Cassia'nın Öyküsü

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Cassia'nın Öyküsü

Post by catboy »

[O Neirre'de gelmiş geçmiş bilinen en sevgi dolu Olevia rahibesiydi. Tanrılara olan inancından hiç vazgeçmemişti. Fedakar ve sevgi dolu bu rahibenin trajik öyküsünü beğenmeniz dileğiyle!]
Bölüm 1: “İnancın Doğuşu”
Olevis’te sıradan bir gün değildi o gün. Tüm rahipler ve rahibeler tüm gün tapınakta harıl harıl çalışıyorlardı. Dışarıda fırtınaya doğru yol alan bir yağmur yağıyordu. Ama tapınaktakilerin işleri o kadar yoğundu ki pencereden bakacak kadar zaman bulamadıklarından yapmur yağdığından bile haberleri yoktu.
Yılın bu zamanı Başrahibe, Olevis’in çevresindeki köy ve kasabaları tek tek dolaşır ve tapınakta çalışmaya hevesle genç rahip ve rahibe adayları arardı.
Akşama doğru Başrahibe Olevis’e dönerken yağmur da fırtınaya dönüşmeden kesilmişti ve güneş yerini aya vermeden önce bir süre daha parlamasını sürdürmüştü.
Herkes tapınağın girişinde Başrahibe’nin at arabasından inmesini bekliyordu. Beyaz bir gelinliği andıran kıyafetiyle başrahibe güleryüzüyle tek tek tapınaktakileri selamladı. Sonra önce başrahibe ile beraber yolculuğunda ona yardımcı olan iki rahibe indi ve hemen ardından yolculuklarında tapınakta çalışması için gerekli özelliklere sahip iki genç kız indi.
Cassia, ilk defa Olevis’teki dillere destan tapınağı görüyordu. Tapınağın girişindeki havuz ve çeşmeler, arka tarafındaki bahçe ve özellikle içini gezmek ve keşfetmek için sabırsızlanıyordu.
Açık mavi gözleri ve sarı, ipek gibi saçları vardı. Daha on altı yaşındaydı. Hiç bir şey ona bir anlam vermiyordu sadece Tanrılara inanmak dışında. Etrafındaki insanların yiyip içip eğlenmesi sadece bugünü düşünmelerine sadece acıyordu.
Başrahibe de Cassia’nın gözlerindeki o ışığı ve inancının gücünü keşfetmişti.
Ã?nce yeni gelen kızlara banyo yaptırılmıştı, ardından bir güzel karınları doyurulmuştu. Bembeyaz, sade ama bir o kadar güzel kıyafetler giydirilmişti. Artık Cassia da bir Olevia Rahibesi olabilecekti, yani Neirre’deki sonsuz güzellikleri yaratan tanrının.
Ama bir ay boyunca gerçekten de hayatını tanrılara adamak isteyip istemediğini anlamak için üç tane sınava on beş dakika kalana söylenmeyen zamanı belirsiz geçmesi gerekn zorunlu sınav vardı.
İlk sınav da hemen akşama yapılacaktı.
Başrahibe Korrea, yıllardır aradığı kişiyi bulduğuna dair içinde garip bir his oluşmasına engel olamamıştı. O kızın gözlerinde baktığında gördüğü o ışık gereçk miydi yoksa bir göz yanılsamasımıydı mı bir türlü karar veremiyordu.
İlk sınavda amaç basitti. Her bir Tanrı’nın kendisine ne anlam verdiğini söyleyecekti. Hangi duygusu daha çok baskın geliyordu o Tanrı’nın ismini duyunca? Bu soruya dürüstçe yanıt vermek başta çok kolay gelse de yine de tam sözcükler ağza geldiği o anda bir tereddüt etme hatasına düşebiliyordunuz ki bu ilk sınavı geçemeniz anlamına geliyordu.
Korrea, önce Cassia ile beraber gelen diğer kıza sordu sorularını. Lea kızıl saçlı ve narin bir bedene sahip bir genç kızdı. On dört yaşındaydı. Bir hancının kızıydı. Aslında hancı Tommy, kızının rahibeden çok bir barmen olursa bin kat daha fazla para kazanıp saygı göreceğini düşünse de Lea çok hevesli olduğundan bir şey diyememişti.
Lea bu zaman kadar kendinden emindi ve hayatındaki en büyük amacının bir rahibe olmak olduğuna inanıyordu. Ama birden içini bir şüphe kemirmeye başlamıştı. Cassia ile arabayla gelirken bile tek kelime konuşamamışlardı. Başrahibe sırayla onları çağırırken bekledikleri küçük odada da tek kelime konuşmadılar.
İlk Lea çağırıldığında Cassia, Lea’ya sanş dilemek istemişti, ama kız ona bakmadan hemen odadan çıkmıştı. O da yavaşça oturağa oturup kendi sırasını beklemeye başladı. Ona beş ömür gibi gelen beş dakika sonra Cassia çağırıldı.
Başrahibe Korrea, yaşlı olmasına rağmen hala güzel biriydi. Kırlaşmış saçları ve fazla kırışmamış güleryüzüyle Olevis ve çevresindeki yerleşim yerlerinde tanınan ve sevilen biriydi.
Cassia’yı güleryüzle selamladı ve önündeki koltuğa oturmasını rica etti. Bir dakikalık bir sessizlikten sonra Korrea konuşma öncesi boğazını temizlemek amacıyla öksürdükten sonra gülümsemesini bozmadan Cassia’ya baktı:
“Umarım tapınağı beğenmişsindir.” dedi kibar bir sesle.
“Evet, efendim.” dedi utanarak Cassia.
“Biliyorsun ki ilk sınavda amacımız sadece tanrılara tüm ömrümü adayacak kadar onlarla bir bağ kurup kurmadığını anlamak. Bu sınavı geçebilirsen diğer sınavlarda pek fazla zorlanmayacağına eminim. Hazırsan başlayabiliriz.” diye açıkladı Başrahibe.
Biraz bekleyip nefes alış verişi düzenledikten ve heyecanını az da olsa aza indirgemeyi becerdikten sonra: “Hazırım, efendim.” dedi ürkek bir sesle.
“Sana sırayla beş tanrı ismini sayıcağım ve sen tereddüt etmeden hemen o tanrının ismini duyduğunda hangi duygunun içinde biriktiğini söyleyeceksin. Tamam mı?” dedi Başrahibe.
“Tamam.” dedi zor duyulan bir sesla Cassia.
“O zaman başlayabiliriz. Evet, Olevia?” diye sordu hemen Başrahibe.
Cassia bir an bile tereddüt etmeden: “Sevgi.” dedi.
“Hikker?” diye sordu bir an bile beklemeden Başrahibe.
“Çalışma azmi.” diye cevap verdi hemen Cassia.
“Torio?” diye sordu ardından Başrahibe.
“Aşk.” dedi ne dediğine kendi bile inanamayarak Cassia.
“Reks?” diye sordu sanki kızın cevaplarıyla pek ilgilenmiyormuş gibi davranan Başrahibe.
“Kara bir gölge.” diye cevabını verdi Cassia sert bir sesle.
“Esten?” diye sordu Başrabibe en son.
Cassia tam cevap verirken tereddüt ettiğini fark etti. Esten hakkında böyle diyeceğini tahmin etmemişti ama az daha ağzından o sözcükler çıkacaktı. Hemen fazla beklemeden cevabını beyninde değiştirdi ve söyledi: “Ölüm.”
Korrea, kızın tereddütünü fark etse de belli etmedi ya da gerçekten de fark etmemişti. Güleryüzüyle: “Peki kızım çıkabilirsin.” dedi.
Cassia yavaşça koltuktan kalktı. Saygıyla eğilip: “Teşekkür ederim, efendim.” dedi ve odadan çıktı.
Koridorda yürürken etrafında bakmadan sadece tek bir şeye odaklanmıştı düşüncelerinde. Ölümün Tanrıça Esten hakkında az daha ağzından kendisinin bile beklemediği sözükler çıkacaktı. Esten hakkında düşündüğü şey onun bir ölümün efendisi olduğuydu ama içi tam tersini söylüyordu: “Yaşamın değerini ancak ölüm bize gösterir. O ölümün değil asıl yaşamın efendisi!”
“Ama ben böyle düşünüyor olamam.” dedi kendi kendine Cassia ve odasına girdiği gibi kendini yatağa bıraktı. Rüyasında tapınaktan gerçekleri söylemediği ve yalan söylediğ için atıldığını görüyordu.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Bölüm 2 “Mektup”
Bir haftadır tapınaktaydı. Yalnız kaldığı bir odası vardı. Sabahleyin saçını aynasının karşısında taramayı severdi. O sabah kahvaltı yaptıktan sonra bahçeden yürüyüşe çıkmıştı. İlk sınavı geçtikten sonra diğer sınavla pek ilgilenmemişti. Başrahibe diğer sınavların çok kolay olduğunu anlatmıştı.
Bahçeye indiğinde bahçıvan Henry’e selam verdi. Henry genç bir çocuktu, masmavi gözleri vardı. Uzun boyluydu. Sessiz ve içine kapanık bir çocuktu. Zaten tapınaktaki rahip ve rahibe olmak için gelen çocuklar da Henry ile pek konuşmaya gönüllü değildi, ama Cassia onunla sohbet etmeyi çok severdi. Ã?ünkü diğer çocuklar hep inanç, tanrılar –genelde Olevia’nın diğerlerinden üstün bir tanrı olduğuna karar verilmesiyle biten- ve Başrahibe Korrea’nın hangi çocukla daha çok ilgilendiğiyle ilgili konularla hep ilgililerdi. Cassia ise her konu hakkında az da olsa bilgisi olan Henry ile vakit geçirmeye bayılırdı.
Henry ona dün sabah diktiği elma ağacından bahsediyordu. Sevecen bir sesle: “Bu ağacın ilk meyvesini sana getireceğim, Cassia.” dedi.
Cassia gülümseyerek: “Sadece bir elma mı getireceksin?” diye sordu.
“Yok. Ben sadece...” diye kekelemeye başlamıştı birden Henry.
Cassia kahkaha atmaya başladı. Sonra: “Sen çok iyi birisin, Henry.” diyerek durumu toparlamaya çalıştı.
Başrahibe Korrea, Cassia ve Henry’nin yanlarına gelip onlara selam verene kadar ikisi de Başrahibe’nin orda olduğunu fark edememişti. Henry bir şey diyemeden işinin başına dönerken Cassia sakin ve kibar sesle: “Günaydın, efendim.” dedi.
Korrea, ciddi bir sesle: “Bir saat sonra kütüphaneye gelmeni istiyorum, Cassia. İkinci sınavın orada yapılacak.” dedi.
Cassia şaşırsa da belli etmeden: “Peki.” diyebildi.
Henry ise çoktan bahçenin diğer tarafına geçmişti.
***
Kütüphane çok genişti ve kaybolmanız çok olasıydı. Bazen kitapların arasında kaybolup zamanı unutabiliyordunuz. Kütüphane görevlisi Rahibe Sara idi. Güleryüzle, Cassia’yı karşıladı: “Merhabalar, küçük hanım. Sanırım sınav için geldin.” dedi.
Cassia aniden heyecanlandığını fark etmişti. Bir şey diyemeyince Sara gülümsedi: “Fazla heyecanlanmana gerek yok, canım. İlk sınavı geçtiysen bunda da zorlanacağını sanmıyorum.” dedi.
Cassia nazikçe teşekkür etti ve Başrahibe Korrea’nın onu beklediği koca masaya doğru yol aldı.
Masada sadece Başrahibe Korrea yoktu. Yanındaki kişiyi önce karanlıkta kaldığından fark edememişti. Ama sonra onun küçük kardeşi Tommy olduğunu anladı. Tommy masadan kalkıp ablasına koştu ve sarıldı.
Korrea güleryüzle: “Kardeşin seni özlemiş.” diye açıkladı.
Cassia, kardeşine uzun bir süre sarıldı ve o an kardeşine duyduğu sevginin farkına varmıştı. Bir haftadır burdaydı ve her gece uyumadan önce kardeşi için de Olevia’ya dua ediyordu. Ama kardeşini bu kadar özlediğini daha yeni fark etmişti.
Tommy ağlamaya başlamıştı: “Keşke eve geri dönsen...” dedi.
Cassia hüzünle Başrahibe’ye baktı ve bir şey diyemedi. Korrea: “Tommy, hadi artık ablanı rahat bırak. İlerdeki rahibeye git, sana bir şeyler gösterecek. Benim de ablanla yalnız konuşmam gerekiyor.” dedi.
Tommy ablasına bir daha baktı. Cassia başını sallayarak gitmesi gerektiğini belirtti ve ona bir daha sarıldı: “Seni sonra tekrar görmeye geleceğim, merak etme.” diye de ekledi.
Tommy, Rahibe Sara’nın elinden tuttu ve kütüphaneden çıktı.
Başrahibe, Cassia’nın oturmasını rica etti. Cassia yavaşça farkında olmadan demin kardeşinin oturduğu sandalyeye oturdu.
Korrea: “Tommy çok tatlı bir çocuk. Kardeşini çok seviyor olmalısın.” dedi.
“Evet, efendim.” diyebildi Cassia sadece.
“Ailen, kasabaya geçen gün gittiğimde benden böyle bir şey rica edince ben de kıramadım ve kardeşini bir günlüğüne buraya getirdim.” diye açıkladı Korrea.
“Teşekkür ederim, efendim. Bu iyiliğinizi hiç unutmayacağım. Tommy’i gerçekten çok özlemişim.” dedi mutlulukla Cassia.
“O zaman moralin yerine gelmiş olmalı diye düşünüyorum ve sınava hazırsındır artık.” dedi Korrea.
“Evet. Hazırım.” dedi kararlı bir sesle Cassia.
Korrea masadan kalktı ve Cassia’ya yaklaştı. Gülümseyerek: “Sınavı geçtiğini mutlulukla belirtmek isterim ben de.” dedi.
Cassia hiç bir şey anlamamıştı.
Korrea: “Zaten deminden beri sınavdaydı, tatlım. Senin ailen ve kardeşlerinle arandaki sevgi bağını test etmekti amacımız. Ã?ünkü bazıları kendisini tanrılara ve tapınağa adayacağım diye ailesini unutuyor ve onlarla bir daha görüşmemeyi tercihe diyor. Ama sanıyorum sen bir Tanrı’ya duyulan sevgi ve inancın, aileye duyulan sevginin yanında bahsinin bile geçemeyeceğin farkına varmış durumdasın. Böylece sınavı geçmiş oluyorsun” diye açıkladı.
Cassia mutlulukla ayağa kalktı ve Korrea’ya teşekkür etti: “Peki kardeşimi görmeye gidebilir miyim?” diye sordu.
“Tabiki de. Ama yarın sabah onu göndermemiz gerekecek. Bu yüzden akşama bol bol özlemini gidermeyi unutma.” diye belirtti Korrea.
Cassia heyecanla kütüphaneden çıktı ve Rahibe Sara’nın ona hediye ettiği oyuncaklarla oynayan Tommy’nin yanına gitti. Akşama kadar kardeşinin yanından bir an olsun ayrılmadı.
***
Odasına çekildiğinde kardeşiyle ayrılmak zorunda kalmıştı. Tommy’nin kızların kaldığı yatakhaneye girmesine izin verilmemişti. O da bahçıvan Henry’nin kaldığı kulübede yatmaya gitti. Henry memnuniyetle Tommy’nin kulübesinde kalmasını kabul etmişti.
Cassia odasında biri olduğunu fark ettiğinde önce korkmuştu, ama odasındaki kişi tanıdıktı. Aynı anda tapınağa gelmişlerdi ikisi de, ama yalnızca biri ilk sınavı geçmişti. Gelen Lea’ydı. Sarhoş olmuştu ve sinirliydi.
“Buraya nasıl geldin? Tapınaktan ayrıldığını sanıyordum.” dedi Cassia şaşkınlıkla.
“Birinden yardım aldım.” diye açıkladı Lea.
“Peki benden ne istiyorsun? Hem biri görmeden gitsen çok iyi olacak, Lea. Hem sarhoşsun da. Başrahibe Korrea sana çok kızacaktır.” dedi Cassia iyi niyetle.
“Yoksa korktun mu, küçük hanım?” diye alay etti Lea. Dengesini kaybedip yere düşerken Cassia onu yakaladı, ama Lea kendisini ellemesine sinirlendi: “Bırak beni. Ben sana bir şey söylemeye geldim sadece.”
“Ne söyleyeceksen çabuk söyle ve hemen git. Yoksa rahibeler seni görürse mahvolursun.” dedi Cassia.
“Yakında... Yakında sen de benim gibi tapınaktan kıçına bir tekme atılarak ayrılmak zorunda kalacaksın.” dedi Lea. Bakışındaki nefret, Cassia’yı ürpertmişti. Ama kendine gelip: “Sen sarhoşsun ve ne söylediğini bilmiyorsun.” dedi ve odasından çıkarttı.
Rahibelerin hepsi odalarına çekilmişti. Cassia da Lea’yı tapınağın çıkışına kadar götürebilmişti. Ama Lea hala homurdanmasını sürdürüyordu.
Cassia odasına en sonunda döndüğünde çekmecesinin üstünde bir kağıtla karşılaşmıştı. Kağıda baktığında bunun bir mektup olduğunu fark etti. Sakince mektubu okumaya başladı:
“Bu mektubu yazmadan önce çok düşündüm ama en sonunda kararımı verdim. Kalbime söz dindiremedim. Özür dilerim. Ama gerçekten de çok çabaladım seni unutmak için. Ama seni o gülüşünü ve sevgi dolu bakışını her gördüğümde seni ne kadar çok sevdiğimi daha iyi anladım. Evet, doğru okudun! Ben sana aşık oldum, Cassia! Lütfen yanlış anlama... Senin ne kadar çok rahibe olmak istediğini biliyorum. O yüzden sadece duygularımın seni bilmeni istedim, daha fazlasını istemiyorum. Sadece senin mutlu olmanı ve istediğin şeylere ulaşmanı istiyorum. Yine de ben unutla bekleyeceğim...”
Mektubun sonuna çok az kalmıştı, ama devamını getiremedi. Hemen çekmecesine sakladı ve yatağına uzandı.
Sonra tekrar çekmeceyi açtı ve mektubu eline aldı. O sırada içeri biri girdi. Gelen Rahibe Veronica idi. Hiç bir şey söylemeden Cassia’nın elindeki mektubu aldı ve öfkeyle: “Başın büyük belada, küçük hanım!” dedi.
Sabah olduğunda mektup Başrahibe Korrea’nın elindeydi. Mektubu sakince inceledi. Sonra Cassia’ya dönüp: “Bu mektubu ne zaman aldın?” diye sordu.
“Odamda çekmecenin üstünde gördüm ve merak edip okudum.” diye açıkladı Cassia.
“Ama böyle bir olayı hemen rahibelerden birine açıklaman gerekiyordu. Odana girdikten sonra bir daha çıkmadığını söylüyorsun. O zaman odana girdiğinde mektubu fark etsen iki saat boyunca hiç bir rahibeye haber vermemişsin, taki Rahibe Veronica odana girene kadar. Peki hiç kimse fark etmeseydi bu mektubu kimseye söylemeyecek miydin?” diye sordu Korrea.
Odasına ilk girdiğinde mektubun öekmecesinin üstünde olmadığını biliyordu Cassia. Ama odasından çıkıp Lea’yı tapınaktan dışarı götürdüğünü anlatamazdı. O zaman Lea’nın başıan iş açardı. Tapınağa gizlice girmek suçtu. O yüzden bir şey anlatmamaya karar verdi.
Korrea, Cassia’nın suskunluğunu görünce suçunu itiraf etmeye çalıştığını zannetti. Sakince Cassia’ya baktı: “Bu tapınaktan yarın sabah ayrılacaksın. Anlaşılan o ki bir rahibenin taşıması gereken özellikler sen de yok.”
Sesi çok ciddi ve soğuktu. Cassia kendini bile savunamamıştı. Sonra kendine gelip: “En azından mektubun devamını okumak istiyorum.” dedi.
Korrea mektubu uzattı ve: “Odanda okuyabilirsin.” dedi.
Rahibe Veronica, Başrahibe’nin odasının kapısında bekliyordu. Cassia çıkınca sert sesle: “Senin gibi kişiler yüzünden bu tapınağın adı kötüye çıkıyor.” dedi.
Cassşa bir şey diyemeden odasına gitti. Hemen mektubu eline aldı ve devamını okumaya başladı:
“...Seni sevdiğimi bilmeni istedim sadece o kadar. Kendine iyi bak. Henry.”
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests