1. Bölüm "Bilinmeyen"
Gözlerini aniden açtığında bir süre bir şey göremedi. Bir an için kendini kör olduğunu sanacak kadar karanlıktı etraf. Sol eliyle başını sıvazladığında alnındaki kesiği fark etti, kanlar yüzünden aşağıya boşalıyordu.
Baş ağrısı yavaşça artıyordu, buna alnındaki yaradan kaynaklanan acı da eklenince etrafta balta bulsa başını koparmayı deneyecek durumda olduğu söylenebilirdi. Kalkmaya çalışsa da ayağının üstüne devrilen koca dolap buna engel oluyordu. Yavaşça gözleri karanlığa alışmaya başlasa da yine de baş dönmesi yüzünden gördüğü nesnelerin sayısı konusunda tereddüte düşüyordu.
Etrafı yoklamaya başladı sol eliyle alnını tutmaya devam ederken. Sağ elini yatak olduğunu tahmin ettiği yasladığın ahşap eşyanın altına soktu. Belki dolabı kımıldatacak bir eşya bulabilirdi.
Sağ elini yatağın altından çektiğinde bulduğu nesnenin bir tenis raketi olduğunu anladı. Raketi sinirle elinde evirip çevirdi bir süre, ardından dolabı bütün gücüyle itmeye çalıştı. Ama o dolabı itmeye çalıştıkça ayağına daha fazla baskı uyguluyordu. Ayağındaki uyuşukluk artmaya başlıyordu. Alındaki kesikten akan kanlar da gözünün içine doluyor ve görmesini engelliyordu.
Daha fazla çabalamadı ve yavaşça başını yatağın kenarına yasladı. Yatağın üstündeki çarşaf ve yorgan yatağın diğer tarafına devrilmişti. Görebildiği kadarıyla odayı inceledi. Karşı duvarda Metal Acil isimli bir müzik grubunun posteri vardı iki tane. Posterlerin biraz uzağında bir fotoğraf asılıydı. Resimde üniversiteden mezun olmuş bir genç alnından aşağıya sarkan kepiyle sırıtmaktaydı. Yanındaki genç bayana sıkıca sarılmıştı. Genç bayanın uzun, düz, buğday sarısı saçları ve yemyeşil gözleri vardı. Sarı ve yeşilin uyumu öylesine hoştu ki bir süre alnındaki yarayı ve baş ağrısını unutmasını sağlamıştı adamın. Kendini bir tarafta orman, bir tarafta buğday tarlası olan huzur dolu, sessiz bir yerde hayal etti bir süreliğine.
Kim, nerede, ne oluyor soruları kafasında birikmeye başladıkça adam hafızasını da zorladıkça zorladı, ama hiç bir şey hatırlayamıyordu. Fotoğrafta gördüğü üniversiteli genç olduğunu tahmin ediyordu sadece, o da sadece bir olasılıktan ibaretti.
Tekrardan tüm gücüyle dolabı ayağının üzerinden kaldırmaya çalıştı ve kol kaslarının artık limitlerini zorladığını, biraz sonra kaslarındaki liflerin tek tek kopacağını düşündüğü bir anda dolabı kaldırabileceği kadar kaldırdı ve ayağının üstünden çekebildi. İki ayağı da uyuştuğu için bir süre ayağa kalkmakta zorluk çekti. Tenis raketini yine eline aldı nedense kendini elinde o varken daha güvenli hissediyordu.
Odanın kapısını açtığında onu ucu görünmeyen, karanlık bir koridor karşıladı. Tenis raketini ileri uzatarak ilerlemeye başladı. Koridorun sonu yok gibiydi. İlerlemesini sürdürdü ta ki elindeki raket karşısındaki kapıya çarpana kadar. Kapının evin giriş kapısı olduğu belliydi. Kapıyı açmak için bir süre uğraştı. Kapıyı açınca tekrardan karanlığın kollarına atılacağının bilincindeydi, bu yüzden hafif aydınlık bir ortamla karşılınca biraz şaşırdı.
Bir apartman dairesinde olmalıydı. İkinci kattaydı, mermer merdivenleri görebiliyordu. Dış kapı açık olmalıydı, çünkü evinden daha aydınlık bir ortamdaydı. Merdivenden sakince inerken duvarlardaki çatlakları fark etti. Fazla üstünde durmadan inmesini sürdürdü. Aşağıya indikçe kulağına insan sesleri, çığlıklar ve feryatlar gelmeye başladı. Burnuna duman kokusu da geliyordu. Ã?atlak duvara asılmış yere düşecekmiş duran yangın söndürücüye çarpmamaya çalışarak merdivenlerden inmeye devam etti.
Zemin kata indiğinde dışarıda toplanmış bir sürü insanın sesini duydu. Gece vakti insanlar neden sokağa indi ki diye düşünürken yürümeye devam etti. Apartmandan çıktığında karşısında hiç ummadığı bir görüntü vardı.
Binaların duvarları dökülüyordu, bazı yerler alev alev yanıyordu. Helikopterler tepesinden geçiyordu. İleride ambulansın birinin, kırmızı renkli bir taksiyle çarpıştığını gördü. İnsanlar feryat içinde sevdiklerini arıyorlardı. Tenis raketini yere atıp iki eliyle kulaklarını tutup yere çöktü. Yavaşça hatırlamaya başlamıştı.
"Deprem!" diyebildi.
Bir adamın ona seslenmesiyle kendine geldi. Bıyıklı, ellili yaşlarında, kilolu bir adamdı. Endişe dolu sesiyle elinden geldiğince yüksek tonda konuşmaya çaba göstererek: "Hey, gelsene! Burada yardıma ihtiyacımız var, şimdi kendine gelmelisin. Yaralı insanları ambulanslara veya bulabildiğimiz diğer sağlam araçlara taşıyoruz. Hadi, çabuk ol!"
Aniden ayağa kalkınca bir an için başı dönse de yaşlı adama yardım etmek için hızla peşinden koşturdu. Yaşlı adam: "şurada bacağı sargılı bir adam var, onu taşımama yardım edebilecek misin?" diye sordu.
"Tabiki de."
"Bu arada adın ne? Bu koşuşturmada birbirimizin ismini bilirsek daha faydalı olabiliriz sanıyorum."
Baş ağrısı daha da rahatsız edici olmaya başlamıştı. Yaşlı adamın sorusuna yanıt vermeyi çok istiyordu, ama ne diyeceğini bilmiyordu. Sonra: "Sinan! Benim adım Sinan." dedi birdenbire.
"Tanıştığımıza memnun oldum demek isterdim, ama keşke seninle tanıştığımıza memnun olacağımız bir şekilde tanışsaydık. Neyse ben de Kerem."
Sinan, Kerem'e bacağı sargılı adamı taşımasına yardım ederken genç bir bayanın bağırmasını duydu: "İmdat, kolumu kımıldatamıyorum. Lütfen biri bana yardım etsin..."
"Sen idare edebilecek misin?" diye sordu Sinan. Kerem: "Ben iyiyim, çabuk sen koş..." dedi.
Sinan, üzerine duvar yıkılan genç bayanın yanına gitti: "Kötü bir gün değil mi?"
"Evet, insan ne zaman gece vakti yolda yürürken yanındaki duvarın üzerine yıkılacağını kestiremiyor."
Duvarı tek başına kaldıramayacağını anlayınca Sinan etrafından yardım çağırdı. Üç kişi Sinan'a yardım etmek için geldi. Birlikte bayanın üzerinden duvarı kaldırdılar. Genç bayanın sol kolu kırılmıştı. Sinan, yardıma gelen genç çocuğa: "Ambulans ilerde. Bayanı oraya götürebilir misin?" diye sordu. On altı yaşındaki çocuk olayın etkisini üzerinden atamasa da yardım sever biri olmanın getirdiği sorumluluk duygusuyla: "Elbette." dedi.
"Adın ne? Belki tekrar karşılaşırsak isminle hitap etmek isterim."
"Gürhan." dedi genç çocuk. Bayan da söze karışarak: "Benim de adım Ahu, bilmem belki merak edersin diye söyleyeyim dedim." dedi.
Sinan genç çocukla bayanı sağ salim bıraktıktan sonra Kerem'in yanına geri döndü. Yangın söndürmeye çalışıyordu bir grup insanla beraber Kerem. Elindeki kovayla yakınındaki inşaat alanından kum taşıyordu.
"Geldiğin iyi oldu, bu yangını söndüremezsen etrafa yayılacak ve diğer binalara da sıçrayacaktır."
"Ben hemen geliyorum." diye yangın yerinden uzaklaştı birden Sinan. Kerem şaşkınlıkla Sinan'ın arkasından bakakalsa da sonra kovayla inşaat alanına koşmaya başladı.
Sinan, apartmana geri döndüğünde zemin kat ile bir üst kat arasındaki merdivenlerin olduğu duvara asılmış yangın söndürücüye doğru ilerledi. Yangın söndürücüyü kaptıktan sonra yangın yerine hızla koşturdu. Kullanmak için tam olarak ne yapması gerektiğini bilmiyordu, ama yangın söndürücünün üstündeki oynayan metal kola bastırması gerektiğini tahmin etmişti.
Yangın söndürücünün içinin boş olduğunu acı bir şekilde fark ettiğinde yangın da büyümeye başlamıştı. Etrafını sarmakta acele eden alevlerin arasında kalmamak için yangın söndürücüyü yere sinirle bırakarak kenara çekilmeye çalıştı ama aniden ayağı yoldaki çatlaklardan birine takıldı ve yere düştü.
Alevler onu yutmak için çabalıyor gibiydiler. Sinan elleriyle yüzünü korumaya çalıştı nafile. Dumanın etkisiyle nefes alamamaya başladı. Sesini duyurmak için bile bağıracak gücü kalmamıştı. Zaten başı yarası yüzünden dönüyordu da. Gözlerini kapadı ve yangının onu sarmasını bekledi tüm umutlarının tükendiğini düşündüğü anda.
Birden bir gökgürültüsü ve ardından başlayan yağmurla gözlerini aniden açtı Sinan. Yağmur yangını söndüremese de Sinan'ın etrafını sarmasını geciktiriyordu. Yağmur damlaları alnına düştükçe yarasının temizlendiğini hissetti ve bu duyguyla içi huzur doldu. Ölmek için daha güzel bir an olamazdı diye düşünürken hafızasının geri gelmeye başladığını fark etti.
***
"Bu evi tuttuğuma inanamıyorum." diye söylendi Sinan bavullarını dolabın içine tıkıştırırken. Daha sonra zamanla açardı hepsini ne de olsa diye düşünüyordu ya da belki de yarına bu evden çıkabilme umudunun da etkisi olabilirdi.
Ã?ncelikle odasının duvarlarına asılması gereken bir kaç özel eşyası vardı. Hayranı olduğu Metal Acil grubunun posterlerini duvarına özenle asarken: "Umarım sekizinci albümleri de diğer yedisi gibi bir klasik olur." diye düşündü. Sonra mezuniyet fotoğrafını da posterlerin biraz uzağına astı.
"Seni çok özlüyorum, kız kardeşim." dedi fotoğrafta sarıldığı sarışın kıza bakarken.
Odadan çıkmak için arkasını döndüğünde ev sallanmaya başlamıştı. Deprem oluyor diye aceleyle hareket ederken içinde yığdığı ağır bavullar olan dolap üzerine devrildi ve dolabın üstüne koyduğu Metal Acil grubunun son albümünün da dahil olduğu müzik cdlerini özenle yerleştirdiği kutu kafasına çarptı.
***
"şimdi ne yapacağız?" diye sordu Gürhan. Ahu ile beraber ambulansı içindeydi. Ahu'nun kırık olan sol kolunu sarmışlardı. Diğer eliyle Gürhan'ın başına sevgiyle dokunduktan sonra: "Merak etme, her şey düzelecek." dedi.
Biraz sonra ambulans çatlaklarla dolu yolda daha fazla ilerleyemedi ve devrilmeye başladı. Ambulans devrildikten sonra yaralıları taşıyan arkasından gelen bir taksi, ambulansa çarptı.
Ambulansın arka kapısını açabilmeyi başaran Ahu, bayılmış olan Gürhan ile kendisini ambulanstan çıkardı. Gürhan'ın sol göğsüne metal bir plaka girmişti. Taksi ve ambulansa bakan Ahu kendilerinden başka kurtulan olmadığını fark ettiğinde ölmek üzere olan Gürhan için ne yapması gerektiğini bilememişti.
Gürhan'ın burnuna parmağını yaklaştıran Ahu, gencin hala yaşadığını anladı. Aniden ayağa kalkan Ahu genci orada bırakarak koşturmaya başladı.
1. Bölümün Sonu
Karanlığın Ortasında
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
