TaTSıZ RüYa
Posted: Thu Jun 07, 2007 3:19 am
Dolunay yemyeşil ağacın gecede kalmış siyah yapraklarını az da olsa aydınlatıyordu.Gecenin en sessiz saatiydi.Bir tek deliler ve aşıklar uyumuyordu.Kadın ilk kağıdı çıkardı ve gördüklerini yazmaya başladı;
“Bir zamanlar burada çocuklar oynardı.” Dedi Xymos, tarlanın bir köşesini göstererek ve devam etti “Ama artık çocuk kalmadı koşacak!” Karşısındaki genç “Lanet ne zaman bitecek amca?” diye sordu.Yorgun çiftçi “Lanet diye bir şey yoktur,çocuk.” Ve ekledi “Annen biraz çalışsa çok çocuk olur.” Asla ailesine özellikle kardeşine laf söyletmezdi.Genç utana sıkıla oradan uzaklaştı..Xymos dudağının kenarındaki sigarayı yere attı,çapayı yerden kaldırdı ,şapkasını geriye attı ve kulübesine doğru yürümeye başladı.Kapıyı açtı.Ev dağınıktı.Zaten yalnızlığının amacı da buydu.Özgürce dağınık olabilmek.Üzerindeki pis ve sünepe havayı kötüleyecek ve ona söylenecek kimse yoktu etrafında.Çalışmıyor diye suçladığı yengesinin gönderdiği yemeğe baktı “Helene ,Helene hep yemek mi yapacaksın?” diye söylendi.Bir iki lokma aldı ,yüzünü buruşturdu.Hava kararmadan yatardı.Fazla arkadaşı yoktu.Küçüklerine ne kadar realist ve büyük gözükmeye çalışsa da aslında macera düşkünü biriydi o.Duyduğu her hazine hikayesine atlar ,elfler,periler hatta orclarla tanışacağı ilk günü beklerdi.Bunları düşünürken önce kulübedeki ışık kendiliğinden sönmeye sonra da içerisi kararmaya başladı.
Birden bir alev topu ayağının ucuna düştü.Kafasını kaldırdı.Gözü yatağının yanındaki takvime ilişti 18 Nirod’du (Ã?ifçtçi tarihinde ekin zamanıdır.İnsan takviminde 13 Ağustostur.).Duman kokuları çok ağırdı.Helene’in sesini duydu , çığlığın geldiği yere koştu.Genç çocuk kül olmuştu.Köy kırmızıydı.Helene’in eteği tutuşmuş yanağının bir kısmı yanmıştı.İçeri koştu kardeşinin yanık kokusu burnuna geldi.Orada daha fazla kalırsa yanacaktı.Evden gözünde birkaç damla yaşla ve büyük bir şok -belki donukluk demek daha uygun olurdu-haliyle çıktı.Koşan bir kadın bebeğini düşürmüştü.Geri dönüp çocuğu almamıştı.Yerden küçüğü kaldırdı ve izlemeye devam etti.Ahırlar yanıyordu.Her hayvanın sesi birbirine karışmıştı.Tarlasına dönüp baktı ,ekini yanıyordu.Meşe ağacının yaprağı dönerek düşmeye başladı.Burnunu çekti.Lanet Tanrılar diye geçirdi içinden,ekmeğimi almadığınız kalmıştı.Siyah bir karaltı önünde belirdi,sanki birisi anı durdurmuştu.Ağzı açık kalan insanlar, koşarken havada asılı kalanlar.Zaman durmuştu.Karaltı konuşmaya başladı “Birilerinin bize laf ettiğini duydum,ona cevap vermeye geldim.” Kucağındaki bebeğe baktı gözyaşları donmuştu. “Yarın akşam üzere pis insan köyün bu hale gelecek,kurtulursan hayatın değişecek,kurtarırsan,cennet denen yere gidersin,küfürün için bağışlanmayı dilersen tabi.Bu arada kaybettiğin anahtar yatağının altında .Düşündükte senin evinin yanması köyün temi,zliği açısından iyi olurdu.”tiz bir kahkaha attı ve gidip insanın yanağına çirkin tırnaklarıyla dokundu.Uzun tırnaklarından birini bebeğin kalbine bastırdı.Xymos acı bir çığlık attı.
Gözlerini açtığında Güneş’in yeni doğduğunu fark etti.Kafasını yana çevirdi ve o an bunun gerçek olmamasını diledi.Takvim 18 ini gösteriyordu.Yani bugün,eğer o rüya doğruysa,yani eğer gerçekten o çirkin yaratık doğru söylediyse,koşarak kulübeden çıktı.Hiç bir yer yanmıyordu.Kulübeye geri döndü.Yatağının altına baktı.Aylardır aradığı bodrum anahtarı oradaydı.Birileri bana şaka yapıyor diye düşündü ama en azından bu gece köydekileri uyarıp evlerinden dışarı çıkarabilirdi.
(arkadaşımla bir hikaye yazmaya karar vermiştik girişi böyle yapmıştım ama devamı gelmedi bir türlü umarım beğenirsiniz=)
“Bir zamanlar burada çocuklar oynardı.” Dedi Xymos, tarlanın bir köşesini göstererek ve devam etti “Ama artık çocuk kalmadı koşacak!” Karşısındaki genç “Lanet ne zaman bitecek amca?” diye sordu.Yorgun çiftçi “Lanet diye bir şey yoktur,çocuk.” Ve ekledi “Annen biraz çalışsa çok çocuk olur.” Asla ailesine özellikle kardeşine laf söyletmezdi.Genç utana sıkıla oradan uzaklaştı..Xymos dudağının kenarındaki sigarayı yere attı,çapayı yerden kaldırdı ,şapkasını geriye attı ve kulübesine doğru yürümeye başladı.Kapıyı açtı.Ev dağınıktı.Zaten yalnızlığının amacı da buydu.Özgürce dağınık olabilmek.Üzerindeki pis ve sünepe havayı kötüleyecek ve ona söylenecek kimse yoktu etrafında.Çalışmıyor diye suçladığı yengesinin gönderdiği yemeğe baktı “Helene ,Helene hep yemek mi yapacaksın?” diye söylendi.Bir iki lokma aldı ,yüzünü buruşturdu.Hava kararmadan yatardı.Fazla arkadaşı yoktu.Küçüklerine ne kadar realist ve büyük gözükmeye çalışsa da aslında macera düşkünü biriydi o.Duyduğu her hazine hikayesine atlar ,elfler,periler hatta orclarla tanışacağı ilk günü beklerdi.Bunları düşünürken önce kulübedeki ışık kendiliğinden sönmeye sonra da içerisi kararmaya başladı.
Birden bir alev topu ayağının ucuna düştü.Kafasını kaldırdı.Gözü yatağının yanındaki takvime ilişti 18 Nirod’du (Ã?ifçtçi tarihinde ekin zamanıdır.İnsan takviminde 13 Ağustostur.).Duman kokuları çok ağırdı.Helene’in sesini duydu , çığlığın geldiği yere koştu.Genç çocuk kül olmuştu.Köy kırmızıydı.Helene’in eteği tutuşmuş yanağının bir kısmı yanmıştı.İçeri koştu kardeşinin yanık kokusu burnuna geldi.Orada daha fazla kalırsa yanacaktı.Evden gözünde birkaç damla yaşla ve büyük bir şok -belki donukluk demek daha uygun olurdu-haliyle çıktı.Koşan bir kadın bebeğini düşürmüştü.Geri dönüp çocuğu almamıştı.Yerden küçüğü kaldırdı ve izlemeye devam etti.Ahırlar yanıyordu.Her hayvanın sesi birbirine karışmıştı.Tarlasına dönüp baktı ,ekini yanıyordu.Meşe ağacının yaprağı dönerek düşmeye başladı.Burnunu çekti.Lanet Tanrılar diye geçirdi içinden,ekmeğimi almadığınız kalmıştı.Siyah bir karaltı önünde belirdi,sanki birisi anı durdurmuştu.Ağzı açık kalan insanlar, koşarken havada asılı kalanlar.Zaman durmuştu.Karaltı konuşmaya başladı “Birilerinin bize laf ettiğini duydum,ona cevap vermeye geldim.” Kucağındaki bebeğe baktı gözyaşları donmuştu. “Yarın akşam üzere pis insan köyün bu hale gelecek,kurtulursan hayatın değişecek,kurtarırsan,cennet denen yere gidersin,küfürün için bağışlanmayı dilersen tabi.Bu arada kaybettiğin anahtar yatağının altında .Düşündükte senin evinin yanması köyün temi,zliği açısından iyi olurdu.”tiz bir kahkaha attı ve gidip insanın yanağına çirkin tırnaklarıyla dokundu.Uzun tırnaklarından birini bebeğin kalbine bastırdı.Xymos acı bir çığlık attı.
Gözlerini açtığında Güneş’in yeni doğduğunu fark etti.Kafasını yana çevirdi ve o an bunun gerçek olmamasını diledi.Takvim 18 ini gösteriyordu.Yani bugün,eğer o rüya doğruysa,yani eğer gerçekten o çirkin yaratık doğru söylediyse,koşarak kulübeden çıktı.Hiç bir yer yanmıyordu.Kulübeye geri döndü.Yatağının altına baktı.Aylardır aradığı bodrum anahtarı oradaydı.Birileri bana şaka yapıyor diye düşündü ama en azından bu gece köydekileri uyarıp evlerinden dışarı çıkarabilirdi.
(arkadaşımla bir hikaye yazmaya karar vermiştik girişi böyle yapmıştım ama devamı gelmedi bir türlü umarım beğenirsiniz=)