Alacakaranlık (Bir ağıdın öyküsü)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Possessed
Site Çizeri
Posts: 958
Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
Contact:

Alacakaranlık (Bir ağıdın öyküsü)

Post by Possessed »

Giriş:

Eski dosyaları karıştırırken bulduğum bir öyküm şimdiki okuyacağınız. Eskiden kendi yarattığım bir fantastik evrenim vardı, o evrende geçen bazı şeyleri böyle yazmıştım. Bu öykü de o evrendeki en büyük savaştan bir kesit. Neden yazdığım biraz karışık, bir ağıdın öyküsü olarak yazmıştım hatırladığım kadarıyla. Eskiden yazdığım için hiç hatırlamıyordum, başkasının öyküsüymüş gibi okudum. İçindeki bazı detaylar çok hoşuma gitti ve buraya koymaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz. Beğenmezseniz de canınız sağ olsun, eski bir öykü zaten :D Ã?ykünün devamı yok, buraya yorum yazabilirsiniz. Düşüncelerinizi paylaşırsanız bana iyilik etmiş olursunuz. Gerçi pek öykü yazmayla ilgilenmiyorum; ama ara sıra bunun gibi şeyler yazıyorum.

Bilgilendirme:

Ã?yküyü okumadan önce birkaç şeyi bilmeniz gerekiyor. Aşağıya kısa notlar olarak yazıyorum:

-Zederu: Üç metre boyunda, kuzeyde yaşayan uzun insanlar.

-Sekrefir: Zaman tanrısı.

-Elanis: Aşk ve savaş tanrıçası.

-Felitor: Güneş tanrısı.

Ã?ykünün arka planı kendi evrenimde yaşanmış olan en büyük savaş. Tanrılarının kışkırtmalarıyla sudan nedenlerden dolayı kuzeydeki insan şehirleriyle zederu krallığı birbirine giriyor. Ancak bir krallık altında birleşmiş olan zederular düzensiz insan şehirlerini kolayca deviriyorlar. Tehlike altındaki şehirler de insan ili olan batıdan yardım istiyor. Bütün batıdaki şehirler kuzeye asker göndermeye başlıyorlar. Biliyorlar ki zederular kuzeyi bitirince batıya ilerleyecek. Ã?ykümüz de bu kuzeye giden askerlerden ve yakınlarından birkaç tanesine değiniyor.

Not: İmzamdaki Lord Amean da işte bu zederu birliğini sağlayan kral. Tüm gençliğini kuzeyi birleştirmeye adamış, şimdi de gözünü güneye çevirmiş. Ama insanlar zederu birliği istemiyorlar ve basit sorunlardan savaş çıkıyor.

Merak ettiğiniz ya da öyküde geçip de benim belirtmeyi unuttuğum bir şey varsa sorabilirsiniz. İyi okumalar...

-Alacakaranlık-

Sarıldı siperli miğfere sıkıca, annenin savaştan dönen oğluna sarılması gibi. Kızın sıcacık gözyaşları döküldü miğferin soğuk yüzeyine. Etraftakiler bakakaldılar bu kızcağıza; gerçi böyle manzarayı her gün görüyorlardı, kendileri de yaşıyorlardı. Kuzeyde savaş vardı, eli silah tutan kadın erkek savaşa gitmişti, her gün de onların ölüleri, yaralıları geliyordu. Yaralılar sıcak haberler getiriyorlardı taze can alan savaştan. Genç yaşlı herkes yaralıların başına üşüşür, onların hikâyelerini dinlerlerdi.
‘‘Dev bir kargı indi taa gökyüzünden ayağımın üstüne. Acısını tam hissedemeden güneşle arama girdi bir zederu. Gölgesi üç insan kapatacak kadar büyüktü. Parcalanan ayağım yüzünden hareket edemedim. Tam kılıcını kaldırdığında bir ok girdi çenesinin sol yanağına yakın kısmına. Acı bir çığlıkla geriledi.’’

Herkes pür dikkat ayağı yaralı askerin ağzından çıkanları dinliyordu. Ama o tepesi yarılmış miğfere sarılan kızın göz pınarları hâlâ akıyordu. Hiç durmayacaktı sanki, biri musluğu açık unutmuş gitmişti. Kırık bir miğfer için bu kadar ağlanır mıydı? Tabii ki miğfere ağlamıyordu, miğferin sahibiydi gözyaşlarının uğruna aktığı. Miğfere en son değdiği zamanı hatırlıyordu kız sürekli. Daha miğfer sapasağlamdı, kılıç değmemiş, ok girmemiş. Güzel işlemeli bir bezle silinmiş miğfer, kızın kucağında, dağların ardından çıkan güneşin ışınlarıyla pırıl pırıl parlıyordu. Genç bir adam uzattı ellerini bu genç kıza. Miğferi kemerinden kavrayarak kendine çekti.
‘‘Çok güzel görünüyor Melhanil, kafama geçirdiğimde düşmanın gözleri kamaşacak.’’ Dedi genç adam tatlı bir gülümsemeyle, halbuki içi parçalanıyordu. Kuzeyde sınır kasabalarında savaş çıkmış, valiler batıdan destek istemişti. Zorunlu olarak eli silah tutabilen savaşa gönderiliyordu. Maalesef güzel bir kıza tutulan bu genç adam da gitmek zorundaydı. şu anda da kalbini çalan o genç kıza bakıyordu.
‘‘Gitme,’’ dedi Melhanil. ‘‘gitmeyen çok duydum ben.’’
‘‘Gitmeyeyim de ayıplanayım, dışlanayım. Beni hor görsünler, ezsinler.’’ Elleriyle kızın parıldayan uzun kara saçlarını okşadı. ‘‘Tanrıça Elanis adına söz veriyorum sana. Arka sıralarda gezeceğim, öne atılmayacağım, kargı sallarım hep. Sapasağlam döneceğim yanına.’’ Halbuki nerden bilecekti enseleri güneşe değen zederuların ön hatları delerek ortalara kadar orduyu deşebileceklerini.
‘‘Rodnik, ben...’’ Melhanil’in yumuşacık yanaklarından ince ince damlacıklar süzüldü. ‘‘Ben seni sonuna dek bekleyeceğim, ölüm tanrıçası başındaysa benim de başımda olacak. Zederunun sağlam temrenli kargısı göğsünde sallanırsa babamın işlemeli hançeri de benim göğsümde yerini bulacak.’’ Oğlanın kaşları çatıldı.
‘‘Sakın!’’ dedi sertçe, kız şaşırmıştı. ‘‘Kendine bir zarar verirsen, ölüler kapısında beklemem seni.’’ Yüzü tekrar tatlılaştı. ‘‘Son bir kez sarılmak istiyorum sana...’’

Birbirlerine kenetlendiler o zaman. Sanki zamanı tanrı Sekrefir durdurmuş, sadece onlar yaşıyordu. Hiç ayrılmamacasına dolandı kolları birbirlerinin vücutlarına. Erkeğin kolları suları detaylı yumuşak elbiseye, kızın kolları savaş görmemiş metal zırha tutundu.
‘‘Ayrılın aşk kuşları, ziyaret saati bitti.’’ dedi alaycı bir sesle bir adam bu genç çifte. Bu adamın ismi Terrad’dı. O da üç yıl önce evlenmiş, bir yaşında da oğlu vardı. En yakın arkadaşı Rodnik’le beraber gidiyorlardı kanların döküldüğü savaşa. Soğuk bir sonbahar sabahı bu kasabaya dönerken omzundan yaralı olarak ve yarılmış, üzerinde kanlar kurumuş bir miğfer getireceğini hiç tahmin etmiyordu herhalde. Ana ağlatan savaş için yola çıktıktan yirmi bir şafak sonra son kez çıkmıştı zederu karşısına. Aslında Terrad, Rodnik’le beraber arka saflarda duruyorlardı. Ancak Felitor’un altın küresi dağların ardında ışınlarını saçmaya başladığında zederular taarruza geçti. Bu taarruz, iki dağ arasındaki platoda koşullanmış yaklaşık bin üç yüz insan askerin kökünü kazımak için planlanmış bir ataktı. İnsan ordusu hemen toparlandı, herkes olması gereken yere geçti. Ancak zederular dev kalkanlarla savurdular ön hattı. Orta hat ellerindeki kargıları atamadan zederu şiddetiyle tanıştı. Ã?rkütücü savaş naraları atan zederular, çiftçinin orakla başak biçmesi gibi katlediyorlardı insanları. O kargaşada uçan vücut parçalarından ve zederu silahlarından korunmak isteyen Terrad yanlışlıkla ölü bir cesede bastı. Ayağı kayarak yuvarlanan Terrad bir zederunun önünde taşa çarparak durabildi. Öldürme isteğiyle yanıp tutuştuğu parıldayan gözlerinden anlaşılan zederu kurmalı yayını doğrulttu talihsiz kurbanına. Terrad toparlanarak kaçmaya çalıştı; fakat yaydan kurtulan ucu tırtıklı ok geldi, Terrad’ın omuzluğunu deldi, omzunu yırttı ve önden çıktı metal tırtıklı uç. Korkunç bir yanma hissi uyandı Terrad’da, bir anda acı bir çığlık atarak yere yuvarlandı. Kanla sulanmış toprağa girmiş yüzünü güç bela kaldırdığında arkadaşı Rodnik’in kızıla çalan botlarını gördü. Onu kurtarmak için saklandığı yerden fırlamış gelmişti. Kargısını kaldırdı, zederunun üstüne savurdu. Kargı zederunun kolunu sıyırarak uçtu toprağa girdi. Terrad ona gitmesini, kendi canını kurtarmasını söylemeye çalıştı. Ancak ağzına dolan kanlı toprak yüzünden sesini duyuramadı aslan yürekli arkadaşına. Kılıcını çeken cesur Rodnik zederunun üstüne atıldı. Kurmalı yayını kemerine asan zederu baltasını göğe doğru kaldırdı. Kolları uzun zederunun baltası zavallı Rodnik’in kafasına indi. Miğferi kıran balta, Rodnik’in ağzından ve burnundan kanlar boşalttırdı. Patates çuvalı gibi yere devrilen Rodnik’in yanına sürünerek geldi yaralı Terrad. Zederunun öldürme gücünden korkusu kalmayan Terrad arkadaşına son bir kez sarıldı. Baltası tekrar havaya kalkan zederunun boynuna giren bir kargı onun gücünü kırdı. Kargının temreni boynunu delip çıkmıştı öte taraftan. Ağzından kan kusarak öldü zederu, yere yuvarlandı gürültüyle. Zederunun kustuğu kanlarla sulanan Terrad ile Rodnik savaş alanından artık soyutlanmışlardı. Rodnik kan tükürerek bir şeyler geveledi, arkadaşı susturdu onu. Miğferin büyük bir titizlikle çıkararak başını dikkatlice kanla yumuşamış toprağa koydu. Kargısını zederunun boynuna saplayan asker koşarak geldi bu ikisinin yanına.
‘‘Hadi! Ne duruyorsun?! Zederular yendi, kaçıyoruz, ovalara iniyor herkes.’’ Sonra asker Terrad’ın kucağında yatan Rodnik’i gördü. ‘‘İçini rahatlatır mı bilmem; ama ağabeyimin kafasına giren kargı dağıttı beynini, gözleri ayaklarımın dibine düştü, toza toprağa karıştı. Ama ölüyle ölünmez. Üç gün kaçtım savaştan, dördüncü gün attılar beni can yutan savaşın içine. Hayat devam ediyor...’’

Terrad sargılar içinde evine gönderildi, üç şafak sonunda vardı hüzünlü kasabasına. Kollarıyla sıkıca kavradığı kırık miğferi bırakmamıştı üç şafaktır. Arkadaşı onun için çıkagelmişti yanına, onun yüzünden ölmüştü. Sevdiğine kavuşamadan göçmüştü, ölülerin arasına katılmıştı. Sürekli cesetlerin arasında onu terk edişini hatırlıyordu. Yanağından çenesine bir yaş süzülüyordu, öksürüyordu. Ağzında kanlı toprak varmış gibi öksürüyordu; ama ağzı boştu. Yıllar sonra oğlu büyüdüğünde babasına niye sürekli öksürdüğünü sorunca babası bir arkadaşının anısına olduğunu söyleyecekti.

At arabasından indi Terrad, ilk karısı atıldı boynuna. Gözyaşlarını akıttı kocasının kanlı zırhına. Sonra küçük oğluna sarıldı. Miğfer hâlâ kucağındaydı. Karısı elindeki kırık miğferi görünce anladı olanları ve biraz geride boynunu bükmüş Melhanil’e döndü sulu gözlerle. Melhanil koşarak atladı miğfere. Sarıldı, kırarcasına sarıldı. Geceler boyu ağladı, gündüzleri ağladı, işi gücü bıraktı. Yıllar böyle geçti. Artık kendini toparlamıştı; ama boş zamanlarında hep ağlardı. Babasının işlemeli hançerine gitti kaç kere eli; ancak yapamadı. Bir gün çeşmenin başında sakince yaşlarını akıtırken omzuna bir el dokundu. Heyecanla döndü arkasına Melhanil, garip bir sevinç dolmuştu içine. Belki de... Evet, belki de geri dönmüştü Rodnik! Arkasını döndüğünde genç ve yakışıklı bir adamla karşılaştı. Hiç tanımıyordu adamı; ama garip bir güven duyuyordu. Yabancı eğildi kızın üzerine.
‘‘Pardon bayan, ağladığınızı gördüm. Bir sorun mu var? Yardımcı olmak isterim.’’
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests