı ve bir kaç dakika nefessiz kaldı. Sonra gözlerini kapadı ve sandalyenin üzerindeki siyah örtüyü alıp masanın üzerine örttü. Arkasına döndü ve bana oturmam için tahtadan eski bir tabureyi gösterdi. Bana söylediklerini hiç bir zaman unutmayacağım.
“Bizler farklıyız Vacheron. Bizler Ruhlular’ız ve onlar bu yüzden bizden her zaman nefret edecekler. Hiç bir zaman ruhsuz bir insanın dostluğunu ve sevgisini hissetmeyeceksin. Sana iyi davranıp seni aralarına alabilirler ama bu senden korktukları veya seni kullanmak istedikleri için olacak. İnsanlar çoktan yittiler Vacheron, ruhlarını binlerce yıl önce kaybettiler. Sen şu anda içinde insan ruhu taşıyan bir kurtsun. Gerçek gücüne ulaşabilmek için içindeki ruhun bir kurdun ruhuyla birleşmesi gerekiyor. Ve bu gücü sana ben vereceğim. Büyük bir savaşçı olacaksın Vacheron… Sadece dediklerimi yap.”
Bu sözleri söyledikten sonra kemikli sol elindeki kanla alnıma bir işaret çizdi, anlamadığım sözler söyledikten sonra sol elimi alıp falımı okudu.
On üç kehanet görüyorum geleceğinde Vacheron.
Bunların altısı hayır altısı şer.
Bir de kehanet var ki geleceğinde kimseler bilemez
nasıl gerçekleşir nasıl gerçekleşemez.
Altı şer kehanet var geleceğinde
Cinlerin ve şeytanların ördüğü kaderinde
Henüz geçmiş olmayan geleceğinde
Başına gelecek olan altı şer hikaye.
En sevdiklerin ölümü senden bulacak evladım
Bunu istesen de istemesen de.
En büyük yardım düşmanından,
En büyük kötülükler dostlarından gelecek.
Aşkı hissedecek ama onu asla elde edemeyeceksin.
En büyük zaferin en acı yenilgiye dönüşecek.
Özgürlüğüne yürüdükçe kendini bir köleye,
Merhamete güvendikçe zalime dönüşeceksin.
Ama hemen üzülme Vacheron,
Güzel kehanetler de var geleceğinde.
Altı hayırlı kehanet var geleceğinde
Meleklerin ve perilerin ördüğü kaderinde
Henüz geçmiş olmayan geleceğinde
Başına gelecek atı hayırlı hikaye.
Hayatında hiçbir zaman yenilmeyeceksin,
Sen yenilmeyi istemediğin sürece.
Hiç kimse seni yaptığın kötü şeyler için yargılamayacak,
Bir çocuğun olacak, senden daha güçlü ve daha bilge.
Büyük bir odunun güçlü bir askeri olacaksın
Adını bilecek herkes ve sana saygı duyacak.
Ve evladım,
Hiçbir zaman pişman olmayacaksın.
Bir de kehanet var ki geleceğinde
Kimseler bilemez nasıl gerçekleşir nasıl gerçekleşemez.
Ruhun bütünleşecek bir gayeyle,
Kimseler bilemez hayır mı yoksa şer.
Alina bu sözleri söyledikten sonra çadırdan çıkmamı istedi. Bir daha uzun süre onunla yüz yüze gelmedim.
Kehanetlerimi dinledikten sonra hayat çok fazla değişmedi. Bıçaklarla yaptığım gösteriye Buket’i de almaya karar verdim ve uzun süre beraber bir çok gösteri yaptık. Ben bıçakları fırlatıyordum, Buket ise benim tehlike içindeki hedefimdi. Yeteneğimden hiçbir zaman kuşku duymadı ve attığım her bıçağın, önünde durduğu tahtaya saplanmasını sabırla bekledi. Zamanla büyüdük ve birbirimizi sevdik. Rusya da, bir sirkte yaş farkı aşk için büyük bir engel değildi. Ben on beş, Buket ise on sekiz yaşındaydı. Birbirimizi sevdik ve beraber olduk.
Her canlıya hayatlarında mutlu olmaları için verilen kısa bir zaman vardır. Bu mutluluk bazen birkaç dakika, bazen birkaç ay, eğer şanslıysan birkaç yıl sürer. Tek bir şey vardır ki değişmeyen, o da mutluluğun göz açıp kapayıncaya kadar geçip gittiğidir ve mutluluk insanların bulduğu zaman dilimleriyle ölçülemez.
Yıllar içinde Asena giderek yaşlandı ve eski gücünü kaybetmeye başladı ama yine de kurt asaletinden bir şey kaybetmemişti. Asena’yı hiçbir zaman unutmadım. Aradan geçen yıllarda ondan uzaklaşmadım ve bazı geceler onun yanında yatmaya devam ettim. Ama aklımın bir köşesinde onun sonsuza kadar benimle olamayacağı hissi şekillenmeye başlıyordu. Sıradan giden bütün olaylar sirk İstanbul’da bir gösteri yapmaya karar verdiğinde değişti.
İstanbul’a geldiğimizde on yedi yaşıma basmıştım. şu anda olduğum yaşa. Yaptığımız bütün gösteriler sürekli yaptıklarımızdan farklı değildi ama sirkteki insanlarda bir değişim vardı. Buraya gelme amacımızın gösteri yapmaktan çok daha farklı nedenlere sahip olduğunu anlamaya başlıyordum. Yuri her zamankinden daha farklıydı. Burada sirkin liderinden çok bir komutana benziyordu. şehirde tanımadığım pek çok insanla görüştü ve bazı geceler sirki terk edip sabaha kadar geri dönmedi.
Aradığım soruların cevaplarını çok kısa zaman önce öğrendim. Bir gece Yuri yattığım karavana geldi ve boynumda bir bıçakla beni uyandırdı. Soru sormama bile izin vermeden beni yatağımdan kaldırıp Asena’nın yanına götürdü. Yolda sürekli olarak bir savaşçıya ihtiyaçları olduğunu ve beni artık daha fazla kendi halime bırakmak istemediğini söylüyordu. Hayvanların kaldığı çadıra geldiğimizde Alina’yı kafesin başında bizi beklerken bulduk. Asena’nın kafesinin başında. Dişi kurt bedeninde kalan gücün çok daha ötesinde bir kuvvetle dişlerini gösteriyor, düşmanlarını korkutmaya çalışıyordu. Ama ne Yuri ne de Alina bundan çok da fazla etkilenmiş gözükmüyorlardı. Yuri kolaylıkla kafesin kapağını açtı ve boynuma dayalı bıçakla kafese girdik. Kolundaki dövmelerin anlamlarını şimdi daha iyi anlamaya başlıyordum.
Bembeyaz dişi kurt sivri dişlerini göstermiş, Yuri’ye karşı saldırı pozisyonunu almıştı. O sırada neler olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Az ilerde karanlığın arasında en yakın arkadaşlarımı, Karaca’yı ve Murat’ı seçebiliyordum. Bana yardım edeceklerini biliyordum. En doğru zamanı bekliyor olmalıydılar.
Yuri elindeki çift oluklu bıçağı boynuma dayadı ve boynumdaki deriyi yüzeyden kanatacak kadar kesti. Bütün bunları yaparken bir yandan da Asena’nın hareketlerini seyrediyordu. Alina kendinden emin ve sakin, hiçbir zaman anlamadığım dilinde bir şeyler gevelemeye başlamıştı. Asena önce hırladı, sonra uludu. En sonunda teslim oldu ve kuyruğu iki bacağının arasında bana doğru yaklaşmaya başladı. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim. Onun yenilgiyi bu şekilde kabul etmesi ve onurunu iki bacağının arasına alması ilk defa gerçekleşen ve bir daha asla gerçekleşmeyecek olan olaylardan birisiydi. Asena’yı benim kadar tanıyor olsaydınız bunun onun hayatındaki en büyük ve son yenilgi olduğunu anlardınız. Tam önümde durdu ve gözlerini gözlerime dikti. Alina sözcüklerini tamamladığımda yerimde kaskatı kesildim. Hiçbir uzvum beynimin komutlarına cevap vermiyordu. Olduğum yerde donmuştum ve görebildiğim tek şey Asena’nın gözleriydi. Her şey kendiliğinden oldu. Ben istesem de, istemesem de.
Gördüklerimi size nasıl anlatırım bilemiyorum. Dişi kurdun gözlerinde her şeyi gördüm. Büyük savaşı, bunca yıldır ölen insanları, dökülen kanları ve yitirilen hayatları. Ama hiç biri beni etkilemedi. Ã?ünkü orada daha önce farkına varamadığım başka şeyleri de görüyordum. Asena benim annemdi. Bir insanın anne dediği varlıktan çok daha yüce, çok daha ilahi anlamda annemdi. O benim var olmamın sebebiydi, babamın dölünü taşıyıp ona bir vücut ve can veren herhangi bir varlıktan daha öte, var oluşumun kaynağıydı. Ruhani ve fiziki anlamda. Onun gördüklerini ben de gördüm. Onun bildiklerini ben de bildim. Onun hissettiklerini ben de hissettim. En sonunda ben o, o ben oldu ve ruhlarımız kucaklaştı. Birkaç saniye içinde az önce olduğum insandan çok daha farklıydım. şu anda biliyorum ki o anda ben bir kurt adamdım. Bilincim gerçek dünyayı görecek kadar yerine geldiğinde tam karşımda Asena’nın cesedi yatıyordu. İçimde ilk defa bu kadar büyük bir öfke kabarıyor, daha önce hiç hissetmediğim bir güç damarlarımda dolaşıyordu. Orada gördüğüm en sevdiğim canlının cesedi, Yuri, Alina ve bunca zaman dostum dediğim insanlar, Karaca ve Murat idi. Dostlarım doğru zamanı gereğinden çok daha fazla beklemişlerdi. Benim kabul edebileceğimden çok daha fazla. Sonra durdum ve her şeyi yeni sahip olduğum güce bıraktım. Ã?fkemin tüm bedenimi ele geçirmesine izin verdim. Onu kucakladım, onu sevdim ve kazanması için elimden geleni yaptım.
Savaşın nasıl olduğunu hatırlamıyorum. Ã?ünkü savaş benim bildiğim dünyada gerçekleşmedi. Savaş Yuri’nin dövmelerinin bir anlam kazandığı bir boyutta veriliyordu ve ben orada yeniydim. Dişlerimle Alina’yı parçaladım. O daha ne olduğunu bile anlamadan. Benden böyle bir öfke beklemiyordu sanırım. Karaca ve Murat benden çok daha güçsüz, insan formunda iki canavara dönüştü. Onların ölümü çok hızlı oldu. Zevk vermeyecek kadar hızlı…
Geriye tek bir düşman kalmıştı. Babam. Benim gibi bir kurt adam olan babam. Babam olduğunu biliyorum çünkü bunu Asena’nın gözlerinde görmüştüm. Simsiyah pelerini, uzun altından palası ve kafasındaki tüylü miğferiyle Yuri karşımda dikiliyordu. Dövmeleri en sonunda bir anlam kazanmıştı. Bana baktı ve arkasını döndü. Beni neden bağışladığını bilmiyorum. Belki oğlu olduğum için, belki benimle daha anlamlı bir savaş vermek istediği içindi. Belki Alina ona da tıpkı bana okuduğu gibi kaderini okumuştu ve o buna sadık kalmak istiyordu. Bunu asla bilemem. Tek bildiğim onun kötü olduğu ve kötülerin de kendi mantık çerçevelerinde bir tür onura sahip oldukları. Sanırım babam değersiz bir galibiyeti zafer olarak görmedi ve zaferi bir anlam kazanana kadar bana süre tanıdı. Ona çok daha büyük bir güç kazandıracak, kaderinde okunan bir zafer için beklemeyi tercih etti. Tekrar ruhsuz insanların dünyasına döndüğümde bir sürgün olduğumu biliyordum. Buket’in gözünde kardeşlerinin katili, sirk halkının gözünde bir kaçaktım. Sonsuza kadar avlanacak olan bir kaçak.
şimdi İstanbul sokaklarında dünyayı yeniden tanımaya çalışıyorum. Sirk dünyasından çok daha farklı bir dünyayı. İyilerin ve kötülerin sürekli savaştığı bir dünyayı tanımaya çalışıyorum. İçimdeki ses artık yeterince büyüdüğümü ve güçlendiğimi söylüyor. Bir an önce ayağa kalkıp silahımı almalı ve varoluş nedenimi kucaklayıp bu savaşa katılmalıyım. Savaşın çığlıklarını duyabiliyorum, dökülen kanın, parçalanan etlerin kokusunu alıyorum, dövüş meydanının yerden kalkan tozu burun deliklerime doluyor, bu savaş etrafımda, her yerde bunu hissediyorum ama yine de henüz savaş meydanını bulabilmiş değilim. Zamanı geldiğinde ruhumun beni oraya götüreceğini biliyorum...Babamı gördüğüm zaman hangi tarafta olduğumu biliyordum. O da benim hangi tarafı seçtiğimi…
Sirkten kaçtım. Buket’i ve karnındaki çocuğu arkamda bıraktım. Artık bir sürgünüm. Ama kehanetler doğruysa kader yolumda daha yürümem gereken çok yol var. Bu zamana kadar doğru çıktılar, bundan sonra da beni yanıltmayacaklar. Alina ve Yuri. Düşmanlarım. Bana dostlarımdan daha çok yardım eden düşmanlarım. Bu savaş burada sona ermedi… ermeyecek.
Bölüm 3: Kedigil
- Vacheron’u iyilerin saflarına yaz Yusuf. Seçtiği taraf yarın cephelere ilet