Yeşeren Umutlar (Düzenlenmiş Hali)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Yeşeren Umutlar (Düzenlenmiş Hali)

Post by catboy »

Yeşeren Umutlar
1. Bölüm “Kaçış Ekibi Toplanıyor”

Sert ve soğuk zemini hissetti ve yavaşça doğrulmaya çalıştı. Etraf karanlıktı. Parmaklıklı pencereden daha yeni doğan güneşin ışınları hafif hafif içeri aydınlatmaya başlamıştı.
Etrafında başka kişilerin de olduğunu fark etti. Başka ırklardan çeşit çeşit kişiler vardı. Hepsinin yüzü solgundu. Sonra yavaş yavaş hatırlamaya başladı. Kendisi bir hapishanedeydi.

Hapishaneye girdiği anı hatırladı. Herhalde iki saat olmuştu içeri gireli. Onu pis kokulu bir goblin gardiyan getirmişti. O goblinin iğrenç yüzünü hiç unutamayacaktı. İçinde intikam duyguları kabardı. Beynini zorladı; ama hapse girdiği andan öncesi hatırlayamadı. Sadece bir şeye çok öfkelendiğini hatırlıyordu. Neye ve kime olduğunu da unutmuştu.

Elini cebine attığında cebinde bir şey fark etti. Bir yüzük vardı cebinde. Koca bir safir taşı olan bir yüzüktü bu. Birden fısıltı halinde: “Benim adım Safir.” dedi.

Algénia, yeni evine artık alışmıştı. Her gün aynı rutin şeyler. Bazıları için bir cehennemdi ama yaşamasını bileler için değil. Yurdunda aldığı eğitim çok işine yaramıştı. Hücrede ırk ayrımı veya cinsiyet ayrımı yoktu, karışıktı. Kendisini orada sağ kalmaktan kurtaran şey dövüşteki becerisiydi artık kimse yaklaşamıyordu. Bir prensesti ama çok bilinmiyordu, ya da biliniyordu. Artık umurunda da değildi. Düşündü. Artık buradan çıkmalı mıydı? Yanlış olan neydi? Kim nerden anlamıştı? Bunu düşünerek saatlerini geçirebilirdi. Hayatının önemli kararlarından birini veriyordu. Ã?ıkmayı denemeli mi yoksa kalmalı mıydı?

Bir dryad olan Deru, meditasyon yaparak zihninin kendisine oynadığı küçük oyunları görüyordu. Karmaşıktı her şey. Uzun zamandır meditasyonda olmanın verdiği rahatlıkla düşlerinde süzülüyordu. Ormanlar, ağaçlar ve kendi ırkından olan bir sürü kişi görürken yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Bir anda her şey değişime uğradı. Tepesinden kendisine gelen kutsal ağacı gördü. Onu cezalandırıyordu sanki. Birden Kutsal Ağaç bir orka dönüştü. Üzerine doğru yürüyordu. Bir hapishaneye dönüştü her yer. Duvarlar yaklaşıyordu. Tam sıkışacakken aniden meditasyondan uyandı. Etrafına baktı. Hücresindeydi. Geçmek bilmeyen iki yıldır aynı hücre, aynı masa ve aynı şeyler görüyordu.

Hücresinden karşı hücrelere baktı. Birisi gelmişti anlaşılan. Pek fazla görünmek istemedi ve hücresinde bir köseye çekilerek ön iki dizini kırdı ve arka bacaklarına oturdu.
Huor etrafına baktığında herkesin kendisi gibi deneyimli olduğunu fark etti, deneyimli olmayanlarsa ya güçlüydüler, ya da zeki. Herkes özel gibi görünüyordu oradaki. Sonra kendisinden beş ya da on dakika sonra giren adama baktı. Neye uğradığını anlamamışa benziyordu.


Huor, Minnä'yı düşünmeye başladı yine. Yanında "Ney"i (!) yoktu belki. Fakat yine de bir şiir söyleyebilirdi. Ancak yine de vazgeçti. Hafifçe ayağa kalkıp duvarları elleriyle yoklamaya başladı. Kesinlikle kırabileceğini zannetmiyordu. Oradaki kimsenin kırabileceğini düşünmüyordu. Kapılar da çok kötüydü. Huor hapiste yaşayamazdı, o doğada koşmayı seviyordu. Ã?ocuklar gibi, özgürlüğü seviyordu. Bir kurt gibi kafasını duvarlara vurarak öldürürdü çok uzun süre kalırsa. Ama şimdilik dayanmalıydı, Minnä için.

İyice kendisine geldikten Safir hapishane içinde dolaşmaya başladı gidebileceği yere kadar. Bir dyrad fark etmişti. İyice hastalıklı bir hali vardı dyrad'ın. Hatırladığı kadarıyla dyradlar ormanlarda yaşarlardı ve orman dışında bir yerde ömürleri kısalırdı. Biraz ilerde de bir orman elfi gördü. Sanki bir şeyler mırıldanıyordu. Belki de ozandır diye düşündü. Biraz daha ona yaklaştığında ise fısıltı halinde birinin ismini söylediğini anladı. Yavaşça ona: "Minnä da kim?" diye sordu. Belki de biriyle konuşarak rahatlamak istiyordu; ama asıl derdi başkaydı. Tek düşüncesi o an için bu orman elfiyle arkadaş olmak istemesiydi. Belki ilerde işine yarardı.

Algénia, düşüncelerinden ayrıldığında kararını vermişti. Buradan ya kaçacaktı, ya kaçacaktı. Hapishanenin zeminine bir kaç işaret çiziyordu kimsenin anlayamayacağı bir dilden. Elfler hariç...

Hapishane içindeki bir kaç kıpırtı onun da dikkatini çekmişti. Bir insanla bir elf sohbete dalmış gibiydiler. Bir elf beni anlayabilir diye düşündü ama hayır, onu anlayacak hiç kimse yoktu. Yağcılık olsun diye planlarını buradaki yüksek makamlara kadar ulaştırabilirdi ve Kendisi için kurtuluş yolunu açmış olur. Kendisi de tek kişilik hücreye kapatılmasıyla kalırdı. Karar verdi, biri ona kaçma fikrinden bahsetmediği sürece kendisi de bahsetmeyecekti.
Huor başkalarıyla tanışmaktan çekinse de, o anki hali, susmaya izin vermiyordu.”Minnä.” diye mırıldandı yeniden.

“Ben Huor Tinehtelë.” dedi devam etmekten çekinerek, ancak o anda o bir insanmış, kendisi bir Elf'miş hiç önemi yoktu.

“Minnä, eşim. Gemimize saldırdılar, çok fazlaydılar ve bizi ele geçirdiler, o nerede bilmiyorum şimdi.”

Kendisinin çok seçkin bir Orman Elf'i olduğunu söylemek istememişti.
“Ya sen kimsin?”

Bir orman elfi olan Huor'un fısıltılı konuşması başta Safir'e garip gelmişti. Orman elfleriyle pek tanışıklığı yoktu. Ama o an için tek konuşabileceği kişi bir orman elfiydi. Peki, ona ne diyebilirdi ki? O da tam hatırlamıyordu geçmişini. Tekrar cebine koyduğu yüzüğe dokundu. Onu başkalarına göstermesi tehlikeli olabilirdi. Sonuçta hapishane hırsız kaynıyordu.

"Bana Safir diyebilirsin. Ben büyücüyüm aslında. Ama hapishaneye neden düştüğümü pek hatırlamıyorum. Sadece bir köy hatırlıyorum. Köyü basan goblinler ve ardından bir korsan gemisi... Başka şeylerde var; ama hepsi bulanık şeyler." dedi hızlı hızlı anlatarak. Sanki konuştukça beyni çalışıyor ve geçmişini hatırlaması için biraz daha çaba sarf ediyor gibi hissediyordu. Sonra yakınlarında birisinin yere bir şeyler çizdiğini fark etti. Elf diline benziyordu. Ama elf dilinden neredeyse hiç anlamazdı. Küçükten elf dilini çok öğrenmek isterdi; ama kadim bir dildi elf dili. Ve öğrenmesi çok zordu.

O anda bir orman elfiyle konuştuğu aklına geldi. Sonuçta o bir elfti ve zemindeki işaretleri anlayabilirdi.

O sırada Deru köşesine çekilmiş bir vaziyette konuşulanları dinliyordu. Az da olsa anlayabiliyordu konuşulanları. Kulakları bile artık iyi işitmiyordu. Ayağa kalkmak istemiyordu; bu yüzden yerde oturarak biraz kıpırdandı. Konuşulanları pür dikkat dinliyordu. Farklı ırklar içeriyordu hapishane. Kendisi geldiği günden beri hücredeydi. Başka kimse ile konuşmamıştı. Konuşmak da istemiyordu. Elbisesi artık oldukça eskimişti ve göğüslerini sıkıyordu. Yavaşça üstüne geçirilen paçavraları çekiştirmeye başladı. Yapacak daha mantıklı bir iş olmadığını biliyordu ve en azından elbisesiyle uğraşmış olacaktı.

Gnom kısa bacakları üzerinde durup, parmak ucuna kalkarak etrafı süzdü. Hassas burnu ter kokularını rahatça seziyordu. Bu iğrenç kokudan burnunu buruşturarak eline geçen ilk fırsatta bir koku süzgeci yapmaya karar verdi.

Ortam sıkıcıydı, herkes endişeliydi. Neşeleri yerine getirmek için bir şaka yapmayı aklından geçirdi fakat gergin yüzlerin -özellikle şu iri kıyım adamın somurtkan hali- bunun tehlikeli olabileceğini anlatıyordu.

Dikkat çekmek için yüksek sesle içini çekerek yerine çöktü, cebinden mekanik bir tahta yığını ve tornavida çıkardı. Elindeki tornavidayla minyatür ejderhanın sağını solunu sıkıyordu...

Huor korsan gemilerini duyunca, toplayanların bir çırpıda topladıklarını düşündü. Fakat eskiler vardı, öyleyse belirli aralıklarla toplama ihtimalleri yüksekti.

“Demek bir büyücü ve goblinler. Goblinler konusunda ortağız sanırım, çünkü bizi de basanlar goblinlerdi. Fakat madem burada erkekler ve kadınlar bir arada, Minnä nerede?”
Hala ve hala aklı Minnä'daydı, o son anda Huor'u götüren goblinlere bakarak, “Lütfen!” diye bağırıyordu.

Safir, orman elfinin son söylediklerinin çoğunu duymamıştı. Yakınlarında bir gnom elinde bir kaç parça ve tornavidayla bir şeylerle uğraşıyordu. Elindeki minyatür bir ejderha olmalıydı. Ama güneş daha tam olarak etrafı aydınlatamadığından emin olamıyordu. Demin gördüğü dyrad'da da bir kıpırdanma vardı. Elbisesini düzeltiyordu. Orman elfine dönüp: "Sence buradan kaçma imkânımız var mı?" diye sordu ciddi bir sesle.

Algénia, "Sence buradan kaçma imkânımız var mı?" diye duymuştu. Emindi. Birileri daha kaçmak istiyordu. Elf kulakları sesin geldiği yönü anlayabilecek kadar gelişmişti. Sesin geldiği yöne baktı. Bir orman elfi ve bir insan duruyordu. Gölgelerde saklanarak onların yanına çok hızlı bir şekilde gitti. Daha onlara görünmemişti, ama düşünüyordu tekrar ve tekrar. Sonra kararını verdi. Gruba doğru: "Merhaba. Adım Algénia. Kaçmak isteyebileceğinizi duydum." derken sesi çok berrak çıkıyordu ve konuştuğu grup güzelliği karşısında çok etkilenmişti. Safir de Huor da böyle bir güzelliğin hapishane içinde olabileceğini akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi. Algénia hala bir cevap bekliyordu ve onlar hala şaşkındı.

Demin zemine bir şeyler karalarken gördüğü elfdi yanlarına gelen. Safir önce ne diyeceğini bilemedi. Anlaşılan yüksek elflerden biriydi. Saygıyla gülümsedi Safir önce. Sonra: "Tam olarak neyi duyduğunuzu bilmiyorum leydim, umarım size böyle hitap etmemde sakınca yoktur, ama kaçmayı eğer düşünüyorsanız öncelikle bizim işe yarar bir kaç kişiye ihtiyacımız var. Mesele teknik meselelerden anlayabilecek biri..." dedi.

Bir gözü o sırada hala gnomun elinde tuttuğu minyatür ejderhadaydı. Orman elfinin bir şeyler söylemesini bekliyordu anlaşılan.

Elbisesini düzeltmeyi bitirince konuşulanları daha iyi dinlemeye yoğunlaştı. Pek bir şey anlamasa da "Kaçış Planı" gibi bir konuda konuştuklarını kestirmişti. Hala oturuyordu. İki senedir hapishanedeydi ve kimsenin kaçtığını duymamıştı. Kaçmaya çalışanlar da ölüme terk edilmişti. Kendisi de buradan çıkmak zorundaydı, fakat nasıl olacaktı. Burada ırkından kimse bulunmuyordu. Diğer canlılara da güvenemezdi. Hem ortak dili çok az bilerek diğerleriyle nasıl anlaşacaktı?

Kaçmak mı? Gnom aynı kelimenin tekrarını iki-üç kez duymuştu. İmkânsız değildi, ama zor bir işti. Ejderhanın kanatlarındaki vidaları bir iki kez daha döndürdü ve iyici sıkıştıklarından emin oldu. Kanatları oynatıp sağlamlılıklarını kontrol etti ve ayağa kalktı. Bu kez tıka basa dolu hücreyi turlamaya karar vermişti.

Birkaç adım sonra garip bir yaratık gördü. Orman canlılarındandı. 'Yaratık' kelimesi ters düşüyordu aslında. Adları neydi bunların. Dy... Dyral? Dyrad! Evet! Bunları okumuştu ama hiç görmemişti. Etraftakiler onları gördüklerinde vahşi olabileceklerini duymuştu ama bu dyrad büyük ihtimalle bu hücrede üstünde dolanan gözlere alışıktı. Belki dostane bir canlıdır diye düşündü fakat dikkatini başka bir şey çekti tam o sırada.

"...mesela teknik meselelerden anlayabilecek birine.", 'Hım, bu tam olarak beni tanımlıyor' diye düşündü gnom, sese yöneldi ve dikkatle dinlemeye koyuldu.

Algénia sadece tebessüm etmekle karşılık verdi. "Dövüş konusundaki bilgileriniz ne kadar? Ya da kaç savaş geçirdiniz? Eminim benimkiyle boy ölçüşemez." dedi sıkıntılı bir ifadeyle. şimdi mantıklı geliyordu onlara bu kadar güzel bir elfin zarar görmeden buralarda yaşaması. Savaşmayı öğrenmiş ve hayatta kalmıştı.

Deru dikkat kesildi birden. Ses tonu bir kadına aitti. Konuşmasından anladığı kadarıyla bir elf olmalıydı. Çok narin ve keskin bir sesi vardı. İçinde birden bir heves oluştu. Dişi bir elf fakat ona nasıl güvenebilirdi? Kendi ırkından bile dışlanmış vaziyetteyken. Kimseyle konuşmamalıydı. Bu düşünceler aklını kurcalarken bir yandan da vücudu karıncalanmıştı. İster istemez ayağa kalktı. Nalları taş zemine çarptıkça hücreler de yankı oluşuyordu. Kalkıp bir kaç adım attı. Daha dikkatli dinlemeliydi, belki konuşulanları anlayabilirdi. Bu elf ve bir kadın. Belki onunla elfçe konuşabilirdi, fakat çekingenliğine yenik düştü. Sadece dinlemeye başladı.

Gnom, dyrad'ın elfe ve insana -dolayısıyla ona- yaklaştığını görünce biraz telaşlandı. Soğuk olduğu belliydi. Fakat ömrü boyunca kaç tane görebilirdi ki bunlardan? Pek az. Belki görse bile hayatı orada son bulabilirdi. Titrek adımlarla dyrad'a yaklaşmayı göze aldı. Gnom dilini konuşamayabilirdi ama belli ki ortak lisanı biliyordu.

"Pardon" dedi titrek sesiyle, dyrada. "Siz sanırım bir dyradsınız?"

Huor konuşmaları içinden Minnä diye sayıklayarak geçirmişti, bu yüzden pek bir şey hatırlamıyordu, yeniden kendisine geldiğinde etrafında Minnä kadar güzel olamasa da çok güzel bir kadın duruyordu ve ileride başka bir Elf, bir Dyrad ve en ilginci ise Gnom vardı! Huor odadaki her ırkla ilgili bir şeyler biliyordu. Lisanları biliyordu. Ancak onlardan halen korkuyordu.

“Kaçmayı düşünüyorsanız eğer, sanırım zekâ ile kuvvetin birleşmesi gerekecek, maalesef kuvvet denilen şeyden bende yok. Fakat isterseniz, odadaki kaçmamızı sağlayacak şeylerin bir listesini, nasıl kaçabileceğimizi, neler gerektiğini ve ne kadar bir kuvvet gerektiğini hesaplayabilirim, sanırım küçük dostumuzun (ki bunu söylerken utanmıştı çünkü henüz yeni gördüğü birisine dostum diyordu, başka çaresi yoktu!) bana hesapta yardım edeceğini düşünüyorum? Ayrıca yardım edebilecek herkesi kullanabiliriz.”

Sonra odadakilere baktı, her işten vardı gibi görünüyordu. Muhabbetlerin çoğunu bölmüştü, çoğu kişinin lafı havada kalmıştı, ancak bu böyle olmalıydı. Laf zamanı değildi. Huor şarkı söylemediği zamanlarda zaten nadir konuşurdu.

Deru yakından gelen bir ses ile irkildi. Etrafına göz gezdirdi ve bir Gnom'un kendisine ortak dilde bir şeyler söylediğini anladı. Biraz düşündü ve gelen soruyu şaşkınlıktan dolayı anlayamadı. Gnom'ların doğayı seven canlılar olduğunu öğrenmişti eskiden. Biraz geriye adım attı. Ne dediğini düşünmeye başladı. Bir cevap veremediği için ne yapacağını bilmiyordu. Sessiz kalmayı tercih ederek Gnom'a bir cevap veremedi.

Safir, orman elfi dememiş olsaydı arkalarından onları izleyen gnom ve dyradı fark etmeyecekti hala. O hala yüksek elfin güzelliğinin etkisindeydi. Orman elfi çoktan kaçış planı yapmaya başlamıştı anlaşılan. Sakin bir sesle: "Huor, sence en az kaç kişiye ihtiyacımız var?" diye sordu. Acaba gnom ve dyrada sorsa yardımcı olurlar mı diye düşündü. Ama özellikle dyraddan biraz ürpermişti. Zaten dyrad o sırada onlarla pek ilgilenmiyor gibiydi. Gnom da dyrad ile ilgilenmeye başlamıştı.

Huor etrafına bakındı, yükseklik genişlik hepsi önemliydi o anda. Sonra duvarlara göz gezdirdi. Bir boşluk varsa eğer, işleri kolaylaşırdı, tabii ki kolaylaşınca iki veya üç kişiye düşmezdi belki ancak, en azından, fiziksel kuvvete daha az başvurulabilirdi. Yeniden Gnom'a ve diğerlerine baktı.

“Ã?ncelikle boşluklar arayalım, çünkü kapıdan çıkmak o kadar kolay olmayabilir” dedi duvarları yoklamak için ayağa kalkarken.

Konuşan elften bir dakika izin istedi, dryadla iletişim kurmaya çalışıyordu.
Gnom şaşkınlığını gizlemedi, dyrad ortak lisandan da pek anlamıyordu. Bir dakika! Dyrad mı? Elbette dyrad derse anlamazdı! O bir dryaddı sonuçta. Dyrad ne demekti ki, uyduruyordu işte.

Artık etrafına bakmıyordu, dryad vahşi bir karşılık vermediğine göre bir mahsuru yoktu konuşmanın. Dikkati tamamen dryada yönelmişti. Bu sefer el hareketleriyle anlatmayı denedi. Gerektiğinde kelimeler sarf edecekti elbet. Tekrar "Pardon" dedi dryada ve bu kez el işaretleriyle anlatmaya çalıştı ne demek istediğini. Kendini ve dryadı işaret etti, ellerini ağız gibi yaparak konuşmak istediğini belirtti. "Ortak dilde, lütfen." diye de ekledi. Ortak dil hareketi yoktu beden dilinde...

"Aslında benim için nöbetçilerin önemi yok. İspiyonlanmamak için kimseye kaçış fikrimi söylemedim. Yağcılık yapıp çıkmak için ispiyonlayacak en az 20 kişi bulabilirim bütün hapishanede." diye söze karıştı Algénia. "Hala bir dişi olduğum için nasıl savaşabileceğim konusunda mümkünlük payı bulamıyor musunuz?" dedi soruşturan ifadelerle. Onu anlamaları için onunla omuz omuza bir çatışma geçirmeleri gerekti. Bunu sağlayabilirim diye düşündü ve parmaklıklara doğru yürümeye başladı. Bir an diğerleri onun bağırıp çağırıp olay çıkaracağını düşündüler ama yere oturup sadece gözetlemeye başlamıştı.
Bir taraftan Huor hapisten kaçmak için neler yapabilecekleriyle ilgili fikirlerini söylerken, ismini bile daha bilmediği gnom, elfi susturup dyrad'la anlaşmaya çabalıyordu. Dyrad ise anlamsız bir ifade takınmış bir şekilde sadece gnom ve diğerlerini izliyordu. Algénia'dan ise Safir kuşkulanmaya başlamıştı. Güzel bir elfti ama ukala ve kendine aşırı güvenen birine benziyordu.

Kaçma fikrini ortaya attığına pişman olmaya başlamıştı ki onların bulunduğu yere doğru nöbete gelen goblini fark etti. Bu onu buraya getiren gardiyandı.

Deru Gnom'un hareketlerine dikkat etmeye çalıştı. Anladığı kadarıyla onunla konuşmaya çalışıyordu. Hareketleri ufak bir canlı olduğundan dolayı biraz komik gelmişti. Biraz daha dikkatle baktı ve konuşmak istediği konusunda emin oldu. Ne demeliyim, diye düşündü Deru. Elf dilinde konuşabilirdi. Ortak dilde konuşmayı çok az biliyordu ve yanlış bir şey söylemek istemiyordu. Hemen aklına elfçe anlayabileceği konusu geldi. Elf dilinde konuşmaya başladı. Aksanı Dryad diline benzese de garip ince sesiyle -Ormanda Rüzgâr ile konuşmasını birleştirirdi- konuşmaya başladı.

"Sizi anlayamıyorum..." dedi ve uzun zamandır konuşmamanın etkisiyle irkildi. Sesi çok değişmişti. Garip gelmişti birden."Konuşabilmeyi çok isterdim Bay Gnom..." dedi ürkekçe ve garip sesiyle.

Huor prensesin güçlü olabileceğini biliyordu, ancak lüzumsuz yere havalanıyordu, kaba kuvvetle kaçmaları imkânsız gibiydi oradan. Ancak söylemeyip Elf'in bir şeyler yapmasını bekledi. Sonra Safir'e baktı.

“Söyler misin, bu kızın dediklerini yapmaya çalışmaya başlamasını mı bekleyeceğiz yoksa bir şeyler yapmaya başlayalım mı?*”dedi hafifçe sinirle, sebepsiz yere kapris yapıyordu kız Huor'a göre. Oysa hava yapmak yerine gelip kafa yoruyor olsa belki de çoktan kaçmışlardı.

Ardından gelmekte olan Goblin'e bakarak beklemeye başladı.

Gardiyan, parmaklıklara yakın oturan dişi elfe seslendi: "Geri çekil seni budala."

Eli cebindeki kamaya gitmişti ki Safir gardiyana bağırdı: "Sen! Tabi ya!"

Goblin anlamamıştı. Ama Safir konuşmaya devam etti: "Seni hatırlıyorum. Seni o köyde görmüştüm. Küçük bir kız çocuğa saldırmıştın. Kızın yüzünü hatırlamıyorum; ama ona ne olmuştu unuttum."

Goblin gülerek: "Seni aptal büyücü! O aptal beynini boşu boşuna zorlama." dedi.

Lydronk konuşmayı bu şekilde yürütemeyeceğini anladı. 'Gnom' kelimesini seçebilmişti ama geri kalanı anlamsız sesler bütünüydü. Bir-iki saniyelik düşünmeden sonra elfçe konuştuğunu da anlayabildi. Dryadın dostane olduğuna emindi ve kaçış planında onlara yardımcı olabileceğine şüphe yoktu. Hiç olmazsa bir dryadı kurtarmış olacaktı. Doğaya geri dönmek onu şüphesiz mutlu ederdi.

Sonra kaçış planları yapan orman elfine döndü. "Selam orman elfi," dedi ortak lisanda ve devam etti: "Ben Lydronk Lkynt Lher Lex 'Cointrick' Lour. Planlarında yardım etmekten memnuniyet duyarım. Fakat minik bir iyilik isteyeceğim. Elfçe biliyorsundur? Eminim şu dryadla da konuşabilirsin? Ona türlerine büyük saygı duyduğumu ve mümkünse soru sormak istediğimi söyler misin? Ayrıca şüphesiz, o da planlarda yardım edecektir."
O sırada dikkati kapıya yöneldi, bir goblin gardiyan gelmişti!

Gardiyan'ın geldiğini gören Deru, Gnom'la anlaşma çabalarını bıraktı ve Gobline bakmaya başladı. Havalı bir bicimde yürüyordu. Dryad şu ana kadar çok sessizdi, fakat içine birden nefret düştü. Gobline doğru baktı ve Kendi dilinde konuşmaya başladı "Buradan çıktığım anda seni öldüreceğim... Tıpkı beni dışlayan ve burada olmama sebep olanlar gibi... Öldürecegim!" dedi. Öldürmek kelimesi elf diline cok yakındı. Goblinin ona bakan bakışlarını gördü. Ortak dilde ona çenesini kapatmasını söylediğini anlamıştı. Deru olduğu yerde sinirli bir şekilde durdu.

Huor'un aklına bir anda harika bir fikir gelmişti, Goblin tek başınaydı! İçeri girip Huor'a zarar vermeliydi. Ancak içeri girince dışarı çıkması mümkün değildi!

Konuşmalıydı, MUTLAKA.

Sonra Dryad'a döndü, elf lisanında, “Gnom seninle konuşmak istiyormuş. Dostmuş, sadece konuşmak istiyor!” dedi gülümseyerek, bol bol konuşmalıydı. Sonra Goblin'e bakarak:
“Seni Lanet şey, sen o kadar acizsin ki yalnızca çaresizlere saldırabiliyorsun, seni salak, seni aptal!”

İçeri girmeliydi ve çıkamamalıydı. Huor'un amacını herkes anlamıştı, goblin hariç gibi görünüyordu.

Goblin'in adı Kecer'di. Bu hapishaneye çalışmaya başlamadan önce bir sürü köyü yağmalamıştı. Ama salak büyücünün hangi kızdan bahsettiğini anlamamıştı. Umurunda da değildi. Ã?ünkü başka elf onun canını sıkmaya başlamıştı. Kecer elfe doğru yürüdü: "Eğer biraz daha konuşursan seni tekli hücrelere yollarım." dedi sert bir sesle.

Telaşlı orman elfinin çabalarını anlayan gnom da zaten goblinleri sevmiyordu. Goblin dili de bilirdi. Bir an çekindikten sonra ortak lisanda elfe destek olur biçimde konuştu "Pöh, bir goblin... Tek işe yaramaz goblin o değil elf, sonuçta bütün goblinler hiçbir şey yapamıyorlar! Eminim şu hücreyi bile açamaz!" dedi alaylı bir ses tonuyla.

Algenia, goblinin söylediği aptalca söze biraz sinirlenmişti. Orada kaldığı yıl boyuca içindeki biriken öfkeyle beraber içeridekilere uzattığı pis kolunu yakalayıp ters çevirdi ve goblinin parmaklıklara arkasını dönmesini sağladı. Tek eliyle boğazından tutup onu boğuyor diğer eliyle de kapıyı açabilecek bir şeyler arıyordu. Anahtarı bulmuş ve goblinin nefes almasını iyice zorluyordu. Bir kaç saniye daha bekledi ve goblin hareketsizce yere düştü. Etrafı kolaçan etti " Anahtarı al elf dostum." dedi ve goblini yeterince uzağa attı. Bir efsun söyleyerek goblinin morarmış suratını düzeltti. Gelen gardiyanlar artık ya sızmış ya da içmekten telef olmuş sanacaklardı. Etraftakiler şaşkındı ve daha demin söylemiş oldukları sözlerin devamı ağızlarına tıkılmış gibiydi.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests