1. Bölüm "Ayrıkvadi"

Ayrıkvadi, bu sene çok fazla konuk ağırlamıştı. İyi halkı temsil eden herkes Elrond’un evinde toplanmıştı ve bir toplantı düzenlenmiş, Sauron tehdidine karşı neler yapılması gerektiği konuşulmuştu.
Sauron, bir maia idi yani orta dünyada yaşayan diğer ırklar gibi kılıçla öldürülemezdi. Ama Elrond, Sauron’un zayıf noktasını biliyordu. Sauron, ikinci çağda tüm iyi halkı etkisi altına alabilmek için sihirli bir yüzük yapmıştı. Bu yüzüğü işlerken de kendi gücünün bir kısmını yüzüğün içine de aktarmıştı.
Elrond’un da yer aldığı Son ittifak diye bilinen bir savaş yapılmıştı ikinci çağın sonunda ve Sauron’un bedeni mağlup edilmişti, lakin yüzük yok edilmediği için Sauron hala yaşıyordu. Ama artık bir bedeni yoktu, çünkü yüzüğüne bağlı olduğundan ondan ayrı kaldığında sadece ruhu Mordor’a kaçabilmeyi başarmıştı ve orada da kapaksız, kızıl ışıklar saçan devasa bir kedigözüne bürünmüş, Baraddur Kalesi’nin tepesine yerleşip Orta Dünya’yı gözetlemeye başlamıştı.
Elrond, divanda fazla detaya girmeye gerek duymadan Son İttifak savaşından bahsetmişti ve iyi halkı Sauron’u yenmek istiyorlarsa yüzüğün yok edilmesi konusunda da ikna etmişti. Shireli bir hobbit olan Frodo, yüzüğü taşıma sorumluluğunu üstlendi, geriye Frodo ile beraber gidecek grup üyeleri belirlemek kalmıştı. Ama Elrond, grup yola çıkmadan önce çevrede büyük çapta bir araştırma başlatmıştı, bu tehlikeli yolculukta yardımcı olabilecek herkese haberler ulaştırılacak ve en önemlisi de Mordor’a en kısa ve tehlikesiz olan yollar belirlenecekti.
Danışmanı Erestor, divanda konuşulanlar ile ilgili ayrıntılı bir rapor yazmıştı ve Elrond ile beraber bir kez daha divandaki meseleleri gözden geçiriyorlardı. Erestor, gerekmedikçe konuşmazdı. Divanda ise sadece bir defa konuşmuştu, o da bir öneri getirebilmek için.
Elrond daha yüzüğün yok edilmesi meselesine gelmediği için herkes öncelikle yüzüğü güvenilir bir yerde saklamayı düşünüyordu. En çok düşünülen şey, yüzüğün Orta Dünya’nın batısındaki sonsuz denize atılıp unutulmasıydı. Hem yıllar önce daha yüzüğün varlığı ortaya çıkmadan, Saruman Ak Divan’ı da yüzüğün Ulu Nehir vasıtasıyla denize gidip kaybolduğu yalanını söylemişti. Böylece düşmanın yalanı gerçek olabilirdi, ama Mithlond’dan katılan Galdor, denizlerle içli dışlı olduğundan bunun mümkün olmayacağını mantıklı bir şekilde anlatmıştı.
Ardından Valar’ın yaşadığı ölümsüz diyarlara yollama fikri atılmıştı, ama yüzük Orta Dünya’da yapıldığı için Orta Dünya’nın sorunuydu ve Valar’ın bu meseleyle ilgilenmeyeceği açıktı.
Erestor, Frodo’nun Ayrıkvadi’ye yüzüğü getirilirken yaşadığı maceralarını dinlemişti merakla ve Tom Bombadil’in bahsinin geçmesi üzerine yüzüğün ona emanet edilebileceğini önermişti. Ama bu önerisi kabul görmemişti, o da bir daha konuşmadan sessizce konuşulan konularla ilgili kısa notlar almıştı.
“Yeni konuklarımız geldi mi?” diye sordu Elrond, danışmanına.
“Gelenler oldu. İsterseniz haber vereyim, toplantı salonuna geçsinler.” diye yanıt verdi Erestor.
“İyi olur, Erestor. Herkesin yardımına ihtiyacımız var bugünlerde. Oğullarım hala dönmedi değil mi?”
“Dunedain kafilesi ile dün yola çıkmışlardı. Etten avlaklarındaki ork kampını araştıracaklardı. Kendi amaçları olan haydut bir ork çetesi mi yoksa Nazgullerle bağlantılı mı çalışanlardan, bunu öğrenecekler ve duruma bağlı olarak da harekete geçecekler.”
“Aragorn ama hala burada değil mi?” diye sordu bu sefer Elrond. Aragorn da Elrond için bir oğul gibiydi, onu Elrond büyütmüştü ve Aragorn, gerçek ismini bile yirmi yaşına kadar öğrenememişti. Dunedain olduğunu öğrendikten sonra da gezgin hayatı başlamıştı.
“Buralarda olması lazım, ama Gandalf ile birlikte akşamüstü bir etrafı turlayacaklardı. Athelas otları karın altında kaybolmadan önce toplamayı düşünüyorlardı.” diye yanıt verdi Erestor. Athelas otu, Aragorn’un sıklıkla yara tedavilerinde kullandığı bir bitkiydi. Uzun yollarda, etrafta tıbbi bir yardım alınacak imkân olmadığında bu ot işe yarardı. Hastayı ya da yaralıyı iyileştirmezdi ama hastalığın ilerlemesini ya da yaranın iltihap kapmasını engellerdi en azından.
“Gitmeden önce bana haber versinler, tamam mı?”
“Olur. Onlara iletirim.”
“Sen yeni gelenlere haber ver şimdi, ben birazdan onlarla konuşmak için geleceğim.”
Erestor, Elrond’u yalnız bıraktı ve yeni gelenleri karşılaşmak için ön bahçeye doğru yol aldı. Galeri salonundan ilerliyordu daha kestirme olur diye. Tablolar ve heykellerle donanmıştı bu salon. Hatta salonun ortasına bir fıskiye bile yapılmıştı. Erestor, ne zaman bu salondan geçse bir tablo hep gözüne takılırdı. Son ittifak resmedilmişti tabloda ve Numenor insanların kralı Elendil ile Elf beyi Gil-Galad’ın Sauron ile olan epik savaşının olduğu sahneye yer verilmişti. Elendil’in kılıcı Narsil ikiye bölünmüştü, ama yine de kırık kılıcıyla olsa bile yılmadan savaşmasını sürdürüyordu. Gil-Galad ise mızrağını ileri doğru uzatmıştı. Sauron ise koca topuzunu havaya kaldırmış ve tehditler savuruyordu.
Erestor, bu epik savaşın sonunu biliyordu Elrond’un anılarından. Ã?ünkü sadece o savaşa bitmiş kişilerden Elrond şu anda sağdı. Savaşın her bir detayını, Elrond’dan öğrenmişti. Elendil ve Gil-Galad, Sauron’u savaşarak yormuşlardı ama Sauron, herhangi bir kılıç yarasından etkilenmezdi. Yine de yorgun düşmüştü ağır topuzu kaldırmaktan. En sonunda ağır yaralanan Elendil ve Gil-Galad, ölmüştü ve Sauron zaferinin tadını çıkartıyordu. Ama göremediği şey, babasının kırık kılıcını kapan İsildur’un arkadan ona saldırmasıydı. Düşük bir olasılık, iyi halkın şansıydı belki de bu ama gerçekleşmişti ve Sauron ağır topuzuyla İsildur’a saldıramadan, İsildur kırık kılıcıyla Sauron’un yüzüğünün takılı olduğu parmağı kopardı. İsildur bunu bilerek yapmış olamazdı, zaten gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Sadece şans ondan yanaydı ve yüzüğü kopunca da Sauron yenilmişti.
Erestor, galerinin bulunduğu bir üst kattaki odadan söylenen bir şarkıyla kendine geldi. şarkıdan etkilenen Erestor, kendini tutamadı ve üst kata çıktı. Odada kimin kaldığını biliyordu, şarkıyı kimin söylediğini de. şarkı, Erestor’un sonradan hatırlayacağı kadarıyla şöyleydi:
“Seni beklediğimi biliyorsun
Ama yine de sen gitmek için ısrar ediyorsun
Mutlu olmak varken yola çıkmak niye?
Yine de ben burada seni bekliyorum
Vakit varken son bir defa gülümse bana
Sonra karanlık girecek aramıza”
Elrond, ona Akşamyıldızı derdi. Elflerin en güzeli oydu, büyükannesi Galadriel’in asil duruşunu ve babası Elrond’un da cesur yüreğini almıştı. Arwen, yıldızların kraliçesi Varda’nın Orta Dünya’ya hediyesiydi sanki. şarkı söyleyerek bir şeyler dikiyordu. Erestor, Arwen’in ne diktiğini anlayamamıştı o anda. Arwen işini bırakıp, Erestor’a selam verdi.
“İyi günler, Erestor.”
“İyi günler, leydim. şarkınızı duydum da tutamadım kendimi, kusura bakmayın. O güzel yüzünüzü bir görmek istedim.”
“Teşekkür ederim, Erestor.” dedi Arwen nazikçe. Ardından: “Aragorn’dan haberin var mı?” diye sordu.
“Buralarda olması lazım.” diye geçiştirdi Erestor soruyu, sonra da Elrond’un ona verdiği görev aklına geldi ve: “şimdi gitmem lazım, görüşürüz leydim.” dedi ve gitti.
Erestor, ön bahçeye vardığında yeni gelen daha fazla kişinin olduğunu fark etti. Gülümseyerek: “Ayrıkvadi’ye hoş geldiniz.” dedi. Sonra da: “Elrond sizi toplantı salonunda ağırlayacak. Geldiğiniz için teşekkür ederiz.” diye ekledi.
“Başlangıç olarak sormak istediğiniz sorular varsa bana sorabilirsiniz, ama çoğu sorunuza Elrond’un yanıt verebileceğini hatırlatırım.” dedi ve yeni gelenlerin sorularını bekledi.
Not: Ayrıkvadi’ye varma maceranızdan da kısaca bahsederek yazınıza başlarsanız sevinirim, arkadaşlar. Erestor’a sorunuz yoksa da belirtirsiniz ama herkes yazmadan devamını yazmam mümkün değil.

