Page 1 of 1

Hikâye

Posted: Thu Apr 24, 2008 6:40 am
by Alenthas
(Bu sefer kısa yazdım, e bunu da okuyun bir zahmet :) Pek güzel olmadı ama aklıma gelen bir şeyler işte, karaladım kafama göre)



"Neden tanrım, neden bunca acıyı bu sevgili kulunun çekmesine neden oluyorsun? Neden?" diye tavana bakarak yalvarıyordu adamcağız.
"Bütün bu acıyı hak edecek ne yaptım?" diye yalvaran zavallıcık birazdan başına geleceklerden habersizdi. Bir süre boyunca duasına devam ettikten sonra tanrının bir işareti denilebilinecek bir olay gerçekleşti.
Bir anda tavanın rengi beyaz üzerinde mavi kare çizgiler olarak değişmişti. Ve üzerinde ters ve okunması inanılmaz derecede güç lacivert renkte yazılar vardı. Bir gölge bu garip zeminin üzerine düştü ve devasa bir parmak tavanı sanki bir kağıtmışcasına yırttı, ama zaten kağıttı! Sonra parmak kayboldu ve delikten bakan tek bir göz göründü tavanda. "Hımmm, demek buna benziyorsun. Daha farklı hayal etmiştim ama sanırım hikaye yazmanın eğlenceli kısmıda bu olsa gerek değil mi?" dedi göz.
Tanrının ta kendisiyle konuşmakta olduğunu zanneden adam dili tutulmuş bir vaziyette bir kaç kelime gevelemeye çalışmış ama başarısız olmuştu. Sonunda ağzından "tanrım," gibi bir kelime çıkmıştı, fakat öyle bir söylemişti ki kimse emin olamazdı ne dediğinden.
"Tanrı mı? Ah, hayır, hayır. Aslında olabilir, neden olmasın. Başından geçen her şeyi ben yazdığıma göre sanırım senin tanrın oluyorum," dedi. Göz yavaşça kapanıp tekrar açıldı "Ahh, teki göründüğü için anlamamışsındır muhtemelen ama göz kırptım," dedi.
"Yani sen tanrı değil misin?"
"Değilim sanırım."
"O zaman neyin nesisin?"
"Ben bir yazarım, seni ben yarattım."
"Yani ben bir...hayal ürünü müyüm?"
"Maalesef, ama aynı zamanda ne mutlu!"
"Neden mutlu? Yaşamadığını öğrenmek pek de sevindirici bir şey değil, yani sanırım. Ne düşündüğümü bile bilmiyorum şu an."
"Ã?ünkü ben bilmiyorum, böyle bir durumda bir insanın nasıl düşünceğini bilmek biraz zaman istiyorda," dedi mazeret uydururcasına.
"Ah, anlıyorum. Ama her şey çok gerçekçiydi, düşüncelerim, yaşadıklarım, hepsi birer hayal miydi?"
"Yazarlığım hakkında iltifat ediyorsunuz, ve evet. Benim hayallerimden beslendin. Ben varken varsın, ben yok olursam sende yok olursun."
"Peki eğer ben bir hayal ürünüysem, senin öyle olmadığın ne malum?"
Göz bir süreliğine kayboldu, kendi yaşadığı yerdeki tavana bakıyordu. "Sanmam," dedi. "Benim hayatım seninki gibi ilgi çekici değil. Çok sıkıcı, okuyanlar muhtemelen sıkıntıdan kitabı yakarlardı."
"Bilemezsin," dedi adam omzunu silkerek.
Kısa süren, ama çok uzunmuş gibi gelen sinir bozucu sessizliği adam bozdu. "Peki madem benim yaratıcımsın, o zaman bana daha rahat bir hayat bahşetmeyecek misin?"
"Özgünüm, o zaman bir heyecanı kalmaz."
"Kötü birisin sen," dedi adam somurtarak.
"Yazarlar en büyük sadistlerdir. Karakterlerine acı çektirmeye bayılırlar. Tabii eğer sevmedikleri bir karakterse."
"Beni sevmiyor musun?"
Gözün sahibi biraz duraksadı "Aslında tam olarak öyle değil...ben hepten sadistim."
"Anladım..."
"Her neyse," dedi göz aceleyle "huzura ermenin zamanı geldi senin için."
"Gerçekten mi? Ama neden?" dedi adam şaşkınlıkla. Gözlerini fal taşı gibi açmış kalbi küt küt atıyordu.
"Hikayenin sonu yakın."
Adam gülümsedi, sevinci yüzünden kolaylıkla okunuyordu. "Yani bitti mi?" dedi, inanamıyordu. Emin olmak istiyordu.
"Evet. Neyse, sona yaklaşıyoruz. Bir daha görüşmemek üzere."
"Görüşü -aman, görüşmeyiz! Peki...ne yapmam gerekiyor?"
"Kendin ol, yalvarmaya devam."
"Tamam!" dedi heyecanla. Ama tekrar eski, hüzünlü havasına bürünmüştü. Aslında pek iyi rol yapamazdı, hatta yalan bile söylemeyi beceremiyordu, fakat nasılsa gerçekten üzgün gibi hareket edebiliyordu!
"Tanrım! Yalvarırım, acılarıma bir son ver!"
O sırada kapı açıldı, içeriye baştan aşağıya siyah takım elbise giyinmiş iki adam girmişti. Gözlerinde siyah gözlükler, siyah ceket, siyah pantalon, beyaz gömlek ve kırmızı kravat giyinmişlerdi.
"Tanrın dualarını kabul etti," dedi ve elini ceketinin iç cebine sokup bir silah çıkarttı. Silahın ucunda susturucu takılmıştı. "İyi geceler," derken silahın namlusunu tam adamın suratına doğru nişan aldı.
Zavallı adam "Hayır, lütfe-" diye yalvaracaktı ki silahtan çıkan kurşun boynundaki atardamara denk gelerek adamın sözlerini kesti. Boğazından fışkıran kanların arasından gurultu sesleri geliyordu. Dizleri üzerine düştükten sonra yüzüstü yere kapaklandı. Boynundan akan kan bütün yeri kaplamış, kahverengi parkeleri çok koyu bir kırmızıya boyamıştı.

Yazar sandalyesinde doğruldu. Kalemini defterin üzerine bırakmıştı. Ellerini kütlettikten sonra arkasına yaslandı. Ardından kafasını geriye atıp tavana doğru baktı. Karakterinin dedikleri, yani kendi düşünceleri kafasını kurcalıyordu. Sonuçta öyle bir şeyin ancak kitaplarda ve filmlerde olacağını bilmesine rağmen eğer bunu düşünmeseydi böyle bir hikaye yazmazdı.
Ardından tavanın renginin beyaza dönüşmekte olduğunu gördü. Bir karaltı tavana doğru yaklaşıyordu, yeterince yaklaştığında tavan bir su misali dalgalandı ve ortaya bir el çıktı.
"Hımm, nasıl bakacağım merak ettim şimdi. Keşke deftere yazsaydım, bu LCD ekranlar çok cafcaflı. Her neyse," dedi ve bir surat göründü. "Bu biraz garip hissetmeme yol açıyor," dedi sırıtarak. "Merhaba."

Posted: Sat Apr 26, 2008 1:24 am
by Firble
Bence çok güzel olmuş tam da yerine oturmuş bir hikaye AlenthasLeasess... Ve anlatmak istediğini de çok güzel anlatıyor. Uzunluğu da tam olması gerektiği gibi ancak gerektiğinde daha uzun yazmaktan da çekinme bence...

Bu arada arada da tavana bak bakalım bir el görecek misin? : ) ) ) )

Posted: Sat Apr 26, 2008 3:47 am
by Alenthas
Sağolasın Firble :) Arada bakıyorum zaten :P Uzun yazıyorum, çok uzun hikayelerimde var ama kimse okumadı :D