Ölüm Zamanı: Karanlığın Tohumları! (Ortak
Posted: Wed Jul 29, 2009 8:44 pm
Taş merdivenlerden döne döne aşağı katlara yol almaktaydılar. İçinde bulundukları yapı için en uygun tanım köhne olabilirdi ancak, eski bir bina olmasının yanı sıra rutubet de her köşeye sinivermişti. Duvarların çıkıntıları hamam böceklerinin yuvalarına giden yolların girişi haline gelmişti. Duvarlara asılmış mumlar pek aydınlatmaya yetmediğinden binanın büyük bir kısmı karanlığın içinde boğuluyordu. Aynı kükreyerek ilerleyen suların önüne çıkan her şeyi yutmasını andırıyordu.
Elinde erimeye başlayan mumla yeni üyelere yol gösteriyordu Hüsnü Bey. Kapkara cübbesi yüzünden kahverengi gözleri seçilemese de iri burnu kendini belli ediyordu. Boşta kalan eliyle hafif sakalını taşırken arkasından onu takip eden kişilere acıyan bakışlar atmaktaydı.
Tarikatın içinde on yıldır yer alıyordu ve çoğu kişinin aksine tarikatın asıl amacının ne olduğunu öğrenerek bu oluşumun bir parçası olmuştu. Genelde tarikat sır dolu geçmişini üyelere hemen açık etmezdi, geçmişte meydana gelen bahsedilmesi yasak olan olaylardan dolayı biraz güven sorunu söz konusuydu.
Konuşmaları yasaklandığı için sessizce Hüsnü Bey’in peşinden gidiyorlardı tarikatın yeni üyeleri. Tarikat üye alımı konusunda son derece hassastı. Belirlediği hedefinin peşinden giderken tarikat her yıl düzenli olarak nüfusunu artırmaktaydı. Ã?ye seçimi yapılan yoğun araştırmaların ve uzun süren testlerin sonucuna göre belirlenmekteydi. Her bir üye belirli bir amaç için özel olarak seçilirdi ve bu amacın ne olduğunu sadece tarikatın seçkin birkaç üyesi bilirdi.
Hüsnü Bey en alt kata indiklerinde: “Hepiniz belirli bir amaca ulaşacağınız düşünülerek özel olarak seçildiniz. Tarikat size güvendi ve bunun karşılığında size mühim bir hediye vermeyi uygun buldu. Ama bunun oldukça tehlike içeren bir duruma sizi sokabileceğini önceden belirtmem gerekecektir. Bizzat benden size içinde bulunduğunuz oluşum ile ilgili bilgiler vermem istendi. Ã?ncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum.” diye sözlerine başladı.
“Tarikat otuz yıl önce Henry Soul tarafından kurulmuştur. Kendisi Hsoul diye bilinen tarikatın hedefini ve vizyonunu belirleyen aşamaları meydana getirmiştir. Tarikat da bu aşamaların her birini sırasıyla yerine getirmeye çalışmaktadır. Bilindiği üzere Henry Soul’un üvey torununun ismi de Henry ismini taşımaktadır. Hsoul bankalarının sahibi, yirmi yaşlarında, burnu havada, ukala bir genç olsa da o da tarikatımızın seçkin üyelerinden biridir ve çoğu kişiden daha çok söz hakkı vardır belirli konularda.”
“Hepinize birazdan bir form dağıtacağım. Bu formda özellikle sağlık durumunuz ile ilgili bir takım bilgileri doldurmanızı istiyoruz. Ã?ünkü yarın olduğunda tarikat size bir ilaç verecektir, ilacın içeriğini bilmemenizin daha doğru olduğunu düşünüyoruz şimdilik. Bu ilaç sizde bir takım farklılıklar meydana getirecektir ve artık sizler sıradan insanlar olmayacaksınız. Karanlığın ordusunun bir parçası olacaksınız.”
Hüsnü Bey, mumu masanın üstüne bıraktıktan sonra formları eline aldı ve bunları sırasıyla yeni üyelere dağıtmaya başladı.
Gökhan, heyecanını bir türlü bastıramıyordu. Hüsün Bey’in uzattığı formu az daha yere düşürecekti. Kalbi sanki mayın döşenmiş topraklar gibi her an patlamaya hazır bir haldeydi, sadece elini üstünden çekmesi yeterliydi. Bu yüzden sol eliyle sol göğsüne bastırmakta ısrar etmekteydi. Sağ eliyle de forma göz attı mum ışığından ne kadar görebildiyse.
Formda, adamın da belirttiği gibi sağlık durumları daha çok yer kaplıyordu istenilen bilgiler arasında. Yılda ortalama kaç defa hastaneye gittiklerini bile öğrenmek istediklerine göre yarın sabah onlara verilecek ilacın bayağı bir tehlike içerdiğini düşündü bir an için, ama yine de kararlıydı. Korkusu ilaçtan kaynaklanmıyordu zaten, Gökhan’ın kalbinin mayın tarlasına dönüşmesinin nedeni bilinmeyenlerin çok fazla yer işgal etmesiydi.
Hayatını kontrol edenin kendisi olmasından yanaydı ve bu da etrafında gelişen olayların neden ve sonuçlarını ne kadar bilirse o kadar rahat olması anlamına geliyordu. Değişimin getireceklerine hazırlık olamamak onun en büyük korkusuydu.
Gözünün içine kadar giren saçını alnına doğru iterken forma boş boş bakmaya devam etti. Köhne sözcüğüne cuk oturan bu yapının en alt katına onunla beraber inen diğer kişilere pek fazla dikkat etmediğini fark etti. Oysaki bundan sonraki hayatında daha çok karşılaşacağını düşündüğü bu yeni yüzlere gözlerinin şimdiden alışması gerektiğini düşünüyordu.
Hüsnü Bey gülümseyerek: “Rahatına bakın, formu doldurduktan sonra birbirinizle tanışmanız için yarım saat zaman veriyoruz. Ben şimdi gidiyorum. Burada konuşabilirsiniz artık.” dedi ve odadan ayrıldı.
Gökhan sessizce formu doldurduktan sonra etrafındakilere göz gezdirdi, ona ancak söz hakkı tanındığında konuşacaktı. Birisi ona soru sormadıkça konuşmayacak demek oluyordu bu.
Bulundukları oda fazla geniş olarak bahsedilemezdi, ama odada bulunanların birilerini rahatsız etmeden odanın etrafında birkaç tur atmasını sağlayacak kadar da geniş sayılırdı. İki tane deri koltuk vardı, tabi yırtılmamış yerleri kalmadığından iki koltuk da pek rahat değildi. Ahşap bir masa ve üç de sandalye vardı bir de. Hüsnü Bey’in masanın üstüne bıraktığı mum son ışıltılarını saçıyordu, az sonra tamamen eriyip odayı daha da karanlığa boğacaktı. Duvarlara asılmış mumların da aydınlatma konusunda diğer aydınlatma araçlarından ders almaları gerekiyordu.
Binaya girmeden önce tüm eşyalarını teslim etmişlerdi, cep fenerinden cüzdanlarına kadar ne varsa almışlardı. Sadece üstlerinde kıyafetleri duruyordu, ama onların yerine de yakında tarikatın üniforması olarak kullanılan siyah cübbe gelecekti.
Gökhan, sarı renkte üstünde “Doğanın bir parçası ol” yazılı bir pankart taşıyan sincap resmi olan bir tişört giyiyordu. Altında da kot pantolon vardı.
Formu doldurmuş diğerlerinin de formlarını doldurmasını beklerken Gökhan odanın her tarafını fotografik hafızasının belli köşesine kaydetmişti. şimdi de artık diğer kişilerle tanışma vakti gelmişti.
Elinde erimeye başlayan mumla yeni üyelere yol gösteriyordu Hüsnü Bey. Kapkara cübbesi yüzünden kahverengi gözleri seçilemese de iri burnu kendini belli ediyordu. Boşta kalan eliyle hafif sakalını taşırken arkasından onu takip eden kişilere acıyan bakışlar atmaktaydı.
Tarikatın içinde on yıldır yer alıyordu ve çoğu kişinin aksine tarikatın asıl amacının ne olduğunu öğrenerek bu oluşumun bir parçası olmuştu. Genelde tarikat sır dolu geçmişini üyelere hemen açık etmezdi, geçmişte meydana gelen bahsedilmesi yasak olan olaylardan dolayı biraz güven sorunu söz konusuydu.
Konuşmaları yasaklandığı için sessizce Hüsnü Bey’in peşinden gidiyorlardı tarikatın yeni üyeleri. Tarikat üye alımı konusunda son derece hassastı. Belirlediği hedefinin peşinden giderken tarikat her yıl düzenli olarak nüfusunu artırmaktaydı. Ã?ye seçimi yapılan yoğun araştırmaların ve uzun süren testlerin sonucuna göre belirlenmekteydi. Her bir üye belirli bir amaç için özel olarak seçilirdi ve bu amacın ne olduğunu sadece tarikatın seçkin birkaç üyesi bilirdi.
Hüsnü Bey en alt kata indiklerinde: “Hepiniz belirli bir amaca ulaşacağınız düşünülerek özel olarak seçildiniz. Tarikat size güvendi ve bunun karşılığında size mühim bir hediye vermeyi uygun buldu. Ama bunun oldukça tehlike içeren bir duruma sizi sokabileceğini önceden belirtmem gerekecektir. Bizzat benden size içinde bulunduğunuz oluşum ile ilgili bilgiler vermem istendi. Ã?ncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum.” diye sözlerine başladı.
“Tarikat otuz yıl önce Henry Soul tarafından kurulmuştur. Kendisi Hsoul diye bilinen tarikatın hedefini ve vizyonunu belirleyen aşamaları meydana getirmiştir. Tarikat da bu aşamaların her birini sırasıyla yerine getirmeye çalışmaktadır. Bilindiği üzere Henry Soul’un üvey torununun ismi de Henry ismini taşımaktadır. Hsoul bankalarının sahibi, yirmi yaşlarında, burnu havada, ukala bir genç olsa da o da tarikatımızın seçkin üyelerinden biridir ve çoğu kişiden daha çok söz hakkı vardır belirli konularda.”
“Hepinize birazdan bir form dağıtacağım. Bu formda özellikle sağlık durumunuz ile ilgili bir takım bilgileri doldurmanızı istiyoruz. Ã?ünkü yarın olduğunda tarikat size bir ilaç verecektir, ilacın içeriğini bilmemenizin daha doğru olduğunu düşünüyoruz şimdilik. Bu ilaç sizde bir takım farklılıklar meydana getirecektir ve artık sizler sıradan insanlar olmayacaksınız. Karanlığın ordusunun bir parçası olacaksınız.”
Hüsnü Bey, mumu masanın üstüne bıraktıktan sonra formları eline aldı ve bunları sırasıyla yeni üyelere dağıtmaya başladı.
Gökhan, heyecanını bir türlü bastıramıyordu. Hüsün Bey’in uzattığı formu az daha yere düşürecekti. Kalbi sanki mayın döşenmiş topraklar gibi her an patlamaya hazır bir haldeydi, sadece elini üstünden çekmesi yeterliydi. Bu yüzden sol eliyle sol göğsüne bastırmakta ısrar etmekteydi. Sağ eliyle de forma göz attı mum ışığından ne kadar görebildiyse.
Formda, adamın da belirttiği gibi sağlık durumları daha çok yer kaplıyordu istenilen bilgiler arasında. Yılda ortalama kaç defa hastaneye gittiklerini bile öğrenmek istediklerine göre yarın sabah onlara verilecek ilacın bayağı bir tehlike içerdiğini düşündü bir an için, ama yine de kararlıydı. Korkusu ilaçtan kaynaklanmıyordu zaten, Gökhan’ın kalbinin mayın tarlasına dönüşmesinin nedeni bilinmeyenlerin çok fazla yer işgal etmesiydi.
Hayatını kontrol edenin kendisi olmasından yanaydı ve bu da etrafında gelişen olayların neden ve sonuçlarını ne kadar bilirse o kadar rahat olması anlamına geliyordu. Değişimin getireceklerine hazırlık olamamak onun en büyük korkusuydu.
Gözünün içine kadar giren saçını alnına doğru iterken forma boş boş bakmaya devam etti. Köhne sözcüğüne cuk oturan bu yapının en alt katına onunla beraber inen diğer kişilere pek fazla dikkat etmediğini fark etti. Oysaki bundan sonraki hayatında daha çok karşılaşacağını düşündüğü bu yeni yüzlere gözlerinin şimdiden alışması gerektiğini düşünüyordu.
Hüsnü Bey gülümseyerek: “Rahatına bakın, formu doldurduktan sonra birbirinizle tanışmanız için yarım saat zaman veriyoruz. Ben şimdi gidiyorum. Burada konuşabilirsiniz artık.” dedi ve odadan ayrıldı.
Gökhan sessizce formu doldurduktan sonra etrafındakilere göz gezdirdi, ona ancak söz hakkı tanındığında konuşacaktı. Birisi ona soru sormadıkça konuşmayacak demek oluyordu bu.
Bulundukları oda fazla geniş olarak bahsedilemezdi, ama odada bulunanların birilerini rahatsız etmeden odanın etrafında birkaç tur atmasını sağlayacak kadar da geniş sayılırdı. İki tane deri koltuk vardı, tabi yırtılmamış yerleri kalmadığından iki koltuk da pek rahat değildi. Ahşap bir masa ve üç de sandalye vardı bir de. Hüsnü Bey’in masanın üstüne bıraktığı mum son ışıltılarını saçıyordu, az sonra tamamen eriyip odayı daha da karanlığa boğacaktı. Duvarlara asılmış mumların da aydınlatma konusunda diğer aydınlatma araçlarından ders almaları gerekiyordu.
Binaya girmeden önce tüm eşyalarını teslim etmişlerdi, cep fenerinden cüzdanlarına kadar ne varsa almışlardı. Sadece üstlerinde kıyafetleri duruyordu, ama onların yerine de yakında tarikatın üniforması olarak kullanılan siyah cübbe gelecekti.
Gökhan, sarı renkte üstünde “Doğanın bir parçası ol” yazılı bir pankart taşıyan sincap resmi olan bir tişört giyiyordu. Altında da kot pantolon vardı.
Formu doldurmuş diğerlerinin de formlarını doldurmasını beklerken Gökhan odanın her tarafını fotografik hafızasının belli köşesine kaydetmişti. şimdi de artık diğer kişilerle tanışma vakti gelmişti.