Page 1 of 1

Flaş Flaş! Nehir hanımla röportaj yapamadık.

Posted: Tue Aug 18, 2009 6:16 pm
by devrimk
Nehir hanımla röportaja gidiyorum Emirgan'da bir konakta yaşıyor.
Cıvıl cıvıl enerji dolu bir genç kız görüyorum karşımda kliplerde reklamlarda gördüğümüz seksi kadın havası yok içten ve samimi bir şekilde adeta koşarak karşılıyor beni.
"Ne kadar sevindim geldiğinize ben hep sizin derginizi okurum zaten eee ....... di değil mi?" diyor.
"Hayır Süper-ultra Magazin" diyerek düzeltiyorum kendisini.
"Haa evet o işte." diyerek şakır gibi gülüyor adeta.
"Mehmetçiğim kusura bakma ben pek isim tutamıyorum aklımda"
"Murat." diye düzeltiyorum işte.
"Neyse ne içersin?" Derken yeşil gözlerini gözlerime dikiyor sanki başka şeyler ima ediyor gibi. Sonrasında dikkati dağılıveriyor.
"Limonata, cola, soda, ne istersen var bende." diyor 'var bende' kısmını şarkılarında alışık olduğumuz şekilde detone olarak uzatıyor. Aynı zamanda eğilip boynunu kıra kıra oynatarak yapıyor bunu.
Kahkahayı patlatıyor sonrasında "Aaaa. Güzel şarkı sözü olur bu bir kenara yazayım diyor, masadaki peçeteye kargacık burgacık yazmayan bir tükenmezle yazıyor.
Röportaja başlayabilmek için klasik bir soruyla başlıyorum.
"İsminiz gerçekten sizi yansıtıyor mu?"
"Yaa aslında ismim çok güzel. Ben de tıpkı bir nehir gibi bazen çoşar taşarım bazen durgunlaşırım, hem farkettiğiniz gibi fiziksel özelliklerim de benziyor gözlerim nehir gibi."
diyerek gözlerini boncuk boncuk acarak bana dikiyor.
"İyi de nehir dediğin uzun olur senin boyun olsa olsa bir elli.." diyecekken yutkunuyorum. şu anki sevgilisinin dev bir medya sahibi ve dolaylı yoldan benim de patronum olduğunu aklıma getiriyorum.
"Neler okuyorsunuz bu aralar?"
"Irwing Ambrönjensen'in Taşların ruhu kitabını okuyorum, çok etkileyici taşların ruhu varmış aslında inanabiliyor musunuz? Ben felsefeyle çok ilgilenirim taşların yaşayan varlıklar olduğunu öğrenmek çok heyecanlandırıcı."
İsimleri tekrar karıştırdı aslında bahsettiği kitap Harry Potter kopyası bir çocuk kitabı, felsefe kitabı olduğunu kim söylemiş merak ediyorum.
"Çok ilginç hiç duymamıştım nereden buluyorsunuz bu kitapları?"
"Yaa benim Sekocuğum bulur bana kitap hep kendimi geliştirmemi eğitmemi söyler. Sekocuğum aynı babam gibi aynı zamanda hem sevgili hem baba."
Sekocuğum dediği karısının bile Serkan bey diye çağırdığı ünlü işadamı (benim de patronum olan).
“Politika hakkında ne düşünüyorsunuz? Siyasi görüşünüz nedir?”
“Siyasi görüşüm yok aslında, siyasetle ilgilenmek çok banal geliyor. Felsefeyle ilgileniyorum aslında herkes felsefeyle ilgilense dünyada hiçbir sorun kalmaz bence. Ya sence?”
Doğru cevabı vermiş ufak bir çocuk gibi gözlerini dikmiş bakıyor onaylamazsam sonsuza kadar böyle bakabileceğini hissediyorum o yüzden hemen.
“Doğru çok güzel düşünüyorsunuz.” diyorum soru sormama fırsat vermeden makineli tüfek gibi ezberindekileri sıralayıveriyor.
“şarkılarım çocuklarım gibiler, yuvadan uçarlar ama konserlerde tekrar gelirler. Para çok önemsiz bir şey hayatımda mesela burayı almaya param yetmemişti Sekocuğum alıverdi. Evren böyledir işte bir şeyi çok istersen senin olur halleder böyle şeyleri.”
“Ben boş zamanlarımda hep düşünürüm biliyor musunuz? Mesela ayakkabı. Anlamını düşündünüz mü hiç? Ayak-kabı, yani ayağımızı kablıyor.”
Evet herhalde ilkokul yıllarında böyle bir şeyler düşünmüştüm diye geçiriyorum içimden.
“Farklı farklı reklamlarda oynamanıza hayranlarınız ne diyor? Bir markanın yüzü olmaktan korkmuyor musunuz?” O sırada dalmış yani şarkısını yapmaya çalışıyor.

“Limonata, cola, soda,
ne istersen var bendeeeeee,
Başka bir şey istiyorsan
Ã?ekinme sor sendeeeee!”

“Ya reklam güzel bir şey aslında. Güzel bir şey var satamıyorlar bunu satabilmeleri için reklam yapmaları lazım. Zaten o işlerle ben ilgilenmiyorum Seko ayarlıyor o işleri.”

Sekosundan da şarkısından da gına geldiği için röportajı bitirmeye karar veriyorum.
“Neyse ben kalkayım.”
“Tekrar görüşelim Mahmut.”
“Murat.”
“Koyim de tur at.” diyor şen kahkahaları odayı çınlatıyor.
Ã?ıkarken bahçede dikili ağacı gösteriyorum.
“Bu ne ağacı?”
“Palmiye”
“Koyim de tur at.” Diyorum.
“Eee ama uymadı ki?”
“Uysa da koyim uymasa da koyim.” diyorum bu fıkrayı bilmediğinden emin bir şekilde şevkle çıkıyorum bahçeden.
Arkamda bütün neşesi kaçmış şaşkın bir çocuk görüyorum. Sekocuğun kısa zamanda haberi olacaktır bu can sıkıntısından. Yazı işleri müdürünü arıyorum röportajı yapamadığımı ve istifa ettiğimi söylüyorum. Sigaramı yakıp yürüyorum kitapçıda bahsi geçen kitabı görüp alıyorum. Felsefeyle ilgilenmek gerek diyerek alıp yolda okumaya çalışıyorum. Beşinci sayfaya geldiğimde o trenin çoktan kaçtığını anlıyorum.

Posted: Tue Aug 18, 2009 8:12 pm
by Efla
Hoş olmuş :D

Kendimi mizah dergisi okuyor gibi hissettim. Orada yazı yazanların üslubunu yakalamışsın bence. Ocak başındaki ilk mizah yazısı oluyor sanırım. Cİlveli keçide oluyordu bir şeyler ama böyle bi deneme hoş olmuş =)

Posted: Tue Aug 18, 2009 8:13 pm
by Edmond
Evet, felsefe romanı kısmı çok güzeldi özellikle :D

Ben de hiç hatırlamıyorum Ocakbaşı'nda bir mizah yazısı. Ama neden olmadığını da düşününce, cevap veremiyorum :)

Posted: Tue Aug 18, 2009 8:18 pm
by Mark
:clap: :D

Posted: Wed Aug 19, 2009 5:48 pm
by devrimk
Okuyup zaman ayırdığınız ve beğenilerinizi ilettiğiniz için teşekkürler.
Tabii belirteyim hikayede geçen kişi ve kurumların gerçek kişi ve kurumlarla kesinlikle bir alakası yoktur.

Posted: Wed Aug 19, 2009 6:55 pm
by Dura
hoş ve espirili olmuş..

ancak esas son kısmı bir an durmama sebep oldu.. istifa edip kitapçıları gezebilen bir adam..

fena halde maaşlı köle olduğumu hatırlattı bana.. gün içinde kadıköyde, beşiktaşta, istiklalde dolaşma düşüncesi, hiçbir bağlantın ve düşüncen olmadan yolların ve sokakların tadını çıkarma fikri hüzünlendirdi ofis içine kilitlenmiş bu köleyi..