Güneşe Uzak Ölüme Yakın...

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Güneşe Uzak Ölüme Yakın...

Post by Starfell »

Buralarda bir gölgelik bulmam,hiç fena olmazdı aslında. Hem belki de bu sayede bu aptal kum havuzunda güneşle bir başıma terk edildiğim gerçeğini bana unuttururdu…

Aptal kum aralık bulduğu her yerden vücuduma yapışıyor. Zırhımla bedenim arasında bana acı veriyor. Bunlardan bir an önce kurtulmalıyım… Bir an önce oturup dinlenebileceğim bir gölge bulmalıyım…

Ne kadar yürüdüğüm yada ne yönde yürüdüğümü bilmiyorum,tek bildiğim şey olabildiğince düz yürümeye çalıştığım.Yüzlerce kum tepesi bıraktım ardımda ama önümde daha binlercesi var.Tanrı yardımcım olsun…

Yukarıda güneş gökyüzündeki tahtından inmek üzere ama bedevilere göre çöl gece daha tehlikeli olurmuş. Bence saçmalık; tepedeki azgın güneşin alamadığı canımı gece kim alabilir ki…

Bedevilerden öğrenilecek çok fazla bir şey yok.Zaten onlar biz olmadan kendi kıçlarını bile silemezlerdi. Yinede haklı oldukları birkaç konu olabilir mesela: başının tepesinde dönüp duran kuşların kötü bir şey olduğu; daha birkaç gün önce çölü atımın üzerinde geçerken bir cesedin başında gördüm onlardan birkaç tanesini… Lanet leş yiyiciler hepsinden nefret ediyorum.Aynı etrafımdaki insanlara benziyorlar sadece insanlar biraz daha kibar seni parçalayacaklarında önceden ötmüyorlar, onun yerine suratına sırıtıyorlar…

Bedevilerin dediğine göre bu kuşlar çölde en çok dua eden varlıklarmış, zaten, gelecek olan Azrailin daha çabuk gelmesi için dua ederlermiş tanrılara… Ve lanet olsun ama tepemde onlardan birkaç düzüne var. Belki de kolumdaki yaranın kokusunu aldıkları için buradadırlar ama sanmıyorum bu hayvanlar o kadar aptal duruyor ki bunu başarabilecek kadar zeki olduklarını düşünmüyorum… Dua işini bilmem ama Azrailin gelmesi kötü olurdu…

Güneş taht odasını terk etmek üzere, yavaş yavaş, güne hükmetme yetkisini devrediyor. Çok uzaklardan gelen rüzgar artık biraz daha serinletici… Bedevilerin ne söylediğini unutmamak gerek.Belki de gün biraz daha ölüme yaklaşıyordur kim bilebilir? Ama onlar değil miydi beni sırtımdan bıçaklayan belki de onlara güven konusunda biraz daha temkinli
olmalıydım. Ama artık çok geç…

“Güneş galiba bana küstü dostum, baksana.” Güneşin perdeleri yavaş yavaş kapanırken hava alaca karanlığa döndü ve yanımda yürüyen aptal adam hiç konuşmadı…

Hava güneşe biraz daha uzak,ölüme biraz daha yakın…
Last edited by Starfell on Mon Jun 23, 2008 4:47 am, edited 1 time in total.
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

“Efendim, efendim uyanmalısınız…” diye seslendi. Kapının eşiğinden içeri giren sıska, ufak tefek adam. Oda o kadar büyük ve ihtişamlıydı ki bu odaya her girişinde kendini biraz daha ufalmış ve değersiz hissederdi. Tam karşısında efendisinin yattığı dört direkli yatak vardı. Dikkatlice yatağa doğru yaklaştı. Ancak bütün dikkatine ve hafifliğine rağmen odanın zeminini kaplayan parkeler yılların verdiği yıpranmışlıkla ayaklarının altında gıcırdadı. Duvarlar korkutucu biçimde hayvan başlarıyla, pek çok silah ve kalkanla kaplıydı. Duvarda asılı olan dekor malzemeleri sıradan şeyler değildi. Her biri ezeli bir rakibin varlığının, son çırpınışlarıydı. Pek çoğu savaş alanında kazanılmış kanlı bir koleksiyon…

Sanki birileri Adrian’a sesleniyordu ama bu olamazdı. O bir yeşil bir ovanın tam ortasındaydı.Sonsuz bir düzlükte arkasında koca bir karanlık olan kapının karşısındaydı ve etrafında o karanlık kapıdan başka bir şey yoktu… Ses Adrian’a biraz daha yaklaştı.

Sıska adam yatağın yatağın yanına geldiğinde tekrar seslendi: “Efendim”…

Adrian tek gözünü zar zor açtı -loş odada camlardaki kalın, koyu renkli perdeler güneş ışınlarının odanın için girmesine izin vermiyordu ama yinede hava bunaltıcı derecede sıcaktı- yattığı yerden kalkmadan sağ ve sol tarafında yatan birbirinden güzel kadınları gördü. Ardından cinsiyetiyle odadaki tek düzeliği bozan ufak tefek adamı fark etti. Adam her zamanki altın işlemeli kırmızı bir tunikle tam karşısında dikilmiş duruyordu. Adrian elini başına götürdü. Başındaki ağrı bir an için kadar şiddetlendi ki ona ızdırap vermeye başladı. Yatakta yavaşça doğrularak başını tuttuğu eliyle konuşması için sıska adama işaret etti.

“Efendim savaş beyleri sizi aşağıda bekliyor. Bugün için onları çağırmıştınız.” Dedi sıska adam sesindeki titremeye engel olmaya çalışarak konuşmasına devam etti. “Savaş beyi Torek hariç…”

Adrian kadınları uyandırmadan kendini yataktan dışarı atmak çalışıyordu adamın dedikleriyle ilgilenmemiş gibiydi. Sağ tarafındaki güzel sarışın kadın Adrian tam üstünden atlarken uyandı ve koca adamı kasıklarından yakaladı:
“Nereye gidiyorsun?”

“Eeee… hiçbir yere gitmiyorum tatlım sadece yıkanacağım merak etme.” Koca adam kasıklarında hissettiği baskının tedirginliğiyle “istersen beni yıkayabilirsin.” dedi. Kadın yeni uyanmış olmanın verdiği mahmurlukla “Tamam” diye mırıldandı.

Adrian yatağın etrafından dolaşıp sıska adama doğru ilerledi. O kadar iriydi ki o yürürken ahşap zemin isyan ediyordu. Bütün cüssesiyle sıska adamın karşısında çırılçıplak dikildi.

Sıska adam, bir kez daha titredi onu titreten efendisinin çıplaklığı değildi. Efendisinin gölgesi zaten loş olan odada onu karanlığa boğmasıydı. Bu sefer sesinde ki titremeyi gizlemeden “Emirleriniz, Efendim…” diye yutkundu.

Adrian gözlerini sıska adamın arkasında duran sarışın kadına dikerek “Yıkanır yıkanmaz geleceğimi söyle onlara ve…” elini adamın omzuna koyarak “Zırhımı getir, Malcolm” dedi.

Malcolm aldığı emiri başıyla onaylayarak odadan çıkmak için arkasını döndü ve gözünün ucuyla solda başka bir odaya açılan kapının önünde çırılçıplak duran şehvetli sarışın kadına baktı. Kadının ona baktığını görünce utançla kafası önde yürüyerek geldiği kapıdan dışarı çıktı.

Sol taraftaki koridoru takip ederek ahşap merdivenlere ulaştığında durdu. Soluk verdi. Tanrım şükürler olsun diye geçirdi aklından. Üzerindeki kırmızı tüniği çekiştirerek düzeltti ve merdivenlerden aşağı indi. Ahşap köşkün kapısındaki nöbetçilere selam verip; bu cehennem sıcağında yemyeşil bahçede Mermer köşke kadar menekşelerle süslü yoldan yürüdü. Mermer köşkün kapısına geldiğinde tekrar durdu ve üstünü düzeltti. Derin bir nefes aldı. Gırtlağını temizledi ve içeri girdi. Tam karşısında, Mermer bir masanın etrafında oturup bekleyen, zırh ve silahlarını kuşanmış 10 savaş beyi ve ayakta ordan oraya koşuşturan hizmetkarlar vardı. Kapının açılmasıyla herkes işlerini bırakıp Malcolm’a döndüler. “Prens Adrian, savaş beyi Torek’in toplantıya katılmasını beklememizi emretti.” Sesi o kendinden beklenmeyecek derecede kuvvetli çıkmıştı. Açıklamasının ardında reverans yaparak efendisinin zırhını götürmek için odayı terk etti.
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Kral görkemli yatağında belkide hayatının son günlerini geçirdiğini bilerek yatıyordu. Gözlerini kapatmış düşüncelere dalmıştı. İşlediği günahları haklı çıkartmak için çırpınıyordu kendi kendine. Ancak bir günah... Diğerlerinden daha farklı olan bir günah... Krallığın kaderini değiştirecek olan zina !! ...

Yıllardır arkasına birkez bile bakmadan yaşamıştı adam belkide bu dünya üzerinde yaşayan en nüfüz sahibi adamdı kendisi ama bu şu anda ölüm döşeğinde olduğu gerçiğini değiştirmezdi...

Günlerdir düşünmesine rağmen yaptığı şeyler beynini kemiriyordu. Bunlardan kurtulamıyordu. Adam vicdanını rahatlatmak için tüm güçünü kullanmış ve yıllardır görmediği oğlunu çağırttırmıştı.

Yaklaşık beş gündür yanındaydı oğlu kendisine güven beslemesede oğlu kendine sağlanan rahat karşısında babasına hürmet duyduğunu anlayabiliyordu. Yaşlı kral yılların tecrübesiyle...
FATAL ERROR !..<br>Satan inside !..</br>
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests