Orta Dünya'dan Öyküler

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Orta Dünya'dan Öyküler

Post by catboy »

Yüzüklerin Efendisi kitaplarında herhangi bir paragrafta 2-3 cümlelik bahsedilen olayalrı ele alıp yazdığım kısa öykülerimdir. Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınızı eksik etmeyin. (Aslında bunları yazarken amacım Lydronk'a yüzüklerin efendisi'ni biraz komik bir dile anlatmaktı. Ama sizlerle de paylaşmak istedim.)
Orta Dünya’dan Ã?yküler:
1- Tek Varis: (Burada Frodo’nun geçmişi ve Bilbo’nun Frodo ile tanışması anlatılmaktadır.)
Drogo eşiyle beraber kayın babasının malikanesinin etrafında bir tekne turu yapmak ister. Ama Drogo o gün tamı tamına on sekiz fıçı bira içince teknenin Drogo'nun bulunduğu tarafa doğru yatması kaçınılmaz olur. Drogo kendini kurtarmak için karısına tutunmak ister ama karısının üstüne yuvarlanır ve o ağırlığıyla gölün dibini hem kendisi hem de karısı boylar. O sırada Frodo bu olayı malikanin balkonundan ağlayan gözlerle izler.
Dedesinin malikasinde on beş adet balkonun yanında bir de yerleri daha tespit edilememiş otuz beş civari oda vardır. Frodo on beş yıl boyunca malikanede yerin dibine girer ve dedesinin yoğun ısrarları sonucunda beşinci kattaki soldan üçüncü odanın sağ tarafında yer alan mutfaktaki duvar dibindeki duvara yerleştirilmiş dolaptan bulunuverir. O esnada Shire taraflarından Drogo'nun akrabası Bilbo Baggins de büyük babayı ziyarete gelmiştir. Kendisi oldukça garip biridir. Macera sever bir kişiliği vardır ki bu normalde tüm hobbitlerde bulunması aşırı derecede nadir görünen bir özelliktir. Frodo'yu omzundaki faresiyle beraber görünce içi acır.
"Gel evlat! Burada sana iyi bakılmıyor belli ki!" der ve elinin tersiyle Frodo'nun omzundaki fareyi itiverir. Fare pat diye büyükbabanın önüne düşer. Büyükbaba fareyi göremez ve yanlışlıkla ona basar. Etraf kan gölüne döner ve ev ahalisi bunu görünce Bilbo ve Frodo'nun büyükbabayı öldürmeye çalışıp malikaneye ve tüm servete el koymaya çalıştıklarına dair bir yanlış anlamaya düşerler.
Bilbo, Frodo'yu tuttuğu gibi iskeleye doğru koştururken iskeledeki en yakın tekneye doğru yol alırlar. Frodo tekneyi görünce içi bir garip olur. Ã?ünkü bu ailesini batıran teknedir. Ama Bilbo'yu ikna edemez ve ikisi tekneye binerler.
Frodo iyice pısar teknenin dibine ve: "Ailem bu gölün diplerinden beni gözlüyor ve beni koruyor." diye düşünür. Bilbo, yavaşça Frodo'nun saçını okşar: "Evlat! Aileni kaybetmen acı bir şey ama şunu bil ki artık seni hep koruyucağıma ve gözeticeğime dair sana söz veriyorum." Frodo hüzün dolu gözlerle Bilbo'ya sarılır: "Amca!" der sevgiyle.
Shire halkı genelde tarımla uğraşırlardı. Bu yüzden Erdiyarı'daki hobbitlerin gölde kayığa binmelerine garip gözle bakarlardı. Onlara göre kayığa binmek bu dünyadaki en tehlikeli ve gereksiz işlerden biridir. Frodo, Erdiyarı'daki büyükbabasının malikanesinden Shire'a ayak bastığı ilk gün tarlalarda harıl harıl çalışan hobbitleri görünce bir garipsemiştir. Bilbo'nun evi malikane gibi büyük değildir. Ama yine de geniş ve konforludur. Bilbo'nun babası yıllar önce bu oyuğu yapmıştır. İsmine de Ã?ıkın Ã?ıkmazı demiştir. Ã?ünkü oyuğu yaparken bir çıkın şekli vermeye çalışmıştır. Frodo oyuğa ilk girdiğinde şaşkınlığından bir şey diyememiştir. Bilbo deposundan babasının yatırdığı şaraplardan bir şişe getirir ve: "Hadi artık kutlama zamanı!" der. Ama kapısı gürültüyle vurulur. Beklenmedik bir misafir gelmiştir.
Gelenler Bilbo'nun akrabaları Torbaköylü Bagginslerdir. Otho Torbaköylü Baggins, normalde Bilbo ölünce hem Ã?ıkın Ã?ıkmazına sahip olacak kişidir. Otho'nun babası Bilbo'nun babasına yardım etmiştir. Otho en çok bu oyukta oturacağı günleri bekleyerek yaşardı. Nişanlısı Lobelia oldukça kaba ve aşırı derecede lükse meraklı bir hobbittir. Bilbo'yla arası her zaman limonidir.
Otho, Lobelia ile beraber selam bile vermeden içeri girer: "Bilbo, Yeşil Ejderha'da Babalık isimli senin komuşun olan şu bahçıvan bozuntusundan beni uyuz etmeye yetecek bir kaç şey duydum. Kendine bir varis buldun diyorlar. Ama senin varisi zaten yok muydu?" diye sordu homurdanarak. Bilbo, Frodo'yu gösterip: "Frodo benim varisim ve benden sonra o Ã?ıkın Ã?ıkmazı'nın efendisi olacak, Otho. ne sandın? Yeni evleniyorsun diye sana düğün hediyesi olarak burayı mı vereceğimi?" Otho kendini sakin tutmaya çalışıp: "Kanunlarımıza göre sen ölmüştün, Bilbo. Normalde burası benim evim." diye söylenir. Bilbo gülerek: "Bir süre zarfında yok oluyorum diyerek senin dalaveranla beni öldü gösterip buraya sahip olmaya çalıştığın olaydan bahsediyorsun sen.”
"Bir yıl boyunca hiç görünmüyorsun. Sonra bir midilliye binmiş bir vaziyette iki adet koca bir sandıkla geri dönüyorsun. O serveti nasıl elde ettin bilmiyorum, Bay Bilbo baggins; ama şuna eminim ki bu servetin yakında zararını çekeceksin." der Otho ve Lobelia'nın alay edercesine Frodo'yu süzmesini bekleyip çıkar. Lobelia, Frodo'nun çenesinden tutup: "Basit bir Erdiyarı'lı. Zaten Bilbo'dan başka ne beklenir ki?" der. Bilbo: "Karga kovalayan lanetli çenenden çıkan lafları kendine sakla, Lobelia! şimdi çık evimden." dedi öfkeyle. Lobelia öfke dolu bir bakıştan sonra çıkar. Frodo ağlamaya başlar birden: "Sana sorun çıkartmak istemiyorum, Bilbo amca. İstersen gidebilirim." Bilbo gülümseyerek: "Bu nasıl sözler, oğlum? Hadi kendine gel artık. Sonra sana Shire'ı gezdireceğim." der.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

2- Saklı Hazine: (Burada Frodo'nun Shire'daki ilk yılları ve Bilbo'nun meşhur serveti- anlatılmaktadır.)
Bilbo geçmişte yaşadığı maceraları sebebiyle özellikle küçük çocukların gözdesiydi. Frodo, en çok Bilbo'nun komşusu Babalık'ın oğlu Sam'le iyi arkadaştılar. Sam'in her gece gittiği bir tepe vardı. Orada durur ve yıldızlara bakardı: "Bakın şu parlak yıldız! Ne kadar da hoş ve zarif öyle değil mi, Bay Frodo!" demişti bir gün eli yukardaki bulutların arkasına saklanmak üzere olan bir yıldızı gösterirken. Frodo, parlak yıldıza bakarken içini garip bir his kapladı. Sanki eline bir fırsat verirse buradan uzaklaşıp farklı yerleri keşfetmenin heyecanını yaşamak istiyordu.
Sam eline bir taş alıp tepeden aşağı attı ve o taş yanlışlıkla değirmenci Kumlukişi'nin kafasına geldi. Değirmenci, Babalık'tan hoşlanmazdı. Ã?ünkü herkes Babalık'ı çok sever ve ona saygı gösterirdi. Eline böyle bir fırsat geçince sonuna kadar kullanmak istedi. Sam'e bakıp: "Bir patates efendisinin oğlundan başka ne beklenir ki zaten? Oğlunu da patatesleriyle ilgilendiği gibi yetiştirmeyi becerebilseydi ya." diye homurdandı. Herkes, Babalık'ın yetiştirdiği patateslerine bayılırdı. Frodo, Sam'in omzuna değip: "Boş ver." dedi.
Babalık o gece küçük bir patates üzerine kurulu bir ziyafet veriyordu. Tabi ki Bilbo ve küçük varisi Frodo'yu da çağırmayı unutmamıştı. Babalık şarap kadehini havaya kaldırdı ve: "İşte mutlu bir aile tablosu! Ne demişler isterse oyuğun oldukça geniş ve konforlu olsun, ama evini ziyarete gelmeyen komşun yoksa o oyuğun hiç bir değeri yoktur. Ne mutlu ki başımı sokacağım bir yerim ve ziyaretime gelmeyi seve seve kabul eden saygıdeğer komşularım var." dedi. Bilbo gülümseyerek: "Asıl mutlu olması gereken benim, Bay Gamgee. Beni ve Frodo'yu bu lezzetli patateslerini yemem için evine davet ettiğin için asıl ben teşekkür ederim." dedi. Frodo, Sam'in kulağına eğilip: "Daha bu iltifat dolu konuşmalar ne kadar sürecek?" diye sordu. Sam kıkırdayarak: "Asıl sen az sonrayı bekle. Babam Bilbo'nun ona hediye ettiği kadehi ve şarap şişesinden başlayacağı teşekkür konuşmasına yirminci defa söylemeye başlayacak." dedi. Frodo önündeki tabakta ona bakan yemeğe özlemle baktı.
Geri dönüş yolunda Bilbo fazla içtiği için hafif sarhoş olmuştu. Frodo biraz gergindi. Ã?ünkü evin yolunu şaşırırsa sabaha kadar etrafta Bilbo'nun maceralarının hıklı versiyonunu dinlemek zorunda kalcaktı. Bilbo hıklamasını sürdürerek: "Ne diyordum? Karanlıkta yolumu kaybetmiştim. Sonra aklımı yurdumu getirdim ve moralimi düzelttim." diye anlatmaya başladı. Frodo Bilbo'yu ittirerek:" Evet, Shire oldukça moral düzelten bir yer. Hak veriyorum. Ama ben karanlıkta yolumu kaybettiğim şu saatlerde zaten Shire'da olduğum için Shire'ı hayal etmem biraz saçma olur." dedi.
Ã?ıkın Ã?ıkmazı o gece yıllardır hiç hissetmediği konfor duygusunu yaşatmıştı. Samanlık olsa da aynı duyguyu yaşatırdı ya o gece. Bilbo deliksiz uykusunda arada bir homurdanmasını sürdürdü: “Karanlık... Güneşin girmesinin yasak olduğu... Gökyüzünde toplanan gerginlik... Kükreyen nefes...”
Bu cümlelerin hiç biri Frodo’ya bir anlam vermiyordu. O da kendini uykuya teslim edip sabaha kadar deliksiz bir uyku çekti sonunda.
O sabah Sam çok heyecanlıydı. Ã?ünkü Bilbo, ona bir kaç elfçe harf öğreteceğine dair bir söz vermişti. Aslında hobbitler, elfleri bir efsane olarak görürlerdi. Hoş, kendileri dışında artık dünyada yaşayan başka bir ırk olmadığına inanan azımsanamayacak kadar çoğunluktaydı ya. Sam, bir gün elfleri görmek ve onlarla birlikte yıllar önce Bilbo'nun yaşadığını iddia ettiği gibi maceralar yaşamayı isterdi. Bilbo, Sam'deki heyecanı görünce bir gülümsemedir aldı: "Yavaş ol, evlat. Sadece bir kaç harf dedim. Elfleri görmeye gitmeyeceğiz ki." Sam hevesle: "Beni bir gün onlara götürür müsünüz?" diye sordu. Shire'daki Sam gibi çoğu genç hobbit Bilbo'nun bazı günlerde elflere misafir olarak gittiğine inanırlardı. onun için Sam boş bulduğu her anında Bilbo'nun kapısını gözetlerdi ki Bilbo bir gün elflere gitmeye kalkarsa peşinden gidebilsin.
Frodo, her zaman Bilbo'nun bitmeyen serveti hakkında yapılan dedikodulara aldırmamaya dikkat ederdi. Ama artık o da büyüdükçe yavaş yavaş bu kadar çok parayı nereden kazandığını merak eder olmuştu. Ã?ıkın Ã?ıkmazı'nın her odasını ezbere bilirdi. Gizli geçit varsa da her yere bakmıştı ve bulamamıştı. Demek ki Bilbo çok gizli bir yere koymuştu adı üstündeki gibi olan gizli geçiti. Frodo, bu meşhur bitmeyen servete dair oyuğun içinde gördüğü bir kaç değerli eşya parçası dışında hiç bir şey görmemişti. Arkadaşları ona çoğu zaman baskı yapıyor, hatta bildiği halde söylemiyor muamelesi yapıyordu. Ama gerçekten de Bilbo'nun dillere destan servetini nereye sakladığını o da bilmiyordu.
Sam, Bilbo'dan her gün farklı bir öykü dinliyordu. Genelde elflerle ilgili her şey, dillerini öğrenmek de dahil buna, ilgisini çekerdi. Ama bunun yanında insanlar arasında en uzun soya sahip olduğuna dair efsaneleri olan Numenor soyuna da merakı vardı. Sam merakla: "Silmarien'e ne oldu?" diye sordu. Bilbo: "Beyaz Işıltı Yuvası anlamına gelirdi, güzel Silmarien'in adı. Numenor'un 4. kralı Tar-Erendil'in biricik kızıydı. Silmarien'in oğlu Valandil Andunie soyunu başlattı ve o soy Elendil ve oğulları Isildur ve Anarion'a kadar gider." diye anlattı. "Isildur? Bir kere çok kısa bir yerde adı geçmişti." dedi Sam. Bilbo: "Evet. Isildur, kardeşi ve babasıyla beraber sonraki yıllarda akallebeth olarak da bilinen Numenor adasının yıkılışından kurtualn bir kaç kişiden biriydi." diye yanıt verdi Bilbo. O sırada kapıya vuruldu. Bilbo ayağa kalkıp: "Anlaşılan Babalık bu sefer fena kızacak. Yine patatesleri sulamadan mı geldin buraya?" diye sordu gülerek.
Sam gidince Frodo ile Bilbo sakin akşam yemeklerini yemeye oturdular. Bilbo o akşam oldukça serin olmasına rağmen terliyordu. Eli hep cebine gidiyordu. Frodo telaşla: "Bilbo, iyi misin?" diye sordu. Bilbo cebinden çıkarttığı bir şeyi masaya koydu: "Uzun zamandır buna hazır mısın diye bekliyordum. Artık her şeyi anlayacak kadar büyüdün. İşte benim geçmişteki maceralarımdan kalan o meşhur servetimin en değerli parçası! Sana bu saklı hazinemi gösteriyorum. Ã?ünkü belki vakti gelince her şey gibi bu da sana kalacak." dedi ciddi bir tonda. Frodo'ya en değerli hazinesi diye bahsettiği şey garip gelmişti. Ã?ünkü ona masada duran zümrüt ve gümüşten yapılma şarap kadehi, Bilbo'nun elindeki altın yüzükten daha değerli görünmüştü.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

3- At Beyi'nin Oğlu: (Burada Eomer ve Eowyn'in geçmişinden bahsediliyor.)
Eomer, kız kardeşi Eowyn'e sıkıca sarıldı. Kuzeni Theodred yanlarındaydı. O da ne yapacağını bilemiyordu. İçeriden Eomer'in annesi Theodwyn'in çığlıkları duyuyordu. Eowyn annesinin her bağırmasını duyduğunda iyice sarılıyordu abisine. Eomer ağlamamalıydı. Ã?ünkü artık ailenin erkeği oydu.
Babası Eomund ona ata binmeyi öğrettiği ilk günü demişti: "Oğlum! Bu vakitler tehlikeli zamanlar. Ne olacağını önceden kimse kestiremez. Sen bana bir şey olursa ailenin erkeği olacaksın." Eomer, attan düşerken babası son anda tutmuştu: "Her zaman ben sana destek olamam, Eomer." şimdi, babasının cenazesini götürürken annesinin çığlıkları onu iyice tedirgin ediyordu: "Ben hazır değilim. Ben bir erkek bile olamadım daha. At sürerken hep düşerim, Kılıcı da tutamıyorum. Anneme ne olacak? Onu sakinleştiremem. ne zaman beni görse babamı hatırlar. Neden babama benzemişim ki?" diye kendini tutamadı ağlamaya başladı sonunda.
Theodred, Eomer'i tutup: "Babamla konuştum. Artık burada kalacakmışsınız. hatta babam seni kendisi eğitecekmiş. Artık kendine gelmelisin, Eomer. Ağladığını kimse görmemeli." dedi.
Eowyn, abisinin gözyaşlarını sildi: "Beni bırakmayacaksın değil mi abi?" Eomer, Eowyn'in altın sarısı saçlarını sevdi: "Hayatta, kardeşim. Bizi kimse ayıramaz."
Kral Theoden kız kardeşinin eşinin cenazesinde dik bir şekilde duruyordu. Theodwyn'in haykırışları onunda canını yakıyordu. Ama elden ne gelirdi ki. Eomer ve Eowyn, oğlu Theodred'le beraber avludan cenazeye bakıyorlardı. İç çekerek kız kardeşine bir daha baktı: "Bu yükü kaldıramayacak." diye düşündü.
Gerçekten de bir kaç ay sonra Theodwyn sonunda eşinin ölümünü kaldıramadı ve hastalandı. Eowyn, hasta yatağında annesini bırakmadı. Ona sarılarak ağladı: "Beni sen de babam gibi bırakma." Theodwyn, kızının saçlarını severken: "Eowyn! Benim altın saçlı kızım. Artık babanızı bekletemem. O da beni bekliyor. izin ver de gideyim." dedi. Eowyn: "Hayır, anne. Sakın bizi bırakma." diye haykırdı. Ama Theodwyn çoktan ölmüştü. Ölürken oldukça sakin ve huzurluydu. Theoden, kız kardeşinin yüzüne son kez bakarken: "Demek ki Eomund'la buluşmuş. O artık huzura kavuştu." diye düşündü.
Theoden, tahta kılıcıyla oldukça komik görünüyordu. Ama ilk eğitiminde yeğeni Eomer'e gerçek kılıç veremezdi. Eomer tahta kılıca burun kıvırdı. Ama yanında duran Theodred: "Babamı hafife almazdım ben senin yerinde olsaydım." dedi sempatik bir gülümsemeyle. Theoden, bileklerini hareketlendirdi ve Eomer'e döndü: "Hazırsan ilk sen saldır." dedi. Eomer bağırarak atağa geçti. Theodred'i Eomer'i bağırması güldürmüştü, ama babasının bakışını fark edince sustu. Theoden, savunmada kaldı hep. Ama Eomer'in başlarda kılıca değil de amcasının karnına tahta kılıcı saplaması kaçınılmaz olmuştu. Amcası gülerek: "İşte neden gerçek kılıç vermediğimi anladın mı?" dedi.
Eomer artık ata binerken düşmediğini fark etti. Elindeki artık gerçek kılıçtı. Babasının ona hediye ettiği kılıç. Gultwine'dı ismi. Savaş dostu manasına gelen. Artık Theodred ikisi saatlerce Rohan yaylarında at koşturuyorlardı. Eowyn, yıllar geçtikçe daha güzelleşiyordu. Onları izlemekten zevk alırdı. Abisi Eomer ve amcası Theoden'in en çok mutlu oldukları an Eowyn'in gülümsemesi görmekti artık. İkisi de hayatlarını ona adamışlardı neredeyse. Onun mutlu olması için her şeyleri feda edebilirlerdi.
Theodred, bir gün Eomer'e yaklaştı ve fısıltıyla askerlerin aralarında konuştuğu bir konudan bahsetti. Eomer şaşkınlıkla: "Dunland'den bir kaç barbar Rohan sınırlarındaki köylerde sorun mu çıkartıyormuş?" diye sordu. Theodred diğerleri duymasın diye Eomer'i susturdu: "Evet! Köylere saldırmaya başlamışlar. Biliyorsun ki o barbarlar Rohan'ın her zaman başını ağrıtmıştır. Ama bu sefer sorun daha büyük olabilir." Eomer: "Nasıl?" diye sordu.
"Ben de bilmiyorum. Ama hadi bunu araştırmaya gidelim." diye önerdi Theodred. "Delirdin mi sen? Baban seni de beni de öldürür. Hem Eowyn de delirir." diye karşı çıktı Eomer. "Hadi ama biraz heyecan olur." dedi Theored. "Sadece at sürüp köylere bakıcağız. Sorun çıkartmak yok. En son istediğim şey bir barbarın tekine kralın tek oğlunu esir etmesi için teslim etmek." dedi Eomer kızarak.
İkisi birlikte Rohan yaylalarında özgürce at sürmeye başladılar. Güneşin parlak ışıkları altında Rohan'ın başkenti Edoras'ın tepesindeki Theoden'in konağı Altın Konak yani Tekev tüm haşmetiyle görünüyordu. Eomer bazen orada yaşadığına inanamıyordu. Uzaktan muhteşem görünüyordu ama yakınına gidince heleki içine sıradan bir evden farkı olmuyordu tabi ki altından yapılma eşyaları saymazsanız. Theodred ileriyi göstererek: "Bak ilerdeki köylerden birinde duman yükseliyor." diye bağırdı. Eomer: "Hayır, oraya gitme." diye bağırdı. Ama geç kaldılar. Tepeden aniden ortaya çıkan bir barbar grubu baltalarıyla ikisinin etrafını sarmaya başladı. Theodred, Eomer'e baktı: "Tamam. Haklı olduğunu kabul ediyorum. Bakma bana öyle ben demiştim bakışıyla."
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

4- Gurur ve Özgürlük: (Burada Eomer ve Eowyn’in Altın Konak’taki hayatları anlatılmaktadır.)
Barbarlar kendi dillerinde aralarında konuşuyorlardı. Barbarlardan diğerlerine göre daha yaşlı olanı öne çıktı: "İki genç rohirrim. Anlaşılan Theoden o kadar zor durumdaki kendi askerleri yetmiyor, genç yaştaki çocukları da çatışmaya götürüyor." Theodred, babasına laf söyleyen barbara öfkeyle baktı: "Biz sadece iki arkadaş Kral Theoden'in hür topraklarında özgürce at koşturuyoruz. Sizlerin Rohan'a girmeleriniz yasak. Kendi yurdunuza geri dönmemiz sizin yararınıza olur." Eomer, Theodred'i dürtükleyerek: "Oğlum sussana. Ne işleri iyice yokuşa sürüyorsun?" diye söylendi.
Barbarlar baltalarını Theodred'e doğru tuttular. Barbarların yaşlı lideri adamlarını durdurdu ve gülerek: "Demek hür topraklar? Bir zamanlar bu topraklar bizimdi taki Eorl adında bir kendini bilmez bu topraklarda hak iddia edene kadar. Bizi sürdüler, bize işkence çektirdiler. İntikam hırsıyla bekledik hep. Ama artık zamanımız geldi." dedi. Eomer kendini tutamadı: "Sen ne dediğinin farkında mısın? Eorl bu topraklara gelmeden önce hepiniz kendi boklarınızla beraber aynı çatıda yaşıyordunuz ve güneşten bile korkan vahşilerdiniz. Eorl size özgürce yaşayabileceğiniz topraklar verdi. O yüce beyin adını sakın ağzına bir daha alma, seni pis Dunland kargası."
"Bittik biz kesin." diye homurdandı Theodred. Barbarların lideri koca baltasını kaldırdı: "Seni şimdi tanıdım. Kral Theoden at sürerken sen de hep onla beraber olurdun. Sen orkların karnını bir güzel deştiği işe yaramaz at beyi Eomund'un babası gibi işe yaramaz, at sürmesi için de arkadan birinin tutmasının gerek olduğu oğlu sümüklü Eomer değil misin?"
Eomer kılıcı Gultwine'ı çekti. öfkeyle bağırdı: "Babam onurlu bir şekilde orklarla savaşırken öldü. Ben de onun gibi onurlu bir Rohirrim savaşçısıyım. Tüm gücünüzle bana saldırın şimdi." Barbarların lideri: "En azından baban gibi korkak değilsin, evlat." dedi.
Theodred, Eomer'i bileğinden yakaladı: "Yapma bunu Eomer, sakın!" Eomer, kuzenine baktı: "Babamın onurunun ayaklar altına alınmasına müsaade edemem."
Theodred anlayışla başını salladı. Sonra o da kılıcını çekti: "Babanın öldüğü gün sana söylediğim sözü hatırlıyor musun, kardeşim?" Eomer gülümseyerek: "Senin onurun benim onurum. Artık biz kuzen değil kardeşiz." dedi. Barbarların lideri baltasını öfkeyle sallayarak: "şu ikisinin onurlu bir şekilde ölmelerine izin verelim, millet." dedi.
Barbarların lideri, baltasıyla Eomer'e doğru yürüdü. Eomer atını ileri doğru sürdü. Birden kulağının dibinde bir mızrak geçti. Mızrak barbar liderin kalbini deşti. Eomer arkasını gördüğünde bir an için babası Eomund'u gördüğünü sandı. Theoden arkasındaki on adamına döndü: "Rohan toprakları her zaman özgürdü ve hep öyle kalacak."
Theodred heyecanla: "Yaşa baba!" diye bağırdı. Theoden Eomer ve Theodred'in yanına gitti: "Hadi çocuklar, hemen Edoras'a geri dönün. Birazdan burada büyük bir çatışma çıkacak." Eomer de Theodred de bu emre karşı çıkmadan hemen eve doğru at sürdüler. Eomer arkasına döndüğünde Kral Theoden'in barbarlarla savaştığını görmüştü. Güneş tam kralın zırhına doğru parlıyordu ve Theoden tam bir kral gibi savaşıyor, adamlarına emirler veriyordu.
Eowyn Altın Konak'In girişinde endişeyle bekliyordu. Eomer ve Theodred'in uzaktan geldiğini görünce önce bir sevindi ama sonra yüzüne kızgın bir ifade yerleştirdi. Eomer atından inince Eowyn de onlara doğru geliyordu: "Siz hayatımda gördüğüm en haylaz ve yaramaz Rohan prenslerisiniz." Ama sonra ikisine birden sevgiyle sarıldı: "Çok korktum. İkinize de bir şey olacağını düşünüp kafayı yiyordum az daha." Eomer, kız kardeşinin yüzüne baktığında bir an için annesi Theodwyn'in yüzünü gördü. Sonra kendini toparlayıp: "Hadi, Theodred atları ahıra götürelim, sonra bir şeyler yiyelim. İyice acıktım ben." dedi gülerek. Eowyn: "Ben size bir şeyler hazırlarım. Ã?nce elinizi, ayağınızı yıkayın. At gibi kokuyorsunuz." dedi. Theodred: "Emredersiniz, leydim." dedi dalga geçerek.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

5- Boz Radagast: (Burada Radagast ile Gandalf’ın dostluğundan bahsedilmektedir.)
Kahverengi cübbesiyle elindeki meşe ağacından yapılma asasıyla ağaçların arasında yol alıyordu. Kulübesi biraz ilerdeydi. Radagast güneş batmadan evine gitmeyi amaçlamıştı. Ama güneş batalı iki saat olmuştu. Anlaşılan misafirine verdiği sözü tutamamıştı. Misafirine güneş battığı zaman kulübesinin evinde olmasını istemişti. Ondan önce yapması gereken işleri vardı. Ama bu kadar işlerinin uzun süreceğini o da tahmin edememişti.
Radagast omzunda konan kırlangıca sevgiyle baktı. Kırlangıç kulağına bir kaç şey söyleyip havalandı. Radagast düşünceli bir halde: "Demek ki beklemekten sıkılmış, misafirim. Ne yapalım? Zaten kırk yılsa bir misafirim oluyordu. Onu da kaçırdık. Yalnız geldik yalnız gideceğiz." dedi.
Kulübesine doğru yürümeye devam etti. Birden hava serinlemeye başlamıştı. Kafasını yukarı çevirdiğinde koca bir gölgenin ona doğru alçaldığını gördü. Gelen kartalların kralı Gwaihir'di. Gwaihir'in sırtında da biri daha vardı. Radagast gülümseyerek: "Ben de beni beklemekten sıkıldın sanmıştım, kuzen Gandalf." dedi. Gandalf gülerek: "şu kuzen meselesini unutsan, artık Boz Radagast. O sadece hobbit dostumun kafasının karışmaması için söylediğim küçük bir yalandı. Bizim gerçekte ne olduğumuzu anlayamayacak kadar bilge biri değil. Sonuçta bir elf değil en azından." dedi. Yavaşça Gandalf, Gwaihir'in tepesinden yere inerken Radagast da yardım etti: "Ben de senin için sevdiğin yeşil çaydan toplamaya gitmiştim. Ama kış aylarında çay toplamak oldukça sıkıcıymış. Taa tepelere çıkmam gerekmişti."
Radagast çaydanlığı ocaktan alırken Gandalf çoktan piposunu tüttürmeye başlamıştı. Radagast: "Bugünlerde kendini hobbit kültürüne adadığını duydum, Gandalf." dedi. Gandalf: "Ah evet. Hobbitler oldukça ilginçler. En azından cücler gibi homurdanan ya da elfler gibi aşırı ukala tipler değiller. Peki benim ilgi alanlarım neden senin bu kadar ilgini çeti ki dostum?" diye sordu kuşkuyla.
Radagast: "Bilirsin, Başkan Saruman bugünlerde bir garip. Bana bir kaç kuş dostumu araştırmaları için kullanabilir miyim diye sordu. Onun ilgi alanı ne benim hayvanlar ve doğaya karşı olan ilgim ne de senin hobbit kültürüne olan ilgin gibi sadece eğlence veya vakit geçirmek amaçlı değil. O tarihe ve özellikle sihirli yüzüklerin akibetine kafayı takmış durumda. şu Isildur'un hikayesinde eksik yerler olduğunu iddia ediyor. Efsanevi yüzüğün denizin derinliklerinde kaybolmayıp belki de başkaları tarafındna bulunmuş olabiliceğine dair kanıtlar arıyordu." diye açıkladı Radagast.
"Yüzükler her zaman Saruman'în ilgisini çekmiştir. Umarım bu araştırmaları sadece merak ve bilgi amaçlıdır. Yoksa yüzük konusu oldukça tehlikelidir senin de bildiğin gibi, Radagast." dedi Gandalf.
Gandalf, piposundan çıkan dumanlardan daireler oluşturmaya bayılırdı. "Bu pipoya da hobbitlerden alıştım. Oldukça eğlenceli bir şey." dedi sonra gülümseyerek Gandalf.
Radagast, akşam serinliğinde Gandalf'a kendi evinin sınırlarına kadar eşlik etti. Özüntüyle: "Erken gitmene üzüldüm. En azından bir hafta daha kalırsın diye ummuştum." dedi.

Gandalf, Radagast'a gülümseyerek baktı: "İçimden bir ses yakında hiç ummadığımız olaylarla karşı karşıya kalacağımızı söylüyor. En iyisi fazla oyalanmadan yola çıkmak." Radagast: "Bırak bahaneyi. Sen hiç bir zaman sabit bir yerde duramazsın, Gri Hacı. Gezginlik senin kaderinde varmış." dedi gülerek. "Görüşmek üzere, dostum." dedi Gandalf ve karanlığa karıştı.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

6- Elf Beyinin Kehaneti: (Burada Fornost savaşından bahsedilmektedir.)
Angmar'ın Büyücü Kral tarafından ele geçirilişin ardından kuzey krallığı yok olmuş, kral soyu dunadain adı verilerek korunmaya çalışılmıştı. Güney Krallığı Gondor'dan Earnur ve Ayrıkvadi'den Elrond ve Glorfindel önderliğinde büyük bir ordu kuruldu ve Büyücü Kral'ın ele geçirdiği Fornost Kalesine doğru yol aldılar.
Ordu son hazırlığını yaparken Elf Beyi Glorfindel, Ayrıkvadi şehrinin efendisi Yarı-elf Elrond ve Gondor Kralı Earnur savaş öncesi toplantılarını yapıyorlardı. Glorfindel düşünceliydi: "Nazgul efendisi isimsiz Büyücü-Kral topraklarımızı tehdit ediyor. Kuzey Krallığı harap oldu. Üç krallığında yerinde yeller esiyor. Bu savaşı hemen aleyimize çevirecek işe yarar bir taktik düşünmeliyiz." Elrond parmağındaki mavi taşlı yüzüğüyle oynuyordu: "Hayır, Glorfindel. Sauron'un gazabını uyandıracak güçte bir tehdit olan Nazgul Lordu'nun yakınında yüzüğün gücünü kullanamayız. Elf kralı Gil-Galad Sauron ile savaşmadan önce üç elf yüzüğünden en değerlisi olan Vilya'yı bana emanet etti. Sauron elf yüzüklerine hiç dokunamamıştı. Arzusu en çok bu yüzüklerin gücüyle zaten yenilmez olan gücünü ve kudretini artırmaktı. Buna izin veremeyiz. Yüzüğü ortaya çıkaramam. Parmağımda takılıyken bile yeterince tehlikedeyiz."
Earnur kararlı adımlarla ordusuna baktı: "Bence bu ordunun gücüyle yeteri kadar savaş aleyemize dönmüş durumda." diye fikrini söyledi. Glorfindel, Elrond'un omzuna değerek: "Haklısın, Elrond! Fazla karamsarlık ettim. Yüzüğü kullanmak delilik olurdu." diye özür diledi. Elrond: "Sen birinci çağda Gondolin'in eteklerinde koca bir balrogla savaşıp onu yenmiş güçlü bir elf beyisin. Kudret bizim içimizde, parmağımıza taktığımız soğuk bir yüzükte değil." dedi kararlı bir sesle.

Savaş başlamıştı. Büyücü Kral'ın ordusunda orklar, troller, kurt-adamlar çoğunluktaydı. Ama Sauron'un oyunlarına kanmış bir kaç Numenor soyundan asker de vardı. Elrond şifa gücünü kullanarak yaralı askerlere yardımcı oluyordu. Earnur verdiği taktiklerle gerçek bir kral ve lider olduğunu gösteriyordu. Glorfindel koca bir kurt adamı yere sermişti ki, kara bir gölge önünde belirdi.
Glorfindel ile Büyücü-Kral kılıçları her çarpıştığında yer sarsıldı, gök gürledi. Glorfindel kılıç sallamaktan kolları tutulmuştu; ama Büyücü-Kral'ın pes etmeye niyeti yok gibiydi. Nazgul lordu öfke dolu bir haykırış koyverdi: "Angmar benim!" Glorfindel: "Cadı suratınla kendi kokuşmuş arkadaşlarının yanına dönsen Angmar'ın Cadı Kralı." dedi alay edercesine.
Büyücü-Kral tekrar bir haykırış koyverdi. Yavaşça geri çekilmeye başladı. Glorfindel gökyüzüne baktığında garip uçan bir yaratıkla karşılaştı. Son anda geri çekildi. Büyücü-Kral uçan küheylana atladı ve hayvan havalanmaya başladı. Glorfindel yattığı yerden nazgulün kaçışını seyretti: "Hiç bir erkek bu cadıyı yenemez." diye bir kehanette bulundu.
Elrond, şifa becerisini kullanarak Glorfindel'i iyi etti. Fornost savaşı bitmişti. Savaşı kazanmışlardı. Angmar, Büyücü-Kral'ın gazabından kurtarılmıştı. Ama üç kuzay krallığı da yok edilmişti. Elrond, Glorfindel'e bakıp: "Kehaneti işittim ben de. Belki de dediğin doğrudur. Bu dünyada öyle şeylere rastladım ki belki de daha rastlayacağım bildiğim bir şey var o da bazen yardım beklemediğin kişilerden gelir." dedi
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

7- Solucandil: (Burada Grima’nın acıklı hayatı anlatılmaktadır.)
Rohan'da sıradan bir yaz sabahıydı. Eowyn, erkek kardeşi Eomer ve kuzeni Theodred'in atını tımar ediyordu ahırda. Theodred'in atı Brego oldukça aksiydi o sabah. Onu sakinleştirmeye çalışırken arkasından ona yaklaşanı fark edemedi. Gelen Kral Theoden'in danışmanı Grima'ydı. Oldukça genç biriydi. Babası bir rohanlı olduğu halde nedense hiç rohanlıya benzemiyordu. Saçları kapkaraydı. Yüzü genelde hep ciddiydi. Ama zeki ve sözleri ikna ediciydi. Her zaman Theoden'e her konuda fikirleriyle ona yardım etmeye hazırdı. Eomer de Theodred de ondan hoşlanmazdı. Ama Eowyn, Grima'nın bir zararını görmemişti ve amcası da Grima'yı seviyordu. Bunun yanında kralın yanında çalıştırdığı adama da saygısızlık yapmak da istemiyordu. Her ne kadar sinsice arkasından yaklaşsa da gülümsemeye çalışarak: "Günaydın, Grima! Yardım edebilir miyim?" diye sordu.
Grima nedense sadece Eowyn'in yanında pek rahat olamıyordu. Eowyn ona diğerlerinin aksine oldukça kibar davranıyordu. Grima nazik bir ses tonuyla: "Günaydın hanımefendim! Sizi korkuttuysam kusuruma bakmayın!" dedi. Eowyn gülerek: "Kusur mu? Grima, lütfen rahat ol. Bu kadar ciddi olmana gerek yok en azından amcamın yanında olmadığın sürece." dedi. Grima hafifçe kızarmıştı: "Affedin beni leydim; ama bu benim karakterim böyle. Eğer yanınızda olmamdan rahatsız olduysanız gidebilirim." dedi. Eowyn hafifçe Grima'nın omzuna dokundu: "Yapma, Grima! Özüyorsun beni, hadi birlikte kahvaltı yaparım istersen. Ben daha yapamadım da belki sen de daha yapmamışsındır." dedi. Grima iyice kızararak: "Teklifiniz beni oldukça sevindirir ama ya abiniz o benim sizin yanınızda olmamdan rahatsız oluyor. Hem haklı da..." dedi ama sözlerini bitiremedi çünkü Eomer gelmişti.
Eomer, Eowyn'e bakıp: "Bizi biraz yalnız bırakabilirsin. Özel bir konuda..." dedi. Eowyn abisine sertçe baktı ve çıktı. Grima, Eomer'e döndü: "Lütfen sadece konuşuyorduk. Umarım beni yanlış..." dedi ama sözleri bir tokatla bölündü. Eomer öfkeyle: "Bir daha benim kardeşime yaklaştığını görmeyeyim. Senin ne amacın olduğunu bilmiyorum mu sanıyorsun? Sakın ama sakın kız kardeşime yaklaşma, tamam mı lan?" diye bağırdı. Grima iyice başı yere inerek: "Lütfen efendim ben sadece günaydın demek için..." dedi ama Eomer: "O yılan dilini boşuna açma. Senins insi sözlerini duymak istemiyorum." dedi iyice sesini yükselterek. Grima gözleri yaşlı bir şekilde: "Ama efendim lütfen beni yanlış değerlendiriyorsunuz. Ben de öz be öz bir rohanlıyım." diye kendini savundu. Eomer alay edercesine: "Belli oluyor." dedi ve ahırdan çıktı.
Grima konağın boş koridorlarında yürürken kafası karışıktı. On aanlatılan hep bir rohanlı olduğuydu ama neden hiç bir rohanlı gibi değildi görünüşü. Eowyn birden karşısına çıkınca ne yapacağını bilemedi. Kadın yavaşça adamın yanağına baktı: "Bunu abim mi yaptı?" Grima başını eğerek: "Hayır leydim! Abinizle alakası yok." dedi. Eowyn: "Gel hadi benle. Odamda oraya pansuman yapayım." dedi ve onun elindne tuttuğu gibi götürmeye başladı. Grima: "Hayır efendim. Bu uygunsuz olur lütfen." diye ısrar etti. Ama çoktan odanın kapısına gelmişlerdi. Eowyn gülümseyerek: "Grima, bana zarar vermeyeceğini biliyorum." dedi. Sonra elini Grimanın kalbinin olduğu yere koydu: "Sen iyi niyetli birisin. Bunu biliyorum ben, sen diğerlerini düşünme.” dedi.
Eowyn yavaşça yaranın üstüne ilaç sürdü. Grima tedirgindi. Her an kapı açılacak diye korkuyordu ve oldu da. Gelen abisiydi. Eomer kapıya vurarak: "Eowyn orda mısın?" diye sordu. Eowyn yavaşça: "Evet, abi. Ne oldu?" diye sordu. Eomer: "Kral, Grima'yı çağırttırdı ama onu hiç bir yerde bulamıyoruz. Belki sen biliyorsundur." diye açıkladı. Grima endişeli gözlerle Eowyn’e baktı. Eowyn ne diyeceği bilemedi. Eomer sabırsızca: "Odada başka biri mi var yoksa? İçeri geliyorum." dedi; ama kapı kilitliydi. Eomer: "Kapı neden kilitli?" diye sordu. Eowyn de bilmiyordu çünkü o da kilitlememişti.
“Eowyn korku dolu gözlerle Grima'ya döndü. Grima yutkulanarak: "Eowyn Hamım yanlış anlamayın ama kapıyı ben kilitledim." diye açıkladı. Eowyn şaşırarak: "Neden ki?" diye sordu. Grima anahtarı uzatarak: "Abiniz birden içeri girerse olayı yanlış anlayabilir." dedi. Eowyn anahtarı alırken yüzüne bir gülümseme yayıldı. O sırada Eomer kapıya omuz atma aşamasına geçmişti: "Eowyn bir sorun mu var?" diye bağırmaya devam ediyordu.
“Eowyn kapıyı açtığında Grima'yı dolabına saklamıştı. Eomer, Eowyn'e kuşku dolu gözlerle süzdü: "Anlaşılan yalnızlık sana yaramamış, kardeşim. Kendi kendine konuşman beni endişelendirmeye başladı." dedi ve: "Grima'yı görürsen kraldan önce bana bir uğrasın." dedi ve gitti.
Grima on beş dakika sonra Eomer'in karşısındaydı. Eomer, Grima'yı görünce arkadan iki adam da onu yakaladı. Grima yalvaran gözlerle: "Efendim bir kusurumu mu gördünüz?" diye sordu. Eomer bir Grima'nın çenesine bir yumruk indirdi: "Kusurmuş bir de, seni casus!" Grima acıyla: "Hayır efendim. Ben casus değilim. Ben rohanlı bir insanım sizin gibi." diye haykırdı. Theodred odaya girdi o sırada. Gülerek: "Rohanlıymış demez mi bir de?" dedi. Grima hevesle Rohan Prensine döndü: "Efendim bir yanlış anlama var. Lütfen beni bir dinleyin!" Theodred: "Senin gibi piçleri ülkemde istemiyorum! Yanlış anlama yok. Her şey çok açık!" dedi. Grima ağlayarak: "Ama ben de bir rohanlıyım." dedi. Eomer: "Sen bir rohanlı olamazsın, pislik. Bu bize hakaret olurdu zaten." dedi alay ederek. Sonra adamlarına: "şuna iyi bir ders verin sonra gönderin ve sakın olaki krala bu olaydan bahsetmemesini sağlayın!" dedi. Grima son kez yalvardı: "Ben sadece yaşamak istiyorum, kendi yurdumda."
“Eomer ile Theodred yalnız kaldıklarında Eomer düşünceli bir şekilde: "Umarım bu konuda haklısındır." dedi. Theored: "Solucandil hususunda mı? Babamın bir ayağını yıkamadığı kalmıştı. Bence o adam hiç güvenilir değil. Onu topraklarımızda yaşamasına izin vermemeliyiz." dedi ciddi bir tonda. Eomer başka bir şey demeden odadan çıktı.
“Grima sabaha kadar odasından çıkmadı. Aynaya baktıkça ağlamasını sürdürdü. Bir rohanlıydı ama insanlar görünüşü sebebiyle kendisini yanlış yargılıyorlardı. Ama Eowyn Hanım öyle değildi. O ona güveniyordu ve onu anlıyordu. Evet, artık anlıyordu neden Eowyn'in yanında bu kadar tedirgin olduğunu. Ã?ünkü onu seviyordu. Sabah ilk iş kralla konuşup Rohandan ayrılacağını söyleyecekti ama Eowyn’e olan aşkı yüzünden savaşmaya karar verdi. Artık eski Grima yoktu!
“Eowyn odasından çıkarken birden yerde bir demet çiçek gördü. Ã?içekler oldukça güzel kokuyorlardı. Birden karşısına Grima çıkınca korktu: "Bu her sabah artık rutin bir iş oldu, Grima! Beni korkutmanızdan bahsediyorum. Peki bu çiçeği getireni gördünüz mü?" diye sordu. Grima samimi bir sesle: "Gördüm efendim." dedi. Eowyn:" Kimmiş peki? Anlaşılan bana aşık biri var bu konakta. Söyle hadi Grima çatlatma beni." dedi. Ama birden Grima heyecanlandı ve bir şey diyemedi. Bir süre sonra: "Özür dilerim leydim. Size iyi günler." dedi.
“Grima Kral'ın odasına giderken diğerlerinin gelen bir misafirden bahsettiklerini duymuştu. Kral biriyle konuşuyordu. Yaşlı bir ihtiyardı gelen. Elindeki asasına tutunmuştu ve zor ayakta duruyor gibiydi. Hizmetkarlardan biri bir tabure getirdi ve yaşlı adam memnuniyetle oturdu. Grima yavaşça girdi: "Kralım günaydın!" dedi. Theoden: "Gel evlat, ben de seni misafirimle tanıştırmak istiyordum. Isengard'dan Yüce Arif Saruman!" diye misafirini tanıttı. Grima yerlere kadar eğildi: "Sizinle tanışmak bir onur efendim." dedi. Saruman bakmadan: "İyi düşünmüşsin, Theoden. Ben de bir tane bunun gibi bir soytarı almayı düşünüyordum. Belki seninkini ödünç kullanmama izin verirsin." dedi alay ederek.
Grima utançtan kızarmıştı. Theoden hafif sert bir sesle Saruman'a: "Grima çok zeki ve akıllı biridir. Ve o benim baş danışmanım. Ona olan güvenim tam. O da artık benim bir oğlum sayılır." dedi. Grima başını kaldırmadan: "Teşekkür ederim efendim." dedi ve: "İsterseniz sizi yalnız bırakayım. Ben dışarıda beklerim." diye devam etti. Theoden: "Hayır, Grima. Senin de burada kalmanı isterim. Bu bir emir değil bir istek. İstemiyorsan bu iki ihtiyarın sıkıcı sohbetini dinlemek zorunda değilsin." dedi gülümseyerek. Saruman sessizce bekliyordu sadece. Grima Saruman'a bakamadığını fark etti. Onun gözlerinde değişik bir ışıltı görüyor gibiydi ve bundan çok rahatsız olmuştu.
Grima: "Ben o zaman çıkayım." dedi aceleyle. Dışarıda Eowyn'i gördü ama tam ona selam diyecekti ki Eomer yanına geldi: "Saruman niye gelmiş? Ã?ğrenebildin mi?" diye sordu. Grima kekeleyerek: "Onları yalnız bıraktım. İki saygıdeğer kişiliğin yanında fazlalık olmak istemedim." dedi. Eomer yumruğunu sıkarak: "Salak! Bir işe yaradığın yok ki zaten...!" dedi. Grima başını yumruğun her an gelme telaşıyla: "Ama... ama anladığım kadarıyla Saruman Efendi, Theoden'e biri hakkında bir uyarı vermeye gelmiş." dedi. Eomer düşünceli bir sesle: "Kim acaba?" dedi.
O sırada Saruman hızla odadan çıktı. Homurdanıyordu: "İşe yaramaz at-terbiyecisi! Uyarımı hafife almak ne demek ben sana gösteririm! Gri hacıymış peh! Hacılığı batsın!" Birden arkasını döndü ve Grima'ya seslendi: "Hey! Sen, soytarı! Yanıma gel!"
Grima sessizce yanına geldi. Saruman onu sessiz bir oda buluncaya kadar takip etmesini sağladı. Sonra: "Sana bir teklifim var. İyi dinle beni. Theoden'in dizindne bir an olsun ayrılmayacaksın ve bana her türlü öğrendiğin bilgiyi anlatacaksın. Ardından gri gezgin diye Theoden'in ayılıp bayıldığı misafiri buralara uğrarsa bana haber vereceksin!" dedi. Grima sert bir sesle: "Beni yanlış anlamayın ama bu düpedüz hainlik olur ve ben ülkeme ihanet etmem!" Saruman gülmeye başladı: "İhanetmiş! Herkesin bir bedeli vardır. Ne kadar istyiorsun? Hayal bile edemeyeceğin kadar zengin olursun. Buralarda da sürünmezsin." Grima: "Asla! Lütfen gitmek istiyorum." dedi ama bir şekilde kıpırdayamadığını fark etti. Sanki beyni eziliyor gibiydi. Saruman birden: "Demek para da pulda gözün yok ama herkesin bu dünyada arzuladığı bir şey vardır." dedi sesi yumuşayarak. Grima acı içinde: Yalvarırım beni serbest bırakın!" dedi.
Saruman, Grima'nın gözlerinde aradığı yanıtı buldu: "Demek öyle! O zamna daha açık konuşayım eğer teklifimi kabul etmezsen sevdiğin kişiye korkunç bir lanet büyüsü yaparım ve sen de vicdan azabı duyarsın." diye tehdit etti. Grima birden korkarak: "Beni zaten burada seven yok ki." diye savundu kendini. Saruman: "Ã?yle belki ama senin gönlünde sevdiğin biri var. Onu seni sevmesini sağlayabilirim hem de sonsuz sadakatiyle hep seni sevecek." dedi ikna edici bir sesle.
Birden Grima, Eowyn ile olan düğününü hayal etti. Eomer ve Theodred ile at sürdüğü ve onların onu takdir ettiğini, Kral'ın onu oğlu gibi sevdiğini, Sonra bir rohanlu gibi görünen oğulları ve kızları olduğunu, saygı duyulan ve sevilen biri olduğunu gördü. Barış, sevgi ve kardeşliğin bir arada olduğu bir ülke olacaktı Rohan! Ondan iyi bir lider olamazdı. Zekiydi, akıllıydı ve ileri görüşlü biriydi. Theoden ölünce en sevdiği oğlu olan yani kendisi kral olurdu ama Eomer ve Theodred de buna itiraz etmez hatta onlar bunu kabul etmesi için zorlardı. Grima mutlulukla: "Kabul ediyorum. Ama bir şartım var." dedi.
Aslında o hayaline kaptırmıştı ve karşısındakinin Theodred olduğunu sanmıştı bir an için. Ama karşısında yaşlı biri vardı. Saruman gülümseyerek: "Seni dinliyorum, soytarı." dedi. Grima kendine gelerek: "O zaman hiç bir şekilde Eowyn'e zarar gelmemesini sağlayacaksın." dedi. Saruman: "Demek Kralın hizmetçi yeğenine aşıksın. Tamam soytarı şartını kabul ediyorum. Her gece odana bir karga uğrayacak ve ona istediğim bilgileri aktaracaksın. O da bana bilgileri getirecek. şimdi defol!" dedi ve Grima odasıan varana kadar kimseyle konuşmadı. odasına varınca uzun bir müddet ağladı. Sonunda kendine geldi ve aynaya baktı: "Barış ve huzuru Rohan'a ben getireceğim ve herkes bana söylediği kötü sözler için pişman olacaklar." dedi kendine güvenerek.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

8- Kara Nefes: (Burada nazgullerin Shire hakkında nasıl bilgi edindiklerini öğreniyoruz. Burada anlatılanlar Bitmemiş öyküler adında basılan bir kitapta bir kaç cümleyle anlatılmaktadır. Dediğim gibi fazla detay göz çıkartmaz!) 
Grima önüne bakmadan atını sürmeye devam ediyordu. Saruman'ın tam beklediği haberleri kendisi yüzyüzeyken söylemek istiyordu. Bu sayede Saruman onu ödüllendirebilirdi. Ama birden yeteri kadar soğuk gecenin git gide daha da soğuduğunu hissetti. Garip bir çığlık kulaklarında yankılanıyordu.
Atını sürmeye devam etti. Kara atı artık yorulmuşa benziyordu. Ama Grima'nın atı durdurmaya niyeti yoktu. Saruman'a istediği haberleri vermeliydi. Gri Hacı tam da tahmin ettiği zaman da Altın Konak'a varıp Kral Theoden'le görüşmeye geldi. Ama Theoden tam da istedikleri yanıtı vermiş ve Gandalf'ı konağından kovmuştu. Gandalf Rohan'a Rohan'ın meşhur hızlı atlarından birini almaya gelmişti ve onu almadan gitmeye de niyeti yoktu. Nitekim üç gün sonra Gandalf Theoden'in en sevdiği atlarından beyaz renkli atı Gölgeyele ile beraber Rohan'dan ayrılmıştı.
Birden soğukluk hissi geri geldi. Arkasını döndüğünde üç tane kara atlı fark etti. İçini büyük bir korku bürümüştü. Kaçmak, kurturmak istiyordu ama artık onların sonunda ona yetişeceği belliydi. Ã?ünkü atları hiç yorulmaz bilmez bir hızla koşturuyordu.
Sonunda vazgeçmişti ve atlıların yanına gelmesini bekliyordu. Kara pelerinli adamlar yüzlerini özenle göstermemek için çabalıyor gibiydiler. Aralarından bir tanesi oldukça fısıltılı bir sesle: "Bize ihtiyacımız olan bilgiyi vereceğin söylendi." dedi. Grima şaşkınlıkla: "Anlamadım demek istediğinizi." dedi. Kara atlı: "Efendimiz yıllardır aradığı şeyi buldu. Yakaladığımız yaratık oldukça ikna edici metotlarımıza karşı koyamadı ve bize gereken iki ismi söyledi." diye açıkladı. Grima: "Ben bir şey anlamadım. Efendiniz Saruman mı?" diye sordu. Atlı fısıltıya benzer bir gülümseme ile: "Saruman ahmağı mı? Bizim efendimiz Karanlıklar Lordu ve her yeri delip geçen gözüyle görüyor. Ama ilk defa adını duyduğu bir yeri görmesi de mümkün değil. bu yüzden en sevgili dokuzlusunu bu görev için yolladı. şimdi bize Shire ve Baggins kelimelerinin ne anlama geldiğini söyleyeceksin?" dedi.
"Shire mı? Orası bir hobbit adında garip bir ırkın yaşadığı bir bölge ve baggins de orada yaşayan bir hobbit ailesinin soyadı bildiğim kadarıyla." diye cevap verdi Grima. Bu bilgilerin ne işe yarayacağını umursamıyordu. O atlıların onu bırakıp gitmesini istiyordu. Kara atlı: "Bu yeterli olur. Hadi gidiyoruz." dedi arkadaki diğer iki adama ve üçü Grima'nın yanından hızla uzaklaştılar. Grima atlılar gidince kafası karışmış bir halde: "Dokuzlar efsanelerde geçen sihirli bir yüzüğün etkisi altına giren dokuz kral değil miydi? Bunlar onlar olamaz. Ã?ünkü onlar yıllar önce Karanlıklar Efendisi Sauron ile beraber yok olmuşlardı. Aman bana ne. Daha Isengard'a çok yol var." dedi ve yoluna devam etti.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

9- İhanet Planı: (Burada Grima’nın büyük planından bahsediliyor.)
Grima sabah kahvaltısını hizmetçinin elinden aldı: "Ben götürürüm. Siz zahmet etmeyin." dedi güler yüzle. Ama kahvaltıyı Theoden'e götüreceğine önce kendi odasına götürdü ve yatağının yanındaki sandıktan bir mendil çıkardı. Mendilin içinde beyaz bir toz vardı. Grima kıkırdıyarak: "Bu iş sandığımdna kolay olacak." dedi. Kahvaltıyı Theoden'e götürmeye giderken karşısına Eowyn çıktı. Grima güleryüzlülüğünü bozmadan: "Günaydın, hanımefendi!" dedi. Eowyn de gülümseyerek: "Günaydın, Grima! Ek işe mi başladın? Anlaşılan kralın danışmalığını yapmak sana yetmiyor. Bu işi bırak da hizmetçiler halletsin." dedi. Grima sakince: "Leydim! Hizmetçiler yeterince yoğun bu sabah. Biliyorsunuz bugün Edoras'ın kuruluş yıldönümünü kutlayacağız." dedi. Eowyn: "Çok iyi niyetlisin, Grima. Bir de Eomer ve Theodred senin altın kalbini bir anlasalardı ya. Neyse amacama söyle öğlene doğru onlan konuşmam gereken özel bir mesele var." dedş ve yanından ayrıldı.
Theoden bugünlerde rahatsızdı. Ã?oğu zaman elleri aşırı derecede titriyordu. Grima kahvaltıyı ona kendisi yediriyordu. Theoden üşüdüğünü hissetti: "Bugün hava serin mi?" diye sordu anlaşılmaz bir ses tonuyla. Ama nedense Grima kralın her dediğini anlıyordu: "Hayır efendim. Günlük güneşlik. Ama isterseniz size kalın kıyafetlerinizi giydirebilirim."
Theoden gülümsemeye çalışarak: "Çok iyisin, Grima. Oğlumdan bile daha yakınsın." dedi. Grima: "O ne söz, efendim? Hemen getiriyorum." dedi ve odadan çıktı.
Theodred, Grima çıktıktan sonra odaya girdi: "Baba, günaydın demeye geldim. Bugün nasıl hissediyorsunuz? şölene katılabilecek misiniz?" diye sordu. Theoden zor konuşuyordu. Yavaşça: "Ben bu haldeyken sen şöleni, karıyı-kızı düşünüyorsun. Bir Grima kadar olamıyorsun. O bile bana senden daha fazla sevgi besliyor." dedi. Theodred: "Baba! O ne biçim sözler. Elbette sizi seviyorum. Siz benim babamsınız ve ulu bir kralsınız." dedi. Theoden: "Ulu kralmış! Daha kolumu kaldıramıyorum. Hadi çık git odadan ve beni yalnız bırak." diye sinirlendi. Theodred: "Emredersiniz, efendim." dedi bozuntuya vermeden ve odadan çıktı.
Theored odanın kapısından bir süre ayrılmadı ve birini bekledi. Grima güleryüzle: "Günaydın, efendim. Yardım edebile..." diye cümlesine başladı ama Theodred onu omzundan tutup duvara yapıştırdı. Sert sesiyle: "Babamı bana karşı kışkırtmaya utanmıyor musun, solucan?" diye bağırdı. Grima anlamamış gibi davranarak: "Ama efendim. Yine gereksiz yere bana kızıyorsunuz. Ben bir şey demedim ki babanıza." dedi. Theodred bir şey demedi bir süre. Sonra Grima'nın burnuna yumruğu çaktı: "Kırık burnunla ilgilenirken en azından bir süre babamı rahat bırakırsın, seni solucan." dedi. Birden Eowyn ortaya çıktı ve Theodred'e bağırdı: "Ne yaptığını sanıyorsun?" Grima'yı yerden kaldırdı ve Theodred'e: "Ã?abuk Grima'dan özür dile." dedi. Grima kızararak: "Efendim hiç gerek yok. Bir yanlış anlama sadece." dedi. Eowyn: "Theodred dediğimi yap hemen yoksa aramız bir daha eskisi gibi olmaz." diye tehdit etti. Theodred küplere binmişti ama Grima'ya soğuk bir bakış atıp: "Kusura bakma Grima." dedi ve gitti. Grima'nın yüzü, Theodred'in arkasındna sinsi bir gülümsemedir aldı.
Eowyn odasında Grima'nın burnuna pansuman yapıyordu. Grima sakince: "Abiniz gelirse yanlış anlayabilir." dedi. Eowyn gülümseyerek: "Merak etme, Grima. Abim gelse de sana bir şey yapamaz." dedi. Grima Eowyn'in yatağının başındaki çiçekleri gördü: "Hala o çiçekleri saklıyorsunuz." dedi şaşkınlıkla. Eowyn: "Evet, Grima! Utanmana gerek yok. O çiçekleri senin odama bıraktığını biliyorum. Niyetinin sadece beni mutlu etmek olduğunu biliyorum. Kimse bugünlerde bir leydiye çiçek almayı aklına getirmiyor. Tekrar teşekkür ederim." dedi. Grima kızararak: "Sizi her zamn gülümserken görmek istiyorum sadece. Bugünlerde çok sessizsiniz." dedi. Eowyn sıkıntıyla: "Amcam yüzünden. Hastalığından rahatsızlık duyuyorum. Ya ciddi bir durumsa ve yakında geçmezse..." dedi. Grima: "Belki yediği yemeklerden kaynaklı bir gıda zehirlenmesi olabilir." diye fikrini söyledi. Eowyn: "Sanmıyorum. Ã?ünkü o yemeklerden biz de yiyoruz." dedi. Grima: "Haklısınız." dedi sinsiz bir gülümsemeyle.
Eomer ve Theodred son hazırlıkları denetliyorladı. Eomer: "Umarım amcam da kutlamalara katılır." dedi. Theodred: "Sanmıyorum. Babamın sağlığı gittikçe daha kötüye gidiyor ve kimse ne olduğunu anlayamıyor." dedi.
Grima, Eowyn'le beraber konağın bahçesinde yürüyordu. Grima: "Peki sizce Saruman'ın düşüncelerinde bir haklılık yok mu?" diye sordu. Eowyn sinirle: "Asla. Sakın Saruman'ın düşüncelerine inandığını söyleme. O entrikalarla Rohan'ı ele geçirmek istiyor. Hem dunlandaki barbarlarla yani bizim yıllardan beri düşmanımız olanlarla oldukça içli dışlı son günlerde. Yani ikili oynuyor. Hem bize bir sürü vaatler veriyor hem de bizim toprakları ele geçirmek için bir savaş hazırlanıyor. Umarım amcam savaş çıkmadan iyileşir. Yoksa Rohan'ın geleceği parlak değil. Gerçi savaş çıkarsak kılıcımı alır önden ben savaşa giderim." dedi. Grima, Eowyn'deki savaş hevesini görünce etkilenmeden edemedi: "Tam bir rohan kadını. Hem dürüst hem cesur hem de altın gibi bir kalbe sahip. Benim kadınım olursa ikimiz beraber Rohan'a barışı getirirdik. Saruman'la mütttefik olurduk hatta belki onu da emirkulumuz yapardık. Ne istersek yaptırırdık."
Grima hayallerine öyle kaptırmıştı ki gözleri farkında olmadan Eowyn'in göğüslerine kaymıştı. Eowyn önce bir garipsedi ve Grima'nın rahatsızlandığı sandı ama sonra Grima'nın gözlerinin onun rahatsızlık duyacağı bölgelerden ayırmadığını görünce Grima'ya hafif tokat attı: "Bence biraz dinlenseniz çok iyi olur. Sonra görüşürüz." dedi soğuk bir sesle. Grima birden aklı başına gelmişti: "Leydim. Umarım sizi kızdırıcak bir şey yapmamışımdır." dedi ama kafasına yediği bir darbeyle yere yıkıldı.
Grima gözlerini açtığında kendini karanlık bir odada buldu. Karşısında biri olduğunu anlamıştı ama hala gözlerini açamadığından anlayamadı. Birden biri üzerine bir kova soğuk su fırlattı. O anda gözlerini açtığında karşısındakinin Eomer olduğunu gördü. Omzundan tutup: "Amcama ne yaptın? Hastalığıyla bir alakan var mı?" diye bağırdı. Grima anlamamış gibi davranarak:" Lütfen efendim. Bana vurmayın. Bir daha Eowyn Hanımla görüşmeyeceğim." dedi. Eomer: "Demek sana dediğim halde bugün Eowyn'le görüştün değil mi? Bak şimdi dayak sayısı iki katına çıktı." dedi ve ardı ardına dört yumruk attı. Yakasındna tutup: "Bize ihanet ediyor musun? Doğruyu söyle." diye bağırdı. Grima: "Asla böyle bir şey yapmam ben." diye ağlamaya başladı. Eomer: "Gözyaşlarını kendine sakla, solucan. şimdi şölene katılmam gerekiyor. Ve eğer üç sonra hala Theoden'in rahatsızlığı geçmezse işte o zaman at beyinin arkasından dalga geçmek nasılmış gösteririm sana." dedi ve karanlık odadan çıktı. Grima yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı.
Ağlamasını keserek: " Ã?nce Theodredden ardından da Eomer'den kurturmam gerekiyor. Sonra önce Rohan toprakları benim olacak sonra da Eowyn benim kadınım olacak. Bir dakika neden bu kadar bekliyorum ki! Tabi ya..." dedi ve sinsi bir kahkaha koy verdi.
şölenin sonuna ancak yetişmişti ve tahmin ettiği gibi Theoden katılamamıştı. Eowyn masada oturuyor diğerlerinin eğlenmesini seyrediyordu. Grşma yanına yaklaşıp: "Eğleniyorsunuzdur umarım! Sizinle bir saniye özel bir şey konuşabilir miyiz?" dedi. Eowyn gülümseyerek:" Tabiki." dedi.
Yalnız kaldıklarına emin olunca Grima ciddi bir ifadeyle: "Ã?nce size söylemem gereken bir şey var. Ã?ünkü bu bilgiyi Eomer'e ya da Theodred'e söylersem inanmayacaklardır ama siz bana güveniyorsunuz. Aldığım güvenilir bir bilgiye göre Mordor'dan gelen ork grubu Isen geçitlerine toplanmışlar. Yakında köylere saldıracaklardır." dedi. Eowyn: "Bu çok ciddi bir haber. Hemen krala söylememiz gerekiyor. Mordor'dan yayılan karanlık söylentiler belki de doğrudur." dedi.
Theodred sabaha toplabildiği kadar askerle Isen geçidine yol aldı. Grima ordunun gidişini izlerken: "Theodred bu savaştan sağ çıkamayacak. Saruman tüm işi ayarladığını söyledi. Theodred ölünce bir tek Eomer tehdidi kalacak. Onu da halledince Theoden beni varisi ilan edecek ve ben de ona ölmesi için ne kadar gerkeliyse o kadar zehir koyup onu öldürüceğim. Sonunda da Rohan kralı olacağım. Ardından da Eowynle evlenip büyük bir ordu kuracağım. Saruman tehditini de halledersem artık her şey benim arzularıma göre olacak." diye düşünüyordu.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

10- Gri Limanlar: (Burada gemi yapıcısı Cirdan’dan bahsedilmektedir.)
Mithlond'da o sabah garip bir telaş vardı. Gri Limanlar'da alışılmışın dışında bir heyecan ve bekleyiş vardı. Lord Cirdan üç elf yüzüğünden biri olan alev yüzüğünün koruyucusuydu. Bu yüzüğün gücü sayesinde etrafındakilerin içindeki cesareti alevlendirir ve moral verirdi. Yüzüğünü takıp odasından çıktı ve gelen gemileri karşıladı. Genelde elfler vakitleri geldiğinde buradan gemilere binerler ve ölümsüz diyara yani Valinor'a yelken açarlardı. Ama bu sefer tam tersi Valinor'dan buraya valar tarafından görevelndirilmiş bir kaç misafir gelmişti. Sihirvari güçler bahsedilmiş beş tane maiaydı ve isimleri istari diye anılırdı.
Cirdan istarilerin başıyla özel olarak görüşmek için odasına çıktı. Adı Curunir'di ve sesi o kadar kudretliydi ki dediklerine dinleyen kişi harfiyen uymak istiyordu hemen. Tabiki Cirdan normal bir elf değildi ve ilk çağdan beri burada gri limanların gözcülüğünü yapıyordu. Curunir sırayla diğer istarileri tanıttı. Ama Cirdan'ın en çok biri dikkatini çekmişti.
Baktığında onun gözlerinde garip bir ışık fark etmişti. İsmi Olorin'di istarinin. Cirdan onun gelecekte görevinin çok tehlikeli olabileceğini ön görmüştü bir an için ve onunla yalnız kalabileceği bir yere götürdü.
"Hiç bir yer sabit bir yeriniz olmayacak. Dur durak bilmeden tüm orta dünyayı gezeceksiniz. Tüm özgür halktan olanlara liderlik etmeniz cesaretleri kırıldığında onlara moral vermeniz gerekecek. Bu yüzden görevinizin çok tehlikeli olduğunu öngörüyorum. Lütfen bu yüzüğü alın! Ã?ünkü sizin uğraşınız ve görevleriniz çok zor olacak. Ama bu yüzük tüm bunların içinde sizi destekleyecek ve yorgunluktan esirgeleyecektir. Bu ateş yüzüğüdür. Bununla birlikte belki giderek soğuyan bir dünyadaki yürekleri yeniden eskinin yiğitliğiyle tutuşturabilirsiniz. Ama ben burada sizin dönüşünüzü bekleyeceğim." diye anlattı Cirdan ve üç elf yüzüğünden birini Gri Gezgin'e, Olorin'e diğer bilinen ismiyle Gandalf'a emanet etti.
İstarilerin lideri Curunir diğer bilinen adıyla Saruman, Radagast'ı yanına alıp yoluna çıktı. Diğer iki mavi cübbeli istarinin de amacı doğuya gitmekti ama asıl görevlerini kimse bilmiyordu. Gandalf ise orta dünya'da bir gezgin olarak nerede yardım isteyen varsa oraya gitti taki asıl amacını gerçekleştirene kadar. En önemli görev ona verilmişti. Karanlıklar Efendisi hain valar Melkor'un uşağı dönek maia Zalim Sauron'un orta dünyadaki hakimiyetini sona erdirmek! Sonra görevi bitince tekrar gri limanalra dönecek ve cirdan'ın ona özel olarak yaptırdığı ak gemiyle Valinor'a geri dönecekti.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

11- Kargaların Tarlası:
Eowyn, aynadaki mutsuz yüzüne baktı. Theodred gideli uzun süre olmuştu ve Isen Geçitlerinde savaş tüm vahşetiyle devam ediyordu. Ve orklar geçidi ele geçirmeye kararlıydılar. Eomer de savaş gitmek istiyordu. Ama Theoden buna izin vermemişti. Hatta konaktan dışarı adım atarsan bir daha buraya dönemezsin ve seni de red ederim diye tehdit etmişti. Amcasına saygı duyan Eomer de ne yapacağını bilemez olmuştu.
Eowyn odasından çıktı. Daha sabah olmamıştı. Herkes mışıl mışıl uyuyor ve sanki savaş yokmuş gibi rahatça horluyordu. Eowyn bunu haz edemiyor, kılıcını alıp atına binip savaşa gitmek istiyordu. Ama gittikçe daha da kötüleşen Theoden'i yalnız bırakamazdı. Nereye gittiğine bakmadan konağın koridorlarında yürüyüşe çıktı.
Bir kanat sesi duyduğunu sanmasıyla düşüncelerinden ayıldı. Sesin geldiği tarafa düşünmeden ilerledi. Besbelli küçük bir kuş yolunu kaybetmişti. Onu dışarı salıvermeliydi. Karanlık koridorlardan ilerlemesini sürdürdü ve kanat sesinin geldiği odaya vardı.
Odada biri uyuyor olabilirdi. Bu saygısızlık olurdu içeri izin almadan girmek. Birden odanın içinden konuşma sesleri geldi. Ses Grima'ya aitti. Ya kendi kendine konuşuyordu ya da rüya görüyordu. Belki kabus görüyordur, acaba içeri girsem mi diye düşünürken tekrar kanat seslerini duydu.
Eowyn seslere kulak kabarttı. Grima endişeli bir sesle karşısındakine: "Hayır dediğim gibi hiç bir kara atlıyla karşılaşmadım. Evet, Gri Hacı buraya geldi ve aynen benim Theoden'e söylemesini rica ettiğim şeyleri duydu. Ama gitmeden de en değerli atlardan birini çalmıştı ve bunları ben kendim rapor etmiştim. Ne diye tekrar beni rahatsız ediyorsunuz? Hayır, dediğim gibi Isengard yolunda hiç kimseyle karşılaşmadım. Bree'ye yollanacak casusları da ayarladım. Efendinin beklediği yolcular Bree'ye vardıklarında casuslarımız onları takip edeceklerdir. Dediğim gibi ben her şeyi ayarladım. Endişelenmesine gerek yok. Isen Geçitlerine yakında Erkenbrand bir kaç adam toplayıp gideceğine dahil bir şeyler de duydum. Saruman biraz daha asker yollasa fena olmaz." diye uzun uzun anlattı.
Eowyn birden alnındaki damarların şiştiğini farketmişti. Ã?fkesine hakim olamamıştı. Kapıyı büyük bir gürültüyle açtı. Grima'nın raporunu sunduğu karga da uçarak kaçmıştı. Eowyn, Grima'ya öfke dolu bir bakış attı: "Abim haklıymış. Sen aşağılık bir solucansın. Seni hep korudum abime karşı ama beni hayal kırıklığına uğrattın. Saruman seni neyle satın aldı? Grima, lütfen söyle. En azından bunu bilmek hakkım."
Grima bir süre bir şey diyemedi. Sonra Eowyn'in gözlerine masum bir bakışla bakarak: "Ben sadece Rohan'ı korumak istemiştim. Lütfen Leydim. Kimseye bundan bahsetmeyin. Ama size yemin ediyorum ben hain değilim." diye ağladı. Eowyn de gözyaşlarına hakim olamamıştı: "Sadece şunu bilmek istiyorum, Grima. Saruman sana ne teklif etti? Tüm Rohan'ı mı yoksa Konaktaki tüm hazineleri mi? Lütfen bunu söyle. En azından hayatında bir defa dürüst ol bana karşı."
Grima başını eğerek: "Bunu söyleyemem." dedi. Eowyn öfkeyle iki tokat attı: "Gerçeği istiyorum Grima. Sadece bir kez gerçeği söyle." Grima: "Ben sizi korumak istemiştim. Size zarar verecekti. Sizi öldürmekle tehdit etti." diye kendini savundu. Eowyn Grima'ya tükürdü: "Sen kendinden başka kimi düşünürsün ki? Yanılmışım meğersem. Amcama gösterdiğin sevgi değilmiş ya da bana gösterdiği samimiyet. Hala yalan söylemeye devam ediyorsun. Yazıklar olsun, Grima!" Grima: "Ama doğruyu söylüyorum. Ben sadece..." diye savunmasını sürdürdü am Eowyn odadan çıkmıştı. Grima: "Ben sadece sevilmek ve saygı görmek istemiştim. İnsanların beni aşağılamasından bıkmıştım ve size aşıktım. Beni bir kardeşiniz gibi görmenizden bıkmıştım. Ama artık görüyorum ki her şey için çok geç kalmışım! Ben sadece basit bir soytarıymışım meğersem" dedi fısıltıyla.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest